(AİHS m. 10)
DAVANIN ESASI
12. 1947 doğumlu bir Alman vatandaşı olan bayan Julia Glasenapp, Kölnde yaşamaktadır. Berlin Akademisi Güzel Sanatlar bölümünde altı yıl öğrenim gördükten sonra, orta öğretim öğretmeni olabilmek için Temmuz 1972de birinci Devlet sınavına girmiştir.
Başvurucu öğretmenlik stajına kabul edilmek için, Eylül 1972 tarihinde Kuzey Rhine-Westphalia Eyaletine başvurmuştur. Münster Kaymakamlığı (Chief Administrative Officer) tarafından, 1 Aralık 1972 tarihinden geçerli olmak üzere, stajyer öğretmen (trainee teacher) olarak atanmıştır. Bu işlem kendisine, Eyalet eğitim hizmetlerinde geçici devlet memurluğu (civil servant) statüsü kazandırmıştır.
Bayan Glasenapp, idari makamlara başvuru yaptığı sırada aşağıdaki beyanı imzalamıştır:
"Memuriyet kadrosuna atanma işlemine, isteyerek yanıltmanın (wilful deceit) sebebiyet verilmesi halinde, işlemin iptal edileceğini biliyorum. Memuriyet kadrolarına aday olanların, anayasal düzene karşı faaliyette bulunan veya özgürlükçü demokratik anayasal düzeni bozmayı (disrupt) veya tehlikeye sokmayı (imperil) amaçlayan bir örgüte kesinlikle üye olamayacaklarını veya yardım edemeyeceklerini biliyorum; yukarıda sözü edilen faaliyetlerden her hangi birinin ... ortaya çıkması halinde, atama işlemine isteyerek yanıltmanın sebebiyet verdiği şeklinde kabul edileceğini biliyorum."
13. İsteği üzerine Dortmundtaki Goethe Lisesine (Gymnasium) tayini yapılan başvurucu, burada 31 Temmuz 1974te stajını tamamlamıştır. Başvurucu 24 Mayısta yapılan ikinci Devlet sınavını geçmiş ve böylece sanat ve el işleri öğretmeni unvanını almıştır.
14. Bayan Glasenapp 7 Mayıs 1974te Münster yetkili makamlarına başvurarak, öğretmenlik stajı tamamlanıncaya kadar, deneme süreli memur statüsüyle orta öğretim öğretmeni olarak atanmak istemiştir. Bu başvurusu sırasında aşağıdaki beyanı imzalamıştır:
"Tarafıma verilen bilgiye dayanarak, Anayasadaki anlamıyla özgürlükçü demokratik anayasal sistemin prensiplerini kabul ettiğimi, söz ve eylemlerimle her zaman bu sistemin yanında ve koruyucusu olacağımı açıkça beyan ederim.
Bu sisteme ... veya bu sistemin temel prensiplerine karşı hiçbir faaliyeti desteklemediğimi ve özellikle bu prensiplere karşı faaliyette bulunan bir örgütün üyesi olmadığımı açıkça beyan ederim.
Hizmetin gerektirdiği bu ödevleri ve sadakati her hangi bir şekilde ihlal etmem halinde görevime son verileceğini biliyorum."
İmzalı formdaki beyanın üstünde yer alan bilgide, başka şeylerin yanında, "özgürlükçü demokratik anayasal sistem" ifadesinin ne anlama geldiği, Federal Anayasa Mahkemesinin 23 Ekim 1952 ve 17 Ağustos 1956 tarihli kararlarında tanımlandığı şekilde açıklanmıştır. Bu noktada belgede şöyle denilmiştir:
"Bu sistemin temel prensipleri arasında şunlar yer alır:
Anayasada tanımlanan insan haklarına ve özellikle yaşama hakkına ve kişiliğin serbestçe gelişmesine saygı;
milletin egemenliği, güçler ayrımı, Hükümetin Parlamentoya karşı sorumluluğu;
hukukun üstünlüğünün idari tasarruflara egemen olması prensibi, mahkemelerin bağımsızlığı, siyasal partilerin çokluğu;
bütün siyasal partilere eşit fırsat verilmesi;
anayasaya uygun olarak muhalif örgütler kurabilme ve iktidardakilerle mücadele edebilme hakkı."
Formda ayıca, devlet memurlarının bir örgütün üyesi olarak veya başka bir şekilde bu prensiplere karşı faaliyet içinde yer bulunmasının, göreviyle bağdaşmadığı ilave edilmiştir. Bundan sonraki iki cümle şöyledir:
"Memur kadrolarına aday olanlar, Anayasaya aykırı faaliyetleri desteklemeleri halinde memuriyete atanmazlar. Bu ödevi yerine getirmemekten suçlu memurların görevlerine son verilmesi için haklarında disiplin soruşturması yapılır."
15. Başvurucu tarafından imzalanan beyanın yasal temeli, 6 Mayıs 1970 tarihli Kuzey Rhine-Westphalia Devlet Memurları Kanunudur. Bu Kanunun 6(1)(2) bendinde, bir adayın memuriyete atanabilmesi için, Anayasadaki anlamıyla özgürlükçü demokratik anayasal sisteme her zaman bağlı kalacağına dair güvence vermek zorunda olduğu belirtilmektedir. Kanunun 55(2). maddesi uyarınca bir memur, her sözü ve eylemiyle bu sistemin yanında yer almak ve onu korumakla yükümlüdür.
Eyaletin ilgili makamlarının her memur adayından istemek zorunda oldukları beyanın ifade tarzı, aşırı görüşlü (extremist) kişilerin memuriyete alınmamalarıyla ilgili kararnamenin uygulanması için, Düsseldoftaki İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılan 21 Kasım 1972 tarihli direktiflere karşılık gelmektedir; bu direktifler daha sonra 28 Nisan 1976 ve 28 Ocak 1980da değiştirilmişlerdir.
Aşırı görüşlülerin memuriyete alınmamalarıyla ilgili kararname, bu konuda tek tip bir idari uygulama sağlanması için, Federal Başbakan ile Eyaletlerin Başbakanları tarafından 28 Ocak 1972de kabul edilmiştir. Kararnamede memurların özgürlükçü demokratik anayasal sisteme olan yasal ödevleri ve sadakatleri hatırlatılmakta ve 2. paragrafında şöyle denilmektedir:
"2. Her olay içinde bulunduğu özel şartlara göre incelenir. Bu süreçte aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:
2.1. Adaylar
2.1.1. Anayasaya aykırı faaliyetlere karışan bir aday, memur olarak atanmaz.
2.1.2. Eğer bir aday Anayasaya aykırı faaliyetlerde bulunan bir örgüte mensup ise, onun her zaman özgürlükçü demokratik sistemin yanında olup olmayacağı konusunda tereddüt uyandırır. Kural olarak böyle bir tereddüt, adayı tayin etmemek için yeterli bir sebeptir.
2.2. Memurlar
Eğer bir memur Anayasaya sadakat ödevini yerine getirmez ise, atamayı yapmış olan makam, memurla ilgili olayda kanıtlanmış somut vakıalara dayanarak gerekli sonuçlara varır ve kendisini memuriyetten çıkarma sebeplerin bulunup bulunmadığını inceler."
Alman memurlarının Devlete ve Anayasaya olan özel sadakat ödevleri, Anayasa Mahkemesi tarafından özellikle 22 Mayıs 1975 tarihli bir kararda teyid edilmiş ve açıklanmıştır.
16. 21 Kasım 1972 tarihli direktif gereğince Münsterdeki yetkili makam, Bayan Glasenappın aşırı faaliyetlerde bulunmuş olma ihtimali hakkında bilgi almak için 11 Temmuz 1974te Eyalet İçişleri Bakanlığına bir yazı yazmıştır.
3 Eylülde Bakanlıktan şöyle bir yanıt gelmiştir:
"G, 1970ten 1972ye kadar Berlinde, Maocu Komünist örgüt üyelerine ait olan bir komünde kalmıştır.
Bu tarihlerde Anti-Emperyalist Liginin en az dört üyesi bu komünde kalıyordu.
Bu Lig, KPDye (Alman Komünist Partisi) yakın Maocu Komünist bir örgüttür. Komünün bir diğer üyesinin telefon numarası, Komünist Öğrenciler Derneği (KSV) tarafından işletilen Batı Berlin Liseli Öğrenciler Merkezi için irtibat telefonudur.
Bayan Glasenapp kendi faaliyetleriyle dikkat çekmemiştir."
17. Bu yazının bir kopyası bayan Glasenappa, orta öğretim öğretmenliğine atanma ihtimali görüşülmek üzere çağrıldığı Eyalet ilgili makamı tarafından, 19 Eylül 1974te yapılan mülakat sırasında elden verilmiştir. Başvurucu, avukatına danıştıktan sonra yazılı olarak yanıtlayacağını belirtmiştir.
Avukat 20 Eylül tarihli dilekçeyle bayan Glasenappın durumunu anlatmıştır. Avukata göre İçişleri Bakanlığı, bayan Glasenappın özgürlükçü demokratik sisteme karşı her hangi bir faaliyette bulunduğuna dair bir bilgiye sahip değildir. Başvurucu tayin edilmek için yaptığı başvuruda, her zaman bu sistemin yanında yer aldığını beyan etmiştir. Berlinde bir komünde kalmadığını özellikle belirtmektedir; 1970 ile 1972 tarihleri arasında on üç odalı bir evin bir odasında bir alt kiracı olarak kalmıştır. Başvurucunun avukatı, aynı evde kaldığı üçüncü kişilerle ilgili bilginin müvekkili aleyhine kullanılmasının, hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmasının mümkün olmadığını ilave etmiştir. Başvurucunun avukatı ilgili makamın bir hafta içinde bir karar vermemesi halinde, meseleyi mahkeme önüne götüreceğini belirtmiştir.
18. Başvurucu aynı gün, Dortmundtaki günlük gazetelerin muhabirlerini 24 Eylül 1974te yapacağı basın toplantısına davet etmiştir. Başvurucu, tayinindeki gecikmeye, kendisinin faaliyetleriyle doğrudan bağlantılı olmayan ve fakat kalmış olduğu yerle ilgili kuşkuların neden olduğunu açıklamak istemiştir. Başvurucunun avukatına göre basın toplantısı, Bayan Glasenapp olayını halkın gözü önüne getirmeyi ve aşırı görüşlülerin memuriyete alınmamalarıyla ilgili kararnamenin nasıl uygulanmakta olduğunu göstermeyi amaçlamıştır.
19. Bayan Glasenappın avukatının yazılı görüşü, 23 Eylül 1974te ilgili makama ulaşmıştır. İlgili makam, başvurucuyla ilgili her türlü tereddüdün giderildiğini ve buna göre kendisini Dortmund-Brünninghausendaki liseye deneme süreli memur kadrosuyla orta öğretim öğretmeni olarak atamıştır. Bu karar hemen başvurucuya tebliğ edilmiştir.
Bayan Glasenapp ertesi gün görevine başlamış ve atama yazısı kendisine elden verilmiştir.
20. Başvurucu 24 Eylül 1974 sabahı, "kişisel açıklama" şeklinde bir yazı ile İçişleri Bakanlığının 3 Eylül tarihli yazısının kopyasını (bk. yukarıda parag. 16) okulda dağıtmış, sabah teneffüsünde okul dışında öğrencilerle aşırı görüşlülerin memuriyete alınmamalarıyla ilgili kararnameyi (bk. yukarıda parag. 15) öğrencilerle tartışmıştır. Başvurucu daha sonra avukatıyla birlikte, önceden düzenlediği basın toplantısına (bk. yukarıda parag. 18) gitmiştir.
21. Ertesi gün, basın toplantısına yer veren günlük gazetelerden biri olan Westfalische Rundschauda, aşağıdaki paragrafı içeren bir yazı yayınlanmıştır:
"KPD üyesi veya Komünizm sempatizanı olmadığına dair tereddüde yer bırakmayan sanat öğretmeni şöyle devam etti: Bu durum, temel demokratik hakların erozyonuna karşı konulmasında, bireylerin siyasal uyanıklığına ihtiyaç bulunduğunu açıkça göstermektedir."
Bu cümlenin ilk kısmı, Bayan Glasenappın gazeteye bir mektup göndermesine yol açmıştır. Gazete başvurucunun bu mektubunu yayınlamayınca, o da mektubunu Öğretmenler ve Araştırmacılar Sendikası ile "atamaları yasaklayan kurallarla" ilgilenen bir kaç kuruluşa göndermiştir. Bu yazı, KPD tarafından çıkarılan Rote Fahne adlı dergide, 2 Ekimde yayınlanan bir makalenin sonunda yer almıştır. Mektupta şöyle denilmektedir:
"Gazeteniz editör yardımcılarından Hans Leyendecker, 25 Eylül 1974 tarihli Westfalische Rundschauda yayınlanan Komünistlerle aynı çatı altında kalmak adlı makalesinde, İçişleri Bakanlığının hukuka aykırı tasarrufu nedeniyle orta öğretim öğretmenliğine atanmamdaki gecikmeyi, anti komünist propaganda malzemesi olarak kullanmaktadır. KPD üyesi değilim şeklideki sözlerimi, kendimi KPDden ve onun politikalarından soyutladığım anlamına gelecek şekilde yorumlamıştır. Durum böyle değildir. Tam tersine, görüşme sırasında KPDnin, örneğin kentin kuzeyindeki politikalarını desteklediğimi belirttim.
Ben, uluslararası halkın anaokulu kurulması için çalışan bir komite üyesiyim. Kentin kuzeyindeki çocukların durumundan Hoesch firması ve Sosyal Demokrat belediye sorumludur. Aslında KPD, meseleyle ilgilenen tek partidir.
Benim görüşüme göre, bu konularla ilgilenen öğretmenler, Alman Ulusal Demokratik Partisi NDPnin bölgede yapılacak seçimlerdeki (Wickede okulunda) adaylarından veya Oesterholz okulunda, öğrenciler tarafından bize söylediğine göre, çocukları döven öğretmenlerden daha iyidir."
Aynı adı taşımasına rağmen, 1980de bölünen bu KPD, 17 Ağustos 1956da Federal Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan Alman Komünist Partisi (Entscheidungen des Bundesverfassungsgerichts, c. 5, s. 85-393; ayrıca Komisyonun 20 Temmuz 1957 tarihli kabuledilebilirlik kararı, Başvuru no. 250/57, Yearbook of the Convention, c. 1, s. 222-225) ile aynı parti değildir. Şimdiki Alman Komünist Partisi DKP (Deutsche Kommunistische Partei) ile de karıştırılmamalıdır.
22. Bu mektubu ve bayan Glasenapp ile ilgili yerel basında çıkan diğer yayınları öğrenen Eyalet Eğitim Bakanlığı ve Münsterdeki yetkili makamlar, Ekim ayında başvurucunun, Eyalet Memurları Kanununun 12(1)(1) bendi uyarınca "isteyerek yanıltma"dan memuriyetten çıkarılıp çıkarılmaması gerektiğini incelemişlerdir. Yetkili makam, savunma fırsatı vermek üzere (aynı Kanun, md. 13(2)) başvurucuyu görüşmeye davet etmiş, bu görüşme 4 Ekimde gerçekleşmiştir.
Görüşme tutanaklarına göre yetkili makam başvurucuya, Rote Fahnede yayınlanan mektubun, deneme süreli memur olarak atanmasının "isteyerek yanıltma" suretiyle sağlanmış olup olmadığının ve kendisinin memuriyetten çıkarılmasının gerekip gerekmediğinin incelenmesine sebep olduğunu söylemiştir.
Başvurucu mektubu, toplantıda da bulunan avukatına danıştıktan sonra yazdığını, ancak son halini avukatıyla görüşmediğini belirterek yanıt vermiştir. Başvurucu şöyle devam etmiştir:
"Bu mektubun resmi bir görüşmeye konu yapılmasını protesto ediyorum. Sanırım böyle bir mektup yayınlamak benim temel demokratik haklarımdan biridir. Bir çok avukattan ayrıntılı görüş alarak bu düşünceye vardım. Bu noktada şunları söylemek yetiniyorum:
Her zaman özgürlükçü demokratik sistemin yanında olduğumu söylediğim beyanımı ve aynı şekilde bunu teyid eden 20 Eylül 1974 tarihli yazılı beyanımı muhafaza ediyorum. Şimdiye kadar olan davranışlarımda bu yükümlülüğüme uygun davrandığımdan hiçbir kuşkum yoktur. Westfalische Rundschauya mektup yazmakla, KPDnin Dortmundun kuzeyindeki çalışmasını iyi karşıladığımı ve böylece bunu (halkın anaokulunu) desteklediğimi belirtmek istedim. Niyetim, KPDnin programı üzerinde her hangi bir görüş açıklamak değildi, şimdi de yapamam. Ben KPD üyesi değilim.
İçişleri Bakanlığına yönelik eleştirimin resmi görevlerimle bir ilgisi bulunmadığına samimiyetle inanıyorum ve böylece memur olarak yükümlülüklerimi ihlal ettiğimi düşünmüyorum. ..."
23. Başvurucunun KPDnin politikalarıyla ilgili faaliyetlerini yeterince açıklığa kavuşturmadığı görüşüne varan Eyalet makamı, başvurucuya 6 Ekimde şu yazıyı göndermiştir:
"KPDnin politikalarını desteklemediğinizi yazılı olarak belgelemediğiniz sürece, 7 Mayıs ve 20 Eylül 1974teki beyanlarınıza katılmadığınızı varsaymak zorundayız."
Yetkili makam, Rote Fahnede yayınlanan kendi açıklamalarına göre KPDnin Federal Alman Cumhuriyetindeki siyasal sistemi zorla yıkmaya çalıştığına ve bunun politikalarını desteklemenin memurluk görevine aykırı düşeceğine işaret etmiştir.
Başvurucunun avukatının 22 Ekimde verdiği yanıta göre, Anayasada korunan haklarını göz önünde tutan müvekkili, görüşlerini açıklamak zorunda olmadığını düşünmüştür; avukat, müvekkilinin yazılı beyanlarına ve 4 Kasımdaki görüşmeye atıfta bulunarak, müvekkilinin siyasal fikirleri hakkında bir soruşturma yapılmadan, derhal nihai bir karar verilmesini talep etmiştir; müvekkili bu tür sorulara yanıt vermeye niyetli değildir.
24. Yetkili makam 4 Aralık 1974te, Bayan Glasenappın "bilerek yanıltma" nedeniyle memuriyetten çıkarılması için, Eyalet Eğitim Bakanlığına tavsiyede bulunmuştur. Bakanlık 8 Aralıkta buna onay verince, yetkili makam 20 Ocak 1975te başvurucuyu memuriyetten çıkarmıştır.
Yetkili makam verdiği kararda, başvurucunun, 7 Mayıs ve 20 Eylül 1974teki beyanlarına aykırı olarak, davranışlarıyla özgürlükçü anayasal sistemin prensiplerini onaylamadığını ve yanında olmadığını gözlemlemiştir. Bayan Glasenappın, Rote Fahneye gönderdiği mektuptan da anlaşıldığı gibi, bu sisteme ve sistemin temel prensiplerine karşı faaliyetleri desteklemiştir. Başvurucu kendini, Federal Alman Cumhuriyetindeki sisteme karşı çalışan ve bu sistemi zor yoluyla yıkmayı amaçlayan bir partinin taraftarı olarak göstermiştir. Başvurucu yukarıda geçen iki beyanı ile mektubundaki geri almadığı sözler arasındaki çelişkileri, yeterli açıklıkla izah etmemiştir. KPDnin politikalarını desteklemediği şeklinde bir beyanda bulunmayı reddetmiştir. Bu nedenle başvurucunun önceki beyanlarına uymaya niyetli olmadığı kabul edilmelidir. Bu suretle başvurucu yetkili makamları aldatmış ve yersiz bir şekilde atanmasını sağlamış olup, bu atama Devlet Memurları Kanununun 12(1)(1) bendi gereğince iptal edilmelidir.
Kanunun 14(1). fıkrası gereğince yetkili makamın bu kararı kesinleştiğinde, başvurucunun bundan böyle hiçbir şekilde deneme süreli memur olamaması gibi yasal bir sonuç doğuracaktır.
25. Bayan Glasenapp bu karara 24 Ocak 1975te itiraz etmiş ve 28 Ocakta da itiraz sebeplerini bildirmiştir. Başvurucuya göre 20 Ocak tarihli karar, Eyalet Memurları Kanununun 12(1)(1) bendindeki koşullara uymadığı için hukuka aykırıdır. Sadakat beyanlarından ve atanma işleminden sonra yayınlanmış olan mektubu, bundan böyle özgürlükçü demokratik sistemin yanında olmadığı izlenimi verebilirdi, fakat Mayıs ve Eylül 1974te yetkili makamları kasten aldattığı izlenimi veremezdi. Kendini KPDnin programından soyutlayamazdı, şu basit nedenle ki, programın ne olduğunu bilmiyordu; sorumlu bir kimsenin amaçlarını ve gayelerini bilmediği bir partinin politikasından kendisini uzak tutması beklenemezdi. İlk olarak bu parti tarafından önerilmiş olan bir anaokulu kurulmasına destek vermiş olması, Anayasaya karşı düşmanca bir tutumun değil, ama toplumsal sorumluluğun bir deliliydi.
26. Başvurucunun bu itirazı, kararın yürürlüğünü askıya alan bir etkiye sahip olduğundan, başvurucu lisede çalışmaya devam etmiştir. Ancak yetkili makam 30 Ocak 1975te, başvurucunun davranışının düzgün bir eğitim verilmesini imkansız kıldığı düşüncesiyle, İdare Mahkemeleri Kanununun 80(2). fıkrasına gereğince, 20 Ocak tarihli kararının derhal yerine getirilmesine karar vermiştir.
Bayan Glasenapp 5 Şubatta yürütmenin durdurulması talebiyle Gelsenkirchen İdare Mahkemesine başvurmuş, ancak bu mahkeme sekiz gün sonra talebi reddetmiştir. Başvurucunun bu karara karşı yaptığı itiraz, Eyalet Üst İdare Mahkemesi tarafından 16 Haziran 1975te reddedilmiştir.
Kararda yer alan tespitlere göre, öğrenciler 27 Ocak 1975te okul dışında, başvurucuyu "aşırı görüşlülerin memuriyete alınmamaları hakkındaki anayasaya aykırı bir kararnamenin mağduru" olarak gösteren ve "görevine iade edilmesi" için gençleri dilekçe imzalamaya çağıran bir bildiri dağıtmışlardır. Aynı yerde ve zamanda, başvurucu ve bir kız öğrenci, ağızlarını bir şeritle kapatmak suretiyle gösteriye başlamışlar, kız öğrenci, "İtaatkar memurlar hiçbir şey görmez, duymaz ve söylemez" yazılı bir pankart taşımıştır. İki gün sonra bayan Glasenapp okul dışında, "Atamaları yasaklayan kurallara karşı Komite" tarafından çıkarılan bir broşür dağıtmıştır. Ayrıca bir kadın ve üç çocuk okul içinde, KPD ve başvurucu lehine bir gösteri yapmaya çalışmıştır; binadan çıkarılmaları üzerine gösterilerine bina dışında devam etmişlerdir; okul müdürüne göre başvurucu burada onlara katılmıştır. Son olarak Üst Mahkemenin tespitine göre bayan Glasenapp, 30 Ocak günü teneffüs sırasında kendisiyle ilgili olayı çok sayıda öğrenciye anlatmış, bunlardan başvurucuya eşlik eden yüz kadarı, okul müdüründen, öğretmenlerinin "görevinden alınması" meselesini kendileriyle görüşmesi talebinde bulunmuşlardır.
27. Eyalet yetkili makamı, başvurucunun itirazını 12 Ağustos 1975te reddetmiştir. Yetkili makama göre söz konusu mektup, KPDyi destekleyen bir ifadeden başka bir şey olarak görülemez. Ne mektuptaki ifade tarzı ne de bayan Glasenappın tutumu, KPDnin münferit bir çabasını onaylamak isteği izlenimine yer bırakmamıştır. Başvurucunun dikkati hiçbir şekilde 7 Mayıs ve 20 Eylül 1974 tarihli beyanlar ile açık mektubu arasındaki çelişkilere çekilememiş, 6 Kasımda kendisinden istendiği halde, KPDyi desteklemediğini yazılı olarak bildirmeyi reddetmiştir. Kendisinin beyanının partinin lehine olduğu değerlendirilirken, bu partinin sosyal bakımdan arzu edilebilecek şekilde çocukların okullaşmasından yana olmasının pek bir önemi yoktur; burada dikkate değer tek düşünce, partinin Anayasaya aykırı amaçlar taşımasıdır.
Bayan Glasenappın KPDye olan desteği bakımından, başvurucunun atanma işlemindeki öneminin farkında olmadığı 20 Eylüldeki beyanı yanlıştır. Bu tarihte başvurucu yetkili makamları kasten aldatmıştır.
28. Başvurucu 20 Ocak ve 12 Ağustos 1975 tarihli kararlara karşı 15 Ekim 1975te Gelsenkirchen İdare Mahkemesine başvurmuştur. Başvurucu itiraz sebeplerini zikrederek (bk. yukarıda parag. 25), ilgili Eyalet makamlarını aldattığı iddiasını reddetmiş ve 4 Kasım 1974e kadar yaptığı beyanların arkasında olduğunu bildirmiştir. KPDnin politikalarını reddetmediği isnadlarına karşılık, ne olduğunu bilmediği politikaları reddedemeyeceği şeklinde yanıt vermiştir. Partinin sadece kuzey Dortmundta bir anaokulu kurulması çalışmasını övdüğünü belirtmiştir. Dahası, bu olayla ilgilenmesi de Ağustos 1974te başlamıştır; o halde yetkili makamları 7 Mayıs 1974te isteyerek yanıltmakla suçlanamaz.
Başvurucuya 19 Eylül 1974te, Berlinde öğrenciyken kaldığı yerle ilgili olarak sorular sorulmuştur; anaokulu için verdiği destekle ilgili bir ifadede bulunma yükümlülüğü hissetmemiştir. Başvurucuya göre kendisi yetkili makamları yanıltmak istemiş olsaydı, mektubu yayınlamazdı. Yayınladığına göre, anayasal düzen bakımından meşru ve takdire layık faaliyetleri, iktidardaki Hükümetin Anayasaya muhalif olduğunu düşündüğü bir parti tarafından teşvik edilmiş olsalar da, sürdürmeye ve desteklemeye hakkı olduğunu düşünmüştür.
Bayan Glasenapp 1 Aralık 1975te ek bir dilekçe vermiştir. Başvurucu kayıtsız koşulsuz KPDyi desteklemiş değildir; sadece bu partinin üyeleriyle birlikte Dortmundda halkın anaokulu kurulması için yardım etmiştir. Başvurucu, özgürlükçü demokratik anayasal sisteme göre sebepsiz yere beyanlarda bulunmama hakkı olduğunu düşündüğünü belirtmiştir. KPDnin pratik hedefleriyle ilgili sorulara yanıt vermek istemektedir; fakat partinin amaçları hakkında kendini önce bilgilendirmesini ve daha sonra bunların Anayasaya uygun olup olmadığını incelemesini ve bunlardan kendisini soyutlamasını istemek makul değildir.
29. İdare Mahkemesi başvurucunun talebini, her zaman özgürlükçü anayasal sistemin yanında olacağına dair Eyalet Memurları Kanununun 6(1)(2) bendinin gerektirdiği güvenceleri vermediğini gerekçesiyle, 29 Temmuz 1976da reddetmiştir.
Bu mahkemeye göre, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmış olan eski Alman Komünist Partisi KPDnin, anlaşıldığı kadarıyla dış politik sebeplerle, Federal Almanyada aynı isimle faaliyette bulunmasına hala hoşgörü gösterilen mevcut partinin ve Moskova çizgisinde olsun veya olmasın diğer komünist gurupların, "proleterya diktatörlüğünü" veya "işçi sınıfının diktatörlüğünü" kurmak istedikleri herkesçe malum, tartışma götürmeyen bir konudur. Tabi ki bazı Batı Komünist partileri yakın zamanda "diktatörlük" ifadesini terk etmişler ve demokrasiye bağlı olduklarını açıklamışlardır; fakat Doğu Avrupadaki tecrübeler bunun sadece bir seçim taktiği olduğunu göstermektedir. Federal Alman Cumhuriyeti Anayasasına ve sistemine göre, her bir vatandaşın özgürlüğü ve Devletin bağımsızlığı, korunması gereken en yüksek değerdir. Komünist yönetim biçimi, Anayasa ile bağdaşmaz. Komünist bir gruba mensup olan bir memur adayı, Anayasadaki anlamıyla özgürlükçü demokratik bir sistemin yanında sayılamaz. Böyle bir örgütün bir üyesi idiyse veya üyeliği kanıtlamadığı halde böyle bir örgüt için veya benzer amaçlar için çalışmışsa, sitemin yanında alacağına dair güvence vermez.
Bu mahkemeye göre bayan Glasenapp olayında Eyalet yetkili makamları, başvurucunun 7 Mayıs ve 20 Eylül 1974teki beyanlarına dayanarak, başlangıçta kendisinin gerekli güvenceleri verdiği sonucuna varmışlardır. Ne var ki, kendisini Komünist amaçlardan soyutlamayı reddetmesi, özgürlükçü demokratik sistemin prensiplerine bağlanmak istemediğini ve sistemin yanında olmadığını kanıtlamaktadır. Aynı anda, hem komünizmin amaçlarını ve hem de Anayasayı desteklemek mümkün değildir; biri diğerini engeller. O halde yetkili makam, başvurucunun daha sonraki beyanını komünizmi ve amaçlarını desteklemeyi kabul etme şeklinde anlamakta haklıdır. Tabi ki başvurucu, KPDnin politikalarının ne olduğunu bilmediğini söylemiştir, fakat kendisinin eğitim düzeyine ve bir kısım basının siyasal yönden aşırı görüşlere sahip kişilerin memuriyete alınmamalarıyla ilgili kararnameye karşı kampanyalarına (bk. yukarıda parag. 15) bakıldığında, başvurucunun söyledikleri inandırıcı değildir. Başvurucunun Rote Fahnede çıkan 2 Ekim 1974 tarihli mektubu, bir Komünist olarak görünmekten kaçınmaya çalıştığına dair açık bir izlenim vermiştir. "Durum böyle değildir" diyen en karakteristik pasajda, Komünizmden veya politikalarından kendini soyutlamayı reddetmiştir. Atanmak için başvurduğu tarihte Komünizmin amaçlarını henüz benimsemediğini gösteren hiçbir şey yoktur. Başvurucu gerçek fikirlerini gizlemekle, yetkili makamları kasten aldatmış olup, bu makamlar da bu durumda kendisini Eyalet Memurları Kanununun 12(1)1(1) bendi uyarınca meslekten çıkarmak durumunda kalmışlardır.
30. Bayan Glasenapp bu karara karşı 19 Ağustos 1976da itiraz etmiş, itiraz gerekçelerini 13 Aralık 1976da ve 13 Ocak 1977de vermiştir.
Başvurucu, başka şeylerin yanında, yanlış bilgi verdiğine veya gerçek olayları gizlediğine ve böylece yetkili Eyalet makamlarını aldattığına dair hiçbir kanıt bulunmadığını iddia etmiştir. Federal Anayasa Mahkemesinin 22 Mayıs 1975 tarihli kararında (bk. yukarıda parag. 15) gerekli görüldüğü gibi, özgürlükçü demokratik sistemin her zaman yanında olma ödevinin belirli bir şekilde ihlal edildiğini kanıtlama işi, yetkili makamlara düşmektedir. Bu bağlamda açıklanan bir kanaat, toplumun mevcut durumuna yönelik sadece bir eleştiri olarak kaldığı veya mevcut yasaları anayasal usullerle değiştirmeyi amaçladığı sürece, dikkate alınmamalıdır. Tartışma konusu mektup, Anayasaya sadakatsizliğin bir kanıtı olarak görülse bile, başvurucunun anayasaya aykırı faaliyetlere karışmamış olmasına ve kişisel davranışlarının arzu edilenin dışında kalmamış olmasına dikkat edilmeliydi. O halde başvurucunun sadakat beyanlarındaki ciddiyetten şüphe edilemez; öte yandan başvurucunun, eğer "Komünizmin politikalarından" söz edilecekse bile açıklıktan yoksun olan bu politikalardan kedisini soyutlamayı reddetmesi, anayasaya aykırı bir faaliyetinden kuşkulanmak için bir sebep olamaz veya anayasa aykırı bir faaliyet olarak görülemez; çünkü kendisi KPDnin bir üyesi değildir ve KPDnin politikalarına aşina değildir. Başvurucu, takdire değer bir girişim olarak hissettiği şeyler üzerinde bir siyasi parti ne söylemiş olursa olsun, bu girişimi destekleyebileceğini ve desteklemesi gerektiği ve kendisinin belirli bir konudaki fikri Komünistler ile aynı olsa bile, hukuka uygun olarak bu desteği verebileceğini düşünmüştür. Kısacası yetkili makam "bilerek yanıltma" bulunduğunu kanıtlayamamıştır.
Dahası, verilen hüküm, yargılama sırasında mektubun anlamı üzerinde yapılan açıklamaları dikkate alınmayıp münhasıran metnine dayandığı için, İdari Yargılama Usulü ile Medeni Usul Kanunlarının çeşitli prensiplerine aykırıdır.
Son olarak, başvurucunun ne anaokulu projesiyle ilgili tutumu ve ne de basında yer alan makalelere karşı tepkisi, anayasaya aykırı görülebilir; Federal Anayasa Mahkemesi tarafından benimsenen prensipler uygulansa bile, başvurucunun KPDnin politikasından kendisini soyutlamayı reddetmesi, böyle bir sonuca varmayı gerektirmez.
31. Eyalet Üst İdare Mahkemesi, bu başvuruyu 21 Nisan 1978de reddetmiştir. Bu mahkeme idari makamın, başvurucunun atama işlemini "isteyerek yanıltma" ile elde ettiğini düşünmekte haklı olduğu sonucuna varmıştır. Bu mahkemeye göre 7 Mayıs ve 20 Eylül 1974 tarihli beyanlar doğru değildir; bu beyanlar, mektubun içeriğiyle bağdaşmaz. Tabi ki mektup anaokulu konusuna değinmektedir, fakat başvurucunun KPDye desteği burada kalmamaktadır; tam tersine başvurucu her hangi bir çekince belirtmeden partinin politikalarını desteklediğini söylemiştir.
Bu mahkemeye göre, böyle bir destek, özgürlükçü demokratik sisteme sadakat beyanıyla bağdaşmaz. Bu durum, KPDnin manifestolarında ve bazı liderlerinin siyasal demeçlerinde açıktır. KPD, Anayasada yer alan parlamenter sistemi reddetmektedir; amacı sosyal bir devrimdir; yenilikçi çalışan sınıf örgütü olarak proleteryanın diktatörlüğünü kurmak için, bu sosyal devrimi zor yoluyla gerçekleştirmeyi istemektedir. Partinin programında belirtildiği gibi hedefi, "çalışan sınıfların ve halkın devrimci birliği, kapitalist sistemin ve sömürünün ortadan kaldırılması, çalışan sınıfın mutlak iktidarını sosyalizmin ve sınıfsız toplum ve Komünizmin kurulması yolunda ilerlemektir". Yöneten sınıf proleteryanın gelişimine teslim olmayacağı için, "yöneten sınıfı devrimci güçle yıkmak" gereklidir. Buna göre KPDnin amaçları ve araçları özgürlükçü demokratik sistemin temel prensiplerine tamamen zıttır; çünkü KPDnin ilk amacı Devleti ortadan kaldırmaktır. İktidara Anayasanın tanıdığı araçlarla değil, fakat devrimci güçle gelmeye çalışmaktadır; hedefi olan proleterya diktatörlüğü, Anayasanın halk egemenliği, siyasal partilerin çokluğu, bütün siyasal partilere eşit fırsat tanınması ve Anayasal sınırlar içinde iktidardakilere karşı muhalefet etme hakkı gibi, temel prensiplerine karşıdır.
Bu mahkemeye göre, bayan Glasenappın sadakat beyanı ile Rote Fahnede yayınlanan mektubu arasında bir çelişki bulunması, objektif olarak başvurucunun Mayıs ve Eylül 1974te yalan söylediğini düşünmeyi gerektirmektir. Her hangi bir baskı altında kalmadan kendi isteğiyle yazdığı mektup başvurucunun asıl görüşünü yansıtırken, atanmayı sağlamak için Anayasaya bağlılığı teyit şartı, kendisinin "sadece dudak ucu"yla bir beyanda bulunmasına yol açmış olabilir. Ayrıca başvurucu, beyanlarının gerçek dışı olduğunu da biliyordu. Başvurucunun eğitim düzeyi dikkate alındığında, en azından halkın bir bölümüne hitap eden mektubunun etkilerini hesap etmiş olduğu kabul edilmelidir. İki konuda KPD ile aynı görüşte olduğunu alenen ve yazılı olarak açıkladıktan sonra, kendisini istihdam eden makam önünde KPDnin politikalarının ne olduğunu bilmediğini iddia edebileceğini anlamak mümkün değildir. Bu bağlamda, 4 Kasım 1974teki görüşme sırasındaki davranışı, durumu özellikle açıklayıcı niteliktedir. Eğer düşüncesi olgunlaştırdığı zaman bütünüyle onaylamayacağı ifadeleri, mektubuna hiç düşünmeden veya aşırı isteksizlikle dahil etmiş olsaydı, mektubu kolaylıkla düzeltebilirdi. Başvurucunun bu konuda yaptığı açıklama (bk. yukarıda parag. 22, 28 ve 30), mektubun hakiki ifade tarzından çok uzakta kalmıştır. O halde başvurucuyu istihdam eden makam, bu çelişkinin nasıl giderilebileceğini sormakta haklıdır; memurların siyasi sadakat ödevleri, kendilerini Devlete ve Devletin yasal kurumlarına ve mevcut anayasal sistemine saldıran, karşı çıkan ve aşağılayan guruplardan kayıtsız koşulsuz soyutlamayı gerektirir.
Bu mahkemeye göre, eğer bayan Glasenapp mektubu yazdığı zaman gerçekten de KPDnin politikalarının ayrıntılarından habersiz idiyse, bunu söyleyebilirdi. Aynı zamanda, kendini partiden ve partinin politikalarından soyutlamak istememekte ve mektubunu desteklemekte aşırıya gittiğini kabul edebilirdi; örneğin aslında sadece anaokulu işinin desteklenmesiyle uğraştığını söyleyebilirdi. Bunun yerine kendisini istihdam eden makama olay üzerine ışık tutmayacak bir yanıt vermiş ve yetkili makamın kendisine gönderdiği 6 Kasım 1974 tarihli yazının esasıyla ilgili bir yanıt vermemiştir. Üst Mahkeme buradan, 7 Mayıstaki beyanı da hatırlatan en azından 20 Eylül 1974 tarihli beyanın bilerek yanlış verildiği sonucuna varmıştır. Bu mahkemeye göre başvurucu, Anayasaya sadakat beyanlarının deneme süreli memuriyete atanabilmesi için belirleyici bir öneme sahip olduğunu pek ala biliyordu. O halde başvurucunun başvurusu reddedilmelidir.
Üst Mahkeme, başvurucunun Federal İdare Mahkemesine temyiz talebini de reddetmiştir.
32. Bayan Glasenapp aynı Üst Mahkemeye son verdiği kararı kaldırması için 19 Haziran 1978de başvurmuştur. Başvurucu, kendisiyle ilgili bu davanın, İdari Yargılama Usulü Kanununun 132(2)(2) bendinde öngörülen, kanunun tekdüze yorumlanması ve uygulanması bakımından hayati öneme sahip bir prensip sorununu ortaya çıkardığını iddia etmiştir. Davadaki bütün kararlar, kendisini KPDnin politikasından soyutlamayı reddetmesine dayanmıştır. O halde, böyle bir tutumdan aleyhe sonuç çıkarmaya (adverse inference) izin verilip verilemeyeceği meselesi bulunmaktadır. Bu konuda görüşler çelişmektedir. Üst Mahkemenin görüşünün tersine, bir çok hukuk müellifiyle birlikte Augsburg İdare Mahkemesi ve Bremen Üst İş Mahkemesi, memur adaylarının siyasal fikirleri veya siyasal partiye üyelikleri konusunda sorgulanmalarının caiz olmadığını kabul etmişler ve buradan da, yetkili makamların verecekleri kararlarda, bu tür sorularına yanıt verilmemesine veya verilen yanıtlara dayanamayacakları sonucunu çıkarmışlardır.
33. Bayan Glasenapp, Üst Mahkemenin 22 Temmuz 1978de aleyhine karar vermesi üzerine, Federal İdare Mahkemesine başvurmak için adli yardım talebinde bulunmuştur. Bu mahkeme, yapılması düşünülen başvurunun yeterli başarı şansı bulunmadığı gerekçesiyle, 11 Aralık 1979da başvurucunun adli yardım talebini reddetmiştir. Bu mahkeme, başvurucunun ortaya attığı sorunun bir prensip meselesi içerip içermediğini incelemenin gerekli olmadığını, çünkü mevcut olayda ilgili makamları "isteyerek yanıltma" bulunup bulunmadığına karar verilmesinin gerekli olduğunu düşünmüştür. Ancak bu mahkemeye göre, bu koşullarda yetkili makamın bayan Glasenappa KPD ile ilişkisini açıklığa kavuşturmasını isteme hakkı vardır; Üst Mahkeme de başvurucunun olumsuz tepkisini, Mayıs 1974te bilerek yanlış beyanda bulunmasının, ki beyanın atanmak için önemi başvurucunun hatırından çıkmış olamaz, bir kanıtı olarak görebilir.
34. Başvurucu, 8 Ocak 1980de Federal Anayasa Mahkemesine anayasa şikayetinde bulunmuştur. Başvurucu Anayasanın kamu hizmetlerine girme hakkıyla ilgili 33(2). fıkrasına, bir kimsenin mesleğini serbestçe seçme hakkıyla ilgili 12(1). fıkrasına, ayrımcılık yasağıyla ilgili 3(3). fıkrasına ve kişiliği serbestçe geliştirme hakkıyla ilgili 2(1). fıkrasına dayanmıştır.
Başvurucu "isteyerek yanıltma" konusunda hiçbir delil bulunmadığını iddia etmiştir. Şikayet konusu kararların hepsi açıkça, kendisini KPDnin politikalarından soyutlamayı reddetmesine dayanmıştır. Oysa mektubuyla, genel olarak KPDye destek vermeyi ne istediğine ve ne de istemiş olabileceğine, fakat sadece kuzey Dortmundda halkın anaokulunun açılmasını desteklediğine işaret etmek suretiyle, KPDden ve politikalarından kendini açıkça soyutlamıştır. Tabi ki KPDnin politikalarını reddine katılmamıştır; ancak bu, aleyhe sonuç çıkarsamayı haklı kılmaz; çünkü söz konusu beyan, mektuptan altı ay önce yapılmıştır. Bir kimsenin bir partinin politikalarından kendini böylesine kapsamlı bir soyutlama yükümlülüğünün bulunması mümkün değildir. Her halükarda, kendisi KPDye katılmamıştır ve bu durumda partinin programını ve amaçlarını yargılayamaz.
Başvurucuya göre Anayasa Mahkemesi 22 Mayıs 1975 tarihli kararında (bk. yukarıda parag. 15), Anayasaya aykırı bir partiye üyeliğin, memuriyet kadrosu için yapılan bir başvurunun incelenmesi sırasında ilgili faktörlerden sadece biri olduğunu, her olayın kendi şartları içinde ele alınması gerektiğini belirtmiştir. Ancak bir adayı siyasal düşünceleri veya bir partiyle bağlantıları hakkında sorgulamak veya bu tür sorulara verdiği yanıtları kullanmak, kabul edilemez. Bu karardan ve diğer mahkemeler tarafından verilen bir dizi karardan anlaşıldığına göre, Anayasa muhalif bir partiye üye olanlardan bile, partinin amaçlarını bir bütün olarak reddetmeleri beklenmez. Bu prensip üye olmayanlar için evleviyetle geçerlidir.
Şikayet konusu işlem, bu düşünceleri dikkate almamıştır; yetkili makamlar başvurucudan KPDnin politikalarını tamamen reddetmesini istemekle, saçma bir talepte bulunmuşlar ve mahkemelerin bu meseleyle ilgili koydukları prensiplere uymamışlardır.
35. Üç yargıçlı bir kurul olarak toplanan Federal Anayasa Mahkemesi, 14 Temmuz 1980de, anayasa şikayetinin yeterli başarı şansı bulunmadığı gerekçesiyle, şikayetin esasına girmemeye karar vermiştir.
Anayasa Mahkemesine göre, yetkili mahkemeler, başvurucunun davranışının "isteyerek yanıltma" anlamına geldiğini kabul ederlerken yaptıkları değerlendirmeler ve vardıklar sonuçlar keyfi değildir. Bir memur atamasının böyle bir durumda iptal edilmesi, Anayasanın 33(2). fıkrasındaki kamu hizmetlerine girmede eşitlik ilkesine aykırı değildir. Başvurucunun ileri sürdüğü diğer haklara aykırılık yoktur. Tabi ki Anayasanın 3(3). fıkrasına göre bir kimseye siyasal görüşleri nedeniyle önyargılı davranmak yasaktır. Ancak bu, atamayı yapan makamı kasten yanıltan bir davranışın Anayasa tarafından korunduğu anlamına gelmez. Anayasanın 12(1). güvence altına alına hak, bu şekilde kazanılmış hakların sürdürülmesini kapsamaz.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
36. Bayan Glasenappın başvurusu 7 Kasım 1980de Komisyon tarafından kaydedilmiştir. Başvurucu Sözleşmenin 14. maddesiyle birlikte ele alınan 10. maddesine dayanarak, orta öğretim öğretmenliğine geçici atama işleminin iptal edilmesinden şikayet etmiştir.
Komisyon, başvuruyu 16 Aralık 1982de kabuledilebilir bulmuştur. Komisyon 11 Mayıs 1984te kabul ettiği raporda, sekize karşı dokuz oyla, Sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edildiği görüşünü açıklamıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir).
KARAR GEREKÇESİ
I. Hükümetin İlk İtirazları
39. Hükümet, başvurunun Sözleşme hükümleriyle bağdaşmazlığı ve iç hukuk yollarının tüketilmediği şeklinde iki tane ilk itirazda bulunmuştur.
1. Sözleşme hükümleriyle bağdaşmazlık
40. Hükümet bu başlık altında, Bayan Glasenappın Sözleşmede güvence altına alınmış olmayan bir hakkı talep ettiğini ileri sürmüştür. Hükümete göre mevcut dava, ifade özgürlüğüyle değil, öğretmenlik kadrosu gibi, kamu hizmetlerine girme konusuyla ilgilidir. Hükümet, Mahkeme önündeki duruşmada, bu konudaki iddialarını yargı yetkisine itiraz şeklinde ileri sürebileceklerini, fakat "olayın karmaşıklığı nedeniyle", Komisyon önünde de yaptıkları gibi, sorunun esasına da girecek şekilde, daha geniş bir açıdan bakılmasını istediklerini söylemiştir. Hükümet, mevcut davada Sözleşmenin 10. maddesinin uygulanabilir olmadığını savunmuştur.
Komisyon temsilcisi, bu savunmanın muğlak olduğunu belirtmiştir. Komisyona göre Hükümet, başvurunun Sözleşme hükümleriyle bağdaşmaz olduğunu ileri sürerken, aslında Mahkeme önündeki davada karar verilmesi gereken sorunun, Sözleşmenin 10. maddesinin uygulanabilir olup olmadığı sorunu olduğu kabul etmiştir. Bağdaşmazlık sorunu gibi sorunlar, Komisyon tarafından kabuledilebilirlik kararında karara bağlanmışken, Sözleşmenin 10. maddesinin uygulanabilirliği sorunu, olayın esasıyla birlikte ele alınmıştır.
41. Bayan Glasenapp, 1974 yılında deneme süreli memur statüsüyle atandığı orta öğretim öğretmenlik kadrosundan, 2 Ekim 1974 tarihli Rote Fahnede açık mektubunun yayınlanması ve KPDnin amaçlarından kendini soyutlamayı reddetmesi (bk. yukarıda parag. 21-24) üzerine çıkarılması nedeniyle şikayetçi olmuştur. Başvurucu Sözleşmenin 10. maddesinin ihlalinden ötürü mağdur olduğunu iddia etmiştir.
Bu tür şikayetler "açıkça Sözleşme hükümlerinin dışında" kalmamaktadır (bk. 09.02.1967 tarihli Belçikada Eğitim Dili Davası). Bunlar, Sözleşmenin yorumlanması ve uygulanmasıyla ilgilidir (Sözleşme eski md. 45, yeni md. 32). Mahkeme olay hakkında karar verebilmek için, tartışma konusu atama işleminin iptalinin, başvurucunun Sözleşmenin 10. maddesiyle korunmuş olan ifade özgürlüğünü kullanmasına bir "müdahale" oluşturup oluşturmadığını araştırmak zorundadır. Mahkemeye göre bu sorun, sadece bir ilk itiraz meselesi olarak incelenemeyecek nitelikte, olayın esasına giren bir meseledir (bk. ayrıntılarda farklılıklarla birlikte, yukarıda geçen 09.02.1967 tarihli Belçikada Eğitim Dili Davası; 09.10.1979 tarihli Airey kararı, parag. 18; ve 25.03.1985 tarihli Barthold kararı, parag. 41).
2. İç hukuk yollarının tüketilmesi
42. Hükümet alternatif olarak, Bayan Glasenappın iç hukuk yollarını tüketmediğini, çünkü idare mahkemelerinde veya Federal Anayasa Mahkemesinde, Anayasanın 5. maddesinde güvence altına alınmış olan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini iddia etmediğini ileri sürmüştür. Hükümetin iddiasına göre iç hukuktaki yargılama sadece, başvurucunun memuriyete hakkı bulunup bulunmadığı meselesiyle ilgilidir. İfade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiası ilk kez Komisyon önünde ileri sürülmüştür.
43. Hükümet bu iddiayı, Komisyon önünde kabuledilebilirlik sorunu ilk kez incelenirken ve daha sonra da dile getirmiştir. Bu nedenle Hükümetin bunu Mahkeme önünde ileri sürme hakkı düşmemiştir (bk. en yakın tarihli karar olarak, 22.05.1984 tarihli Jong, Baljet ve van den Brink kararı, parag. 34).
44. Bayan Glasenappın iç hukuktaki yargılama sırasında Anayasanın 5. maddesine veya Federal Alman Cumhuriyetinde doğrudan uygulanabilir olduğu halde Sözleşmenin 10. maddesine hiçbir zaman dayanmadığı doğrudur. Dahası, Hükümetin de haklı olarak işaret ettiği gibi, iç hukuktaki yargılamanın tamamı, başvurucu tarafından işlendiği iddia edilen "isteyerek yanıltma"ya odaklanmıştır (bk. yukarıda parag. 22-24).
Atama işleminin iptali bu gerekçeye dayandığı için, Bayan Glasenapp böyle bir gerekçenin haksızlığını göstermeye zorlanmasına rağmen, yine de bütün bir yargılama boyunca açık mektup yayınlama hakkının varlığında ısrar etmiş ve başka şeylerle birlikte, KPDnin politikaları hakkındaki görüşleriyle ilgili beyanda bulunmayı reddetmiştir (bk. örneğin, yukarıda parag. 22, 28 ve 32). Başvurucu Federal Anayasa Mahkemesinde, başka şeylerin yanında siyasal görüşlere dayanan ayrımcılığı da yasaklayan Anayasanın 3(3). fıkrasına dayanmıştır.
O halde bayan Glasenapp, Komisyon ve daha sonra Mahkemede ileri sürdüğü şikayetlerini özü itibarıyla ulusal mahkemeler önünde açığa vurmuştur. Başvurucu bu yolla ulusal makamlara, Sözleşmenin 26. maddesinin Sözleşmeci Devletlere vermeyi amaçladığı fırsatı, yani haklarındaki ihlal iddialarını düzeltme fırsatını vermiştir (bk. diğerleri arasında, 06.11.1980 tarihli Guzzardi kararı, parag. 72).
45. Federal Alman Anayasa Mahkemesi Kanununun 92. maddesi, şikayetçilerin yaptığı anayasa şikayetlerinde ihlal edildiğini iddia ettikleri hakkı belirtmelerini gerekli kılmaktadır. Ancak bu kural, Hükümetin de söylediği gibi mutlak değildir. Anayasa Mahkemesi, Anayasanın ilgili maddesini belirtmenin gerekli olmadığı, ihlal edildiği iddia edilen hakların şikayetçinin dilekçelerinden anlaşılmasının yeterli olduğu görüşündedir (örneğin 13 Haziran 1952, 12 Nisan 1956, 3 Ekim 1957, 15 Şubat 1967 ve 10 Kasım 1981 tarihli kararlar, Entscheidungen des Bundesverfassungsgerichts, c. 1, s. 343; 5, s. 1; 7, s. 115; 21, s. 194; ve 59, s. 101). Bu istikrar kazanmış içtihadını teyid eden Anayasa Mahkemesi 4 Haziran 1985te, kabuledilebilir bulunmuş olan davalarda sadece iddiaya konu ihlal hakkında karar vermekle yetinmesi gerekmediğini, fakat tartışma konusu tasarrufların bir bütün olarak Anayasaya aykırılığını da inceleyebileceğini söylemiştir (30 Nisan 1952, 17 Aralık 1953, 26 Şubat 1954, 27 Temmuz 1971, 21 Eylül 1976, 25 Mart 1980, 17 Şubat 1981 ve 4 Haziran 1985, Entscheidungen des Bundesverfassungsgerichts, c. 1, s. 271; 3, s. 73-74, 136 ve 333; 4, s. 295; 6, s. 385; 17, s. 258; 31, s. 333; 42, s. 325-326; 53, s. 390; 57, s. 241; ve 70, s. 162).
Buna rağmen Alman mahkemelerinin mevcut davayı ifade özgürlüğü bakımından incelememeleri, Anayasa Mahkemesi tarafından 22 Mayıs 1975 tarihinde karar verilen öncü bir davaya dayanılarak açıklanabilir; bu davada, Anayasanın 5. maddesinin memurların siyasal görüşlerinin ifadesini, sadece bu tür ifadeler Anayasaya bağlılık ödeviyle uzlaşabilir olduğu ölçüde koruduğu ortaya konulmuştur (Entscheidungen des Bundesverfassungsgerichts, c. 39, s. 367). Dahası Hükümetin kendisi de bu anayasal sadakat şartını, ifade özgürlüğü bakımından bir lex specialis olarak yorumlamıştır.
46. Buna göre iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazı kabul edilemez.
II. Sözleşmenin 10. maddesinin ihlali iddiası
47. Bayan Glasenapp, atama işleminin iptalinin Sözleşmenin 10. maddesine aykırı olduğunu iddia etmiştir. Bu madde şöyledir:
"1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ulusal sınırlarla kısıtlanmaksızın, bir görüşe sahip olma, haber ve düşünceleri elde etme ve bunları ulaştırma özgürlüğünü de içerir. Bu madde Devletin radyo yayıncılığını, televizyon ve sinema işletmeciliğini izne bağlamasına engel değildir.
2. Bu özgürlükleri kullanırken ödev ve sorumluluk içinde hareket edilmesi gerektiğinden, ulusal güvenlik, ülke bütünlüğü veya kamu güvenliği, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının şeref ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi, yargı organının otorite ve tarafsızlığının korunması amacıyla, demokratik bir toplumda gerekli bulunan ve hukukun öngördüğü formalitelere, şartlara, yasaklara ve yaptırımlara tabi tutulabilir."
Hükümet bu maddenin, olayın konusu olmadığını savunmuştur. Hükümete göre mevcut dava, Sözleşmede güvence altına alınmamış olan bir memuriyet kadrosuna girme hakkıyla ilgilidir. Komisyon bu görüşe katılmamıştır.
48. 10 Aralık 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin 21(2). fıkrasında "herkesin ülkesindeki kamu hizmetlerine girmede eşit hakka sahip olduğu", 16 Aralık 1966 tarihli Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesinin 25. maddesinde "her vatandaşın ... genel eşitlik ilkesine uygun olarak, ülkesinde kamu hizmetlerine girme ... hakkı ve imkanı" olduğunu belirtmektedir. Buna karşılık ne Avrupa Sözleşmesi ve ne de Protokolleri böyle bir hak getirmiştir. Dahası, Hükümetin haklı olarak işaret ettiği gibi, imzacı Devletler kasten böyle bir hakkı dahil etmemişlerdir. Dördüncü ve Yedinci Protokollerin hazırlanış süreci bu durumu tereddüde yer bırakmayacak şekilde göstermektedir. Ayrıca, Yedinci Protokolün ilk taslağına, Evrensel Bildirinin 21(2). fıkrasındaki ve Uluslararası Sözleşmenin 25. maddesindeki hükümlere benzer bir hüküm konmuş, ancak bu hüküm daha sonra çıkarılmıştır. O halde buna Avrupa belgelerinde yer verilmemesi tesadüfi değildir; Sözleşmenin Başlangıç bölümünde de söylendiği gibi Avrupa belgeleri, Evrensel Bildiride belirtilen haklardan "bazıları"nın kolektif bir şekilde uygulanmasını sağlamak üzere yapılmışlardır.
49. Bu ardalan, Sözleşmeci Devletlerin kendilerini, Sözleşmede veya Protokollerde kamu hizmetlerine alınma hakkını tanımayı taahhüt etmek istemediklerini açık hale getirmekle birlikte, memurların başka yönlerden de Sözleşme kapsamı dışında tutuldukları sonucu çıkarılamaz (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte 28.05.1985 tarihli Abdulaziz, Cabales ve Balkandali kararı, parag. 60). Sözleşmenin 1 ve 14. maddeleri Sözleşmeci Devletlerin "egemenlik alanında bulunan herkes"in, Birinci Bölümdeki haklardan ve özgürlüklerden "her hangi bir sebeple ayrımcılığa tabi tutulmadan" yararlanacaklarını belirtmektedir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte 08.06.1976 tarihli Engel ve Diğerleri kararı, parag. 54). Ayrıca, "silahlı kuvvetler, polis teşkilatı veya Devlet idaresi mensupları" tarafından toplanma ve örgütlenme özgürlüklerinin kullanılmasına Devletin özel kısıtlamalar koymasına izin veren Sözleşmenin 11(2). fıkrası, Sözleşmedeki güvencelerin kamu görevlilerini de kapsadığı genel kuralını teyit etmektedir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 06.02.1976 tarihli İsveç Makinistler Sendikası kararı, parag. 37; aynı tarihli Schmidt ve Dahlström kararı, parag. 33; ve Engel ve Diğerleri kararı, aynı parag.).
50. O halde bayan Glasenappın, orta öğretim öğretmenliğine atanmak suretiyle kazandığı deneme süreli memuriyet statüsü, Sözleşmenin 10. maddesinin sağladığı korumadan kendisini yoksun bırakmamıştır. Bu madde, mevcut davada tabi ki önemli bir maddedir; fakat bu maddenin ihlal edilip edilmediğini karara bağlayabilmek için, öncelikle tartışma konusu işlemin ifade özgürlüğünün kullanılmasına, örneğin "formalite, şart, yasak veya yaptırım" biçiminde bir müdahale oluşturup oluşturmadığı veya bu işlemin Sözleşmede güvence altına alınmamış bir hak olan kamu hizmetine girme hakkının içinde yer alıp almadığını belirlemek gerekir.
Bu soruya yanıt verebilmek için, söz konusu işlemin kapsamı, dava konusu olaylar ve ilgili mevzuat bağlamında ele almak suretiyle belirlenmelidir.
51. Bayan Glasenappın, Weestfalische Rundschauya yazdığı mektubun 2 Ekim 1974 tarihli Rote Fahnede yayınlanmasının ardından, KPDnin politikalarından kendini soyutlamayı reddetmesi üzerine, atama işlemi de iptal edilmiştir. Başvurucunun iki eylemi, yani belirli bir düşüncesini mektubunda ifade etmesi ve soruşturma sürecinde başka bir görüş açıklamaması, yetkili Eyalet makamının müdahalesine yol açmıştır.
52. Eyalet Memurları Kanununun 6(1)(2). bendine göre (bk. yukarıda parag. 15), başvurucu Anayasadaki anlamıyla özgürlükçü demokratik anayasal sisteminin sürekli olarak yanında yer alacağı güvencesini vermedikçe, deneme süreli memur statüsüyle orta öğretim öğretmeni olamaz (bk. yukarıda parag. 14). Bu, Federal Alman Cumhuriyetinde, ister geçici ister daimi olsun, bir memuriyet kadrosuna atanmak isteyen herkeste aranan kişisel niteliklerden biridir. Bu şart, Sözleşmede bilerek yer verilmeyen, memuriyete alma konusuna da uygulanan bir şart olup, bu şartın kendiliğinden Sözleşmeye aykırı söylenemez. Yetkili makam 23 Eylül 1974te başvurucuyu orta öğretim öğretmenlik kadrosuna atamaya karar verdiği için, ilk önce bu şartın yerine getirilmiş olduğunu düşünmüştür (bk. yukarıda parag. 19). Ancak daha sonra yetkili makam, yukarıda geçen mektubu ve reddiyeyi, başvurucunun atanma sırasında, aslında atanmak istediği kadro için Yasada düzenlenen yeterlilik şartlarından birini taşımadığının belirtileri olarak ele almıştır. Yetkili makam, başvurucunun yanıltmasının bir sonucu olarak gördüğü ilk hatalı kararını düzeltme yoluna giderek, atama işlemini geriye yürürlü olarak iptal etmiştir (bk. yukarıda parag. 24, Eyalet Devlet Memurları Kanunu md. 14(1)). Davanın önüne getirildiği ulusal mahkemeler, esas itibarıyla aynı yaklaşımı benimsemişlerdir (bk. yukarıda parag. 29 ve 31). Ulusal mahkemelerin vardıkları sonuçların doğruluğunu incelemek, Avrupa Mahkemesinin görevine girmez.
53. Yukarıda anlatılanlardan Mahkemeye sunulan meselenin merkezinde, kamu hizmetlerine girme meselesinin yer aldığı sonucu çıkmaktadır. Yetkili Eyalet makamı, bayan Glasenappın bu şekilde memuriyete girme talebini reddederken, başvurucunun görüşlerini ve davranışını, sadece söz konusu kadronun gerektirdiği kişisel niteliklerden birine sahip olup olmadığına kanaat getirmek için dikkate almıştır.
Durum böyle olunca, Sözleşmenin 10(1). fıkrasında korunmuş olan hakkın kullanılmasına bir müdahale bulunmamaktadır.
Bu gerekçelerle mahkeme,
Bire karşı on altı oyla, Sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edilmediğine
Karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy