(AİHS m. 5, 50)
Başvuru no: 9019/80
DAVANIN ESASI
A. Dava konusu olaylar
8. 1924 doğumlu bir İtalyan vatandaşı olan Luciano Luberti, halen bir din evinde yaşamaktadır. Başvurucu 20 Ocak 1970te Romada, metresine bir kaç el ateş ederek öldürmüş, cesedi ardında bırakarak evden ayrılmıştır.
25 Mart 1970te, başvurucudan cinayeti itiraf eden bir mektup alınca harekete geçen polis, cesedi evde bulmuştur. Polis tutanağına göre cinayetin işleniş biçimi, failin zihinsel yeteneklere tam olarak sahip olmadığını düşündürmüştür.
Luberti aleyhinde cezai soruşturma başlatılmıştır; başvurucu ancak hazırlık soruşturmasının tamamlandığı 10 Temmuz 1972de tutuklanmış ve kasten adam öldürme suçundan davaya sevk edilmiştir (committed for trial).
9. 17 Ocak 1976da Roma Ceza Mahkemesi (Assize Court), suçsuz olduğunu savunan Lubertiye kasten adam öldürme suçundan 21 yıl, ateşli silah bulundurmaktan 1 yıl hapis cezası ve 500,000 Liret para cezası vermiştir.
10. Başvurucu başka sebeplerle birlikte ilk kez, suçlandığı fiili işlediği sırada akıl hastası olduğunu (insane) savunarak, karara itiraz etmiştir.
24 Kasım 1976da Roma Ceza Üst Mahkemesi, psikiyatrik rapor alınmasına karar vermiştir. Bu iş için atanan iki uzman 11 Kasım 1977de raporlarını sunmuşlardır. Uzmanların vardığı sonuca göre, Luberti cinayeti işlediği tarihte kastının oluşmasını engelleyen paranoik bir hastaydı ve raporun düzenlendiği tarihte ise psikiyatrik anlamda tehlikeli bir kimsedir.
Davaya katılan (müdahil, party seeking damages) tarafın dinlettiği uzmanın bu rapora karşı çıkması üzerine, Üst Mahkeme 17 Kasım 1978de, başka bir bilirkişi raporu alınmasına karar vermiştir. Üst Mahkeme, cinayetin işlendiği tarihte başvurucunun kısmen veya tamamen akıl hastası olup olmadığını ve hala topluma karşı bir tehlike oluşturup oluşturmadığını sormuştur. Üç uzman Lubertiyi defalarca muayene etmişler, son olarak 14 Mayıs 1979 tarihinde görmüşlerdir. Bu bilirkişilerin raporu önceki rapora bazı yönlerden katılmakla birlikte, hastalığın tam olarak teşhisinde farklılık göstermektedir. Bu son raporda, Lubertinin suçu işlediği anda sadece kastını oluşturma yeteneğinden değil, anlama yeteneğinden de yoksun olduğu sonucuna varılmıştır. Raporda ayrıca, uzmanların başvurucuyla yaptıkları görüşmeler sırasındaki davranışlarıyla ilgili gözlemlerine de yer verilmiştir. Raporda hastalığın bazı belirtilerinin teşhis edildiği belirtilmiştir. Buna göre, Lubertinin kendini aşırı önemsemesi (overestimation), uzmanlara karşı üstünlük kompleksinde olması, ölümsüz olduğuna inanması, kendi dışındaki dünyaya karşı hasım (antagonistic) bir tutum içinde olması nedeniyle megalomani belirtileri bulunmuştur. Ayrıca başvurucunun geniş bir uluslararası tertibin (conspiracy) kurbanı olduğunu söylemesi, zulüm düşkünü (persecution mania) olduğunu açıkça göstermiştir. Son olarak raporda, gözlemlenen psikozun, ceza davasına yol açan olayların meydana geldiği sırada da varolduğu teyid edilmiştir.
Bu tespitleri kabul eden Üst Mahkeme 16 Kasım 1979 tarihinde, Ceza Kanununun 88. maddesi uyarınca, akıl hastalığı (mental incapacity) bulunan Lubertinin cezalandırılmamasına (aqquitted), ancak akıl hastanesinde iki yıl süreyle muhafaza edilmesine (confine) karar vermiştir. Mahkeme bu güvenlik tedbirine o tarihte yürürlükte olan Ceza Kanununun 222. maddesine dayanarak karar vermiştir (bk. aşağıda parag. 18). Bu madde, başka şeylerle birlikte, Lubertininki gibi durumlarda sanığın topluma karşı tehlikeli olduğu karinesi bulunduğundan, mahkemenin her zaman iki yıl süreyle muhafaza kararı vermesini gerektirmektedir.
Bununla birlikte Ceza Üst Mahkemesi, hukuki zorunluluk bulunmamasına rağmen, başvurucunun hüküm tarihindeki akıl sağlığı üzerinde de tespitte bulunmuştur. Bu mahkeme, bilirkişilerin verdiği iki raporda Lubertinin cezai sorumluluğu bulunmadığına dair vardıkları sonuçlara ve kendisinin tehlikeli bir kimse olduğuna dair değerlendirmelere katılmıştır. Bu mahkeme, uzmanların da oybirliğiyle tespit ettikleri gibi, başvurucunun tehlikeliliğinin basit bir tahmin değil ama bir gerçek olduğunu ve muhafazasının sona erdirilmesi sorunu inceleneceği zaman Lubertinin sağlık durumunun yeniden değerlendirilmesinde buna dikkat edilmesi gerektiğini eklemiştir. Ceza Üst Mahkemesi son olarak, bunun "paranoyak"lıkla ilgili bir olay olduğunu ve akıl sağlığının gerektirdiği muhafazanın, tutukluluğu kesintisiz olarak izlemesi gerektiğini belirtmiştir.
Üst Mahkeme, Ceza Kanununun 206. maddesiyle bağlantılı olarak Ceza Usul Kanununun 485. maddesi gereğince, kararının geçici olarak uygulanması talimatı vermiştir.
11. Başvurucu ile Roma Üst Mahkeme savcılığı, değişik gerekçelerle karar aleyhine Temyiz Mahkemesine temyizde bulunmuşlardır. Luberti, Ceza Üst Mahkemesinin ara kararı gereğince verilen ve olayda bir adam öldürme mi, yoksa intihar mı olduğunu belirleyecek olan adli tıp ve balistik raporunun yine aynı mahkeme tarafından dikkate alınmamış olmasından şikayet etmiştir. Her iki temyiz de 17 Haziran 1981de reddedilmiştir.
12. 10 Temmuz 1972den beri cezaevinde tutulan Luberti, Ceza Üst Mahkemesinin kararı gereğince, 21 Kasım 1979da Aversa akıl hastanesine yatırılmıştır.
13. Bu karardan sonra Luberti muhafaza tedbirinin kaldırılarak, salıverilmesi için adli makamlara başvurularda bulunmuştur. Başvurucu esas itibarıyla iki yaklaşımda bulunmuştur.
Başvurucu 28 Kasım 1979da bir yandan, yetkisi dahilinde kaldığı hastanenin bulunduğu Santa Maria Vapua Vetere mahkemesindeki gözetim yargıcına (supervising judge) (bk. aşağıda parag. 21) başvurmuş ve tutukluluğu döneminde psikiyatrik inceleme altında tutulduğu sürelerin güvenlik tedbiri süresinden düşülmesini istemiştir. Bu başvuru reddedilmiştir.
Luberti öte yandan, sağlık durumunun gerektirmediği gerekçesiyle muhafaza tedbirinin kaldırılarak salıverilmesi için üç ayrı mahkemeye başvurmuştur.
14. Başvurucu ilk önce, henüz Ceza Üst Mahkemesinin kararından üç gün sonra 19 Kasım 1979da, Roma Gözetim Bölümüne (bk. aşağıda parag. 21) başvurmuştur; başvurucu, cezaevlerinin idaresi ile özgürlükten yoksun bırakma veya kısıtlama tedbirlerinin uygulanmasıyla ilgili Ceza Kanununun 207. maddesine ve 26 Temmuz 1975 tarihli ve 354 sayılı Yasaya dayanmıştır.
Gözetim Bölümü ilkin bir dizi araştırma yapmış, başka şeylerle birlikte, hastaneden bir sağlık raporu, Lubertinin "klinik güncesi"nin bir fotokopisini ve başvurucu tarafından sunulan bazı belgeleri elde etmiştir.
5 Mart 1980de, başvurucunun özel olarak başvurduğu bir psikolog, başvurucunun iyileştiğine ve sağlanan klinik gelişmeyi tamamen tersine çevirmeyecek ise salıverilmesi gerektiğine ilişkin bir rapor vermiştir.
5 Ağustos 1980de Roma Gözetim Bölümü, Ceza Usul Kanununun 653. maddesine (bk. aşağıda parag. 21) dayanarak, 16 Kasım 1979 tarihli karar aleyhine temyiz hala devam ettiği (bk. aşağıda yukarıda parag. 11) için Bölümün yetkisi bulunmadığını ileri süren savcılığın talebi üzerine bir duruşma yapmıştır. Gözetim Bölümü aynı gün verdiği ve ertesi gün yazı işlerinde kayda giren kararda, yetkisiz olduğunu belirtmiştir. Bu karar, başka unsurlarla birlikte, Temyiz Mahkemesinin bir kararına dayanmıştır; buna göre, kesinleşmemiş bir beraat kararından sonra verilen güvenlik tedbirinin uygulanmasının askıya alınmasına ilişkin bir başvuru yargılamanın bir parçası olduğundan, ceza infaz yargıcı tarafından değil, dava mahkemesi tarafından karara bağlanmalıdır (12 Haziran 1962 tarihli 1. Daire kararı, "Guiustizia Penale" 1965, III, s. 152).
16 Ağustos 1980de, Luberti Temyiz Mahkemesine temyizde bulunmuştur. Temyiz Mahkemesi 3 Aralık 1980de, Ceza Usul Kanununun 640. maddesine göre, karara itiraz konusunda Roma Üst Mahkemesinin yetkili olduğuna karar vermiştir. Bu karar 4 Şubat 1981de yazı işlerinde kayda girmiş ve dosyayı 26 Şubat 1981de Üst Mahkemeye göndermiştir. Üst Mahkeme 4 Mayısta verdiği ve 29 Mayısta yazı işlerinde kayda giren kararla, 5 Ağustos 1980 tarihli kararı onaylamıştır.
15. 16 Ağustos 1980de, yukarıdaki kararı Temyiz Mahkemesine temyiz ettiği tarihte, Luberti iki başvuruda daha bulunmuştur. Bunlardan biri, Roma Ceza Üst Mahkemesine ve diğeri de başvurucunun muhafaza edildiği hastanenin yetki bölgesinde bulunan Naples Gözetim Bölümüdür.
16. 4 Eylül 1980de, Ceza Üst Mahkemesindeki başvuru süresiz olarak ertelenmiştir; çünkü başvurucu Santa Maria Capua Vetere mahkemesi yargıcının verdiği sekiz saatlik hastaneden çıkış izninden, geriye dönmemiştir. Daha sonra, Hükümetin belirleyemediği bir tarihte, Üst Mahkeme başvurunun düşmesine karar vermiştir. Başvurucu, 17 Mart 1981de yeniden göz altına alınmış ve iki gün sonra hastaneye yatırılmıştır.
17. Naples Gözetim Bölümü ise ilk önce, Roma Gözetim Bölümüne yapılan başvuru hakkında (bk. yukarıda parag. 14) son karar verilinceye kadar, kendisine yapılan başvuruyu askıya almış, 5 Ağustos 1980 tarihli karar aleyhine yapılan itirazı Roma Üst Mahkemesi 4 Mayıs 1981 tarihinde reddedince, başvuruyu incelemeye devam etmiştir. Duruşma, Üst Mahkeme kararının yazı işlerinde kayda girdiği 29 Mayıs tarihinden dahi önce, 12 Mayısta yapılmıştır. Naples Gözetim Bölümündeki dosyada, Lubertinin akıl hastanesine dönüşünden yaklaşık bir ay kadar sonra dava için düzenlenmiş olan bir sağlık raporu yer almıştır. Bu raporda Klinik Şefi şöyle demiştir: "klinik açıdan güvenlik tedbirinin sona erdirilmemesi için hiçbir sebep yoktur".
4 Haziran 1981de Naples Gözetim Bölümü, özellikle yukarıdaki raporun ışğında, Lubertinin psikiyatrik ve kriminolojik olarak artık tehlikeli olmadığı sonucuna vararak, muhafaza tedbirinin sona erdirilmesine karar vermiştir. Gözetim Bölümü, olayın esası hakkında karar vermeden önce, savcılığın Roma Ceza Üst Mahkemesi kararı aleyhindeki temyizinin hala görülmekte olmasına (bk. yukarıda parag. 11) rağmen, kendisine yapılan başvuru hakkında karar verme yetkisine sahip olduğunu belirtmiş; Roma Gözetim Bölümünün Ceza Usul Kanununun 635. maddesine ilişkin yorumuna katılmamıştır (bk. yukarıda parag. 14).
Bu karar 10 Haziranda yazı işlerinde kayda girmiş ve Luberti 15 Haziranda, yani temyiz talebinin reddedilmesinden (bk. yukarıda parag. 11) iki gün önce salıverilmiştir.
B. Konuyla ilgili iç hukuk
18. Lubertinin yargılandığı dönemde İtalyan Ceza Usul Kanununa göre akıl hastalığı (insanity) nedeniyle ceza almayan bir sanık, akıl hastanesinde muhafaza edilme (confinement) şeklinde bir güvenlik tedbirine tabi tutulurdu. Kanun, suçun ağırlığına göre asgari tutma sürelerini göstermiştir; bu olayda asgari süre iki yıldır.
Kanunun 202(1). fıkrası, kanuna göre suç oluşturan bir fiili işleyen ve topluma karşı tehlike oluşturan kimseler hakkında güvenlik tedbirlerinin verilebileceğini öngörmüştür. Kanunun 204(1). fıkrasına göre, bu tür tedbirlere sadece ilgili kişinin topluma karşı tehlike oluşturduğunun kanıtlanması halinde karar verilebilir. Ancak ikinci fıkra şöyle demektedir:
"Kanunun 222. maddesindeki haller dahil, kanunda açıkça öngörülen hallerde, ilgili kişinin topluma karşı tehlike oluşturduğu kabul edilir. Bununla beraber, mahkumiyet veya beraat kararı:
(1) 219 ve 222. maddelerin ikinci bendlerinde belirtilen hallerde, akıl hastalığı olan kişinin karıştığı olayın meydana geldiği tarihten on yıl sonra;
...
verilmişse, bu tür güvenlik tedbirlerinin uygulanması, böyle bir tehlikenin kanıtlanması şartına bağlıdır."
Birinci cümleyle oluşturulan karine, bu davada uygulanabilir durumdadır.
19. Anayasa Mahkemesinin 27 Temmuz 1982 tarihli kararından (no. 139) sonra yasa bazı noktalarda değişiklik göstermiştir. Ceza Usul Kanununun 222. maddesinin birinci bendi ile 204. maddesinin ikinci bendinin anayasa aykırı olduğu şu şekilde belirtilmiştir.
"...bu hükümler, akıl hastalığı nedeniyle beraat eden bir kimsenin bir akıl hastanesinde muhafaza edilmesi kararını dava mahkemesi veya infaz hakiminin önceden yapacağı bir tespit şartına bağlamadığı için, tedbirin uygulanması sırasında hastalık nedeniyle .. topluma karşı tehlike devam etmektedir... "
20. Anayasa Mahkemesinin 23 Nisan 1974 tarihli ve 110 sayılı bir başka kararında yorumlanan 207. maddeye göre, örneğin ilgili kişinin başvurusu üzerine, artık topluma karşı bir tehlike göstermediği takdirde, Lubertininki gibi bir güvenlik tedbirinin asgari sürenin dolmasından önce de sona ermesine karar verilebilir. Kanunun 208. maddesi, mahkemenin her halükarda bu sürenin sonunda muhafaza altındaki kişinin hala bir tehlike oluşturup oluşturmadığını belirlemek için durumu yeniden inceleyeceğini ve gerektiği takdirde bir sonraki inceleme için gün tayin edeceğini belirtmektedir.
21. Ceza Kanununun 206. maddesine göre, akıl hastası kişilerle ilgili tedbirler de dahil bazı durumlarda bir güvenlik tedbirinin uygulanması hazırlık soruşturması veya yargılama sırasında başlayabilir; bu mahkemelerin takdir yetkisi dahilindedir. Bu aşamadaki bir tedbirin geçici olduğu kabul edilir ve tedbirin sona erdirilmesi gibi ortaya çıkan her hangi bir sorun üzerinde dava mahkemesi yetkilidir.
Ceza Usul Kanununun 635. maddesi, hazırlık soruşturmasından veya yargılamadan sonra verilen güvenlik tedbirleri hakkında, cezanın infazını gözetleyen yargıca inceleme ve karar yetkisi vermektedir. Bu kurum, gözetim yargıcı ve gözetim bölümü olmak üzere iki organdan meydana gelmektedir. Bu organların yetkileri, cezaevlerinin idaresi ve özgürlükten yoksun bırakma veya kısıtlama tedbirlerinin uygulanmasıyla ilgili 26 Temmuz 1975 tarihli ve 70 sayılı Yasanın 69 ve 70. maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre güvenlik tedbirlerinin sona erdirilmesi taleplerine bakmaya gözetim bölümü yetkilidir.
Gözetim yargıçları ve gözetim bölümleri kararlarını İlk Derece Mahkemesi olarak verirler. İlgili kişilerin ve savcılığın bu kararlara karşı Ceza Usul Kanununun 640. maddesine göre Üst Mahkemeye başvurma, eğer başvuru sebebi kanuna aykırılık ise 1975 tarihli ve 354 sayılı Yasanın 71. maddesine göre Temyiz Mahkemesine başvurma hakları vardır. Bu tür bir yargılamada Üst Mahkeme tarafından verilmiş olan bir karara karşı, Temyiz Mahkemesinde temyizde bulunabilirler; her halükarda Temyiz Mahkemesi de, Ceza Usul Kanununun 641. maddesine göre davanın esası hakkında karar verme yetkisine sahiptir.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
22. Luberti, 19 Mayıs 1980 tarihinde Komisyona yaptığı başvuruda, artık her hangi bir akıl hastalığı bulunmadığı halde akıl hastanesinde muhafaza edilmiş olmaktan dolayı şikayetçi olmuştur. Başvurucu ayrıca, muhafaza kararının kaldırılması için yaptığı başvurular hakkında İtalyan mahkemelerinin süratle karar vermediklerinden şikayet etmiştir. Birinci nokta hakkında Sözleşmenin 5(1). fıkrasına, ikinci nokta hakkında 5(4). fıkrasına dayanmıştır.
23. Komisyon başvuruyu 7 Temmuz 1981de kabuledilebilir bulmuştur.
Komisyon 6 Mayıs 1982 tarihli raporunda: ikiye karşı on oyla Sözleşmenin 5(1). fıkrasının ihlal edildiği; oybirliğiyle, Sözleşmenin 5(4). fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Raporda ayrık görüş yer almıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. Sözleşmenin 5(1). fıkrasının ihlali iddiası
24. Başvurucu, Roma Ceza Üst Mahkemesinin kararını verdiği 16 Kasım 1979 tarihinde artık akıl hastası olmadığını savunmuş; Üst Mahkemenin o tarihte bu gibi durumlarda böyle bir güvenlik tedbirinin otomatik olarak verilmesini öngören Ceza Kanununun 222. maddesi gereğince (bk. yukarıda parag. 10 ve 18), karar tarihindeki sağlık durumunu dikkate almadan muhafaza kararı verdiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun dayandığı Sözleşmenin 5(1). fıkrası şöyledir:
"1. Herkes kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahiptir. Aşağıdaki haller dışında ve hukukun öngördüğü bir usule uyulmadıkça, hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
a) bir kimsenin yetkili mahkemenin mahkumiyet kararından sonra hukuka uygun olarak hapsedilmesi;
b) bir kimsenin mahkemenin hukuka uygun bir kararına uymaması nedeniyle veya hukukun öngördüğü bir yükümlülüğü yerine getirmesini sağlamak için hukuka uygun olarak gözaltına alınması veya tutulması;
c) bir kimsenin suç işlediğinden makul kuşku duyulması üzerine veya suç işlemesini engellemek ya da işledikten sonra kaçmasını önlemek için kendisini tutmayı gerektiren makul nedenler bulunması halinde, kendisini kanunen yetkili makamların önüne çıkarmak amacıyla hukuka uygun olarak gözaltına alma veya tutma;
d) bir küçüğün eğitiminin izlenmesi amacıyla hukuka uygun bir kararla tutulması veya kendisini kanunen yetkili makamların önüne çıkarmak amacıyla hukuka uygun olarak tutulması;
e) bulaşıcı hastalıkların yayılmasını önlemek için bunu taşıyanların, akıl zayıflığı, alkolik, uyuşturucu bağımlısı olanların veya derbeder kimselerin hukuka uygun olarak tutulması;
..."
Hükümet bu görüşe katılmamıştır. Hükümete göre Lubertinin akıl sağlığının durumu, kendisinin aklı hastanesine gönderilmesini gerektirmiştir. Hükümete göre Roma Ceza Üst Mahkemesi, Lubertinin sadece öldürme sırasında ve daha sonra akli dengesinin yerinde olmadığını (unsound mind) araştırmakla kalmamış, fakat ayrıca karar günü topluma karşı bir tehlike oluşturup oluşturmadığını (bk. yukarıda parag. 10) da araştırmış ve karar verirken, bu durumu bilirkişi raporlarında varılan sonuçlara dayanarak dikkate almıştır.
Komisyon, Ceza Kanununun 204. maddesindeki karinenin (bk. yukarıda parag. 18), Sözleşmenin konuyla ilgili tek bendi olduğunu düşündüğü 5(1)(e) bendine uygun olup olmadığı hakkında genel bir görüş açıklamasının kendisinden istenmediğini belirtmiştir. Komisyon, bu olayda İtalyan hukukunun uygulanma biçiminin Sözleşmeye aykırı düşmediği görüşündedir. Komisyona göre Lubertinin akıl hastalığının niteliği ve boyutları, kendisinin muhafaza altına alınmasını haklı kılmıştır.
25. Mahkeme, yerleşik içtihadına uygun olarak, dikkatini mümkün olduğu kadar somut olayda ortaya çıkan sorunlarla sınırlı tutacaktır. Mahkeme, başvurucunun özgürlükten yoksun bırakılmasının, Sözleşmenin 5(1). fıkrasının gereklerine uygun olup olmadığını belirleyecektir. Bu fıkranın sadece giriş bölümü ve (e) bendi davayla ilgili olup, (b) - (d) bendleri ve (f) bendinin davayla ilgili olmadığı açıktır; fıkranın (a) bendi bir mahkumiyet halini düzenlemektedir (bk. 05.11.1981 tarihli X. - Birleşik Krallık kararı, parag. 39 ve 24.06.1982 tarihli Van Droogenbroeck kararı, parag. 35); oysa burada bir beraat söz konusudur.
26. Söz konusu muhafazanın (confinement) Sözleşmenin 5(1). fıkrasına uygun olabilmesi için, "hukukun öngördüğü usule uygun olarak" gerçekleştirilmiş olması, "hukuka uygun" olması ve "akıl hastası bir kimse" ile ilgili olması gerekir. Başvurucuya göre olayda sadece bu son şart yerine getirilmemiştir; diğer iki şart bakımından bir itiraz söz konusu değildir.
27. Mahkeme, "akıl hastası bir kimsenin" tutulmasının gerekip gerekmediğine karar verirken, ulusal makamlara belirli bir takdir yetkisi tanınması gerektiğini, çünkü belirli bir olayda önlerindeki delilleri değerlendirme işinin öncelikle ulusal makamlara düşen bir görev olduğunu hatırlatır. Mahkemenin görevi, ulusal makamların verdikleri kararların Sözleşmeye uygunluğunu denetlemektir (bk. 24.10.1979 tarihli Winterwerp kararı, parag. 40). Sözleşmenin 5(1). fıkrası bakımından bir kimse, asgari şu üç şart yerine gelmedikçe "akıl hastası" sayılamaz ve özgürlüğünden yoksun bırakılamaz: akıl hastası (unsound mind) olduğu güvenilir (reliably) bir biçimde gösterilmelidir; akli dengesizlik (mental disorder) zorunlu muhafazayı gerektirecek türden ve derecede olmalıdır; ve muhafazanın sürmesinin geçerliliği bu tür bir akli dengesizliğin sürmesine bağlıdır (bk. yukarıda geçen X. - Birleşik Krallık kararı, parag. 40; ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte 10.11.1969 tarihli Stögmüller kararı, parag. 4; yukarıda geçen Winterwerp kararı, parag. 39; ve yukarıda geçen Van Droogenbroeck kararı, parag. 40).
28. Roma Ceza Üst Mahkemesinin kendisini muhafaza altına alma kararı verirken Luberti çoktan iyileştiğini savunmakla, esas itibarıyla bunlardan ilk iki koşulun yerine gelmemiş olduğunu iddia etmiştir.
Mahkeme, Komisyon ve Hükümet tarafından açıklanan aksi görüşe katılmaktadır.
İlk önce, Lubertinin akıl hastası olduğunun Ceza Üst Mahkemesi tarafından güvenilir bir biçimde ortaya konduğu görülebilmektedir. Üst Mahkeme bu şartın varlığını, Ceza Kanununun birlikte okunan 222 ve 88. maddeleri gereğince sadece öldürme zamanı bakımından araştırmakla kalmamış, fakat aynı zamanda Lubertiyi özgürlüğünden yoksun bırakan tedbirin kabulü tarihi bakımından da araştırmış olup, bu ikinci yaklaşım Sözleşmenin 5. maddesinin gereklerine uygundur. Bu durum, 16 Kasım 1979 tarihli kararla her türlü tereddütten arındırılmıştır. Bu kararın gerekçesinde, başka şeylerle birlikte, olaydan uzun bir süre sonra ve büyük ölçüde Lubertinin yargılama sırasındaki davranışlarına ve beyanlarına dayanarak düzenlenmiş olan iki psikiyatrik rapora (bk. yukarıda parag. 10) yer verilmiştir.
Dahası, Ceza Üst Mahkemesi kararını verdiği tarihte başvurucunun akıl hastalığının zorunlu muhafazayı gerektirecek türden ve derecede olduğuna kanaat getirmiştir. Bu mahkeme o tarihte, kararının geçici olarak uygulanması talimatı vermesini gerektirecek ölçüde, başvurucunun gerçekten bir tehlike oluşturduğu sonucuna varmıştır (bk. yukarıda parag. 10 ve 12).
29. Geriye, başlangıçta Sözleşmenin 5(1). fıkrasına uygun olan şikayet konusu "tutma"nın (detention), Lubertinin akıl hastalığının haklı kıldığı dönemden fazla devam edip etmediğini belirlemek kalmaktadır.
Mahkemenin önündeki bilgilere göre, Ceza Üst Mahkemesinin karar verdiği 16 Kasım 1979 tarihi ile güvenlik tedbirinin sona erdirildiği 10 Haziran 1981 tarihleri arasında, Lubertinin akıl sağlığıyla ilgili iki rapor düzenlenmiştir (bk. yukarıda parag. 10 ve 17).
5 Mart 1980 onay tarihli birinci rapor, Lubertinin iyileştiği ve sağlanan klinik gelişmeyi tamamen tersine çevirmeyecek ise salıverilmesi gerektiği sonucuna varmıştır (bk. yukarıda parag. 14). Ancak bu rapor, bir psikiyatr tarafından değil, başvurucunun özel olarak gittiği bir psikolog tarafından verilmiştir. Bunun dışında bu raporun, özellikle bir kaç ay önce (16 Kasım 1979da) Ceza Üst Mahkemesinin kararında yer alan tespitlerle ve bu kararın dayandığı bilirkişi raporlarıyla çeliştiği dikkate alınacak olursa, Lubertinin salıverilmesine kararı verilmesini gerektirecek kadar yeterli olmadığı görülür. Bu nedenle, Roma Gözetim Bölümü ihtiyatlı davranmış ve Lubertinin akli durumunu araştırmak zorunda kalmıştır.
Gerçekten de bu Bölüm, başvurucunun sağlık dosyasının kendisine gönderilmesini istemiş ve olayı araştırmaya başlamıştır; ne var ki, 5 Ağustos 1980de yetkisizlik kararı verdiği için (bk. yukarıda parag. 14), olayın esası hakkında bir karar verememiştir. 16 Ağustosta Luberti, Temyiz Mahkemesine temyizde bulunmuş ve salıverilmesini sağlamak için, Roma Ceza Üst Mahkemesi ile Naples Gözetim Bölümüne başka başvurularda bulunmuştur. Ancak bunların hemen ardından, 22 Ağustosta ortadan kaybolmuş ve yeniden gözaltına alındığı Mart 1981 tarihine kadar daha başka psikiyatrik inceleme yapılamamıştır.
İkinci rapor, başvurucunun Naples Gözetim Bölümüne yaptığı başvurularla ilgili araştırmalar için, 16 Ağustos 1981de düzenlenmiştir. Bu raporda Aversa hastanesi Klinik Şefi, klinik açıdan güvenlik tedbirinin sona erdirilmemesi için hiçbir sebep bulunmadığını belirtmiştir (bk. yukarıda parag. 17).
Klinik Şefinin raporu, tabi ki yargılamada son aşama değildir; rapor bir karar niteliğine ve etkisine sahip değildir. Bu rapor, gönderildiği Naples Gözetim Bölümünü bağlayıcı değildir. Bu Bölüm hala, Lubertinin akli durumunun salıverilmesini haklı kılacak düzeyde olduğuna kanaat getirmek zorundadır. Bir mahkeme tarafından akıl hastası olduğuna ve topluma karşı tehlike oluşturduğuna daha önce karar verilmiş bir kimse hakkındaki muhafaza tedbirinin sona erdirilmesi, sadece o kimseyi değil, ama salıverilecek olursa, içinde yaşayacağı toplumu da ilgilendiren bir meseledir. Mevcut olayda adam öldürme suçunu işlemiş bir kimse söz konusudur, ki bu fiil, psikiyatrik alanda zaten varolan değerlendirme güçlüklerini artıran bir faktördür. Bu nedenle Gözetim Bölümü ihtiyatlı davranmak zorunda kalmış ve olayı ele almak için zamana ihtiyaç duymuştur.
Naples Gözetim Bölümünün gereksiz yere kararını geciktirdiği gösterilememiştir. Gözetim Bölümü, Romada açılan davaların sonuca varmasından da önce, Lubertinin başvurusunu araştırmak için adımlar atmıştır. Daha 12 Mayıs 1981de, yani Roma Ceza Üst Mahkemesinin hükmünden sekiz gün ve bu hükmün yazı işlerinde kayda girmesinden on yedi gün önce duruşma yapmıştır (bk. yukarıda parag. 17). Gözetim Bölümünün 4 Haziran 1981de verdiği ve 10 Haziranda yazı işlerinde kayda giren kararı, Lubertinin 15 Haziranda salıverilmesine yol açmıştır. Bu çeşitli zaman aralıkları haddinden fazla değildir. Mahkemenin görüşüne göre, Naples Gözetim Bölümü görevini, kendisinden makul olarak beklenecek kadar hızlı yerine getirmiştir. Roma Gözetim Bölümü daha süratli hareket etmiş olsaydı, Naples Gözetim Bölümü muhafazanın artık gerekli olmadığına dair sonuca daha kısa sürede varabilirdi. Mahkeme bu ihtimali yok saymamaktadır; fakat önündeki delillere dayanarak, başvurucunun tutulmasının kendisinin akıl hastalığının haklı kıldığı süreden fazla devam ettiğinin kanıtlanamadığını kabul etmektedir. Bu nedenle Sözleşmenin 5(1). fıkrası ihlal edilmemiştir.
III. Sözleşmenin 5(4). fıkrasının ihlali iddiası
30. Sözleşmenin 5(4). fıkrası şöyledir:
"Gözaltına alınma veya tutulma nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılan bir kimse, tutulmasının hukukiliği hakkında süratle karar verebilecek ve tutulması hukuki değilse salıverilmesine hükmedebilecek bir mahkemeye başvuruma hakkına sahiptir."
Lubertiye göre İtalyan mahkemeleri, muhafaza tedbirinin sona erdirilmesi için yaptığı başvurular hakkında "süratle" karar vermemişlerdir. Hükümet bu görüşü temel noktaları itibarıyla kabul eden Komisyon önünde buna itirazda bulunmuş; fakat Mahkeme önünde ise, başvuruyla ilgili yetkisiz olduğunun ortaya çıkmasından başka bir şeye yaramayan Roma Gözetim Bölümü önündeki yargılamanın süratle sonuçlanmadığını kabul etmiştir.
31. Mahkeme, Sözleşmenin 5(1). fıkrasının ihlal edilmemiş olmasına rağmen bu sorun hakkında karar vermek durumundadır; bu noktada yerleşik içtihatlarına göndermede bulunmaktadır (bk. en yakın tarihli karar olarak yukarıda geçen Van Droogenbroeck kararı, parag. 43).
Mahkemenin Sözleşmenin 5(4). fıkrasıyla ilgili daha önceki kararları ile mevcut dava arasında bazı farklar vardır.
Bir kimsenin özgürlüğünden yoksun bırakılması kararının bir idari makam tarafından verilmesi halinde, o kimse bu kararın bir mahkeme tarafından denetlenmesini isteme hakkına sahiptir; fakat kararın bir yargılama sonunda bir mahkeme tarafından verilmesi halinde aynı şey geçerli değildir; çünkü Sözleşmenin 5(4). fıkrasının gerektirdiği denetim, bu durumda karara içselleşmiş olur (bk. en yakın tarihli karar, yukarıda geçen Van Droogenbroeck kararı, parag. 44-45).
Mahkeme akıl hastası kişilerin muhafazasıyla ilgili olarak da, başlangıçta muhafazayı gerektiren sebepler sona erebileceği için, daha sonra makul aralıklarla denetim yapılabilmesini sağlamak gerektiğine karar vermiştir (bk. en yakın tarihli karar, yukarıda geçen X. - Birleşik Krallık, parag. 52).
32. Lubertinin muhafazası, Roma Ceza Üst Mahkemesi tarafından, gerekli yargısal güvencelerin bulunduğu bir yargılamanın sonunda 16 Kasım 1979 tarihinde verilmiştir. Buna göre, burada belirlenmesi gereken şey, başvurucunun "makul bir aralıktan" sonra, hakkındaki "tutma"nın sürmesinin "hukukiliği" hakkında "süratle" karar veren bir mahkemeye "başvuruda bulunma" hakkına sahip olup olmadığıdır.
33. Luberti, muhafaza tedbirinin sona erdirilmesi için üç başvuruda bulunmuştur. Birincisi 19 Kasım 1979da Roma Gözetim Bölümüne, ikincisi 16 Ağustos 1980de Roma Ceza Üst Mahkemesine ve üçüncüsü 16 Ağustos 1980de Naples Gözetim Bölümüne yapılmıştır (bk. yukarıda parag. 14-17). Birincisi Roma Gözetim Bölümünün yetkisizliğine dair 5 Ağustos 1980de verilen ve ertesi gün yazı işlerinde kayda giren kararla sonuçlanmış olup, bu karar Lubertinin itirazı üzerine Roma Üst Mahkemesi tarafından 4 Mayıs 1981de verilen ve 29 Mayıs 1981de yazı işlerinde kayda giren kararla onaylanmıştır. İkinci başvuru, Hükümetin tarihini tespit edemediği Roma Üst Mahkemesinin davanın düşmesi kararıyla sonuçlanmıştır. Üçüncü başvuru, Naples Gözetim Bölümünün 4 Haziran 1981de verdiği ve 10 Haziran 1981de yazı işlerinde kayda giren kararı gereğince, Lubertinin 15 Haziran 1981de salıverilmesine yol açmıştır.
O halde, Lubertinin Sözleşmenin 5(4). fıkrası anlamında "tutulmasının hukukiliği hakkında" bir karar, sadece Naples Gözetim Bölümü tarafından verilmiş olmasına rağmen, bu, sadece bu Bölüm önündeki yargılamanın dikkate alınacağı anlamına gelmez. Belirlenmesi gereken şey, Lubertinin bu sorun hakkında, Sözleşme organları önünde işleyişinden İtalyan Hükümetinin sorumlu olduğu ulusal yargısal makamlar tarafından"süratle" karar verilmesini sağlama hakkını kullanma imkanına sahip olup olmadığıdır. Bunu tespit edebilmek için, bu olaydaki çeşitli yargılamalar, önce ayrı ayrı incelenmeli ve daha sonra bütüncül bir değerlendirme yapılmalıdır.
34. Roma Gözetim Bölümüne 19 Kasım 1979da açılan dava, temyiz üzerine 29 Mayıs 1981de, yani on sekiz ay on gün sonra sona ermiştir. Bu karara kadar geçen süre ilk bakışta aşırı uzun görünmektedir.
Bununla birlikte bu yargılamanın, Lubertiyi beraat ettiren ve özgürlüğünden yoksun bırakılması talimatını veren karardan henüz üç gün sonra başladığı kaydedilmelidir. İtalyan hukukuna göre başvurucu, Roma Gözetim Bölümüne başvuruda bulunmadan önce daha uzun bir süre beklemekle yükümlü değildir ama, Sözleşme bakımından "tutulması"nın "hukukiliği"nin ilk denetimi bu karara içselleştirilmiş olduğundan, salıverilme için ilk başvurunun "süratle" ele alınması hakkı, ancak "makul bir aralıktan" sonra doğmuştur (bk. yukarıda parag. 31). Lubertinin daha 17 Kasım 1979da Temyiz Mahkemesine temyizde bulunduğu da unutulmamalıdır (bk. yukarıda parag. 11). Başvurucunun, Ceza Üst Mahkemesinin mağdurun intihar ettiği savunmasını reddederken gösterdiği gerekçeleri temyiz ederken, 16 Kasımda verilen güvenlik tedbirinden kurtulmaya çalıştığı açıktır. Başvurucunun, hukuk tarafından savunmaya tanınan bütün imkanları kullanma hakkına sahip olmakla birlikte, aynı amaca sahip iki ayrı usule eşzamanlı olarak başvurması, hiç kuşkusuz yetkili makamlara yüklenemeyecek bir zaman kaybına sebebiyet vermiştir (bk. ve krş. Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki "makul süre" bağlamında 15.07.1982 tarihli Eckle kararı, parag. 82). Luberti ayrıca, Roma Gözetim Bölümünün kararına karşı Üst Mahkeme yerine Temyiz Mahkemesine başvurmakla, bir gecikmeye daha neden olmuştur (bk. yukarıda parag. 14).
Ne var ki, bu durum, özgürlükten yoksun bırakma ile ilgili acil bir olay olduğundan, bu gibi etmenler, Roma Gözetim Bölümünde başlayan ve yetkisizlik kararıyla sonuçlanan yargılamanın bir buçuk yıldan fazla sürmesine haklılık sağlamaz; aslında Hükümet de bu yargılamanın Sözleşmenin 5(4). fıkrasının gerektirdiği "süratle" sonuçlanmadığını kabul etmiştir.
35. 16 Ağustos 1980de yapılan ikinci başvurunun incelenmesi, Lubertinin mazeretsiz bulunmaması nedeniyle Ceza Üst Mahkemesi tarafından 4 Eylül 1980de süresiz olarak ertelenmiştir (bk. yukarıda parag. 16). Psikiyatrik bir inceleme başvurucunun bulunmasını gerektireceğinden, bu işlemin doğru olduğu açıktır. Ayrıca eldeki bilgiler, bu mahkemenin yargılamanın durdurulmasına dair kararının, Lubertinin yeniden gözaltına alındığı 17 Mart 1981 tarihinden önce verildiğini göstermemektedir.
36. Yine 16 Ağustos 1980de yapılan üç başvuruyla ilgili yargılama dokuz ay yirmi beş gün sürmüştür (bk. yukarıda parag. 17). Bu geçen süre uzun olmasına rağmen, olayın şartları içinde haddinden fazla sayılamaz. İlk olarak, Lubertinin ortadan kaybolması, Mart 1981de yeniden hastaneye yatırılıncaya kadar daha başka psikiyatrik muayenelere tabi tutulmasının mümkün olmaması anlamına gelmiştir. İkinci olarak, Naples Gözetim Bölümü başlangıçta, 19 Kasım 1979da Roma Gözetim Bölümüne yapılan birinci başvuruyla ilgili olarak Roma Üst Mahkemesinin yaptığı yargılamayı tamamlamasına kadar, vereceği kararı ertelemek zorunda kalmıştır. Başvurucu burada da yine başvurularının çokluğu nedeniyle doğan sonuçlardan şikayetçi olamaz (bk. yukarıda parag. 34). Roma Üst Mahkemesi 4 Mayıs 1981de karar verir vermez, bu kararın 29 Mayıs 1981de yazı işlerinden kayda girmesini beklemeden, Naples Gözetim Bölümü olayın esasını incelemeye başlamış ve Sözleşmenin 5(4). fıkrasının gerektirdiği hızla hareket etmiştir. Gözetim Bölümünün 4 Haziran 1981de verdiği ve 10 Haziranda kayda giren kararı, Lubertinin 15 Haziranda salıverilmesine yol açmıştır. Bu bağlamda Mahkeme, Sözleşmenin 5(1). fıkrasına uygunluk sorunuyla ilgili gerekçelerine (bk. yukarıda parag. 29) atıfta bulunur.
37. Bununla birlikte, Roma Gözetim Bölümü ile Temyiz Mahkemesi önündeki 19 Kasım 1979dan 29 Mayıs 1981e kadar süren yargılamada aşırı gecikmeler bulunduğu doğrudur. Bu gecikmelerin sonucu olarak, İtalyan yargısal makamları, Naples Gözetim Bölümü tarafından gösterilen özene rağmen, "tutmanın hukukiliği" hakkında "süratle" bir karar vermemişlerdir. Aslında bu durum Hükümet tarafından da kabul edilmiştir. Mahkemenin önündeki bilgilerin bütüncül bir değerlendirmesi, Sözleşmenin 5(4). fıkrasının ihlal edildiği sonucuna götürmektedir.
III. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
38. Sözleşmenin 50. maddesi şöyledir:
"Mahkeme, Sözleşmeci Tarafların resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan tasarrufun tamamen ya da kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğu sonucuna varırsa, ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuku, bu karar veya tasarrufun sonuçlarını kısmen onarmaya imkan veriyorsa ve gerekli gördüğü takdirde zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödenmesine hükmedebilir."
39. Başvurucu, maddi ve manevi zararları için 20,000,000 Liret tazminat istemiştir. Başvurucu, bir akıl hastanesinde yattığı yıllar nedeniyle ve muhafaza edilmesinden doğan "ihtiyaçları karşılamak için" buna hakkı olduğunu belirtmiştir. Başvurucu ayrıca Roma Gözetim Bölümünde ve Roma Üst Mahkemesindeki hukuki masrafları için 1,000,000 Liret ile birlikte yüzde 18 katma değer vergisinin ödenmesini istemiştir. Başvurucu, her iki talep hakkında da paranın değerindeki düşüşün Mahkeme tarafından dikkate alınmasını talep etmiştir.
Hem Hükümet ve hem de Komisyon, sorun hakkında kendi görüşlerini ifade etmişlerdir. Mahkeme sorunun karara hazır olduğunu düşünmüştür.
40. Bu kararda Sözleşmenin 5(1). fıkrasının gereklerine aykırılık bulunduğu sonucuna varılmadığından, özgürlükten yoksun bırakmanın sebep olduğu kayıplar dikkate alınamaz. Sözleşmenin 5(4). fıkrasının ihlali konusunda ise, bir kararın "süratle" verilmesi şartına uygunluk sağlanmış olsaydı, Lubertinin daha erken bir tarihte salıverilebileceği kanıtlanamamıştır. O halde her türlü maddi zarar iddiası, nedensellik ilişkisi bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 25.04.1983 tarihli Van Droogenbroeck (Md. 50) kararı, parag. 11-12). Bu noktada Mahkeme, Hükümete ve Komisyona katılmaktadır.
41. Öte yandan, Hükümet tarafından itiraz edilmeyen Komisyonun haklı tespitine göre başvurucu, muhafaza tedbirinin sona erdirilmesi amacıyla açtığı davaların uzunluğu nedeniyle manevi nitelikte zararlara katlanmış olmalıdır. Ancak başvurucunun, yetkisiz olan yargısal makamlara bazen eşzamanlı olarak başvurularda bulunduğu unutulmamalıdır. O halde davasının, hızlı çözüm ihtimalini artırmayacak bir durum olarak farklı yargı yerlerinde aynı zamanda görülmesinden kendisi sorumludur (bk. yukarıda parag. 33, 34 ve 36). Her şeyden öte, kendisinin 22 Ağustos 1980 ile 17 Mart 1981 tarihleri arasında ortadan kaybolması ve saklanması (bk. yukarıda parag. 16) nedeniyle önemli bir süre kaybedilmiştir. O halde meydana gelen gecikmelerin çoğu, kendisinin davranışlarından kaynaklanmıştır. İtalyan makamlarına atfedilebilecek gecikmeler için ise, bu kararın hüküm fıkralarından 2. bendinde varılan sonuç, Sözleşmenin 50. maddesi bakımından yukarıda geçen zarar için yeterli bir karşılık oluşturmaktadır.
42. Geriye, Romadaki Gözetim Bölümü ve Üst Mahkeme önündeki yargılama giderleri kalmaktadır; mevcut deliller başvurucunun bu yargılamayı hızlandırmak için adımlar attığını göstermektedir. Hükümet yargılama giderleriyle ilgili bir itirazda bulunmamış, Komisyona göre de bunlar "geri ödemeyle ilgili Mahkemenin belirttiği şartları karşılamaktadırlar".
Mahkeme bu konudaki talebin, konuyla ilgili içtihatlarda ortaya çıkan, giderlere gerçekten ve gerekli olarak katlanılmış olması ve miktarının makul olması şeklindeki kriterleri (bk. özellikle 13.07.1983 tarihli Zimmermann ve Steiner kararı, parag. 36) yerine getirmiş olduğundan kuşkulanması için bir sebep yoktur. Buna göre Mahkeme Lubertiye bu başlık altında, katma değer vergisiyle birlikte 1.000.000 Liret ödenmesine hükmetmektedir.
Bu gerekçelerle mahkeme oybirliğiyle,
1. Sözleşmenin 5(1). fıkrasının ihlal edilmediğine;
2. Sözleşmenin 5(4). fıkrasının ihlal edildiğine;
3. Davalı Devletin başvurucuya giderlere ve masraflar için katma değer vergisiyle birlikte 1.000.000 Liret ödemesine
Adil karşılıkla ilgili diğer taleplerin reddine
Karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy