(AİHS m. 8, 10, 13)
Başvuru no: 9248/81
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
9. Başvurucu bay Torsten Leander, 1951 doğumlu bir İsveç vatandaşı olup, mesleği marangozluktur.
10. Başvurucu 20 Ağustos 1979da, İsveçin güneyinde Karlskronadaki Deniz Müzesinde, tekniker kadrosunda geçici olarak çalışmaya başlamıştır. Müze, askeri yasak bölge olan Karlskrona Deniz Üssüne bitişiktir.
Başvurucu Mahkeme önünde, aslında bu kadronun asıl sahibinin izinli bulunduğu on aylık süre için, kendisinin çalıştırılmak istendiğini ileri sürmüştür. Başvurucu 3 Eylülde kendisine, 1969 tarihli Personel Kontrol Yönetmeliği (Ordinance) (bk. aşağıda parag. 18-34) gereğince yapılacak olan personel güvenlik kontrolü sonuçlanıncaya kadar, işi bırakmasının söylendiğini iddia etmiştir. Başvurucuya göre bu kontrolün yapılması, aslında 9 Ağustos 1979da istenmiştir.
Hükümet ise, Müze Müdürü tarafından yapılan 27 Ağustos 1979 tarihli tebligatın da kanıtladığı gibi, başvurucunun sadece 20 Ağustos 1979dan 31 Ağustos 1979a kadar çalıştırıldığını savunmuştur. Hükümet ayrıca, Müze Müdürlüğünün başvurucu Leanderi işe alırken, iki hata yaptığını belirtmiştir. Birincisi, personel güvenlik kontrolü yapılmadan işe alma nedeniyle, Yönetmelikte ve buna göre çıkarılan düzenlemelerde öngörülen usule aykırı davranılmış olması; ikincisi, boş kadronun usulüne göre ilan edilmemiş olmasıdır.
11. Gerekli adımlar, 30 Ağustos 1979da atılmıştır. Kadro, 28 Eylül 1979a kadar başvurulara açık tutulmuştur. Leander kadroya başvurmamıştır.
12. Müze Müdürünün 25 Eylülde başvurucuya, kendisi hakkındaki personel güvenlik kontrolü sonucunun olumsuz olduğunu ve Müzede çalıştırılamayacağını söylediği anlaşılmaktadır.
13. Başvurucu, Deniz Üssü Güvenlik Başkanının tavsiyesinin ardından, Deniz Kuvvetleri Komutanlığına, Deniz Müzesinde çalıştırılmama gerekçelerini öğrenmek istediği belirten bir dilekçe göndermiştir.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığından 3 Ekim 1979 tarihli cevapta, başka şeylerin yanında, şöyle denmektedir:
"Müzenin, Deniz Üssü Başkanlığının sorumlu olduğu güvenlik bölgesinde, bir kaç deposu ve tarihi değeri olan bazı eşyaları bulunmaktadır. Deniz Kuvvetleri Komutanlığının aldığı bilgiye göre, söz konusu kadroda çalışacak olan kişinin, girilmesi özel kısıtlamalara tabi alanda serbestçe dolaşabilmesi gerekir. O halde bu alanlara giriş hakkındaki kurallar, Müzede çalıştırılacak personele de uygulanır.
Bu nedenle Deniz Üssü Başkanlığı, bir personel güvenlik kontrolü yapılmasını istemiştir.
Komutanlığın güvenlik açısından değerlendirmesi için yapılan kontrolde ortaya çıkan sebepler, sizin kabul edilmemeniz yönünde karar verilmesini gerektirmiştir.
Ancak, Deniz Müzesindeki görevleriniz, Deniz Üssündeki tesislere girmenizi gerektirmeyecek ise, Komutanlık işe alınmanıza karşı çıkmak için bir sebep görmemektedir. Sizi işe alıp almama kararı, mevcut usulden farklı bir usulle verilmektedir."
14. Başvurucu 22 Ekim 1979da Hükümete başvurarak, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı yaptığı değerlendirmenin iptal edilmesini ve bu işe yeniden alınma olasılığına bakılmaksızın, Deniz Müzesindeki geçici işe kabul edilebilir bir kişi olduğunun açıklanmasını istemiştir. Başvurucu, Deniz Müzesindeki işe kabul edildiği kendisine söylenince, İsveçin kuzeyinde Dalarnadaki daimi işini bıraktığını ve personel güvenlik kontrolünün olumsuz gelmesinin, hele bakmakla yükümlü olduğu bir eşi ve çocuğu bulunduğu göz önünde tutulacak olursa, sosyal açıdan büyük bir sıkıntı oluşturacağını belirtmiştir. Başvurucu bu ilk şikayet dilekçesinde ve daha sonra 4 Aralık 1979da gönderdiği mektupta ayrıca, Deniz Müzesine kabul edilmemesinin gerekçeleri hakkında bilgi verilmesini talep etmiştir.
Hükümet Genelkurmay Başkanlığından, Genelkurmay Başkanlığı da Deniz Kuvvetleri Komutanlığından görüş istemiştir.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı 7 Kasım 1979 tarihli yazısında, Genelkurmay Başkanlığından 17 Eylül 1979da personel kontrolünün sonucunu gösteren ve aşağıdaki noktanın belirtildiğini bildiren bir cevap vermiştir:
"L.nin Müzeye ait yerlere girmek veya çalışmak suretiyle gizli faaliyetleri görmemesi koşuluyla, Deniz Kuvvetleri Komutanlığının takdiri gereğince kabul edilmiştir."
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı yazısında ayrıca, elindeki bilgiye göre, Müze Müdürlüğünün söz konusu kadroda çalıştırılacak olan kişinin Deniz Üssüne girebilmesi ve serbestçe dolaşabilmesi gerektiğini ve bu nedenle 21 Eylül 1979da, başvurucuyu kabul etmeme kararı verildiğini belirtmiştir.
Genelkurmay Başkanlığı, Hükümete gönderdiği cevapta, başka şeylerin yanında, şöyle demiştir:
"Ancak bay Leander, çalıştığı 15 Ağustos 1979 ile 1 Eylül 1979 tarihleri arasında, Deniz Üssüne girmemiştir. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, bu şekilde çalıştırılmaya karşı olmadığını söylemiştir. Ancak Deniz Müzesi Müdürü, Leanderın Deniz Üssüne girebilmesi gerektiğini tekrarlamıştır.
Leandera Deniz Üssüne girme izni verilecek olursa, gizli tesislere girebileceğini ve bilgilere ulaşabileceğini ve yukarıdakileri göz önünde tutan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, başvurucuyu kabul etmeme kararı vermiştir.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bu konuyu ele alırken tamamen, kişisel niteliklerin güvenlik açısından değerlendirilmesiyle ilgili mevcut düzenlemelere göre hareket etmiştir.
...
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı gibi Genelkurmay Başkanlığı da, bay Leanderın Deniz Üssüne girmemesi şartıyla, Deniz Müzesinde çalıştırılabileceğini düşünmektedir."
Genelkurmay Başkanlığının bu görüşüne, Milli Polis Kurulunun Leander hakkında bilgi içeren gizli yazısı eklenmiştir. Bu ek, hiçbir zaman başvurucuya iletilmemiş ve Mahkemeye sunulan materyaller arasında yer almamıştır.
15. Başvurucu 5 Şubat 1980 tarihli yazısında, Hükümete yeni şikayetlerde bulunmuştur. Bu şikayetler, Milli Polis Kurulunun kendisi hakkında gönderdiği bilgiyi, Personel Kontrol Yönetmeliğinin 13. maddesi (bk. aşağıda parag. 31) gereğince kendisine iletmemiş olmasıyla ilgilidir. Başvurucu, talebi hakkında Hükümetin 22 Ekim 1979 tarihli kararı vermeden önce, Kurul tarafından çıkarılan bilgi hakkında kendisine haber vermiş olması ve yorum yapma hakkı tanımış olması gerektiğini belirtmiştir.
Hükümet, bu nokta hakkında Kuruldan görüş istemiştir. Kurul, 22 Şubat 1980 tarihli cevabında, başvurucunun şikayetlerinin reddedilmesini önermiş ve şunu eklemiştir:
"Kurulun Güvenlik Bölümünün siciline bilgi girilmesi, esas itibarıyla, gizli olan 1973 tarihli bir Kraliyet Yönetmeliğine dayanmaktadır. Sicile bilgi girilmeden önce, her bir bilgi parçası, yukarıda geçen kurallara uygunluğunu doğrulamakla görevli memurlar tarafından çeşitli düzeylerde değerlendirmeye tabi tutulur. Tereddüt halinde, sicile bilgi girişi hakkında Güvenlik Bölüm Başkanı karar verir.
Sicilden bilgi verilmesi, Personel Kontrol Yönetmeliğinin 9. maddesi gereğince, Milli Polis Genel Kurulu kararıyla olur. Personel kontrol konularında karar verilirken, Kurulun Parlamenterler arasından seçilmiş altı üyesinden en az üç üyesinin hazır bulunması gerekir. Başvurucunun olayında, altı üye de hazır bulunmuştur.
...
Personel Kontrol Yönetmeliğinin 13. maddesi gereğince, bilginin ilgili olduğu kişiye, özel şartların bulunması halinde, bu mesele üzerinde kendi görüşünü sunmasına imkan verilir. Ancak Milli Polis Kurulu, başvurucunun olayında özel sebepler bulunmaması ve ayrıca sicile girişin Kraliyet Yönetmeliğine uygun olarak yapılmış olması ve bilginin açığa çıkarılması halinde bu Yönetmeliğin içeriğinin de ortaya çıkacak olması nedeniyle, bu hükmün uygulanması için sebep görememiştir."
Leander, bu görüşe karşı Hükümete gönderdiği 11 Mart 1980 tarihli mektupla yanıt vermiştir. Bu mektupta Kurulun, kendisi hakkında sakladığı bilgiyi en azından sözlü olarak ve gizlilik şartıyla kendisine iletmiş olması gerektiğini iddia etmiştir.
16. Hükümet, 14 Mayıs 1980 tarihli kararla, başvurucunun şikayetinin tümünü reddetmiştir. Kararın sonuç bölümünde şöyle denmektedir:
"Bir kimsenin belirli bir işe uygun olup olmadığı sorunu, sadece bir kadroya atanma konusunda şikayet bağlamında Hükümet tarafından incelenebilir. Leander, bir atama bağlamında Hükümete başvurmamıştır. O halde, Leanderın Hükümetten geçici işe kabul edilebilir bir kişi olduğunu açıklaması talebi incelenemez.
Mevcut olayda, Milli Polis Kurulunun Leander hakkında Genelkurmay Başkanlığına gönderdiği bilgiden, kendisinin haberdar edilmesini sağlayacak olan Personel Kontrol Yönetmeliğin 13. maddesinde belirtilen özel şartlar bulunmamaktadır.
Leanderın dilekçesinin geri kalan bölümü, kendisine polis sicilinden ilgili bölümün veya içeriği hakkında bilginin verilmesi talebiyle ilgilidir.
Hükümet bu talebi reddetmektedir. ...
Hükümet Leanderın, kendisi hakkında yeniden bir değerlendirme yapılması talebini incelemeyecek ve dilekçesinin başka her hangi bir kısmıyla ilgili bir işlem yapmayacaktır."
17. Başvurucu Mahkeme önünde, kendisi hakkında kaydedilmiş olan gizli bilginin içeriğini hala bilmediğini ileri sürmüştür.
Başvurucu, geçmişiyle ilgili olarak Komisyona ve Mahkemeye şu bilgileri vermiştir. 1976 yılından, olayların geçtiği tarihe kadar, her hangi bir siyasi parti üyesi değildir. Bu tarihten önce, İsveç Komünist Partisi üyesi idi. Ayrıca, radikal bir dergi olan Fib/Kulturfrontu yayınlayan bir derneğin üyesi idi. 1971-1972 yıllarında askerlik hizmetini yaparken, bir asker sendikasında aktif bir rol almış ve 1972deki asker sendikaları birliği konferansında temsilci olarak bulunmuştu. Başvurucuya göre, güvenlik polisi tarafından süzülen bilgi, işte budur. Tek mahkumiyet kararını askerlik hizmeti sırasında almış olup, bu da askeri bir törene geç kalma nedeniyle 10 İsveç Kronu para cezasıdır. Ayrıca, İsveç İnşaat İşçileri Derneğinde aktif olmuş ve iki kez Doğu Avrupa ülkelerine seyahat etmiştir.
Başvurucu, kimliğini açıklamayan görevli memurların beyanına göre, yukarıda sözü edilen olaylardan hiç birinin, personel kontrolünün kendisinin aleyhine bir sonuç vermesi için bir sebep oluşturmadığını iddia etmiştir.
II. Konuyla ilgili iç hukuk ve uygulama
A. Görüşleri sicile geçirme yasağı
18. İsveç Anayasasının temel bir parçasını oluşturan ve bundan sonra İsveç Anayasası diye zikredilecek olan, İsveç Hükümeti Yasasının 2. Kısmının 3. maddesine göre, "vatandaşın kendi rızası olmaksızın, bir kamu siciline münhasıran siyasal görüşleriyle ilgili bilgi girilemez."
B. Gizli polis sicili
19. Milli Polis Kurulunun Güvenlik Bölümü tarafından tutulan sicilin ("gizli polis sicili") yasal temeli, Hükümetin düzenleyici işlem yapma yetkisi gereğince çıkardığı ve başlangıçta İsveç Resmi Gazetesinde yayınlanmış olan (1969:446) Personel Kontrol Yönetmeliğinde görülebilir. Bu Yönetmeliğin değişik (1972:505) 2. maddesine göre:
"Milli Polis Kurulundaki Güvenlik Bölümü, milli güvenliğe karşı suçların önlenmesi ve araştırılması konusunda özel polis hizmetleri için, bir polis sicili tutar. Milli Polis Kurulu, özel polis hizmeti için gerekli bilgileri bu sicile kaydeder.
Birinci fıkrada sözü edilen polis siciline, bir kimsenin sadece bir kuruluşa üye olması ve başka bir şekilde, siyasal görüşlerini açıklaması sebebiyle bir bilgi girişi yapılamaz. Hükümet, bu maddenin uygulanmasıyla ilgili düzenleme yapar."
20. Bunun sonucu olarak, Milli Polis Kuruluna, 22 Eylül 1972de aşağıdaki talimatlar verilmiştir.
"Bu ülkede, siyasal amaçlarını gerçekleştirmek için, zor veya tehdit kullanan veya kullanma ihtimali içeren siyasal faaliyetlerde bulunan örgütler veya guruplar mevcuttur.
Bazı örgütler, sosyal sistemi şiddet yoluyla değiştirme yolunda çaba göstereceklerini söyledikleri bir program benimsemişlerdir. Ancak, bu örgüt üyelerinin büyük bir kısmının, programdaki hedeflerin gerçekleştirilmesinde yer almayacakları düşünülebilir. O halde, böyle bir örgüte sırf üye olunması, Güvenlik Polisinin bir kimse hakkında sicile bilgi girmesi için gerekçe oluşturmaz. Ancak, böyle bir örgüt üyesinin veya taraftarının, milli güvenliği tehlikeye sokan veya demokratik sistemi zorla yıkma veya İsveçin bağımsızlığını ortadan kaldırma amacı taşıyan ve bu amaca katkıda bulunan faaliyetlere katıldığından kuşku duyulması halinde, bilgi girişi yapılabilir.
Yine, İsveçte ve diğer Devletlerdeki siyasal sistemi yıkmak amacıyla zor, tehdit, zorlama araçları kullanan örgütler ve guruplar mevcuttur. Bu tür örgütlerin veya gurupların üyeleri veya taraftarları hakkında, Güvenlik Polisinin siciline bilgi girilir.
Personel Kontrol Yönetmeliğinin 2. maddesinin uygulanmasıyla ilgili olarak, Milli Polis Kurulunun önerisi üzerine, Hükümet tarafından daha başka talimatlar çıkarılabilir. Özel polis hizmetleri bakımından, Hükümet tarafından çıkarılan bu tür talimatların değiştirilmesini gerektiren koşullar ortaya çıkacak olursa, Milli Polis Kurulu değişiklik önerileri hazırlar."
21. 27 Nisan 1973te ve yine 3 Aralık 1981de, Hükümet tarafından bu kez gizli talimatlar çıkarılmıştır.
22. Personel Kontrol Yönetmeliğinde (bk. aşağıda parag. 24) öngörülen koşullara ek olarak, suçların kovuşturulması gibi bazı olaylarda ve İsveç vatandaşlığına başvuru gibi konularda, Milli Polis Kurulu tarafından gizli polis sicilinden bilgi verildiği anlaşılmaktadır.
C. Personel kontrolü
23. Yukarıda sözü edilen gizli polis sicili konusundaki hükümlere ek olarak, Personel Kontrol Yönetmeliğinde, başka şeylerin yanında, güvenlik açısından önemli kadrolar bakımından bilginin verilmesi ve verilen bilginin kullanılmasıyla ilgili usule ilişkin hükümler yer almaktadır. Bu konudaki temel hükümler aşağıda özetlenmiştir.
24. Yönetmeliğin 1. maddesine göre personel kontrolü, milli güvenlik için önemli kadroları işgal eden veya bu kadrolara atanmaları düşünülen kimseler hakkında, polis sicillerinden bilgi elde edilmesi demektir.
25. Yönetmeliğin değişik (1976:110) 3. maddesi, Genelkurmay Başkanlığı dahil, personel kontrolü isteme yetkisi bulunan makamları sıralamaktadır.
26. Yönetmeliğin 4. maddesi bir personel kontrolünün, sadece milli güvenlik açısından önemli bazı kadrolar için yapılabileceğini belirtmektedir. Söz konusu kadrolar, milli güvenlik açısından hayati öneme sahip olup olmama bakımından iki güvenlik sınıfına ayrılmıştır. Bir kadroyu 1. Güvenlik Sınıfına alma kararını Hükümet verir; bir kadroyu 2. Güvenlik Sınıfına alma yetkisi normal olarak, ilgili makama bırakılmıştır.
27. Yönetmeliğin 6. maddesine göre, bir personel kontrol amacıyla bilgi, Milli Polis Kurulundan talep edilir; sadece kadroya atanması düşünülen kimse için talepte bulunulur.
28. Yönetmeliğin 8 ve 9. maddeleri, atama yapacak makama hangi bilgilerin verileceğini göstermektedir.
Söz konusu kadro, 1. Güvenlik Sınıfına giriyorsa, Milli Polis Kurulu, Yönetmeliğin 8. maddesine göre, ilgili kişi hakkında gizli polis sicilinde veya başka her hangi bir polis sicilinde yer alan bütün bilgileri verebilir. Eğer bu kadro 2. Sınıfa giriyorsa, Kurul, Yönetmeliğin değişik (1972:505) 9. maddesi gereğince, ilgili kişi hakkında sadece belirli türdeki bilgileri verir; bunlar:
"1. bazı ceza davalarında soruşturma tedbirleri için özel hükümler getiren 21 Mart 1952 tarihli Yasanın (no. 98) 1. maddesinde sözü edilen suçlardan veya esas itibarıyla kamu barışına, milli güvenliğe veya Hükümete karşı suçları düzenleyen Ceza Kanununun 13. kısmının 7 veya 8. maddelerinde belirtilen suçlardan mahkumiyeti veya işlediğinden kuşku duyulduğu veya bu tür suçları işlemeye teşebbüs etmekten, işlenmesi için işbirliğinde bulunmaktan veya teşvik etmekten mahkum olduğu veya işlediğinden kuşku duyulduğu;
2. Devletin güvenliği aleyhine suç oluşturan veya demokratik hükümeti şiddet yoluyla devirmeyi veya Devletin bağımsızlığını kaldırmayı amaçlayan ve buna elverişli olan fiilleri işlemekten mahkumiyetini veya işlediğinden kuşku duyulduğunu; veya bu tür suçlara teşebbüsten veya işlenmesi için işbirliği yapmaktan mahkumiyeti veya işlediğinden kuşku duyulduğu;
3. faaliyetleri veya başka bir şekilde, yukarıda 1 ve 2. fıkralarda sözü edilen fiillere katılabileceğinden kuşku duyulduğu."
29. Yönetmeliğin 11. maddesine göre, Milli Polis Kurulu, sicilden bilgi verip vermeme konusunda karar alırken, Milli Polis Müfettişi, Güvenlik Polisi Bölümü Başkanı ve Hükümet tarafından atanmış üyelerle toplanır; bu şekilde dışarıdan atanmış altı üye bulunmaktadır; bunlar genellikle değişik siyasi partilerin Parlamento üyeleri veya eski üyeleridir; muhalefetten de üye bulunur; karar alınırken, bu üyelerden en az üçünün bulunması gerekir.
Bir bilgi ancak, katılan üyelerin hepsinin ortak kararıyla verilebilir. Bazı bilgilerin verilmesine, dışarıdan üyelerden bir veya bir kaçının karşı çıkmaları halinde, Milli Polis Müfettişi bilginin verilmesi taraftarı ise, bu konuda bir karar alması için meseleyi Hükümete gönderir. Dışarıdan üyelerden birinin talebi üzerine de, mesele Hükümete gönderilir.
30. Milli Polis Kurulu, bir personel kontrol talebi aldığı zaman, şu usul izlenir. Güvenlik Bölümü, ilgili sicillerde yer alan bilgi hakkında bir görüş (memorandum) hazırlar ve bunu sözlü olarak Kurula sunar; Kurul müzakere ettikten sonra, bilginin bir kısmının mı yoksa tamamının mı verilmesi gerektiğine karar verir. Kurul bu kararı verirken, başka şeylerin yanında, söz konusu kadronun niteliğine, bilginin güvenirlik derecesine ve girişin ne kadar eski olduğuna bakar. Dosyada sadece bir kaç bilgi girişinin bulunması, bilginin açıklanmaması yönünde ağırlık taşıyan bir faktördür. Bilginin açıklanması konusunda, Yönetmelik hükümleri ve Hükümet Talimatları dışında, başkaca yazılı talimat yoktur.
31. Söz konusu tarihte Yönetmeliğin 13. maddesi, 1. Sınıf Güvenliğe giren kadrolara atamayla ilgili olaylarda, Milli Polis Kurulu tarafından bilgi verilmeden önce, aksini gerektirecek özel sebepler bulunmadıkça, ilgili kişiye görüşlerini yazlı veya sözlü olarak bildirmesi imkanı verilmesini öngörmüştür. Yukarıdaki bildirim usulü, 2. Sınıf Güvenliğe giren kadrolara atama olaylarında, sadece özel sebeplerin gerektirmesi halinde uygulanmak zorundaydı. Ancak Kurulun, 2. Sınıf Güvenlikli bir kadroya atamayla ilgili her hangi bir olayda, özel bir sebep görmediği anlaşılmaktadır; böylece, Adalet Şansölyesi ve Parlamento Ombudsmanı gibi, Yönetmelik tasarısı üzerinde görüş bildirmeleri istenen çeşitli önemli kamu makamları, bir ölçüde bildirimde bulunulmasını tavsiye etmiş olmalarına rağmen, böyle bir bildirim yapılmamıştır.
Bu madde, 1 Ekim 1983ten itibaren geçerli olmak üzere değiştirilmiştir (1983:764). Halen, her iki Sınıf Güvenlikli kadrolara atama olaylarında bilgi verilmeden önce, ilgili kişiye görüşlerini yazılı veya sözlü olarak sunma fırsatı verilmesi gerekir. Ancak bu madde, 1980 tarihli Gizlilik Kanunun (Secrecy Act) 7. Bölümünün 17. maddesi dışında (bk. aşağıda parag. 41), bu yasa hükümleri gereğince gizli olarak nitelendirilmiş bir bilgiyi öğrenecek olması halinde veya resmi kadrolara atamayla ilgili olmayan olaylarda, ilgili kişi hakkındaki personel kontrolünü haber verme gereğinden, Hükümet tarafından istisna edilmiş olan personel kontrolü isteyen makamlar bakımından uygulanmaz (bk. aşağıda parag. 33).
32. Leander hakkındaki işlemlerin yapıldığı tarihte, Yönetmeliğin 14. maddesi gereğince, Milli Polis Kurulunun, personel kontrolü isteyen makama verdiği bilgiye her hangi bir yorum eklemesi yasaktı.
33. Yönetmeliğin 19. maddesine göre, bir makam personel kontrol sürecini başlatmadan önce, mevcut davayla ilgili olmayan bir istisna dışında, ilgili kişiye bu konuda haber vermek zorundadır.
34. Yönetmeliğin 20. maddesi, personel kontrolü isteyen makamın, polis sicil(ler)inden verilen bilginin önemini, söz konusu kadroyla bağlantılı faaliyetlerin niteliğini, ilgili kişi hakkında kendi bilgisini ve diğer koşulları dikkate alarak, serbestçe takdir etmesini öngörmektedir.
D. Koruyucular
1. Adalet Bakanlığı
35. Adalet Bakanlığı, yıllar içinde, güvenlik polisi ve personel kontrolü üzerinde aktif bir şekilde gözetiminde bulunmuştur. Bakanlık, çeşitli derinlikte bir çok araştırma yapmıştır. Adalet Bakanlığı tarafından yapılan bu araştırmaların sonunda, bir rapor hazırlanmamıştır. Ancak Hükümet, Bakanlık ile Milli Polis Kurulu arasındaki görüşmelerin, hem aleni ve hem de gizli talimatların değiştirilmesine yol açtığını söylemiştir.
2. Adalet Şansölyesi
36. Adalet Şansölyeliği makamının uzun bir geçmişi olup, artık Anayasanın 11. Kısmının 6. maddesinde yer almaktadır. Şansölyenin görev ve yetkileri, 1975 tarihli Adalet Şansölyesi Tarafından Gözetim Hakkında Yasada (1975:1339) ve Hükümetin Şansölyeye talimatlarında (1975:1345) düzenlenmektedir.
Adalet Şansölyesinin Parlamento tarafından düzenlenen görevleri arasında, kamu makamlarının ve kamu görevlilerinin yetkilerini hukuka ve yürürlükteki mevzuata uygun olarak kullanmalarını sağlamak için, bu makam ve görevlilerin gözetimi yer almaktadır. Şansölye bu sıfatla, çoğunlukla bireylerin yaptıkları şikayetleri almakta ve incelemektedir. Şansölye ayrıca, Devletin haklarını korumak için, Hükümet namına hareket etmek ve hukuki konularda araştırmalarda ve tavsiyelerde bulunmak suretiyle, Hükümete yardımcı olmak zorundadır.
Adalet Şansölyesi Hükümet tarafından atanmakta ve emeklilik yaşına kadar göreve devam etmektedir. Şansölye, Anayasanın 11. Kısmının 6. maddesine göre Hükümete bağlıdır (subordinate). Ancak, Anayasanın aynı Kısmının 7. maddesine göre, "Hiçbir kamu makamı (Hükümet dahil), Parlamento veya belediyelerin karar alıcı organları, bir idari makamın (Adalet Şansölyesi dahil), belirli bir olayda bir özel kişi veya belediye hakkında yapacağı bir işlemle veya bir yasayı uygulamasıyla ilgili olarak, nasıl karar vermesi gerektiğine karar veremez.
Adalet Şansölyesi, mahkemelerin veya idari makamların bütün müzakerelerine girebilir; ama kendi görüşünü belirtemez. Şansölye ayrıca, bu makamların elindeki bütün dosyaları ve belgeleri inceleyebilir.
Bütün kamu makamları ve kamu görevlileri, Adalet Şansölyesine istediği her türlü bilgi ve belgeyi vermek zorundadır (bk. ayrıca aşağıda parag. 41).
Adalet Şansölyesi, gözetimci sıfatıyla, kamu görevlilerine karşı cezai soruşturma başlatabilir veya haklarında disiplin işlemi yapılması için suç duyuruda bulunabilir.
Adalet Şansölyesi, Parlamento Ombudsmanıyla anlaşarak, bireysel şikayetlerle ilgili olayları kendisine gönderebilir. Böylece aynı tür şikayetler uygulamada, ya Şansölye veya Ombudsman tarafından incelenir; her iki makam tarafından incelenmez.
37. Bir kamu makamı olan Milli Polis Kurulu ve onun personel kontrolü gibi faaliyetleri, Adalet Şansölyesinin gözetimi altındadır.
Adalet Şansölyesi, düzenli olarak ve genellikle yılda bir kez, Kurulu ve Kurulun Güvenlik Bölümünü ziyaret eder. Ayrıca, özel sebeplerin gerektirmesi halinde, yine ziyarette bulunabilir. Bir bireyin yaptığı şikayet, ziyaret için özel bir sebep oluşturur. Adalet Şansölyesinin ziyaretleri her zaman kaydedilir ve yapılan görüşmeler, daha sonra açıklanacak şekilde tutanağa geçirilir. Gizli bir belge kayda geçmiş ise, görüşme tutanaklarındaki gizli bölümler açıklanmaz. Hükümet, Şansölyenin 6 Aralık 1983 tarihli bir teftiş ziyaretinin tutanaklarını Mahkemeye sunmuştur. Bu tutanaklardan Adalet Şansölyesinin, Şansölyelikten iki görevli ile birlikte, Güvenlik Bölümünü teftiş ettikleri ve başka şeylerin yanında, personel kontrolüyle ilgili meseleleri görüştükleri anlaşılmaktadır. Bu ziyaretle ilgili özel olarak belirtilmesi gereken bir şey yoktur.
Adalet Şansölyesi, Kurulun veya Güvenlik Bölümünün verdiği bir kararı değiştirme yetkisine sahip değildir; bunların karar verme sürecine müdahalede bulunamaz; fakat, hukuka veya usule aykırı gördüğü işlemler hakkında beyanda bulunmakta serbesttir.
Adalet Şansölyesinin, bir personel kontrol işlemini teftişiyle ilgili görüşleri hukuken bağlayıcı olmadığından, bu görüşlerin, Şansölyenin Anayasanın 11. Kısmının 7. maddesiyle (bk. yukarıda parag. 36) güvence altına alınan bağımsızlık alanına girip girmediği konusunda tereddüt edilebilir. Ancak İsveç hukuk geleneğinde Hükümetin, Anayasanın 11. Kısmının 6. maddesindeki yetkilerini, örneğin Şansölyeye Personel Kontrol Yönetmeliğinin uygulanmasıyla ilgili bir mesele hakkında nasıl bir görüş vermesi gerektiği konusunda talimatlar vermek veya genel olarak Milli Polis Kurulunun faaliyetlerini izlemesini engellemek üzere kullanmaya çalışacağını düşünmek zordur.
3. Parlamento Ombudsmanı
38. 1809 tarihine dayanan bir kurum olan Parlamento Ombudsmanının görev ve yetkileri, özellikle Anayasanın 12. Kısmının 6. maddesinde ve Parlamento Ombudsmanlığı Yasasında (1975:1057) düzenlenmiştir.
Parlamento Ombudsmanlığının dört üyesi, Parlamento tarafından seçilir. Temel görevleri, yasaların ve diğer mevzuatın kamu yönetiminde uygulanmasını gözetmektir.
Mahkemelerin ve idari makamların, Anayasanın objektiflik ve tarafsızlıkla ilgili hükümlerine uygun davranmalarını ve kamu yönetim sürecinde vatandaşların temel hak ve özgürlüklerinin tecavüz uğramamasını sağlamak, Ombudsmanın görevleri arasındadır.
Bir Ombudsman, gözetim görevini yerine getirirken, bir mevzuatın veya Devletin yapacağı bir işlemin değiştirilmesini gerektiren bir sebebin bulunduğunu tespit ederse, bu konuda Parlamentoya veya Hükümete bir rapor sunar.
Bir Ombudsman, bir şikayet üzerine veya teftiş veya gerekli gördüğü bir araştırma suretiyle, gözetim görevini yürütür.
Bir konunun incelenmesi, bir raporla sonuçlanır; bu raporda, bir işlemin hukuka aykırı olup olmadığı veya başka bir noktadan uygunsuzluk bulunup bulunmadığı konusunda, Ombudsmanın görüşü yer alır. Ombudsman ayrıca, mevzuatın tek tip ve düzgün bir şekilde uygulanmasını amaçlayan beyanlarda bulunabilir.
Ombudsman raporları, kendisinin kişisel görüşlerinin bir ifadesi olarak kabul edilir. Bu beyanların pratikte bir sonuç doğurup doğurmaması, karar verici veya diğer ilgili makamı ikna edip etmemesine bağlıdır. İlgili makamlar, her zaman olmamakla birlikte, genellikle Ombudsmanın görüşlerine uyarlar (Gustaf Petren / Hans Ragnemalm, Sveriges Grundlagar, Stockholm 1980, s. 327).
Bir Ombudsman, bir mahkemenin veya idari bir makamın görüşmelerinde hazır bulunabilir ve bunların tutanaklarını ve diğer belgelerini inceleyebilir. Bir mahkeme, idari bir makam ve merkez veya taşra yönetimlerindeki memurlar, Ombudsmanın istediği bilgi veya belgeleri vermek zorundadırlar. Ombudsman görevini yerine getirirken, savcılardan yardım isteyebilir.
39. Yukarıda anlatılanlardan çıkan sonuca göre, Milli Polis Kurulu ve faaliyetleri, Parlamento Ombudsmanının gözetimi altındadır.
Parlamento Ombudsmanının yazı işleri müdürlüğünden verilen bilgiye göre, bireysel şikayet olaylarında izlenen usul şöyledir: Bir şikayet yapıldığında, yetkili Ombudsman, personel kontrolü isteyen makamla veya Kurulla ilişkiye geçer (bk. yukarıda parag. 25). Daha sonra bu Ombudsmana, olayın şartlarıyla ilgili sözlü bilgi sunulur ve kendisine konuyla ilgili dosyalar ve belgeler üzerinde inceleme yapma imkanı verilir. Ombudsman aldığı bu bilgiyle ilgili her hangi bir şekilde kayıt tutamaz; çünkü kayıt tutma, bilginin gizlilik niteliğinin korunması konusunda sorunlara yol açabilir. Ombudsman, yukarıda anlatılan inceleme ve başka şekilde yapılacak olan bir araştırma sonucunda, bir görüşe varır. Ombudsman her zaman yazılı şekilde bir rapor hazırlar; bu rapor alenidir. O nedenle, raporda gizli bilgi yer almaz.
1969 yılından bu yana, personel kontrol sistemiyle ilgili en az sekiz tane bireysel başvuru yapılmıştır. Bu şikayetlerden dördü, önemsiz başvurucuların yaptığı genel nitelikteki şikayetlerdir. Ombudsman, diğer dört şikayet bakımından ise, esaslı olan maddi şartları araştırdıktan sonra, bunlardan ikisiyle ilgili bazı meseleler hakkında eleştirilerde bulunup, dosyalarını kapatmıştır (684-1983 sayılı dosyayla ilgili 20 Şubat 1984 tarihli ve 2316-1984 sayılı dosyayla ilgili 15 Şubat 1985 tarihli raporlar). İş Mahkemesinin 28 sayılı ve 12 Mart 1986 tarihli kararına göre, Ombudsmanın 20 Şubat 1984 tarihli raporunda ifade edilen eleştiriler, Genelkurmay Başkanlığının Yönetmeliğin 19. maddesiyle ilgili önceki uygulamasını değiştirmesine yol açmıştır.
4. Parlamento Adalet Komitesi
40. Parlamento Adalet Komitesi, orantılılık esasına göre seçilen on beş parlamenterden meydana gelmektedir. Komite, 1971 yılından bu yana, polisin güvenlik bölümündeki uyarlılıkları ele almakta ve hemen hemen her yıl, güvenlik polisinin harcamalarını, örgütlenmesini ve faaliyetlerini derinlemesine incelemektedir. Hükümete göre Komite, Personel Kontrol Yönetmeliğine ve bunun uygulanmasıyla ilgili konulara, ayrıca Milli Polis Kurulunun dışarıdan üyelerinin güvenlik polisinin faaliyetleri üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi meselesine büyük ilgi göstermektedir. Komite genellikle, Kurulun ve Güvenlik Bölümünün sözcüleriyle yaptığı oturumlarda ve düzenli olarak yaptığı ziyaretlerde bilgilendirilmektedir. Bu tür ziyaretler, 1977 ilkbaharında, 1979 sonbaharında ve 1983 ilkbaharında gerçekleştirilmiştir. 1980 ilkbaharında, Komite ile Kuruldaki parlamenterler arasında özel bir özel görüşme yapılmıştır. 1981 ilkbaharında Komite, özel bir rapor istemiş ve bu rapor kendisine gönderilmiştir. 1982 ilkbaharında Komite, Milli Polis Müfettişi ve Güvenlik Polisi Bölüm Başkanıyla bir oturum yapmıştır.
Komite Birinci Sekreterinin de teyit ettiği gibi, Hükümete göre Komite üyeleri, bu ziyaretler sırasında sicillerin her yerine bakabilmişler ve Güvenlik Bölümünde tutulan sicili de inceleyebilmişlerdir. Komite üyeleri ayrıca, bilgi girişi yapma yetkisine sahip görevlilerin sicili tutmaları hakkında ve personel kontrolü yürütülürken Kurulun önüne verilerin getirilmesiyle ilgili çeşitli konular hakkında görüşmüşlerdir.
5. Kamu belgelerine serbestçe ulaşma ilkesi
41. İsveç Anayasanın bir parçası sayılan Basın Özgürlüğü Yasasının 2. Kısmının 2. maddesine göre, herkes, yasayla kısıtlanmış haller dışında, belirli alanlarda, bir kamu belgesine ulaşma hakkına sahiptir.
Söz konusu dönemde, bu kısıtlamalarla ilgili temel hükümler, 1937 tarihli Kamu Belgelerine Ulaşma Hakkının Sınırlanmasına Dair Yasada yer almaktaydı (1937:249); bu Yasa 1 Ocak 1981 tarihine kadar yürürlükte kalmıştır.
1937 tarihli Yasasının değişik 11. maddesine göre, "Genel Adli Sicil Yasasında (1963:197) veya Polis Sicil Yasasında (1965:94) belirtilen sicillerde yer alan ayrıntılı bilgiler, bu Yasalarda öngörülen hallerin veya usulün dışında, hiç kimseye verilemez." Polis Sicil Yasasının, 1 Mart 1985 tarihine kadar yürürlükte kalan 1977 tarihli değişik (1977:1032) 3. maddesine göre:
"Aşağıdakilerin talebi üzerine, polis sicillerinin içinden alıntılar veya bilgiler verilebilir:
1. Adalet Şansölyesi, Parlamento Ombudsmanı, Milli Polis Kurulu, Merkezi Göçmenlik Müdürlüğü, İl İdare Kurulları, İl İdare Mahkemeleri, Polis Müdürlükleri veya Savcılıklar;
2. Hükümetin belirli türdeki olaylarda veya belirli bir olayda gerekli yetkiyi verdiği diğer makamlar;
3. Yabancı bir ülkede haklarını korumak, yabancı bir ülkeye girmek veya burada yerleşmek veya ikamet etmek için veya sağlıkla ilgili faaliyetlerle alakalı iş veya sözleşme sorunları veya milli güvenlik bakımından önemli konular hakkında karar verilebilmesi için alıntılara ihtiyaç duyan ve Hükümet tarafından özel kararnameyle bu tür amaçlar bakımından alıntıların veya bilgilerin verilmesine izin verilen bir birey veya haklarını korumasının sicildeki bilgileri elde etmesine bağlı olduğunu kanıtlayabilen ve Hükümetin de bu tür bilgilerin kendisine verilmesine izin verdiği diğer hallerde bir birey."
1 Ocak 1981 tarihinden itibaren 1937 tarihli Yasanın yerine, 1980 tarihli Gizlilik Yasası yürürlüğe girmiş ve benzer hükümler şimdi bu Yasanın 7. Kısmının 17. maddesinde yer almıştır.
Başvurucunun durumundaki bireylerin, polis sicillerinden alıntılar elde etmelerine izin veren özel bir kararnamenin bulunduğu gösterilememiştir.
42. Parlamento veya Hükümetin dışında bir makam tarafından, bir belgeye ulaşma talebinin reddine dair verilen bir karara karşı mahkemelere başvurulabilir (Basın Özgürlüğü Yasası, 2. Kısım, md. 15).
Yakın tarihlerde, yukarıda zikredilen Polis Sicil Yasasının 3. maddesinin gerektirdiği Hükümetin ön iznini alamadıkları veya istemedikleri için, gizli polis sicilindeki bilgilere ulaşma talepleri reddedilen bireylerin açtıkları bir çok dava, Yüksek İdare Mahkemesi tarafından karara bağlanmıştır (Yearbook of the Supreme Administrative Court - 1981: Ab 100 ve Ab 282 ve 1982:Ab 85).
Bu durum mevcut davadaki olaylara uygundur; şöyle ki Hükümet, Leanderın Milli Polis Kurulu tarafından verilen bilgiyi öğrenme talebini incelemeye yetkili olduğunu beyan etmiştir (bk. yukarıda parag. 16).
Ancak ilgili kişinin, Kurulun personel kontrolünü talep eden makama bilgi verme kararına karşı Hükümete veya idare mahkemelerine başvurabilme imkanının mevcut olmadığı anlaşılmaktadır; çünkü bu kişi, Kurulun bilgi verme sürecine taraf biri olarak kabul edilmemektedir (Yüksek İdare Mahkemesinin 1509-1984 sayılı davada 20 Haziran 1984 tarihli kararı).
43. Belirli bir belge gizli de olsa, Hükümet her zaman bu belgeyi verip vermeme konusunda belirli bir takdir yetkisine sahip olup, belgenin ilgili olduğu hukuk davasının veya idari davanın tarafı olan kimseye, bu belgeye ulaşma imkanı verilebilir. Bu konudaki temel hükümler, 30 Aralık 1980 tarihine kadar, 1937 tarihli Yasanın değişik (1974:567) 38. maddesinde yer almaktaydı. Bu madde şöyledir:
"Hükümet, kamusal veya bireysel hakların korunması için gerekli gördüğü her zaman, bu Yasada gösterilen kısıtlamalardan başka bir kısıtlamaya tabi olmaksızın, belgelerin verilmesini sağlayabilir.
Herkese açık olmayan bir belgenin, cezai nitelikteki bir davada veya bir polis soruşturmasında delil sayılabilecek olması halinde, davaya bakan mahkeme veya polis soruşturmasıyla ilgili sorunlar hakkında karar vermeye yetkili makam tarafından, bu belgenin kendisine veya polis soruşturmasını yapmakla yetkili görevliye verilmesine karar verilebilir. Ancak yukarıdaki kural, Yasanın 1-4, 31 ve 33. maddelerinde sözü edilen belgeler bakımından geçerli değildir. Eğer bir belgenin içeriği, bu belgeyi hazırlayan kimsenin, Yasanın 36. Kısmının 5(2), (3) ve (4). fıkralarına göre, bu belge hakkında mahkemede tanık olarak dinlenebilmesine imkan vermeyecek nitelikte ise, bu belge bir dava veya polis soruşturması sırasında sunulamaz; yine, özel şartlar gerektirmedikçe, belgenin sunulması nedeniyle mesleki sırlar açığa çıkacak ise, böyle bir belge ne bir davada ve ne de bir polis soruşturmasında sunulabilir."
Bu hükümlere karşılık gelen hükümler, 1 Ocak 1981 tarihinde itibaren, 1980 tarihli Gizlilik Yasasının 14. Kısmının 5 ve 8. maddelerinde yer almıştır.
6. Zararlar
44. Devletin hukuki sorumluluğu (civil liability), 1972 tarihli Hukuki Sorumluluk Yasasının (1972:207) 3. Kısmında düzenlenmiştir.
Bu Yasanın 2. maddesine göre, kamu makamlarının tasarruflarında kusur (fault) veya ihmal (negligence) bulunması halinde, tazminat hakkı doğabilir.
Ancak Yasanın 7. maddesine göre Parlamento, Hükümet, Yüksek Mahkeme, Yüksek İdare Mahkemesi veya Milli Sosyal Güvenlik Mahkemesi tarafından verilen kararlara karşı tazminat davası açılamaz. Ayrıca bu Yasanın 4. maddesine göre, ilgili kişinin mevcut diğer hukuk yollarını tüketmek suretiyle zararın doğmasını engelleyebileceği hallerde, Milli Polis Kurulu gibi daha alt seviyedeki makamların kararlarına karşı dava açılamaz.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
45. Leander, Komisyona yaptığı 2 Kasım 1980 tarihli başvuruda, Sözleşmenin 6, 8, 10 ve 13. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu, kendisini güvenlik bakımından sakıncalı hale soktuğunu iddia ettiği bazı gizli bilgiler nedeniyle, sürekliliği olan bir iş bulmasının engellendiğinden ve geçici bir işe kabulünün reddedilmesinden şikayetçi olmuştur. Başvurucu ayrıca, itibarına yönelik bu saldırı karşısında kendisini bir yargı yeri önünde savunabilmesi gerektiğini belirtmiştir.
46. Komisyon, 10 Ekim 1983 tarihinde, başvuruyu Sözleşmenin 6. maddesi bakımından kabuledilemez bulmuş, fakat 8, 10 ve 13. maddeler bakımından yapılan şikayetleri kabuledilebilir bulmuştur.
Komisyon, 17 Mayıs 1985 tarihli raporunda, oybirliğiyle Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edilmediği, oybirliğiyle Sözleşmenin 10. maddesindeki ifade özgürlüğü ve bilgi alma özgürlüğü bakımından ayrı bir sorun doğmadığı ve beşe karşı yedi oyla Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edilmediği görüşünü açıklamıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. Sözleşmenin 8. maddesinin ihlali iddiası
47. Başvurucu, personel kontrol usulünün, ilgili olayda kendisine uygulanma şeklinin, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlaline yol açtığını iddia etmiştir. Bu madde şöyledir:
"1. Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda gerekli bulunan müdahalelerin dışında, kamu makamları tarafından hiç bir müdahale yapılamaz."
Başvurucu, kişisel ve siyasal geçmişindeki her hangi bir şeyin (bk. yukarıda parag. 17), demokratik bir toplumda, Güvenlik Bölümünün kayıtlarına kendisinin "sakıncalı" olarak kaydedilmesini ve buna göre söz konusu işe alınmamasını gerektirecek nitelikte olmadığını iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca, Personel Kontrol Yönetmeliğinin, Sözleşmenin 8(2). fıkrası anlamında bir "hukuk" sayılamayacağını savunmuştur.
Bununla birlikte başvurucu, bir personel kontrol sisteminin gerekliliğine itiraz etmemiştir. Başvurucu, Hükümetin Sözleşmenin 8 ve 10. maddelerinin sınırları içinde, bazı aşırı siyasal ideoloji sempatizanlarının güvenlik açısından duyarlı kadrolara girmelerini önleme ve bu gibi kişiler hakkında Milli Polis Kurulunun Güvenlik Bölümü tarafından tutulan sicile bilgiler girme yetkisini de tartışma konusu yapmamıştır.
A. Sözleşmenin 8. maddesindeki hakka bir müdahale olup olmadığı
Gizli polis sicilinde yer alan bilgilerin Leanderın özel yaşamıyla ilgili olduğu tartışmasızdır.
Bu tür bilgilerin hem sicilde tutulması ve hem de ilgili makamlara verilmesi, ayrıca Leandera buna itiraz edebilme imkanı verilmemesi, Sözleşmenin 8(1). fıkrasında güvence altına alınan özel yaşama saygı hakkına bir müdahale oluşturmuştur.
B. Müdahalenin haklı olup olmadığı
1. Meşru amaç
49. İsveç personel kontrol sisteminin amacı milli güvenliği korumak olup, bu da Sözleşmenin 8. maddesi bakımından meşru bir amaçtır.
İddiaya konu temel sorunlar, bu müdahalenin "hukuka uygun" olup olmadığı ve "demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığıdır.
2. "Hukuka uygun olarak"
(a) Genel prensipler
50. Sözleşmenin 8(2). fıkrasındaki "hukuka uygun olarak" ifadesi, ilk olarak, müdahalenin iç hukukta bir dayanağının bulunmasını gerektirir. Ancak iç hukuka uygunluk yeterli değildir; söz konusu hukuk, ilgili kişi tarafından ulaşılabilir (accessible) ve sonuçları önceden görülebilir (foreseeable) olmalıdır (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte 02.08.1984 tarihli Malone kararı, parag. 66).
51. Ne var ki, milli güvenlikle ilgili alanlarda çalışanların gizli kontrolleri bağlamındaki önceden görülebilirlik şartı, diğer alanlardakiyle aynı olmayabilir. O halde önceden görülebilirlik, İsveç özel polisinin milli güvenliği koruma çabasıyla bir kimse hakkında yapacağı kontrollerin, o kimse tarafından açık bir şekilde önceden görebilmesi anlamına gelmez. Bununla birlikte, Personel Kontrol Yönetmeliğindeki gibi, vatandaşlara genel olarak uygulanabilir bir sistemin hukuku, vatandaşlara, kamu makamlarının hangi koşullarda ve hangi sınırlar içinde bu tür gizli ve potansiyel olarak özel yaşama karşı tehlike oluşturabilecek müdahalede bulunma yetkisi verdiğini, yeterince açık ifadelerle gösterecek nitelikte olmalıdır (bk. aynı karar, parag. 67).
Önceden görülebilirlik kriterinin yerine getirilip getirilmediği değerlendirilirken, maddi hukuk statüsüne sahip olmayan talimatlar veya idari pratikler, bunların içeriği hakkında ilgilileri yeterince aydınlattıkları ölçüde dikkate alınabilirler (bk. 25.03.1983 tarihli Silver ve Diğerleri kararı, parag. 88-89).
Ayrıca, bir hukukun uygulanması, ilgili kişilere veya genel olarak kamuya açık olmayan gizli işlemlerin yapılmasını içerdiği taktirde, hukukun kendisi, beraberinde getireceği idari pratiğin dışında, yetkili makamlara bırakılan takdir yetkisinin kapsamını, söz konusu işlemin meşru amacını göz önünde tutarak, keyfi müdahalelere karşı bireyi korumak için yeterince açık bir şekilde göstermelidir (bk. yukarıda geçen 02.08.1984 tarihli Malone kararı, parag. 68).
(b) Yukarıdaki prensiplerin mevcut olayda uygulanması
52. Müdahale iç hukukta geçerli bir temele, yani Personel Kontrol Yönetmeliğine dayanmıştır. Ancak başvurucu, gizli polis sicili tutulmasını düzenleyen hükümlerin, yani öncelikle Yönetmeliğin 2. maddesinin, ulaşılabilirlik ve önceden görülebilirlik şartından yoksun olduğunu iddia etmiştir.
Hem Hükümet ve hem de Komisyon, bu iddiaya katılmamışlardır.
53. İsveç Resmi Gazetesinde yayınlanmış olan Yönetmeliğin kendisi, hiç kuşkusuz ulaşılabilirlik şartını taşımaktadır. O halde buradaki temel sorun, Milli Polis Kurulunun bilgileri, personel kontrol sistemine göre saklama ve ilgili makamlara verme yetkisini düzenleyen hükümlerin, iç hukukta yeterince açık bir şekilde düzenlenmiş olup olmadığıdır.
54. Yönetmeliğin 2. maddesinin birinci fıkrası, hangi bilgilerin sicile girilebileceği konusunda Milli Polis Kuruluna geniş takdir yetkisi vermektedir (bk. yukarıda parag. 19). Ancak bu takdir yetkisinin kapsamı ikinci fıkrayla, Anayasada yer alan yasaklara karşılık gelen önemli konularda, hukuken sınırlanmıştır (bk. yukarıda parag. 18); şöyle ki, "bir kimsenin, sırf bir örgüte üye olduğu veya başka bir suretle siyasal görüşlerini açıkladığı gerekçesiyle, sicile girişi yapılamaz". Ayrıca bu bağlamda Kurulun takdir alanı, Hükümetin çıkardığı talimatlarla çerçevelenmiştir (bk. yukarıda parag. 20-21). Ancak bunlardan sadece biri, yani 22 Eylül 1972 tarihli talimat (bk. yukarıda parag. 20) aleni olup, yeterince ulaşılabilir niteliktedir.
Ayrıca, gizli polis siciline bilgi girilmesi, bilginin özel polis hizmeti için gerekli olma ile "milli güvenliğe karşı suçların" önlenmesi ve soruşturulması gibi amaçları taşıma şartlarına tabidir (bk. yukarıda parag. 19 - Yönetmelik md 2(1)).
55. Dahası Yönetmelikte, hangi bilgilerin hangi yetkililere iletilebileceği, böyle bir iletimin hangi koşullarda meydana gelebileceği ve Milli Polis Kurulu bilginin ilgili makamlara verilmesi kararı alırken izleyeceği usul konusunda, açık ve ayrıntılı hükümler yer almaktadır (bk. yukarıda parag. 25-29).
56. Yukarıda anlatılanları göz önünde tutan Mahkeme, İsveç hukukunun personel kontrol sisteminin bilgi toplama, kaydetme ve ilgili makamlara verme konusunda, yetkili makamlara tanıdığı takdir yetkisinin kullanılma tarzı ve alanı bakımından, vatandaşlarına yeterince işaret verdiği sonucunu varmaktadır.
57. O halde mevcut davada Leanderın özel yaşamına müdahale, Sözleşmenin 8. maddesi bakımından "hukuka uygun" olarak yapılmış bir müdahaledir.
3. "Milli güvenlik bakımından demokratik bir toplumda gerekli olma"
58. Gereklilik kavramı, müdahalenin bir toplumsal ihtiyaç baskına karşılık gelmesini ve özellikle izlenen meşru amaçla orantı olmasını ima etmektedir (bk. diğerleri arasında, 24.11.1986 tarihli Gillow kararı, parag. 55).
59. Bununla birlikte Mahkeme, ulusal makamların, sadece izlenen amacın niteliğine değil, ama aynı zamanda söz konusu müdahalenin özel niteliğine de bağlı olan bir takdir alanından yararlandıklarını kabul eder. Mevcut davada, davalı Devletin milli menfaatlerini korurken sahip olduğu menfaatler ile başvurucunun özel yaşamına saygı hakkına müdahalenin ağırlığı karşılaştırılmalıdır.
Sözleşmeci Devletlerin milli güvenliği korumak için, yetkili ulusal makamlarına, önce, kişiler hakkında bilgi toplama ve halka açık olmayan siciller tutma, ikinci olarak, milli güvenlik bakımından önemli kadrolarda çalışmak isteyen adayların bu işe uygunluğunu takdir ederken bu bilgiyi kullanma yetkisi veren kurallara sahip olmaları gerektiğinden hiçbir kuşku yoktur.
Tabi ki tartışma konusu müdahale, hassas bir kamu hizmeti kadrosuna girme imkanı üzerinde yarattığı sonuçlar itibarıyla, Leanderın meşru menfaatlerini olumsuz yönde etkilemiştir. Öte yandan, kamu hizmetine girme hakkı, Sözleşmede yer alan bir hak değildir (bk. diğerlerinin yanında, 28.08.1986 tarihli Kosiek kararı, parag. 34-35); müdahale, yarattığı sonuçlardan ayrı olarak, başvurucunun seçtiği özel bir yaşam tarzını sürdürmesinin önünde bir engel oluşturmamıştır.
Bu şartlarda Mahkeme, davalı Devletin mevcut olayda toplumsal ihtiyaç baskısını değerlendirirken, özellikle milli güvenliği koruma meşru amacını gerçekleştirmek için sahip olduğu takdir alanının, geniş bir alan olduğunu kabul etmektedir.
60. Bununla birlikte, milli güvenliği korumak için getirilen bir gizli izleme sisteminin, demokrasiyi savunma gerekçesiyle demokrasiyi zayıflatma ve hatta yıkma riski taşıdığı da göz önünde tutulacak olursa, Mahkeme, bu sistemin kötüye kullanılmaya karşı yeterli ve etkili güvencelere sahip olduğuna ikna olmalıdır (bk. 06.09.1978 tarihli Klass ve Diğerleri kararı, parag. 49-50).
61. Başvurucu, İsveç personel kontrol sisteminde bu tür güvencelerin kendisine sağlanmadığını, çünkü özellikle, kendisiyle ilgili bilginin doğruluğuna itiraz etme imkanı verilmediğini savunmuştur.
62. Hükümet ise, on iki değişik koruyucu bulunduğunu, bunların da birlikte yeterli koruma oluşturduğunu ileri sürmüştür:
(i) Personel Kontrol Yönetmeliği aracılığıyla aleni duruma getirilmiş bir personel kontrolünün varlığı;
(ii) hassas kadroların değişik güvenlik sınıflarına ayrılmış olması (bk. yukarıda parag. 26);
(iii) sadece konuyla ilgili bilginin toplanabilmesi ve yetkili makamlara verilmesi (bk. yukarıda parag. 18-20, 28 ve 30);
(iv) sadece atanması düşünülen bir kimse hakkında bilgi isteğinde bulunulabilmesi (bk. yukarıda parag. 27);
(v) Milli Polis Kurulunda parlamenter üyelerin bulunması (bk. yukarıda parag. 29);
(vi) bilginin söz konusu kişiye iletilebilmesi; ancak Hükümet, bu tür bir bilgi iletiminin, en azından 1 Ekim 1983 tarihine kadar yürürlükte olan hükümlere göre hiçbir zaman yapılmadığını kabul etmektedir (bk. yukarıda parag. 31);
(vii) söz konusu kişiyi kadroya atama kararını vermenin, Milli Polis Kurulunun değil, bilgi isteyen makamın yetkisinde olması (bk. yukarıda parag. 34);
(viii) bu karara karşı Hükümete başvurulabilmesi (bk. yukarıda parag. 16);
(ix) Adalet Bakanlığı tarafından gözetimde bulunulması (bk. yukarıda parag. 35);
(x) Adalet Şansölyesi tarafından gözetimde bulunulması (bk. yukarıda parag. 36-37);
(xi) Parlamento Ombudsmanı tarafından gözetimde bulunulması (bk. yukarıda parag. 38-39);
(xii) Parlamento Adalet Komisyonu tarafından gözetimde bulunulması (bk. yukarıda parag. 40).
63. Mahkeme ilk olarak, bu koruyuculardan bir kısmının mevcut davayla ilgili olmadığına işaret eder; çünkü, örneğin, aleyhine başvurulabilir bir atama kararı bulunmamaktadır (bk. yukarıda parag. 11 ve 16).
64. Personel Kontrol Yönetmeliği, personel kontrol sürecinin etkilerini asgariye indirmeyi amaçlayan, bazı hükümler içermektedir (bk. özellikle yukarıda parag. 54-55 ve 62(ii)-(iv)). Ayrıca, gizli polis sicilindeki bilginin personel kontrolü dışındaki alanlarda kullanılması, pratikte sadece cezai soruşturma olayları ve İsveç vatandaşlığının kazanılması olaylarıyla sınırlıdır (bk. yukarıda parag. 22).
Bu sistemin düzgün bir şekilde uygulanıp uygulanmadığının gözetimi, Hükümetin kendisi tarafından yapılan kontrollerin dışında, hem Parlamentoya ve hem de bağımsız kurumlara bırakılmıştır (bk. yukarıda parag. 35-40).
65. Mahkeme, Milli Polis Kurulunda parlamenterlerin varlığına ve Adalet Şansölyesi ile Parlamento Ombudsmanı ve ayrıca Parlamento Adalet Komitesinin gözetimine (bk. yukarıda parag. 62(v), (x), (xi) ve (xii)) özel bir önem atfetmektedir.
Muhalefet üyelerine de yer veren Kurulun parlamenter üyeleri (bk. yukarıda parag. 29), bilgi isteyen makama bilginin verilip verilmemesi konusundaki bütün kararlara katılmaktadırlar. Ayrıca, bu üyelerden her biri, Kurulun bilgi vermesini otomatik olarak önleyen bir veto yetkisine sahiptirler. Böyle bir durumda, bilginin verilmesine dair bir karar, sadece Milli Polis Müfettişinin veya parlamento üyelerinden birinin talebi üzerine Hükümete gönderilmesi halinde, bizzat Hükümetin kendisi tarafından karar verilir (bk. yukarıda parag. 29). Sicilin bu en önemli alanında, yani sicilden bilgi verilmesi konusunda yapılan bu doğrudan ve düzenli kontrol, kötüye kullanılmaya karşı en önemli güvenceyi sağlamaktadır.
Buna ek olarak, Adalet Parlamento Komitesi tarafından derin bir inceleme yapılmaktadır (bk. yukarıda parag. 40).
Parlamento Ombudsmanının gözetimi (bk. yukarıda parag. 38-39), özellikle bireylerin kendi hak ve özgürlüklerine tecavüz edildiğini hissettikleri olaylarda, kötüye kullanmaya karşı bir başka önemli güvencedir.
Adalet Şansölyesi, bazı konularda Hükümetin en yüksek danışmanı olabilir. Ancak, kendisine başka görevlerin yanında, personel kontrol sisteminin işleyişini gözetim görevini veren, İsveç Parlamentosudur. Şansölye bunu yerine getirirken, mümkün olduğu kadar Ombudsman gibi hareket eder ve en azında pratikte, Hükümetten bağımsızdır (bk. yukarıda parag. 36-37).
66. Askeri makamlara verilen bilginin Leandera iletilmemiş olması, müdahalenin kendiliğinden, "milli güvenlik için demokratik bir toplumda gerekli" olmayan bir müdahale olduğu sonucuna varmayı gerektirmez; çünkü, personel kontrol usulünün etkililiğini en azından kısmen sağlayan bu tür bir iletim (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, yukarıda geçen 06.09.1978 tarihli Klass ve Diğerleri kararı, parag. 58), hiçbir zaman yapılmamıştır.
Bununla birlikte Mahkeme, söz konusu Yönetmelik 1969 yılında çıkarılmadan önce, Adalet Şansölyesi ve Parlamento Ombudsmanı gibi kendilerine danışılan çeşitli makamların, Yönetmeliğin 13. maddesinde yer verilecek olan ilgili kişiye iletme kuralının, kontrolün amacını tehlikeye sokmadığı ölçüde, etkili bir şekilde uygulanmasını arzu ettiklerini kaydetmiştir (bk. yukarıda parag. 31).
67. Bu durumda Komisyon gibi Mahkeme de, İsveç personel kontrol sisteminde yer alan koruyucuların, Sözleşmenin 8(2). fıkrasındaki şartları taşıdığı sonucuna varmaktadır. Davalı Devlet, kendisine tanınmış olan geniş takdir alanı göz önünde tutulacak olursa, mevcut olayda milli güvenliği başvurucunun bireysel menfaatlerinin üzerinde görme hakkına sahiptir (bk. yukarıda parag. 59). O halde Leanderın karşılaştığı müdahalenin, izlenen meşru amaçla orantılı olmadığı söylenemez.
4. Sonuç
68. Bu nedenle, Sözleşmenin 8. maddesi ihlal edilmemiştir.
II. Sözleşmenin 10. maddesinin ihlali iddiası
69. Başvurucu, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edildiği iddiasına yol açan aynı olayların, ayrıca Sözleşmenin 10. maddesinin ihlaline de yol açtığını ileri sürmüştür. Bu madde şöyledir:
"1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ulusal sınırlarla kısıtlanmaksızın, bir görüşe sahip olma, haber ve düşünceleri elde etme ve bunları ulaştırma özgürlüğünü de içerir. Bu madde Devletin radyo yayıncılığını, televizyon ve sinema işletmeciliğini izne bağlamasına engel değildir.
2. Bu özgürlükleri kullanırken ödev ve sorumluluk içinde hareket edilmesi gerektiğinden, ulusal güvenlik, ülke bütünlüğü veya kamu güvenliği, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının şeref ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi, yargı organının otorite ve tarafsızlığının korunması amacıyla, demokratik bir toplumda gerekli bulunan ve hukukun öngördüğü formalitelere, şartlara, yasaklara ve yaptırımlara tabi tutulabilir."
70. Komisyon, başvurucuların iddialarının, görüşlerin ifade edilmesi özgürlüğü veya bilgi alma özgürlüğü bakımından ayrı bir sorun doğurmadığı sonucuna varmıştır. Hükümet bu sonuca katılmıştır.
A. Görüşleri ifade özgürlüğü
71. Kamu hizmetlerine alınma hakkı Sözleşme tarafından tanınmış değildir; fakat bu, başka yönlerden memurların ve deneme süresi içindeki memurların Sözleşmenin kapsamı dışında ve özellikle Sözleşmenin 10. maddesinin koruması dışında kaldıkları anlamına gelmez (bk. 28.08.1986 tarihli Glasenapp kararı, parag. 49-50 ve aynı tarihli Kosiek kararı, parag. 35-36).
72. İlk önce, başvurucunun tabi tutulduğu personel kontrol usulünün, ifade özgürlüğünün kullanılmasına, bir "formalite, şart, yasaklama veya yaptırım" biçimde bir müdahale oluşturup oluşturmadığı veya tartışma konusu tedbirlerin kamu hizmetlerine girme hakkı alanına girip girmediği belirlenmelidir. Bu soruya yanıt verebilmek için, bu tedbirler mevcut davanın maddi olayları ve ilgili mevzuat bağlamına yerleştirilmek suretiyle, tedbirlerin kapsamı belirlenmelidir (aynı yer).
Yönetmelik hükümlerinden Yönetmeliğin amacının, milli güvenlik bakımından önemli kadrolarda bulunan kişilerin gerekli niteliklere sahip olmalarını sağlamak olduğu (bk. yukarıda parag. 24) açıkça anlaşılmaktadır. Bu nedenle, Mahkemenin önüne getirilen meselenin odağında, kamu hizmetlerine girme sorunu bulunmaktadır; Genelkurmay Başkanlığı ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığı başvurucunun söz konusu kadroya milli güvenlik gerekçesiyle kabul edilemeyeceğini beyan ederlerken, konuyla ilgili bilgileri sadece, Leanderın bu kadro için gerekli personel niteliklerinden birine sahip olup olmadığına kanaat getirmek için dikkate almışlardır.
73. Buna göre, Leanderın, Sözleşmenin 10. maddesiyle korunmuş olan görüşlerini ifade özgürlüğüne bir müdahale yapılmamıştır.
B. Bilgi edinme özgürlüğü
74. Mahkeme, bilgi edinme özgürlüğünün esas itibarıyla, bir kimsenin, başka kişilerin vermeyi arzu ettikleri veya vermeyi isteyebilecekleri bilgiyi almasının, Hükümet tarafından kısıtlanmasını engellediğini gözlemlemektedir. Sözleşmenin 10. maddesi, mevcut davadaki gibi şartlar içinde bireye, kendisinin kişisel durumu hakkında bilginin yer aldığı bir sicile ulaşma hakkı vermediği gibi, Hükümete, bu tür bir bilgiyi bireye verme yükümlülüğü de içermemektedir.
75. O halde Leanderın Sözleşmenin 10. maddesiyle korunan bilgi edinme özgürlüğüne bir müdahale yapılmamıştır.
III. Sözleşmenin 13. maddesinin ihlali iddiası
76. Başvurucu son olarak, Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Bu madde şöyledir:
"Bu Sözleşmede düzenlenen hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi sıfatla hareket eden kişilerden başka kimseler tarafından işlenmiş olsa da, ulusal bir makam önünde etkili bir hukuki bir yola başvurma hakkına sahiptir."
Başvurucu ilk olarak, atama yapan makamın kararını dayandırdığı materyalin tümümün (bk. yukarıda parag. 62(vi)), kendisine veya avukatına gösterilip üzerinde yorum yapma imkanı verilmediğinden şikayetçi olmuştur. Başvurucu ayrıca, kendisi hakkında tutulan ve ilgili makamlara verilen bilginin doğruluğu hakkında bağlayıcı karar verme yetkisine sahip bağımsız bir makama başvurma hakkı (bk. yukarıda parag. 42) bulunmadığından da şikayetçi olmuştur.
Hükümet ve Komisyon, bu iddialara katılmamışlardır.
77. Sözleşmenin 13. maddesinin yorumlanması bakımından, aşağıdaki genel ilkeler konuyla ilgilidir:
(a) bir bireyin, Sözleşmedeki haklarından birinin ihlal mağduru olduğuna dair savunulabilir bir iddiasının bulunması halinde, hem bu iddiası hakkında karar verilmesi ve hem de gerektiği taktirde bir giderim elde edebilmesi için, ulusal bir makam önünde bir hukuk yoluna sahip olmalıdır (bk. diğerleri arasında, yukarıda geçen Silver ve Diğerleri kararı, parag. 113).
(b) Sözleşmenin 13. maddesi, sözü edilen makamın yargısal bir makam olmasını gerektirmemektedir; ancak bu yargısal bir makam değilse, sahip olduğu yetkiler ve sağladığı güvenceler, izlediği usulün etkili olup olmadığına karar verilirken önem taşır (aynı yer);
(c) tek bir hukuk yolu, kendi başına Sözleşmenin 13. maddesindeki şartları bütünüyle yerine getiremese bile, bir araya gelen iç hukuk yolları bunu gerçekleştirebilir (aynı yer);
(d) Sözleşmenin 13. maddesi, Sözleşmeci Devletlerin yasalarının, Sözleşmeye veya eşdeğerdeki ulusal normlara aykırı oldukları gerekçesiyle ulusal bir makama başvurma hakkını güvence altına almamaktadır (bk. 21.02.1986 tarihli James ve Diğerleri kararı, parag. 85).
78. Mahkeme, bu koşullarda Sözleşmenin 8. maddesinin, Milli Polis Kurulu tarafından ilgili makamlara Leander hakkında verilen bilginin, kendisine de iletilmesini gerektirmediğini belirtmiştir (bk. yukarıda parag. 66). Sözleşme bir bütün olarak yorumlanmalı ve böylece, Komisyonun da raporunda hatırlattığı gibi, Sözleşmenin 13. maddesinin yorumu, Sözleşmenin mantığıyla ahenkli olmalıdır. Sonuç olarak Mahkeme, Sözleşmenin 8. maddesiyle ilgili vardığı sonuçla uyumlu olarak, bu bilginin başvurucuya iletilmemesinin, kendiliğinden ve bu davanın şartları içinde, Sözleşmenin 13. maddesini ihlal etmediği görüşündedir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, yukarıda geçen Klass ve Diğerleri kararı, parag. 68):
Bu dava bakımından, Sözleşmenin 13. maddesine göre "etkili hukuk yolu", milli güvenlik açısından önemli kadrolarda istihdam edilecek adaylar hakkındaki gizli denetim sisteminin niteliği gereği kısıtlı bir alanda başvuru yapılabileceği göz önünde tutularak, mümkün olduğu kadar etkili bir hukuk yolu şeklinde anlaşılmalıdır. O halde şimdi, başvurucunun İsveç hukukunda sahip olduğu çeşitli hukuk yollarının, bu sınırlı anlamda "etkili" olup olmadıklarını incelemek gerekmektedir (aynı karar, parag. 69).
79. Başvurucunun şikayetlerinin, en azından Sözleşmenin 8. maddesiyle ilgili olanlarının, savunulabilir iddialar ortaya koydukları konusunda bir tereddüt yoktur; buna göre başvurucu, İsveç hukukunda korunmuş olan bu hakkını Sözleşmenin o maddesi gereğince kullanabilmek için, etkili bir hukuk yoluna sahip olmalıdır (bk. yukarıda geçen James ve Diğerleri kararı, parag. 47 ve ayrıca 08.07.1986 tarihli Lithgow ve Diğerleri kararı, parag. 205).
Mahkeme, İsveç personel kontrol sistemini Sözleşmenin 8. maddesine uygun bulmuştur. Böyle bir durumda, bir kimsenin konuyla ilgili yasalara, konunun niteliği gereği sınırlı bir çerçevede uygunluk elde etmesine yarayacak ulusal mekanizmaların bulunması halinde, Sözleşmenin 13. maddesinin gerekleri yerine getirilmiş olacaktır (bk. yukarıda geçen James ve Diğerleri kararı, parag. 86).
80. Hükümet, İsveç hukukunun Sözleşmenin 13. maddesi bakımından yeterli iç hukuk yollarına sahip olduğunu savunmuştur; şöyle ki:
(i) açılan kadroya resmi bir başvuru yapılması ve alınmama halinde Hükümete itirazda bulunma;
(ii) Basın Özgürlüğü Yasasına dayanarak, gizli polis sicilini görmek için Milli Polis Kuruluna talepte bulunma ve reddedilme halinde, idare mahkemelerine başvurma;
(iii) Adalet Şansölyesine şikayet etme;
(iv) Parlamento Ombudsmanına şikayet eme.
Komisyon çoğunluğu, bu dört iç hukuku yolundan her hangi birinin tek başına değil ama, birlikte ele alındıklarında, Sözleşmenin 13. maddesinin gereklerini karşıladığı sonucuna varmıştır.
81. Mahkeme ilk önce, hem Adalet Şansölyesinin ve hem de Parlamento Ombudsmanının, bireysel şikayetleri alma yetkisine sahip olduklarını, ilgili yasaların Milli Polis Kurulu tarafından gereği gibi uygulanmalarını sağlamak için, bu tür şikayetleri soruşturmakla görevli olduklarını (bk. yukarıda parag. 36 ve 38) kaydeder. Her iki organ da görevini yerine getirirken, gizli polis sicilinde yer alan bütün bilgilere ulaşma yetkisine sahiptir (bk. yukarıda parag. 41). Parlamento Ombudsmanının verdiği bir çok karar, bu yetkilerin personel kontrol sisteminin işleyişiyle ilgili şikayetler konusunda da kullanıldığını göstermektedir (bk. yukarıda parag. 39). Ayrıca, bu bağlamda her iki organın da, Hükümetten bağımsız oldukları kabul edilmelidir. Bu durum, Parlamento Ombudsmanı bakımından tamamen açıktır. Adalet Şansölyesinin de, en azından uygulamada, personel kontrol sisteminin çalışmasıyla ilgili görevlerini yerine getirirken, Hükümete karşı bağımsız olduğu kabul edilmelidir (bk. yukarıda parag. 37).
82. Ombudsman ve Adalet Şansölyesi tarafından yerine getirilen kontrollerdeki asıl zayıflık, kendilerinin ceza davası veya disiplin davası açma yetkilerinden (bk. yukarıda parag. 36-38) ayrı olarak, hukuken bağlayıcı bir karar verememeleridir. Ancak bu noktada Mahkeme, gizli güvenlik denetim sisteminde bir kimse için mevcut bir hukuk yolunun gerektirdiği etkililiğin, zorunlu olarak sınırlı oluşunu hatırlatmaktadır. Parlamento Ombudsmanının ve Adalet Şansölyesinin görüşleri, İsveç toplumunda geleneksel olarak büyük saygıyla karşılanır ve uygulamada genellikle izlenir (bk. yukarıda parag. 37-38). Ayrıca, bireyin kendi başına kullanabileceği bir hukuk yolu olmamakla birlikte, İsveç personel sisteminin özelliği gereği, bilgi istendiği zaman her bir olayda durumu inceleyen Milli Polis Kurulunun üyesi bulunan parlamenterler vasıtasıyla parlamento denetimine tabi olması da (bk. yukarıda parag. 29), önemli bir unsurdur.
83. Leanderın hiçbir zaman kullanmadığı bu iç hukuk yollarına bir de, Hükümete gönderdiği 5 Şubat 1980 tarihli mektupla, Milli Polis Kurulunun Personel Kontrol Yönetmeliğinin 13. maddesine aykırı olarak, sicilde yer alan bilgi hakkında yazılı veya sözlü yorumda bulunabilmesi için davet edilmediğinden şikayet etmek (bk. yukarıda parag. 15) suretiyle, fiilen kullandığı hukuk yolu da eklenmelidir. Hükümet bu bağlamda, Kuruldan görüşünü sormuş, Kurulun görüşü hakkında Leandera cevap verme fırsatı tanınmış, kendisi de 11 Mart 1980 tarihli mektupla cevap vermiştir. Hükümet yani Kabinenin tamamı, Leanderın 22 Ekim 1979 ve 4 Aralık 1979 tarihli şikayetlerine de cevap veren kararında, Leanderın çeşitli şikayetlerini reddetmiştir (bk. yukarıda parag. 14 ve 16).
Mahkeme, Sözleşmenin 13. maddesinde zikredilen makamın, kelimenin dar anlamıyla yargısal bir makam olmak zorunda olmadığını, fakat bu makamın sahip olduğu yetkilerin ve sağladığı usul güvencelerin, bu hukuk yolunun etkili olup olmadığına karar verilirken ilgili unsurlar olduğunu hatırlatır. Hükümetin, Kurulu bağlayıcı karar verme yetkisine sahip olduğu konusunda her hangi bir tereddüt yoktur (bk. yukarıda parag. 77).
84. Mevcut dava bakımından Sözleşmenin 13. maddesine göre etkili bir hukuk yolunun, milli güvenliğin korunması için getirilmiş bir gizli izleme sisteminin niteliği gereği kısıtlı bir başvuru alanı bulunduğu göz önünde tutularak, mümkün olduğu kadar etkili bir hukuk yolu anlamına geldiği (bk. yukarıda parag. 78-79) hatırlanmalıdır.
Hükümete şikayette bulunmak, kendi başına ele alındığında Sözleşmenin 13. maddesine uygunluğu sağlamak için yeterli görülmese bile, Mahkeme, yukarıda anlatılan hukuk yollarıyla (bk. yukarıda parag. 81-83) bir araya geldiğinde, özellikle bu davanın şartları içinde, Sözleşmenin 13. maddesindeki koşulları yerine getirdiğine kanaat getirmektedir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, yukarıda geçen Klass ve Diğerleri kararı, parag. 72).
Buna göre Mahkeme, Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmaktadır.
Bu gerekçelerle mahkeme,
1. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 8 veya 10. maddesinin ihlal edilmediğine;
2. Üçe karşı dört oyla, Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edilmediğine
Karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy