(AİHS m. 3, 8, 13, 14)
Karar Tarihi: 28.05.1985
Başvuru no: 9214/80
DAVANIN ESASI (ÖZET)
Bayan başvurucular (Nargis Abdülaziz başvuru tarihinde ya vatansız ya da Malawi vatandaşı, Acely Cabales Filipinler vatandaşı, Sohair Balkandali Birleşik Krallık ve Koloniler vatandaşı) hukuka uygun ve sürekli olarak Birleşik Krallıkta yerleşmiş durumdadırlar. O tarihte yürürlükte olan göçmenlik kurallarına (immigration rules) göre başvurucuların kocalarına, Birleşik Krallıkta kendileriyle birlikte kalmalarına veya kendileriyle birlikte yerleşmelerine, sırf koca oldukları için izin verilmemiştir. Başvurucular bu olay nedeniyle cinsiyet ve ırk, bayan Balkandali ayrıca doğum esasına dayanan ayrımcılık yasağına karşı uygulamanın mağduru olduklarını, Sözleşmenin 3, 8. maddelerinin tek başına veya 14. maddeyle bağlantılı olarak ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca, Sözleşmenin 13. maddesine aykırı olarak, bu iddiaları bakımından etkili bir hukuk yolu bulunmadığını iddia etmişlerdir.(10)
I. Konuyla ilgili iç hukuk ve uygulama
Mahkemenin kararında 10 sayfalık bu bölüm, şu başlıklar altında incelenmiştir: A. Tarihçe ve Ardalan (parag. 11-12); B. 1971 tarihli Göçmenlik Yasası (parag. 13-15); C. Göçmenlik Kuralları (parag. 16-19); D. Bu davaya yol açan olaylar dönemindeki durum: 1. Giriş (parag.20-22); 2. Eşiyle bir araya gelmek isteyen veya eşle birlikte yerleşmek isteyen "patrial olmayanlar" (parag. 23); 3. Birleşik Krallıkta yerleşik durumda eşiyle kalmak isteyen "patrial olmayanlar (parag. 24); 4. Kalma izni konusunda genel düşünceler (parag. 25); E. Sonraki gelişmeler: 1. Giriş (parag. 26), 2. 1982 tarihli göçmenlik kuralları (parag. 27-29); 3. 1983 tarihli göçmenlik kuralları (parag. 30-32); F. Yaptırımlar (parag. 33); G. Üst başvurular (parag. 34-37); H. İstatistikler (parag. 38).
II. Dava Konusu olaylar
Mahkemenin kararında 5 sayfalık bu bölüm, başvurucuların başından geçen olayları, şu başlıklar altında anlatmaktadır: A. Bayan Abdülaziz (parag. 39-43); B. Bayan Cabales (parag. 44-49); C. Bayan Balkandali (parag. 50-54).
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
55. Bayan Abdulaziz 11 Aralık 1980de, bayan Cabales ile bayan Balkandali 10 Ağustos 1981de Komisyona başvurmuşlardır. Her üç başvurucu, Parlamento tarafından izin verilmiş 1980 yılı Kuralları içinde yer alan maddelere ve Sözleşmeye aykırı bir uygulama nedeniyle mağdur olduklarını ileri sürmüşler; Sözleşmenin 3, 8 (tek başına veya 14. maddeyle birlikte) ve 13. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
56. Komisyon 11 Mayıs 1982de bu üç başvurunun kabuledilebilir olduğu sonucuna varmış ve başvuruların birleştirilmesine karar vermiştir.
Komisyon 12 Mayıs 1983 tarihli raporunda:
- Sözleşmenin 8. maddesiyle bağlantılı olarak cinsiyet ayrımcılığı esasından 14. maddenin ihlal edildiği (oybirliğiyle);
- Sözleşmenin 8. maddesiyle bağlantılı olarak ırk ayrımcılığı esasından ihlal edilmediği (üçe karşı dokuz oy);
- Bayan Balkandaliya 1980 tarihli Kurallarının ilk uygulanışının, Sözleşmenin 8. maddesiyle bağlantılı olarak doğum esasından 14. maddesinin ihlal edildiği (bir çekimsere karşı on bir oy);
- Sözleşmenin 3, 8 ve 14. maddeleri bakımından şikayetleri konusunda 13. maddenin ihlal edildiği (bir karşı on bir oy);
- meseleyi Sözleşmenin 3 ve 8. maddeleri ışığında ayrıca incelemenin gerekli olmadığı,
görüşünü açıklamıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal iddiası
58. Başvurucular, Sözleşmenin 8. maddesiyle güvence altına alınan aile yaşamına saygı haklarını ihlal eden bir uygulama nedeniyle mağdur olduklarını iddia etmişlerdir. Sözleşmenin 8. maddesi şöyledir:
"1. Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda gerekli bulunan müdahalelerin dışında, kamu makamları tarafından hiç bir müdahale yapılamaz."
A. Sözleşmenin 8. maddesinin uygulanabilirliği
59. Hükümetin birincil savunmasına göre, Sözleşmenin 8. maddesi veya diğer hangi bir maddi hükmü, göçmen kontrolüne (immigration control) uygulanamaz; çünkü buna uygulanacak tek uygun hüküm, Dördüncü Protokoldedir. Hükümete göre Dördüncü Protokolün, Başlangıcında da belirtildiği gibi, Sözleşmenin I. Bölümünde korunan haklara ilave haklar getirmeyi hedeflemiş olması, göçmenlik alanındaki hakların Sözleşmede, hele 8. maddesinde henüz hiç düzenlenmemiş olduğunu açık bir şekilde göstermektedir. Kaldı ki başvurucular, Birleşik Krallık tarafından onaylanmamış bir belge olan Dördüncü Protokol ile bile yabancılara sağlanmamış bir hak iddiasında bulunmaktadırlar.
Komisyon bu savunmayı kabuledilebilirlik aşamasında reddetmiştir. Komisyon bu sonuca varırken, şimdi başvurucuların dayandıkları, kendisinin yerleşik içtihadını teyid etmiştir. Bu içtihada göre, bir yabancının bir ülkeye girme ve kalma hakkı, Sözleşmede güvence altına alınan bir hak değildir; fakat göçmenlik kontrolü Sözleşme yükümlülüklerine uygun bir şekilde kullanılmalıdır; ve bir kimsenin aile üyelerinin yaşadığı bir Devletten çıkarılması, Sözleşmenin 8. maddesi bakımından bir sorun doğurabilir.
60. Mahkeme, Hükümetin savunmasını kabul edememektedir.
Başvurucular koca değil, onların eşleridir; Birleşik Krallıka girme ve kalma izinlerinin reddedildiğinden değil, fakat bu ülkede hukuka uygun olarak yerleşmiş kişiler olarak, burada eşleriyle birlikte yaşamaktan yoksun bırakılmış (bayan Cabales) veya yoksun bırakılma tehdidi altında kalmış (bayan Abdulaziz ve bayan Balkandali) olmaktan şikayetçi olmuşlardır.
Mahkeme her şeyden öte, Sözleşme ve Protokollerinin bir bütün olarak okunması gerektiğini hatırlatır; sonuç olarak, esas itibarıyla hükümlerinden biriyle ele alınan bir mesele, bazı yönlerden başka hükümlerine de girebilir (bk. 23.07.1968 tarihli "Belçikada Eğitim Dili Davası" kararı, parag. 7). O halde, bir ülkeye girme hakkının bazı yönleri, kendisiyle bağlı Devletler bakımından Dördüncü Protokol tarafından düzenlenmiş ise de, göçmenlik alanında yapılan işlemlerin, Sözleşmenin 8. maddesindeki aile yaşamına saygı hakkını etkileyebileceği ihtimali hariç tutulamaz. Bu nedenle Mahkeme, bu noktada Komisyona katılmaktadır.
61. Hükümet, Sözleşmenin 8. maddesinin uygulanabilir olmadığı konusundaki iddialarını destekleyen iki alternatif argüman daha ileri sürmüştür.
İlk olarak, Sözleşmenin 8. maddesinin sadece mevcut aile yaşamını güvence altına aldığı söylendiği halde, söz konusu çiftler, erkekler için Birleşik Krallıka girme veya kalma izni için talepte bulundukları tarihte, bu ülkede aile yaşamından yararlanmanın meşru beklentisi içinde olan bir aile yaşamları bulunduğu kanıtlayamamışlardır.
İkinci olarak, bu çiftlerin (erkeklerin vatandaşı oldukları) Portekiz, Filipinler veya Türkiyede birlikte yaşamalarına bir engel olmadığı için, aslında Sözleşmenin 8. maddesinde güvence altına alınmamış bir şeyi, yani ikamet etmek istedikleri ülkeyi seçme hakkını talep etmektedirler.
Başvurucular bu iddialara karşı çıkmışlardır. Komisyon ise başvuruları tek başına 8. maddeye göre incelememiş olmakla birlikte, bu maddenin kapsamı dışında kalmadıklarını kabul etmiştir.
62. Mahkeme, Sözleşmenin 8. maddesinin aile yaşamına saygı hakkını güvence altına alırken, "bir ailenin mevcudiyetini varsaydığını" hatırlatır (bk. 13..06.1979 tarihli Marckx kararı, parag. 31). Ancak bu demek değildir ki, kurulmak istenen bütün aileler bu maddenin kapsamı dışında kalır. "Aile" kelimesi başka hangi anlama gelirse gelsin, Hükümetin dediği türden bir aile yaşamı, henüz tamamıyla kurulmış olmasa bile, bay ile bayan Abdulaziz ve bay ile bayan Balkandali tarafından akdedilmiş kanuni ve samimi bir evlilikten doğan bir ilişkiyi içermelidir. Bu evlilikler, Sözleşmenin 8. maddesinin gerektirebileceği saygıyı görmeye yeterli sayılmalıdır.
Kaldı ki, evli bir çift söz konusu olduğunda, "aile yaşamı" ifadesi, normal şartlarda bir arada yaşamayı (cohabitation) kapsar. İkinci kelime (yaşam), Sözleşmenin 12. maddesiyle güçlendirilmiştir; çünkü bir aile kurma hakkının, birlikte yaşama hakkını kapsamayacağını düşünmek pek mümkün değildir. Mahkeme bunun yanında, bay ile bayan Abdulazizin sadece evlilik akdetmekle kalmadıklarını, ama ayrıca bay Abdulazizin Birleşik Krallıkta kalması için izin talebinin reddedilmesinden önce, belirli bir süre birlikte yaşadıklarını kaydeder (bk. yukarıda parag. 40-41). Bay ile bayan Balkandali de, bay Balkandalinin bir öğrenci olarak kalma süresi sona erip uzatma talebi reddedilinceye kadar evlenmemiş olmalarına rağmen birlikte yaşamışlar ve bir erkek çocukları olmuştur; bay Balkandalinin bir koca olarak kalma izni başvurusu reddedildiği sırada, birlikte yaşamaları devam ediyordu (bk. yukarıda parag. 51-52).
63. Bayan Cabalesin evliliğinin geçerliliği konusunda soru işareti bulunduğu (bk. yukarıda parag. 48) dikkate alındığında, onun durumu ayrı olarak ele alınma lıdır. Hükümet olayın şartları içinde, onun başvurusunun konu bakımından kabuledilemez olduğunu ve bu nedenle Mahkeme tarafından incelenemeyeceğini savunmuştur.
Bu savunma kabuledilebilirlik terimleriyle çerçevelenmiş ise de, Mahkeme bu savunmanın başvurunun esasına yöneldiği ve bu nedenle onu bu temelde ele almanın doğru olacağı görüşündedir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 09.10.1979 tarihli Airey kararı, parag. 18).
Mahkeme, Filipinler hukukunun etkisiyle ilgili ortaya çıkan görüşler arasındaki ayrılığı çözmek zorunda olduğunu düşünmemektedir. Bay ile Bayan Cabales bir törenle evlenmişlerdir (bk. yukarıda parag. 45). Mahkemenin önündeki deliller, evlenmiş olduklarına inandıklarını ve birlikte yaşamak ve normal bir aile yaşamı sürdürmek istediklerini göstermektedir. Gerçekten daha sonra birlikte yaşamışlardır. Olayın şartları içinde, bu suretle kurulan ilişkiler, Sözleşmenin 8. maddesinin uygulanması için yeterlidir.
64. Geriye Hükümetin, ikametgah ülkesi seçimiyle ilgili argümanı kalmıştır. Mahkeme bu iddianın daha çok, varolduğu kabul edilmesi gereken aile yaşamına saygının derecesine girdiğini düşünmekte olup, bunu o bağlamda inceleyecektir (bk. aşağıda parag. 68).
65. Özetlenecek olursa, her bir başvurucu, Sözleşmenin 8. maddesi anlamında yeterli ölçüde bir "aile yaşamı"na sahip olduğundan, bu madde mevcut davada uygulanır.
Meselenin önemine binaen Mahkeme, Komisyondan farklı olarak Sözleşmenin 8. maddesinin tek başına ihlal edilip edilmediğine de karar vermesi gerektiğini düşünmektedir.
B. Sözleşmenin 8. maddesine uygunluk
66. Başvurucular kendileriyle ilgili olaylarda, Birleşik Krallığın kendi egemenlik alanında koruması gereken aile yaşamına saygının, bir kimsenin vatandaşı olduğu veya hukuka uygun olarak ikamet ettiği Devlette evini kurma hakkını da içerdiğini iddia etmişlerdir; başvuruculara göre sadece 8(2). fıkra hükümlerine tabi olarak, yurtdışına çıkmak veya eşinden ayrılmak ikilemi karşısında bırakılmak bu prensiple bağdaşmaz. Dahası fiili engel, hukuki engel kadar önemlidir; çünkü çiftlerin Portekizde, Filipinlerde veya Türkiyede yaşamalarına hukuken bir engel yoksa da, kendileri için ağır zorluklar yaratacak veya yaratmış olacaktır (bk. yukarıda parag. 43, 49 ve 54).
67. Mahkeme, Sözleşmenin 8. maddesinin amacının esas itibarıyla bireyi kamu makamlarının keyfi müdahalelerine karşı korumak ise de, buna ek olarak, aile yaşamına etkili bir şekilde "saygı"ya içkin olan pozitif yükümlülükler de bulunabileceğini hatırlatır (bk. yukarıda geçen Marckx kararı, parag. 31). Ancak özellikle pozitif yükümlülükler söz konusu olduğunda, "saygı" kavramının çok kesin bir tanımı yoktur; Sözleşmeci Devletlerde karşılaşılan durumlar ve izlenen uygulamalardaki farklılıklar dikkate alındığında, bu kavramın gerekleri olaydan olaya önemli ölçüde değişir. O halde bu alan, Sözleşmeci Devletlerin, toplumun ve bireylerin ihtiyaçlarını ve kaynaklarını gereği gibi göz önünde tutarak Sözleşmeye uygunluğu sağlamak için atılacak adımları belirlerken geniş takdir alanı kullandıkları bir alandır (bk. diğerleri arasında, ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte yukarıda geçen "Belçikada Eğitim Dili Davası" kararı, parag. 5; 27.10.1975 tarihli Belçika Ulusal Polis Sendikası kararı, parag. 39; yukarıda geçen Marckx kararı, parag. 31; ve 28.11.1984 tarihli Rasmussen kararı, parag. 40). Özellikle incelenmekte olan bu alanda bir Devletin ülkesine yerleşmiş göçmenlerin akrabalarını kabul yükümlülüğü, söz konusu kişilerin içinde bulundukları özel şartlara göre değişir. Dahası Mahkeme, mevcut olayın sadece aile yaşamıyla değil, ama aynı zamanda yerleşik uluslararası hukukun bir gerçeği olarak ve andlaşma yükümlülüklerine tabi olarak, bir Devletin vatandaşı olmayanların (non-nationals) kendi ülkesine girişlerini kontrol hakkına sahip olduğu göçmenlikle ilgili bir olay olduğunu ihmal edemez.
68. Mahkeme mevcut davanın, diğer bir ülkede sahip oldukları ailelerini Birleşik Krallıkta yerleşme statüsü alıncaya arkalarında bırakan göçmenlerle ilgili olmadığını gözlemlemektedir. Başvurucular tek başlarına Birleşik Krallıka yerleştikten sonra evlilik akdetmiş kişilerdir (bk. yukarıda parag. 39-40, 44-45 ve 50-52). Sözleşmenin 8. maddesinin Sözleşmeci Devlete yüklediği görevin, evli çiftlerin evlenme suretiyle ikamet edecekleri ülkeyi seçmelerini ve aynı ülke vatandaşı olmayan eşlerin bu ülkede yerleşmelerini kabul etme gibi, genel bir yükümlülüğü kapsadığı düşünülemez.
Mevcut davada başvurucular, kendi ülkelerinde veya kocalarının ülkelerinde aile kurmaları için engeller bulunduğunu veya niçin bunu istemediklerine ilişkin özel sebeplerin varlığını göstermemişlerdir.
Buna ek olarak, evlilikleri sırasında:
(i) Bayan Abdulaziz, kocasının Birleşik Krallıka sadece bir ziyaretçi olarak sınırlı bir dönem için kabul edildiğini ve sürekli kalmak için bir başvuruda bulunmasının gerekeceğini biliyordu ve yayınlanmış olan tasarının hükümlerine (bk. yukarıda parag. 20) göre de, bu başvurusunun muhtemelen reddedileceğini bilebilirdi;
(ii) Bayan Balkandali, kocasının bir öğrenci olarak kalma izin süresinin sona ermiş olduğunu ve bu nedenle onun Birleşik Krallıkta ikamet etmesinin hukuka aykırı bulunduğunu ve o tarihlerde yürürlükte olan 1980 tarihli Kurallara göre yerleşme talebinin kabul edilmeyeceğini fark etmiş olmalıdır.
Bay Cabales ile Birleşik Krallıkta birlikte yaşamamış olan Bayan Cabales ise, eşlerinin ülkeye girişi için izin gerekeceğini ve o tarihte yürürlükte olan kurallara göre bunun reddedileceğini biliyor olmalıdır.
69. Buna göre aile yaşamına "saygısızlık" bulunmamakta ve böylece tek başına ele alınan Sözleşmenin 8. maddesi ihlal edilmemiş olmaktadır.
II. Sözleşmenin 8. maddesiyle birlikte ele alınan 14. maddesinin ihlali iddiası
A. Giriş
70. Başvurucular, aile yaşamlarına saygı hakkının korunmasında, cinsiyet, ırk ve ayrıca Balkandali olayında doğum esasına dayanan haksız farklı muamelelerin bir sonucu olarak, Sözleşmenin 8. maddesiyle birlikte ele alınan 14. maddesinin ihlal mağduru olduklarını iddia etmişlerdir. Sözleşmenin 14. maddesi şöyledir:
"Bu Sözleşmede beyan edilen hak ve özgürlüklerin kullanılması cins, ırk, renk, dil, din, siyasal veya başka bir inanç, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa mensup olma, mülkiyet, doğum veya başka bir statü gibi her hangi bir nedenle ayrımcılık yapılmaksızın güvence altına alınır."
Hükümet, mevcut davada Mahkemenin Sözleşmenin 8. maddesini uygulanabilir bulması halinde, ırk esasına dayanan her hangi bir farklı muamele bulunmadığı, cinsiyet ile doğum esasına dayanan farklı muamelelerin de objektif ve makul haklılıkları bulunduğu ve izlenen amaçlarla orantılı oldukları gerekçesiyle, Sözleşmenin 14. maddesine uygun olduklarını savunmuştur.
71. Mahkemenin yerleşik içtihadına göre Sözleşmenin 14. maddesi, Sözleşmenin ve Protokollerin diğer maddi hükümlerini tamamlamaktadır. Sözleşmenin 14. maddesinin bağımsız bir varlığı yoktur; çünkü sadece, bu maddi hükümlerle korunan "hakların ve özgürlüklerin" kullanılmasıyla bağlantılı olarak bir sonuç doğurur. Sözleşmenin 14. maddesinin uygulanması, bu maddi hükümlerin ihlal edilmiş olmasını zorunlu kılmasa ve bu çerçevede özerk bir anlama sahip olsa bile, tartışma konusu olaylar bir veya birden fazla maddi hükmün kapsamına girmedikçe, 14. maddeyi uygulama imkanı yoktur (bk. diğerleri arasında yukarıda geçen Rasmussen kararı, parag. 29).
Mahkeme Sözleşmenin 8. maddesinin uygulanabilir olduğu sonucuna varmıştır (bk. yukarıda parag. 65). Birleşik Krallık, bay Abdulazizin, bay Cabalesin ve bay Bakandalinın yerleşme taleplerini kabul etmek zorunda olmadığı için, Mahkeme de Sözleşmenin 8. maddesinin tek başına ihlal edilmediği sonucuna varmasına (bk. yukarıda parag. 68-69) rağmen, söz konusu olaylar 8. maddenin kapsamına girmektedir. Bu konuda, ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, Belçika Ulusal Polis Sendikası davasıyla bir paralellik kurulabilir (bk. 27.10.1975 tarihli Belçika Ulusal Polis Sendikası kararı, parag. 45).
O halde, Sözleşmenin 14. maddesi davada uygulanabilir.
72. Sözleşmenin 14. maddesi bakımından bir muameledeki farklılık, "objektif ve makul bir haklılığa sahip değilse", yani "meşru bir amaç" izlemiyorsa veya "kullanılan araçlar ile gerçekleştirilmek istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi" bulunmuyorsa, ayrımcılık oluşturur (bk. diğerleri arasında, yukarıda geçen "Belçikada Eğitim Dili Davası" kararı, parag. 10; yukarıda geçen Marckx kararı, parag. 33; ve yukarıda geçen Rasmussen kararı, parag. 38).
Sözleşmeci Devletler, benzer durumlardaki farklılıkların, hukuken de farklı bir muameleyi haklı kılıp kılmadığını ve kılıyorsa hangi ölçüde kıldığını takdir ederken, belirli bir "takdir alanı"ndan yararlanırlar (bk. yukarıda geçen Rasmussen kararı, parag. 49); fakat bu konuda nihai kararı vermek, Mahkemeye düşen bir görevdir.
73. Mevcut davanın özel şartları içinde Mahkeme, bir ayrımcılık niteliğinde olduğu iddia edilen muamelenin dayandırıldığı üç esası sırasıyla incelemesi gerektiğini düşünmektedir.
B. Cinsiyet esasına dayanan ayrımcılık iddiası
74. Cinsiyete dayanan ayrımcılık iddiası konusunda, 1980 yılı Kurallarına göre, Birleşik Krallıkta yerleşmiş bir erkeğin, yine buraya yerleşmiş bir kadından, vatandaşı olmayan eşinin yerleşmek üzere girmesi ve kalması için izin elde etmesinin daha kolay olduğu tartışmalı değildir (bk. yukarıda parag. 23-25). Tartışma, bu farklılığın objektif ve makul bir haklılığa sahip olup olmadığı sorusu üzerinde odaklaşmıştır.
75. Hükümete göre, şikayet konusu farklı muamele "ilksel göçmenliği" (primary immigration) kısıtlama amacına sahip olup, yüksek işsizlik oranının bulunduğu bir dönemde iç emek piyasasını koruma ihtiyacı bunu haklı kılmaktadır. Hükümet, bu alanda Sözleşmeci Devletlerin yararlandıkları takdir alanına kuvvetli vurgu yapmış ve istatistiksel olarak anlattıkları olguya özel bir önem vermiştir. Buna göre, erkekler kadınlardan daha fazla iş aramaktadırlar; bunun sonucu olarak erkek göçmenler, emek piyasası üzerinde bayan göçmenlere göre daha fazla etkiye sahiptirler. Ayrıca Hükümet, 1980 yılı Kurallara bağlı olarak, Birleşik Krallıkta yerleşmeleri kabul edilen kocaların yıllık sayısındaki 5,700lük düşüşün de (bk. yukarıda parag. 38/e) önemli olduğu iddia edilmiştir. Bu düşüşe yıllar içindeki toplam etkisiyle ve yerleşme kabullerinin toplam sayısıyla ilişkisi açısından bakıldığında, daha da önem kazandığı söylemiştir.
Başvurucular bu görüşe karşı çıkmışlardır. Başvuruculara göre Hükümetin savunması, kadının modern rolünü, erkeklerin serbest çalışabileceklerini ve ayrıca bay Balkandalinin durumunun da örneklediği gibi (bk. yukarıda parag. 53), iş aramaktan çok iş yaratabileceğini ihmal etmektedir. Dahası, Hükümetin verdiği 5,700 sayısı önemsiz olup, çeşitli sebeplerle güvenilir de değildir (bk. yukarıda parag. 38/e/son).
76. Hükümet daha sonra söz konusu tedbirleri, yerli nüfusa olduğu kadar yerleşik göçmenlere de yarar sağlayan etkili bir göçmenlik kontrolünü sürdürme ihtiyacının haklı kıldığını iddia etmiştir. Göçmenlik toplumda gerginliklere sebep olmuştur; Hükümetin amacı kamusal sükuneti geliştirmektir; ılımlı ve adil bir kontrol, Birleşik Krallıkta yaşayan farklı topluluklar arasında iyi ilişkiler kurulmasını sağlamıştır.
Başvurucular bunu, Birleşik Krallık nüfusundaki ırksal önyargıların, bu tedbirlere bir haklılık sebebi olarak ileri sürülemeyeceği şeklinde yanıtlamışlardır.
77. Komisyon ise raporunda, başka grupların göçü, yıllık göç ile işsizlik ve ekonomik faaliyet oranları açısından bakıldığında, Hükümetin hesabına göre, Birleşik Krallıka yerleşmeleri kabul edilen kocaların sayısında yılda 2,000lik bir düşüşün iç emek piyasası üzerindeki etkisinin, cinsiyet esasına dayalı farklı muameleyi haklı kılacak kadar büyük ve önemli olmadığını ve bu kadınların aile yaşamları üzerinde zararlı sonuçlar doğurduğunu kabul etmiştir. Dahası, Hükümetin kocaları hariç tutup bayan eşleri kabul ederken bir gerekçe olarak dayandığı erkek göçmenlerin aileleriyle yeniden bütünleşmelerine dair çoktan beri varolan bir taahhüt, cinsiyetlere eşit muamele konusundaki modern ihtiyaçlara artık cevap vermemektedir. Söz konusu Kuralların ırk ilişkilerini veya göçmen kontrollerini geliştirdiği de kanıtlanamamıştır. Bu Kurallar göçmen nüfusunda bir gücenme yaratabilirdi; üstelik, eşlerinin vatandaşı olmayan kocaların istismarlarını sınırlamanın, diğer göçmen grupların istismarlarını sınırlamaktan daha zor olduğu da kanıtlanamamıştır. Komisyon, başvurucuların aile yaşamına saygı haklarını korurken, ilgili Kuralların uygulanmasının izlenen amaçlarla orantısız olduğundan, Sözleşmenin 14. maddesine aykırı olarak cinsiyet esasına dayalı bir ayrımcılık bulunduğu sonucuna oybirliğiyle varmıştır.
Komisyon temsilcisi Mahkeme önündeki duruşmada, Komisyonun vardığı bu sonucun, yerleşmeleri için kabul edilen kocaların sayısında aslında yıllık 5,700lük bir düşüş bulunduğu şeklinde Hükümetin yaptığı sayı değişikliğinden etkilenmediğini söylemiştir.
78. Mahkeme, 1980 yılı Kurallarının iç emek piyasasını koruma amacına sahip olduğunu kabul etmektedir. Başvurucuların dediği gibi, "Birleşik Krallık ecdatlığı"nın ve "çalışma tatili" kurallarının (bk. yukarıda parag. 20) kaldırılmış olmasıyla bu amacın daha da ileriye götürülmüş olması, Mahkemenin bu tespitini hiçbir şekilde değiştirmemektedir. Mahkeme, başvurucuların da dayandığı Parlamento tartışmalarında, bununla çelişen belirleyici bir delil görememiştir. Birleşik Krallıkta 1980 yılındaki işsizliğin, sonraki yıllara göre daha düşük olduğu doğrudur; fakat yine de, belirli bir düzeye varmış olup, önceki yıllarla karşılaştırıldığında önemli bir artış görülmüştür (bk. yukarıda parag. 38/d).
Yukarıda sözü edilen amaç, hiç kuşkusuz meşru bir amaç olmakla birlikte bu amaç, Birleşik Krallıkta yerleşmiş bir yandan erkek göçmenlerin vatandaşı olmayan bayan eşleri veya nişanlılarına ve diğer yandan bayan göçmenlerin vatandaşı olmayan kocaları veya nişanlılarına ülkeye girmeleri ve kalmaları için izin elde etme konusunda 1980 yılı Kurallarında farklılık yaratılmasını kendiliğinden haklı kılmaz.
Sözleşmeci Devletler, benzer durumlardaki farklılıkların, farklı muameleyi haklı kılıp kılmadığını, kılıyorsa, hangi ölçüde kıldığını takdir etseler bile, bu takdir alanının kapsamı koşullara, konuya ve ardalana göre değişir (bk. yukarıda geçen Rasmussen kararı, parag. 40).
Mevcut meseleyle ilgili olarak, cinsiyetlerin eşitliğini ilerletmenin bugün Avrupa Konseyine üye Devletlerin başlıca hedeflerinden bir olduğu söylenebilir. Bu demektir ki, cinsiyet esasına dayanan bir farklı muamelenin Sözleşmeye uygun görülebilmesi için, çok güçlü sebepler bulunmalıdır.
79. Mahkemeye göre, yukarıda 75. paragrafta özetlenen Hükümetin argümanları ikna edici değildir.
"Ekonomik olarak aktif olan" çalışabilir erkek oranının, çalışabilir kadın oranına göre daha yüksek olduğu (Büyük Britanyada erkeklerde yüzde 90, kadınlarda yüzde 63) ve karşılaştırılabilir rakamların göçmenler için de değerini koruduğu (istatistiklere göre, Hint yarımadasından gelen göçmenlerin erkeklerde de yüzde 86 ve kadınlarda yüzde 41, Batı Hint Adaları ve Guyanadan göçmenlerin erkeklerin yüzde 90 ve kadınlarda 70) doğru olabilir (bk. yukarıda parag. 38/d).
Ne var ki bu durum, göçmen bayan eşler ile göçmen kocaların, Birleşik Krallıktaki emek piyasası üzerindeki etkilerinin fiiliyatta da aynı farklılıkları bulunduğunu veya 1980 yılı Kurallarının etkisi nedeniyle bulunmuş olacağını göstermemektedir. Bu bağlamda diğer faktörler de dikkate alınmalıdır. "Ekonomik olarak aktif olmak", bir kimsenin her zaman iş aradığı anlamına gelmez. Dahası, bayanlara göre daha fazla sayıdaki erkek iş aramaya eğilimli olmasına rağmen, 1980 yılı Kurallarının çıkmasından önce, bir çoğu "ekonomik olarak aktif" de olan göçmen bayan eşlerin sayısı, göçmen erkeklerin sayısından daha da fazlaydı (bk. yukarıda parag. 38/e). Bu karıların "ekonomik olarak aktif" olanlarının önemli bir kısmı part-time işlerde çalışmakla birlikte, kadın göçmenlerin iç emek piyasası üzerindeki etkisi erkeklerle karşılaştırıldığında hafife alınamayacak kadar büyüktür.
Her halükarda Mahkeme, erkekler ile kadınlar arasında iç emek piyasası üzerinde yine de varolabilecek farklılığın, Birleşik Krallıkta yerleşmiş olan bir kimseye karı veya kocasının katılması imkanı konusunda, farklı muamelede bulunmayı haklı kılacak kadar önemli olduğuna ikna olmamıştır.
80. Hükümet bu bağlamda, kendi hesaplamalarına göre, yerleşmeleri kabul edilen kocaların sayısında yıllık 5,700lük (Komisyon raporunda ise 2,000lik) düşüşe yol açan 1980 yılı Kuralların içerdiği kısıtlamaların, kocaların göçü üzerindeki etkisinin önemini vurgulamıştır.
Mahkeme, 5,700 rakamının doğruluğu üzerinde bir sonuca varmaksızın, o tarihte iddia edilen düşüşün Birleşik Krallıkta önemli bir işsizlik artışıyla rastlaştığını ve bu düşüşün bir kısmına 1980 yılı Kurallarının kendisinden çok ekonomik koşulların neden olduğunu (bk. yukarıda parag. 38/d ve e) Hükümetin de kabul ettiğini kaydeder.
Her halükarda yukarıdaki 79. paragrafta belirtilen sebeplerle gerçekleştirilen düşüş, erkekler ile kadınlar arasında farklı muamelede bulunmayı haklı kılmaz.
81. Mahkeme, Hükümetin de söylediği gibi, 1980 yılı Kurallarının kamusal sükuneti ilerletme amacına da sahip olduğunu kabul eder. Ancak Mahkeme, bu amacın söz konusu kurallarda kocalar ile bayan eşler arasında bir ayrım yapmak suretiyle gerçekleştirilebileceğine ikna olmamıştır.
82. Geriye, Hükümet tarafından ileri sürülen daha genel bir argümanı incelemek kalmıştır; bu argümana göre Birleşik Krallık, bazı konularda, yani ülkeye yerleşmiş olan erkeklerin vatandaşı olmayan eşlerinin ve nişanlılarının kabulü konusunda, Sözleşmenin gerektirdiğinden daha cömert davranmış olmakla, 14. maddeyi ihlal etmiş olmaz.
Mahkeme bu savunmayı kabul edememektedir. Mahkeme, Sözleşmenin 14. maddesinin, Sözleşmenin gerekleri Sözleşmedeki haklara değişik yollardan uygun davranmakla yerine getirebildiği ölçüde, Sözleşmedeki hakların kullanılmasında ayrımcılıktan kaçınmakla ilgili olduğuna işaret eder. Genel olarak Sözleşmenin 14. maddesi bakımından ayrımcılık kavramı, bir kimse veya bir grubun Sözleşme tarafından daha lehte bir muamele görmesi istenmiş olmasa bile, makul bir haklılık bulunmadan, diğerine göre daha az lehte muamele görmesi anlamına gelir.
83. Böylece Mahkeme başvurucuların, Sözleşmenin 14. maddesine aykırı olarak, cinsiyet esasına dayanan bir ayrımcılığın mağduru oldukları sonucuna varmaktadır.
C. Irk esasına dayanan ayrımcılık iddiası
84. Başvurucular ırk esasına dayanan ayrımcılık iddiaları bakımından Komisyon azınlığının görüşüne dayanmışlardır. Başvurucular, başka şeylerle birlikte, Birleşik Krallıkın bütün bir göçmen mevzuatının tarihçesine, ardalanına ve göçmen kuralları hakkındaki Parlamento müzakerelerine (bk. yukarıda parag. 11-15) göndermede bulunmuşlardır.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkarken, 1980 yılı Kurallarının ırkçı motifli olmadıklarını, bu Kuralların amacının, sadece "ilksel göçmenliği" (bk. yukarıda parag. 21) kısıtlamak olduğunu ileri sürmüştür.
Komisyon çoğunluğu bu başlık altında Sözleşmenin 14. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır. Komisyon çoğunluğuna göre göçmenlik politikalarının çoğu serbest girişi kısıtlarken, insanları milliyetleri ve dolaylı olarak da onların ırkları, etnik kökenleri ve muhtemelen renkleri esasına göre farklılaştırmaktadır. Bir Sözleşmeci Devlet "saf ırkçı nitelikte bir politika" uygulayamazken, vatandaşlarına veya çok yakın bağlantılara sahip olduğu ülkelerdeki kişilere öncelikli muamelede bulunması, "ırkçı ayrımcılık" oluşturmaz. Gerçekten ırk esasına dayanan bir farklı muamele bulunduğuna dair bir delil olmadığından, Birleşik Krallık kurallarının uygulamadaki sonuçlarının ırkçı ayrımcılık esasına göre tiksindirici bir şey oldukları anlamına gelmez.
Komisyon azınlığı ise bu kuralların başlıca sonucunun, Yeni Commonwealth ile Pakistandan göçü önlemek olduğunu not etmiştir. Bu bir rastlantı değildir; yasama tarihi, niyetin "renkli göçmenlerin sayısını düşürmek" olduğunu göstermektedir. Kurallar sonuçları ve amaçları bakımından dolaylı olarak ırkçıdır ve bu nedenle bayan Abdulaziz ve bayan Cabales olaylarında, Sözleşmenin 14. maddesi ihlal edilmiştir.
85. Mahkeme bu konuda Komisyon çoğunluğunun görüşüne katılmaktadır.
Birleşik Krallıka girmek ve yerleşmek isteyen bütün "non-patrials"lara genel olarak uygulanan 1980 yılı Kuralları, kişileri veya grupları ırk veya etnik esasına göre farklılaştıran düzenlemeler içermemektedir. Kuralların 2a bendi göçmenlik memurlarına, ülkeye girmek isteyen kişinin ırkına, rengine veya dinine göre ayrım yapmadan görevlerini yerine getirmelerine dair özel bir talimat içermektedir (bk. yukarıda parag. 20); bu kurallar dünyanın her yerinden göçmen olmak isteyen kişilerin ırk veya kökenlerine bakılmaksızın, bütün sınırlarda uygulanır.
Mahkemenin daha önce kabul ettiği gibi, 1980 yılı Kurallarının temel ve asıl amacı, yüksek işsizlik bulunan bir dönemde emek piyasasını korumak için "ilksel göçü" önlemektir. Bu demektir ki, göç konusundaki kısıtlamaları güçlendirmelerinin temelinde, ülkeye girmek isteyen vatandaş olmayanların kökenleriyle ilgili itirazlar değil, fakat o tarihte göçmen akışını önleme ihtiyacı yer almaktadır.
Kuralların karşısına aldığı kitlesel göçün, esas itibarıyla Yeni Commenwealth ve Pakistandan sözde göçmenler tarafından oluşturulması ve sonuç olarak o tarihte başkalarına göre çok daha az beyaz insanın etkilenmiş olması, bu kuralların ırkçı nitelikte olduğunu kabul etmek için yeterli değildir. Bu durum 1980 yılı Kurallarının içeriğinden kaynaklanan bir sonuç değil, fakat göç etmek isteyenler arasında bazı grupların diğerlerine sayıca daha fazla olmasından kaynaklanan bir sonuçtur.
Mahkeme yukarıda anlatılanlardan, 1980 yılı Kurallarının ırk esasına dayanan bir ayrım yapmadığı ve o halde ayrımcılık niteliğine sahip olmadığı sonucuna varmaktadır. Başvurucuların aşağıdaki iki argümanı, varılan bu sonucu değiştirmemektedir.
(a) Ülkeye girmek isteyenlerin karılarının veya nişanlılarının, Birleşik Krallıkta doğmuş olmaları veya Birleşik Krallıkta doğmuş bir anne babaya sahip olmaları şartı ve ayrıca "Birleşik Krallık ecdat kuralı" (bk. yukarıda parag. 23, 24 ve 20), belirli bir etnik kökenden olanların lehine olduğu söylenmiştir. Ne var ki Mahkeme bu hükümleri, Birleşik Krallıkla yakın bağlantısı bulunan kimseleri yararlandırmayı hedefleyen ve kuralların genel niteliğini etkilemeyen istisnalar olarak görmektedir.
(b) Evlenen veya evlenme niyetinde olan tarafların birbirlerini görmüş olmaları şartının (bk. yukarıda parag. 22-24), görücü usulü evliliklerin (arranged marriage) geleneksel olduğu Hint Yarımadasından olan bireylerin aleyhine işlediği söylenmiştir. Ne var ki, Mahkemenin görüşüne göre böyle bir şart, ırkçı ayrımcılığın bir belirtisi olarak ele alınamaz; bu şartın temel amacı sahte evlilik veya nişanlılıklar yoluyla kuralların dolanılmasını önlemektir. Kaldı ki, bu şartın mevcut davayla hiçbir ilgisi yoktur.
86. Buna göre Mahkeme, başvurucuların ırk esasına dayanan bir ayrımcılığın mağduru olmadıkları görüşündedir.
D. Doğum esasına dayanan ayrımcılık iddiası
87. Bayan Balkandali ayrıca, 1980 yılı Kurallarına göre sadece kendileri veya anne babasından biri Birleşik Krallıkta doğmuş kadınların, kocalarının burada yerleşmesini kabul ettirebildikleri için (bk. yukarıda parag. 23-24), Birleşik Krallıkta yerleşmiş olanlar ile Birleşik Krallık ve Koloniler vatandaşı kadınlar arasında doğum esasına dayanan bir ayrımcılığın da mağduru olduğunu iddia etmiştir.
1980 yılı Kurallarının doğum esasına dayanan bir farklılık getirdiği tartışma konusu yapılmamış, iddialar bunun objektif ve makul bir haklılığa sahip olup olmadığı sorununda odaklanmıştır.
Bayan Balkandali, Komisyon raporuna dayanmanın yanında, bu ayrımın daha sonraki göçmen kurallarından çıkarılmış olmasının (bk. yukarıda parag. 28/a), daha önce haklı olmadığını gösterdiğini ileri sürmüştür.
Hükümet, Birleşik Krallık ile yakın bağları olan kadınların evlilikten sonra kocalarıyla birlikte yurtdışında yaşamaya zorlanmaları halinde karşılaşabilecekleri güçlüklerden kendilerini kurtarma kaygısının, söz konusu farklılığı haklı kıldığını ileri sürmüştür.
Komisyon, bu farklılığın daha sonra giderilmiş olmasına rağmen, genel yararın ve belki de göçmen kurallarının geçicilik niteliğinin, kendisinin bu konuda bir görüş ifade etmesini gerektirdiğini düşünmüştür. Komisyon, bireyin kişisel koşullarını veya olayın esasını dikkate almadan sırf bir doğum olayına dayanan farklı muamelenin, Sözleşmenin 14. maddesini ihlal eden bir ayrımcılık oluşturduğu görüşüne varmıştır.
88. Mahkeme, Komisyon ile aynı görüşü paylaşamamaktadır. Hükümet tarafından zikredilen amaç, Sözleşmenin 14. maddesi bakımından hiç kuşkusuz meşru bir amaçtır. Bayan Balkandali gibi bir ülkede yıllarca yerleşik olan bir kimsenin, bu ülkede doğmamış olsa bile, bu ülke ile yakın bağlar oluşturabileceği doğrudur. Bununla birlikte, bir ülke ile bağlantısı o ülkede doğmaktan kaynaklanan kişilere özel muamele yapılması için, genellikle ikna edici sosyal sebepler vardır. O halde bu farklı muamelenin sonuçlarının orantılılık ilkesine tecavüz ettiği gösterilmediğinden, objektif ve makul haklılığa sahip olduğu kabul edilmelidir. Bu noktadaki göçmenlik kurallarının daha sonra kaldırılmış olması, varılan bu sonucu değiştirmemektedir.
89. Bu nedenler Mahkeme, bayan Balkandalinin doğum esasına dayanan bir ayrımcılığın mağduru olmadığı görüşündedir.
III. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlali iddiası
90. Başvurucular, Sözleşmenin 3. maddesine aykırı olarak, aşağılayıcı muamelenin mağduru olduklarını iddia etmişlerdir. Bu madde şöyledir:
"Hiç kimse işkenceye, insanlıkdışı veya aşağılayıcı bir muamele veya cezaya maruz bırakılamaz."
Başvuruculara göre, kendilerine yapılan bu ayrımcılık, bir hakaret oluşturmaktadır. Başvurucular ayrıca bay ve bayan Cabalesin uzun süreli ayrılıklarından ve bayan Abdulaziz ile bayan Balkandalinin katlandıkları gerilim ve stresten söz etmişlerdir.
Hükümet bu iddiaya çeşitli gerekçelerle karşı çıkmıştır. Komisyona göre ise Sözleşmenin 14. maddesi, cinsiyet ve diğer ayrımcılık biçimlerinin aşağılayıcılık taraflarının kınanmasını içselleştirmekte olup, 3. madde bakımından ayrı bir mesele bulunmamaktadır.
91. Mahkemeye göre şikayet konusu farklı muamele, başvurucuların kişiliğine yönelik bir saygısızlık yapıldığını göstermemektedir; onları aşağılama veya küçük düşürmeyi hedeflemiş olmayıp sadece yukarıda 75, 76, 78 ve 81. paragraflarda belirtilen amaçları gerçekleştirmeyi amaçlamıştır (bk. 10.02.1983 tarihli Albert ve Le Compte kararı, parag. 22). O halde bunlar, "aşağılayıcı" olarak görülemez.
Buna göre Sözleşmenin 3. maddesi ihlal edilmemiştir.
IV. Sözleşmenin 13. maddesinin ihlali iddiası
92. Başvurucular, Sözleşmenin 3, 8 ve 14. maddelerine göre şikayetleri için etkili iç hukuk yollarına sahip olmadıklarını ve buna göre Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Bu madde şöyledir:
"Bu Sözleşmede düzenlenen hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi sıfatla hareket eden kişilerden başka kimseler tarafından işlenmiş olsa da, ulusal bir makam önünde etkili bir hukuki bir yola başvurma hakkına sahiptir."
Hükümet, Mahkemenin Sözleşmenin 3, 8 ve 14. maddelerini olayda uygulanabilir bulması halinde, göçmenlik kuralları yetki devriyle çıkarılmış bir mevzuat (delegated legislation) olmamakla birlikte, Komisyon tarafından Young, James ve Webster raporunda ifade edilmiş olan prensibe, yani Sözleşmenin 13. maddesinin bir yasanın Sözleşmeye uygunluğunun kontrolünü sağlayan bir hukuk yolunu gerektirmediği prensibine girdiğini iddia etmiştir. Hükümet alternatif olarak, başvurucular için mevcut olan hukuk yollarının "etkili" olduklarını ileri sürmüştür.
Komisyon, göçmenlik kurallarının yukarıda sözü edilen prensibe girmediğini kabul etmiştir. Komisyon, şikayet için mevcut olan hukuk yollarını inceledikten sonra, Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
93. Mahkeme, bayan Abdulaziz, bayan Cabales ve bayan Balkandalinin cinsiyet esasına dayanan bir ayrımcılık mağduru olmalarının, Sözleşmeye bu bakımdan uygun olmayan normların bir sonucu olduğunu tespit etmiştir. Birleşik Krallık Sözleşmeyi iç hukukuna içselleştirmemiş olduğundan, Sözleşmenin aradığı "etkili bir hukuk yolu" bulunamazdı (bk. 25.03.1983 tarihli Silver ve Diğerleri kararı, parag. 111-119 ve 28.06.1984 tarihli Campbell ve Fell kararı, parag. 127). Göçmenlik itiraz sistemi, İçişleri Bakanlığında temsil edilme, yargısal denetim için başvuru gibi mevcut kanallar (bk. yukarıda parag. 19 ve 34-37), şikayetçinin ancak ayrımcılığın 1980 yılı Kurallarının yanlış uygulanmasından kaynaklandığını iddia etmiş olması halinde etkili olabilirdi. Oysa burada böyle bir iddiada bulunulmamış, diğer bir yoldan bir ayrımcılığın iç hukukla çeliştiği ifade edilmemiştir.
Buna göre Mahkeme, Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
V. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
94. Bayan Abdulaziz, bayan Cabales ve bayan Balkandali, "manevi zararlar" ile giderler ve masraflar için, Sözleşmenin 50. maddesine göre adil karşılık talep etmişlerdir. Bu madde şöyledir:
"Mahkeme, Sözleşmeci Tarafların resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan tasarrufun tamamen ya da kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğu sonucuna varırsa, ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuku, bu karar veya tasarrufun sonuçlarını kısmen onarmaya imkan veriyorsa ve gerekli gördüğü takdirde zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödenmesine hükmedebilir."
Bayan Cabales de dahil bütün başvurucular, Sözleşmenin 8. maddesiyle bağlantılı olarak ele alınan 14. maddesinin ihlal mağduru olmuşladır; bunun sonucu olarak 50. madde her birine uygulanır.
A. Zarar
95. Başvurucular stress, aşağılanma ve gerilimden dolayı manevi zararlarına karşılık, miktarını belirtmedikleri "esaslı" ölçüde tazminat talep etmişlerdir. Başvurucular, şikayet konusu müdahalenin toplumun yaşamsal bir unsuruyla, yani aile yaşamıyla ilgili olduğunu, Sözleşmenin ihlaline dair bir uygulama bulunmasının ağırlaştırıcı bir faktör olduğunu belirtmişlerdir. Başvurucular ayrıca, başka şeylerle birlikte, aile bağlarının gelişimi ve uzun dönemli planlar yapılması aleyhine sonuçlar doğurduğunu, bay Abdulaziz ve bay Balkandaliye karşı cezai veya sınırdışı etme dava tehditleri bulunduğu (bk. yukarıda parag. 33); bay ve bayan Cabalesin uzun süreli ayrılıklarını; bay Abdulazizin evlilik ve oturma izni için başvuru yaptığı tarihlerde yürürlükteki kurallara göre Birleşik Krallıkta yerleşme için kabul edilebileceğini zikretmişlerdir (bk. yukarıda parag. 41). Bayan Balkandali, kocasına daha sonra kalma izni verilmesinin (bk. yukarıda parag. 53), daha önce çektiği strese bir giderim sağlamadığını ilave etmiştir.
Hükümet ilk olarak, bayan Abdulaziz ve bayan Balkandaliye adil bir karşılığa hükmetmenin "gerekli" olmadığını, çünkü iddia konusu zarara ilişkin bir delil bulunmadığını ve her hangi bir zararın da Mahkeme tarafından tespit edilen ihlallerin bir sonucu olduğunun kanıtlanamadığını iddia etmiştir. Hükümet buna alternatif olarak, bir ihlal tespitinin kendisinin adil bir karşılık oluşturacağını; çünkü söz konusu çiftler evlilikleri sırasında, Birleşik Krallıkta birlikte yaşamanın mümkün olmadığını bildiklerini; aslında buna da engel olunmadığını; ve kendileri Portekiz veya Türkiyede yaşayabileceklerinden, aile bağlarının ve uzun dönemli planların aleyhte etkilenmediğini ileri sürmüştür. Benzer savunmalar bayan Cabales için de yapılmıştır.
96. İddia edilen türden bir manevi zarar, niteliği gereği her zaman somut bir kanıt konusu olamaz. Bununla birlikte, evlilik yaşamlarının devamı veya durmasıyla ilgili problemlerle karşılaşmış bulan başvurucular gibi kişilerin, stres ve gerilimden şikayetçi olmalarını öngörmek makuldür. Ne var ki, alternatif savunmasında Hükümet tarafından dayanılan faktörler göz önünde tutulduğunda, Mahkeme bu olayın şartları içinde, ihlal tespitlerinin kendisinin yeterli bir adil karşılık oluşturduğunu kabul etmektedir. Bu durumda başvurucuların tazminat talepleri kabul edilemez.
B. Giderler ve masraflar
97. Başvurucular, Sözleşme organları önünde yargılamada giderler ve masraflar için adli yardım ve bağış olarak alınan 342 Sterlin indirilerek, KDV hariç aşağıdaki miktarları talep etmişlerdir:
(a) Avukatlar Messrs. Bindman ve Partnersin ücretleri ve masrafları için 14,955 Sterlin;
(b) Avukat Michael Beloffun ücretleri için 8,745 Sterlin;
(c) genç avukatlar için 5,411 Sterlin (Mart 1984e kadar Bayan Dangor ve sonra Prof. Higgins);
(d) Bayan Cabalesin evliliği hakkında Filipinler hukuku konusundaki görüşleri için Mahkemenin adli yardım fonundan yarısı ödenen Messrs. Sycip, Salazar, Feliciano ve Hernandezin avukatlık ücreti için 120 dolar.
98. Hükümet, Mahkemenin bu konudaki uygulamasına uygun olan ve adli yardımla karşılanmayan miktarları ödemeye hazır olduğunu belirtmiştir. Aşağıdaki paragrafta belirtilen istisna dışında, Hükümet bu taleplerin Mahkemenin bu konudaki kriterlerini karşılamadığını iddia etmemiştir (bk. diğer bir çok karar arasında, 13.07.1983 tarihli Zimmermann ve Steiner kararı, parag. 36); Hükümet özellikle, başvurucuların adli yardımla karşılanan ücretleri dışında ödeme yükümlülüklerine karşı çıkmamıştır (bk. ve krş. diğerleri arasında, 06.02.1981 tarihli Airey kararı, parag. 13). Bu noktaların incelenmesi dışında, Mahkeme bu konudaki talebin tamamına hükmeder.
99. (a) Hükümet genç avukatlar için talep edilen ücretin, davada başı çeken avukatlarla karşılaştırıldığında, iç hukukta geleneksel olarak ödenen miktardan daha yüksek olduğunu gözlemlemiştir. Başvurucular bu konuda katı bir kural olduğu görüşüne katılmamışlardır.
Mahkeme, her halükarda, bu konuda iç uygulamalarla bağlı olmadığını hatırlatır (bk. 24.10.1983 tarihli Silver ve Diğerleri kararı, parag. 20). Mahkeme, davanın karmaşıklığını da dikkate alarak, talep edilen ücretlerin miktar olarak makul olduğu sonucuna varmıştır.
(b) Hükümet, Messrs. Sycip, Salazar, Feliciano ve Hernandeze danışan kişilerin Messrs. Bindman ve Partnersın temsilcileri olarak hareket etmiş olmamaları halinde, ilk firmanın ücretinden gerekli indirimin yapılması gerektiğini iddia etmiştir. Bayan Cabales, o kişinin öyle hareket ettiğini ve ikinci firmanın ücreti ödediğini belirtmiştir. Mahkeme, söz konusu faturanın Messrs. Bindman ve Partnersa gönderildiğini not etmektedir.
100. Mahkeme tarafından kabul edilen giderler ve masraflar toplam olarak 120 dolar ve karşılıksız olarak verilen 342 Sterlin düşüldükten sonra, 28,768 Sterlindir. Bu ikinci miktardan Komisyon ve Mahkeme tarafından adli yardım olarak başvuruculara verilen 9,650 Fransız Frangı düşülmelidir; bu miktara ödenebilecek katma değer vergisi eklenmelidir.
Bu Gerekçelerle Mahkeme Oybirliğiyle,
1. Sözleşmenin 8. maddesinin mevcut olaya uygulanabilir olduğuna, fakat tek başına alındığında ihlal edilmediğine;
2. Sözleşmenin 14. maddesinin uygulanabilir olduğuna;
3. Sözleşmenin 8. maddesiyle birlikte ele alınan 14. maddesinin her bir başvurucu bakımından cinsiyet esasına dayanan ayrımcılık nedeniyle ihlal edildiğine;
4. Sözleşmenin 8. maddesiyle birlikte ele alınan 14. maddesi açısından başka bir ihlal bulunmadığına;
5. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;
6. Sözleşmenin 13. maddesinin, cinsiyet esasına dayanan ayrımcılık şikayetiyle ilgili olarak ihlal edildiğine;
7. Birleşik Krallıkın başvuruculara, birlikte, giderler ve masraflar için kararın 100. paragrafındaki hesaplamalardan doğan miktarı ödemesine
Karar Vermiştir.
SONKARARIN YERİNE GETİRİLMESİ
BAKANLAR KOMİTESİ: DH (86) 2; 11.04.1986
Hükümetin verdiği bilgiye göre: İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin kararından sonra Hükümet, Göçmen Kurallarını 28 Mayıs 1985 tarihinde değiştirmiştir. Bu hükümler karı ve kocaların evlilik temeline dayalı olarak Birleşik Krallıka girme ve yerleşmelerine eşitlik getirmektedir.
Yeni hükümler 26 Ağustos 1985te yürürlüğe girmiştir. Yeni hükümler, Mahkemenin Sözleşmeye aykırı bulduğu karı ve koca arasında farklı muamele yapılmasını ortadan kaldırmaktadır. Göçmen Kurallarının yeni hükümleri İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine uygundur. Kural hükümleri ile Sözleşme ilişkisi bakımından ihlal şikayetinde bulunulamaz. Ulusal mevzuat Kuralların yanlış uygulanmasından ötürü de şikayet yolları tanımaktadır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy