(AİHS m. 6)
Başvuru no: 9186/80
USUL (ÖZET)
Mahkeme, Esas hakkında verdiği 26 Ekim 1984 tarihli kararında (bk. no. 90), ceza mahkemesi tarafından hapis cezalarına mahkum edilmiş olan başvurucuyla ilgili olayda soruşturma yargıçlığı yapan yargıçlardan birinin daha sonra mahkeme heyetinde yer alması nedeniyle, bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından yargılanma hakkı bakımından Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiğini tespit etmişti. Geriye, Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması sorunu kalmıştı.(1-4)
Yazı İşleri Müdürü, Mahkeme Başkanının talimatı doğrultusunda Hükümet temsilcisine 29 Ekim 1984 tarihli bir mektup yazarak, "mevcut kararla ... tespit edilen ihlalin sonuçlarını tamamen giderilebilmesine yarayacak bir vasıtanın" Belçika hukukunda bulunup bulunmadığını, Belçika yetkilileri tarafından böyle bir şeyin düşünülüp düşünülmediğini sormuştur (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 26.10.1984 tarihli Piersack kararı, parag. 5). Hükümet temsilcisinin 3 Nisan 1985te verdiği yanıta göre Adalet Bakanı, Temyiz Mahkemesi Başsavcısından, Oudenaarde mahkemesinin kararını onaylayan Ghent Üst Mahkemesinin 4 Şubat 1980 tarihli kararına karşı Temyiz Mahkemesine başvurmasını istemiştir. Bakan bu işlemin yapılmasını, Ceza Usul Kanununun 441. maddesine gereğince istemiştir. Bu madde şöyledir:(5)
"Temyiz Mahkemesi Başsavcısı, Adalet Bakanından aldığı yazılı talimat üzerine, ağır hapis, hapis veya hafif hapislik suçlarla ilgili ceza davalarında, yargısal işlemlerin veya verilen hükümlerin kanuna aykırılığı nedeniyle, bu işlemlerin veya hükümlerin iptali için, Temyiz Mahkemesinin ilgili Dairesine başvurur. ..."
7. 20 Şubat 1987de Hükümet temsilcisi, Temyiz Mahkemesinin 27 Ocakta karar verdiğini bildirmiştir.
Başsavcılık Temyiz Mahkemesine verdiği mütalaasında şunları söylemiştir:
"Belçika Devleti, 26 Ekim 1984 tarihinde Avrupa Mahkemesi tarafından verilen kararın kesin ve bağlayıcı olduğunu kabul etme ve bu kararda tespit edilen ihlalin sonuçlarını, iç hukukta mümkün olduğu kadar giderme yükümlülüğü altındadır.
Ceza Usul Kanununun 441. maddesinde öngörülen başvuru usulü, bu sonucun sağlanmasına imkan vermektedir. Bu başvurumuzdaki maddi olayların, Mahkemenizin 1980 yılında De Cubberin temyizini reddettiği kararındaki maddi olaylarla aynı olması, esasen bunu engellememektedir. Çünkü, Belçika Devletinin Avrupa Mahkemesinin kararına göre varolan yükümlülükleri, Mahkemenizin De Cubberin 1980 yılında yaptığı temyiz üzerine verdiği kararda dikkate alamadığı hukuki noktalardan oluşmaktadır.
Özetle bu yükümlülükler, yaptığımız bu başvurunun kabuledilebilir ve esaslı bulunmasını gerektirmektedir."
Temyiz Mahkemesi, Başsavcılığın bu başvurusunu aşağıdaki gerekçelerle kabuledilemez bulmuştur:
"...
Mevcut davada, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 50. maddesinde sözü edilen Sözleşmeci Devletlerden bir olarak, bir yargısal organ olan Temyiz Mahkemesi değil, fakat Belçika Devleti görülebileceğinden;
Bir sanığın, aleyhindeki bir suç isnadını karara bağlayan bir karara karşı yaptığı temyizin reddedilmesinden sonra, bu red kararına karşı, Adalet Bakanının talimatı üzerine Ceza Usul Kanununun 441. maddesine ve hükümlüye zarar verdiği iddiasıyla kanuna aykırılığına dayanan bir başvuru, sadece, bu kanuna aykırılığın temyizin reddedilmesinden sonra ortaya çıkan veya sonra anlaşılan maddi olaylardan doğması ve bu maddi olayların, Temyiz Mahkemesi önüne önceki yargılama sırasında bulunmayan ve dolayısıyla o sırada Temyiz Mahkemesinin dikkate alamadığı materyal tarafından aydınlatılması halinde kabuledilebileceğinden;
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi tarafından verilen 26 Ekim 1984 tarihli kararda, böylesine bir maddi olayın varlığı açıklığa kavuşturulmayıp, sadece Temyiz Mahkemesinin 15 Nisan 1980 tarihli kararında üzerinde hüküm verilen bir hukuki mesele ele alındığından;
..."
8. Başvurucu, avukatı tarafından verilen 24 Mart 1987 tarihli dilekçeyle, adil karşılık talebiyle ilgili daha başka ayrıntılar sunmuştur. Hükümet buna 30 Nisanda yanıt vermiştir.
21 Mayısta Komisyon Sekreterliği, Komisyon temsilcisinin görüşlerini Mahkeme Yazı İşlerine iletmiştir.
9. 11 Mayısta, De Cubber bizzat hazırladığı yeni taleplerini sunmuştur. Bu talepler ve ayrıca avukatının dilekçesine yönelik eleştirileri ile Komisyon temsilcisinin 5 Ağustosta sunduğu görüşleri, Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğü tarafından başvurucunun avukatına iletilmiştir.
10. 22 Mayısta Mahkeme, bu koşullarda bir duruşma yapmanın gerekli olmadığına karar vermiştir.
KARAR GEREKÇESİ
11. Sözleşmenin 50. maddesi şöyledir:
"Mahkeme, Sözleşmeci Tarafların resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan tasarrufun tamamen ya da kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğu sonucuna varırsa, ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuku, bu karar veya tasarrufun sonuçlarını kısmen onarmaya imkan veriyorsa ve gerekli gördüğü takdirde zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödenmesine hükmedebilir."
Başvurucu, bu maddeye göre, zararları için tazminat ile ücretler ve masraflarının geri ödenmesini istemiştir. Başvurucu ayrıca, hükmedilecek miktarın haczedilmemesine ilişkin bir beyanda bulunulmasını istemiştir.
I. Zararlar
A. Başvurucunun talepleri
12. Başvurucu dilekçesine, "kayıt için her şeyden önce", tutukluluk dönemi dahil, Ghent Üst Mahkemesinin 4 Şubat 1980 tarihli kararıyla sonuçlanan yargılamaya yol açan suçlar nedeniyle, cezaevinde 4 Nisan 1977den 27 Mayıs 1981e kadar, dört yıl elli üç gün geçirdiğini belirterek başlamaktadır. Başvurucu, Avrupa Mahkemesinin tespit ettiği ihlal meydana gelmemiş olsaydı, cezaevinde bu kadar uzun bir süre kalmamış olacağını düşünmüştür.
13. Başvurucu, yukarıda sözü edilen karar bozulmuş olsaydı, bunun yeni bir ceza davasının açılmasını muhtemelen engellemeyecek olduğunu kabul etmekle birlikte, cezaevine konulmadan önce işlenmiş olan suçlar bakımından dava zamanaşımının dolmuş olacağını ileri sürmüştür. Buna göre başvurucu, "bu kararın gerektirdiği tutukluluğun ve karardan sonraki hapisliğin geçersiz" olarak görülmesi gerektiği sonucuna varmış ve "asıl talep" olarak, 1,514 gün hapislik karşılığı tazminat istemiştir.
14. De Cubber ayrıca, 26 Haziran 1986 tarihinde aldığı beş yıllık yeni bir hapis cezasına da dikkat çekmiştir. 6 Mart 1987de Brüksel Üst Mahkemesi tarafından onaylanan bu ceza, kanunen suça itiyadlı (recidivist) olarak nitelendirilmiş olmasına dayanmış olup, bu koşul, başka hiçbir şekilde bir mahkemenin asgari cezanın yarısı kadar artırılmasına karar veremeyeceği ağırlaştırıcı bir koşuldur. Başvurucuya göre yeni cezasının aslında muhtemel süresini tahmin etmek güç olmakla birlikte, bu ceza on sekiz ayı aşmayacaktı. Kısacası, başvurucuya göre kırk iki aylık, bir başka deyişle 1,260 günlük, "geçersiz" bir dönem bulunmaktadır.
15. De Cubber yaşı, sağlığı ve aile durumu dikkate alındığında, haksız yere tutulmasından doğan maddi ve manevi zararlarını, günlüğü 2,000 Belçika Frangı olmak üzere, 2,774 gün için toplam 5.548.000 Belçika Frangı olarak hesaplamıştır.
16. Başvurucu son olarak, uğradığı zararlardan bile büyük olan 4 Şubat 1980 tarihinde hükmedilen "şartlı hapis cezası"nın, "hükümsüz" sayılması gerektiğini iddia etmiştir.
B. Hükümetin ve Komisyonun görüşü
17. Hükümet, dört yıl elli üç günlük hapis cezası nedeniyle istenen 5.548.000 Belçika Frangı maddi ve manevi kaybın, "tamamen bir yanlış anlama" olduğunu savunmuştur.
18. Hükümetin maddi zarar konusundaki savunması şöyle özetlenebilir:
- Ghent Üst Mahkemesinin bizzat kendisi, başvurucunun daha önceden suça itiyadlı olduğunu hatırlatmış olup, ihlal tespit edilmemiş olsaydı hapis cezasının daha hafif olacağın gösteren her hangi bir şey yoktur.
- 4 Şubat 1980 tarihli kararın bozulması, hiçbir şekilde başvurucunun beraatına yol açmayacaktı.
- Başvurucunun yeni cezası konusunda, Brüksel Üst Mahkemesinin gerçekten de başvurucuyu suça itiyadlı bir kişi olarak nitelendirdiği doğrudur; ancak bu mahkeme, suça itiyadın dikkate alınmadığı olaylarda kanunda öngörülen cezanın azami sınırı üzerinden bir ceza vermek için, bir sebep olarak buna dayanma hakkına kanunen sahip olduğu halde, böyle yapmamıştır. O halde başvurucu, bu şekilde nitelendirilmeseydi, 6 Mart 1987 tarihinde verilen hapis cezasının ancak yarısı kadar bir ceza alacağını iddia edemez.
- Kısacası, Sözleşmenin 6. maddesinin ihlali, De Cubberin durumunu hiçbir şekilde etkilememiştir; maddi tazminat talebi "tümüyle gereksiz ve temelsiz"dir.
19. Hükümet, manevi tazminat konusunda, Avrupa Mahkemesinin verdiği kararın, başvurucuyu "moral açıdan tatmin edici" olduğu görüşünü savunmuştur. Ancak Hükümet, "De Cubberin Oudenaarde Mahkemesinin tarafsızlığını sorgulamakta haklı bir gerekçesi olduğunu dikkate alarak", başvurucuya bu başlık altında 75,000 Belçika Frangı ödemek istediklerini beyan etmiştir.
20. Komisyon temsilcisinin görüşüne göre, Ghent Üst Mahkemesi kararı iptal edilmemiş olduğundan, mevcut davada eski hale iadeye (restitutio in integrum) yakın bir sonuca ulaşma imkanı bulunmamaktadır. Sözleşme ihlal edilmemiş olsaydı, söz konusu yargılamanın sonucunun ne olacağı konusunda bir spekülasyon da yapılmaz. Temsilciye göre De Cubber, Sözleşmenin 6. maddesine aykırılığın bir sonucu olarak maddi zarara uğradığını kanıtlayamamıştır; fakat öte yandan, Avrupa Mahkemesinin 26 Ekim 1984 tarihli kararının yeterli karşılık sağlayamadığı bir manevi zarara uğramıştır. Komisyon temsilcisi, Hükümetin önerdiğinden daha fazla bir miktara hükmedilmesini istemiş, fakat rakam telaffuz etmemiştir.
C. Mahkemenin kararı
21. Mahkeme ilk olarak, Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması için gerekli şartların bulunduğunu kaydeder. Çünkü, Belçikada 26 Ekim 1984 tarihinden sonra yapılan yargılama (bk. yukarıda parag. 7), bu tarihte vermiş olduğu karardaki ihlali gidermemiştir; söz konusu yargılama, olayın niteliği gereği mümkün olan bir eski hale iadeye yakın bir sonucu doğurmamıştır (bk. tam tersi, 26.10.1984 tarihli Piersack (Md. 50) kararı, parag. 11). Temyiz Mahkemesi 27 Ocak 1987de, bu Mahkeme Başsavcılığının Adalet Bakanlığının talimatı üzerine yaptığı başvuruyu kabuledilemez bulmuştur; Temyiz Mahkemesi, Ghent Üst Mahkemesinin 4 Şubat 1980 tarihli kararını bozmamış ve böylece başvurucunun davası yeniden yargılama için başka bir mahkemeye gönderilmemiştir (bk. yukarıda parag. 5 ve 7). O halde Avrupa Mahkemesi, vermiş olduğu 26 Ekim 1984 tarihli kararın, bütün kurumlarının işleyişinden sorumlu olan Belçika Devleti üzerinde yarattığı sonuçları, Sözleşmenin 50. maddesi bağlamında karara bağlamalıdır (bk. diğer kararlar arasında, ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 10.12.1982 tarihli Foti ve Diğerleri kararı, parag. 63; 13.07.1983 tarihli Zimmermann ve Steiner kararı, parag. 32 ve 08.07.1986 tarihli Lingens kararı, parag. 46).
22. Strasbourg içtihatlarından çıkan sonuca göre, mevcut davada hükmedilecek bir adil karşılık, sadece "Oudenaarde mahkemesinin tarafsızlığı, başvurucuya şüpheye açık görünebilecek durumda" olmasına dayandırılabilir (bk. 26.10.1984 tarihli De Cubber (Esas hk) kararı, parag. 30). Avrupa Mahkemesi, esas hakkındaki bu kararında, soruşturma yargıcının tarafsızlığından kuşku duymak için bir sebep görmemekle birlikte, bu yargıcın ilk derece mahkemesindeki heyette yer almasının, De Cubberde "bazı haklı kuşkular" uyandırdığını kabul etmiştir (bk. aynı yer). Mahkeme bunu daha fazla aydınlatmak üzere, iki gözlemi belirtmiştir; birincisi, kusurun kaynağı Dava Mahkemesinin kompozisyonunda olduğundan, bu "kusur iç organizasyon meselesiyle ilgilidir"; ikinci olarak, Üst Mahkeme, 29 Haziran 1979 tarihli kararı bu gerekçeyle bozmadığı için, kusuru giderememiştir" (bk. aynı karar, parag. 33).
23. Mahkeme, Sözleşme ihlali meydana gelmemiş olsaydı, yargılamanın sonucunun ne olacağı konusunda bir spekülasyonda bulunamaz; sonucun muhtemelen başvurucu lehine olacağını gösteren her hangi bir şey yoktur. Başvurucunun bu noktada ileri sürdüğü argümanlar ikna edici değildir.
Oudenaarde Mahkemesinin ve Ghent Üst Mahkemesinin kararlarını verdikleri tarihlerde, henüz dava zamanaşımı dolması meselesi ortaya çıkmamıştır. Bunun dışında, Temyiz Mahkemesi Ghent Üst Mahkemesi kararını bozmuş olsaydı, De Cubberin tutuklanmadan önce işlemiş olduğu suçlara dava zamanaşımının uygulanacağı ve böylece tutukluluğu "geçersiz" kılacağı kanıtlanamamıştır.
Yine, De Cubberin geçerliliğine itiraz ettiği "şartlı hapis cezası" (bk. yukarıda parag. 16), aslında infaz edilmiştir. Her halükarda bu ceza, 4 Şubat 1980 tarihinde Ghent Üst Mahkemesi tarafından verilen 20,000 Belçika Frangı para cezasını ödememe halinde, çekilecek olan üç aylık hapis cezasından oluşan, aslında alternatif bir yaptırımdır.
Son olarak, 26 Haziran 1986 tarihinde verilen ve 6 Mart 1987 tarihinde Brüksel Üst Mahkemesi tarafından onaylanan yeni cezaya yol açan yargılama (bk. yukarıda parag. 14), konuyla ilgili görülemez; çünkü, Oudenaarde Mahkemesinin bizzat kendisi, 29 Haziran 1979da, sanığın suça itiyadlı olduğunu kaydetmiştir (bk. 26.10.1984 tarihli De Cubber (Esas hk) kararı, parag. 12).
Kısacası, Sözleşmenin ihlali ile mahpusluğun uzunluğu arasında bir nedensellik bağı tespit edilememiştir.
24. Öte yandan, daha önce soruşturma yargıcı olarak hareket etmiş bir kişinin daha sonra dava mahkemesi heyetinde yer alması, De Cubberin bir ölçüde haklı kuşku duymasına yol açmıştır (bk. 26.10.1984 tarihli De Cubber (Esas hk) kararı, parag. 30). Bu noktada başvurucu, Strasbourg kararıyla tamamen giderilemeyen manevi bir zarara uğramıştır. Sözleşmenin 50. maddesinin gerektirdiği gibi hakkaniyet ölçüsüne (bk. diğer kararlar arasında, ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 12.02.1985 tarihli Colozza kararı, parag. 38) dayanan Mahkeme, başvurucuya bu başlık altında 100,000 Belçika Frangı ödenmesine hükmetmiştir.
II. Ücretler ve masraflar
A. Giriş
25. Başvurucu, mahkeme giderleri ile avukatlık ücret ve masraflarının geri ödenmesini istemiştir.
Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, Sözleşmenin 50. maddesi gereğince ücretleri ve masrafları hak edebilmek için, zarar gören tarafın bu masrafları, daha sonra Komisyon ve Mahkeme tarafından tespit edilen bir ihlalin iç hukuk yoluyla önlenmesini veya düzeltilmesini sağlamak veya bundan dolayı bir giderim elde etmek için yapmış olması gerekir (bk. en yakın tarihli karar olarak, 27.07.1987 tarihli Feldbrugge kararı, parag. 14). Ayrıca, ücretlerin ve masrafların gerçekten gerekli olduğu için yapılmış olduğu ve miktar bakımından da makul olduğu gösterilmelidir (aynı yer).
B. Belçikada yapılan giderler
26. De Cubber, Belçikada yapılan giderler bakımından iki ayrı miktar talep etmiştir. Birincisi, Oudenaarde Mahkemesi tarafından 29 Temmuz 1979da hükmedilen 39,742 Belçika Frangı ile Ghent Üst Mahkemesi tarafından 4 Şubat 1980 tarihinde hükmedilen 8,958 Belçika Frangı yargılama giderleridir. İkincisi, Temyiz Mahkemesi tarafından 15 Nisan 1980 tarihinde hükmedilen 8,221 Belçika Frangı yargılama gideridir.
27. Hükümet, bu konuyla ilgili bir görüş belirtmemiştir.
28. Komisyon temsilcisi, Mahkemenin Piersack kararında uyguladığı kriteri zikretmiş ve bu talebin makul olduğu görüşünü ifade etmiştir.
29. Mahkemeye göre ise, Oudenaarde Mahkemesi ile Ghent Üst Mahkemesi önündeki yargılama giderleri ile tespit edilen ihlal arasında nedensellik ilişkisi bulunmadığından, bunların geri ödenmelerine hükmedilemez.
Öte yandan, başvurucunun Temyiz Mahkemesine bizzat yaptığı temyiz başvurusuyla ilgili yargılama nedeniyle yargılama giderlerinin ödenmesine hakkı bulunmaktadır; çünkü, başvurucu temyiz sebeplerinden birinde, Sözleşmenin 6. maddesinin ihlalinin, "iç hukuk yoluyla düzeltilmesini" (rectification) istemiştir. Bu miktar 8,221 Belçika Frangıdır.
C. Strasbourgdaki ücretler ve masraflar
30. Başvurucu, Sözleşme organları önündeki yargılamayla bağlantılı olarak, avukatlık ücreti için 150,000 Belçika Frangı ile çeşitli giderler için 20,000 Belçika Frangı talep etmiştir.
Başvurucu buna ek olarak, Mahkeme Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanmasıyla ilgili bir duruşma yapacak olsaydı, katlanmak zorunda kalacağı miktarın 50,000 Belçika Frangı olduğunu belirtmiştir.
31. Hükümete göre, başvurucunun 24 Eylül 1986 tarihinde talep ettiği 100,000 Belçika Frangı, kabul edilmesi mümkün bir miktardır. Ancak Hükümete göre, başvurucunun 24 Mart 1987 tarihli dilekçeyle son olarak talep ettiği miktar (bk. yukarıda parag. 8), gereksiz ve aşırıdır. Hükümet bu bağlamda, başvurucunun talep ettiği 50,000 Belçika Frangının bir varsayıma dayandığına işaret etmiştir.
32. Komisyon temsilcisi, Mahkemenin Piersack kararında uyguladığı kritere dayanarak, De Cubberin talebinin makul olduğunu ifade etmiştir.
33. Mahkeme başvurucunun, avukatının Sözleşmenin 50. maddesiyle ilgili gerçekleşmeyen duruşmaya (bk. yukarıda parag. 10) katılmasıyla ilgili talebi dışında, söz konusu masrafların gerçekten yapılmış olduğundan kuşkulanmak için bir sebep görmemektedir. Bu masrafların gerekli olarak sarf edilip edilmediği konusunda Mahkeme, De Cubberin adli yardım için başvurmadığını ve sıralanan ücret ve masrafların anormal bir yükseklikte olmadığını kaydetmektedir. O halde başvurucuya 170,000 Belçika Frangı geri ödenmelidir.
III. Hükmedilen miktarların hacizden muaf tutulması talebi
34. Başvurucu Mahkemeden, Sözleşmenin 50. maddesine göre hükmedilecek miktarın hacizden muaf tutulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Başvurucu böyle bir ihtimalin mevcudiyeti konusunda her hangi bir bilgi vermemiştir.
35. Bu mesele formüle edildiği şekliyle, farazi ve soyuttur. Buna göre, özellikle de Komisyon temsilcisi ve Hükümet tarafından bir görüş belirtilmeyen bu mesele, Mahkeme tarafından karara bağlanacak bir mesele değildir.
Bu Gerekçelerle Mahkeme Oybirliğiyle,
1. Belçika Krallığının başvurucuya, zararları ile katlandığı ücretler ve masraflar için 178,221 Belçika Frangı ödemesine;
2. Adil karşılık için diğer taleplerinin reddine;
3. Başvurucuya ödenmesine hükmedilen miktarın haczedilmemesi konusundaki talebi hakkında bir karar vermenin gerekli olmadığına
Karar Vermiştir.
SONKARARIN YERİNE GETİRİLMESİ
BAKANLAR KOMİTESİ: DH (88) 20; 09.12.1988
Hükümetin verdiği bilgiye göre: Belçika Temyiz Mahkemesi, 23 Ocak 1985 tarihli kararıyla içtihat değişikliği yapmış olup, bu yeni içtihat daha sonra verilen birçok kararla sürdürülmüştür. Buna göre De Cubber kararına konu oluşturan olaylar bir daha tekrar etmeyecektir. Temyiz Mahkemesi, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'nin De Cubber davasında Sözleşme'nin 6(1). fıkrasına ilişkin yorumunu kabul etmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy