(AİHS m. 6, 50)
Karar Tarihi: 12.02.1985
Başvuru no: 9024/80
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
9. Başvrucu Giacinto Colozza 1924 yılında doğmuş ve 1983 yılında ölmüştür. İtalyan vatandaşı olan başvurucu, Romada yaşamıştır.
10. 20 Haziran 1972de İtalyan adli polisi (carabinieri), başvurucunun Kasım 1971den önce dolandırıcılık dahil çeşitli suçlar işlediğini Roma savcılığına bildirmiştir. Polisin dediğine göre, başvurucu bilinen son adresinde bulunamadığı için, ifadesi de alınamamıştır. Gerçekten de, başvurucunun Longanesi caddesindeki dairesi kapatılmış ve eşyaları adli makamlar tarafından haczedilmiştir (seized); icra davasında (attachment proceedings) mahkeme tarafından kayyım (administrator) olarak atanan bina yöneticisi de, başvurucu Colozzanın yeni adresini bilmemektedir.
4 Ekim 1973te, soruşturma yargıcı başvurucuyu aleyhinde açılan cezai soruşturma nedeniyle bilgilendirmek amacıyla, bir "adli tebligat" (judicial notification) çıkarmıştır. Yazı İşleri Müdürlüğündeki kayıtlar, tebligat memurunun (bailiff), Fonteiana caddesindeki bir adreste bunu Colozzaya tebliğ etme girişiminde bulunduğu göstermektedir; ancak başvurucu, İtalyan adli polisine (carabinieri) göre yaklaşık on yıl önce, polise göre ise beş yıl önce buradan ayrılmıştır; yasaya göre ikametgah değişikliğini Belediyeye (City Hall) bildirmesi gerektiği halde, bildirimde bulunmamıştır.
11. Bu arada Colozzanın Eylül 1973te sürücü belgesini yenilerken, oturduğu adres olarak Fonteiana caddesindeki adresini gösterdiği, Yazı İşleri Müdürlüğünün kayıtlarından anlaşılmaktadır.
12. 14 Kasım 1973te, bu son adreste yapılan aramanın sonuçsuz kalması üzerine, soruşturma yargıcı sanığı, izi bulunamayan kişi (untraceable) ilan etmiş, kendisine bir müdafi (defence lawyer) atamış ve soruşturma işlemlerine devam etmiştir. Bundan sonra, Ceza Usul Kanununun 170. maddesine göre (bk. aşağıda parag. 19), başvurucuya tebliğ edilmesi gereken bütün belgeler, soruşturma yargıcının yazı işlerine girmiş ve her defasında müdafie bilgi verilmiştir.
Soruşturma yargıcı 12 Kasım 1974, 30 Mayıs 1975 ve 3 Haziran 1975 tarihlerinde üç ayrı tutuklama müzekkeresi (arrest warrant) çıkarmış, ancak yetkili makamlar Colozzanın halen nerede oturduğunu bilmedikleri için tutuklama müzekkereleri infaz edilememiştir. Bununla birlikte, tutuklama müzekkerelerinde başvurucunun Longanesi caddesindeki adresinin gösterildiği belirtilmelidir. Adli polis her defasında, "bulunamadı" (fruitless search) tutanağı düzenlemiştir. Colozza bunun üzerine "latitante", yani bir mahkeme tarafından çıkarılan bir müzekkerenin infazından isteyerek sakınan kişi, olarak kabul edilmiştir.
13. 9 Ağustos 1975 tarihli bir kararla, başvurucu davaya sevk edilmiştir (committed for trial).
6 Mayıs 1976da, Roma İl Mahkemesi tarafından birinci duruşma yapılmıştır. Sanığın resmen atanmış müdafii, kendisine duruşma tebligatı yapılmış olmasına (bk. yukarıda parag. 12) rağmen, duruşmaya gelmemiştir; bunun üzerine mahkeme, başka bir avukatı atamak durumunda kalmış ve duruşmayı 26 Kasıma ertelemiştir. Bu avukatın da 26 Kasımdaki duruşmaya gelmemesi üzerine yeni bir avukat görevlendirilmiş ve duruşma 17 Kasım 1976 ertelenmiştir. Bu tarihte yapılan duruşmaya yeni müdafiinin de gelmemesi nedeniyle, duruşma sırasında yeni bir avukat atamış ve mahkeme duruşmayı bitirmiştir. Savcı beş yıl hapis ve 2,000,000 Liret para cezası verilmesini istemiş; atanmış avukat da savcının görüşüne katılmış; mahkeme ise Colozzaya altı yıl hapis cezası ve 600,000 Liret para cezası vermiştir.
Bu mahkemenin kararı, 29 Aralık 1976 tarihinde yazı işlerinde kayda girmiş (lodge in the registry) ve kararın bir kopyası avukata tebliğ edilmiştir. Temyizde bulunulmadığı için, karar 16 Ocak 1977de kesinleşmiştir.
14. 20 Mayıs 1977de savcı, yakalama müzekkeresi (arrest warrant) çıkarmıştır. Başvurucu 24 Eylül 1977de Romadaki 31 via Pian Due Torri adresinde yakalanmıştır. Başvurucu ertesi gün, yakalama müzekkeresine karşı bir "usul itirazı"nda (procedural objection) bulunmuş, aynı zamanda karara karşı "gecikmiş başvuru" (late appeal) yapmıştır (bk. aşağıda parag. 23). Başvurucu bir avukat tayin etmiş ve hemen başvuru sebeplerini gösteren bir dilekçe hazırlaması için avukata talimat vermiştir. Ancak 24 Aralık 1977de, başvurucunun kendisi bir dilekçe vermiş ve 25 Temmuz 1978de ek bir dilekçe daha vermiştir. Başvurucu 15 Kasım ve 28 Aralık 1977 tarihlerinde yeni avukatlar tayin etmiştir.
15. 29 Nisan 1978de, Roma İl Mahkemesi "usul itirazı"nı reddetmiş ve "gecikmiş başvuru" hakkında karar vermesi için, dosyayı Roma Üst Mahkemesine göndermiştir.
Başvurucu Colozza, kanuna aykırı olarak "latitante" ilan edildiğini ve mahkemeye celp tebligatlarının ve gıyabında (default) verilen kararın hükümsüz olduğunu savunmuştur.
Başvurucu, ev sahibinden 1971 yılı sonunda evi tahliye tebligatı (notice to quit) alınca, Fonteiana caddesindeki evden ayrıldığını ve yeni bir ev bulmadan önce bir otelde kaldığını anlatmıştır. Başvurucu via Pian Due Torrideki yeni adresinin polis tarafından bilindiğini, çünkü 12 Mayıs 1977de kendisini ifade vermesi için mahalle karakoluna çağırdıklarını; aynı şeyin savcılık için de geçerli olduğunu, çünkü 7 Ekim 1976da (yani hakkındaki kararın verilmesinden hemen hemen iki ay önce) kendisine başka bir cezai soruşturmayla ilgili bir "adli tebligat" gönderdiğini, yine bir çok kamu merciinin, Roma Belediyesi tebligat servisini kullanarak kendisine tebligat yaptıklarını belirtmiştir.
16. Colozzanın başvurusu, suç ortağının (co-accused) yaptığı başvuru ile birlikte incelenmiştir. Üst Mahkeme, Colozzayı hem davanın esas hakkında ve hem de "latitante" olarak görülmesi konusundaki itirazlarını dinlemiştir.
Üst Mahkeme savcısı da, 17 Aralık 1976 tarihli kararın bozulmasını istemiştir; savcıya göre Colozza, "latitante" olarak kabul edilmemeliydi.
Üst Mahkeme 10 Kasım 1978de, Colozzanın suç ortağının mahkumiyetini onaylamış, Colozzanın başvurusunu ise, süreye uyulmadığı gerekçesiyle kabuledilemez bulmuştur. Üst Mahkemeye göre, Ceza Usul Kanununun 201. maddesindeki başvuru sebeplerini göstermek için yirmi günlük süre, yakalama müzekkeresinin tebliğ edildiği 13 Ekim 1977de başlamış olduğu halde, başvuru sebeplerini gösteren dilekçe 24 Aralık 1977 tarihine kadar verilmemiştir.
17. Colozza bu kararı temyiz etmiş, ancak Temyiz Mahkemesi bunu 5 Kasım 1979da reddetmiştir. Temyiz Mahkemesi, Üst Mahkemenin kendisine başvuru sebeplerini gösteren dilekçenin zamanında verilmediği gerekçesiyle "gecikmiş başvuru"yu kabuledilemez bulmakla yanlış yaptığını kabul etmiştir. Temyiz Mahkemesine göre Üst Mahkeme önce, başvurucunun iddia ettiği gibi, ilk derece mahkemesindeki yargılamanın hükümsüz olup olmadığını tespit etmeliydi. Ne var ki Temyiz Mahkemesine göre bu yargılama hükümsüz değildir; çünkü Colozzanın önce "irreperibile" ve daha sonra "latitante" olarak ilan edilmesi doğrudur. Temyiz Mahkemesine göre, Üst Mahkeme kendisine yapılan başvuruyu, süresi dışında yapıldığı için kabuledilemez bulmalıydı; çünkü bu başvuru, aleyhine başvurulan karar kesinleştikten sonra yapılmıştır.
Hem bu hapis cezasını ve hem de daha önce verilmiş olup ertelenmiş bulunan hapis cezalarını çekmek üzere 23 Eylül 1977den beri cezaevinde bulunan Colozza, 2 Aralık 1983te cezaevinde ölmüştür.
II. Konuyla ilgili iç hukuk
A. Tebligat (notification)
1. Tutuksuz sanığa tebligatla ilgili genel prensipler
18. Ceza Usul Kanunu, soruşturma ve yargılamayla ilgili çeşitli belgelerin tutuksuz sanığa (accused person who is not in custody) tebliğ edilmesi yöntemlerini düzenlemektedir.
Sanığın hazır bulunduğu ilk usul işlemi yapan mahkeme, savcılık veya adli soruşturma bölümü görevlisi sanıktan, tebligatların yapılabileceğini yeri göstermesini veya tebligat için bir adres tayin etmesini ister (md. 171(1)). Eğer sanık bunu yapmazsa, 169. madde uygulanır; bu madde, başka şeylerle birlikte, ilk tebligat ilgili kişinin şahsına tebliğ edilemezse, ikamet ettiği yerde birlikte yaşadığı kişilere veya işyerindeki yöneticiye verileceğini hükme bağlamaktadır. Eğer bu iki yer de bilinmiyorsa, ilgili kişinin geçici olarak yaşadığı yerdeki veya adresindeki yukarıda sözü edilen kişilere bırakılmak suretiyle tebligat yapılır.
2. "irreperibile" veya "latitante" olan sanığa tebligat
19. Ceza Usul Kanunu "irreeperibile" kavramını tanımlamamıştır. Bununla birlikte ilgili kurallara göre bu kavram, hakkında açılan ceza soruşturmasıyla ilgili bir evrakın kendisine tebliğ edilmesi gereken ve adresi bilinmediği için izi (trace) bulunamayan kimse için kullanılır. Sadece bulunamamış olma, bunun için yeterlidir; soruşturmadan isteyerek kaçıp kaçmadığı, bu bağlamda önemli değildir. Kanunun 170. maddesine göre tebligat memuru (bailiff), tebliğ edilmesini isteyen yargıcı durumdan haberdar etmek zorundadır. Yargıç, ilgili kişinin doğum yerinde veya son ikametgahında yeniden aranmasını istedikten sonra, tebligatın, yargılamanın yürütüldüğü mahkemenin yazı işlerinde dosyaya konulması suretiyle gerçekleştirilmesini sağlayacak bir karar (decree) çıkarır. Ne zaman böyle bir evrak bu surette dosyaya konulsa, hemen müdafie haber verilir; sanığın bir avukatı yoksa, mahkeme kendisine resmen bir avukat atar.
20. Bu tebligat yöntemi, sanığın "latitante" olması (md. 173) halinde de uygulanır.
Kanunun 268(1). fıkrasına göre, başka şeylerle birlikte, bir yakalama müzekkeresinin infazından isteyerek kaçan (wilfully evading) bir kimse, "latitante" olarak kabul edilir. Üçüncü fıkra, "latitante" olarak nitelendirilmenin hukuki sonuçlarının, söz konusu kişi aleyhine açılmış diğer davalara sirayet edeceğini öngörmektedir. İlgili kişinin kendi seçtiği bir avukatı yoksa, kendisine bir avukat atanır.
Temyiz Mahkemesinin istikrarlı kararlarına göre, adli polis tarafından yeterli aramaların sonuçsuz kalması halinde, yakalanmaktan kaçma niyeti varsayılır. Yer değiştiren ve ikamet değişikliğini resmen bildirmeyen ilgili kişi, yakalanmamak için özel bir bahanesi olsa bile, bu karine geçerliliğini sürdürür. Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi 98 sayılı ve 2 Haziran 1977 tarihli kararında, bu karinenin çürütülebileceğini ve çürütülemez olmadığını belirtmiştir.
"Yeterli aramalar" terimi, yapılacak işlemlerde adli polise bir ölçüde takdir yetkisi bırakmaktadır; ancak bu takdir yetkisi sınırlıdır, şöyle ki, ilgili kişi yakalama müzekkeresinde belirtilen ikametgahta aranmış olmalıdır.
B. Gıyapta yargılama (trial by default, contumacia)
21. Gıyapta yargılama (Ceza Usul Kanunu, md. 497-501), özel bir yargılama usulü olarak nitelendirilmiş ise de, olağan yargılama usulü izlenir (md. 499(1)). Usulüne göre celp edildiği (duly summoned) halde, duruşmaya gelmemiş ve duruşmanın kendisinin yokluğunda yapılmasını talep etmemiş veya buna muvafakat etmemiş bir sanık hakkında, gıyapta yargılama yapılır.
22. İtalyan hukukuna göre, duruşmaya gelmeyen (fails to appear, contumace) bir sanık, hazır bulunan bir sanıkla aynı haklara sahiptir. Örneğin, kendi seçtiği bir avukat yoksa bile mahkeme tarafından kendisine atanacak bir avukatla savunma, aleyhine verilmiş kararlara karşı Üst Mahkemeye veya temyize başvurma hakkına sahiptir. Bu tür başvurular için süre, ancak hüküm özetinin içinde yer aldığı bir kararın kendisine tebliğinden itibaren başlar. Ancak, "irreperibile" veya "latitante" ilan edilmiş bir kimse bakımından bu süre, hükmü veren mahkemenin yazı işlerinde hükmün kayda girmesiyle başlar.
C. "Gecikmiş üst başvuru" (late appeal)
23. İtalyan içtihatlarına göre bir üst başvuruda bulunmamış olan, fakat hükmün tebliğinin usulsüz olduğunu düşünen kimseler, "gecikmiş üst başvuru"da bulunabilirler. Uyulması gereken süreler, olağan üst başvuruyla aynıdır (üst başvuruda bulunacağına dair uyarı yazısı vermek için üç gün, gerekçeleri gösteren dilekçe vermek için yirmi gündür); fakat her iki süre de, söz konusu kişinin hükümden haberdar olduğu tarihte başlar. Bununla birlikte, "latitante" olarak kabul edilen bir kimsenin durumunda üst başvuruyu alan mahkeme ancak, sanığın "latitante" ilan edilmesiyle veya dava evrakının kendisine tebliğiyle ilgili kurallara uyulmadığını tespit etmesi halinde, suç isnadının esası hakkında karar verebilir; buna ek olarak, adaletten kaçmadığını kanıtlamak, ilgili kişiye düşer.
D. Sanığın savunması; hükümsüzlükle ilgili kurallar
24. Ceza Usul Kanununun 185. maddesi, başka şeylerle birlikte, sanığın duruşmada yer alması, hukuki yardım görmesi ve temsil edilmesiyle ilgili kurullara uyulmamış olması halinde, yargılamanın hükümsüz (null and void) sayılacağını belirtmektedir. Sanık müdafiinin bulunmadığı bir aşamada, sanığın duruşmada hazır bulunması için celp edilmemesi, düzeltilemeyen (incurable) bir hükümsüzlüktür; mahkeme bunu yargılamanın her aşamasında dikkate almak zorundadır.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
25. Colazza, 5 Mayıs 1980de Komisyona başvurmuştur. Başvurucu, Sözleşmenin 6. maddesinin bir çok kez ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu özellikle, hakkında açılmış olan bu davanın hiçbir zaman farkında olmadığını belirterek, kendisini pratik ve etkili bir tarzda savunma imkanı bulamadığından şikayetçi olmuştur. Başvurucu ayrıca Roma İl Mahkemesi kararına karşı "etkili bir hukuk yoluna" sahip olmadığını ileri sürmüş ve Sözleşmenin 13. maddesine dayanmıştır.
Komisyon, 9 Temmuz 1982de, bu başvuruyu bay Rubinatın başvurusuyla birleştirdikten sonra, Sözleşmenin 6. maddesi bakımından kabuledilebilir bulmuş, diğer maddeler bakımından kabuledilemez bulmuştur. Komisyon 5 Mayıs 1983 tarihli raporunda oybirliğiyle, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiği görüşünü açıklamıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali iddiası
26. Başvurucunun avukatı Mahkeme önündeki duruşmada, Sözleşmenin 6(3)(a) bendinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Komisyon ise, bu davayı 6(1). fıkrasına göre incelemiştir. Hükümet, ihlal iddialarını reddetmiştir.
Mahkeme, Sözleşmenin 6(3)(a) bendindeki güvencelerin, diğerleri ile birlikte, genel bir kavram olan adil yargılamanın kurucu unsurları olduğunu hatırlatır (bk. 09.04.1984 tarihli Goddi kararı, parag. 28). Bu davanın şartları içinde Mahkeme, bu güvenceleri de göz önünde tutmakla birlikte, şikayeti Sözleşmenin 6(1). fıkrası bakımından incelemenin yerinde olacağını kabul etmektedir. Bu fıkraya göre:
"Herkes, ... hakkındaki bir suç isnadının karara bağlanmasında ... bir yargı yeri tarafından ... adil .... olarak yargılanma hakkına sahiptir. ... "
Buradaki temel sorun, izi bulunamayan (irreperibile) kişilere tebligat usulü ile, "latitanti" olan kişilere uygulandığı biçimiyle bir gıyapta yargılama usulünün birlikte kullanılmasının, Colozzayı güvence altına alınmış haklarından mahrum edip etmediğidir.
27. Sözleşmenin 6(1). fıkrasında açıkça geçmediği halde, bu maddenin amacı ve gayesi bir bütün olarak alındığında, "hakkında suç isnadı bulunan" bir kimsenin, yargılamada yer alma (take part in the hearing) hakkı bulunduğu anlaşılmaktadır. Dahası, Sözleşmenin 6(3). fıkrasının (c), (d) ve (e) bendeleri, "hakkında bir suç isnadı bulunan herkese", "kendini bizzat savunma", "tanıkları sorgulama veya sorgulatma" ve "mahkemede kullanılan dili anlamıyor veya konuşamıyorsa, bir çevirmenden ücretsiz yararlanma" haklarını güvence altına almış olup, sanığın hazır bulunmadan (without being present) bu hakları nasıl kullanacağını anlamak güçtür.
28. Mahkeme mevcut davada, bir sanığın duruşmada bulunma hakkından feragat (waive) edip edemeyeceğini veya hangi koşullarda feragat edebileceğini belirlemek zorunda değildir; çünkü Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre her halükarda Sözleşmenin güvence altına aldığı bir hakkı kullanmaktan feragatin varlığı, hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak kanıtlanmalıdır (bk. 07.05.1974 tarihli Neumeister kararı, parag. 36; 23.06.1981 tarihli Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, parag. 59; 10.02.1983 tarihli Albert ve Le Compte kararı, parag. 35).
Aslında Mahkeme burada, kendisine bizzat tebligat yapılmış olan ve bu suretle aleyhindeki isnadın sebeplerini öğrenmiş olup da hazır bulunma ve kendisini savunma hakkını kullanmaktan açıkça feragat eden bir sanığın davasıyla ilgileniyor değildir. İtalyan yetkili makamları, sırf bir karineye dayanarak (bk. yukarıda parag. 12 ve 20), Colazzaya atfettikleri "latitante" statüsünden, böyle bir feragatin varlığını çıkarsamışlardır.
Mahkemeye göre bu karine, yeterli bir temel sağlamamıştır. İncelenen olaylar, hakkında bir ceza davasının açıldığına dair başvurucuda her hangi farkındalığın bulunduğunu ortaya koymamaktadır; sırf bu tebligatların önce soruşturma yargıcının yazı işlerine ve daha sonra da mahkemenin yazı işlerine bırakılması nedeniyle, başvurucunun bunlardan haberdar olduğu kabul edilmiştir. Ayrıca, kendisinin izini bulma girişimleri de yetersizdir; çünkü bu girişimler, artık yaşamadığı bilinen 1972de boş olan Longanesi caddesindeki dairesinde ve Genel Sicil Memurunun kayıtlarında gösterilen Fonteina caddesindeki adresinde yapılan aramalarla sınırlı kalmıştır (bk. yukarıda parag. 10 ve 12). Mahkeme burada, Roma savcığının ve Roma polisinin bazı servislerinin başka bir ceza davası bağlamında Colozzanın yeni adresini ele geçirebilmiş olmalarına (bk. yukarıda parag. 15) büyük önem vermektedir; Hükümetin haklı çıkmak için değindiği bir veri bankası bulunmamasına rağmen, kendisinin nerede olduğu belirlemek mümkün olmuştur. Mahkemenin tespit ettiği bu durumu, Sözleşmenin 6. maddesinde güvence altına alınan haklardan etkili bir şekilde yararlanılmasını sağlamak için Sözleşmeci Devletlerin göstermeleri gereken özenle bağdaştırmak zordur (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 13.05.1980 tarihli Artico kararı, parag. 37).
Sonuç olarak Mahkemenin önündeki materyal, Colozzanın duruşmada bulunma ve kendini bizzat savunma hakkını kullanmaktan feragat ettiğini veya adaletten kaçmaya çalıştığını ortaya koymamaktadır. O halde, bir suçtan sanık olup gerçekten kaçmakta olan bir kimsenin, söz konusu haklardan yararlanma imkanını kaybedip etmeyeceği üzerinde karar vermek gerekli değildir.
29. Hükümet göre yargılamada bizzat yer alma hakkı, Komisyon raporunda atfedildiği gibi mutlak nitelikte bir hak değildir; bu hak, "makul bir denge" kurulmak suretiyle, kamu menfaati ve tabi özellikle adaletin yararıyla uzlaştırılmalıdır.
Bu alanda genel bir teori geliştirmek, Mahkemeye düşen bir görev değildir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 27.02.1980 tarihli Deweer kararı, parag. 49). Hükümet tarafından da işaret edildiği gibi, gıyapta yargılama imkanının bulunmaması, örneğin delillerin dağılmasına (dispersal), soruşturmada zamanaşımı süresinin dolmasına ve adli hataya yol açabileceği için, bir ceza davasını görülmesini felç edebilir. Ne var ki bu olgu, olayın şartları içinde Mahkemeye, yargılamada yer alma hakkını tamamen ve telafisi imkansız bir şekilde kaybettirmeyi haklı kılacak nitelikte görünmemektedir. İç hukuk, Colazza gibi "hakkında bir suç isnadı bulunan" bir kimsenin hazır bulunmamasına rağmen yargılanmasına izin verdiği taktirde, hakkındaki davanın farkına varır varmaz, kendisini dinleyen bir mahkemeden isnadın esası hakkında yeni bir karar edinebilmesine imkan vermelidir.
30. Sözleşmeci Devletler, bu alanda hukuk sistemlerinin Sözleşmenin 6(1). fıkrasının gereklerine uygunluğunu sağlamaya yönelik vasıtaların seçimi konusunda geniş bir takdir alanına sahiptirler. Mahkemenin görevi, Devletlere bu vasıtaları göstermek değil, fakat Sözleşmenin aradığı sonucun gerçekleştirilmiş olup olmadığına karar vermektir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 26.10.1984 tarihli De Cubber kararı, parag. 35). Durum böyle olduğundan, iç hukuktaki mevcut kaynakların etkili olduğu gösterilmeli ve Colozza gibi "hakkında suç isnadı bulunan" bir kimse, adaletten kaçmadığını veya hazır bulunmamasının mücbir sebepten kaynaklandığını kanıtlama külfeti altında bırakılmamalıdır.
31. İtalyan iç hukuka göre başvurucu bir "gecikmiş üst başvuru"da bulunma hakkına sahip olup, bunu da kullanmıştır (bk. yukarıda parag. 14 ve 23).
Bu hukuk yolu, yukarıda belirtilen kriteri yerine getirmemektedir. Başvurucuya göre Üst Mahkeme ancak, yetkili makamların sanığın "latitante" ilan edilmesiyle veya dava evrakının kendisine tebliğiyle ilgili kurallara uymadıklarını tespit etmesi halinde, suç isnadının esası hakkında karar verebilir; buna ek olarak, adaletten kaçmadığını kanıtlamak ilgili kişiye düşer (bk. yukarıda parag. 23).
Mevcut davada ne Üst Mahkeme ve ne de Temyiz Mahkemesi, iddia konusu ihlali gidermiştir; Üst Mahkeme başvurunun kabuledilebilir olmadığına karar vermekle yetinmiş, Temyiz Mahkemesi de "latitanza" ilanının meşru olduğu sonucuna varmıştır (bk. yukarıda parag. 16 ve 17).
32. Böylece Colazzanın davası hiçbir zaman, önünde hazır bulunduğu, meselenin her yönü üzerinde karar vermeye yetkili bir "yargı yeri" tarafından görülmemiştir.
Ancak Hükümete göre bu durumdan başvurucunun kendisi sorumludur; çünkü başvurucu adresindeki değişiklikten belediyeye (City Hall) haber vermediği gibi, "latitante" olarak görüldüğü zaman da evrakın tebliğ edileceği bir adres verme girişiminde bulunmamış veya teslim olmamıştır.
Mahkeme, Colozzanın ikinci veya üçüncü harekette nasıl bulunabileceğini anlayamamaktadır; çünkü, başvurucunun aleyhine dava açıldığının farkında olduğu kanıtlanamamıştır.
İddia edilen birinci kusur ise, idari bir suçtan başka bir şey değildir.Adil yargılanma hakkının, Sözleşmedeki anlamıyla demokratik bir toplumda işgal ettiği öncelikli mevki akılda tutulacak olursa (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, yukarıda geçen De Cubber kararı, parag. 30/son), İtalyan yargısal makamlarının buna atfettiği sonuçlar, açıkça orantısızdır.
33. O halde, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının gerekleri ihlal edilmiştir.
II. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
34. Sözleşmenin 50. maddesi şöyledir:
"Mahkeme, Sözleşmeci Tarafların resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan tasarrufun tamamen ya da kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğu sonucuna varırsa, ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuku, bu karar veya tasarrufun sonuçlarını kısmen onarmaya imkan veriyorsa ve gerekli gördüğü takdirde zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödenmesine hükmedebilir."
35. Başvurucunun dul eşi adil karşılık talep etmiş, fakat bunun miktarını Mahkemenin takdirine bırakmıştır. Komisyon buna katıldığını belirtmiştir. Hükümet ise, ihlal bulunduğunu reddetmekle birlikte, aynı görüşe katılmıştır. Ancak Hükümet, bayan Colozzanın bu davada kocasının yerini geçerli bir biçimde alıp alamayacağını sorusunu gündeme getirmiştir.
O halde bu sorun karara hazırdır.
36. Bayan Colozza talebini, kocasının almış olduğu hapis cezasının altı yıl gibi büyük bir çoğunluğunu yatmış olmasına dayandırmıştır. Bu durumun hem eşi ve hem de kendisi için fiziksel ve ruhsal acı çekmesine ve ayrıca mali kayıplara yol açtığını savunmuştur.
37. Hükümet, Colozzanın cezaevinde geçirdiği sürenin sadece 17 Aralık 1976da aldığı cezanın değil, ama aynı zamanda bu davayla ilgili olmayan diğer davalardaki cezaların da bir sonucu olduğuna işaret etmiştir. Hükümete göre ayrıca Colozzanın tutumu da gözden kaçırılmamalıdır.
38. Mahkeme mevcut davada hükmedilecek bir adil karşılığın sadece, başvurucunun Sözleşmenin 6. maddesindeki güvencelerden yararlanamamasına dayanabileceğini kaydeder. Mahkeme, başvurucu yararlanmış olsaydı, yargılama sonucunun ne olacağı konusunda bir spekülasyonda bulunamaz ama, Colozzayı gerçek bir fırsat kaçırmış olarak kabul etmenin makul olduğu sonucuna varmaktadır (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 09.04.1984 tarihli Goddi kararı, parag. 35). Buna bir de kendisinin ve eşinin hiç kuşkusuz katlandığı manevi zararlar da eklenmelidir.
Zararın bu unsuları hesaba gelecek gibi değildir. Sözleşmenin 50. maddesinin gerektirdiği gibi hakkaniyet esasına göre bunları ele alan Mahkeme, "zarar gören taraf" statüsü tanınması (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte yukarıda geçen Deweer kararı, parag. 37 ve 60, ve krş. 18.10.1982 tarihli X. - Birleşik Krallık kararı, parag. 19) gereken bayan Colozzaya 6,000,000 Liret takdir etmektedir.
Bu gerekçelerle mahkeme oybirliğiyle,
1. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiğine;
2. Davalı Devletin bayan Colozzaya adil karşılık olarak 6,000,0000 Liret ödemesine
Karar vermiştir.
SONKARARIN YERİNE GETİRİLMESİ
BAKANLAR KOMİTESİ: DH (93) 64; 14.12.1993
Hükümetin verdiği bilgiye göre: 23 Ocak 1989 tarihli ve 22 sayılı yasanın 1. maddesiyle değiştirilen Ceza Usul Kanununun 183ek maddesi, sürelerin yeniden başlatılması (restitution of time) konusundaki İtalyan mevzuatında bir reform yapmış ve böylece Yeni Ceza Usul Kanununun 175. maddesindeki düzenlemeyi, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi tarafından geliştirilen Sözleşme hükümlerindeki şartlara uygun hale getirmiştir. Kanunun 183ek maddenin ikinci fıkrasına göre, gıyapta verilen hükmü temyiz etmek için sürenin yeniden başlatılması, sadece istisnai koşullarda ve mecburiyet hallerinde değil, ama ayrıca sanığın kendisi hakkında verilen söz konusu hükmü bilmediğini belgelemesi halinde de talep edilebilir. Ancak, savunma avukatı daha önce bir temyiz başvurusunda bulunmuş ise veya hakkındaki hükmü öğrenememesi sanığın kendi hatasından kaynaklanıyor ise veya sanık, kendini yargılamadan bilgilendirilemeyecek bir duruma sokmuş ise, bu hak kullanılamaz.
İtalyan Hükümeti yukarıda belirtilen yeni düzenlemelerin amacını ve lafzını ve ayrıca İtalyan mahkemelerinin Sözleşmenin gereklerini göz önünde tutma konusunda giderek artan istekliliklerini (bk. diğerleri ile birlikte Temyiz Mahkemesi Birinci Ceza Dairesinin 12 Mayıs 1993 tarihli Medrano kararı) dikkate alarak, İtalyan mahkemelerinin yeni hükümleri uygularken, Colozza kararında yer alan prensiplere aykırı davranmayacakları ve özellikle Colozzanın durumunda olan bir kişiye, adaletten kaçma gibi bir niyeti olmadığını veya mecburiyet hali bulunduğunu kanıtlama yükümlülüğü altına sokmayacakları kanaatindedir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy