(AİHS m. 6, 50, 53)
Başvuru no: 8660/79
I. Dava konusu olaylar
1932 doğumlu bir İsviçre vatandaşı olan başvurucu, bir gazetecidir.(8)
Başvurucu 27 Ocak 1972 tarihinde, artık yayınlanmayan günlük "National Zeitung" gazetesinde, Tele-Reportoire S. A. adlı şirketi ve müdürü bay Vassı dolandırıcılıkla suçlayan bir makale yayınlamıştır. Başvurucu makalesinde, bay Vassın evinde ve işyerinde arama yapılmasını, aranan şeylerin bulunması halinde tutuklanmasını istemiştir. Yine başvurucu bundan altı gün önce savcılığa suç duyurusunda bulunmuş, savcı 10 Şubatta başvurucunun ifadesini aldıktan sonra, 10 Mayıs 1972de takipsizlik kararı vermiştir.(9/1)
Başvurucu tarafından sözü edilen olaylar, bir başka gazeteci bay Fust tarafından 19 Ocak 1972 tarihli günlük "Blick" gazetesinde de yayınlanmıştır. Bay Fusta göre, bu şirketin telefon rehberlerinin satışını artırmak için telefon faturalarına benzeyen üyelik formları kullanmakta olması, bunun İsviçre posta işletmesi tarafından sağlanan olağan bir hizmet olduğu ve aylık faturalar gibi ödenmesi gereken bir borç doğurduğu izlenimi vermiştir.(9/2)
Şirket ve müdürü, her iki gazeteci aleyhinde, basın yoluyla iftirada bulunma (defamation) suçu işledikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulunmuşlardır. Başvurucu aleyhindeki şikayet 29 Şubat 1972de yapılmıştır. Soruşturma yargıcı 6 Haziranda, avukatlarının huzurunda tarafların ifadelerini almıştır. Bunun öncesinde başvurucunun avukatı bazı belgeler sunmuş ve delil toplanmasını istemiş, 28 Haziranda da birkaç tanığın dinlenmesini istemiştir. Ancak yerel mahkeme, şikayetçi müdürün talebi üzerine, diğer gazeteci Fust hakkında açılan soruşturmanın sonuçlanmasına kadar, başvurucu hakkındaki soruşturmanın durdurulmasına karar vermiştir. Fust hakkındaki muhakeme 28 Şubat 1972de başlamış, bir çok usul olayı ile karşılaştıktan sonra 2 Eylül 1975 tarihinde Zürih "Yüksek Mahkemesi"nin 1. Ceza Dairesinin kararıyla sonuçlanmıştır: Fusta 200 İsviçre Frangı para cezası verilmiş, ayrıca 1,400 Frank yargılama gideri, şahsi davacılardan her birine masrafları için 1,400 Frank ödemesine hükmedilmiştir.(10)
Bu karardan önce 22 Ağustos 1975te şikayetçi müdür, başvurucu hakkındaki davanın yeniden başlamasını istemiş, bu talebiyle birlikte dava zamanaşımı konusunda mahkemenin dikkatini çekmiştir. Talebi 12 Eylülde kabul edilmiş, başvurucunun kabulü üzerine dava yerel mahkemeden Dava mahkemesine (assize court) 1 Ekim 1975te nakledilmiştir. 6 Kasım 1975te Zürih Yüksek Mahkemesi Kovuşturma Dairesi (Prosecution Chamber) şikayeti kabuledilebilir bulmuş ve davanın Dava mahkemesinde görülmesine karar vermiştir. Başvurucu bu karara karşı 24 Kasımda kamu hukuku itirazında bulunmuş, bu itiraz 6 Ocak 1976da Federal Mahkeme tarafından reddedilmiştir.(11/1)
Dava Mahkemesi Yazı İşleri Müdürü 19 Kasım 1975te, davacı müdürün avukatına, duruşmanın 19-21 Ocak 1976 tarihleri arasında yapılacağını telefonla bildirmiş, ancak daha sonra Federal Mahkemenin kararını beklemek üzere ertelenmiştir. Federal Mahkeme 6 Ocak 1976da kararını verince, Hükümete göre, daha önce kararlaştırıldığı gibi 19-21 Ocak tarihlerinde duruşma yapmak için artık geç kalınmıştır. Buna rağmen Dava Mahkemesi 21 Ocak 1976da, tarafları, "kesin" zamanaşımı süresi sona ermesine çok az bir zaman kaldığı için, yargılama giderleri konusunda görüşlerini bildirmeye davet etmiştir. Her iki taraf da yazılı olarak görüşlerini bildirmişlerdir. Başvurucu mahkemeden bazı deliller toplamasını da istemiştir.(11/2)
12 Mayıs 1976da Zürih Dava Mahkemesi dört buçuk yıllık "kesin" zamanaşımı süresinin 27 Ocak 1976da dolduğu gerekçesiyle başvurucu hakkındaki şikayeti dinleyemeyeceğine karar vermiştir. Bu mahkeme başvurucunun, 562 Frank mahkeme masrafının bir şahsi davada davalının ödemesi gereken üçte iki oranındaki 374 Frangı ödemesine, ayrıca şikayetçilerin talep ettikleri 3,600 Frank tutarındaki masraflarına karşılık her birine 600 Frank tazminat ödemesine karar vermiştir.(12)
Bu mahkeme verdiği kararı, Zürih Ceza Usul Kanununun 293. maddesine dayandırmıştır; bu maddeye göre, kuraldan ayrılmayı gerektirecek özel koşullar bulunmadıkça, kaybeden taraf yargılama giderlerini üstlenir ve diğer tarafın masraflarını karşılar. Zürih Dava Mahkemesine göre, bu olayda kaybeden taraf şahsi davacılardır; zamanaşımı nedeniyle başvurucunun mahkumiyetini sağlayamamışlardır. Dava Mahkemesi daha sonra, cezai sorumluluğun bulunmaması nedeniyle beraatle veya sanığın ölümü nedeniyle davanın düşmesiyle sonuçlanan Zürih mahkemesinin içtihatlarına dayanmıştır. Buna göre masraflar bölüştürülürken, sanığın cezai sorumluluğu bulunsaydı veya yaşasaydı kararın ne olacağının tahmin edilmesi gerekir. Bu mahkemeye göre, zamanaşımı nedeniyle sona eren bir dava bakımından da aynı şey uygulanır; "ücretleri ve masrafları üstlenme yükümlülüğü", "zamanaşımı bulunmasaydı verilecek olan karara dayanır". Ayrıca şahsi bir davadaki masraflar, Devlet tarafından üstlenilemez; konuyla ilgili yerleşik uygulamaya göre olaylarla ilgili daha fazla araştırma yapma gereği de yoktur.(13/1-2)
Dava Mahkemesi bu davanın sonucunu tahmin ederken, Yüksek Mahkemenin diğer gazeteci Fust hakkında, 2 Eylül 1975 tarihli kararına (bk. yukarıda parag. 10) dayanmış, bu kararı özetlemiş ve geniş alıntılarda bulunmuştur. Dava Mahkemesine göre başvurucu hakkındaki dava, ufak bazı değişikliklerle gazeteci Fust aleyhindeki iftira davasıyla aynıdır; başvurucu ortada dolandırıcılık bulunduğunu iddia etmekle ve şahsi davacıların tutuklanmasını istemekle, aslında daha ağır suçlamalarda bulunmuştur; başvurucu bu iddialarını doğrulamak için çaba göstermemiştir; başvurucu şirketten fatura biçimindeki üyelik formunu aldığında, telefon rehberine kalın harflerle yazılmak için ödeme yapılması gerektiğine dair uyarıyı kağıdın arkasında görmüştür; kendi ifadesine göre kandırılmamıştır; ancak Fustun birkaç gün sonra diğer gazetedeki yazısının ardından, bu konuda bir tedbir alması için telefon idaresini uyarmak amacıyla, suçlama içeren makalesini yazmıştır; ancak durum kendisine çok açık göründüğünden, yazıdan önce şahsi davacı şirket müdürüyle irtibata geçmeyi gerekli görmemiştir; başvurucu daha ayrıntılı bilgi almak için teşebbüste bulunmaması nedeniyle, görevinin gerektirdiği özeni yerine getirmemiştir; gerekli bilgileri aldıktan sonra bu yöntemi onaylamadığını belirtebilirdi; ancak dolandırıcılıkla suçlamaya hakkı yoktu; zamanaşımı nedeniyle dava sona ermeseydi her halükarda mahkum olacaktı; başvurucunun şikayetiyle açılan dolandırıcılık soruşturmasının takipsizlikle sonuçlanması nedeniyle başvurucunun mahkumiyeti daha da gerekli hale gelmiştir; Ceza Usul Kanununun 293. maddesi göre yargılama giderlerine hükmedilirken, "özel koşulların" dikkate alması gerekmektir; bu koşullar arasında, şahsi davacının davranışlarının 189. maddeye göre şikayetin yapılmasına katkıda bulunup bulunmadığı da yer almaktadır; gerçekten de şikayet konusu makaleye yol açan şey, şahsi davacıların ticari faaliyetleridir; şahsi davacılar sanığın tepkisini tahrik etmiştir; sanık belirli bir amaçla hareket etmiş de olsa, saldırıları aşırıdır; hoşgörülebilir sınırın ötesine geçmiştir; bu nedenle zamanaşımı nedeniyle dava sona ermemiş olsaydı, şikayet konusu makalenin çok büyük bir olasılıkla sanığın mahkumiyetine yol açacağı kabul edilebilirdi; bu nedenle mahkeme masraflarının üçte ikisinin sanık tarafından, üçte birinin de şahsi davacılar tarafından ödenmesi uygun görünmektedir.(13/3)
Başvurucunun avukatı, bu kararın bozulması için 26 Temmuz 1976da başvurmuştur; dayanakları arasında Sözleşmenin 6(2). fıkrası de yer almıştır. Zürih Temyiz Mahkemesi bu başvuruyu 30 Eylül 1976da reddetmiştir. Temyiz Mahkemesi masumiyet karinesini bir delil kuralı olarak düşünmüştür. Bu mahkemeye göre yayınlanan makalenin iftira niteliği taşıdığı tartışmasızdır. Bu nedenle iddialarının doğruluğuna kanaat getirmek için dayanakları bulunmadıkça, zamanaşımından dolayı dava sona ermemiş olsaydı başvurucu mahkumiyetten kurtulamazdı; ancak Dava Mahkemesi böyle bir sorun bulunmadığı sonucuna varmıştır. Temyiz Mahkemesine göre Sözleşmenin 6(2). fıkrası, hakkında iftira suçu isnad edilen bir kimsenin şahsi davacı tarafından kötü niyetli olduğu kanıtlanmadıkça iyi niyetli olduğu anlamına gelecek şekilde yorumlanamaz. Sözleşmenin Sözleşmeci Devletlerin ceza hukukunu tersine çevirmeyi amaçladığı düşünülemez. Dahası, Sözleşmenin 6(2). fıkrasının uygulama alanı pek açık değildir. Bu maddenin iftira nedeniyle açılan bir ceza davasında gerçeğin ortaya çıkarılmasını kapsayacak kadar geniş olduğu kabul edilemez. Dava Ceza Mahkemesinin delil toplamadan, başvurucunun şahsi davacılar aleyhindeki iddialarının gerçekliğini kanıtlayamadığı sonucuna varması, Sözleşmenin bu maddesini ihlal etmez. Temyiz Mahkemesi başvurucunun yargılama gideri olarak 251 Frank, şahsi davacıların masraflarına karşılık 600 Frank ödemesine hükmetmiştir.(14)
Başvurucunun avukatı, 1 Kasım 1976da Federal Mahkemeye, Sözleşmenin 6(2). fıkrasına dayanan kamu hukuku itirazında bulunmuştur. Başvurucunun 5 Ocak 1977 tarihli talebi üzerine Mahkeme Başkanı, İnsan Hakları Avrupa Komisyonu önünde benzer davaların (başvuru no. 6281/73 ve 6650/74; 7640/76) görülmekte olması nedeniyle yargılamayı durdurmuştur. Bu başvuruların Sözleşmenin 28(b) bendine göre dostane çözümle sonuçlanması üzerine, iç hukuktaki dava yeniden görülmeye başlanmıştır.(15)
Federal Mahkeme, kamu hukuku itirazını 16 Mayıs 1979 tarihinde reddetmiştir. Bu mahkemeye göre öncelikle bu dava, savcının karışmadığı, iftira nedeniyle şahsi dava olduğundan, masraflar Devlete yükletilemez; şu veya bu biçimde taraflar arasında bölüştürülmelidir. Böyle bir olayda sadece sanığın cezai sorumluluğu değil, fakat aynı zamanda şahsi davacının itibarının tehlikeye girmiş olması da göz önünde tutulmalıdır. Bu özel durum, masrafların bölüştürülmesi üzerinde sonuç doğurabilir.(16/1)
Federal Mahkemeye göre, sonradan ortaya çıkan usul engelleri nedeniyle bir ceza davası, esas hakkında bir kararla değil de, şikayetin dinlenemeyeceği şeklinde bir beyan veya son verme (discharge) gibi, suçluluk sorununu açık bırakan bir kararla sona ermesi halinde, hakkaniyet, masraflar konusundaki hükümle ilgili olarak, bu tür bir engelin bulunmaması durumunda davanın muhtemel sonucunun dikkate alınmasını gerektirebilir. O halde davanın esasının yüzeysel olarak incelenmesinden sonra, zamanaşımı sınırı bulunmaması halinde hangi tarafın muhtemelen başarılı olacağını düşünmek doğrudur.(16/2)
Federal Mahkemeye göre bu davada, masumiyet karinesinin ihlali söz konusu değildir; mahkumiyete eşdeğer biçimde suçun tespitine dair yargısal bir kararı ima eden bir tedbir de bulunmamaktadır. Dava Mahkemesinin "delillerin kısmen takdiriyle başvurucunun iftira suçundan muhtemelen mahkum olacağı" sonucuna vardığı doğrudur; ancak bu, "suçun resmen sübutu" olmayıp, yargılamanın muhtemel sonucunun tahmin edilmesidir. Dava Mahkemesi, önündeki delillere dayanarak karar vermek zorunda olduğundan ve Zürih içtihatları masrafları bölüştürme amacıyla olayları daha fazla soruşturmayı yasakladığından, davanın olağan şekilde sürmesi halinde beraatle sonuçlanması hala mümkündür. Masrafları ödeme kararının kendisi, cezai bir mahkumiyete eşdeğer görülemez. Dava Mahkemesi suçluluk hakkında değil de sadece masrafların bölüştürülmesi konusunda karar verdiğinden, başvurucu ve şahsi davacılar Sözleşmenin 6(2). fıkrasına dayanamazlar.(16/3)
Federal Mahkemeye göre, davanın muhtemel sonucu kriteri ancak, eldeki verilerin yeterince güvenilir tahminde bulunulmasına imkan vermesi ve taraflara daha önce masrafların bölüştürülmesi konusunda görüş bildirme fırsatı verilmiş olması halinde kullanılabilir bir kriterdir. Bununla birlikte bu bağlamda uyulması gereken sınırlar sadece masumiyet karinesi değil, fakat aynı zamanda keyfi kararları yasaklayan genel ilkeler ve kişinin yargılanma hakkıdır. Başvurucu bu konuda bir şikayette bulunmamıştır.(16/4)
Federal Mahkemeye göre son olarak, Dava Mahkemesinin sadece zamanaşımı sınırı olmasaydı davanın başvurucunun mahkumiyetiyle sonuçlanıp sonuçlanmayacağını değil, fakat aynı zamanda iki şahsi davacının yargılama sırasındaki tutumunu da dikkate aldığını not etmiştir. Federal Mahkeme, başvurucunun yargılama giderleri için 643 Frank, davacıların masrafları için de 800 Frank ödemesine hükmetmiştir.(16/4)
II. Konuyla İlgili İç Hukuk
Kişinin şeref ve haysiyetine karşı suçlar, 1937 tarihli Federal Ceza Kanununun 173-178. maddelerinde düzenlenmiştir. Basit iftira (simple defamation) altı aya kadar, ağır iftira üç yıla kadar hapis cezasını gerektirmektedir. Kanunun 178. maddesine göre, bu suçların takibi iki yıllık zamanaşımına tabidir. Ancak bir soruşturma işlemi yapıldığında süre durur ve yeniden başlar. Bununla beraber kişinin şerefine karşı suçlarda, normal zamanaşımının iki katı olarak "kesin" dört yıllık zamanaşımı süresi vardır. İsviçrede bu tür suçlarla ilgili ceza davaları şahsi şikayet yoluyla açılır; Devlet değil, zarar gören taraf insiyatifi alır. Savcı davada yer almaz. Dava kural olarak Sulh Mahkemesinde (District Court) görülür; ancak iftira suçu basın yoluyla işlenmişse, sanık, davanın Asliye Mahkemesine (Assize Court) nakledilmesini isteyebilir. Bu durumda Zürih Yüksek Mahkemesi Ceza Dairesi, şikayetin kabuledilebilirliği konusunda karar verir. Eğer bu mahkeme şikayetin dinlenmeyeceğine karar verirse, şahsi davacı (private prosecutor) bu karara itiraz edebilir; ancak mahkeme şikayetin dinlenebileceğine karar verirse, sanık mahkemenin yetkisizliği dışında itirazda bulunamaz. Mahkemelerin Kuruluşuna dair Kanunun 160(8). fıkrasına göre cezai konulardaki sonkararlar, hem suçluluk sorunu ve bunun - beraat, ceza, yasaklama veya yardım tedbirleri gibi - sonuçlarını ve hem de zararlar, masraflar ve tazminatlar konusunda, kararları içermelidir. Mahkeme masrafları ve giderler, verilen cezaların tersine sadece mahkemenin ceza davaları kartonuna işlenmekte, fakat adli sicile (judicial criminal records) işlenmemektedir.(18)
Şahsi davalarda giderler, tarafların yaptıkları masrafları ve ayrıca mahkeme masraflarını içermemektedir. Mahkeme masrafları kural olarak Devlet tarafından değil, taraflarca karşılanmalıdır. Bu bağlamda 293. madde şöyledir: "Mahkeme masrafları kaybeden tarafa yüklenir ve diğer tarafın giderlerini tazmin eder; ancak özel koşulların gerektirmesi halinde, bu kuraldan istisna edilebilir." Hükümete göre, bir mahkeme masrafların bölüştürülmesine karar verirken, uygulayacağı kriterin seçiminde belirli bir takdir yetkisine sahiptir. Bu mahkemeler, yargılamadan önce veya yargılama sırasında tarafların davranışlarını, iyi niyet kurallarını ihlal edip etmediklerini, hakkaniyet ilkesini ve yargılamanın muhtemel sonucunu tahmine götürecek nedenselliği de dikkate alabilirler.(19)
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA (ÖZET)
Başvurucu, İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna yaptığı 20 Haziran 1979 tarihli başvuruda, Zürih Dava Mahkemesinin Ceza Usul Kanununun 293. maddesi gereğince soruşturma ve yargılama ile şahsi davacıların masraflarının üçte ikisini ödemesine hükmeden 12 Mayıs 1976 tarihli kararından şikayetçi olmuştur. Başvurucu, bu kararın "kuşku üzerine bir cezalandırma" olduğunu ve dolayısıyla Sözleşmenin 6(2). fıkrasının ihlal ettiğini iddia etmiştir.(20)
Komisyon 17 Aralık 1980 tarihinde başvurunun kabuledilebilirliğine karar vermiştir. Komisyon 16 Mayıs 1981 tarihli raporunda oybirliğiyle Sözleşmenin 6(2). fıkrasının ihlal edildiği görüşünü açıklamıştır.(21)
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
23. Başvurucu, Sözleşmenin 6(2). fıkrasının ihlalinden mağdur olduğunu iddia etmiştir. Bu fıkra şöyledir:
"Hakkında suç isnadı bulunan bir kimse, hukuka göre suçlu olduğu kanıtlanıncaya kadar masum sayılır."
Başvurucu ihlalin, Zürih Dava Mahkemesinin zamanaşımı nedeniyle davayı sona erdirirken, yargılama giderleriyle birlikte Tele-Repertorire S. A. şirketi ile bay Vassın masraflarının ödenmesine hükmeden 12 Mayıs 1976 tarihli kararından kaynaklandığını ileri sürmüştür.
I. Sözleşmenin 6(2). fıkrasının uygulanabilirliği
24. Hükümetin temel savunması, bu davanın, hem konu bakımından ve hem de zaman bakımından yukarıda geçen hükmün kapsamı dışında kaldığı şeklinde olmuştur.
A. Konuyla ilgili olarak Sözleşmenin 6(2). fıkrasının uygulama alanı
25. Birinci konuyla ilgili olarak, Sözleşmenin 6(2). fıkrasının, hem takibatın ve hem de Dava Mahkemesinin bu yargılamadaki görevinin niteliği bakımından uygulanabilir olmadığı söylenmiştir.
1. Söz konusu takibatın niteliği
26. Hükümet, başvurucu Minelliye Sözleşmenin 6(2). fıkrası anlamında "suç isnad edildiği"ni kabul etmiştir. Ancak Hükümet, iftira şeklindeki şahsi davanın "cezai bir konu" olmadığını, fakat asıl olarak kişisel (civil) nitelikte olduğunu belirtmiştir. Hükümet, iyi bir itibara (reputation) sahip olma hakkını "kişisel bir hak" olarak niteleyen ve "şahsi davaların Sözleşmenin 6(1). fıkrasına girmediğini" belirten Komisyon içtihatlarına dayanmıştır.
Komisyon, Hükümet tarafından yanlış anlaşılma olduğunu belirtmiş ve Hükümetin görüşüne katılmamıştır: Komisyona göre, iyi bir itibara sahip olma hakkı buna sahip olan bireylerin kişisel nitelikte bir hakkı olmakla birlikte, iftiradan yargılanmakta olan bir kimse hiç kuşku yok ki bir "suç isnadı"nın muhatabı olup, bu nedenle Sözleşmenin 6(2) ve 6(3). fıkralarını ileri sürebilir. Başvurucu aynı görüştedir.
27. Mahkeme, aleyhinde "bir suç isnadı" bulunduğu itiraz konusu olmayan Minellinin, "hakkındaki suç isnadı"nı cevaplandırması gerekip gerekmediğini belirlemek durumundadır. Hükümetin de hatırlattığı gibi, Sözleşmenin 6(2). fıkrasında yer alan masumiyet karinesi, 6(1). fıkrasının gerektirdiği adil bir ceza yargılamasının unsurlarından biridir (bk. 27.02.1980 tarihli Deweer kararı, parag. 56, ve 26.03.1982 tarihli Adolf kararı, parag. 30).
28. Bir kimsenin "kişisel" bir hakkının ihlali, bazen cezai bir fiil de oluşturabilir. Bir "suç isnadı" bulunup bulunmadığını belirleyebilmek için, başka şeylerin yanında, sanığın yürürlükteki iç hukuk kuralları karşısındaki durumunu, Sözleşmenin 6. maddesi ışığında incelemek gerekir (bk. yukarıda geçen Adolf kararı, aynı yer).
İftira, İsviçre Federal Ceza Kanununda düzenlenmiş cezalandırılabilir bir suçtur (bk. yukarıda parag. 17). İftira suçu, sadece mağdurun şikayeti üzerine takip edilebilir; fakat bu suçun takibatı Kantonların ve bu olayda da Zürih Kantonunun Ceza Usul Kanununda düzenlenmiştir; yargılama adli sicile işlenecek olan bir para cezasıyla ve hatta hapis cezasıyla sonuçlanabilir (bk. yukarıda parag. 18).
Buna göre Mahkeme, başvurucu Minelli hakkında, Tele-Repertoire S.A. ile bay Vass tarafından 29 Şubat 1972 tarihinde açılan davanın cezai niteliğinden kuşku duymamaktadır.
2. Dava Mahkemesinin yürüttüğü görevin niteliği
29. Hükümete göre, Zürih Dava Mahkemesi zamanaşımı nedeniyle yargılamanın engellenmiş olduğunu beyan ettikten sonra masraflara hükmederken, yargısal görevinden nitelik olarak tamamen farklı idari bir görev yerine getirmiştir; bu mahkeme, bir delil kuralından başka bir şey olmayan masumiyet karinesiyle alakasız nitelikte, usuli bir karar vermiştir.
Öte yandan Komisyona göre Sözleşmenin 6(2). fıkrası, kelimenin dar anlamında bir hüküm ile sonuçlanmayan takibatlar için de uygulanır. Dahası olayda Dava Mahkemesi tek bir usul işlemiyle, şikayet üzerinde daha fazla durmamaya ve mahkeme masraflarıyla şahsi davacıların masraflarının başvurucu tarafından ödenmesine karar vermiştir.
30. Mahkemenin görüşüne göre Sözleşmenin 6(2). fıkrası, yargılamanın sonucu ne olursa olsun, sadece isnadın esasının incelenmesini değil ceza davasının bütününü düzenlemektedir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte yukarıda geçen Adolf kararı, parag. 33/son).
Zürih Kantonunda masrafların bölüştürülmesi hakkında verilen bir hüküm, ceza davasındaki kararın normal bir kısmı olup, davanın belirli sorunlarını çözmektedir. Bu bağlamda kararın, esas hakkında sonuca varıldıktan sonra verilmiş olması veya karar metninin ayrı bir belgede yer almasının pek önemi yoktur.
Aslında burada birbiri ardına veya aralıklarla yapılan kısmi usul işlemleri bulunmadığı gibi, Mahkemenin değişik koşullarda Sözleşmenin 6. maddesinin uygulanabilirliğini saptadığı Adolf kararındaki (bk. parag. 32) gibi, "değişik aşamalarda gerçekleşen tek bir usul işlemi" de bulunmamakta, fakat her şeyi kapsayan tek bir usul işlemi bulunmaktadır. 12 Mayıs 1976 tarihli kararda, yasal zamanaşımı süresinin dolduğu ortaya konulduktan sonra, başvurucu Minellinin mahkeme masraflarının üçte ikisini karşılamasına ve Tele-Reportoire S.A. ile bay Vassın masraflarını ödemesine hükmedilmiştir (bk. yukarıda parag. 12). Karar gerekçesinin iki kısmının birbirinden ayrılamayacağı görülmektedir. Masrafların bölüştürülmesi, yargılamanın sona ermesinin tabii ve zorunlu bir unsurudur. Dahası, Hükümet bunu duruşmada kabul etmiştir. Bu durum kararın hüküm fıkralarıyla açıkça teyid edilmektedir: Suç isnadının dinlenemeyeceği beyan eden ilk noktadan hemen sonra yargılama giderleri ve masrafların tazminiyle ilgili nokta gelmektedir.
B. Sözleşmenin 6(2). fıkrasının zaman bakımından uygulanma alanı
31. Hükümete göre şikayet konusu karar, en azından zaman bakımından Sözleşmenin 6(2). fıkrasının uygulama alanı dışında kalmaktadır. Hükümet, zamanaşımının devreye girdiği 27 Ocak 1876 tarihine kadar (bk. yukarıda parag. 12), başvurucu Minellinin masumluk karinesinden yararlandığını ve Dava Mahkemesinin de zamanaşımının hukuki sonuçlarına dikkat etmekle yetindiğini ve sonra da masrafları bölüştürdüğünü ileri sürmüştür.
Komisyon bu görüşe katılmamıştır. Komisyona göre, bir dava tek bir aşama yerine bir çok aşamada sona erebilir; burada ise uzun gerekçeli 12 Mayıs 1976 tarihli karar son aşamayı oluşturmuştur.
32. Mahkeme, Komisyona katılmaktadır. Zamanaşımı başvurucu aleyhindeki ceza davasını sona erdirmiş, fakat bunun belgelenebilmesi için Dava Mahkemesinin resmi usul işleminde bulunması gerekmiştir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte 13.05.1980 tarihli Artico kararı, parag. 8-11 ve 31-37). İşte şikayet konusu olan şey, kararda yer alan böyle bir tespittir. Kararda önce "isnadın dinlenemeyeceği" belirtilmiş ve sonra "sanığın", yargılama giderlerinin üçte ikisini çekmesine ve her bir şahsi davacının masraflarını ödemesine karar verilmiştir (hüküm fıkralarının 1, 3 ve 4. bendleri). Bu ifade tarzı, Dava Mahkemesinin davanın son aşamasında dahi başvurucuyu hala Sözleşmenin 6. maddesi anlamında "hakkında suç isnadı bulunan" kişi olarak kabul ettiğini açıkça göstermektedir.
C. Özet
33. Bu nedenle bu olayda Sözleşmenin 6(2). fıkrası uygulanabilir.
II. Sözleşmenin 6(2). fıkrasına uygunluk
A. Mahkemenin görevinin sınırları
34. Başvurucu ve Hükümet, bu davanın bir ilke sorunu ortaya çıkardığı konusunda uzlaşmışlardır. Beraat etmiş (acquitted) veya davası durmuş (discontinued) veya zamanaşımıyla sonuçlanmış (terminated) bir kimseye yargılama giderlerinin yükletilmesi ve masrafları ödemesine hükmedilmesi, masumluk karinesiyle bağdaşabilir mi?
Hükümetin alternatif bir savunma olarak vurguladığı gibi, belirli davalarda böyle bir çözümün kabulüne izin veren bir sistem, İsviçre hukuk geleneğinde kökleşmiş bir sistemdir. Bu sistem Federal mevzuatta ve Zürih Kantonu gibi bir çok Kanton mevzuatında yer almış olup, içtihat hukuku ve uygulamayla gelişmiştir. Öte yandan başvurucu Minelliye göre, ceza davalarında sadece deliller konusunda değil, masraflar konusunda da riskleri Devlet üstlenmelidir.
Komisyona göre, tartışma konusu sistem kendiliğinden Sözleşmenin 6(2). fıkrasıyla çelişmez; ancak mahkemenin karar gerekçesi veya açık ve belirleyici bir delil, masrafların bölüşülmesinin sanığın suçluluğunun değerlendirilmesinden kaynaklandığını gösterirse, işte o zaman bir sorun doğar.
35. Mahkeme ilkece Komisyon ile aynı görüştedir. Ancak Mahkeme yerleşik içtihatlarına uygun olarak, bireysel başvurudan kaynaklanan bir davada yapacağı incelemeyi, mümkün olduğu kadar önündeki somut olayla sınırlı tutması gerektiğine işaret etmektedir (bk. yukarıda geçen Adolf kararı, parag. 36).
B. Zürih Kanton Dava Mahkemesinin 12 Mayıs 1976 tarihli kararı
36. Hükümete göre 12 Mayıs 1976 tarihli karar, masrafların bölüştürülmesi bakımından başvurucunun tutumunu, diğer etmenler yanında, sadece "saf bir hipotez" olarak dikkate almıştır; Tele-Repertoire S.A. ile bay Vass tarafından yapılan şikayetin, esas hakkında karar verilmesi halinde başarı şansını tahmin etmekten öteye geçmemiştir. Hükümete göre bu koşullarda Sözleşmenin 6(2). fıkrası ihlal edilmemiştir.
Komisyon ise tam karşı bir görüş bildirmiştir. Komisyona göre Zürih Kanton Dava Mahkemesi başvurucu Minellinin suçlu olduğunu kabul etmiştir.
37. Mahkemeye göre, hukuksal açıdan sanığın suçlu olduğu kanıtlanmadan ve özellikle savunma hakları kullandırılmadan verilen bir yargısal kararda kendisinin suçlu olduğu görüşünün yansıtılması, masumluk karinesini ihlal eder. Bu şekilde bir karar bulunmasa bile, ihlal olabilir; mahkemenin sanığı suçlu olarak gördüğünü gösteren gerekçe bulunması yeterlidir. Mahkeme, 12 Mayıs 1976 tarihli kararda böyle bir durum olup olmadığını belirlemelidir.
38. Dava Mahkemesi verdiği kararı, Ceza Usul Kanununun 293. maddesine dayandırmıştır; bu madde iftira ile ilgili şahsi davada, kaybeden tarafın yargılama giderlerini ve diğer tarafın masraflarını çekmesini öngören kuraldan özel şartların bulunması halinde ayrılmaya imkan vermektedir (bk. yukarıda parag. 19). Dava Mahkemesi bu davada Zürih içtihatlarının ışığında masrafların, zamanaşımı süresi dolmamış olsaydı "verilecek olan hükümdeki masraflar ve giderler kadar" olacağı sonucuna varmıştır. Dava Mahkemesi bu konuda karar verebilmek için dört noktayı dikkate almıştır (bk. yukarıda parag. 13): bu davanın 2 Eylül 1975 tarihinde mahkumiyetle sonuçlanan gazeteci Fust hakkındaki davayla (bk.yukarıda parag. 10) aslında aynı dava olması; başvurucunun bay Vass aleyhindeki suçlamalarının ciddiliği; başvurucunun iddialarını kanıtlayamamış olması; bay Vass hakkında 1972de yapılan takibatın başvurucu aleyhine sonuçlanması (bk. yukarıda parag. 9).
Dava Mahkemesi uzun uzadıya yazılan ve hüküm fıkralarından soyutlanamayan bu gerekçelerle (bk. yukarıda geçen Adolf kararı, parag. 39) zamanaşımı bulunmasaydı, "National Zeitung"da çıkan şikayet konusu makalenin başvurucunun "mahkumiyetine muhtemelen yol açacağı" sonucuna varmıştır. Dava Mahkemesi bu gerekçelere yer verirken, şahsi davacılar tarafından suçlanan davranışları, sanki kanıtlanmış gibi ele almıştır. Dahası söz konusu gerekçeler, aynı olaylarla ilgili olmakla birlikte, başvurucu Minellinin taraf olmadığı ve kendisinin davasından ayrı olan diğer iki davada verilmiş kararlara dayandırılmıştır.
Dava Mahkemesi bu yolla, Hükümetin de kabul ettiği gibi, Sözleşmenin 6(1) ve 6(3). fıkrasındaki güvencelerden yararlanamamış bir sanık olan başvurucu Minellinin suçlu olduğuna kanaat getirdiğini göstermiştir. Şeklen bir mahkumiyet bulunmamasına ve "her olasılıkta", "çok muhtemelen" gibi dikkatli bir terminoloji kullanmasına rağmen, Dava Mahkemesi masumiyet karinesiyle bağdaşmayan değerlendirmeler yapmaya devam etmiştir.
C. Federal Mahkemenin 16 Mayıs 1979 tarihli kararı
39. Hükümet, Sözleşmenin 26. maddesine dayanan son bir savunmada bulunmuştur; buna göre Hükümet, Strasbourg organları önünde bu davada verilen sadece son karardan, yani 16 Mayıs 1979 tarihli Federal Mahkeme kararından sorumludur. Hükümet bu kararın, 12 Mayıs 1976 tarihinde verilen kararın içermiş olabileceği muğlaklığı giderdiğini iddia etmiştir.
40. Tabi ki 1979 tarihli karar, 1976 tarihli kararın ışığında okunmalıdır (bk. yukarıda geçen Adolf kararı, parag. 40). Federal Mahkeme ilk önce, masraflar hakkındaki bir kararda hakkaniyet prensibinin, zamanaşımı bulunmasaydı takibatın muhtemel sonucunu dikkate almayı gerektirdiğini not etmiştir. Federal Mahkeme buradan, usul engeli bulunmasaydı yüzeysel bir incelemeden sonra hangi tarafın başarılı olacağını düşünmenin doğru olduğu sonucunu çıkarmıştır. Federal Mahkeme, Zürih Dava Mahkemesinin bir mahkumiyete eşdeğerde, bir suçun yargısal tespitini ima eden bir karar vermediğini eklemiştir; Dava Mahkemesi, gerçekten de başvurucunun iftiradan suçlu bulunmasının muhtemel olduğunu gözlemlemiştir; ancak bu şeklen bir tespit olmayıp sadece bir tahmindir (bk. yukarıda parag. 16).
Bu suretle 16 Mayıs 1979 tarihli karar, 12 Mayıs 1976 tarihli karara bazı ince farklar eklemiştir. Ancak Federal Mahkeme kararı, Dava Mahkemesinin verdiği kararın anlamını ve kapsamını değiştirmeden, bu kararın gerekçesini açıklığa kavuşturmakla yetinmiş; aynı zamanda bu kararın temel noktalardaki içeriğini onaylamıştır.
Başvurucu, daha sonra Komisyon ve Mahkeme önünde ileri sürdüğü gibi, Federal Mahkeme önünde yargılanma hakkını ileri sürmüş olsaydı (bk. yukarıda parag. 16), Federal Mahkeme belki de değişik bir sonuca ulaşabilirdi. Ancak bu ihtimal, 12 Mayıs 1976 tarihli karar 16 Mayıs 1979 tarihli kararla bağlantılı olarak ele alınsa bile, 12 Mayıs 1976 tarihli kararın incelenmesinden çıkan sonucu hiçbir surette etkilemez.
D. Sonuç
41. Buna göre, Sözleşmenin 6(2). fıkrası ihlal edilmiştir.
III. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanabilirliği
42. Başvurucu duruşmada:
- manevi zararları için Mahkemenin uygun göreceği bir miktarın ödenmesini;
- kendi aleyhine İsviçrede açılan davada yargılama giderlerinin, avukatlık ücretinin, masraflarının ve kendisinin kişisel masraflarının geri ödenmesini;
- Komisyon ve Mahkeme önündeki yargılamada avukatlık ücretinin ve kendisinin kişisel masraflarının geri ödenmesini
talep etmiştir.
Hükümet, konuyla ilgili olarak ayrıntılı yanıt vermiş, Mahkeme de bu sorunun karara hazır olduğunu kabul etmiştir. Genel uygulamaya göre, burada da Sözleşmenin ihlal edilmesinin neden olduğu zararlar ile mağdurun yargılama giderleri ve gerekli olarak karşıladığı masrafları birbirinden ayırmak uygundur (bk. diğerleri arasında 18.10.1982 tarihli Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, parag. 14).
A. Manevi kayıplar
43. Hükümete göre, Mahkemenin Sözleşmenin 6(2). fıkrasının ihlal edildiğini tespit etmesi halinde, mevcut kararının aleniyeti, iddia edilen manevi kayıpları karşılamış olacaktır.
44. Mahkeme, bu davaya kaynaklık eden şeyin, basında yer alan bir makale olduğunu hatırlatır. Bay Minelli bu makalede üçüncü kişileri suçlamış ve usulsüz ticari faaliyetler hakkında ilgili makamların (İsviçre Posta idaresi) ve kamuoyunun dikkatini çekmek istemiştir. Başvurucu hakkındaki takibat, üçüncü kişilerin iftiraya uğradıkları şikayeti üzerine başlamıştır. Başvurucu davanın ilerleyen aşamasında, masumiyet karinesinin ihlalinin bir sonucu olarak belirli bir ölçüde manevi zarara uğramış olabilir; ancak bu olayın şartları içinde bu karardaki ihlal tespiti yeterli bir karşılık oluşturmuştur (bk. en yakın tarihli örnek olarak yukarıda geçen Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, parag. 16).
B. Yargılama giderleri ve masraflar
45. Sözleşmenin 50. maddesine göre masrafları ve giderleri hak edebilmek için, zarar gören tarafın bu masrafları, daha sonra Komisyon ve Mahkeme tarafından tespit edilen bir ihlalin iç hukuk yoluyla önlenmesini veya düzeltilmesini sağlamak veya bundan dolayı bir giderim elde etmek için yapmış olması gerekir (bk. 07.05.1974 tarihli Neumeister kararı, parag. 43). Ayırca, masrafların ve giderlerin gerçekten gerekli olarak yapılmış olduğu ve miktar bakımından da makul olduğu gösterilmelidir (bk. diğerleri arasında, yukarıda geçen Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, parag. 17).
1. İsviçredeki masraflar ve giderler
46. Başvurucu Minelli, asıl dava nedeniyle Yerel Mahkeme ve Dava Mahkemesi ile Temyiz Mahkemesi ve Federal Mahkeme önünde yaptığını iddia ettiği masrafların ve giderlerin geri ödenmesini istemiştir (bk. yukarıda parag. 10, 11, 12, 14 ve 15).
Mahkeme bu talepleri incelemeden önce, yukarıdaki 41. paragrafta kabul ettiği şikayetin, başvurucu aleyhinde iftira nedeniyle açılan takibatın esasıyla değil, fakat münhasıran İsviçre mahkemelerinin masrafların ve giderlerin bölüştürülmesi kararlarda gösterdikleri gerekçelerle ilgili olduğuna işaret etmiştir.
(a) Yerel Mahkeme ve Dava Mahkemesindeki yargılamada masraflar ve giderler
47. Uster Yerel Mahkemesi ile Zürih Kanton Dava Mahkemesi önündeki asıl yargılama (29 Şubat 1972 -- 12 Mayıs 1976) bakımından, başvurucu ilk olarak mahkeme masraflarını (374.65 İsviçre Frangı) ve 12 Mayıs 1976 tarihli kararla ödemesine hükmedilen giderlerini (1,200 Frank) talep etmiştir (bk. yukarıda parag. 12).
Masraflar ve giderler ile Mahkemenin masumiyet karinesiyle bağdaşmaz gördüğü kararların gerekçeleri arasında doğrudan bir ilişki bulunması nedeniyle başvurucu bu miktarları geri alma hakkına sahiptir.
48. Başvrucu Minelli, ayrıca kazanma gücündeki kayıplar nedeniyle 1,800 Frank, avukatlık ücreti ve giderleri için 3,600 Frank talep etmiştir.
Mahkeme, başvurucunun hiçbir ayrıntı göstermediği birinci talebi kabul etmek için bir sebep görmemektedir (bk. yukarıda geçen Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, parag. 25/son). İkici talep konusunda ise konuyla ilgili dönem, Dava Mahkemesinin "kesin" sürenin dolmasının yaklaşması nedeniyle masrafların bölüştürülmesi sorununu ortaya attığı 21 Ocak 1976 tarihinden sonra başlayan dönemdir. Davanın, Sözleşmenin 6(2). fıkrasının ihlalinin önlenmesiyle sonuçlanabilecek bu aşamasıyla ilgili olarak Mahkeme, hakkaniyet esasına göre başvurucuya 600 Frank ödenmesine karar vermiştir.
(b) 12 Mayıs 1976 tarihli karara itiraz sürecindeki masraflar ve giderler
49. Zürih Kantonu Temyiz Mahkemesine yapılan 26 Temmuz 1976 tarihli başvuru ile Federal Mahkemeye yapılan 1 Kasım 1976 tarihli başvuru (bk. yukarıda parag. 14-16), 12 Mayıs 1976 tarihli karardan doğan ihlale karşılık bir giderim elde etmeyi amaçlamıştır. Bu nedenle başvurucu Minelli, 30 Eylül 1976 ve 16 Mayıs 1979 tarihli kararlarda ödenmesine hükmedilen yargılama masraflarıyla giderlerin, yani toplam 2,294 Frankın kendisine ödenmesini hak etmiştir.
Aynı şey, başvurucu namına avukat bay Kuhnun yaptığı başvurular için başvurucunun ödediği avukatlık ücretleri ve giderleri için de geçerlidir. Bunların sırasıyla 600 Frank ve 800 Frank olduğu söylenmiştir. Bu miktarlar ikna edici ve makul görüldüğünden, Mahkeme, Hükümet tarafından talep edilen faturanın istenmesini gerekli görmemiştir.
(c) 24 Kasım 1975 tarihinde Federal Mahkemeye yapılan başvuru için masraflar ve giderler
50. Usul sorunu hakkında 24 Kasım 1975 tarihinde Federal Mahkemeye yapılan başvuru, şikayetin kabuledilebilirliği ve Dava Mahkemesine nakliyle ilgilidir (bk. yukarıda parag. 11). Bu nedenle bu başvurunun masrafların bölüştürülmesi kararlarıyla bir ilgisi ve bir bağlantısı yoktur; bu başvuru Sözleşmenin 6(2). fıkrasının ihlalini önlemeyi veya ihlalden dolayı bir giderim elde etmeyi amaçlamış değildir. Mahkeme buradan, Hükümet gibi, Minelliye göre 1,279 Frank tutarındaki masraflar ve giderin dikkate alınması gerekmediği sonucuna varmaktadır.
2. Strasbourg masrafları ve giderleri
51. Komisyon ve Mahkeme önünde, Komisyon temsilcileriyle ilişkisinde ücretsiz adli yardımdan yararlanamayan başvurucu, avukatlık ücreti ve masrafları olarak 2,400 İsviçre Frangı ile kişisel giderleri için 400 Frank ve bunlarla birlikte kazanç kaybı olarak 1,560 Frank talep etmiştir.
Hükümet, bay Minelli tarafından avukat Kuhna ödenen ücret ile seyahat ve harçlığın geri ödenmesine itiraz etmemiş; başvurucu tarafından sağlanacak delillere göre miktarın tayinini Mahkemeye bırakmıştır.
52. Başvurucu Mahkeme önünde Komisyon temsilcilerine bizzat kendisi yardımcı olmuştur; avukatlık ücreti ve masrafları, bu durumda sadece Komisyon önündeki yargılamayla ilgilidir. Mahkeme, 2,400 Frankı ikna edici ve makul bulduğundan, bunlar için fatura istemeyi gerekli görmemiştir.
Aynı şey, Strasbourga gelen başvurucu tarafından yapılan seyahat masrafı ve harçlığı için talep edilen 400 Frank için de geçerlidir. Davanın niteliği göz önünde tutulduğunda, bay Minellinin Komisyon önünde yer almasının gerçekten değeri vardır; 12 Ekim 1982 tarihli Mahkeme önündeki duruşmaya bizzat kendisinin çıkması için de aynı şey geçerlidir (bk. özellikle ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, parag. 25).
Öte yandan, kazanç kaybı konusundaki (1,560 Frank) talep, Mahkemenin yerel mahkeme ve Dava Mahkemesi önündeki yargılama için yaptığı gibi reddedilmelidir (bk. yukarıda parag. 48).
bu gerekçelerle mahkeme oybirliğiyle,
1. Sözleşmenin 6(2). fıkrasının ihlal edildiğine;
2. Davalı Devletin başvurucuya masraflar ve giderler için 8,668 İsviçre Frangı ödemesine ve adil karşılık konusundaki diğer taleplerin reddine
karar vermiştir.
SONKARARIN YERİNE GETİRİLMESİ
BAKANLAR KOMİTESİ: DH (83) 10; 23.06.1983
Hükümetin verdiği bilgiye göre: Masraflar bakımından Sözleşmenin 50. maddesine göre Mahkemenin takdir ettiği miktar, başvurucuya 22 Nisan 1983te ödenmiştir.
Mart 1983 sonunda İsviçre Hükümeti Zürih Kanton Adalet Müdürlüğünü, İsviçre Federal Mahkemesini ve İsviçre Barosunu, Mahkemenin 22 Nisan 1983 tarihli karar hakkında bilgilendirmiştir. Ayrıca Mahkemenin kararının gereği gibi dağıtılabilmesi için, Federal Adalet Müdürlüğü Minelli kararının temel gerekçelerinin resmi kararlar dergisinde yayınlanmasına karar vermiş, yine bir içtihatlar dergisinde kararın yayınlanmasını istemiştir. Bu yayınlar, Minelli kararındaki prensiplerin yaygınlaşmasını sağlayacaktır. Hükümet alınan bu tedbirlerin, Sözleşmenin 53. maddesindeki yükümlülüklerini yerine getirmek için yeterli olduğu görüşündedir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy