(AİHS m. 6)
Başvuru no: 9300/81
DAVANIN ESASI
7. 1947 doğumlu olan başvurucu Elvan Can, bir Türk vatandaşıdır. Başvurucu 1971 yılında, eşiyle birlikte Avusturyaya yerleşmiştir. Başvurucu 8 Ağustos 1980 tarihinde, Avusturya vatandaşı bayan E.R. namına kendisinin işlettiği bir restoranın kundaklanması (arson) olayına karıştığı kuşkusuyla, Gmunden polisi tarafından 17 Ağustos 1980de gözaltına alınmıştır. Yangını çıkardığı düşünülen başvurucunun erkek kardeşi gibi, bayan E.R. de gözaltına alınmıştır.
19 Ağustosta bir soruşturma yargıcı, kaçma tehlikesi ve delilleri karartma tehlikesi bulunduğu gerekçesiyle başvurucunun Welste tutuklanmasına karar vermiştir (Ceza Usul Kanunu md. 180(2)(1) ve (2). bendler).
8. Başvurucu Can daha sonra, tutukluluğun devamı için hiçbir sebep bulunmadığı gerekçesiyle, bir kaç kez salıverilme talebinde bulunmuş ve Sözleşmeyi de ileri sürmüştür.
Wels Bölge Mahkemesindeki Denetim Dairesi, ilk üç salıverilme başvurusunu 2 Eylül 1980, 20 Eylül 1980 ve 13 Ocak 1981 tarihlerinde reddetmiştir. Elvan Can bu kararlara karşı 6 Ekim 1980 ve 19 Ocak 1981 tarihlerinde Linz Üst Mahkemesine başvurmuş, ancak bu başvurular da 22 Ekim 1980 ve 28 Ocak 1981 tarihlerinde reddedilmiştir.
Dördüncü salıverilme başvurusunun da 23 Şubat 1981de olumlu sonuçlanmadığı görülmektedir. 22 Nisan 1981 tarihli beşinci başvuruyu, Denetim Dairesi 30 Nisan 1981 tarihinde kabul etmiş, ancak salıvermeyi başvurucunun 90,000 Şilin kefalet yatırmasını da içeren bazı şartlara bağlamıştır. Başvurucu Can, bu miktarda bir parayı bulamadığını belirterek ve alternatif olarak akrabaları ile vatandaşlarından topladığı 20,000 Şilin yatırmayı önererek, Linz Üst Mahkemesine başvurmuştur. Bu mahkeme, Denetim Dairesinin kararını 27 Mayıs 1981de onaylamıştır. 28 Ağustos 1981 tarihli altıncı başvuru da, Denetim Dairesi tarafından 16 Eylül 1981de, Üst Mahkeme tarafından ise 2 Ekim 1981de reddedilmiştir.
Üst Mahkeme ayrıca, gerekli görüldüğü takdirde tutukluluğun yedinci, sekizinci ve onuncu aylara kadar uzatılmasına, sırasıyla 28 Ocak, 25 Şubat ve 8 Nisan 1981 tarihli kararlarıyla izin vermiştir (Ceza Usul Kanunu, md. 193).
Yukarıda sıralanan çeşitli kararlarda esas itibarıyla, şüphenin devam etmesine, kaçma tehlikesinin bulunmasına ve ayrıca soruşturmanın kapsamına ve karmaşıklığına dayanılmıştır. Öte yandan bu kararlarda 22 Ekim 1980 tarihinden sonra delilleri karartma tehlikesinden söz edilmemiştir. Ceza Usul Kanununun 193. maddesine göre delilleri karartma tehlikesi ancak azami iki ay, soruşturma yargıcının veya savcılığın başvurusu üzerine ikinci derece mahkemesinin kararıyla üç ay süreyle tutukluluğun devamı için bir sebep oluşturabilir.
Dava mahkemesindeki 12 Kasım 1981 tarihli duruşmada, Elvan Canın 20,000 Şilin teminat yatırması şartıyla salıverilmesine karar verilmiştir.
9. Tutukluluğun ilk dönemlerinde, örneğin 15 Eylül ve 30 Eylül 1980 tarihlerinde, başvurucunun avukatı bay Zitta ve yardımcılarıyla, ancak görevlilerin gözetimi altında görüşmesine izin verilmiştir. Çünkü, Ceza Usul Kanununun 45(3). fıkrasının ikinci cümlesi, bir sanığın tutukluluğu kısmen veya tamamen delilleri karartma tehlikesine dayanıyorsa, iddianame tebliğ edilinceye kadar avukatla görüşmelerde bir adli görevlinin (a court officier) bulunmasını gerektirmektedir. Aynı kural, haberleşmeye de uygulanır (md.45(4)).
6 Ekim 1980de başvurucu, avukat Zitta ile üçüncü bir kimsenin bulunmadığı bir ortamda görüşebilmek için izin istemiştir. Başvurucuya göre Ceza Usul Kanununun 45(3). fıkrası, Sözleşmenin 6(3)(c) bendine ve sonuç olarak Avusturya Anayasasına aykırıdır. Başvurucu Can, bu talebinin soruşturma yargıcı tarafından 9 Ekimde reddedilmesi üzerine, 14 Ekimde Wels Bölge Mahkemesinin Denetim Dairesine başvurmuş, ancak sonuç alamamıştır. Bu Daire 13 Mart 1981 tarihli kararında bu başvuruyu, başvurucunun meselenin Anayasa Mahkemesi önüne götürülmesi talebini yerine getirmeden, reddetmiştir.
10. 14 Ocak 1983te Wels Bölge Mahkemesi Canı kundaklama suçuna ortak olmaktan suçlu bulmuş ve on dört ay hapis cezasına mahkum etmiştir. Yüksek Mahkeme başvurucunun maddi noktalardan başvurusunu (appeal) 15 Kasım 1983te ve hukuki noktalardan başvurusu (temyizini, appeal on points of law) 15 Aralık 1983te reddetmiştir.
11. Başvurucu, daha sonra ailesiyle birlikte Türkiyeye dönmüştür.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
12. Elvan Can, 14 Nisan 1981 tarihinde Komisyona yaptığı başvuruda, on dört ay yirmi altı günlük tutukluluk süresinin uzunluğundan ve başlangıçta avukatıyla görüşmesinin izlenmesinden şikayetçi olmuştur. Başvurucu birincisi için Sözleşmenin 5(3). fıkrasına, ikincisi için de Sözleşmenin 6(3)(c) bendine dayanmıştır.
13. Komisyon başvuruyu 14 Aralık 1983 tarihinde kabuledilebilir bulmuştur. Komisyon 12 Temmuz 1984 tarihli raporunda Sözleşmenin 5(3). fıkrasının (bire karşı on bir oyla) ve 6(3)(c) bendinin (oybirliğiyle) ihlal edildiği görüşünü açıklamıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
14. Hükümet ve başvurucu aşağıdaki dostane çözüme (bk. yukarıda parag 5) varmışlardır:
"1. Başvurucuya her türlü tazminat için toplam 100,000 Şilin ödenecektir.
2. İç hukuktaki yargılama sırasında yapılan her türlü gider ve masraflar için toplam 54,336 Şilin ödenecektir.
3. Yukarıda geçen tazminat Avusturya Federal Hükümeti tarafından Rudolf Zitta aracılığıyla dostane çözümün sonuçlanmasından itibaren bir ay içinde ödenecektir. Dostane çözüm, Rudolf Zittanın Dışişleri Bakanlığına, başvurucu Elvan Canın dostane çözüm önerisini kabul ettiğine dair bilgi vermesinden sonra yürürlüğe girecektir.
Buna ek olarak Avusturya Federal Hükümeti, dostane çözüm için Avusturyada ödemek zorunda olduğu tarifeli ücretler için Elvan Canın masraflarını karşılamayı taahhüt etmektedir. Bu ödeme, söz konusu ücretin tespitinden sonra bir ay içinde yapılacaktır.
4. Elvan Cana tazminat olarak 100,000 Şilin havalesi için Avusturya Milli Bankasının belgesi sunulacaktır.
5. İnsan Hakları Avrupa Komisyon kararının (no. 9300/81) ve dostane çözümün uygun biçimde yayınlanmasına Avusturya Federal Hükümetinin bir itirazı bulunmamaktadır.
6. Başvurucuya İnsan Hakları Avrupa Komisyonu ve Mahkemesi önündeki yargılama için adli yardım verilmişti ve davanın Mahkeme önünde dostane çözümle sonuçlanmasından sonra, bu konudaki hakkı devam edecektir. Bu nedenle, başvurucunun Strasbourg davasındaki giderleri ve masrafları dostane çözüm içinde yer almamaktadır.
Başvurucunun İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi önündeki davası ve bunu dostane çözüme götüren müzakereler için adli yardım tarifesinden ödeme yapılmayacak olursa, davalı Devlet başvurucuya (veya Elvan Canın vekili Rudolf Zittaya), bu başlık altında ödeme yapmayı taahhüt etmektedir.
Avusturya Federal Hükümeti, hazırlanmakta olan Ceza Usul Kanunu reformu içinde, tutuklu bir sanık ile avukatı arasında delilleri karartma tehlikesi bulunduğu takdirde gözetim altında görüşme yapılabilmesi hakkında (Ceza Usul Kanunu md. 45(3)) yeni kuralları içeren bir tasarıyı yasama meclislerine sunacaktır. Hükümet bunu yaparken, İnsan Hakları Avrupa Komisyonunun mevcut davada 12 Temmuz 1984 tarihli raporundaki görüşlerini dikkate alacaktır."
Buna göre Hükümet, Mahkemeden, Canın rızasıyla (bk. yukarıda parag. 5), Mahkeme İçtüzüğünün 48(2). fıkrasına göre davanın düşmesine karar vermesini talep etmiştir. Bu fıkra şöyledir:
"Bir dostane çözüme ulaşıldığı kendisine bildirilen Daire ..., gerektiği takdirde Taraflara, Komisyon temsilcisine ve başvuruya danıştıktan sonra davanın düşmesine karar verebilir."
Konuyla ilgili olarak Komisyon temsilcisine danışılmış, kendisi bir itirazda bulunmamıştır (bk. yukarıda parag. 5).
Avusturyanın Avrupa Konseyindeki Daimi Temsilcisi Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğüne, "bir ilk adım olarak Avusturya Federal Hükümeti Komisyonun 12 Temmuz 1984 tarihli raporunun içeriğini, başkanları vasıtasıyla bütün Avusturya mahkemelerine ve soruşturma makamlarına ulaştıracaktır" şeklinde bir bilgi sunmuştur (bk. yukarıda parag. 5).
15. Mahkeme, Hükümet ile başvurucu arasında varılmış olan dostane çözümü resmen not etmiştir. Başvurucu bu dostane çözümü tamamen kendisinin menfaatlerine uygun görmektedir; bununla birlikte Mahkeme, kamu düzeni bakımından davaya devam edilmesini gerektirecek türden bir sebep bulunmadığına ikna olmalıdır (İçtüzük md. 48(4)).
16. Bu bağlamda Mahkeme ilk olarak, daha önceki bir çok davada, Sözleşmenin 5(3). fıkrası bakımından mevcut davada ortaya çıkan hukuki sorunlara benzer sorunlar hakkında karar verdiğini hatırlatır (bk. şu kararlar: 27.06.1968 tarihli Wemhoff kararı; 27.06.1968 tarihli Neumeister kararı; 10.11.1969 tarihli Stögmüller kararı; 10.11.1969 tarihli Matznetter kararı; 16.07.1971 tarihli Ringeisen kararı). Mahkeme bu suretle Sözleşmeci Devletlerin bu alanlarda üstlenmiş oldukları yükümlülüklerin kapsamını açıklığa kavuşturmuştur.
17. Aynı şey, delilleri karartma tehlikesi nedeniyle tutuklu bir sanık ile avukatı arasındaki görüşmelerin Avusturyada gözetime tabi tutulması konusunda ortaya çıkan ikinci mesele bakımından geçerli değildir (bk. yukarıda parag. 9). Mahkeme yakın bir tarihte karşılaştığı benzer bir problemi, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali sonucuna vararak çözmüştü; fakat bu olay, Birleşik Krallıkta cezasını çekmekte olan ve hukuk davası açmak isteyen bir hükümlüyle ilgiliydi (bk. 28.06.1984 tarihli Campbell ve Fell kararı, parag. 17-22 ve parag. 111-113).
Bununla birlikte Mahkemenin o içtihadı, mevcut davada Komisyon raporunun 45-50. paragraflarında ele alınan Sözleşmenin 6(3). fıkrası veya buradaki bendlerin hazırlık soruşturması aşamasın uygulanabilir olup olmadığı, veya hangi ölçüde uygulanabilir olduğu sorusuna yanıt olarak bazı işaretler vermektedir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 08.06.1976 tarihli Engel ve Diğerleri kararı, parag. 91; 28.11.1978 tarihli Luedicke, Belkacem ve Koç kararı, parag. 48 ve yukarıda geçen Campbell ve Fell kararı, parag. 95-99).
Her şeyden öte davalı Hükümet, söz konusu gözetime ilişkin yeni kuralları içeren bir yasa tasarısını yasama meclislerine sunma ve bunu sunarken de Komisyonun raporunda oybirliğiyle ifade edilen görüşü dikkate alma taahhüdünde bulunmuştur. Ayrıca Hükümet, şimdi raporun içeriğini bütün Avusturya mahkemelerine ve savcılıklara göndermiş ve bu suretle Hükümetin reform içinde benimseyeceği yaklaşıma işaret etmiş bulunmaktadır.
18. Buna göre Mahkeme, Komisyon temsilcisi gibi (bk. yukarıda parag. 5), Hükümet ile başvurucu arasında varılan çözümün Sözleşmede güvence altına alınan insan haklarına saygıya dayandığını kabul etmektedir. Sonuç olarak davanın düşmesine karar verilmesi uygundur.
Bu Gerekçelerle Mahkeme Oybirliğiyle,
Davanın düşmesine
Karar Vermiştir.
SONKARARIN YERİNE GETİRİLMESİ
BAKANLAR KOMİTESİ: DH (88) 5; 26.04.1988
Hükümetin verdiği bilgiye göre: Hükümet dostane çözümde öngörülen miktarı başvurucuya ödemiştir. Ayrıca, 25 Kasım 1987 tarihli Ceza Reformu Yasasıyla, Ceza Usul Kanununun 45(3). fıkrası değiştirilmiştir. Bu yasa 1 Mart 1988 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yeni yasa hükmü, İnsan Hakları Avrupa Komisyonunun 12 Temmuz 1984 tarihli raporunda belirtilen görüşleri dikkate almıştır. Eski hükümle karşılaştırıldığında yeni hüküm, tutulu bulunan bir kimsenin delilleri karartma tehlikesi nedeniyle avukatıyla görüşmesinin dinlenmesini zorunlu olmaktan çıkarmıştır. Değişik 45(3). fıkrası bu konuda soruşturma yargıcına takdiri bir yetki vermekte ve aynı zamanda denetimi istisnai haller ile sınırlamaktadır.
İddianamenin tebliğinden önce tutulan kişinin avukatıyla görüşmesinin dinlenmesi şu şartlarda mümkündür: a) tutukluluğun (judicial detention) ilk on dört gününde dinleme yapılabilir, ancak konuşmaların sonucu olarak delillerin karartılabileceği tehlikesi bulunduğuna karar verilmemiş ise dinleme yapılamaz; b) tutukluluğun ilk on dört gününden sonra ise, dinlemesiz yapılacak konuşmalarda delilleri karartma tehlikesinin bulunduğundan kaygılanmak için haklı nedenler varsa, dinleme yapılabilir; bu durumda soruşturma yargıcının vereceği karar gerekçeli olur ve tutuklu böyle bir karar aleyhine itirazda bulunabilir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy