(AİHS m. 14, 25, 1 NOLU EK PROTOKOL m. 1)
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
8. 1942 yılında evlilik dışında doğan (born out of wedlock) başvurucu, bir Avusturya vatandaşı olup, halen Carinthianın Stallhofen ilçesinde oturmaktadır.
9. Başvurucu, 1965 yılına kadar, Carinthiaya bağlı St. Bartlmada, önce anneannesinin olan, daha sonra annesi Theresia Inzeye kalan bir çiftlikte yaşamıştır. Başvurucunun annesi, Rudolf Fischer ile evlendikten sonra, başvurucu yine bu evde anneannesi, annesi, annesinin kocası ve bu evlilikten 1954te meydana gelen Manfred Fischer ile birlikte kalmıştır. Başvurucu 23 yaşındayken çiftlikten ayrılmış, evlenmiş ve bir kaç kilometre uzağa yerleşmiştir.
Başvurucunun annesi, 18 Nisan 1975te ölmüş ve geride mirasçı olarak başvurucuyu, eşini ve ikinci oğlunu bırakmıştır. Medeni Kanun hükümleri gereğince, dul eş mirasın dörtte birine (md. 757), çocuklardan her biri (ister evlilikiçi isterse evlilikdışında doğmuş olsun) mirasın sekizde üçüne sahiptir (md. 732 ve 754). Klagenfurt Mahkemesinde açılan veraset davada başvurucu, üvey babası ve üvey kardeşi, bu payları kabul ettiklerini söylemişlerdir. Bu mahkeme, 31 Mart 1976 tarihinde, kabul beyanlarının geçerli olduğuna karar vermiştir.
10. Ne var ki söz konusu çiftlik, 1903 tarihli Carinthian Miras Çiftlikleri Kanununa tabidir. Bu Kanuna göre belirli büyüklükteki çiftlikler, mirasın intikali yoluyla bölünemezler; mirasçılardan biri mülkün tamamını iktisap eder ve diğer mirasçıların hakkını öder (bk. aşağıda parag. 25).
8 Ağustos 1975te başvurucu, kendisi büyük çocuk olduğu için, annesinin çiftliğinin kendisine verilmesini talep etmiştir. Daha sonra başvurucu, evlilikiçi çocuklara öncelik veren düzenlemenin, bu arada hükümsüz kaldığını (abrogated) ve halükarda üvey babasının ve üvey kardeşinin, Eyalet Kanununun 7(4). fıkrasına göre çiftliği işletmek için uygun kişiler olmadıklarını iddia etmiştir (bk. aşağıda parag. 25).
A. Çiftliğin nitelendirilmesi
11. Dava Mahkemesi 28 Nisan 1976, tarafların huzuruyla bir duruşma yapmıştır. Bu mahkeme, 26 Ağustosta, aşağıdaki konularla ilgili bir görüş bildirmesi için bilirkişi tayin etmiştir. Bu konulardan ilki, söz konusu çiftliğin Eyalet Kanunundaki anlamıyla "miras çiftliği" niteliğine sahip olup olmadığı; ikincisi, haklarını devredecek olan mirasçılara ödenecek miktarı belirlemek için çiftliğin değerinin tespiti; üçüncüsü, başvurucunun annesinin ölümünden sonra çiftliğin hangi koşullarda işletildiğidir.
12. 1 Ekim 1976 tarihli bilirkişi raporu, 27 Ekimde dava dosyasına girmiştir. Bilirkişi raporuna göre çiftlik, Eyalet Kanunu hükümlerine tabidir ve değeri 331,040 Avusturya Şilindir. Ancak bu taşınmaz çok kötü bir durumda olup, bir aileyi yeterince geçindirebilecek durumda değildir. Önceki malikin ölümünden sonra, çiftlik esas itibarıyla dul eşi tarafından kullanılmıştır; o da çiftlikte sadece bir kaç hayvan beslemiş ve araziyi kendi haline bırakmıştır. Toprak işlenmemiş ve yer yer otlar büyümüştür.
13. Dava Mahkemesi, 18 Ocak 1977de bir duruşma daha yaptıktan sonra, 25 Ocakta, söz konusu çiftliğin bir "miras çiftliği" niteliğine sahip olduğuna karar vermiş ve çiftliğin değerini bilirkişi raporundaki gibi 331,040 Şilin olarak belirlemiştir. Bu karara karşı başvurulmadığı için karar kesinleşmiştir.
B. Mirasçının belirlenmesi
14. Çiftliği üzerine alacak olan mirasçının belirlenmesi sorununun çözümü, başvurucunun üvey babası ile üvey kardeşine çiftliğin verilmemesi gerektiği konusundaki iddiasıyla birlikte, Eyalet Kanununun 7(4). fıkrası gereğince (bk. aşağıda parag. 25) Klagenfurt Bölge Mahkemesine bırakmıştır.
İlçe Mahkemesi dava dosyasını 20 Temmuz 1977de Bölge Mahkemesine göndermiştir. Bölge Mahkemesi, 16 Ocak 1978de yapacağı duruşmayı iptal ettikten sonra, başvurucunun üvey kardeşinin çiftliği işletme yeterliliği konusunda başka deliller toplaması isteğiyle, 17 Ocakta dosyayı İlçe Mahkemesine geri göndermiştir. Bölge Mahkemesi, bilirkişi raporunun bu yönden tamamlanmasını ve dosyayı yeniden gönderirken bu konuda kendi hukuki görüşünü de eklemesini İlçe Mahkemesinden istemiştir (bk. aşağıda parag. 25, Eyalet Kanunu md. 7(4)).
15. İlçe Mahkemesinin istediği ek bilirkişi raporu, 6 Nisan 1978de dosyaya girmiştir. Bu raporda, çiftliğin kullanım koşullarının daha da kötüleştiği, arazinin bir kısmının motosiklet kulübüne bırakıldığı ve bir kısmına da bir komşu tarafından çeşitli inşaat malzemeleri yığıldığı belirtilmiştir. Buna göre, çiftliğin gereği gibi kullanıldığından söz etmek pek mümkün değildir.
Bilirkişi raporunda, başvurucunun vasıfsız bir işçi olan üvey kardeşinin bir yandan kendi işinde çalışmaya devam ederken, diğer yandan da çiftliği işletebileceği belirtilmiştir. Çiftlikte yapılması gereken fazla bir şey yoktur ve kendisinin çalıştığı yer, çiftliğe her gün gelmesini önleyecek kadar uzak değildir.
16. Duruşma, bir çok kez ertelendikten sonra 31 Ocak 1979da yapılmış, taraflar çiftliğin dava süresince bile kimde kalacağı konusunda anlaşamamışlar, başvurucunun üvey babası ve üvey kardeşi, bir kayyım (curator) tayin edilmesine de karşı çıkmışlardır.
17. İlçe Mahkemesi Şubat 1979da, dosyayı yeniden Bölge Mahkemesine göndermiştir. Bölge Mahkemesi 25 Haziran 1979da verdiği kararda, başvurucunun üvey babası, aslında çiftlik üzerinde hak iddia etmediği için, çiftliğin üvey babasına verilmemesi konusundaki başvurucunun iddiasının kabuledilemez olduğu sonucuna varmıştır. Bölge Mahkemesi, başvurucunun üvey kardeşiyle ilgili iddiası konusunda ise, üvey kardeşinin mesleğinin çiftliği işletmesini engellemediği gibi, çalışmaya devam ederken çiftliği işletmekte yetersiz kalmayacağını tespit etmiştir. Dahası, annesinin ölümünden sonra çiftliğin ihmale uğramış olmasından da üvey kardeş sorumlu tutulamaz; çünkü bu sırada çiftlikle ilgilenen kişi babasıdır.
18. Başvurucu bu karara karşı Graz Üst Mahkemesine başvurmuş ve çiftliğin üvey kardeşe verilmemesi konusundaki talebini reddeden Bölge Mahkemesinin, bazı delilleri göz ardı ettiğini iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca, evlilikiçi çocuklara öncelik veren Eyalet Kanununun 7(2). fıkrasının (bk. aşağıda parag. 25), 1970te yapılan değişiklikle Medeni Kanununun yeni 754(1). fıkrası ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 14. maddesi karşısında hükümsüz kaldığını savunmuştur. Başvurucu Üst Mahkemeden, söz konusu maddenin anayasaya uygunluğu sorununu Anayasa Mahkemesi önüne götürmesini talep etmiştir.
19. Üst Mahkeme, başvurucunun bu üst başvurusunu 26 Eylül 1979da reddetmiştir. Üst Mahkeme, başvurucunun çiftliğin üvey kardeşine bırakılmaması konusundaki talebini reddeden Bölge Mahkemesinin vardığı sonucu onaylamış ve evlilikiçi çocuklara öncelik veren hükmün anayasaya uygunluğu konusunda bir tereddüdü olmadığını belirtmiştir. Üst Mahkemeye göre söz konusu maddenin, objektif bir haklılığı bulunmaktadır; çünkü evlilikiçi çocukların aileleriyle birlikte çiftlikte yaşamaları, öte yandan evlilikdışı çocukların genellikle başka yerde büyütülmeleri ve böylece çiftlikle evlilikiçi çocuklar kadar yakın bağlara sahip olmamaları, ekonomik yapının ve kırsal alandaki ailelerin bir özelliğidir. Mevcut olayda da durum böyledir. Bu nedenle Üst Mahkeme, bu meseleyi anayasa uygunluk bakımından Anayasa Mahkemesine götürmek için bir sebep görmemektedir.
20. Başvurucu, Üst Mahkeme önünde ileri sürdüğü aynı sebeplerle, bu karara karşı Temyiz Mahkemesine başvurmuştur. Temyiz Mahkemesi, bu başvuruyu 9 Nisan 1980 tarihinde verdiği kararla reddetmiştir. Temyiz Mahkemesinin gerekçesine göre bu temyiz, Bölge Mahkemesinin verdiği bir kararı onaylayan bir Üst Mahkeme kararına karşı yapılmıştır; böyle bir durumda bir temyiz ancak, bir kararın açıkça yasaya aykırı olması veya dosyayla bağdaşmaz bulunması veya yargılamanın hükümsüz sayılmasını gerektirecek bir usul hatasının varolması halinde kabuledilebilir. Temyiz Mahkemesi, birinci şartla ilgili olarak, Eyalet Kanununun 7(2). fıkrasının, Medeni Kanununun değişik 754(1). fıkrasıyla hükümsüz kaldığı iddiasını reddetmiştir.
Temyiz Mahkemesi ayrıca, aşağıdaki gerekçelerle, bu meseleyi Anayasa Mahkemesi önüne götürmek için bir sebep olmadığı sonucuna varmıştır.
Söz konusu Kanunun 7(2). fıkrasının Sözleşmenin 14. maddesine uygunluğu konusunda ise, Temyiz Mahkemesine göre, Sözleşmenin 14. maddesi ancak, Sözleşmede düzenlenen hak ve özgürlüklerden yararlanmayla bağlantılı olarak uygulanabilir. Oysa Sözleşme, mirasın intikali meselesini ele almamış, mülkiyet hakkını güvence altına alan Birinci Protokolün 1. maddesi de, mirasın intikali konusunda evlilikiçi veya evlilikdışı doğuma göre değişik kurallar konulmasını yasaklamamıştır.
Yine Temyiz Mahkemesine göre, söz konusu Yasanın 7(2). fıkrasının anayasanın eşitlik ilkesine uygunluğu konusunda da bir tereddüt yoktur. Bu ilke, bir yasanın, objektif sebeplerle haklı kılınmadıkça, bir bireyin şahsi statüsüne dayanan kanuni bir ayrım yapmamasını gerektirmektedir. Oysa, Eyalet Kanunundaki itiraz konusu hükümler haksız görünmemektedir. Benzer hükümler, Tyrol Eyaleti mevzuatında ve diğer eyaletleri de kapsayan federal mevzuatta mevcut olup, bu hükümler, evlilikdışı çocukların haklarını, bir miras çiftliğini ancak o çiftlikte büyütülmeleri halinde edinebileceklerini öngörecek şekilde kısıtlamışlardır.
Temyiz Mahkemesine göre bu mevzuatın hazırlık çalışmaları, evlilikiçi çocuklara öncelik verilmesinin, kırsal toplumun kanaatlerine dayandığını göstermektedir. Söz konusu bu düzenleme, evlilikdışı çocukların hukuki durumlarını evlilikiçi çocukların hukuki durumlarına benzeştirilmesi (assimilate) girişimleriyle çelişmemektedir; çünkü bu düzenleme, başka kişilerin yanında, dul kalan eşin hukuki durumunu da etkileyen, kırsal nüfusun özgün kanaat ve tutumlarını yansıtmaktadır. Dahası aile, insan ilişkilerinin hukuki organizasyonunda önemli bir unsurdur. Bütün bunlar göz önünde tutulduğunda, Eyalet Kanununda yer alan hükümlerin, objektif düşüncelere dayanmadığı söylenemez.
21. Başvurucu, 15 Ekim 1975 tarihli Evlilikdışında Doğan Çocukların Hukuki Statüsüne Dair Avrupa Sözleşmesinin Avusturya bakımından yürürlüğe girdiği 29 Ağustos 1980den sonra, bir kez daha Temyiz Mahkemesine başvurmuş ve bu kararı yeniden ele almasını talep etmiştir. Söz konusu Sözleşmenin 9. maddesine göre, "evlilikdışında doğan bir çocuk babasının, anne ve babasının veya annesinin aile üyelerinden birinin malvarlığına, evlilikiçinde doğmuş bir çocuk gibi mirasçı olur". Ancak Avusturya, bu Sözleşmeyi aşağıdaki çekinceyle onaylamıştır:
"Avusturya Cumhuriyeti, evlilikdışında doğan bir çocuğun, babasının ve babasının aile üyelerinden birinin malvarlığına evlilikiçinde doğmuş gibi mirasçı olmasını öngören Sözleşmenin 9. maddesine, Sözleşmenin 14(1). fıkrası gereğince çekince koymaktadır."
Temyiz Mahkemesi 6 Ekim 1980de, önceki kesin kararın bağlayıcılığını ve yeniden yargılama için yasal bir imkan bulunmadığını göz önünde tutarak, bu başvuruyu reddetmiştir.
C. Başvurucu ile üvey kardeşi arasında varılan anlaşma
22. İlk Derece Mahkemesi önündeki dava, Ekim 1981de yeniden başlamıştır. 12 Ekimde, başvurucu ile üvey kardeşi arasında yargısal çözüme (judicial settlement, sulh) ulaşılmıştır; buna göre başvurucu, annesinden kalan çiftlik üzerindeki taleplerinden vazgeçecek, çiftlik de üvey kardeşinin üzerine geçecektir. Buna karşılık başvurucu, annesi hayattayken vermeyi vaad ettiği bir miktar araziyi alacak, kendisine başka bir tazminat ödenmeyecektir.
Böylece miras davası, çiftliğin tamamı üzerindeki hak başvurucunun üvey kardeşine intikal ettirildikten sonra, 31 Aralık 1981de sona ermiştir.
23. Taraflar arasında 26 Mayıs 1982de yeni bir anlaşma yapılınca, yukarıda varılan çözümün uygulanmasından vazgeçilmiştir.
Ne var ki, bu yeni anlaşmaya göre başvurucuya verilecek olan ormanlık alanı da içeren arazinin ayrılması (seperating-off), Carinthian Eyalet Orman Kanununun hükümleri de göz önünde tutulduğunda, yetkili orman makamları gibi idari makamların onayını gerektirmektedir. Bu noktada bazı güçlükler ortaya çıkmıştır. Söz konusu arazi parçası, yukarıda geçen Kanuna göre ayrılmasına izin verilebilecek kadar büyük değildir; bunun bir istisnası, ayrılmasında baskın bir kamu yararının bulunmasıdır; fakat idari makamlar bu kamu yararının varlığını reddetmektedirler. Bu güçlükler, Anayasa Mahkemesinin, Carinthian Eyalet Orman Kanununun konuyla ilgili hükümlerini başka bir davada anayasaya aykırı bulmasından sonra aşılmıştır.
Bu arazi, resmi tapu siciline başvurucunun adına tescil edilmiştir. Bu durum, Tapu Sicil Müdürlüğünün 13 Ocak 1984 tarihli yazıyla teyid edilmiştir.
II. Konuyla ilgili iç hukuk
A. Medeni Kanun
24. Medeni Kanun ilgili hükümleri şöyledir:
Madde 545
"Mirasçılık sıfatı sadece, malvarlığının fiilen geçtiği ana göre belirlenir. Bu an, kural olarak, mirasbırakının (de cuius) ölüm anıdır.
Madde 547
"Mirasçı, mirası kabul ettiği taktirde, miras bakımından mirasbırakanı temsil eder. Mirasbırakan ve mirasçı, üçüncü kişiler nazarında tek ve aynı kişi olarak kabul edilir. Miras, mirasçı tarafından kabul edilinceye kadar, malvarlığı, hala ölen kişinin mülkiyetindeymiş gibi muamele görür."
Madde 550
"Birden fazla mirasçı bulunduğu taktirde, bu kişiler ortak mirasçılık hakları bakımından tek bir kişi olarak kabul edilirler. Malvarlığı mahkeme kararıyla nakledilinceye kadar, mirasçılar bütün malvarlığından ortaklaşa sorumludur. Bundan sonra hangi ölçüde sorumlu oldukları, mülkiyetin kazanılmasına dair bölümde düzenlenir."
B. Carinthian Miras Çiftlikleri Kanunu
25. Carinthian Miras Çiftlikleri Kanunu, Medeni Kanununun miras paylarının belirlenmesiyle ilgili genel hükümlere dokunmamakla birlikte, bu payların nakdi veya ayni olarak iktisap edilmesini düzenlemektedir.
Kanunun konuyla ilgili hükümleri şöyledir:
Madde 6(1)
"Bir çiftliğin mülkiyeti birden fazla kişiye düşüyorsa, sadece bir kişi, yani birincil (principal) mirasçı, çiftliğin ve çiftlik mallarının mirasçısı olur. ..."
Madde 7
"Birincil mirasçı, bu kanuna ve kanunda taşınmazın intikalini öngören hükümlere göre belirlenir. Birden fazla mirasçı bulunması ve aralarında bir anlaşmaya ulaşamamaları halinde, aşağıdaki sıra düzenine göre çiftliği edinmelerine karar verilir:
(1) Genel olarak erkek mirasçılar kadın mirasçılara ve yaşlı mirasçılar genç mirasçılara göre öncelik taşırlar; aynı yaştaki mirasçılar arasında kura çekilir. Çiftlikle daha yakın bağları olan, daha uzak bağı bulunana göre öncelik taşır.
(2) Kan bağı bulunan çocuklar, evlat edinilmiş çocuklar göre, evlilikiçi çocuklar evlilikdışı çocuklar göre her zaman öncelik taşır.
...
(4) Aşağıdaki kişiler, kural olarak çiftliği edinemeyecek olanlar arasında yer alırlar:
...
(b) zihinsel veya fiziksel engelli olmaları nedeniyle çiftliği işletemeyecekleri anlaşılan kişiler,
...
(d) yaptıkları mesleğin, çiftliği yerinden idare etmelerine ve bizzat çalışmalarına engel olan kişiler.
... (b)den (e)ye kadar olan bendlerle ilgili konularda, ilk derece mahkemesi tarafından karar verilir; bu mahkeme, taşınmazın idaresi konusundaki dosyayı, kendi görüşüyle birlikte Bölge Mahkemesine gönderir.
Madde 8
"Taşınmaz malvarlığı bölünürken, 6. maddedeki çiftlik, birincil mirasçıya düşer; birincil mirasçı, çiftliğin değeri kadar, malvarlığının borçlusu durumuna girer."
Madde 9
"(1) Çiftliğin değeri, ilgili kişilerin anlaşmasıyla belirlenir.
(2) Böyle bir anlaşmaya varılamaması halinde, mahkeme, çiftliğin değerinin takdiri için bir bilirkişi tayin eder; yöreden bazı kişileri ve tarafları dinler; çiftliğin değerini birincil mirasçıyı gereksiz mali güçlükler içine sokmayacak şekilde, hakkaniyet esasına göre belirler.
Madde 14
"(1) Taşınmaz malvarlığının bölünmesiyle ilgili düzenlemeler, Medeni Kanunun 765 ve 766. maddelerinde öngörülen saklı payları etkilemez.
(2) Saklı payların değeri, çiftliğin bu Kanunun 9(2). fıkrasına göre belirlenecek değerine dayanılarak takdir edilir. ..."
26. Federal Adalet Bakanlığı, son yıllarda meydana gelen sosyal değişikleri karşılamak üzere, iki yasa tasarısı hazırlamıştır. Birincisi, Tyrol ve Carinthia hariç, bütün eyaletler içindir; diğeri ise, sadece Carinthia ile ilgilidir. İkinci tasarı, genellikle yapıldığı gibi, 1985te görüş alma (consultation) usulüne tabidir. Bu tasarı, belirtilen görüşler ışığında değiştirilmekte olup, kısa bir süre içinde Parlamentoya sunulacaktır. Tasarının 8. maddesi şöyledir:
"Ölen kişi çiftliğin tek sahibi ise, çiftliği edinecek kişi, kanuna ve taşınmaz malvarlığının intikalini öngören düzene göre belirlenir. Birden fazla mirasçı varsa ve aralarında bir anlaşmaya ulaşamamışlarsa, aşağıdaki sıra düzeni içinde çiftliği edinmeleri sağlanır.
1. Çiftçi olarak eğitilmiş olan mirasçılar, böyle eğitilmemiş olan mirasçılara göre öncelik taşırlar. Birden fazla çiftçi olarak eğitilmiş mirasçı varsa, çiftlik üzerinde büyütülmüş mirasçı öncelik taşır.
2. Ölenin evlat edinilmiş çocukları dahil, bütün çocukları, geride kalan eşe göre öncelik taşırlar; ancak geride kalan eş, ölenin çiftlikte büyütülmemiş altsoyuna ve diğer akrabalarına göre öncelik taşır.
..."
Tasarının gerekçesinde bu maddenin, başka şeylerin yanında, evlilikdışı çocukların ve evlat edinilmiş çocukların, evlilikiçi çocuklara göre karşılaştıkları dezavantajın ortadan kaldırılmasını hedeflediği belirtilmektedir.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
27. Başvurucu, 20 Haziran 1979da Komisyona başvurmuştur. Başvurucu, annesinin miras bıraktığı çiftlikle ilgili mülkiyet haklarından yararlanmada, evlilikdışında doğmuş olması nedeniyle ayrımcılığa uğradığından şikayet etmiştir. Başvurucu, Sözleşmenin 14. maddesiyle bağlantılı olarak Birinci Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
28. Komisyondaki yargılama Mayıs 1982den Ekim 1984te kadar ertelenmiştir; çünkü bu sırada Avusturyada dostane çözüm görüşmeleri yürütülmüştür. Daha sonra Komisyon, 5 Aralık 1984te başvurunun kabuledilebilir olduğunu açıklamıştır. Komisyon, 4 Mart 1986 tarihli raporunda, dörde karşı altı oyla, Birinci Protokolün 1. maddesiyle bağlantılı olarak yorumlanan Sözleşmenin 14. maddesinin ihlal edildiği görüşünü açıklamıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. Başvurucunun "mağdurluk" statüsü (Sözleşmenin 25. maddesi)
30. Hükümet göre başvurucu, üvey kardeşi ve üvey babasıyla vardığı 12 Ekim 1981 tarihli yargısal çözümle (sulh), annesinin malvarlığı üzerindeki talebinden vazgeçmiştir (bk. yukarıda parag. 22). Ayrıca, başvurucunun buna karşılık aldığı arazinin değeri, bu taşınmaz değerinin yaklaşık üçte biri kadardır. Sonuç olarak başvurucu, Sözleşmeye bir aykırılıktan dolayı "mağdur" olduğunu iddia edemez.
Başvurucu ve Komisyon, tam tersi görüşü benimsemişlerdir; başvurucunun bu çözümü kabul ederken, zayıf müzakereci konumunda olduğuna işaret etmişlerdir.
31. Mahkeme, bu ilk itiraz konusunda karar verme yetkisine sahiptir; çünkü bu ilk itiraz, Hükümet tarafından kabuledilebilirlik aşamasında da ileri sürülmüştür (bk. en yakın tarihli karar olarak, 25.08.1987 tarihli Nölkenbockhoff kararı, parag. 32).
32. Sözleşmenin 25. maddesindeki "mağdur" sözcüğü, bir işlem (act) veya ihmalden (omission) doğrudan etkilenen kişiyi ifade etmektedir; bir zarar bulunmasa bile, bir ihlalin mevcudiyeti mümkündür; zarar, sadece Sözleşmenin 50. maddesiyle ilgilidir (bk. diğerlerinin arasında, 22.05.1984 tarihli van der Sluijs, Zuiderveld ve Klappe kararı, parag. 37). O halde, özel tarafların kendi aralarında sonuçlandırdıkları bir yargısal çözümün, başvurucunun uğradığı dezavantajı hafifletmiş olması, kural olarak kendisinin "mağdurluk" statüsünü kaldırmaz. Ama, örneğin, ulusal makamların açıkça veya özü itibarıyla, Sözleşmenin ihlali iddiasını kabul etmeleri ve bunun için bir giderim sağlamaları halinde, durum farklı olabilir (bk. diğerleri arasında, 15.07.1982 tarihli Eckle kararı, parag. 66).
33. Her halükarda başvurucunun şikayeti, evlilikdışında doğmuş olmasının, mevcut olayda, malvarlığı bölüşülürken annesinin çiftliğini elde etme imkanından kanunen yoksun bırakılmış olmasına karşıdır. Bu durum değişmemiştir; yargısal çözüm, sadece mali sonuçları hafifletmiştir. Ayrıca, bay Inzenin bu mülkü edinme ümidinin artık kalmadığı bir anda çözüme varılmıştır; çünkü Temyiz Mahkemesi, başvurucu aleyhine daha önce kesin kararını vermiştir (bk. yukarıda parag. 20-22). Bu nedenle başvurucu, bağlı bir durumdadır ve iki kötüden daha az kötü olan bu çözümü kabul etmiştir.
34. Bu şartlarda başvurucu, Sözleşmenin 25. maddesi anlamında "mağdur" olduğunu iddia edebilir.
II. Birinci Protokolün 1. maddesiyle birlikte ele alınan Sözleşmenin 14. maddesinin ihlali iddiası
35. Bay Inze, Eyalet Kanununun 7(2). fıkrasının uygulanmasının bir sonucu olarak, Birinci Protokolün 1. maddesiyle birlikte ele alınan Sözleşmenin 14. maddesinin ihlalinden ötürü mağdur olduğunu iddia etmiştir. Bu maddenin konuyla ilgili kısmı şöyledir:
Sözleşmenin 14. maddesi:
"Bu Sözleşmede beyan edilen hak ve özgürlüklerin kullanılması ... doğum veya başka bir statü gibi her hangi bir nedenle ayrımcılık yapılmaksızın güvence altına alınır."
Birinci Protokolün 1. maddesi:
"Her gerçek ve tüzel kişi, maliki olduğu şeyleri barışçıl bir biçimde kullanma hakkına sahiptir. ..."
A. Uygulanabilirlik
36. Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre Sözleşmenin 14. maddesi, Sözleşmenin ve Protokollerin diğer maddi hükümlerini tamamlamaktadır. Sözleşmenin 14. maddesinin bağımsız bir varlığı yoktur; çünkü sadece, bu maddi hükümlerle korunan "hakların ve özgürlüklerin" kullanılmasıyla bağlantılı olarak bir sonuç doğurur. Sözleşmenin 14. maddesinin uygulanması, bu maddi hükümlerin ihlal edilmiş olmasını zorunlu kılmamakta ve bu çerçevede özerk bir anlama sahip olmakla birlikte, tartışma konusu olaylar bir veya birden fazla maddi hükmün kapsamına girmedikçe, 14. maddeyi uygulama imkanı yoktur (bk. diğerleri arasında 28.05.1985 tarihli Abdulaziz, Cabales ve Balkandali kararı, parag. 71).
Başvurucu, Birinci Protokolün 1. maddesinin tek başına ihlal edildiğini iddia etmediğinden, Mahkeme de bu sorunu resen incelemeyi gerekli görmemektedir; başvurucunun şikayetlerinin bu madde kapsamına girip girmediğini tespit etmek yeterlidir.
37. Hükümet, durumun böyle olmadığını ileri sürmüştür. Hükümet, Mahkemenin Marckx kararına dayanmıştır. Bu karara göre, Birinci Protokolün 1. maddesi, "herkesin maliki olduğu şeylerden barışçıl bir biçimde yararlanma hakkını içermekten öteye geçmemektedir (...) Bu nedenle bu madde sadece, kişinin mevcut mülkiyetine uygulanır; ... mülkiyetin kanuni mirasçılık (intestacy) veya ölüme bağlı tasarruflar (voluntary dispositions) yoluyla kazanılmasını güvence altına almamaktadır" (bk. 13.06.1979 tarihli Marckx kararı, parag. 50).
38. Mahkeme, Birinci Protokolün 1. maddesinin, esas itibarıyla mülkiyet hakkını güvence altına aldığını hatırlatır (bk. diğerleri arasında, 24.10.1986 tarihli AGOSİ kararı, parag. 48).
Komisyon gibi Mahkeme de, mevcut davadaki durumun, Marckx davasındaki durumdan farklı olduğunu düşünmektedir. Marckx davasındaki şikayet, ikinci başvurucunun, halen sağ olan birinci başvurucuya potansiyel olarak mirasçı olma hakkıyla ilgilidir. Burada ise başvurucu, ölen annesinin çiftlik dahil malvarlığının bir payına, Eyalet Kanunundaki dağıtım esasına tabi olarak, mirasçı olma hakkını kazanmış durumdadır. Avusturya Medeni Kanununun 545, 547 ve 550. maddelerine göre, mirasbırakanın (de cuius) ölümü üzerine, mirasçılar onun malvarlığı üzerinde otomatik olarak, mallar bölünmeden, mirasçılık hakkı kazanırlar (bk. yukarıda parag. 24).
Ayrıca mirasçılar, Medeni Kanunun öngördüğü payları kabul etmişler ve Klagenfurt Mahkemesi de 31 Mart 1976da bu beyanın geçerli olduğuna karar vermiştir (bk. yukarıda parag. 9). O halde başvurucuyla birlikte diğer mirasçılardan hiç biri, belirli bir mal veya mülk üzerinde hemen bir hak sahibi olmamalarına rağmen, miras bu kişilerin ortak mülkiyeti haline gelmiştir.
39. Hükümete göre, Eyalet Kanununun miras çiftliklerinin kanuni mirasçılara intikalini düzenleyen hükümlerin (bk. yukarıda parag. 25) iki amacı vardır. Birincisi, çiftliğin sadece tek bir mirasçıya geçmesini ve bu mirasçının da diğerlerine tazminat ödemesini öngörmek suretiyle, çiftliğin bölünmesini önlemektir; ikincisi, tazminatı birincil mirasçıyı gereksiz mali güçlük altına sokmayacak tarzda belirlemek suretiyle, çiftliğin işletilebilirliğini sürdürmektir.
Mahkeme, miras çiftlikleri sistemine başvurucunun bir itirazının bulunmadığını ve fakat birincil mirasçının seçilmesinde uygulanan kritere itiraz ettiğini kaydeder. Bu noktada Eyalet Kanununun 7(2). fıkrası, evlilikdışı çocuklara göre evlilikiçi çocuklara öncelik vermektedir. Buna göre mevcut olayda söz konusu çiftlik, daha genç olan evlilikiçi erkek çocuğa geçmiştir; başvurucu ise sadece evlilikdışı doğmuş olması sebebiyle, çiftliği edinme imkanından yoksun bırakılmıştır.
40. Mahkeme, bu durumda söz konusu olayların Birinci Protokolün 1. maddesi kapsamına girdiği ve böylece bu maddeyle birlikte ele alınan Sözleşmenin 14. maddesinin uygulanabilir olduğu sonucuna varmaktadır.
B. Uygunluk
41. Sözleşmenin 14. maddesi bakımından bir farklı muamele, "objektif ve makul haklılığa sahip değilse", yani "meşru bir amaç" gütmüyorsa veya "kullanılan araçlar ile gerçekleştirilmek istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi" bulunmuyorsa, ayrımcı niteliktedir (bk. diğer arasında 08.07.1986 tarihli Lithgow ve Diğerleri kararı, parag. 177).
Sözleşmeci Devletler, benzer durumlar arasındaki farklılıkların hukuken de farklı bir muameleyi haklı kılıp kılmadığını ve kılıyorsa hangi ölçüde kıldığını takdir ederken, belirli bir "takdir alanı"ndan yararlanırlar; bu takdir alanının kapsamı, olayın şartlarına, konusuna ve ardalanına göre değişir (aynı yer).
Bu noktada Mahkeme, Sözleşmenin günün koşullarına göre yorumlanması gereken yaşayan bir belge olduğunu hatırlatır (bk. diğer çeşitli kararlar arasında 18.12.1986 tarihli Johnston ve Diğerleri kararı, parag. 53). Kişisel haklar bakımından evlilikiçinde doğmuş çocuklar ile evlilikdışında doğmuş çocuklar arasındaki eşitlik sorunu, bugün Avrupa Konseyine üye Devletlerin önem verdiği bir sorundur. Halen Avrupa Konseyine üye dokuz Devlet bakımından yürürlükte olan 1975 tarihli Evlilikdışında doğan Çocukların Hukuki Statüsüne Dair Avrupa Sözleşmesi, bunu göstermektedir. Avusturya Cumhuriyeti bu Sözleşmeyi 28 Mayıs 1980 tarihinde, bu davayla ilgili olmayan konularda koyduğu çekinceyle birlikte onaylanmıştır (bk. yukarıda parag. 21). Buna göre, evlilikdışında doğum sebebiyle bir farklı muamelenin Sözleşmeye uygun görülebilmesi için, çok güçlü gerekçeler gösterilmedir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, yukarıda geçen Abdulaziz, Cabeles ve Balkandali kararı, parag. 78).
42. Hükümet şu argümanları ileri sürmüştür. Birincil mirasçının seçimi için uygulanan kriter, bir miras çiftliğini sadece tek bir mirasçının edinme hakkı bulunmasının bir sonucudur. Ayrıca bu kriter, objektif sebeplere dayanmaktadır; daha açıkçası evlilikiçi çocuğa öncelik verilmesi, ölen kimsenin arzusunun bu olduğu varsayımına dayanmaktadır. Her halükarda, Eyalet Kanununun 7(2). fıkrası, sadece kanuni mirasçılığa uygulanır; buna karşı çıkan bir mal sahibi, her zaman bir vasiyetname yapabilir.
Ayrıca doğum kriteri, kırsal nüfusun kanaatlerini ve çiftçilerin sosyal ve ekonomik durumunu yansıtmaktadır. Yine, evlilikdışı çocuklar, evlilikiçi çocuklardan farklı olarak, genellikle anne babalarının çiftliklerinde büyütülmezler ve bu nedenle kendilerinin çiftlikle yakın bağları yoktur.
Son olarak, genellikle çiftlikte kalma hakkı bulunan ve birincil mirasçı tarafından kendine bakılan geride kalan eşin, özel bir muamele gördüğü de akılda tutulmalıdır.
43. Komisyon gibi Mahkeme de, Hükümetin argümanları karşısında ikna olmamıştır. Ölen kimsenin arzuları, evlilikdışı çocukların büyütüldükleri yer, bazen gerçek durumu yansıtmayan geride kalan eşin evlilikiçi çocukla ilişkileri gibi konulardaki argümanların çoğu, genel ve soyut düşüncelere dayanmaktadır. Örneğin, bay Inze, söz konusu çiftlikte büyütülmüş ve 23 yaşına kadar bu çiftlikte çalışmıştır (bk. yukarıda parag. 9). Bu düşünceler, böyle bir kuralı haklı kılmaz.
Başvurucunun annesinin, başvurucu lehine bir vasiyetname düzenleyebileceği doğrudur; fakat bu durum, mevcut olayda, annesinin vasiyetname bırakmadan ölmesinin ardından, kanunen çiftliği edinme imkanından yoksun bırakıldığı gerçeğini değiştirmez.
44. Mahkeme ayrıca, kırsal kesimde yaşayanların kanaatleriyle ilgili argümanın, sadece geleneksel bir bakış açısını yansıttığını düşünmektedir. Hükümet bizzat, kırsal kesimdeki gelişmelerin devam ettiğini görmüş ve buna göre bu gelişmeleri dikkate alan bir Yasa Tasarısı hazırlamıştır. Gelecekte, miras çiftliğinin intikali, özellikle çiftliğin işletilmesi için eğitilmiş olma ve belirli bir mülk üzerinde büyütülmüş olma gibi, objektif şartlara dayanacaktır (bk. yukarıda parag. 26).
Mahkeme, bu değişiklik tasarısının kendiliğinden, önceki hükümlerin Sözleşmeye aykırılığını gösterdiği şeklinde yorumlanamayacağını belirtmek istemektedir. Ancak bu değişlik tasarısı, söz konusu mevzuatın amacının, evlilikiçi veya evlilikdışı doğuma dayanan kriterden başka kriterlerin uygulanması suretiyle de gerçekleştirilebileceğini göstermektedir.
45. Bu nedenle Mahkeme, Birinci Protokolün 1. maddesiyle birlikte ele alınan Sözleşmenin 14. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
III. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
46. Sözleşmenin 50. maddesi şöyledir:
"Mahkeme, Sözleşmeci Tarafların resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan tasarrufun tamamen ya da kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğu sonucuna varırsa, ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuku, bu karar veya tasarrufun sonuçlarını kısmen onarmaya imkan veriyorsa ve gerekli gördüğü takdirde zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödenmesine hükmedebilir."
Bay Inze, annesinin çiftliğini alamamasından kaynaklanan maddi zararları ile ücretler ve masrafları için adil karşılık talep etmiştir. Başvurucu manevi tazminat için bir talepte bulunmadığı için, bu mesele Mahkemenin resen inceleyeceği bir mesele değildir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 06.11.1980 tarihli Sunday Times (Md. 50) kararı, parag. 14).
A. Zararlar
47. Mahkeme, Eyalet Kanununun 7(2). fıkrasının bir sonucu olarak, başvurucunun annesine ait çiftliği edinme imkanının bulunmadığını, çünkü üvey kardeşine öncelik verilmesinin, kendisinin birincil mirasçılardan olabilme ihtimalini ortadan kaldırdığını kaydeder.
Birinci Protokolün 1. maddesinin, başvurucuya çiftliği miras edinme hakkı vermediği doğrudur. Bununla birlikte başvurucu, Mahkeme tarafından tespit edilen ayrımcılık nedeniyle, çiftliği edinme gibi dikkate alınması gereken gerçek bir fırsat kaybetmiştir (bk.diğer kararlar arasında en yakın tarihli olan 18.12.1984 tarihli Sporrong ve Lönnroth kararı, parag. 25).
12 Ekim 1981 tarihli yargısal çözüm (sulh) (bk. yukarıda parag. 22), Mahkeme tarafından tespit edilen ihlalin mali sonuçlarını bir şekilde hafifletmiş ise de, başvurucunun başlangıçta karşılaştığı dezavantajı (bk. yukarıda parag. 32-33) tümüyle kaldırmamış ve böylece yeterli bir giderim sağlamamıştır.
48. Bay Inze ilk taleplerini, 18 Nisan 1985 tarihli uzman raporuna dayandırmıştır; bu raporda başvurucu, annesinin çiftliğini, Mahkeme tarafından tespit edilen ayrımcılık nedeniyle edinemediği, fakat edinmiş olsaydı şeklindeki varsayımdan hareket edilmiştir.
Başvurucu daha sonra, başka bir yöntem kullanarak, 1,268,476.34 Avusturya Şilin gibi bir miktar çıkarmıştır. Bu miktara, çiftliğin 1976 yılındaki değerinden (1,455,000 Şilin), (a) üvey kardeşinin ve üvey babasının kanuni paylarının nakil değeri (197,481.83 Şilin) (bk. yukarıda parag. 9 ve 13) ile (b) yargısal çözüm gereğince (bk. yukarıda parag. 22) aldığı arazi parçasının o tarihteki değeri (455,700 Şilin) düşüldüğündeki rakama karşılık gelmektedir. Söz konusu miktarlar, Ocak 1987 tarihine kadar yaşam endeksindeki değişikler dikkate alınarak uyarlanmıştır.
49. Hükümet, başvurucunun hem hesaplama yöntemine ve hem de vardığı sonuçlara itiraz etmiştir. Hükümet, Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan başka bir yöntemi ileri sürmüştür. Hükümete göre başvurucu, Eyalet Kanunu uygulanmamış olsaydı, çiftliğin tamamının 1985teki piyasa değeri olan 1.827.838 Şilinin sekizde üçünü almaya hak kazanacaktı. O halde kendisinin maddi kaybı sadece, kanuni payı olan 685,439.52 Şilin ile nihai olarak aldığı arazinin piyasa değeri 607,600 Şilin arasındaki fark kadardır.
50. Komisyon temsilcisi, bu yöntemlerin Inze ile üvey kardeşi arasında eşit bir muameleye yol açmadığı, fakat Inzenin ya çok lehine veya çok aleyhine bir muameleye yol açtığı gerekçesiyle, her iki hesaplama yöntemine de katılmamıştır. Komisyon temsilcisine göre, başvurucuya hükmedilecek tazminat, kendisinin kanuni payı, üvey kardeşine geçen artı değer kadar makul bir oran eklenerek hesaplanmalıdır.
51. Mahkeme, tespit ettiği ayrımcılığın başvurucu ile üvey kardeşi arasında belirli bir parasal dengesizliğe yol açtığı gerçeğini göz ardı etmeden, mevcut olayda başvurucunun gördüğü zararın fırsat kaybı olduğuna (bk. yukarıda paraıg. 47) işaret eder. Böyle bir kayıp, kesin bir şekilde belirlenmeye müsait değildir (bk. yukarıda geçen Sporrong ve Lönnroth kararı, parag. 27).
Buna göre Mahkeme, bütün bu faktörleri dikkate alarak ve Sözleşmenin 50. maddesinin gerektiği şekilde hakkaniyete uygun bir değerlendirme yaparak, bay Inzeye toplam 150,000 Avusturya Şilini ödenmesine hükmetmektedir.
B. Ücretler ve masraflar
52. Bay Inze, Avusturyada katlandığı ücretler ve masraflarının (miras davasında 22,780 Şilin avukatlık ücreti, 4,409 Şilin çeşitli masraflar ve 2,539 şilin uzman ücreti) ile Sözleşme organları önündeki ücretler ve masraflarının (Komisyon önünde 95,857.15 Şilin ve Şilin Mahkeme önünde 38,493.95) geri ödenmesini istemiştir.
53. Mahkeme, yerleşik içtihatları gereğince, ücretler ve masrafların, gerçekten ve gerekli olarak yapılıp yapılmadığını ve miktar olarak da makul olup olmadığını belirlemek durumundadır.
54. Mahkeme, Avusturyadaki masraflar bakımından, en azından avukatlık ücreti ile uzman ücretinin gerçekten ödendiğini kabul etmektedir. Dahası, Hükümet miras davasında bir avukatın bulunmasının kural olarak gerekli olmadığını savunduğu halde, Mahkeme, anayasaya aykırılık sorunu gibi, ortaya atılan bazı meselelerin karmaşık olduğunu ve profesyonel bir yardım gerektirdiğini kabul etmektedir. Ayrıca, gayrimenkul konularının teknik tarafı dikkate alındığında, bir uzmana başvurmuş olmak gayri makul değildir (bk. yukarıda geçen Sporrong ve Lönnroth kararı, parag. 39); aslında Hükümet de uzmanlara danışmıştır.
Avukatlık ücreti ve çeşitli masraflar konusunda ayrıntı bulunmadığından, Mahkeme bu başlık altında 23,000 Şilin ödenmesine hükmetmektedir; bu miktara 2,539 Şilin uzman ücreti eklenmelidir.
55. Başvurucu, Komisyondaki yargılamanın ertelenmesinden (bk. yukarıda parag. 28) önceki dönem için 5,067 Şilin, ertelendikten sonraki dönem için ise 90,790.15 Şilin avukatlık ücreti talep etmiştir. Mahkeme önündeki yargılama için ise 38,493.95 Şilin istemiştir.
56. Mahkeme, Hükümetin de karşı çıkmadığı birinci miktarı makul bulmuş ve buna hükmetmiştir.
İkinci ve üçüncü miktar konusunda Hükümet, başvurucunun Avrupa Konseyinden aldığı adli yardıma ek olarak, bu miktarları da ödemeyi üstlenmiş olduğuna itiraz etmemiştir (bk. 12.11.1986 tarihli Unterpertinger kararı, parag. 36). Ancak Hükümet ve Komisyon, bu rakamların aşırı olduğunu iddia etmişlerdir.
Hükümet, başvurucunun avukatının ücretini hesaplama şekline itiraz etmiştir; Hükümete göre bu miktar, Avusturya Yüksek Mahkemesi önündeki bir dava için öngörülen miktarın iki katıdır. Öte yandan Komisyon temsilcisine göre, Avusturya Barolar Birliğinin yayınladığı asgari ücret tarifesi Sözleşme organları önündeki yargılamada geçerli olmadığından, başvurucunun avukatı bu şekilde eleştirilemez. Ancak Komisyon temsilcisi, avukat tarafından Strasbourga yazılan kısa notların ve mektupların, esas hakkındaki dilekçeler gibi ücretlendirilemeyeceğini savunan Hükümetin görüşüne katılmıştır.
Bu davanın şartları içinde Mahkeme, talep edilen miktarın tamamına hükmedememektedir. Mahkeme başvurucuya, hakkaniyet esasına göre, aşağıda öngörüldüğü şekilde, Komisyon önündeki erteleme sonrası yargılama ile Mahkeme önündeki yargılama için toplam 50,000 Şilin ödenmesine hükmedilmesini kabul etmektedir.
57. Toplam olarak Mahkeme tarafından ücretler ve masraflar için ödenmesine karar verilen miktar 80,606 Şilindir. Bu miktardan, başvurucunun avukatlık ücreti olarak Avrupa Konseyinden adli yardım olarak aldığı 4,500 Fransız Frangı düşülmeli ve kalan miktardan alınabilecek her hangi bir vergi eklenmelidir.
Bu Gerekçelerle Mahkeme Oybirliğiyle,
1. Başvurucunun Sözleşmenin 25. maddesi bakımından "mağdur" olduğunu iddia edebileceğine;
2. Birinci Protokolün 1. maddesiyle birlikte ele alınan Sözleşmenin 14. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Davalı Devletin başvurucunun zararlarına karşılık 150,000 Şilin ile ücretler ve masraflar için yukarıda 57. paragrafa göre hesaplanacak miktarın ödenmesine;
4. Adil karşılık konusundaki diğer taleplerin reddine
Karar Vermiştir.
SON KARARIN YERİNE GETİRİLMESİ
BAKANLAR KOMİTESİ: DH (90) 21; 24.09.1990
Hükümetin verdiği bilgiye göre: 1903 tarihli Yasanın, mirasçılığın tespit edilmesinde evlilikiçi çocukların evlilikdışı çocuklara göre her zaman öncelik taşımasını sağlayan 7. maddesinin 2. fıkrası hükmü, 13 Aralık 1989 tarihinde kabul edilen ve 1 Ocak 1990 tarihinde yürürlüğe giren Yasayla değiştirilmiştir. Bu yasanın yeni hükümlerine göre, bundan böyle mirasçılık, evlilik içinde veya dışında doğma ölçüsüne göre değil, tarımsal alanları işletme konusunda eğitim almış olma, belirli bir mülk üzerinde büyütülmüş olma, araziyi işletme yeteneği gibi objektif ölçülere göre belirlenecektir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy