(AİHS m. 6, 50)
DAVANIN ESASI
8. 1938 doğumlu bir Avusturya vatandaşı olan bay Unterpertinger, Avusturyanın Wörgl kentinde oturmaktadır.
Başvurucu, 14 Ağustos 1979da üvey kızını, 9 Eylül 1979da da eşini yaralamaktan (actual bodily harm) aleyhine açılan ceza davası nedeniyle şikayetçi olmuştur.
1. Hazırlık soruşturması (police proceedings)
9. 14 Ağustos 1979 tarihinde meydana gelen olay, aynı gün önce başvurucunun isteği üzerine bir komşusu tarafından, daha sonra da bizzat başvurucu tarafından Wörgl polisine bildirilmiştir. Başvurucuya göre o sabah kendisine "mahkum" (convict) diye bağıran eşi ve üvey kızı, öğle saatlerinde çıkan kavga sırasında kendisine saldırmışlardır. Başvurucu, özellikle eşinin mektup açacağıyla başına defalarca vurduğunu ve kaşına yakın bir yerden yüzünü çizdiğini iddia etmiştir. Başvurucu bir doktorun tedavisine ihtiyaç duymuştur.
Başvurucu bu sırada eşini ittiğini ve üvey kızına da tokat vurmak istediğini, ama vuramadığını kabul etmiştir.
10. 22 Ağustos 1979da polis, başvurucunun eşinin ifadesini "şüpheli" (suspect) sıfatıyla ve üvey kızı Tappeinerin ifadesini "olayla ilgili kişi" (person involved) sıfatıyla almıştır.
Bayan Unterpertinger kocası tarafından yüzüne vurulduğunu ve dövüldüğünü, kocasının kaçmaya çalışan üvey kızını durdurmak için de saçlarından çektiğini, bunun üzerine her ikisinin de karşı koyduğunu söylemiştir. Kendisinin elinde bir mektup açacağı tutuğunu ve muhtemelen başvurucuya bununla vurduğunu, fakat kendisinin veya kızının başvurucuyu suratından veya başından kasten yaralamadıklarını belirtmiştir.
Bayan Tappeiner, o sabah üvey babasına "mahkum" dediğini kabul etmiş ve onun da kendisinin yüzüne tokat atarak karşılık verdiğini, fakat yaralanmadığını söylemiştir. Öğle saatlerindeki kavga sırasında üvey babası, annesinin bir kez yüzüne olmak üzere bir çok kez vurmuştur. Kendisi kaçmaya çalışırken, üvey babası saçlarından çekmiş ve sağ gözünün hemen altına vurmuştur. Üvey babası ayrıca, annesinin de saçını çekmiş ve boynunu tutmuştur. Bunun üzerine iki kadın karşı koymuşlar ve kendisi, üvey babasının saçını çekmiş fakat vurmamıştır; annesinin üvey babasına mektup açacağı ile vurduğunu görmemiştir. Üvey babasının alnının kanadığını görmüş, fakat başının arkasından yaralandığını görmemiştir. Bayan Tappeiner kendisinin aldığı yaralar hakkında gittiği doktorun bir rapor verdiğini eklemiştir.
11. 28 Ağustos 1979da Wörgl polisi Kufstein Mahkemesine "yaralama suçundan şüpheli Alois Unterpertinger ve Rosi Unterpertinger ile ilgili" bir rapor göndermiştir.
Polise göre bayan Unterpertinger ve kızı kavga sırasında başvurucuya saldırmışlar ve bu sırasında muhtemelen bayan Unterpertinger başvurucuya mektup açacağı ile bir çok kez vurmuş ve başının arkasında ve kaşının üstünde yara açmıştır. İddiaya göre bay Unterpertinger de üvey kızının yüzüne vurmuş ve sağ gözünün hemen altında hafif bir kızarıklık meydana getirmiştir.
Raporun "Deliller" bölümünde, yüzü kan içindeki başvurucunun, polise haber vermesini istediğini belirten Unterpertingerlerin yukarıda geçen komşusunun verdiği ifadeden söz edilmektedir. Başvurucu, elinde mektup açacağıyla polis karakoluna gelerek on dakika kalmış, başına eşi tarafından defalarca vurulduğunu söylemiştir.
Bay Unterpertingerin ilk yardıma ihtiyacı olduğunu gören nöbetçi polis memuru kendisinin bir doktora gitmesini söylemiştir.
Polis, daha önce bir çok kez ev içindeki kavgalara müdahale etmek zorunda kaldıklarını belirterek rapora devam etmiştir. Polis 14 Ağustostaki olay hakkında bu üç kişinin (protangonists) birbiriyle çelişen ifadeler verdiğini eklemiştir. Bilgi veren (informant) sıfatıyla ifadesi alınan bayan Tappeiner, açıkça annesinin lehine ifade vermiştir.
Polis raporuna göre, başvurucunun aldığı yaralar doktor tarafından "hafif" olarak nitelendirilmiştir.
Polis raporunda "şüpheliler tarafından verilen bilgi" başlığı altında bay ve bayan Unterpertingerin ifadeleri özetlenmiştir.
Polis raporuna başvurucunun, eşinin ve üvey kızının ifadeleri ile bayan Tappeineri muayene eden doktorun raporu eklenmiştir.
12. 9 Eylül 1979da meydana gelen ikinci olay, 14 Eylül günü bayan Unterpertinger tarafından Wörgl polisine bildirilmiştir. Bayan Unterpertinger, hafif sarhoş olan kocasının aralarındaki kavga sırasında sağ el baş parmağına tekmeyle vurduğunu ve çok ağır bir acı verdiğini söylemiştir. Ertesi gün hastanede çekilen röntgende sağ el baş parmağının kırıldığı anlaşılmış ve dört hafta süreyle iş göremez hale gelmiştir. Bayan Unterpentinger, eşine karşı boşanma davası açtığını belirtmiştir.
Wörgl hastanesi 11 Eylülde polise gönderdiği raporda, şikayetçinin "kendi kocası"nın sebep olduğu yaralamanın ağır bir yaralama olarak görülmesi gerektiği belirtilmiştir.
13. Polis 17 Ekimde bay Unterpertingerin ifadesini almıştır. Başvurucu eşini 9 Eylül günü yaraladığı iddiasını reddetmiş, eve geldiğinde eşinin sağ baş parmağını sargılı gördüğünü söylemiştir. Eşi, başvurucunun başına bir saç fırçasıyla vurmak istemiş, fakat ıskalamış ve eli merdiven korkuluğuna çarpmıştır. Bu olay baş parmağındaki yarayı ağırlaştırmış olabilir; fakat kendisi hakkında eşinin suçlamaları tamamıyla uydurmadır.
Başvurucu boşanma davasının devam ettiğini doğrulamıştır.
14. 20 Ekimde Wörgl polisi Kufstein Mahkemesine "ağır yaralamadan şüpheli Alois Unterpertinger ile ilgili" bir rapor göndermiştir. Bu raporda karı kocanın 9 Eylüldeki kavgaları sırasında bay Unterpertingerin, eşinin sağ baş parmağına vurduğu belirtilmektedir. Raporda, bayan Unterpertinger ve kocasının ifadeleri özetlenmiş ve bu ifadeler rapora eklenmiştir.
2. İlk soruşturma (investigation)
15. Innsbruck savcılığının başvurusu üzerine Kufstein Mahkemesi bu iki olay nedeniyle 9 Kasım 1979da başvurucu aleyhine kovuşturma açılmasına karar vermiştir. Bu mahkeme birinci olayla ilgili olarak bayan Unterpertinger bakımından davayı ayırdıktan sonra, 28 Ocak 1980de beraat kararı vermiştir.
16. 3 Aralık 1979da bayan Unterpertinger, Kufsteindaki bir yargıcın huzuruna çıkmıştır. Bu yargıç kendisine, sanığın eşi olarak tanıklık yapmayı reddedebileceğini söylemiştir. Gerçekten de Ceza Usul Kanununun 152(1)(1) bendi şöyle demektedir: "Sanığın aile üyeleri ... tanıklık yapmaya zorlanamaz".
Buna rağmen bayan Unterpertinger ifade vermek istediğini söylemiş ve tartışma konusu olaylar hakkında polise anlattıklarını özetleyerek, kendi açısından olayı anlatmış ve 9 Eylüldeki olay hakkında kocasının anlatımını reddetmiştir.
Başvurucu, 12 Aralıkta Innsbruck Mahkemesinden bir yargıç tarafından, Ceza Kanununun 83 ve devamı maddelerindeki yaralama suçlarının sanığı olarak sorgulanmıştır. Başvurucu, 14 Ağustosta eşinin yüzene tokat attığını kabul etmiştir. Başvurucuya göre iki kadının saldırılarından korunmak için, bayan Tappeinerin saçını çekmiştir; bunu yaparken gözüne yakın bir yerden onu yaralamış olabilir; ayrıca onun yüzüne de vurmuştur. Başvurucu ikinci olayla ilgili olarak ise, daha önce söylediğini (bk. yukarıda parag. 13) tekrarlamıştır. Başvurucu ayrıca, eşinin merdiven korkuluğuna çarptığını görmediğini ve eşinin baş parmağına tekme ile vuracak kadar çevik olmadığını söylemiştir.
3. İlk derce mahkemesindeki yargılama
17. Yargılama 10 Mart 1980de, tek yargıçlı Innsbruck Mahkemesinde yapılmıştır.
18. Duruşma tutanaklarına göre başvurucu suçsuz olduğunu savunmuştur. Başvurucu, üvey kızının başına vurduğunu, fakat kendisini yaralamadığını söylemiştir. Eşine tekme atıp baş parmağını kırmış değildir; eşinin baş parmağını nerede kırdığı konusunda bilgisi yoktur.
19. Bu mahkeme daha sonra bayan Unterpertinger ile bayan Tappeineri davet etmiştir. Bu kişiler, yargıcın kendilerine ifade vermeyi reddedebileceklerini (bk. yukaıda parag. 16) söylemesi üzerine, bu haklarını kullanmak istediklerini belirtmişlerdir. Bunun üzerine mahkeme kendilerinin ifadelerini alamamış ve bayan Unterpertingerin Kufstein yargıcına verdiği ifadeyi duruşmada okuyamamıştır (Ceza Usul Kanununu md. 252(1)).
Ancak savcılığın talebi üzerine, kovuşturma izni için yapılan başvuruda geçen belgeler, bu arada polis raporları, sanığın adli sicili ve eski mahkumiyetlerine dair iki dosya duruşmada okunmuştur. Bu belgeler polise verilmiş çeşitli ifadeleri içermektedir; Avusturya yargı uygulamasına göre bu belgeler, Ceza Usul Kanununun 252(2) bendine giren belgeler olarak görülmek zorundadır (bk. özellikle Yüksek Mahkemenin 14 Kasım 1974 tarihli kararı); bu demektir ki, bu belgeler iki taraf aksini kararlaştırmadıkça, duruşmada okunması gereken belgelerdir.
20. Duruşmanın sonunda mahkeme, başvurucuyu, 14 Ağustos 1979da üvey kızını yaralamaktan (Ceza Kanununu 83(1)) ve 9 Eylül 1979da eşini ağır yaralamaktan (Ceza Kanunu 83(1) ve 84(1) suçlu görmüştür. Başvurucu altı ay hapis cezasına mahkum edilmiştir.
Mahkeme "yapılan araştırmalara" ve bay Unterpertingerin savunmasına atıfta bulunarak aşağıdaki olayların ortaya çıktığını sonucuna varmıştır:
14 Ağustos 1979daki kavga sırasında başvurucu eşine bir çok kez vurmuş ve üvey kızının da yüzüne vurarak gözü ile burnu arasında bir bere ile sağ gözüne yakın bir yerde sıyrık meydana getirmiştir. Kendisinin anlatımı inandırıcı değildir; Kufsteindaki yargıç önünde bayan Tappeinerin yüzüne vurduğunu ve sıyrığın bu yüzden meydana gelmiş olabileceği ihtimalini kabul etmiştir. Yaralar hafiftir, fakat kendisinin tavrı, kasten bu eylemlerde bulunduğunu göstermiştir.
Bay Unterpertinger 9 Eylülde tekmeyle eşinin sağ el baş parmağını kırmıştır. Burada da savunması geçerli değildir. Ayrıca kendisinin adli sicili, bu yönde davranmaya pek müsait olduğunu göstermektedir. Kendisi ve eşi sık sık kavga etmişler ve bunlar genellikle yaralamayla sonuçlanmıştır.
Mahkeme, bu arada kocasından boşanmış olan bayan Unterpertingerin ve kızının duruşmada ifade vermeyi reddettiklerine işaret etmiştir. Bununla birlikte mahkemeye göre, onların polise verdikleri ifadeler, "bir mahkumiyeti destekleyecek kadar açık ve ayrıntılı" olup, "bu ifadelerin doğruluğundan kuşku yoktur". Bu olayda da başvurucu kasten hareket etmiştir.
Mahkeme, hafifletici sebep bulamamıştır; tersine, başvurucunun adli sicilini ağırlaştırıcı sebep olarak görmüştür.
4. Üst yargılama aşaması
21. Başvurucu, 10 Mart tarihli hükmün iptali (null and void) gerektiğini (Ceza Usul Kanunu md. 281(1)(3)) iddia etmiştir. Başvurucuya göre Ceza Usul Kanununun 152. maddesine rağmen, mahkumiyetinin tek dayanağı poliste verdikleri ifadeler olan eski eşi ve üvey kızına, daha başlangıçta ifade vermeyi reddedebilecekleri bildirilmemiş, böylece onlar da bu haklarını başlangıçta kullanamamışlardır.
Ayrıca söz konusu mahkeme, bayan Unterpertinger ile kızının güvenirliğini kuşkuya düşüren belli bazı olayları yeterince dikkate almamıştır. Başvurucu bu bağlamda ikisi doktor, biri polis memuru, biri komşusu ve biri kendi annesi ile üvey kızı ve eski eşi olmak üzere bazı tanıkların ifadelerinin alınmasını istemiştir.
Son olarak başvurucu, daha önceki dava dosyalarından anlaşılacağı üzere, geçmişte kendisine isnad edilmiş olan suçları kabul etmiştir. Oysa mevcut davaya konu olan birinci olay sırasında, kendisini savunacak şekilde hareket etmiş ve kızını gerçekten yaralamış olsa bile, yaralama kastı taşımamıştır. İlk derece mahkemesi ise, 14 Ağustos 1979daki olaya ilişkin kendisinin anlatımını göz ardı etmiştir. Başvurucu 9 Eylül 1979daki olayla ilgili olarak, ilk sorgusu sırasında da belirttiği gibi, eski eşinin bu tarihten önce de sağ el baş parmağından bir sıkıntısı olduğunu tekrarlamıştır. Başvurucu ayrıca, eşinin parmağını kırmaya yetecek güçte bir tekme atmasını engelleyecek şekilde, dizinden sakat olduğunu iddia etmiştir. Başvurucu bu noktaların daha derin araştırılmasını ve ayrıca bazı tanıkların dinlenmesini ve bilirkişi raporu alınmasını talep etmiştir.
Bay Unterpertinger sonuç olarak Innsbruck Üst Mahkemesinden, 10 Mart tarihli mahkumiyet kararını bozmasını ve kendisini beraat ettirmesini istemiştir. Başvurucu, mahkemenin bu yönde karar vermemesi halinde, suçunun derecesine göre ceza miktarını yeniden incelemesini talep etmiştir.
22. Üst Mahkeme 4 Haziran 1980 tarihinde duruşma yapmıştır.
Başvurucunun avukatı karara itiraz sebeplerini sunmuş ve mahkeme tarafından davet edilecek başka tanıkların dinlenmesini talep etmiştir. Avukat ayrıca, polise verdikleri ifadelerle ilgili olarak iddia tanıklarına soru soramamasının, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine aykırı olduğunu belirtmiştir. İddia makamı itirazın reddedilmesini istemiştir.
Üst Mahkeme bunun üzerine, ilk derece mahkemesine sunulan delilleri yeniden incelemeye ve boşanma davasındaki dosyanın getirtilip okunması ve başvurucunun kardeşinin eşinin tanık olarak dinlenilmesi suretiyle delilleri tamamlamaya karar vermiştir. Bu tanık, başvurucunun eski eşinin 1979 yaz veya sonbaharda elinde bandaj olup olmadığını hatırlayamamıştır. Başvurucu bu tanığa soru sormamıştır.
Üst Mahkeme dava dosyasında okunan belgeleri toplamış ve başvurucuya, özellikle dizinden sakatlığıyla ilgili olmak üzere bir çok soru sormuştur. Başvurucuya göre yargıçlar, durumu hakkında bir fikir sahibi olsun diye duruşmada ileri geri yürümesi istemişlerdir.
Üst Mahkeme, toplanması istenen delilerden bazılarını, ilgili oldukları olaylar önemsiz olduğu gerekçesiyle, diğer bazılarını da başvurucunun hangi meselelerin daha derin soruşturulmasını istediğini belirtmediği gerekçesiyle, toplamalarını reddetmiştir.
23. Üst Mahkeme başvurucunun üst başvurusunu, 4 Haziran 1980 tarihindeki duruşmadan hemen sonra reddetmiştir.
Üst Mahkeme, başvurucunun hükmün iptali gerektiği iddiası hakkında (bk. yukarıda parag. 21) Yüksek Mahkemenin içtihatlarına göre, bir tanığın hukuka uygun olarak ifade vermeyi reddetmesi halinde, yargılama sırasında değil de poliste vermiş olduğu ifadenin, mahkeme tarafından duruşmada okunmasına engel bulunmadığını kaydetmiştir. Üst Mahkemeye göre Yüksek Mahkeme, aslında mahkemelerin bu tür ifadeleri okumak ve bir delil olarak değerlendirmek zorunda olduklarını söylemiştir.
Öte yandan Üst Mahkeme, kendisinin dinlediği tanık ifadesinin, ilk derece mahkemesinin vardığı sonucu teyit ettiği görüşündedir. Mağdurların polise verdikleri ifadeler ikna edici ve güvenilir niteliktedir; olayı anlatış tarzları tutarlıdır. Başvurucunun önceki mahkumiyetleri ve karakteri, kendisine isnad edilen bu türden fiillere hiç de yabancı olmadığı göstermektedir. Dahası başvurucu, 9 Eylül 1979 günü ne olduğu konusunda polise ve soruşturma yargıcına çelişkili ifadeler vermiştir. Başvurucunun tanık olarak çağrılan yengesi bu konuda bir bilgi verememiştir. Eşinin baş parmağını bir tekme ile kıracak kadar çevik olmadığı konusundaki iddiası da, incelenmeye değecek türden değildir.
Başvurucunun yengesi dışında, başvurucunun dinlenmesini istediği tanıkların dinlenmesi gerekli değildir; çünkü bu kişilerin ya hiçbir önemi olmayan veya aşırı derecede muğlak meselelerle bağlantılı olarak dinlenmeleri istenmiştir.
Sonuç olarak bay Unterpertingerin iki olayda da mahkumiyeti yerindedir; 14 Ağustos 1979da kendisini savunmak üzere hareket etmemiştir. Hükmedilen ceza, suçunun derecesine uygundur.
24. Başvurucu 22 Eylül 1980den 22 Mart 1981e kadar hapis cezası çekmiştir.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
25. 1 Eylül 1980 tarihinde Komisyona başvuran bay Unterpertinger, mahkumiyetiyle sonuçlanan davadan şikayetçi olmuş ve Sözleşmenin 6(1). fıkrası ile 6(3)(d) bendinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
26. Komisyon, 8 Temmuz 1983te başvuruyu kabuledilebilir bulmuştur.
Komisyon, 11 Ekim 1984 tarihli raporunda, beşe karşı beş oyla ve başkanın ağırlık oyuyla, Sözleşmenin 6(3)(d) bendine ve bir çekinser ve dörde karşı beş oyla, Sözleşmenin 6(1). fıkrasına aykırılık bulunmadığı görüşünü açıklamıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir).
KARAR GEREKÇESİ
I. Sözleşmenin 6. maddesinin ihlali iddiası
28. Başvurucu, sadece ve sadece, eski eşi ile üvey kızının poliste verdikleri duruşmada okunan ifadelerine dayanılarak mahkum edildiğini iddia etmiştir. Başvurucuya göre bu iki bayan, yakın akraba sıfatıyla duruşmada ifade vermeyi reddettiklerinden, yargılamanın hiçbir aşamasında kendilerini sorgulama veya sorgulatma imkanı bulamamıştır. Başvurucu Üst Mahkemenin, bu kişilerin güvenirliklerini tereddüde düşürme imkanı da vermediğini, çünkü bu noktada tanık olarak dinletmek istediği kişileri dinlemeyi de kabul etmediğini söylemiştir. Başvurucu Sözleşmenin 6(1). fıkrası ile 6(3)(d) bendinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Bu hükümler şöyledir:
"1. Herkes ... hakkındaki bir suç isnadının karara bağlanmasında ... bir yargı yeri tarafından... adil ... yargılanma hakkına sahiptir.
...
3. Hakkında suç isnadı bulunan bir kimse asgari şu haklara sahiptir:
...
(d) aleyhine olan tanıkları sorguya çekme veya çektirme; lehine olan tanıkların aleyhine olan tanıklarla aynı şartlarda hazır bulunmalarını ve sorguya çekilmelerni sağlama;
..."
Hükümetin karşı çıktığı bu iddia, Komisyon tarafından da kabul edilmemiştir.
29. Mahkemenin huzuruna çıkanlar önce Sözleşmenin 6(3)(d) bendiyle daha sonra da 6(1). fıkrasıyla ilgili olarak savunma yapmışlardır. Mahkeme, Sözleşmenin 6(3). fıkrasında yer alan güvencelerin, Sözleşmenin 6(1). fıkrasında getirilen genel adil yargılanma kavramının özel yönleri olduğunu hatırlatır (bk. en yakın tarihli karar olarak 06.05.1985 tarihli Bönisch kararı, parag. 29). Mahkeme, mevcut davanın koşulları çerçevesinde, başvurucunun şikayetlerini, Sözleşmenin 6(3)(d) bendine içkin bulunan prensiplerle birlikte, 6(1). fıkrası açısından ele alacaktır.
30. Bayan Unterpertinger ve bayan Tappeiner, Innsbruck mahkemesi tarafından davet edildiklerinde, Avusturya Ceza Usul Kanununun 152(1)(1) hükmü gereğince hakları bulunduğu için, ifade vermeyi reddetmişlerdir (bk. yukarıda parag. 16 ve 19). Bu durum, duruşma sırasında dava yargıcının kendilerini dinlemesini önlemiş ve savunma tarafı ile iddia makamının kendilerini sorgulamalarını da engellemiştir. Böyle bir hüküm, Sözleşmenin 6(1). fıkrasına ve 3(d) bendine açıkça aykırı değildir; bu hüküm "hakkında suç isnadı bulunan" bir kimse ile kendi ailesinden bir tanığın karşı karşıya gelmesinin doğurabileceği özel sorunları göz önünde tutmakta ve böyle bir tanığı ahlaki bir ikileme sokmaktan kurtarmayı amaçlamaktadır; dahası, Avrupa Konseyine üye bir çok Devletin iç hukuklarında benzer hükümler yer almaktadır.
31. Bu nedenle Dava mahkemesi ve Üst Mahkeme, bayan Unterpertinger ile bayan Tappeineri bizzat dinleme imkanı bulamadıkları veya bayan Unterpertingerin Kufstein yargıcına verdiği ifadeyi öğrenemedikleri halde, bu bayanların poliste verdikleri ifadeleri iddia makamının isteği üzerine duruşmada okumak zorunda kalmışlardır (bk. yukarıda parag. 19).
İfadelerin bu şekilde okunması, kendiliğinden Sözleşmenin 6(1). fıkrasına ve 6(3)(d) bendine aykırı görülemez; fakat bu ifadelerin delil olarak kullanılması yine de, Sözleşmenin 6. maddesinin korumayı amaçladığı savunma haklarına uygun olmalıdır. Özellikle "hakkında suç isnadı" bulunan ve Sözleşmenin 6(3)(d) bendine göre aleyhindeki tanıkları "sorgulama veya sorgulatma" hakkına sahip olan bir kimse, duruşmada ifadeleri okunan kişilere muhakemenin önceki aşamalarında hiç soru sorma imkanı bulamamış ise, durum böyledir.
32. Mevcut olayda polis, bayan Unterpertingerin 14 Ağustos 1979daki olayla ilgili ifadesini bir "şüpheli" olarak ve 9 Eylül 1979daki ifadesini de bir şikayetçi olarak almıştır; polis bayan Tappeinerin birinci olayla ilgili ifadesini "olayla ilgili kişi" olarak almıştır (bk. yukarıda parag. 10 ve 12). Bu bayanlar mahkemede ifade vermeyi reddetmekle, başvurucunun kendilerini sorgulamasını veya sorgulatmasını önlemişlerdir. Tabi ki başvurucu, duruşma sırasında görüşlerini serbestçe sunabilme imkanına sahip oluşmuştur, fakat Üst Mahkeme, eski eşinin ve üvey kızının güvenirliğini tereddüde düşürmek için başvurucunun göstermek istediği delilleri kabul etmemiştir (bk. yukarıda parag. 21).
33. Bayan Unterpertinger ile bayan Tappeinerin beyanlarının mahkemelerin önünde tek delil olmadıkları doğrudur. Bu mahkemelerin önünde, başka şeylerin yanında, polis raporları, bunlara ekli sağlık raporları ve çiftin boşanma dava dosyası da bulunmaktadır (bk. yukarıda parag. 19 ve 22); bunlara ek olarak Üst Mahkeme, bay Unterpertingerin yengesini de tanık olarak dinlemiştir.
Ancak, Üst Mahkemenin 4 Haziran 1980 tarihli kararında, başvurucunun mahkumiyetini esas itibarıyla (mainly) bayan Unterpertinger ve bayan Tappeinerin polise verdikleri ifadelere dayandırdığı açıktır. Üst Mahkeme bu ifadeleri basit bir bilgi unsuru olarak görmemiş, fakat o sırada bayanlar tarafından yapılan suçlamaların doğruluğunun kanıtı olarak görmüştür. Tabi ki, önündeki materyalleri olduğu gibi, sanığın sunmak istediği delillerin konuyla ilgisini değerlendirmek de, Üst Mahkemeye düşen bir görevdir; fakat bay Unterpertinger, her şeye rağmen, savunma haklarının önemli ölçüde kısıtlandığı "tanıklığa" (testimony) dayanılarak mahkum edilmiştir.
Bu nedenle başvurucu adil yargılanmamış olup, Sözleşmenin 6(3)(d) bendine içkin prensiplerle birlikte ele alınan 6(1). fıkrası ihlal edilmiştir.
II. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
34. Sözleşmenin 50. maddesi şöyledir:
"Mahkeme, Sözleşmeci Tarafların resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan tasarrufun tamamen ya da kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğu sonucuna varırsa, ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuku, bu karar veya tasarrufun sonuçlarını kısmen onarmaya imkan veriyorsa ve gerekli gördüğü zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödenmesine hükmedebilir."
Bay Unterpertinger dilekçesinde, tazminat olarak özgürlükten yoksun kalma nedeniyle 150,000 ve kazanç kayıpları için 28,000 Avusturya Şilini ödenmesini talep etmiştir. Başvurucu ayrıca, Sözleşme organları önündeki ücretler ve masrafları için 33,578 Şilin istemiştir. Başvurucu bu talepleri için toplam 210,000 Şilinden Avrupa Konseyi tarafından Mahkeme önündeki yargılama için adli yardım olarak ödenen 5,470 Fransız Frangın düşülerek ödenmesini istemiştir.
Hükümet duruşma sırasında bu taleplere yanıt vermiştir. Hükümete göre, Mahkeme Sözleşmenin ihlal edildiği sonucuna varacak olursa, sunduğu tarifeye uygun olarak ücretler ve masrafları ödemeyi kabul etmiştir. Hükümete göre, kazanç kayıplarıyla ilgili miktar makul görünmektedir; ancak aynı şey hapislik bakımından talep edilen 150,000 Şilin için geçerli değildir; Hükümet bunun için 50,000 Şilinden fazla ödemeyi kabul etmemiştir. Kısaca Hükümet bütün başlıklar altında talep edilen 100,000 Şilini geçmeyen bir miktarı ödemeyi kabul etmiştir.
35. Mahkeme, kazanç kayıpları ile hapislik tazminatı konusunda, başvurucunun suçluluğunun, Sözleşmenin 6. maddesinin gereklerine uygun olmayan bir tarzda ortaya konulmasının bir sonucu olarak mahkum edildiğini hatırlatır. Bunun sonucu olarak, başvurucu cezaevinde altı ay geçirmiş ve bu kendisine 28,000 Şilin kazanç kaybına mal olmuştur. Başvurucu ayrıca hapisliği nedeniyle manevi zarar görmüştür; Mahkeme bu başlık altında Sözleşmenin gerektirdiği hakkaniyet esasına dayanarak başvurucuya 100,000 Şilin ödenmesine hükmetmiştir.
36. Sözleşme organları önündeki ücretler ve masraflar bakımından Hükümet, bu giderlerin fiilen ve gerekli bir şekilde yapılmış olduğuna ve miktar bakımından da makul bulunduğuna itiraz etmemiştir; Hükümet başvurucunun avukatına adli yardımdan alınan miktara ek olarak ödeme yükümlülüğüne de itiraz etmemiştir (bk. krş. diğerleri arasında 06.02.1981 tarihli Airey kararı, parag. 13). Mahkeme 33,578 Şilinden 5,470 Fransız Frangı düşülerek ödenecek bu tutarın tam olarak karşılanmasını kabul etmiştir.
Bu gerekçelerle mahkeme oybirliğiyle,
1. Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edildiğine;
2. Davalı Devletin başvurucuya adli karşılık olarak 161,578 Avusturya Şilinden 5,470 Fransız Frangı düşülerek ödemesine
Karar vermiştir.
SONKARARIN YERİNE GETİRİLMESİ
BAKANLAR KOMİTESİ: DH (89) 2; 18.01.1989
Hükümetin verdiği bilgiye göre: Innsbruck mahkemesinin başvurucuyu mahkum eden 10 Mart 1980 tarihli kararına karşı yapılan itiraz üzerine Üst Mahkemenin 4 Haziran 1980 tarihinde verdiği itirazın reddine ilişkin hüküm, Başsavcının Avusturya Ceza Usul Yasasının 33. maddesinin ikinci fıkrasına göre kanun yararına bozma talebi (plea of nullity for safeguarding the law) üzerine, Avusturya Yüksek Mahkemesi tarafından, hukuka aykırı olarak ek delillerin kabul edilmediği gerekçesiyle bozulmuştur. Hukuka aykırı olarak kabulü reddedilen ek delil, mahkemede ifade vermeye yanaşmayan başvurucunun eşi ve üvey kızının güvenirliğine ilişkindir. Avusturya Yüksek Mahkemesi bu kararını, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin 24 Kasım 1986 tarihli kararının ışığında vermiştir. Yüksek Mahkeme kararının sonucu olarak dava, yeniden görülmesi ve karar verilmesi için Üst Mahkemeye geri gönderilmiştir. Üst Mahkeme 13 Ocak 1988 tarihinde verdiği kararla, başvurucunun mahkumiyetine dair 10 Mart 1980 tarihli kararı iptal etmiş ve delil yetersizliğinden başvurucunun beraatine karar vermiştir.
Üst Mahkeme verdiği bu kararın ardından 13 Ocak 1988 tarihinde verdiği bir başka kararda, başvurucunun 10 Mart 1980 tarihli mahkumiyet kararıyla uğradığı maddi zarar nedeniyle tazminat hak ettiğini belirtmiştir.
Hükümet İnsan Hakları Mahkemesinin ödenmesine karar verdiği toplam 161 bin 578 Şilinden 47 bin 797 Şilini başvurucunun avukatına ödemiştir. Ulusal mahkeme, geri kalan 102 bin 484 Şilinin, başvurucunun oğluna olan nafaka borcu için ödenmesine karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy