(AİHS m. 6, 50)
Başvuru no: 8692/79
Dava Konusu Olaylar
1948 doğumlu bir Belçika vatandaşı olan başvurucu, tüfek satıcısıdır. 1976 yılının 22-23 Nisan gecesi iki Fransız, başvurucunun da içinde içinde bulunduğu arabada silahla öldürülmüştür. Arabada Kavadis adında bir kişi ile Portekiz vatandaşı biri daha vardır. Başvurucu 10 Kasım 1978de, adam öldürme suçundan on sekiz yıl hapis cezası almış olup, halen cezaevinde bulunmaktadır.(7-8)
9 Temmuz 1976da, soruşturma yargıcı Preuveneers, başvurucu hakkında tutuklama müzekkeresi çıkarmıştır. O sırada Fransada bulunan başvurucu yakalanarak 13 Ocak 1977de Belçika polisine teslim edilmiştir. Aynı gün durum, Başsavcı Yardımcısı Pierre Van de Walle imzalı bir yazıyla, olayı takip eden savcılardan biri olan bayan del Carrile bildirilmiştir. O da, 17 Ocak tarihli bir üst yazıyla durumu soruşturma yargıcı Preuveneerse bildirmiştir.(9)
4 Şubat 1977de, soruşturma yargıcı Brüksel savcılığına bir yazı göndererek, Portekizlinin iadesi taraftarı olmayan Portekiz makamlarına olay hakkında haber verip vermeyeceklerini sormuştur. Soruşturma yargıcı bu yazıda el yazısıyla "P. Van de Wallenin dikkatine" şeklinde parantez içinde bir not koymuştur. Bu yazı 9 Şubat 1977de savcı bayan del Carril tarafından yanıtlanmıştır.(10)
20 Haziran 1977de, Brüksel Üst Mahkemesi savcılığı, Portekizliyle ilgili talimatın icrasıyla ilgili bir yazıyı savcılığa göndermiştir. Başsavcı Yardımcısı Van de Walle, bir paraf imzayla, bu yazıyı olayı devralan savcı De Nauwa iletmiştir. Bu savcı da bu notu, 22 Haziranda soruşturma yargıcına iletmiştir.(11)
18 Kasım 1977de, Başsavcı Yardımcısı Van de Walle, Brüksel Üst Mahkemesi yargıçlığına atanmış, 13 Aralık 1977de yemin ederek görevine başlamıştır. Bu tarihte olayla ilgili soruşturma büyük ölçüde tamamlanmış, sadece bazı usul işlemleri kalmıştır.(12)
12 Mayıs 1978de savcı yardımcı De Nauw, tutuklama talebinde bulunmuştur; bu tarihten önce kırk beş sayfalık raporla birlikte olayı Üst Mahkeme Başsavcılığına nakletmiş, burası da 11 Mayısta cevap vermiştir. Ceza Dairesi 16 Haziranda başvurucuyu kasten ve tasarlayarak iki kişiyi öldürme suçundan Ağır Ceza Mahkemesinde (assize court) davaya sevk etmiştir. Savcılık, 27 Haziranda iddianameyi tamamlamıştır.(13)
Yargılama 6-10 Kasım 1978 tarihleri arasında, Van de Wallenin başkanlık ettiği Ağır Ceza Mahkemesinde yapılmıştır. Mahkeme bir çok iddia ve savunma tanığını dinledikten sonra, jüri karar için çekilmiştir. Başvurucu bütün duruşma boyunca masum olduğunu savunmuştur. Jüri baş sorumlu konusunda beşe karşı yedi oyla suçlu olduğu sonucuna varmış, kapalı müzakerede mahkeme başkanı ve iki üye, çoğunluk görüşüne katıldıklarını açıklamışlardır. Ağır Ceza Mahkemesi son aşamada, başvurucuyu bir kişiyi öldürmekten mahkum etmiş, diğer suçlardan beraat ettirmiştir; bu mahkeme hafifletici nedenler bulunduğunu kabul ederek, on sekiz yıl ağır hapis cezası vermiştir. Mahkeme ayrıca yabancı ülke vatandaşı olması nedeniyle Portekizli sanığın iadesinin sağlanamadığını belirtmiştir.(14)
Başvurucu bu kararı temyiz etmiştir. Başvurucunun gösterdiği altı temyiz sebebinden sadece altıncısı, bu başvuruyla ilgilidir. Başvurucu, Yargı Kanunun (Judicial Code) 127. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bu maddeye göre, "dava mahkemesinde görülen bir davaya başkanlık eden yargıcın aynı olayda savcı olarak görev yapmış olması halinde, muhakeme geçersiz sayılır... ". Başvurucu 4 Şubat 1977 tarihli üst yazıda (bk. yukarıda parag. 10), "P. Van de Wallenin dikkatine" şeklindeki el yazılı ibarenin, Van de Wallenin o tarihlerde olayın soruşturulmasında görev aldığını gösterdiğini ileri sürmüştür. Başvurucu 13 Ocak tarihli yazıdan ve 20 Haziran 1977 tarihli nottan (bk. yukarıda parag. 9 ve 11) söz etmemiştir; çünkü başvurucu ve avukatı, bunlardaki paraf imza sahiplerini belirleyememişlerdir. Bu bilgiyi İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna Hükümet vermiştir.(15)
Başvurucunun konuyla ilgili temyiz taleplerine karşılık, Temyiz Mahkemesi Başsavcılığı Temyiz Mahkemesine görüşlerini bildirmiş ve bu noktadaki temyiz talebinin kabul edilerek kararın bozulmasını istemiştir. Savcı konuyla ilgili Belçika mevzuatını ve yargı kararlarını, 1955ten önceki dönem, 1955 -- 1968 dönemi ve 1968den sonraki dönem olmak üzere üç bölümde incelemiştir. Birinci dönemde konuyla ilgili yazılı bir kural olmadığı halde, Temyiz Mahkemesi verdiği sekiz kararda, bir ceza davasında daha önce savcılık yapmış olanların, daha sonra aynı olayda yargıç olarak görev yapamayacaklarını belirtmiştir. Temyiz Mahkemesi bu yasağı, güçler ayrılığından çıkan genel ve mutlak ilkeye dayandırmıştır. İkinci dönemde Temyiz Mahkemesi konuyla ilgili bir karar vermemiştir ama, bu dönemde iki önemli gelişme olmuştur: İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Belçika iç hukuk sistemine içselleştirilmiş ve ikinci olarak davaların mahkemelerce tarafsız bir biçimde görülmesini gerektiren genel hukuk ilkesiyle ilgili olarak iç hukukta gelişmeler olmuştur. Savcı, Sözleşmenin iç hukuktaki yerini inceledikten sonra, Temyiz Mahkemesinin 1 Eylül 1970 tarihli kararından şu cümleyi alıntı yapmıştır: "tarafsızlığı haklı şüpheler doğuran bir yargıç kararda yer almaktan çekinmelidir". Savcıya göre Yargı Kanununun yürürlüğe girdiği üçüncü dönemde bu Yasanın 127 ve 292. maddelerini yorumlayan Temyiz Mahkemesi kararlarında, birinci dönemde verilen içtihatlar izlenmiştir. Savcı, bu yeni dönemde verilen kararlardan beş tane örnek göstermiş ve sonuç olarak başvurucunun konuyla ilgili talebini Temyiz Mahkemesinin kendiliğinden dikkate alacağı Sözleşmenin 6(1). fıkrasına, yada mahkemelerin bir davayı tarafsız olarak görmelerini gerektiren hukukun genel ilkelerine aykırı bulmasını istemiştir.(16)
Temyiz Mahkemesi 21 Şubat 1979 tarihinde verdiği kararla, temyiz taleplerini reddetmiştir. Temyiz Mahkemesi altıncı temyiz talebi hakkında ilk önce, Van de Wallenin 4 Şubat 1977 tarihli üst yazıyı almasının, kendisinin Yargı Kanununun 127. maddesi anlamında "olayda savcı olarak hareket" ettiğini göstermediğini belirtmiştir. Temyiz Mahkemesine göre, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6(1). fıkrası ile hukukun genel ilkelerinin tanımış olduğu tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanma hakkı, bir yargıcın tarafsızlığından kuşkulanmak için haklı sebepler bulunması halinde karara katılmaktan çekilmeye zorlamaktadır; ancak olayda kendisine söz konusu üst yazı gönderildikten sonra, savcı Van de Wallenin her hangi bir soruşturma işleminde bulunduğuna veya olaya müdahale ettiğine dair bir kanıt yoktur; yazıyı yanıtlayan Van de Walle değildir.(17)
Konuyla İlgili İç Hukuk ve Uygulama
Savcılık: Cezai konularda savcılık, kanunda belirtildiği tarzda soruşturmayı yürütür (Usul md. 138(1)). Bu sıfatla, suçları araştırır, dava açar ve gerekirse iddia makamının görüşlerini savunmak üzere duruşmaya çıkar. Savcılık hiyerarşiye tabi bir teşkilattır; birlik, bölünmezlik ve bağımsızlık niteliklerine sahiptir. Temyiz Mahkemesi ve Üst Mahkeme Başsavcılıklarına ek olarak, her ilde bir savcı bulunur. Üst Mahkeme Başsavcısının gözetimi ve talimatı altında il mahkemelerinde, Birinci Derece Mahkemelerde ve Ticaret Mahkemeleri ile Sulh Ceza Mahkemelerinde savcılar bulunur; kendilerine bir veya birden fazla savcı yardımcısı yardım eder.(18)
Brükseldeki savcılıkta, savcıya bağlı onlarca savcı yardımcısı çalışır. Savcılık, her birinin başında bir savcı başyardımcısının bulunduğu bölümlere ayrılmıştır. Uygulamada savcı başyardımcısı, savcı yardımcıları üzerinden bazı idari yetkiler kullanmaktadır. Savcı başyardımcısı, savcı yardımcılarının mahkemelere gönderdikleri yazıları gözden geçirir, bazı davalardaki yaklaşımları tartışır, gerekirse hukuki noktalardan tavsiyelerde bulunur. Bu bölümlerden B bölümü, kişilere karşı cürümler ve kabahatlerle ilgilenmektedir. Söz konusu dönemde bu bölümün başı, Brüksel Üst Mahkemesine atanıncaya kadar P. Van de Walle idi. Hükümete göre il savcıları kendilerini, başvurucunun olayında olduğu gibi cürümlerle (indictable offence) yetkili görürlerdi ki bunların sayısı da pek fazla değildir. Brüksel savcısı bu olaylarla ilgili olarak, gelen yazılara cevap veren savcı başyardımcılarından çok doğrudan savcı yardımcılarıyla çalışmıştır ki, bu olaydaki savcı yardımcıları bayan del Carril ve bay De Nauwdur. Başvurucu Hükümetin bu yaklaşımına karşı çıkmış ve savcı yardımcılarının savcı başyardımcıları karşısındaki "özerkliğini" abarttığını savunmuştur.(19)
Ağır Ceza Mahkemeleri (Assize courts): Belçika Anayasasının 98. maddesine göre cürümlerle (indictable offence) ilgili her davada jüri kurulur. Her il merkezinde bir Ağır Ceza Mahkemesi bulunur; Üst Mahkeme tarafından gönderilen sanıkları yargılar. Ağır ceza mahkemeleri bir başkan ve iki üyeden kurulur; ceza davalarında on iki üyeli bir jüri ile toplanır. Başkanın görevi, jüriyi görevini yaparken yönlendirmek, müzakere edecekleri olayı özetlemek, bütün muhakeme boyunca başkanlık etmek ve mahkeme önünde konuşma düzenini sağlamaktır; başkan ayrıca mahkeme düzenini sağlar. Başkan, örneğin resen tanık dinlenmesine veya yazılı delil sunulmasına karar vererek, gerçeğin ortaya çıkması için uygun gördüğü her türlü tedbiri alır, bunun için vicdana ve itibarına bağlıdır.(20)
Duruşma sona erdikten sonra, başkan jüriden iddianamede yer alan soruları yanıtlamasını ister ve bu soruları jüri başkanına verir. Jüri üyeleri, birlikte olayı müzakere etmek üzere çekilirler; başkan ve diğer üye yargıçlar, müzakerede yer almazlar; jüri bir karara vardıktan sonra çıkar. Jürinin kararının geçerli olması için sanığın aleyhine veya lehine oyçokluğuyla bir karar vermesi gerekir; oylar eşit çıkarsa, sanık beraat eder. Eğer sanık, başvurucunun olayında olduğu gibi (bk. yukarıda parag. 14), asıl suçtan (principal count) beşe karşı yedi oy gibi basit çoğunlukla suçlu bulunmuş ise, mahkeme başkanı ve diğer iki üye yargıç olayı kendi aralarında müzakere ederler; yargıçların çoğunluğu jüri çoğunluğunun görüşüne katılmazsa, sanık beraat eder. Eğer yargıçlar da suçlu bulurlarsa, yargıçlar jüri üyeleriyle birlikte jüri odasında toplanırlar ve mahkeme başkanının başkanlığında tek bir organ olarak, ceza kanununa göre verilecek cezayı müzakere ederler. Karar mutlak çoğunlukla alınır.(21)
Bağdaşmazlıklar: 1967 tarihli Yargı Kanununun 292. maddesi, yasada aksi belirtilmedikçe, değişik adli yetkilerin birlikte icrasını yasaklamaktadır. Bu madde, bir olayda daha önce başka bir adli görev yerine getirmiş olan bir yargıcın, aynı olayda verdiği kararın geçersiz olduğunu hükme bağlamıştır. Yasanın 127. maddesine göre "dava mahkemesi önündeki bir davaya, daha önce savcı olarak görev yapmış veya soruşturma tedbirleri almış bir yargıç tarafından başkanlık edilmesi halinde, muhakeme geçersiz sayılır".(22)
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA (ÖZET)
Başvurucu, 15 Mart 1979 tarihinde İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna yaptığı başvuruda, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlalinden ötürü mağdur olduğunu iddia etmiştir. Başvurucu, kendisini mahkum eden Ağır Ceza Mahkemesinin Başkanı Van de Wallenin savcı başyardımcı sıfatıyla daha önceki bir aşamada olayı ele aldığı gerekçesiyle, "bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından yargılanmadığını" savunmuştur.(23)
Komisyon 15 Temmuz 1980 tarihinde kabuledilebilirlik kararı vermiş, 13 Mayıs 1981 tarihli raporunda, oybirliğiyle Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki tarafsız yargı yerini şartının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.(24)
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali iddiası
26. Sözleşmenin 6(1). fıkrasına göre:
"Herkes, ... hakkındaki bir suç isnadının karara bağlanmasında .... hukuken kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından .... yargılanma hakkına sahiptir"
1. "Bağımsız yargı yeri"
27. Başvurucuya göre, 10 Kasım 1978 tarihinde kendisini mahkum eden mahkeme "bağımsız bir yargı yeri" değildir. Hiçbir destekleyici delil gösterilmeyen bu iddia, incelenmeyi gerektirmemektedir. Anayasanın 99-100. maddelerine ve yasaya göre, Belçika Ağır Ceza Mahkemelerini oluşturan yargıçlar, kendilerini dışarıdan gelen baskılara karşı koruyan güvencelerden yararlanmaktadır; ve aynı gaye, jüri üyelerinin atanmalarını düzenleyen bazı katı kurallarda yer almaktadır (Yargı Kanunu, md. 217-253).
2. "Tarafsız yargı yeri"
28. Bu olayda Brabant Ağır Ceza Mahkemesine başkanlık eden yargıç Van de Walle, daha önce Brüksel savcılığında savcı başyardımcısı olarak görev yapmıştır; Üst Mahkemeye atanıncaya kadar Brüksel savcılığında kişilere karşı cürümleri ve kabahatleri ele alan B bölümünün, yani, başvurucu bay Piersackın olayının havale edildiği bölümün başkanlığını yapmıştır (bk. yukarıda parag. 9-12, 14 ve 19).
29. Bu durumun ağırlığı altında başvurucu, davanın "tarafsız bir yargı yeri" tarafından görülmediğini iddia etmiştir. Başvurucuya göre, "bir kimse bir olayla bir buçuk yıl savcı olarak ilgilenmiş ise, önyargısız olamaz".
Hükümete göre, söz konusu dönemde cürümleri ele alan savcı başyardımcısı Van de Walle değil, savcının kendisidir. Hükümete göre, savcı yardımcıları bayan del Carril ve bay De Nauw, bu tür olaylardan savcı Van de Walle yoluyla değil, doğrudan bilgilendirmişlerdir; Van de Wallenin soruşturmanın yürütülmesiyle bağlantısız idari bir görevi olup, başka şeylerle birlikte, 13 Ocak ve 20 Haziran 1977 tarihli yazılarda olduğu gibi, çok sayıda yazıya paraf imza atmaktır (bk. yukarıda parag. 9, 11 ve 19). Soruşturma yargıcı Prueveneersın 4 Şubat 1977 tarihli üst yazısında yer aldığı söylenen "P. Van de Wallenin dikkatine" şeklindeki notun sebebi sadece, bayan del Carrilin sık sık hastalık iznine ayrıldığını bilmesidir. Hükümete göre ayrıca, Van de Wallenin bu yazıyı aldığına dair her hangi bir kanıt da yoktur, ve her halükarda Preuveneersin yazısını yanıtlayan Van de Walle değil, fakat bayan del Carrildir.
30. Tarafsızlık normal olarak önyargının ve tarafgirliğin (bias) bulunmamasını ifade eder; Sözleşmenin 6(1). fıkrasına göre tarafsızlığın bulunup bulunmadığı çeşitli yollarla test edilebilir. Bu bağlamda, belirli bir davada belirli bir yargıcın kişisel kanaatlerini belirleme çabası şeklindeki sübjektif test ile, bir yargıç hakkında bu konuda haklı kuşku duyulmasına engel olan yeterli güvencelere sahip olup olmadığının belirlenmesi şeklindeki objektif test arasında bir ayrım yapılabilir.
(a) Birinci test konusunda Mahkeme, başvurucunun Van de Wallenin kişisel tarafsızlığından övgüyle bahsettiğini kaydeder. Olayda bu bakımdan kuşku duyulması için hiçbir sebep yoktur; aslında aksi kanıtlanmadıkça, kişisel tarafsızlığın bulunduğu varsayılır (bk. 23.06.1981 tarihli Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, parag. 58).
Ancak sadece sübjektif test ile yetinmek mümkün değildir. Bu konuda görünüşün bile belirli bir önemi vardır (bk. 17.01.1970 tarihli Delcourt kararı, parag. 31). Belçika Temyiz Mahkemesinin 21 Şubat 1979 tarihli kararında (bk. yukarıda parag. 17) gözlemlediği gibi, tarafsızlığından kaygılanmak için haklı sebebin bulunduğu bir yargıç, davadan çekilmelidir. Tehlikede olan şey, demokratik bir toplumda mahkemelerin halka vermek zorunda oldukları güven duygusudur.
(b) Bir yargıcın, kendisi hiç ilgilenmediği halde, sırf daha önce savcı olarak görev yaptığı savcılıkta incelenen her olayda mahkeme heyetinde yer alamayacağını savunmak, diğer uç görüşü savunmak demek olacaktır. Savcılık teşkilatının birlik ve bölünmezliğini katı ve biçimciliğe dayanan bir anlayışla kavrayan böylesine radikal bir çözüm, savcılık ile mahkeme heyeti arasında aşılmaz bir duvar örecektir. Bu durum, bu görevlerin birinden diğerine geçişin sık sık meydana geldiği bir çok Sözleşmeci Devletin adli sisteminde bir karmaşaya yol açacaktır. Her şeyden öte, bir yargıcın bir zamanlar savcılıkta bulunması, kendisinin tarafsızlığından kaygılanmak için yeterli bir sebep olamaz. Mahkeme bu noktada Hükümetin görüşüne katılmaktadır.
(c) Sözleşmenin 6(1). fıkrasını kendiliğinden dikkate alan Belçika Temyiz Mahkemesi, bu olayda, bir yargıcın daha önce "savcılık mensubu olduğu sırada olaya müdahalede" bulunup bulunmadığı şeklinde, görevlerin icrasına dayanan bir kriteri benimsemiştir. Temyiz Mahkemesi bay Piersackın temyiz talebini reddetmiştir; çünkü bu mahkemeye göre, önünde belgeler Van de Wallenin Brüksel savcılığında savcı başyardımcısı olarak, olayla ilgili kişisel bilgi sahibi olma veya araştırma veya soruşturma sürecinde belirli bir adım atma dışında her hangi bir biçimde bir müdahalede bulunduğunu göstermemektedir (bk. yukarıda parag. 17).
(d) Bu tür bir kriter, yukarıdaki şekilde açıklığa kavuşturulsa bile, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının şartlarını tam olarak karşılamamaktadır. Mahkemelerin halka güven duygusu verebilmeleri için, iç örgütlenme sorunu da dikkate alınmalıdır. Bir kimsenin, savcılık görevi sırasında belirli bir olayla ilgilenebileceği türden bir makamda görev yaptıktan sonra, aynı olayda yargıç olarak görev yapması halinde, halkın kendisinin yeterli tarafsızlık güvencelerine sahip olmadığından kaygı duyma hakkı vardır.
31. İşte bu olayda meydana gelen de budur. Van de Walle Kasım 1978de, Brüksel Üst Mahkemesi başvurucuyu davaya sevk etmeden önce, Brabant Ağır Ceza Mahkemesine başkan olmuştur. Bu sıfatla duruşmalar ve müzakereler sırasında geniş bir yetkisine sahip olmuş, dahası örneğin Yargı Kanununun 268. maddesinin verdiği takdir yetkisini ve ayrıca jüri tarafından basit çoğunlukla sanığın suçluluğuna karar vermesinden sonra, diğer yargıçlarla birlikte sanığın suçluluğuna karar verme yetkisini kullanmıştır (bk. yukarıda parag. 13-14 ve 20-21).
Van de Walle, daha önceden ve Kasım 1977 tarihine kadar Brüksel savcılığında, başvurucu Piersacka karşı soruşturma açmakla yetkili B bölümünün başkanıdır. Dosyadan sorumlu bayan del Carril ve sonra De Nauwun hiyerarşik üstü olarak, onların mahkemeye yazdıkları her hangi bir yazıyı gözden geçirip düzeltme, olayda benimsenecek yaklaşımı tartışma ve hukuki noktalardan kendilerine tavsiyede bulunma hakkına sahiptir (bk. yukarıda parag. 19). Bunun yanında, Komisyon ve Mahkeme tarafından elde edilen bilgiler (bk. yukarıda parag. 9-11), Van de Wallenin bu muhakemede belir bir yer aldığını teyide yöneliktir.
Başvurucu Piersackın o sırada tüm bu olup bitenlerin farkında olmamasının pek bir önemi yoktur. Van de Wallenin, örneğin 4 Şubat 1977 tarihli üst yazıyı kendisinin alıp almadığını ve bu olayı bayan del Carrille veya bay De Nauw ile tartışıp tartışmadığını belirlemek amacıyla daha ayrıntılı bir araştırma yaparak, kendisinin oynadığı rolün boyutunu kesin olarak değerlendirmek üzere çaba göstermek de gerekli değildir. Suç isnadının esası üzerinde karar vermiş bir "yargı yeri"nin tarafsızlığının kuşkuya açık olabildiğini tespit etmek yeterlidir.
32. Bu konuda Mahkeme, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
3. "Hukuken kurulmuş yargı yeri"
33. Başvurucu başlangıçta, Van de Wallenin mahkeme heyetinde yer almasının Yargı Kanununun 127. maddesiyle aykırı düştüğünü savunarak, Brabant Ağır Ceza Mahkemesinin "hukuken kurulmuş bir yargı yeri" olmadığını iddia etmiştir.
Bu sorunu çözebilmek için, "hukuken kurulmuş" teriminin, sadece "yargı yeri"nin yasal temelini mi kapsadığı (ki olayda Belçika Anayasasının 98. maddesine göre hiç tartışmasızdır), yoksa aynı zamanda her olayda mahkeme heyetinin oluşumunu da kapsayıp kapsamadığı; eğer kapsıyorsa, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin ulusal mahkemelerin (Belçika Temyiz Mahkemesinin 21 Şubat 1979 tarihli kararı (bk. yukarıda parag. 17) türünden) bu konudaki kendi iç hukuklarını yorumlama ve uygulama tarzlarını denetleyip denetleyemeyeceği; ve son olarak bu iç hukukun Sözleşmeyle ve özellikle 6(1). fıkrasındaki tarafsızlığın gerekleriyle uyumlu olması gerekip gerekmediği belirlenmelidir (bk. ve krş. 5. madde bağlamında 24.10.1979 tarihli Winterwerp kararı, parag. 45-46, ve 05.11.1981 tarihli X. -- Birleşik Krallık kararı, parag. 41).
Bu davanın özel şartları içinde bu sorunun incelenmesi gerektiği gösterilmemiştir; çünkü bu davadaki şikayet, başka bir hukuki bağlamda yapılmış olmakla birlikte, yukarıdaki paragrafta kabul edilmiş şikayetle örtüşmektedir. Bunun yanında başvurucu birinci şikayeti, Nisan 1980 tarihli kabuledilebilirlik konusundaki dilekçesinde veya Komisyon önündeki 10 Aralık 1980 tarihli duruşmada ve Mahkeme önündeki 25 Mart 1982 tarihli duruşmada yeniden dile getirmemiştir.
II. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
34. Başvurucunun avukatı, duruşmada müvekkilinin Sözleşmenin 50. maddesi bakımından "görüşülecek şartlara" uygun olarak hem salıverilmeyi, ve ayrıca avukatının ücretini karşılamak üzere Belçika Temyiz Mahkemesindeki ücretleri için 50,000 Belçika Frangı ve Strasbourg için 150,000 Belçika Frangı ödenmesini talep etmiş, bundan Avrupa Konseyi tarafından verilen 3,500 Fransız Frangının düşülmesini istemiştir.
Hükümetin avukatı, Mahkemenin ihlal bulması halinde kararın yayınlanmasının yeterli adil karşılık oluşturacağını belirtmiştir. Başvurucunun avukatı, başvurucunun erken tahliyesi hakkında yetkili makamların görüşünü bilmediğini eklemiştir.
35. Mahkeme İçtüzüğünün 47. maddesine göre yapılan bu talepler henüz karara hazır değildir. Mahkeme bu nedenle, davalı Devlet ile başvurucu arasında varılabilecek muhtemel bir anlaşmayı dikkate alarak, sorunu saklı tutmuştur.
bu gerekçelerle mahkeme oybirliğiyle,
1. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlaline;
2. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması sorununun karar hazır olmadığına; buna göre
(a) bu sorunun tümüyle saklı tutulmasına;
(b) Komisyonu bu kararın verildiği tarihten itibaren iki ay içinde bu sorun hakkında yazılı görüş bildirmesi ve özellikle Hükümet ile başvurucuların varabilecekleri bir dostane çözüm hakkında Mahkemeyi bilgilendirmesi için davet etmeye
(c) sonraki usulleri saklı tutmaya ve Mahkeme Başkanını gerekli gördüğü tedbirleri alması için yetkilendirmeye karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy