(AİHS m. 6, 50)
DAVANIN ESASI (Özet)
Başvurucularla ilgili olaylar
1937 doğumlu Werner Zimmermann bir terzi, 1904 doğumlu Johann Steiner ise bir emeklidir. Başvurucular 30 Eylül 1976ya kadar Zürih-Kloten havaalanına yakın yerlerdeki birer dairede oturmaktadırlar. Bu havaalanı Zürih Kantonu tarafından işletilmektedir.(6)
Başvurucular 1974 yılında, havaalanından kaynaklanan gürültü ve hava kirliliği nedeniyle Zürih Kantonundan tazminat talep etmişlerdir. Zimmermann 28,242, Steiner ise 54,199 İsviçre Frangı istemiştir. Uzlaşma olmayınca Kanton 17 Haziran 1974 tarihinde, 20 Haziran 1930 tarihli Kamulaştırma Kanununa göre bu yerlerin değer takdiri için, Federal Takdir Komisyonuna başvurmuştur. Onuncu Takdir Komisyonu St. Gallen Yüksek Mahkemesinden bir yargıcın başkanlığında, bir mimardan, bir mühendisten ve mahkemenin Yazı İşleri Müdüründen meydana gelmiştir.(7)
Takdir Komisyonu başvurucuların talebini 6 Ekim 1976 tarihli kararla reddetmiş, bu karar başvuruculara 7 Mart 1977de tebliğ edilmiştir. Komisyon, zilyed bulunanların İsviçre mahkeme kararlarına ve doktrine göre, prensip olarak Medeni Kanunun 679 ve 684. maddelerinde düzenlenen haksız fiile (law of Çevresel Rahatsızlık) dayanabileceklerini belirtmiştir. Ancak Komisyon, başvurucuların maddi zarar değil manevi zarar iddiasında bulunduklarını, oysa Federal Kamulaştırma Yasasına göre sadece maddi zararın dikkate alınabileceğini kabul etmiştir.(8)
Başvurucular 18 Nisan 1977de, Takdir Komisyonunun kararına karşı Federal Mahkemeye idari dava (administrative-law appeal) açmışlardır (Federal Kamulaştırma Yasası md. 77(1)). Federal Mahkeme 27 Nisanda Komisyondan görüş istemiş, Komisyon 18 Mayıs 1977de görüşünü sunmuş ve Zürih Kantonu idari makamları da görüşlerini 24 Mayıs 1977de bu mahkemeye sunmuştur. Böylece, davaya cevap aşaması tamamlanmıştır.(9)
Başvurucuların avukatı 8 Eylül 1978de, Federal Mahkemeden dosyanın durumunu sormuştur. Bu mahkeme 21 Eylül tarihli cevabi yazısında, aşırı iş yükü nedeniyle dosyayı ele alma imkanı olmadığını, fakat gelecek ay bir karar verilmesinin beklendiğini belirtmiş, bu yazıya Zürih Kantonunun görüşünü de eklemiştir. Başvurucular 15 Mart 1979da dosyanın durumunu tekrar sormuşlardır. Federal Mahkemenin 1. Kamu-Hukuku Dairesindeki raportör yargıç, 23 Mart tarihli cevabi yazısında, tahmin edilmeyen bir durum olmazsa, adli tatilden önce bir karar verileceğini bildirmiştir.(10)
Federal Mahkeme 1. Kamu Hukuku Dairesi 15 Ekim 1980 tarihli kararla, davayı reddetmiştir. On beş sayfalık kararda, kamulaştırma halinde konut ve tarımsal arazi kiracılarının durumu analiz edilmiş, sonra birinci başvurucunun 1967, ikinci başvurucunun 1958 yılında üç ayda bir yenilenen kira sözleşmeleri imzalarken karşılaşacakları sıkıntının farkında olduklarını, bu sıkıntının şu anda kayda değer ölçüde arttığını ortaya koymadıklarını (Kamulaştırma Yasası md. 41) belirtilmiştir.(11)
Federal Mahkemenin iş yükü ve alınan tedbirler
Hükümet tarafından sunulan istatistiklere göre 1969 yılından 1979 yılına kadar bu mahkemeye başvuruların sayısı 1,629dan 3,037ye çıkmış, böylece yüzde 86lık bir artış olmuştur. Kamu hukuku başvuruları artış yüzde 107 ( 634ten 1,336ya) ve idare hukuku başvuruları yüzde 318 (141den 590a çıkmıştır. Federal Meclis daha 1970te, Federal Mahkemedeki yargıç sayısını 12den 15e çıkarma kararı vermiş, buna göre Kamu-Hukuku ve İdare-Hukuku Dairesindeki yargıç sayısı, 9dan 11e çıkmıştır. Federal Mahkemenin 1 Şubat 1972 tarihli raporunda dava sayısındaki artışa dikkat çekilerek, 1970teki yargıç sayısının artışına rağmen, sayıları artan davaların daha erken bir tarihte bitirilmesi için tedbirler alınması gerektiği belirtilmiştir.(12/1-3)
Federal Mahkeme, Kasım 1973te Federal Hükümete sunduğu raporda, aşırı iş yükünün hafifletilmesi için bir dizi acil tedbir alınmasını istemiştir. Federal Hükümet 22 Mayıs 1974te Federal Meclise sunduğu yasa tasarısında, bir yandan Federal Mahkemelerin Kuruluş Yasasında Kamu-Hukuku ve İdare-Hukuku Dairesiyle ilgili değişiklik getirilmesi, diğer yandan yargıç sayısını 28den 30a, Yazı İşleri Müdürleriyle sekreterlerin sayısının 24ten 28e çıkarılması öngörülmüştür. Ancak Federal Mahkeme, Federal Mahkemelerin Kuruluş Yasasında bütünüyle değiştirme çalışması yürütülmekte olduğundan bu reformun ertelenmesini istemiştir. Bu değişlik çalışması henüz yürürlüğe girmemiştir (bk. aşağıda parag. 16).(12/4-6)
Federal Mahkemenin 1977 yılına ilişkin 14 Şubat 1978 tarihli raporuna göre, özellikle kamu ve idare hukuku alanındaki iş yükü artışında bir azalma olmamıştır. Federal Mahkeme bunun sebebini idari konularda Konfederasyonun yetkilerinin artışına ve vatandaşların kamu makamlarına karşı hukukun verdiği hakları daha fazla kullanmalarına bağlamıştır. Federal Mahkeme 14 Aralık 1977 tarihinde Federal Hükümetten, tıpkı 1973tekine benzer acil tedbirler alınmasını istemiştir. Bunun sonucu olarak Federal Meclis 1 Şubat 1979dan geçerli olmak üzere, federal yargıçların sayısını 28den 30a, Yazı İşleri Müdürlerinin sayısını da 24ten 28e çıkarmış, Kamu-Hukuku ve İdare-Hukuku Dairesini iki Kamu-Hukuku Dairesine bölmüştür. Federal Mahkeme de 14 Aralık 1978te, 1 Şubat 1979da yürürlüğe giren yeni İçtüzüğünü kabul etmiştir; artık kamu-hukuku ve idare-hukuku davaları konularına göre iki Daireye dağıtılmaktadır.(13)
Bu reformlar yetersiz kalmıştır. Federal Mahkemenin 1979 yılına ilişkin 12 Şubat 1980 tarihli raporuna göre, yıl boyunca 3,037 dava gelmiş ve 2,786 dava çıkmıştır. 1979 yılında girişi yapılan davalardan 1,565 tanesi 1980 yılında görülmeye devam edilecektir. Bu davaların yüzde 84ü kamu ve idare hukukuyla ilgilidir. Rapora göre, "bu alanlarda yakın bir gelecekte acil çözümler bulunmazsa, davanın tarafları yıllarca beklemek zorunda kalacaklardır. Böyle bir durum, hukukun üstünlüğüyle yönetilen bir Devlette Yüksek Mahkemenin rolüyle bağdaşmaz." Bunun sonucu olarak Federal Hükümet, 17 Eylül 1980de Federal Meclise bir tasarı göndererek, yazı işleri ve sekreterlerin sayısını 28den 60a çıkarılmasını istemiştir. Bu kişilerin alt düzeyde idari personel olmayıp, Federal Mahkemenin işleyişinde temel bir rol oynayan üst düzeyde hukukçular olduğu belirtilmelidir (Federal Mahkeme İçtüzüğü md. 10); bu kişiler, müzakereler sırasında mahkemeye danışmanlık görevini yerine getirmektedirler (md 12(2)).(14)
Federal Mahkemenin 1980 yılına ilişkin 6 Şubat 1981 tarihli raporunda, durumun hala ciddi olduğuna işaret edilmiş, Hükümet tasarısının hala yasama meclislerinden geçmemiş olmasından dolayı üzüntü duyulduğu belirtilmiş ve şöyle denmiştir: "Aşırı derecede iş yükü nedeniyle Mahkeme, yükümlülüklerini yerine getirmek için iç işleyiş bakımından mümkün olan her şeyi yapmış olmakla birlikte, artık bazı alanlarda hukuk koruyuculuğu görevini yerine getirememektedir." Federal Meclis 20 Mart 1981 tarihli kararnameyle, Yazı İşleri Müdürlüğü ve sekreterlik kadrosunu 28den 49a çıkarmış ve idari görevli sayısını da artırmıştır. Bu tedbirler biraz iyileşmeye yol açmıştır. Mahkemenin 1981 yılına ilişkin 12 Şubat 1982 tarihli raporuna göre, 1975 yılından beri ilk kez, gelen dava sayısı kadar (3,164) çıkan dava sayısına (3,187) ulaşıldığı, ancak 1,787 davanın ertesi yıla kaldığı belirtilmiştir. Mahkeme buradan, bir kaç yıl daha aşırı iş yükünün süreceğini ve bu nedenle Anayasa ve Sözleşmede öngörülen makul sürede karar veremeyeceğini ifade etmiştir.(15)
Bu acil sorunları karşılama amacını güden kararlardan tamamen farklı olarak, uzmanlardan oluşan bir Federal komite, Federal Mahkemenin iş yükünü azaltmak ve yargılama usulünü hızlandırmak amacıyla 16 Aralık 1943 tarihli Federal Mahkemelerin Kuruluş Yasasında geniş çaplı değişiklik içeren çalışmasını, 1981 yılının sonunda bitirmiştir. Yakın bir tarihte de Federal Adalet ve Güvenlik Müdürlüğü, 1983 yılında kaldırılacak olan bir danışma usulünü harekete geçirmesi için ön tasarıyı Hükümete sunmuştur.(16)
Federal Mahkemenin kendisi de, devam eden iş yüküyle baş edebilmek için çeşitli tedbirler almıştır. Federal Mahkeme, davaların kronolojik sırayla yürütülmesinin derin adaletsizliklere yol açtığını düşünerek, her davanın aciliyet derecesine ve insani sonuçlarına göre bir "sıralama" sistemini kullanmıştır.(17)
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA (ÖZET)
Başvurucular, İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna 30 Ağustos 1979 tarihli başvurularında, Federal Mahkemede görülen idare-hukuku davalarının uzunluğundan (18 Nisan 1977 -- 15 Ekim 1980) şikayetçi olmuşlar ve Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Komisyon başvuruyu 18 Mart 1981de kabuledilebilir bulmuştur. Komisyon 9 Mart 1982 tarihli raporunda, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiği görüşünü açıklamıştır.(18-19)
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali iddiası
21. Başvurucular Federal Mahkeme önünde görülen idare-hukuku davalarının uzunluğundan (18 Nisan 1977 -- 15 Ekim 1980) şikayet etmişlerdir. Başvurucular Sözleşmenin 6(1). fıkrasına dayanmışlardır. Bu hüküm şöyledir:
"Herkes, kişisel hak ve yükümlülükleri ile hakkındaki bir suç isnadının karara bağlanmasında, hukuken kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından, makul bir sürede, adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahiptir."
22. Başvurucular Zimmerman ve Steinerın Federal Mahkeme önünde ileri sürdükleri hakların şahsi (personel) veya mülksel (property) olsun, özel haklar oldukları ve bu nedenle Sözleşmenin 6(1). fıkrası anlamında kişisel (civil) haklar oldukları konusunda bir itiraz bulunmadığından, Mahkeme de bunu böyle kabul etmiştir.
Bu davada çözülmesi gereken tek sorun, "makul sürenin" aşılıp aşılmadığıdır. Komisyon aşıldığını kabul etmiş; Hükümet ise, buna katılmamıştır.
23. Başvurucular sadece Federal Mahkeme önündeki yargılamanın uzunluğundan şikayetçi olmuşlardır (bk. yukarıda parag. 18). Kabuledilebilirlik kararıyla Mahkemeye sevk edilen davanın konusunu sınırlayan (bk. 06.11.1980 tarihli Guzzardi kararı, parag. 106) Komisyon, 18 Mart 1981 tarihli kararında başvuruyu sadece bu yönden kabul edilebilir bulmuştur. Buradan çıkan sonuca göre, Federal Takdir Komisyonu önünde geçen süre, dava konusu değildir.
Bu nedenle dikkate alınacak süre, Zimmermann ile Steinerin dava açtıkları 18 Nisan 1977de başlayıp, Federal Mahkemenin karar verdiği 15 Ekim 1980de sona erendiği tarihler arasında kalan dönemdir (bk. yukarıda parag. 9 ve 11). Tek yargı düzeyinde görülen bir dava için bu kadar bir süre önemli olup, Sözleşmenin 6(1). fıkrası bakımından yakından incelenmeyi (scrutiny) gerektirmektedir.
24. Sözleşmenin 6(1). fıkrasına giren bir davada sürenin makullüğünü, her olayın özel şartları içinde değerlendirmek gerekir (bk. 06.05.1981 tarihli Buchholz kararı, parag. 49). Mahkeme, başka şeylerle birlikte, davada ortaya çıkan maddi ve hukuki sorunların karmaşıklığına, başvurucuların ve yetkili makamların tutumuna ve başvurucular için tehlikede olan şeyin ne olduğuna bakmalıdır. Ayrıca, sadece Devlete atfedilebilen gecikmeler, "makul süre" şartına uyulmadığı tespitini haklı kılar (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 28.06.1978 tarihli König kararı, parag. 99, 102-105 ve 107-111, ve yukarıda geçen Buchholz kararı, parag. 49).
1. Davanın karmaşıklığı
25. Hükümet, davayı karmaşık hale getiren özel bir durum olmadığını kabul etmiştir; Komisyon da aynı görüşü paylaşmıştır. Maddi olaylar hakkında bir araştırma yapmaya gerek bulunmadığından ve ortaya çıkan hukuki sorunlar istisnai bir güçlük arz etmediğinden, Mahkeme bu görüşe katılmaktadır.
2. Başvurucuların tutumu
26. Şikayet konusu gecikmeler, Zimmermann ve Steinere atfedilemez. Hükümetin de kabul ettiği gibi, başvurucular İsviçre hukukunda davalarının hızlandırılması imkanına sahip değillerdir. Bunun dışında başvurucular, davaların durumu hakkında bilgi almak için 18 Nisan 1977, 8 Eylül 1978 ve 29 Haziran 1980 tarihlerinde, Federal Mahkemeye üç mektup göndermişlerdir (bk. yukarıda parag. 10).
3. İsviçre makamlarının tutumu
27. Hükümetin, Komisyonun ve başvurucuların ortak kanısı, davanın uzun sürmesinin başlıca sebebinin Federal Mahkemenin işini yürütme tarzı olduğu konusunda Hükümet, Komisyon ve başvurucular hemfikirdir. Federal Mahkeme, 27 Nisan 1977de Federal Takdir Komisyonundan görüş istedikten sonra Mayıs ayında bu kurumun ve Zürih Kantonu idari makamlarının görüşünü almıştır; daha sonra başvurucuların yukarıda sözü edilen mektuplarına yanıt vermekten başka bir şey yapmamıştır (bk. yukarıda parag. 9 ve 10). İsviçre hukuku (Federal Mahkemelerin Kuruluş Yasasının 109 ve 110. maddeleri) Federal Mahkemeye, önündeki belgelere dayalı olarak bir karar verme yetkisi tanımıştır; ancak Federal Mahkeme yaklaşık üç buçuk yıl geçmesine rağmen karar vermemiştir.
Hükümet Mahkemenin, iç hukukta son kararın verilmesinden önce yaklaşık beş yıl geçtiği halde Sözleşmenin 6(1). fıkrasına göre ihlal görmediği 6 Mayıs 1981 tarihli kararına göndermede bulunmuştur. Ne var ki, o olayda şikayet konusu dava, üç yargı düzeyinde görülmüş olan ve maddi olayları ortaya çıkarmak veya başka sebeplerle çok sayıda işlemin yapıldığı bir davadır. Mevcut olayda ise Mahkeme, sadece çok istisnai koşullarda haklı görülebilecek uzun bir hareketsizlik dönemi ve tek bir yargı aşamasıyla karşılaşmıştır.
28. Hükümet, esas itibarıyla Federal Mahkemenin aşırı iş yüküne dayanarak, bunu istatistiki verilerle desteklemiştir (bk. yukarıda parag. 12 ve 14). Hükümete göre iş yükünün ağırlığı, davaların aciliyet ve önem derecesine göre sıralanması yol açmış olup (bk. yukarıda parag. 17), bu kriterlerden hiç biri Zimmermann ve Steinerın başvurularının daha çabuk incelenmesini gerektirmemiştir. Hükümet ayrıca, İsviçre Parlamentosunun durumu gidermek için gerekli adımları attığını savunmuştur.
Komisyon, karşılaşılan güçlükleri veya bunları yenebilmek için çok harcamada bulunulması gerektiğini görmezden gelmemiş, fakat Hükümet tarafından ileri sürülen sebeplerin, söz konusu davanın uzun sürmesi için bir mazeret oluşturmadığını kabul etmiştir.
Başvurucuların görüşü de bu yöndedir. Başvurucular Federal Mahkemenin iş yükünün ağırlığına veya davaların sıralanmasıyla ilgili bir sistemin bulunmasını mesele yapmamışlar, fakat sadece, geçen zaman nedeniyle her davanın öncelik taşıdığı bir anın geldiğini belirtmişlerdir.
29. Mahkeme ilk olarak, Sözleşmenin Sözleşmeci Devletleri, mahkemelerinin davaları "makul süre"de görmek dahil, hukuk sistemlerini Sözleşmenin 6(1). fıkrasının gereklerine uygun bir biçimde organize etme yükümlülüğü altına soktuğuna işaret eder. Bununla beraber, iş yükünün geçici olarak fazlalaşması, Sözleşmeci Devletlerin bu tür istisnai durumları karşılayacak nitelikte süratin gerektirdiği tedbirleri almaları koşuluyla, kendilerini sorumluluk altına sokmaz (bk. yukarıda geçen Buchholz kararı, parag. 51 ve 10.12.1982 tarihli Foti ve Diğerleri kararı, parag. 61).
Davaları belirli bir sıra içinde ele almayı içeren geçici hızlandırma yöntemi, davaları giriş tarihlerine göre ele almaya değil, fakat davaları aciliyet ve önem derecelerine, ve özellikle başvurucular için tehlikede olan şeye göre ele almaya dayanmıştır. Ne var ki, işler uzamış ve bir yapısal organizasyon sorunu haline gelmişse, bu tür yöntemler yeterli olmaz ve Devlet etkili tedbirler almayı daha fazla erteleyemez.
30. Hükümetin sunduğu istatistikler, Federal Mahkeme önündeki uyuşmazlıkların ve özellikle de idare hukuku alanındaki uyuşmazlıkların hacminde 1969dan bu yana bir artış olduğunu göstermektedir.
İsviçre makamları başlangıçta, bunun iş yükünde geçici bir artış olduğunu düşünmüşler, ancak daha 1973te, yine birçok Sözleşmeci Devlette ortaya çıkan bu durum, Federal Mahkeme tarafından yapısal organizasyon sorunu olarak görülmüştür (bk. yukarıda parag. 12).
31. Ne var ki, Federal Mahkemenin karar tarihi olan 15 Ekim 1980 tarihine kadar yetkililer, sorunla baş edebilmeyi isteyen samimiyetin göstergesi olan önlemler almalarına rağmen, sorunun yapısal yönüne yeterince ağırlık vermemişler ve böylece bu tedbirler sadece, tatminkar olmayan sonuçlar meydana getirmiştir. Federal Mahkeme 1973te belirli bazı acil tedbirler alınmasını tavsiye etmiş, ancak Mahkemelerin Kuruluş Yasasında baştan sona gözden geçirmenin sürmesi nedeniyle tavsiyelerinin ertelenmesini istemiştir (bk. yukarıda parag. 12). Sorun daha da kritik hale gelince, Federal Mahkeme bu tavsiyelerini Aralık 1977de tekrar gündeme getirmiştir. Bu tavsiyeler, Federal Meclis tarafından 1978de kabul edilmiş ve 1 Şubat 1979da yürürlüğe girmiştir. Bu tedbirler arasında yargıç sayısının 28den 30a çıkarılması ve Yazı İşleri Müdürleri ile sekreterlerin sayısının 24ten 28e çıkarılması yer almıştır. Ayrıca Federal Mahkeme, kendi İçtüzüğünü genel olarak gözden geçirmiştir (bk. yukarıda parag. 13). Bununla birlikte bu tedbirler, o dönem için bile yeterli görülemez. Aslında dava sayısının devamlı olarak artması nedeniyle iş yükü giderek ağırlaşmıştır. Zimmermann ve Steinerın davalarının reddedildiği 20 Mart 1981 tarihinden sonra alınan en köklü tedbirler bile (bk. yukarıda parag. 11, 14 ve 15), muhtemelen etkili olmayacaktır; ancak Mahkemenin bu konuda bir değerlendirme yapması gerekmez.
32. Söz konusu dava yaklaşık üç buçuk yıl sürmüştür; hemen hemen bütün bu dönem boyunca, başvurucuların davaları donuk kalmıştır. Olayın bütün koşullarını göz önünde bulunduran Mahkeme, bu sürenin aşırı olduğu sonucuna varmaktadır. Federal Mahkemenin karşılaştığı inkar edilemez türden zorluklar geçici olmadıkları gibi, başvurucuların "makul sürede" yargılanma haklarından yoksun bırakılmalarını da sağlayamaz (bk. yukarıda geçen Foti ve Diğerleri kararı, parag. 75).
Bu nedenle Sözleşmenin 6(1). fıkrası ihlal edilmiştir. Mahkeme bu ihlalin hangi ulusal makama atfedilebileceğini tespit etmeyi gerekli görmemektedir. Tek sorun, Devletin uluslararası sorumluluğudur (bk. yukarıda geçen Foti ve Diğerleri kararı, parag. 63).
II. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
33. Sözleşmenin 50. maddesi şöyledir:
"Mahkeme, Sözleşmeci Tarafların resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan tasarrufun tamamen ya da kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğu sonucuna varırsa, ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuku, bu karar veya tasarrufun sonuçlarını kısmen onarmaya imkan veriyorsa ve gerekli gördüğü takdirde zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödenmesine hükmedebilir."
34. Başvurucuların avukatı duruşmada Mahkemeden şunları talep etmiştir:
- her bir müvekkilinin uğradığı manevi zararlar için 500 İsviçre Frangı;
- Federal Mahkemedeki davada avukat ücretlerinin ödenmesi;
- Komisyon ve Mahkeme önündeki yargılama giderleri ile masraflar.
Hükümet temsilcisi konuyla ilgili ayrıntılı görüş sunduğundan, Mahkeme bu sorunun karara hazır olduğunu kabul etmiştir.
1. Manevi tazminat
35. Hükümet, Mahkemenin bir ihlal tespit etmesi halinde, böyle bir kararın açıklanmasının yeterli bir adil karşılık oluşturacağını ileri sürmüştür.
Mahkemeye göre, başvurucular ruhsal bir gerilim duymuş olmaktan zarar olsalar görmüş bile, bu davada makul sürenin aşıldığı şeklinde karar verilmiş olması, bunun için yeterli bir giderim oluştur (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 10.12.1982 tarihli Corigliano kararı, parag. 53).
2. Yargılama giderleri ve masraflar
36. Sözleşmenin 50. maddesine göre yargılama giderlerinin ve masrafların ödenmesini hak edebilmek için, zarar gören tarafın, Komisyon ve daha sonra Mahkeme tarafından varlığı tespit edilecek olan bir ihlalin önlenmesi veya giderilmesi veya bundan doğan zararın onarılması amacıyla, iç hukuk düzeninde bunlara gerçekten katlanmış olması gerekir. Ayrıca Mahkemenin, bu yargılama giderlerinin ve masrafların gerçekten ve gerekli olarak yapılmış olmasına ve miktar bakımından da makul olduğuna kanaat getirmesi gerekir (bk. diğerleri arasında 25.03.1983 tarihli Minelli kararı, parag. 45).
37. Başvurucular ilk önce, Federal Mahkeme önündeki yargılamada avukatlık ücreti için 100 İsviçre Frangı istemişlerdir. Bu ücret, davanın hangi aşamada olduğunu öğrenmek için avukat Kuhn tarafından yazılan iki mektup içindir (bk. yukarıda parag. 10). Bu yazılar, Federal Mahkemenin Sözleşmenin 6(1). fıkrasına uygun davranmasını hızlandırmak için yazıldığından, başvurucular bu miktarı hak etmişlerdir.
38. Strasbourg yargılaması konusunda başvurucular Komisyon önündeki yargılama veya Mahkeme önünde Komisyon temsilcileriyle ilişkileri için ücretsiz adli yardımdan yararlanmamışlardır. Başvurucular, bu bağlamda avukatları Minellinin giderleri ve masrafları için 2,360 İsviçre Frangı istemişlerdir.
Mahkeme, Hükümet tarafından da makul bulunan bu miktarın ödenmesine hükmetmiştir.
bu gerekçelerle mahkeme oybirliğiyle,
1. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiğine;
2. Davalı Devletin iki başvurucuya giderler ve masraflar için 2,460 İsviçre Frangı ödemesine;
3. Adil karşılıkla ilgili diğer taleplerin reddine
karar vermiştir.
SONKARARIN YERİNE GETİRİLMESİ
BAKANLAR KOMİTESİ: DH (83) 17; 09.12.1983
Hükümetin verdiği bilgiye göre: Mahkemenin hükmettiği miktar 11 Ağustos 1983te başvuruculara ödenmiştir. Mahkemenin kararı İsviçre Federal Mahkemesi tarafından okunduğu anda öğrenilmiştir. Hükümet Mahkemenin bu kararından Parlamentoyu bilgilendirmiştir. Konuyla ilgili kişilerin karar hakkında bilgilenebilmeleri için Adalet Müdürlüğü kararı İsviçre Barosuna göndermiş, içtihatlar dergisinde yayınlamıştır.
Davayla ilgili genel tedbirler olarak Hükümet, 1943 tarihli Federal Yargılama yasasının bütünüyle gözden geçirildiğini ve ön tasarının ilgili çevrelere gönderildiğini bildirmiştir.
Buna ek olarak Hükümet, otuz asıl ve on beş yedek yargıcı bulunan Federal Mahkemenin şu andaki iş yükünü etkili bir biçimde karşılayabilmesini sağlayabilmek amacıyla on beş yedek yargıçla daha fazla güçlendirilmesi için Parlamentoya bir tasarı sunmuştur. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy