(AİHS m. 3, 8, 13, 14, 50)
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
7. Birinci başvurucu 1929 doğumlu bay X ve ikinci başvurucu 13 Aralık 1961 doğumlu kızı Y, Hollanda vatandaşı olup, isimlerinin açıklanmasını istememişlerdir. Zihinsel özürlü (mentally handicapped) olan Y 1970 yılından, beri zihinsel özürlü çocuklar için işletilen özel bir evde yaşamaktadır.
8. 14-15 Aralık 1977 gecesi Y, müdirenin orta yaştaki kayın biraderi bay B tarafından uyandırılmıştır; bay B, burada çalışmadığı halde eşiyle birlikte bu evde yaşamaktadır. Bay B, kızı kendi odasına gelmeye, soyunmaya ve kendisiyle cinsel ilişkiye zorlamıştır.
Ynin 16. yaş gününden bir gün sonra meydana gelen bu olay, Ynin çok büyük ölçüde ruhsal tahribatına neden olan travmatik sonuçlar doğurmuştur.
9. 16 Aralık 1977de bay X, şikayette bulunmak ve ceza davası açılmasını istemek için mahalli polis karakoluna gitmiştir.
Bay X polise, kızının zihinsel durumu nedeniyle şikayette bulunamayacağını bildirmiş, polis de şikayet dilekçesinin kendisi tarafından imlanabileceğini söylemiştir. Bay X tarafından yapılan şikayet şu şekildedir: "Bir baba olarak, bay Bnin kızıma karşı suç işlediğini ihbar ediyorum. Kızımın kendisi şikayette bulunamadığı için bunu ben yapıyorum, çünkü kendisi on altı yaşında olmasına rağmen zihinsel ve ruhsal olarak hala bir çocuktur."
10. Polis memurunun düzenlediği tutanak, bay X tarafından imzalanmıştır (Ceza Usu Kanunu, md. 163 ve 164). Polis memuru daha sonra savcıya, kızın zihinsel durumuyla ilgili babasının beyanına ve kendi gözlemlerine göre, kızın kendi başına bir şikayette bulunabilecek durumda olmadığını bildirmiştir. Kızın gittiği okulun müdüresine ve bir diğer öğretmene göre, kızın kendisi soruşturma açılmasıyla ilgili isteğini ifade edebilecek durumda değildir.
11. 29 Mayıs 1978de savcı, bundan sonraki iki yıl içinde aynı suçu işlememesi koşuluyla, bay B hakkında geçici olarak dava açmama (not to open proceedings) karar vermiştir. 27 Eylül 1978de görevli memur, X ile yaptığı bir görüşmede, savcının böyle bir karar verdiğini kendisine söylemiştir.
12. 4 Aralık 1978de bay X, savcının bu kararına karşı Ceza Usul Kanununun 12. maddesine göre, Arnhem Üst Mahkemesine itirazda bulunmuş ve mahkemeden ceza davasının açılmasına karar vermesini istemiştir.
Bay X, 10 Ocak 1979 tarihinde verdiği ek bir dilekçede, sınırlı sayıdaki istisnalardan hiç biri mevcut olayda bulunmadığından, mağdur adına kanuni temsilcisinin de hareket edebileceğini belirtmiştir.
Üst Mahkeme 12 Temmuz 1979da bu başvuruyu reddetmiştir. Bu mahkemeye göre, aslında Ceza Kanunun 242. maddesindeki tecavüz suçunun (bk. aşağıda parag. 16) kanıtlanıp kanıtlanamayacağı kuşkuludur. Ceza Kanununun 248ter. maddesi mevcut olaya uygulanabilir; fakat bu madde de, ancak mağdurun kendisinin harekete geçmesi (take action) halinde uygulanabilir. Üst Mahkemeye göre, Ceza Kanununun 64(1). fıkrasına uyarınca (bk. aşağıda parag. 16) babanın yaptığı şikayet, polisin kızı şikayette bulunamayacak durumda görmesine rağmen, 16 yaşın üstünde olan bir kızın kendisinin yapması gereken şikayetin yerine geçemez; çünkü mevcut durumda başka hiç kimse, şikayette bulunmaya kanunen yetkili değildir; bu konuda hukuki bir boşluk vardır; fakat bu boşluk, bay Bnin aleyhine olarak geniş yorumlanmak suretiyle doldurulamaz.
13. Bu karar, Ceza Usul Kanununun 445. maddesi gereğince, Yüksek Mahkemeye temyiz edilememektedir.
II. Konuyla ilgili iç hukuk
14. Hollanda Ceza Kanunu cinsel suçlar konusunda, tecavüz (rape, md. 242) ile cinsel saldırı (indecent assault, md. 246) suçları arasında bir ayrım yapmaktadır; buna göre, cinsel saldırı suçunun oluşması için, fiziksel şiddet kullanılması gerekli bir unsurdur.
15. Diğer bazı özel hükümler, yaşı, bağımlılık durumu veya fiziksel yetersizliği nedeniyle iradelerini açıklamaları mümkün olmayan veya açıklamaları çok güç olan belirli kategorilerdeki kişilere, bu alanda koruma sağlamaktadır.
244. maddeye göre 12 yaşından küçük olan; 245. maddeye göre 12 ile 16 yaş arasında bulunan bir kızla cinsel ilişkiye girmek suçtur; 247. maddeye göre 16 yaşın altında bulunan erkek veya kıza cinsel saldırıda bulunmak suçtur.
243. maddeye göre bilinçsiz (unconscious) veya çaresiz (helpless) olduğu fail tarafından bilinen bir kadınla cinsel ilişkide bulunmak, 247. maddeye göre yine bilinçsiz veya çaresiz olduğu bilinen bir kadına cinsel saldırıda bulunmak suçtur.
249. madde, faile bağımlı bir durumda bulunan bir küçüğe karşı işlenen cinsel saldırı fiilleriyle ilgilidir.
Son olarak 239. madde, bir cinsel fiilin, kişinin iradesi hilafına aleni olarak veya başka birinin önünde işlenmesiyle ilgilidir.
245. madde dışında bu hükümlerden hiç biri, ceza davasının açılmasını mağdurun şikayette bulunmasına bağlamamaktadır.
16. Aynı şey, 248. madde için de geçerli değildir; bu maddeye göre "hediye vererek veya vaadda bulunarak... , durumdan kaynaklanan bir hakimiyeti istismar ederek veya hile yaparak, masum bir küçüğün kendisiyle cinsel ilişkiye girmesine kasten sebebiyet veren veya bu fiillerden dolayı acı çekmesine sebep olan" bir kimse, dört yıldan az olmamak üzere hapisle cezalandırılır; böyle bir olayda, sadece mağdurun şikayeti üzerine fail hakkında soruşturma yapılabilir.
Bununla birlikte yasanın 64(1). fıkrasına göre, 16 yaşından küçük olan veya vesayet (guardianship) altında bulunan mağdurlar adına kanuni temsilcileri de şikayette bulunabilir; vesayet kurumu, sadece 20 yaşına varmış olan kişiler için geçerlidir (Medeni Kanun, I. Kitap, md. 378).
17. Hükümet temsilcisi Mahkeme önündeki duruşmada, Adalet Bakanlığının Ceza Kanununun cinsel suçlarla ilgili hükümlerini değiştiren bir kanun tasarısı hazırladığını bildirmiştir. Bu Tasarıya göre, zihinsel özürlü bir kimseye karşı cinsel hareketlerde bulunmak suç sayılacaktır.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
18. Bay X, 10 Ocak 1980de Komisyona başvurmuştur. Başvurucu, kızının Sözleşmenin 3. maddesi anlamında insanlıkdışı ve aşağılayıcı muameleye maruz kaldığını, kendisinin ve kızının Sözleşmenin 8. maddesinde güvence altına alınan özel yaşama saygı haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca, yine aynı maddedeki aile yaşamına saygı hakkının, çocukların cinsel istismarın mağduru olmaları halinde, özellikle de çocuklar küçükse (minor) ve baba da onların kanuni temsilcisi ise, anne babaların (parent) hukuk yollarına başvurabilmeleri anlamına geldiğini ileri sürmüştür. Bay X bunlara ek olarak, kendisinin ve kızının Sözleşmenin 13. maddesinin gerektirdiği ulusal bir makam önünde etkili bir hukuk yoluna başvuramadıklarını ve şikayet konusu durumun Sözleşmenin 14. maddesini ihlal eden bir ayrımcılık oluşturduğunu iddia etmiştir.
19. Komisyon başvuruyu, 17 Aralık 1981 tarihinde kabuledilebilir bulmuştur. Komisyon 5 Temmuz 1983 tarihli raporunda:
- bayan Y ile ilgili olarak, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edildiği (oybirliği), fakat 3. maddenin ihlal edilmediği (bire karşı on beş oy); başvuruyu 8. madde veya 3. maddeyle bağlantılı olarak 14. madde bakımından incelemenin gerekli olmadığı;
- bay X ile ilgili olarak, aile yaşamına saygı hakkı bakımından ayrı bir sorun bulunmadığı
görüşünü açıklamıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. Bayan Y bakımından Sözleşmenin 8. maddesinin tek başına ihlali iddiası
21. Başvuruculara göre, Bay Bye karşı bir ceza davasının açılmasının imkansızlığı, Sözleşmenin 8. maddesini ihlal etmiştir. Bu madde şöyledir:
"1. Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda gerekli bulunan müdahalelerin dışında, kamu makamları tarafından hiç bir müdahale yapılamaz. "
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmıştır. Komisyon ise, bu iddiaya esaslı noktaları itibarıyla katılmıştır.
22. Sözleşmenin 8. maddesinin uygulanabilirliği üzerinde bir tartışma yoktur. Komisyona başvuru yapılmasına yol açan olaylar, bir "özel yaşam" meselesidir; özel yaşam kavramı, kişinin cinsel yaşamı dahil, fiziksel ve ruhsal bütünlüğünü kapsayan bir kavramdır.
23. Mahkemeye göre, Sözleşmenin 8. maddesi esas itibarıyla bireyi kamu makamlarının keyfi müdahalesine karşı korumakla birlikte, Devleti sadece böyle bir müdahalede bulunmaktan kaçınmaya zorlamakla kalmaz; bu öncelikli negatif yükümlülüğe ek olarak, özel ve aile yaşamına etkili bir şekilde saygı gösterilmesi için pozitif yükümlülükleri de bulunabilir (bk. 09.10.1979 tarihli Airey kararı, parag. 32). Bu yükümlülükler, bireylerin kendi aralarındaki ilişkiler alanında olsa bile, özel yaşama saygıyı sağlamayı hedefleyen tedbirlerin alınmasını içerebilir.
1. Ceza hukuku hükümlerinin gerekliliği
24. Başvurucular, söz konusu kötü davranışa (wrongdoing) karşı, Y gibi genç bir kız için gerekli koruma düzeyinin ancak ceza hukuku vasıtasıyla sağlanabileceğini iddia etmişlerdir. Hükümete göre ise Sözleşme, kullanılabilecek olan vasıtanın seçime karar vermeyi Devletlere bırakmış olup, medeni hukuk hükümlerinin tercih edilmesini engellememiştir.
Bu noktada, özü itibarıyla Komisyonun görüşüne katılan Mahkeme, bireylerin kendi aralarındaki ilişkiler alanında Sözleşmenin 8. maddesine uyguluğun sağlanmasına yarayacak vasıtanın seçiminin, kural olarak Sözleşmeci Devletlerin takdir alanına giren bir mesele olduğunu belirtir. Bu bağlamda, "özel yaşama saygıyı" sağlamak için değişik yollar bulunmakta olup, Devletin yükümlülüğünün niteliği, söz konusu özel yaşamın özelliklerine bağlıdır. Ceza hukuku, başvurulabilecek zorunlu tek çözüm yolu değildir.
25. Hükümet yasakoyucunun, zihinsel özürlünün fiziksel bütünlüğünün korunmasını en iyi şekilde sağlamak üzere düşünülmüş ceza hukuku hükümlerini getirmekte karşılaştığı güçlükleri zikretmiştir. Bu yönde çok ileri gitmek, benimsenemeyecek bir paternalizme yol açabilir; bireyin cinsel yaşamına saygıya, Devletin kabul edilemeyecek bir müdahalesine sebep olabilir.
Hükümet, Medeni Kanunun 1401. maddesinin 1407. maddesiyle birlikte ele alındığı zaman, bayan Y namına Hollanda mahkemelerine şu başvuruların yapabileceğini belirtmiştir:
- Bay Bye karşı, maddi ve manevi zararlar için tazminat davası açılması;
- Bay Bye karşı, bu fiillerini tekrarlamasını engelleyen bir tedbir kararı için başvurulması;
- çocuk evinin müdiresine karşı, aynı şekilde bir dava açılması.
Başvurucular, bu medeni hukuk yollarının olaya uymadığını belirtmişlerdir. Başvurucular, cezai bir soruşturma yapılmamasının, başka şeylerle birlikte, 1401. maddeye göre kanıtlanması gereken eylemin haksızlığı, kusur, zarar ve fiil ile zarar arasında nedensellik ilişkisi gibi, dört mesele hakkında delil göstermeyi zorlaştıracağını ileri sürmüşlerdir. Kaldı ki, uzun süren bu tür davalar, mağdurun aktif bir tutum içinde olmasını gerektirdiği için, kendisinin duygusal dünyası bakımından zorluklar yaratmaktadır.
26. Komisyon temsilcisi duruşmada, başvurucuların ileri sürdüklerinin esaslı noktalarını benimsemiş, ayrıca 1401. maddenin manevi zararlara karşılık tazminat için uygun bir temel oluşturup oluşturmadığı konusundaki kuşkularını belirtmiştir. Komisyon temsilcisi ayrıca bir tedbir kararının sadece sınırlı çerçevedeki kişilere karşı yöneltilebileceğini, ama koruma ihtiyacının olduğu gibi (erga omnes) durduğunu eklemiştir. Son olarak medeni hukuk, ceza hukukuna içkin bulunan caydırıcılıktan yoksundur.
27. Mahkeme, bayan Yye karşı işlenen türden bir kötü davranış olayında medeni hukuk tarafından sağlanan korumanın yetersiz olduğunu tespit etmektedir. Bu olay, temel değerleri ve özel yaşamın esaslı yönlerini tehlikeye sokan bir olaydır. Bu alanda etkili bir caydırıcılık kaçınılmaz olup, ancak ceza kanunu hükümleriyle gerçekleştirilebilir; gerçekten de sadece bu tür hükümlerle, mesele normal bir biçimde düzenlenebilir.
Dahası, Komisyonun da işaret ettiği gibi bu alan, Hollandanın genellikle ceza hukukuna dayanan bir koruma sistemini tercih ettiği bir alandır. Komisyon ve Mahkemenin farkında olduğu tek boşluk, bayan Ynin durumunda olan kişiler bakımındandır. Bu tür olaylarda bu sistem, Hollanda yasakoyucusunun önceden göremediği bir usul engeliyle karşılaşmaktadır.
2. Hollanda mevzuatının Sözleşmenin 8. maddesine uygunluğu
28. Hükümete göre, kanundaki boşluğu ortaya çıkartan şey olayın istisnai şartları olup, yasakoyucu bakımından bir ihmalin bulunduğu söylenemez. Tabi Ceza Kanununda, zihinsel özürlü bir kimseyle cinsel ilişki kurmayı suç haline getiren bir hüküm yoktur. Bununla birlikte belirli durumlarda, mağdurun bir şikayeti olsun veya olmasın, zihinsel özürlü bir kimsenin cinsel bütünlüğünü ihlal eden bir kimseye karşı Ceza Kanununun 239(2). fıkrasına dayanan bir ceza davası açılabilir. Bu madde, "bir kimsenin iradesi hilafına başka bir kimsenin önünde" cinsel fiilde bulunmayı suç saymaktadır; Yüksek Mahkeme bu deyimi, cinsel eylemin mağdurunu kapsayacak şekilde yorumlamıştır.
Başvuruculara göre ise mevcut Ceza Kanunu yeterli koruma sağlamamaktadır (bk. Kom. raporu, parag. 41-43).
29. Ceza Kanununun 248ter maddesi ile 239(2). fıkrası mevcut davayla ilgilidir.
Ceza Kanunun 248ter maddesi, bu maddeye muhalefet etmiş bir kimseye karşı ceza davasının açılmasından önce, fiilden mağdur olmuş kişinin bir şikayette bulunmasını gerektirmektedir (bk. yukarıda parag. 16). Arnhem Üst Mahkemesi, bayan Y gibi bir kimsenin olayında, kanuni temsilcinin mağdur adına bu amaçla hareket edemeyeceği görüşündedir. Üst Mahkeme kanundaki bu boşluğu, bay Bnin aleyhine genişleterek yorumlamak suretiyle doldurulamayacağını düşünmüştür. İç hukukun yorumlanmasında yetkili ulusal mahkemelerin yerine geçmek, hiçbir şekilde İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin görevi olamaz (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte 07.12.1986 tarihli Handyside kararı, parag. 50). Mahkeme, söz konusu olayda 248ter maddesine dayanılarak ceza davası açılamayacağının ortaya çıktığını görmektedir.
Ceza Kanunun 239(2). fıkrasının (bk. yukarıda parag 15) ise, cinsel saldırıyı değil, ama cinsel teşhiri (indecent exposure) cezalandırmaya yönelik olduğu görülmektedir; bu fıkra açıktır ki, mevcut olaya uygulanamaz. Aslında hiç kimse, hatta savcı bile, o tarihte veya meselenin Strasbourg önüne getirilmesi sırasında bu hükmün uygulanabileceğini düşünmemiştir.
30. O halde, Ceza Kanununun ne 248ter maddesi ve ne de 239(2). fıkrası, bayan Yye pratik ve etkili bir koruma sağlamıştır. Bu nedenle, söz konusu kötü davranışın niteliğini de dikkate alarak, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal mağduru olduğu sonucuna varılmalıdır.
II. Bayan Y bakımından Sözleşmenin 8. maddesiyle bağlantılı olarak alındığında 14. maddenin ihlali iddiası
31. Başvurucular, cinsel saldırıya karşı özel korumaya ihtiyaç gösteren değişik kişi kategorileri arasında yasakoyucu tarafından yapılmış farklı muamelenin, Sözleşmenin 14. maddesindeki ayrımcılığı meydana getirdiğini iddia etmişlerdir. Bu madde şöyledir:
"Bu Sözleşmede beyan edilen hak ve özgürlüklerin kullanılması cins, ırk, renk, dil, din, siyasal veya başka bir inanç, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa mensup olma, mülkiyet, doğum veya başka bir statü gibi her hangi bir nedenle ayrımcılık yapılmaksızın güvence altına alınır."
Hükümet bu görüşe karşı çıkmıştır. Komisyon bunun ayrı bir sorun doğurmadığını belirtmiştir.
32. Sözleşmenin 14. maddesinin bağımsız bir varlığı yoktur; ayrımcılık yasağı, Sözleşme tarafından korunan her bir hakkın özel bir unsurunu oluşturur. Bu hakları içeren maddeler, tek başına veya 14. maddeyle bağlantılı olarak ihlal edilebilirler. Mahkemenin bu maddelerin tek başına ihlal edildiği sonucuna varması halinde, genellikle olayın 14. madde bakımından incelemesi gerekmemektedir. Söz konusu hakkın kullanılmasında açık bir eşitsiz muamelenin, olayın temel bir yönü olması halinde, durum değişir. Ancak bu durum, bu davada tespit edilen 8. madde ihlal bakımından geçerli değildir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte yukarıda geçen Airey kararı, parag. 30).
Buna göre Mahkeme, olayı bir de 14. madde bakımından incelemeyi gerekli görmemektedir.
III. Bayan Y bakımından Sözleşmenin 3. maddesinin tek başına veya 14. maddeyle bağlantılı olarak ihlali iddiası
33. Başvuruculara göre bayan Y, bay Bden Sözleşmenin 3. maddesine aykırı olarak "insanlıkdışı ve aşağılayıcı muamele" görmüştür. Başvurucular, bu madde bakımından Devletin belirli koşullarda üçüncü kişilerin fiillerinden de sorumlu olduğunu ve bayan Yde sebep olunan kronik psikolojik travmanın, Sözleşmenin 3. maddesinin kapsamına girecek düzeye ulaştığını ileri sürmüşlerdir.
34. Komisyona göre, Hollanda hukukundaki boşluk ile bu 3. maddenin "kapsadığı koruma alanı" arasında yakın ve doğrudan bir bağlantı olmadığından, Sözleşmenin 3. maddesi ihlal edilmemiştir.
Hükümet, duruşmada bu görüşü benimsemiş ve bayan Yye yapılan muameleden dolayı sorumlu olmadığını söylemiştir.
Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varan Mahkeme, olayı bir de Sözleşmenin 3. maddesi bakımından tek başına veya 14. maddeyle bağlantılı olarak incelemenin gerekli olmadığını kabul etmektedir.
IV. Bayan Y bakımından Sözleşmenin 13. maddesinin ihlali iddiası
35. Başvurucular, bayan Ynin şikayetleri için Hollandada etkili bir hukuk yolu bulunmadığını iddia etmişler ve bu nedenle Sözleşmenin 13. maddesini ileri sürmüşlerdir. Bu madde şöyledir:
"Bu Sözleşmede düzenlenen hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi sıfatla hareket eden kişilerden başka kimseler tarafından işlenmiş olsa da, ulusal bir makam önünde etkili bir hukuki bir yola başvurma hakkına sahiptir."
Başvurucular, özellikle Ceza Usul Kanununun 12. maddesine göre Arnhem Üst Mahkemesine başvuruda bulunma imkanının, bu tür bir hukuk yolu oluşturmadığını belirtmişlerdir.
Hükümete göre ise bu usul, ceza kanununun doğru bir şekilde uygulanmasını sağlamak üzere getirilmiş bir usuldür. Bir usulün belirli bir amaca yaramamış olması, bu usulün bulunmadığı anlamına gelmez.
Komisyon, Sözleşmenin 13. maddesinden, Sözleşmeye uygun olmadığı düşünülen yasa hükmüne karşı bir hukuk yolunun bulunması gerektiği sonucunun çıkarsanamayacağı görüşünde olduğunu ifade etmiştir.
36. Mahkeme, daha önce 8. madde bağlamında Y için bir hukuk yolu sağlayan yeterli vasıtanın mevcut olup olmadığını incelemiştir. Mahkeme, bu tür vasıtanın bulunmamasının, kendisini 8. maddenin ihlali edildiği sonucuna götüren faktörlerden biri olduğunu tespit etmiştir.
Durum böyle olduğundan, Mahkeme aynı meseleyi bir de 13. madde bakımından incelemeyi gerekli görmemektedir.
V. Bay Xin şikayetleri
37. Bay X başlangıçta, Hollanda hukukundaki boşluğun, kendisinin Sözleşmenin 8 ve 13. maddelerindeki haklarını da ihlal ettiğini iddi etmiştir.
Komisyon bu konuda ayrı bir sorun doğmadığını kabul etmiştir.
Başvurucunun avukatı, olayın bu yönünü Mahkemedeki duruşmada tekrar etmemiştir. Mahkeme bu konuda bir karar vermeyi gerekli görmemektedir.
VI. Sözleşmenin 50. maddesi
38. Sözleşmenin 50. maddesi şöyledir:
"Mahkeme, Sözleşmeci Tarafların resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan tasarrufun tamamen ya da kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğu sonucuna varırsa, ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuku, bu karar veya tasarrufun sonuçlarını kısmen onarmaya imkan veriyorsa ve gerekli gördüğü takdirde zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödenmesine hükmedebilir."
Başvurucuların avukatı van Westerlaak 27 Ağustos 1984 tarihli mektubunda, "olaydan yaklaşık yedi yıl sonra bile, söz konusu kızın, mağduru olduğu cinsel saldırının günlük sonuçlarını yaşamakta" olduğunu ve "bunun aile içinde de gerilim kaynağı oluşturduğunu" anlatmıştır. Avukat van Westerlaak duruşmada, manevi zararın hala çekilmekte olduğunu söylemiştir.
Komisyon bu iddialar hakkında bir yorumda bulunmamıştır.
Hükümet de bu iddialara karşı çıkmamış, fakat çekilen acının Sözleşme ihlalinin bir sonucu değil, bay B tarafından yapılan eylemin bir sonucu olduğunu savunmuştur. Hükümete göre adil karşılığa hükmetmeye gerek yoktur.
39. Mahkeme bu talebin, manevi zararlarla sınırlı olduğunu ve yargılama giderlerini kapsamadığını not etmektedir.
40. Bayan Ynin zarara uğradığı konusunda kimsenin bir itirazı yoktur. Ayrıca Hollanda yetkili makamlarının bir ölçüde, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlaline yol açan mevzuattaki eksiklikten kaynaklan bir sorumluluklarının bulunduğu da da pek inkar edilemez.
Başvurucular, tazminat miktarının tespitini Mahkemenin takdirine bırakmışlardır.
Söz konusu zararı yaklaşık olarak bile hesaplamanın imkanı yoktur. Sözleşmenin 50. maddesinin gerektirdiği şekilde hakkaniyet esasına göre bir değerlendirme yapan Mahkeme, Bayan Yye adil karşılık olarak ödenmesi gereken miktarı 3,000 Gulden olarak tespit etmektedir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1. Bayan Y bakımından Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
2. (a) diğer şikayetler bakımından;
(b) Bay Xin şikayetleri bakımından
incelemenin gerekli olmadığına;
3. Davalı Devletin Bayan Yye Sözleşmenin 50. maddesine göre 3,000 Gulden ödemesine
KARAR VERMİŞTİR.
SONKARARIN YERİNE GETİRİLMESİ
BAKANLAR KOMİTESİ: DH (89) 3; 18.01.1989
Hükümetin verdiği bilgiye göre: 27 Şubat 1985 tarihinde kabul edilen ve 1 Nisan 1985 tarihinde yürürlüğe giren yasayla, suçların kovuşturulması için şikayet gerektiren Hollanda Ceza Yasasının şikayet ile ilgili hükümleri değiştirilmiştir. Değişik 65. maddeye göre, mağdurun şikayet etme konusunda karar veremeyecek kadar akıl zayıflığının bulunması halinde, mağdurun hukuki temsilcisi şikayette bulunabilir. Bu yasa değişikliğiyle, Hollanda mevzuatındaki X ve Y davasında ortaya çıkan sorun giderilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy