(AİHS m. 6, 8, 14, 50)
DAVANIN ESASI (ÖZET)
Başvurucular bay Joseph Gillow 1916, eşi bayan Yvonne Gillow 1918 İngiltere doğumlu Britanya vatandaşıdırlar ve emekliye ayrılmışlardır.(9)
Bay Gilliow, Nisan 1956da Guernsey adasında, Bahçecilik Müdürlüğüne atandıktan sonra, Lancashiredeki evini satıp, ailesiyle birlikte Guernseye yerleşmiştir. 1957de burada bir arsa satın alan bay Gillow, imar izni edindikten sonra buraya "Whiteknights" adında bir ev yapmıştır. Bay Gillow ve ailesi 1 Eylül 1958de bu eve yerleşmişlerdir. Bu mülkün emlak vergisi toplam 51 Sterlin olup, bunun 49 Sterlini, evin kendisi içindir. Burası, o tarihte ve hala, "kontrol altında konut" alanı sayılmaktadır. Ancak 1957 tarihli Konut Kanunu gereğince "oturma şartlarına" sahip olan başvurucuların, bu eve yerleşmek için izin almaları gerekmemiştir.(10)
Bay Gillow, Ağustos 1960da Bahçecilik Müdürlüğündeki görevinden istifa etmiş, Gıda ve Tarım Örgütünde bulduğu iş nedeniyle, Guernseyden ailesiyle birlikte ayrılmıştır. 1978 yılında emekli olan bay Gillow, yine ailesiyle birlikte Guernseye dönmeye karar vermiştir. Bu arada 1963 yılında evin mülkiyetini eşi bayan Gillowun üzerine geçirmiştir. Başvurucular Guernseyden uzak kaldıkları dönemde, Konut Müdürlüğünün izniyle, "Whiteknights"ı oturma şartlarına sahip kişilere kiralamışlardır.(11-12)
Başvurucular, Guernseye dönmek istediklerini Konut Müdürlüğüne bildirmişlerdir. Ancak Konut Müdürlüğü, 1969 tarihli Konut Kanununa göre başvurucuların oturma şartlarını kaybettiklerini, 1975 tarihli Kanunun 3. maddesi gereğince kendilerine yerleşme izni verilmedikçe, maliki oldukları "Whiteknignts"ta oturamayacaklarını belirtmiştir. Guernseye dönen başvurucular, yıllarca kiralık olarak kullanılan evi onarmak ve daha sonra satmak için defalarca geçici oturma izni istemişler, ancak Konut Müdürlüğü izin vermemiştir. Bu işleme karşı bayan Gillowun açtığı dava olumsuz sonuçlanmıştır. Öte yandan bay Gillowa, konuta yasadışı olarak yerleşme nedeniyle para cezası verilmiştir.(13-27)
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
38. Bay ve bayan Gillow, 25 Ocak 1980 tarihinde Komisyona yaptıkları başvuruda, Konut Kanununun kendileriyle ilgili olayda uygulanmasından şikayetçi olmuşlardır. Başvurucular özellikle, "Whiteknights" adlı evlerine yerleşmeleri konusunda getirilen kısıtlamaların, konuta saygı haklarına ve mülkiyeti barışçıl bir biçimde kullanma haklarına bir müdahale oluşturduğunu, bu müdahalenin ayrımcı bir niteliğine de sahip olduğunu iddia etmişlerdir. Başvurucular daha sonra, Guernseyde görülen davada, mahkemeye başvurma ve adil muhakeme (fair hearing) haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
39. Komisyon, başvuruyu 9 Aralık 1982 tarihinde kabuledilebilir bulmuştur. Komisyon, 3 Ekim 1984 tarihli raporunda, oybirliğiyle Sözleşmenin 8. maddesi ile Birinci Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği, bire karşı on oyla Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edilmediği, oybirliğiyle Sözleşmenin 14. maddesinin ihlal edilmediği görüşünü açıklamıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. Başvurucuların şikayetleri
41. Başvurucular esasen, kendilerini oturma hakkından yoksun bıraktığını ileri sürdükleri Guernsey Konut Kanunlarından ve bu kanunların kendilerine uygulanmasından şikayetçi olmuşlardır. Başvurucular bu şikayetle birlikte, sözü edilen Kanunların "göçmenlik mevzuatının yerine ikame" kanunlar oldukları ve bu nedenle geçerli olmadıkları, çünkü anayasal gelenekler bakımından Guernseyin göçmenlik ve vatandaşlık meseleleri üzerinde yasa çıkarma yetkisine sahip olmadığı şeklinde, daha genel bir iddiada bulunmuşlardır. Başvurucular ayrıca, kendi evleri "Whiteknights"ta oturma izin taleplerinin reddedilmesine karşı açtıkları davalarda ve daha sonra yasadışı oturma nedeniyle haklarında yapılan kovuşturmada izlenen usulün adil olmadığını ve bağımsızlıktan yoksun, arkaik bir hukuk ve yargı sistemi tarafından yürütüldüğünü iddia etmişlerdir. Başvurucular, başka maddelerin yanında, Sözleşmenin 6, 8, 14 ve 18. maddeleri ile Birinci Protokolün 1. maddesine ve Dördüncü Protokolün 2. maddesine dayanmışlardır.
42. Mahkeme ilk önce, Birleşik Krallık tarafından onaylanmamış bir belge olan Dördüncü Protokol bakımından yapılan şikayeti inceleme yetkisi bulunmadığını kaydeder.
II. Sözleşmenin 8. maddesinin ihlali iddiası
43. Başvurucular, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlalinden ötürü mağdur olduklarını iddia etmişlerdir. Bu madde şöyledir:
"1. Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda gerekli bulunan müdahalelerin dışında, kamu makamları tarafından hiç bir müdahale yapılamaz."
44. Hükümet, "Whiteknights"ın başvurucuların "konut"u olmadığını ileri sürerek, bu iddiaya Komisyon önünde karşı çıkmıştır. Ancak Hükümet, Komisyon tarafından yapılan inceleme sırasında ortaya çıkan gerçeklerin ışığında ve özellikle başvurucuların daha önce başka bir yerde bir konutlarının bulunduğu var sanıldığı halde bulunmadığının anlaşılması üzerine, Mahkeme önünde bu iddiasını devam ettirmemiştir. Ayrıca Hükümet, Konut Müdürlüğünün bütün bu süre boyunca iyi niyetle hareket etmiş olmasına rağmen, başvurucuların konumunu etkileyen özel koşullar bulunduğunu ve bunun da izin talebinin reddedilmesini orantısız kıldığını kabul etmiştir. Bu nedenle Hükümet, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlalinin mevcudiyetine daha fazla itiraz etmemiştir.
45. Mahkeme, Hükümetin bu tutumunu kaydeder; fakat Mahkme aynı zamanda, kendisine verilen görevin, Sözleşmenin 8. maddesinin itirazla karşılaşmayan ihlal iddiaları hakkında beyanda bulunmayı kapsayacak kadar geniş olduğunu düşünmektedir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 18.01.1978 tarihli İrlanda -- Birleşik Krallık kararı, parag. 154).
A. Whiteknights, Sözleşmenin 8. maddesi anlamında Gillowların konutu mudur?
46. Başvuruculara göre Whiteknights, 1958 yılından bu yana kendilerinin konutudur. Daha sonra Guernseyden ayrılmış olmalarına rağmen, her zaman geri dönmek istedikleri ve eşyalarını içinde tuttukları bu evin maliki olmayı sürdürmüşlerdir. 1979da döndükten sonra, daimi oturma izni almak üzere Konut Müdürlüğüyle ikametgah statüsü konusundaki görüşmeleri sonuçlandırmak ve evde gerekli tamiratları yaptırmak amacıyla, bu evde kalmışlardır.
Başvurucuların 1956da Lancashiredaki eski evlerini satarak, eşyalarıyla birlikte ailece Guernseye gelmeleri (bk. yukarıda parag. 9), Mahkemenin doğruluğundan kuşku duymadığı başvurucuların yukarıdaki beyanlarını desteklemektedir. Ayrıca Mahkeme, başvurucuların Birleşik Krallığın başka bir yerinde ev yapmadıklarına da ikna olmuştur. Başvurucular, Guernseyden yaklaşık on dokuz yıl uzak kalmış olmalarına rağmen, söz konusu dönemde Whiteknights ile bağlarını, Sözleşmenin 8. maddesi bakımından kendilerinin konutu sayılacak kadar sürdürmüşlerdir.
B. Başvurucuların konuta saygı haklarına kamu makamlarının müdahalesi var mıdır?
47. 1975 tarihli Kanunla değişikliğe uğrayan 1969 tarihili Kanun nedeniyle, başvurucular Whiteknightsa oturabilmek için bir oturma izni istemek zorunda kalmışlardır; çünkü yasalardaki değişiklik nedeniyle, başvurucular "oturma şartları"nı kaybetmişlerdir (bk. yukarıda parag. 32 ve 33). Mahkemeye göre, başvurucuların 1979da döndükleri Guernseydeki kendi evlerinde oturmak için izin almamaları halinde kovuşturmayla karşılaşmak suretiyle izin almaya zorlanmaları, başvurdukları iznin reddedilmesi, yasadışı olarak mülkte oturma nedeniyle haklarında ceza davası açılması ve bay Gillowun para cezasına mahkumiyeti, başvurucuların konuta saygı haklarını kullanmalarına müdahale oluşturmuştur.
C. Müdahaleler haklı mıdır?
48. Bu müdahalelerin, Sözleşmenin 8. maddesinin 2. fıkra hükümleri bakımından haklı olup olmadıklarına karar verebilmek için, Mahkemenin sırasıyla bu müdahalelerin "hukuka uygun" olup olmadıklarını, bu fıkradaki meşru amaçlardan birine sahip olup olmadıklarını ve bu amaç bakımından "demokratik toplumda gerekli" olup olmadıklarını incelemesi gerekir.
1. "Hukuka uygun olarak"
49. Başvurucular, söz konusu müdahalelerin "hukuka uygun" olmadığını iddia etmişlerdir. Başvuruculara göre ilk olarak, Konut Kanunları kılık değiştirmiş göçmen kanunları olup, bu konu Guernseyin yasa koyma yetkisi dışındadır. İkinci olarak, Konut Kanunları çapraşık ve anlaşılması güç olup, özellikle "yerleşme" kelimesi ile "toplum için esaslı işlerde çalışan" deyiminin anlamı açık değildir. Son olarak, bu Yasalar, Konut Müdürlüğüne, izin verme konusunda o denli geniş bir takdir yetkisi tanımıştır ki, bu Müdürlüğünün verebileceği kararlar önceden görülebilir nitelikte değildir.
Hükümet birinci iddiayı, Konut Kanunlarının, Guernsey ile güçlü bağlantıları veya ilişkileri olan ve adanın ekonomik ve sosyal menfaatleri bakımından esaslı olduğu düşünülen işlerde çalışan kişiler için yeterli konut sağlamayı hedeflediği gerekçesiyle reddetmiştir. İkinci ve üçüncü iddialarla ilgili olarak Hükümet, Komisyon gibi, 1975 tarihli Konut Kanununun ilgili hükümlerinin, Mahkemenin içtihatlarında ortaya çıkan ulaşılabilirlik ve önceden görülebilirlik şartlarını yerine getirdiğini savunmuştur (bk. diğerleri arasında, 26.04.1979 tarihli Sunday Times kararı, parag. 49 ve 25.031983 tarihli Silver ve Diğerleri kararı, parag. 87-88).
50. Mahkeme, başvurucuların birinci iddialarıyla ilgili olarak, 1975 tarihli Konut Kanununun, normal yasama usulüne uygun olarak Yetkili Organ tarafından çıkarıldığını, Guernsey Adası resmi kayıtlarına geçtiğini ve yayınlandığını gözlemlemektedir. Buna göre, bu yasaların anayasal bakımdan geçerliliği ve ulaşılabilirliği konusunda bir tereddüt yoktur.
51. Mahkeme, önceden görülebilirlik şartıyla ilgili olarak, yerleşik içtihatlarına göndermede bulunmaktadır (bk. yukarıda geçen Sunday Times kararı, aynı yer., ve yukarıda geçen Silver ve Diğerleri kararı, aynı yer.).
Mevcut davadaki olayda, 1975 tarihli Konut Kanununun 5 maddesi, kontrol altındaki piyasa konutlarına yerleşmek için yapılan başvuruların incelenirken dikkate alacak şartları düzenlemektedir (bk. yukarıda parag. 33); başvurucuların izin talepleri bu şartlara dayanılarak reddedilmiştir (bk. yukarıda parag. 15 ve 16). Örneğin, "toplum için esaslı işlerde çalışan" gibi, kullanılan bazı deyimlerin, Konut Müdürlüğüne bir ölçüde takdir yetkisi verdiği doğrudur; bu takdir yetkisi, Konut Müdürlüğüne, gerekli gördüğü veya uygun bulduğu "bunun gibi diğer şartları" dikkate alma yetkisi veren 5. maddenin ikinci fıkrasıyla genişletilmiştir (bk. yukarıda parag. 33). Ancak Hükümetin de işaret ettiği gibi bu deyim, Konut Müdürlüğüne, sadece belirli bir anda konut durumunu değil, fakat aynı zamanda her olayın özel şartlarını ele alma ve böylece bireyin menfaati karşısında kamu menfaatini de tartma imkanı verdiğine işaret etmiştir. Ayrıca 1975 tarihli Konut Kanununun 19. maddesine göre bu takdir yetkisi, başvuru üzerine bir mahkeme tarafından yapılan denetime de tabidir.
Takdir yetkisi veren bir yasa hükmü takdir yetkisinin alanını ve uygulanma tarzını, söz konusu işlemin meşru amacını göz önünde tutarak, keyfi müdahaleler karşısında bireye yeterince koruma sağlamak üzere yeterli açıklıkta göstermesi koşuluyla, önceden görülebilirlik şartıyla kendiliğinden bağdaşmaz değildir (bk. 02.08.1984 tarihli Malone kararı, parag. 68). Mevcut olayda Mahkeme, takdir yetkisinin kapsamını, kullanılmasını yargısal denetime tabi tutan hükümle birlikte, "hukuka uygun olarak" deyimine içkin olan Sözleşmenin gereklerini yerine getirmek için yeterli olduğunu tespit etmektedir.
Mahkeme, Konut Kanununda "yerleşme" teriminin bir tanımı bulunmadığı görüşüyle ilgili olarak ise, yaygın bir şekilde kullanılan bu kelimenin anlamının, kullanıldığı bağlamdan ve başvuruculara gönderdiği bir çok yazıda (bk. yukarıda parag. 13, 15, 16, 18, 19 ve 20) bütünüyle açıklayan Konut Müdürlüğünün uygulamalarından çıkarılabileceğini gözlemlemektedir. Bir "yerleşme" bulunup bulunmadığı, her bir olayda karar verilebilecek maddi bir sorundur.
52. Böylece Mahkeme, söz konusu müdahalelerin "hukuka uygun" oldukları sonucuna varmaktadır.
2. "Meşru amaç"
53. Hükümet, genel olarak Konut Kanunu ve izin sisteminin, Guernsey ile güçlü bağları ve ilişkileri bulunan kişilere adada oturma imkanı sağlama ve adadaki nüfus yoğunluğu ile adanın ekonomik, tarımsal ve turistik çıkarlarını da dikkate alarak, potansiyel nüfus kalabalıklığı sorununa çözüm bulma gibi, meşru bir amaca sahip olduğunu iddia etmiştir.
Başvurucular, toplumun yoksul kesimleri için yeterli konut sağlamanın bir Devlet için meşru bir amaç olduğunu kabul etmekle birlikte, Konut Kanunlarının öncelikli amacının, adadaki düşük vergilerin teşvik ettiği İngilizlerin adaya gelişlerini durdurmak ve kontrol etmek olduğunu iddia etmişlerdir. Bu nedenle söz konusu kanunlar, "göçmenlik kanunlarının yerine ikame mevzuat" olup, bunların uygulanmaları, Sözleşmenin 18. maddesini de ihlal etmiştir.
54. Mahkeme, Guernseyin nüfusu ve buradaki boş evlerle ilgili olarak, hem Hükümetin ve hem de başvurucuların verdiği istatistiklere (bk. yukarıda parag. 35 ve 37) dayanarak şu tespitlerde bulunmaktadır: Adada 1976 ile 1981 yılları arasında bazı bakımlardan iyileşmeler bulunmasına rağmen, bu durum sınırlı bir alan bulunduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Bu nedenle, yetkililerin adanın nüfusunu dengeli bir şekilde, ekonomik gelişine izin veren sınırlar içinde tutmaya çalışmaları haklı bir sebeptir. Ayrıca, düşük bir kira bedeliyle konutlarda oturma izni verip vermemeyi ele alırken, adayla güçlü bağları olan veya buradaki toplum için esaslı işlerde çalışan kişilere belirli bir öncelik tanınmakta haklıdırlar. O halde, söz konusu mevzuat, adanın ekonomik refahını ilerletmeyi hedeflemiştir. Mahkeme, söz konusu mevzuatla başka bir amaç izlediğinin kanıtlanamadığı sonucuna varmaktadır (bk. Sözleşmenin 18. maddesi).
3. "Demokratik toplumda gereklilik"
55. Belirli bir işlemin "demokratik bir toplumda gerekliliğinin" değerlendirilmesiyle ilgili prensipler konusunda, Mahkemenin içtihatları zikredilebilir (bk. özellikle, 08.07.1986 tarihli Lingens kararı, parag. 39-40). Gereklilik kavramı, toplumsal ihtiyaç baskısını ima eder; yapılan işlem, izlenen amaçla orantılı olmalıdır. Ayrıca, ulusal makamlar tarafından kullanılan takdir alanının kapsamı, sadece kısıtlama amacının niteliğine değil, fakat aynı zamanda, söz konusu hakkın niteliğine de dayanır. Mevcut olayda, Guernseyin ekonomik refahı, başvurucuların kendi kişisel güvenlik ve refahıyla ilgili "konut"a saygı haklarıyla dengelenmelidir. Hükümete tanınan takdir alanının kapsamı belirlenirken, bu hakkın birey bakımından önemi dikkate alınmalıdır.
56. İlk önce, Konut Kanunuyla başvuruculara kendi evlerine yerleşmek için izin isteme yükümlülüğü getirilmiş olmasının, bu ilkelerle (bk. yukarıda parag. 47) bağdaşıp bağdaşmadığı incelenmelidir.
Başvurucular, 1976 ile 1981 yılları arasında Guernseydeki nüfusta ufak bir azalma olmasına ve 1981 yılı istatistiklerine göre belirli bir miktarda konutun boş bulunmasına (bk. yukarıda parag. 35 ve 37) büyük önem atfetmişlerdir. Başvurucular, artık konut kontrol mevzuatı için toplumsal bir ihtiyaç baskısı bulunmadığı sonucuna varmışlardır.
Hükümetin buna verdiği cevaba göre söz konusu mevzuat, adada yerleşme alanlarının makul sınırlar için tutulmasında olumlu sonuç vermiş olmakla birlikte, adanın menfaatleri üzerinde önemli zararlara yol açmaksızın, bu kontrol sisteminin terk edileceği anlamına gelmez.
Mahkeme, başvurucuların dayandıkları olayların konuyla ilgisini kabul etmekle birlikte, konut kontrol sisteminde bir gevşetme yapılmasını değerlendirirken, Guernsey yasama organının uluslararası yargıca göre daha iyi bir durumda olduğunu düşünmektedir. Ayrıca Konut Müdürlüğü, belirli bir olayda izin verilip verilmemesini değerlendirirken, takdir yetkisini orantısızlığa düşmeden kullanabilir (bk. yukarıda parag. 33 ve 51). Buradan çıkan sonuca göre, kendi "konut"larında oturmak için başvurucuların izin isteme yükümlülükleri, izlenen meşru amaçla orantısız görülemez.
Buna göre, tartışma konusu yasanın hükümleri bakımından Sözleşmenin 8. maddesi ihlal edilmemiştir.
57. Ancak geriye, Konut Müdürlüğünün takdir yetkisini başvurucuların olayında kullanma tarzının, yani başvurucuların daimi veya geçici oturma izin taleplerini reddetmesinin ve meseleyi cezai soruşturma için Savcılığa göndermesinin (bk. yukarıda parag. 15, 16, 19, 20, 21 ve 23), toplumsal bir ihtiyaç baskısına karşılık gelip gelmediği ve özellikle izlenen meşru amaçla orantılı olup olmadığı sorunu kalmaktadır.
Mahkemeye sunulan istatistikler, söz konusu 1979 ile 1980 döneminde ada nüfusunda çok küçük bir düşüş olmasına rağmen, nüfusun son yıllardaki düzeyinde tutulduğunu (bk. yukarıda parag. 35), yerleşim için mevcut konut sayısında (bk. yukarıda parag. 37) belirli bir sıkıntı bulunmadığını göstermektedir. Mahkeme, bu veriler ışığında, adada kilometre kare başına ortalama nüfus yoğunluğunun diğer ülkelerle karşılaştırıldığında hala yüksek olmasını göz ardı etmemekle birlikte, başvurucuların içinde bulundukları özel şartlara yeterince ağırlık verilmediğini düşünmektedir. Başvurucular "Whiteknights" adlı evi, kendilerinin ve ailenin oturması için inşa etmişlerdir. Başvurucular o tarihte, "oturma şartları"na sahiptirler; 1969 tarihli Konut Kanunu yürürlüğe girinceye kadar, bu şartları taşımayı sürdürmüşlerdir; bu tarihe kadar, izin almadan konuta yerleşme hakkına sahiptirler. Bu mülk, bay Gillow ile bayan Gillow 1960 yılında Guernseyden ayrılmadan önce iki yıl oturdukları bir yerdir. Başvurucular bu tarihten sonra da evin sahibi olmayı sürdürmüşler ve eşyalarını burada bırakmışlardır. Başvurucular evlerini on sekiz yıldan fazla bir süre, Konut Müdürlüğü tarafından kabul gören kişilere kiralamış olmakla, Guernseydeki konut mevcudiyetine katkıda bulunmuşlardır. 1979da geri döndükleri zaman, Birleşik Krallığın her hangi bir yerinde veya diğer bir ülkede, başka bir "konut"ları yoktur; "Whiteknights" boştur ve bu evi hemen kiralamak isteyen de bulunmamaktadır.
Geçici oturma izni taleplerinin reddedilmesine gelince: Konut Müdürlüğü bir süre lütuf göstermesine rağmen, verdiği kararlar çarpıcıdır. "Whiteknights" on sekiz yıl kiralık olarak kullanıldıktan sonra tamir edilmeye ihtiyaç göstermiştir. Bu nedenle, bu dönemde burada başvuruculardan başka kimse oturamazdı.
Son olarak, cezai soruşturma yapılması için olayın Savcılığa intikali konusunda Hükümet, Konut Müdürlüğünün bu işlemi bir çok kez ertelediğini (bk. yukarıda parag. 18 ve 19) belirtmiştir. Ancak Mahkemeye göre bu, bay ve bayan Gillowun içine girmiş oldukları nazik durumu esaslı bir şekilde hafifletmemiştir.
58. Buna göre Mahkeme, başvurucuların "Whiteknigts"ta oturmak için geçici ve daimi izin taleplerinin Konut Müdürlüğü tarafından reddi kararları ile birlikte bay Gillowun para cezasına mahkumiyetinin, başvurucuların "konut"a saygı haklarını kullanmalarına, izlenen meşru amaçla orantısız müdahaleler oluşturdukları sonucuna varmaktadır.
Bu nedenle, söz konusu mevzuatın başvurucularla ilgili olayın özel şartlarında uygulanmasıyla sınırlı olarak, Sözleşmenin 8. maddesi ihlal edilmiştir.
III. Birinci Protokolün 1. maddesinin ihlali iddiası
59. Başvurucular ayrıca, kendileriyle ilgili olayda Birinci Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bu madde şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişi, maliki olduğu şeyleri barışçıl bir biçimde kullanma hakkına sahiptir. Kamu yararı gerektirmedikçe ve uluslararası hukukun genel ilkeleri ile hukukun aradığı koşullara uyulmadıkça, hiç kimse mülkiyetinden yoksun bırakılamaz.
Ancak yukarıdaki hükümler hiç bir biçimde, mülkiyetin genel yarara uygun olarak kullanılmasını denetim altına almak, vergiler ile diğer harç veya cezaların ödenmesini sağlamak için Devletin gerekli gördüğü yasaları yürürlüğe koyma yetkisini ortadan kaldırmaz."
60. Hükümet temsilcisi, 10 Ekim 1986 tarihli bir yazıyla, Birleşik Krallığın Birinci Protokolün uygulanmasını bu Protokolün 4. maddesine uygun olarak Guernsey Bailiwicke genişletmediğini, bu durumu yargılamanın böylesine geç bir döneminde bildirmekten samimi olarak üzüntü duyduğunu ifade etmiştir. Bu madde şöyledir:
"Bir Sözleşmeci Taraf, bu Protokolü imzaladığı veya onayladığı sırada veya daha sonra, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine bir bildirimde bulunarak bu Protokolün hükümleriyle üstlendiği yükümlülükleri, uluslararası ilişkiler bakımından sorumlu olduğu ve adını bu bildirimde belirttiği başka ülkelerde de yerine getireceğini ifade edebilir.
Yukarıdaki fıkraya göre bildirimde bulunan bir Sözleşmeci Taraf, her zaman ilk bildirimin ifadesini değiştiren ya da bu ülkeler bakımından bu Protokol hükümlerinin uygulanmasını sona erdiren başka bir bildirimde bulunabilir.
Birinci fıkraya göre yapılan bir bildirim, Sözleşmenin elli altıncı maddesinin birinci fıkrasına uygun olarak yapılmış sayılır."
Komisyon temsilcisi bu yazıdan haberdar olunca, Hükümetin, Komisyonun olayın Birinci Protokolün 1. maddesi bakımından ele alma "yetkisini bu olayla sınırlı olarak kabul ettiği şeklinde anlaşılması gerektiği" yorumunda bulunmuştur. Komisyon temsilcisi, Mahkemenin bu koşullarda, Hükümetin Sözleşmenin 8. maddesi bakımından bir ihlal bulunduğunu kabul etmesini de göz önünde tutarak, Protokol hükümleri bakı mından yapılan şikayet hakkında "bir tespitte bulunmanın gerekli olup olmadığını" da incelemesi gerektiğini ileri sürmüştür. Komisyon temsilcisi, Mahkemenin bu şikayet hakkında bir karar vermeyi gerekli görmesi durumunda, Hükümetin yazısıyla ortaya çıkan "bu karmaşık sorun hakkında ayrıntılı görüş bildireceğini" belirtmiştir.
61. Hükümetin yazısı, Mahkeme İçtüzüğünün 47. maddesindeki ilk itirazlara girmemektedir. Aslında böyle olsaydı, süresi dışında yapılmış olduğu gerekçesiyle ele alınamazdı. Ancak Mahkemeye göre, Birinci Protokolün 4. maddesine göre bir bildirimin varlığı, Mahkemenin resen incelemesi gereken bir meseledir; çünkü bu mesele Birinci Protokolün Guernsey adasında uygulanabilirliğiyle ilgilidir.
62. Birinci Protokolün 4. maddesinin Guernsey adasında uygulanabilirliğiyle konusunda Mahkeme, 16 Ekim 1950 tarihinde Birleşik Krallık Hükümeti namına, Birleşik Krallığa uygulanabilir nitelikteki uluslararası andlaşmalar ve sözleşmeler bakımından Kanal Adalarının durumuyla ilgili bir beyanın yapılmış olduğunu ve bunun Birleşik Krallık ile diplomatik ilişkisi bulunan diğer bütün Hükümetlere, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi gibi uluslararası kuruluşlara ilettiğini belirlemiştir. Buna göre, Guernsey adasının, Birinci Protokolün 4. madde hükümleri gereğince "Birleşik Krallığın uluslararası ilişkileri bakımından sorumlu olduğu bir ülke" olarak görülmesi gerektiği ortaya çıkmıştır. Bu uygulama, Sözleşmenin 63. maddesi gibi, Avrupa Konseyi çerçevesinde meydana getirilen andlaşmalarda da devam ettirilmiştir. Birinci Protokolün 4. maddesinden çıkan sonuca göre, bu Protokolün Guernsey adasında uygulanabilmesi için, açık bir beyanın bulunması gerekir. Avrupa Konseyinin kayıtlarına göre, Birleşik Krallık tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine Birinci Protokolün Guernseyde uygulanabilir olduğuna dair bir beyan iletilmemiştir.
Bu koşullarda Mahkeme, Birinci Protokolün 1. maddesinin bu olayda uygulanabilir olmadığı ve Mahkemenin bu madde bakımından yapılan şikayetleri inceleme yetkisi bulunmadığı sonucuna varmaktadır.
IV. Sözleşmenin 8. maddesiyle bağlantılı olarak 14. maddenin ihlali iddiası
63. Başvurucular ayrıca Konut Kanunlarının, "yerleşme şartları"nın kazanılması konusunda, Guernseyde doğmuş olan veya kökleri burada bulunan İngiliz vatandaşları lehine, diğer İngiliz vatandaşları ile aralarında ayrımcılık yaptığını ileri sürmüşlerdir. Başvurucular daha sonra, Konut Kanunları tarafından "satışa açık evler" şeklinde bir kategori meydana getirilmiş olmasının (bk. yukarıda parag. 30 ve 33), Konut Müdürlüğünün kontrolü dışında bulunan belirli bir vergi değerinin üzerindeki evleri satın alabilen ve oturabilen zengin kişiler lehine bir ayrımcılık oluşturduğunu iddia etmişlerdir. Bu bağlamda başvurucular Sözleşmenin 14. maddesine dayanmışlardır. Bu madde şöyledir:
"Bu Sözleşmede beyan edilen hak ve özgürlüklerin kullanılması cins, ırk, renk, dil, din, siyasal veya başka bir inanç, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa mensup olma, mülkiyet, doğum veya başka bir statü gibi her hangi bir nedenle ayrımcılık yapılmaksızın güvence altına alınır."
64. Bu davada ortaya çıkan iddia konusu ayrımcılık meseleleri, Konut Müdürlüğünün 1975 tarihli Yasanın 3 ve 5. maddeleri gereğince takdir yetkisini kullanarak yaptığı bir işlemle ilgili olmayıp, Guernseyde bir mülkü olduğu halde oturma izni alması gerekli başvurucuların durumundaki kişilerle karşılaştırıldığında (bk. yukarıda parag. 33), Yasanın 6. maddesinde belirtilmiş guruplara sağlanan tercihli bir muamele ile ilgilidir. Mahkeme, başvurucuların şikayetlerini, içtihatlarındaki yerleşik prensiplere uygun olarak inceleyecektir. Sözleşmenin 14. maddesi bakımından farklı bir muamele, "objektif ve makul nitelikte haklı bir sebebi bulunmadığı", yani, "meşru bir amaç" izlemediği veya kullanılan araçlar ile gerçekleştirilmek istenen amaç arasında orantılılık bakımından bir makul ilişki bulunmadığı taktirde, ayrımcıdır.
65. Mahkeme daha önce, adayla güçlü bağlantıları bulunan kişilere tercihli muamele yapılmasının, Sözleşmenin 8. maddesinde izin verilen sınırlamalar bakımından haklı bir sebep olduğu sonucuna varmıştı (bk. yukarıda parag. 54). Sözleşmenin 8. maddesiyle birlikte ele alınan 14. maddesi bakımından farklı bir sonuca varması için bir sebep bulunmadığını görmektedir. Ayrıca, Mahkemenin önündeki istatistikler, özellikle Konut Müdürlüğüne Konut Kanununun 3 ve 5. maddeleriyle verilen takdir yetkisinin işleyişindeki esneklik dikkate alındığında, 1975 tarihli Konut Kanunuyla kurulan kontrol sisteminin izlenen meşru amaç ile orantılı olmadığını göstermemektedir. Bu nedenle Mahkemeye göre, şikayet konusu farklı muamelenin objektif ve makul sebebi vardır.
66. Mülkiyete veya zenginliğe dayanan ayrımcılık iddiasına gelince: oransal değer sınırları konulması, Guernsey ile güçlü bağlantıları olduğu halde daha kısıtlı imkanları bulunan kişilere gerekli koruma sağlanırken, korunma ihtiyacında olmayan daha iyi durumdaki kişilerin aramaları muhtemel yüzde 10 gibi küçük bir orandaki pahalı evleri, Konut Müdürlüğünün kontrolünden çıkarma isteğini yansıtmaktadır. Başvurucuların kendileri de, toplumun daha yoksul kesimlerine yeterli konut sağlamaya çalışmanın, bir Devlet için haklı bir sebep olduğunu kabul etmişlerdir (bk. yukarıda parag. 53). Uygulanan farklı muamelenin, kamu yararı için izlenen meşru amaçlar ile Devletin takdir alanı göz önünde tutulacak olursa, gayri makul olduğu veya izin sistemi gereğince, başvurucular gibi mütevazı ev sahiplerine açık olan imkanlar da dikkate alındığında, orantısız külfet yüklediği söylenemez (bk. yukarıda parag. 33).
67. Mahkeme, bu davadaki olayların, Sözleşmenin 8. maddesiyle bağlantılı olarak ele alınan 14. maddesine bir aykırılık bulunduğunu ortaya koymadığı sonucuna ulaşmaktadır.
V. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali iddiası
69. Başvurucular son olarak, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının aşağıdaki hükmünün ihlalinden şikayet etmiştir:
"Herkes, kişisel hak ve özgürlükleri ile hakkındaki bir suç isnadının karara bağlanmasında, ... bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından ... adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahiptir. ..."
Başvurucular iki ayrı yargılamanın adil olmadığını ileri sürmüşlerdir: birincisi, "Whiteknights"a yerleşme izin taleplerinin Konut Müdürlüğü tarafından reddine dair kararlara karşı bayan Gillow tarafından Kraliyet Mahkemesine açılan davadır (bk. yukarıda parag. 20-22 ve 25); ikincisi, yasadışı olarak eve yerleşme nedeniyle bay Gillowun mahkumiyetiyle sonuçlanan Magistrate Mahkemesinde ve ardından Kraliyet Mahkemesindeki yargılamadır (bk. yukarıda parag. 23 ve 26). Bayan Gillow aleyhindeki ceza davası ise, Sözleşmenin 6(1). bakımından bir mesele oluşturmamaktadır.
Birinci yargılama, Sözleşmenin 6(1). fıkrası bakımından kişisel bir hak olan, başvurucuların kendi evlerine yerleşme haklarıyla ilgilidir; ikinci yargılama ise bir suç isnadının karara bağlanmasıyla ilgili olup, aynı fıkranın cezai başlığına girmektedir. Aslında her iki yargılama bakımından da, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının uygulanabilirliği tartışma konusu olmamıştır.
69. Başvurucular, bayan Gillowun açtığı hukuk davası bakımından mahkemeye başvurma hakkının haksız olarak engellendiğini, çünkü Üst Mahkemeye başvurunun sadece avukat tarafından yapılabildiğini, fakat bu davada avukatlarının görevini yerine getirmediğini; ayrıca, kendilerinin bu başvuruyu ya bir otelden veya Guernsey dışında bir yerden yapmak, aksi taktirde kovuşturmayla karşılaşmak durumuna sokulduklarını iddia etmişlerdir. Başvurucular ayrıca, Konut Kanunlarında "yerleşme" kelimesinin bir tanımının bulunmaması nedeniyle, Sözleşmenin 8. maddesi bağlamındaki iddialarını tekrar etmiştir.
Mahkeme, bu son mesele hakkında, Sözleşmenin 8. maddesi bakımından müdahalelelerin hukukiliği konusunda vardığı sonucu tekrarlar (bk. yukarıda parag. 51). Mahkeme, diğer şikayetlerle ilgili olarak ilk önce, bir Yüksek Mahkemeye avukatla başvurma şartının, Avrupa Konseyine üye bir çok Devletin hukuk sisteminin ortak bir özelliği olduğunu kaydeder. O davada avukatının görevini gereği gibi yerine getirmediği ve bu nedenle suçlandığı doğrudur (bk. yukarıda parag. 27). Bununla birlikte Kraliyet Mahkemesi, başvurucu tarafından süresi dışında yapılmış olmasına rağmen bu başvuruyu incelemiş ve bu suretle avukatın hatasını gidermiştir (bk. yukarıda parag. 22). Son olarak Mahkeme, başvurucuların kovuşturmayla karşı karşıya bırakılmadan, evlerine yerleşme izni verilmemesi nedeniyle mahkemeye başvurma haklarına nasıl müdahale edilmiş olduğunu gösteremediklerine dair Komisyonun görüşüne katılmaktadır.
70. Başvurucular, yasadışı yerleşme nedeniyle kovuşturma konusunda ise, Magistrate Mahkemesinin bay Gillow hakkındaki duruşmayı ertelememiş olmasından şikayetçi olmuşlardır; başvuruculara göre genel uygulama, bayan Gillowun hukuk üst başvurusu hakkında Dava Mahkemesinin karar vermesini beklemeyi gerektirir (bk. yukarıda parag. 23). Başvuruculara göre bu, adil olmayan bir durum yaratmıştır; çünkü bay Gillowun mahkumiyeti, hukuk üst yargılamasına tesir etmiş; bu karar da bay Gillowun ceza üst yargılamasına tesir etmiştir.
Mahkeme, bir duruşmanın ertelenmesinin, kural olarak yetkili ulusal mahkemenin takdir alanına giren bir mesele olduğunu düşünmektedir. Ayrıca bayan Gillow, hukuk davasındaki üst başvurusunu, ceza davasında duruşma günü tayin edildikten sonra yapmıştır (bk. yukarıda parag. 22 ve 23). Bu çerçevede, Magistrate Mahkemesinin kararına eleştiri yöneltilemez.
71. Başvurucular daha sonra, bay Gillowun mahkumiyet kararına karşı yaptığı üst yargılama duruşması sırasında, ilk derece mahkemesindeki duruşmanın orijinal teyp kaydını dinleyerek, bant çözümlerinin doğruluğunu kontrol etmesine izin verilmediğinden şikayetçi olmuştur.
Mahkeme, duruşmaların teyple kaydedilmesinin, Avrupa Konseyine üye bütün Devletlerin mahkemelerinde bulunan ortak bir uygulama olmadığını belirtir; bu nedenle bunun, Sözleşmenin 6. maddesinin bir gereği olduğu söylenemez. Mahkeme, bu tür kayıtların mevcut olduğu yerlerde, sanıklara orijinal teyp kayıtlarının verilmesinin, kural olarak ulusal mahkemelerin takdir alanına giren bir sorun olduğunu konusunda Komisyonun görüşüne katılmaktadır. Mevcut olayda, teyp kayıtlarına ulaşma isteği reddedilmesine rağmen, Kraliyet Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüğü, kayıt çözümlemelerini kontrol etmiş ve bunların doğru olduğunu açıklamıştır (bk. yukarıda parag. 26). O halde eldeki deliller, bu bağlamda adil olmayan bir durumu ortaya koymamaktadır.
72. Başvurucular son olarak, hem bayan Gillowun hukuk üst başvurusunun ve hem de bay Gillowun ceza üst başvurusunun, Kraliyet Mahkemesinde hemen hemen aynı heyet tarafından görüldüğüne işaret etmiştir (bk. yukarıda parag. 26). Kraliyet Mahkemesi yargıçlarından (jurat) biri, bayan Gillow aleyhindeki ceza davasında bir Magistrate olarak görev yapmış, duruşmayı ve sonra belirsiz bir tarihe kadar davayı ertelemiştir (bk. yukarıda parag. 23). Başka bir yargıç, daha önce Konut Müdürü olarak görev yapmıştır.
Bu şikayetlerle ortaya çıkan mesele, Kraliyet Mahkemesinin Gillowların üst yargılama taleplerine bakarken, Sözleşmenin 6(1). fıkrası bakımından "tarafsız bir yargı yeri" olarak kabul edilip edilemeyeceğidir.
73. Mahkeme ilk olarak, Kraliyet Mahkemesi tarafından görülen iki üst yargılamada maddi bir bağlantı bulunmasına rağmen, bunların iki ayrı kişi ve iki ayrı sorunla ilgili olduğunu kaydetmektedir. Biri, bayan Gillowun izin taleplerinin Konut Müdürlüğü tarafından reddetme yetkisiyle ilgili bir hukuk davası, diğeri bay Gillowun "Whiteknights"a iddia konusu yasadışı olarak yerleşmesiyle ilgili bir ceza davasıdır. Tabi ki, bir istisnayla, Kraliyet Mahkemesinin birinci davada bulunan bütün üyeleri, ikinci davada da bulunmuşlardır. Ancak bu durum, kendiliğinden, Kraliyet Mahkemesinin tarafsızlığından haklı bir kuşku duymaya yol açmaz. Aslında Sözleşmeye taraf ülkelerde, Yüksek Mahkemelerin benzer veya ilgili davaları sırasıyla ele almaları yaygın bir durumdur.
Geriye başvurucuların, Kraliyet Mahkemesinin iki üyesinin, yani daha önce bayan Gillow aleyhindeki ceza davasında Magistrate olarak bulunmuş yargıç ile, Konut Müdürü olarak görev yapmış yargıcın tarafgirliği konusundaki iddiaları kalmaktadır. Birinci yargıcın (jurat), Magistrate sıfatıyla verdiği tek karar, bayan Gillow aleyhindeki duruşmayı ve sonuç olarak davayı ertelemek olmuştur. Eski Konut Müdürünün durumunda ise, Mahkemeye sunulan delillerden, kendisinin doğrudan veya dolaylı olarak, yargılamanın her hangi bir aşamasında başvurucuların davasına katıldığı görülmemektedir. Bu nedenle Mahkeme, daha önce bu görevleri yerine getirmenin, söz konusu iki yargıcın tarafsızlığından haklı bir kuşku duymak için yeterli olmadığını tespit etmektedir.
74. Buna göre Mahkeme, yukarıda 69 ile 73. paragraflar arasında incelenen meselelerin, Sözleşmenin 6(1). fıkrasını ihlal etmediği sonucuna varmaktadır.
75. Başvurucular, Mahkemeye verdikleri dilekçelerde, Kraliyet Mahkemesiyle ilgili başka bazı şikayetlerde de bulunmuşladır. Ancak bu şikayetleri, duruşma sırasında ileri sürmemişlerdir. Bu nedenle Mahkeme, bu şikayetleri incelemeyi gerekli görmemektedir. Mahkeme bu sonucuna varırken, söz konusu Kraliyet Mahkemesi kararlarının daha önce Sözleşmenin 8. maddesini ihlal tespitini de dikkate almıştır.
VI. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
76. Başvurucular, Sözleşmenin 50. maddesi bakımından ayrı bir talepte bulunmamışlar, fakat Mahkemenin esas hakkındaki kararını öğreninceye kadar, bu konudaki görüşlerini saklı tutmuşlardır. Bu durumda, ne Hükümet ve ne de Komisyon, bu mesele hakkında bir görüş belirtememişlerdir.
Bu nedenle bu mesele karara hazır olmayıp, Mahkeme İçtüzüğünün 53(1). fıkrasına göre saklı tutulmalıdır.
Bu gerekçelerle mahkeme oybirliğiyle,
1. İtiraz konusu mevzuat hükümleri bakımından, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edilmediğine;
2. İtiraz konusu hükümlerin başvurucuların olayında uygulanması bakımından, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşmenin 8. maddesiyle bağlantılı olarak ele alınan 14. maddesinin ihlal edilmediğine;
4. Bu kararın 69dan 73e kadar olan paragraflarında Mahkeme tarafından incelenen şikayetler bakımından Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edilmediğine ve başvurucular tarafından Sözleşmenin 6. maddesiyle ilgili yapılan şikayetleri incelemenin gerekli olmadığına;
5. Birinci Protokol ile Dördüncü Protokolün mevcut davada uygulanabilir olamadığına;
6. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanabilirliği sorununun saklı tutulmasına; ve buna göre,
(a) söz konusu meselenin saklı tutulmasına;
(b) başvurucuları, Mahkeme İçtüzüğünün 30. maddesine uygun bir biçimde bir avukatla temsil edilerek, Yazı İşleri Müdürlüğüne, üç ay içinde, adil karşılıkla ilgili görüşlerini iletmeye davete;
(c) bundan sonraki usul hakkında Daire Başkanını yetkili kılmaya
Karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy