(AİHS m. 6, 50)
Karar Tarihi: 29.05.1986
Başvuru no: 9384/81
DAVANIN ESASI (ÖZET)
I. Dava konusu olaylar
1940 doğumlu bir Alman vatandaşı olan bay Klaus Dietre Deumeland, Berlinde oturmaktadır. 8 Aralık 1976da ölen annesinin mirasçısı olan başvurucu bay Deumeland, annesinin Berlin İş Kazaları Müdürlüğüne karşı İş Mahkemesinde (social court) açtığı davaya devam etmiştir. Başvurucunun annesi Johanna Deumeland, kocası Gerhardın 25 Mart 1970te iş kazası sonucu öldüğünü iddia ederek, ek aylık talebinde bulunmuştur. Gerhard 12 Ocak 1970 günü işyerinden izin alıp randevulu olarak muayene olmaya gittiği kulak burun boğaz doktorundan dönerken, karla kaplı asfaltta düşmüş ve sol uyluk kemiği kırılmıştır. Berlin yerel idaresinde bir işçi olan Gerhard zorunlu kaza sigortasına tabidir.(10)
Bayan Deumelandın 16 Haziran 1970 tarihinde Berlin İş Mahkemesinde açtığı dava, 7 Aralık 1972 tarihinde reddedilmiştir. Bu mahkemeye göre söz konusu kaza ne bir iş kazasıdır ve ne de Sigorta Kanununun 548(1) ve 550(1). fıkralarına göre işyerine giderken veya gelirken meydana gelen bir kazadır. Bayan Deumlandın dava açtığı tarihte Berlinde iki tane bulunan İş Mahkemesindeki dava sayısının yüksekliği nedeniyle, daha sonra üç yeni İş Mahkemesi daha açılmıştır.(11-14)
Bayan Deumelandın, bu karara karşı 23 Kasım 1972de Berlin İş Üst Mahkemesine yaptığı üst başvuru, 14 Eylül 1973te reddedilmiştir. Bu karara karşı düzeltme talebi de 29 Ekim 1973te reddedilmiştir.(15-17)
Bayan Deumeland, Federal İş Mahkemesine başvurmuş, 11 Ekim 1973te kayda giren temyiz talebi kabul edilmiş ve Üst Mahkeme önünde usule uygun yargılama yapılmadığı gerekçesiyle 15 Mayıs 1975te karar bozulmuş, dosya Berlin Üst Mahkemesine gönderilmiştir.(18-23)
16 Mayıs 1975te Berlin Üst Mahkemesinde başlayan ikinci yargılama, 15 Mart 1979 tarihine kadar sürmüştür. Bu mahkeme 19 Ocak 1979 tarihli duruşmada davayı reddetmiştir. Karar 15 Martta tebliğ edilmiştir.(25-41)
Başvurucu bu kararı temyiz etmiştir. Federal İş Mahkemesindeki ikinci yargılama, 25 Mart 1979da başlamış 17 Aralık 1980 tarihine kadar sürmüştür. Bu mahkeme başvurucunun temyiz talebini reddetmiştir.(42-44)
Başvurucu 23 Aralık 1980de Federal Anayasa Mahkemesine başvurmuştur. Anayasa Mahkemesi 9 Şubat 1981de, başvuruda başarı şansı görmeyerek esasa girmeden başvuruyu reddetmiştir.(45)
Başvurucu 10 Mart 1981de yargılamanın yenilenmesi için Berlin Üst Mahkemesine başvurmuştur. Bu mahkeme söz konusu başvuruyu 6 Ağustos 1981de reddetmiştir. Başvurucunun bu karara karşı Federal İş Mahkemesine yaptığı başvuru 23 Kasım 1981de reddedilmiştir.(46-47)
II. Konuyla ilgili iç hukuk
Alman sosyal sigorta sistemi, genel olarak Reich Sigorta Kanunu tarafından düzenlenmiştir. Bu Kanun hastalık, kaza ve yaşlılık sigortalarını kapsamaktadır. 1911 tarihli bu Kanunun kökleri 1883 ve 1889 tarihinde çıkarılmış olan kanunlara uzanmaktadır. Sosyal koruma, daha sonra mevzuatla başka insan kategorilerini ve yeni riskleri içine alacak şekilde genişletilmiştir.(48)
Federal Alman Cumhuriyetinde, sözleşmeye bağlı olarak, bir özel kuruluş veya kamu kurumu tarafından çalıştırılan herkes, iş kazalarına karşı zorunlu olarak sigortalanır. Memurlar daha farklı bir durumdadırlar; istihdam edilmelerine göre Federal, Eyalet veya yerel makamların düzenlemeleri içine girerler.(49)
Memurların dışında kalan çalışanlar, iş kazalarına karşı geniş bir biçimde korunmuş olup, işverenin kusurunu kanıtlamak, dava açmak veya işverenin acizliğinin sonuçlarından zarar görmüş olmak zorunda değildirler. Mağdur kazadan kısmen sorumlu olsa bile, kendisi veya bakmakla yükümlü olduğu kişiler (beneficiaries), Reich Sigorta Kanununun 589 ve 590. maddeleri gereğince, 547. maddede belirtilen tazminat, aylık vb. gibi haklara sahiptirler. Sadece kazaya bilerek sebebiyet vermesi halinde, bu hakları kaybederler. Kanunun 548. maddesinde tanımlanan iş kazası deyimi, işe giderken veya işten dönerken meydana gelen kazaları da kapsar (md.550).(50)
Memur olmayan çalışanlar kaza sigortası sandığına katkıda bulunmazlar; Kanunun 723. maddesine göre bu sandık, tamamen işveren tarafından finanse edilir. İşverenlerin katkı miktarları, esas itibarıyla kapsama giren kişilerin aldıkları aylığa ve kaza olasılığına göre belirlenir (md. 725(1)).(51)
Meslek kuruluşları, özel kuruluşlarda çalışanlar bakımından iş kazalarına karşı sigortadan sorumlu organlardır. Kamu sektöründe çalışanlar ise, duruma göre Federal, Eyalet, yerel kurumların veya Federal İş Müdürlüğünün kapsamına girerler.(52)
Berlinde Eyalet çalışanları, İş Kazaları Sigorta Müdürlüğü kapsamına girerler; bu bir kamu kurumudur ve doğrudan Eyalet yönetimi tarafından kontrol edilir. Bunun başlıca mali kaynağı, Eyalet yıllık bütçesine konan ödenektir.(53)
Alman hukukunda sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasıyla ilgili uyuşmazlıklar, uzman mahkemelerde karara bağlanır. Yargı yetkisi üç aşamalıdır: İş Mahkemeleri (Social Courts), İş Üst Mahkemeleri (Social Appeal Courts) ve Federal İş Mahkemesi (Federal Social Court). Bu mahkemeler, bu alanda idari makamlar tarafından verilen ve ilgilileri tarafından muhalefet edilen bütün kararları incelemeye yetkilidirler. Uygulanan yargılama usulü, idare mahkemelerindeki yargılama usulüne çok yakındır.(54)
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
55. Bay Deumeland 15 Nisan 1981 tarihinde yaptığı başvuruda, İş Mahkemesinin, Sözleşmenin 6(1). fıkrasına aykırı olarak, makul bir sürede adil bir muhakeme yapmadığından şikayet etmiştir.
56. Komisyon bu başvuruyu 15 Kasım 1983 tarihinde kabuledilebilir bulmuştur. Komisyon 9 Mayıs 1984 tarihli raporunda altıya karşı sekiz oyla, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının bu olayda uygulanabilir olmadığı ve böylece söz konusu yargılamanın Sözleşmenin bu hükmüne uygun olup olmadığını belirlemenin gerekli olmadığı ve bu nedenle bu hükmünün ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali iddiası
58. Sözleşmenin 6(1). fıkrasında şu hüküm vardır:
"Herkes, kişisel hak ve yükümlülükleri(nin) ... karara bağlanmasında, hukuken kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından makul bir sürede adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahiptir. ..."
Başvurucu, Alman İş Mahkemelerinin makul bir sürede adil muhakeme yapmadıklarından şikayetçi olmuştur.
Komisyon çoğunluğu ve Hükümet tartıştığı için, karar verilmesi gereken ilk mesele, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının uygulanabilirliği meselesidir.
A. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının uygulanabilirliği
1. Bir hak üzerinde "uyuşmazlığın" varlığı
59. Bir hak üzerinde "uyuşmazlığın" varlığı konusunda Mahkeme, daha önceki içtihatlarında ifade ettiği ve Benthem kararında (bk. 23 Ekim 1985 tarihli Benthem kararı, parag. 32) özetlediği prensiplere atıfta bulunmaktadır.
Mevcut davada bir "uyuşmazlığın" en geç 16 Haziran 1970te Berlin İş Mahkemesinde dava açılmasıyla başladığı açıktır (bk. yukarıda parag. 11). Bu "uyuşmazlık", gerçek ve ciddi olup, ek dul aylığı almak için bayan Deumeland tarafından iddia edilen hakkın fiilen varlığıyla ilgilidir. Söz konusu yargılamanın sonucu, Berlin Eyaletinin aylık vermeyi reddeden kararının onaylanmasına yol açabilecek nitelikte olup, aslında olayda da yol açmıştır; bu nedenle sözü edilen hak bakımından doğrudan belirleyicidir.
O nedenle yetkili mahkemeler, bayan Deumelandın talep ettiği hakla ilgili bir uyuşmazlık üzerinde karar vermek durumunda kalmışlardır.
2. Tartışma konusu hakkın kişisel (civil) bir hak olup olmadığı
(a) Giriş
60. Mahkemenin içtihatlarına göre "kişisel haklar ve yükümlülükler, sadece davalı Devletin iç hukukuna dayanılarak yorumlanamaz" (bk. 28.06.1978 tarihli König kararı, parag. 88-89).
Ayrıca Sözleşmenin 6. maddesi, sadece "geleneksel anlamdaki özel hukuk uyuşmazlıklarını, yani bireyler arasında veya bir birey ile egemen sıfatıyla da değil de özel hukuka tabi özel şahıs olarak hareket eden Devlet" arasındaki uyuşmazlıkları kapsamaz (bk. aynı karar, parag. 90). "Meselenin nasıl karara bağlanacağını düzenleyen mevzuatın ... ve meseleyi çözme yetkisi verilmiş olan makamın niteliğinin ... pek az bir önemi vardır"; sözü edilen makam "genel bir mahkeme, idari bir organ, vb. olabilir" (bk. 16.07.1971 tarihli Ringeisen kararı, parag. 94). "Sadece tartışma konusu hakkın karakteri, meseleyle alakalıdır" (bk. yukarıda geçen König kararı, parag. 90).
61. Mahkeme daha önceki davalarda olduğu gibi bu davada da, "kişisel haklar ve yükümlülükler" kavramının soyut bir tanımını yapmak zorunda olmadığını düşünmektedir.
Bu dava, Mahkemenin sosyal güvenlik alanında ve hele Berlin Eyaletinde iş kazaları sigortasıyla ilgili gördüğü ilk dava olduğundan, yukarıda belirtilen prensipleri açıklayabilecek veya genişletebilecek nitelikteki ilgili unsurları ortaya çıkarmak durumdadır.
(b) Uyuşmazlığın konusu nedeniyle ortaya çıkan tamamlayıcı etmenler
62. Alman mevzuatında söz konusu hak, kamu hukuku kapsamına giren bir hak olarak görülmektedir (bk. yukarıda parag. 49-52). Ancak bu nitelendirme, sadece bir başlangıç noktası sağlayabilir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte özellikle 08.06.1976 tarihli Engel ve Diğerleri kararı, parag. 82); başka etmenlerle doğrulanmadıkça belirleyici olamaz. Mahkeme 28 Haziran 1978 tarihi König kararında ayrıca şöyle demişti:
"Bir hakkın Sözleşmedeki anlamıyla kişisel bir hak olup olmadığına, iç hukukta hangi hukuk içinde sınıflandırıldığına değil, hakkın maddi içeriğine ve etkilerine bakılarak karar verilir. Mahkeme bu denetim görevini yerine getirirken, Sözleşmenin amaç ve gayesi ile birlikte, diğer Sözleşmeci Devletlerin ulusal hukuk sistemlerini de göz önünde tutar" (bk. König kararı, parag. 89).
63. Avrupa Konseyine üye Devletlerin mevzuatlarında ve içtihatlarında, sosyal güvenlik düzenlemelerine göre iş kazası sigortasının sağladığı menfaatleri hakedişin hukuki niteliği, yani bu tür hakedişlerin dahil olduğu hukuk kategorisi konusunda büyük farklılık bulunmaktadır. Federal Almanya Cumhuriyeti gibi bazı Devletler, bunu bir kamu hukukuna giren bir hak olarak, bazıları tam tersine bir özel hukuka giren bir hak olarak görmektedirler; diğer bazılarının ise karma bir sistem uyguladıkları görülmektedir. Dahası, aynı hukuk düzeni içinde bile, içtihatlarda farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Kamu hukuku yönünün baskın olduğu bazı Devletlerde bazı mahkemeler, mevcut davadakine benzer bir meselede, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının uygulanabilir olduğu görüşünü belirtmişlerdir (örneğin, Brüksel Üst İş Mahkemesi tarafından verilen 11 Mayıs 1984 tarihli karar, Journal des Tribunaux 1985, pp. 168-169). Buna göre, bu konuda tekbiçimli bir Avrupa anlayışına işaret eden ortak bir standart bulunmamaktadır.
64. Alman iş kazaları sosyal sigorta sistemi analizi, talep edilen hakedişin hem kamu hukuku ve hem de özel hukuk özellikleri içerdiği görülmektedir.
(i) Kamu hukuku özellikleri
65. Bir kaç faktör, tartışma konusu meselenin kamu hukuku alanında görülmesini gerektiği izlenimi verebilir.
(1) Mevzuatın karakteri
66. Birinci etmen, mevzuatın karakteridir. İş kazaları sigortası konusunda sosyal güvenlik menfaatlerini düzenleyen kurallar, genel sigortaya uygulanan ve medeni hukukun bir parçası olan kurallardan bir çok bakımdan ayrılmaktadır. Alman Devleti, iş kazaları sigorta sandığının çatısını düzenleme ve bu sandığın işleyişini gözetme görevini üstlenmiştir. Devlet bu çerçevede, hak sahiplerini kategorilere ayırmakta, sağlanan korumanın sınırlarını tespit etmekte, katkı ve tazminat oranlarını belirlemektedir.
Devletin bir yasa veya alt düzenlemeler vasıtasıyla müdahalede bulunmuş olması, özellikle König, Le Compte, Van Leuven ve De Meyere ve Benthem gibi davalarda, Mahkemenin söz konusu hakkı özel (private) ve böylece kişisel (civil) karakterde bulmasını engellememiştir. Mevcut davada da bu tür bir müdahale, başvurucu tarafından iddia edilen hakkı kamu hukuku alanına sokmak için yeterli değildir.
(2) Sigortanın zorunluluk niteliği
67. Konuyla ilgili bir başka faktör, iş kazalarına karşı sigortalanma zorunluluğu veya daha açıkçası, mevzuatta belirtilen şartları yerine getirmiş olma halinde, sigorta kapsamına girmiş olmadır (bk. aşağıda parag. 72). Bir başka deyişle ilgili kişiler, sandığın sağladığı menfaatlerden vazgeçemez.
Başka alanlarda da benzer yükümlülükler bulunabilir. Örneğin, motorlu taşıt sürme gibi faaliyetlerde bulunanlara veya ev sahiplerine sigortalanmayı zorunlu kılan kurallar gibi. Yine de bu tür sigorta sözleşmelerinin sağladığı menfaatleri hakedişler, kamu hukukuna giren bir hak olarak nitelendirilemez. Bu nedenle Mahkeme, iş kazaları sigortası sandığına mensup olma yükümlülüğünün, buna karşılık gelen hakkın niteliğini nasıl olup da değiştirebileceğini anlamamaktadır.
(3) Devletin sosyal koruma görevi üstlenmesi
68. İncelenmesi gereken son bir yön, Devletin veya kamu kurumlarının veya yarı kamu kurumlarının, tam veya kısmen sosyal korumayı sağlama görevi üstlenmesidir. Mevcut davada, Berlin İş Kazaları Sigorta Müdürlüğü tarafından bu tür bir görev üstlenilmesi söz konusudur. Devletin rolünün gelişiminde böyle bir faktör, ister bir sonuç isterse bir aşama olarak görülsün, ilk bakışta kamu hukuku alanında bir genişleme olduğunu göstermektedir.
Öte yandan mevcut dava, geleneksel olarak özel hukuk tarafından düzenlenen genel sigorta hukukuyla ile bağlantılı bir meseleyle ilgilidir. Mahkeme bu konuya ileride tekrar dönecektir (bk. aşağıda parag. 73). Bu nedenle Devletin müdahalesinin genişlemesinden, söz konusu hakkın niteliğiyle ilgili kesin bir sonuç çıkarmak zor görünmektedir.
69. Özetle, yukarıdaki üç faktör birlikte ele alınsa bile, son çözümlemede Sözleşmenin 6. maddesinin uygulanabilir olmadığını ortaya koymak için yeterli değildir.
(ii) Özel hukuk nitelikleri
70. Bunun karşısında çeşitli yaklaşımlar, tam tersi bir sonucu savunmaktadır.
(1) İddia konusu hakkın şahsi ve ekonomik niteliği
71. İlk olarak, baba Deumelandın dul eşi, kamu makamlarının takdir yetkilerini kullanırken yaptığı tasarruflardan değil, fakat özel şahıs sıfatıyla hareket ettiği ilişkilerinden etkilenmiştir. Bayan Deumeland yürürlükteki mevzuatta düzenlenmiş özel kurallardan kaynaklanan bir hakkı talep etmektedir. Söz konusu hak şahsi, ekonomik ve bireyseldir; bu faktör, hakkı kişisel alana yaklaştırmaktadır.
(2) İş sözleşmesiyle bağlantısı
72. İkinci olarak, Eyaletin maaşlı bir çalışanı olan baba Deumelandın durumu, çalışan nüfusun bir üyesi olmasıyla yakından bağlantılıdır.
Çalışmasının hukuki temeli, özel hukuk tarafından düzenlenen iş sözleşmesidir. Sigortayla ilgili hükümlerin, iş sözleşmesinin hükümleri arasında ifade edilmediği ve doğrudan yasadan kaynakladığı doğru olmakla birlikte, bu şartlar iş sözleşmesine aşılanmıştır. Bu nedenle söz konusu hükümler, işçi ve işveren arasındaki ilişkinin kurucu unsurlarından birini oluşturmuştur. Ayrıca, baba Deumelandın dul eşinin ve daha sonra da oğlunun talep ettiği ek aylık, sözleşmeye göre ödenmekte olup, kişisel niteliği tereddütsüz olan aylığın bir uzantısıdır. Bu aylık, iş sözleşmesiyle aynı niteliğe sahip olup, Sözleşme bakımından da aynı kişisel karakteri taşımaktadır.
(3) Genel sigorta hukukuyla akrabalığı
73. Son olarak, Alman iş kazaları sigortası bir çok yönden genel sigorta hukukuyla benzeşmektedir. Alman iş kazaları sigortasında, halen mevcut özel sigortadan esinlenen risk karşılama teknikleri ve yönetim metotları kullanılır. Özel firmaların maaşlı çalışanları, meslek örgütlerine mensupturlar (bk. yukarıda parag. 52); bu meslek örgütleri, örneğin risklerin hesaplanması, menfaatlerden yararlanma şartlarının yerine getirilip getirilmediğinin teyit edilmesi, tazminatların ödenmesi gibi konularda, genel sigorta hukukuna göre hizmet veren bir şirketlerle aynı şekilde gibi yapmaktadırlar. Tabi ki Berlin Eyalet çalışanları, İş Kazaları Sigorta Müdürlüğüne bağlı olup, özel sektörde uygulanandan farklı bir sandığa tabidirler. Ancak bu durum, söz konusu mevzuata hukuki bir nitelik vermek için özel sektör sandığına referansta bulunulmasını engellememektedir. Aslında Eyalet, Sigorta Müdürlüğünün kaynaklarının büyük bir kısmını karşılamakla birlikte (bk. yukarıda parag. 53), bunu bir kamu makamı olarak değil ve fakat işveren sıfatıyla yapmaktadır.
Özel sektör sigortası ile sosyal güvenlik sigortası arasında mevcut olan bazı farklılıklar, sigortalanan ile sigortalayan arasındaki bağlantının temel karakterini etkilememektedir.
(c) Sonuç
74. Mevcut olayda kamu hukuku ile özel hukuk niteliklerinin birbirine olan göreliliğini değerlendiren Mahkeme, ikincisinin daha baskın olduğu sonucuna varmaktadır. Bu özel hukuk niteliklerinin hiç biri, tek başına belirleyici değildir; fakat bu nitelikler birlikte ve bütün olarak ele alındığı zaman, iddia konusu hakedişe, Sözleşmenin 6(1). fıkrası anlamında kişisel hak karakteri kazandırmaktadır; bu nedenle bu fıkra olayda uygulanabilir.
B Sözleşmenin 6(1). fıkrasına uygunluk
75. Artık Mahkeme, bayan Deumeland tarafından Alman İş Mahkemelerinde açılan ve oğlu tarafından devam edilen davanın, Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki şartları taşıyıp taşımadığını incelemek durumundadır.
1. Makul süre
76. Başvurucu ilk önce bu davaların uzunluğundan şikayetçi olmuştur.
(a) Dikkate alınacak dönem
77. Söz konusu dönemin başlangıcı, Berlin İş Mahkemesinde davanın açıldığı 16 Haziran 1970 tarihidir (bk. yukarıda parag. 11).
Dönemin sona ermesi bakımından ise, makullüğü incelenecek olan "süre", kural olarak üst yargılama dahil, uyuşmazlığın bütününü kapsar (bk. yukarıda geçen König kararı, parag. 98). Bu noktada Federal Anayasa Mahkemesindeki yargılama dönemi de dikkate alınmalıdır; çünkü, aslında Anayasa Mahkemesinin uyuşmazlığın esası üzerinde karar verme yetkisi bulunmadığı halde, vereceği karar iddianın sonucunu etkileyebilecek niteliktedir. Öte yandan Berlin Üst İş Mahkemesinde yeniden yargılama başvurusunun incelenmesi için geçen zaman önemli değildir, çünkü bu başvuru yeni bir davayla ilgilidir.
Sonuç olarak dönemin sona erdiği tarih, Federal Anayasa Mahkemesinin, bay Deumelandın anayasa şikayetini reddettiği 9 Şubat 1981dir.
O halde dikkate alınacak dönem 10 yıl yedi ay üç hafta sürmüştür (16 Temmuz 1970 - 9 Şubat 1981) .
(b) İlgili kriterler
78. Dava süresinin makul olup olmadığı, her defasında olayın özel şartlarına göre ve Mahkemenin önceki içtihatlarında belirtilen kriterler (bk. özellikle 06.05.1981 tarihli Buchholz kararı, parag. 49 ve 13.07.1983 tarihli Zimmermann ve Steiner kararı, parag. 24) dikkate alınarak değerlendirilir.
(i) Davanın karmaşıklık derecesi
79. Davadaki temel sorun, bay Deumelandın babasının işyerinden izin alıp, randevusuna gittiği kulak burun boğaz doktorundan evine dönerken düşmesinin, (bk. yukarıda parag. 10) Reich Sigorta Kanununa göre bir iş kazası veya işe gelip giderken meydana gelen bir kaza oluşturup oluşturmadığıdır. Yetkili İş Mahkemeleri, işteki amirlerin, başvurucunun babasında duyma sorunları olduğunu ve hizmetin gereği için tedavi olması gerektiğini söyleyip söylemediğini öğreneceklerdir (bk. yukarıda parag. 11). Bu her şeyden öte, bir kaç tanık ifadesi alınarak açıklığa kavuşturulacak maddi bir meseledir. Ayrıca çözülmesi gereken zor bir hukuki mesele de yoktur. Hükümet de konuda bir itirazda bulunmamıştır.
(ii) Başvurucunun tutumu
80. Oğul Deumeland davanın çeşitli aşamalarında yargılamayı yavaşlatan adımlar atmıştır. Bu adımlardan bazıları kendisinin yargılamayı engellemek değilse bile, işbirliğinde bulunmama şeklinde davrandığını ortaya çıkarmaktadır.
Federal İş Mahkemesinin toplam beş yargıcından birini ve Berlin Üst İş Mahkemesinin üç yargıcını reddetmesi buna örnektir (bk. yukarıda parag. 22, 25, 33, 35 ve 37). Bu yargıç red talepleri temelsiz bulunarak reddedilmiş, bunlardan biri şikayetçi tarafından geri çekilmiştir. Ayrıca başvurucunun bir çok işlemi veya ihmali, mahkemelerin görevlerini yerine getirmelerini zorlaştıracak niteliktedir. Mahkeme bunlardan en dikkate değer olanlarına atıfta bulunmakla yetinmektedir; ki bunlar, duruşmadan bir gün önce dilekçe verme (bk. yukarıda parag. 16 ve 40); süre uzatılması taleplerinde bulunma (bk. yukarıda parag. 18 ve 42) veya bir kararda maddi olayları anlatım tarzının düzeltilmesi talebinde bulunma ve daha sonra bir kararda ilk talebini reddetme (bk. yukarıda parag. 17), kendisi tarafından verilmiş olan ve yine kendisi tarafından önemli olduğu iddia edilen bir belgenin bulunması için mahkemeye yardım etmeme (bk. yukarıda parag. 26), dosyaların iletilmesine karşı çıkma ve görüş bildirmekten kaçınma (bk. yukarıda parag. 30), veraset ilamını sunmayı reddetme (bk. yukarıda parag. 35).
Özetle başvurucu, bu tür bir uyuşmazlıkta bir taraftan beklenen özeni göstermemiştir. Bu suretle başvurucu davanın uzamasına katkıda bulunmuştur (bk. ayrıntılarda farklılıklarla birlikte 08.12.1983 tarihli Pretto ve Diğerleri kararı, parag. 34).
(iii) Yetkili mahkemelerin tutumu
(1) Berlin İş Mahkemesi
81. Berlin İş Mahkemesi önündeki dava 16 Haziran 1970te başlamış ve 7 Aralık 1972de sona ermiştir; böylece iki yıl beş ay üç hafta sürmüştür. 11 Mayıs 1971, sonra 15 Mart 1972 ve son olarak 26 Haziran 1972 tarihlerinde olmak üzere davanın üç kez duruşmaya hazır olduğu açıklanmış, ancak başlanamamıştır (bk. yukarıda parag. 12). Bu nedenle dava bir yıl bir ay iki hafta süreyle donuk kalmıştır. Hükümet bu bağlamda bir gecikmenin bulunduğunu kabul etmiş, fakat bunu esas itibarıyla mahkemenin iş yükündeki artış nedeniyle yeni dairenin kurulmasına ve başkanlarının değişmesine bağlamıştır. Hükümet ayrıca davanın niteliğinin öncelikli muamelede bulunulmasını gerektirmediğini söylemiştir.
82. Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre mahkemelerin iş yükündeki geçici artış, ilgili Devletin süratin gerektirdiği etkili tedbirleri alması halinde, Devleti uluslararası alanda sorumlu kılmaz (bk. 10.07.1984 tarihli Guincho kararı, parag. 40).
Hükümetin sunduğu deliller, mevcut olayda davaların sayısında öngörülemeyen ve hızlı bir artış meydana geldiği ve bu suretle iş yükünde geçici bir artışa yol açtığı sonucuna varmayı desteklememektedir.
Başkanlıktaki değişiklikler, mahkeme yaşamının doğal bir parçası olup, bir dereceye kadar gecikmeye meydan verebilir. Çok kısa aralıklarla, sık sık değişim olması, durumun ağırlaşmasına neden olmuştur.
(2) Berlin Üst İş Mahkemesi (birinci yargılama)
83. Berlin Üst İş Mahkemesi 23 Kasım 1972de davanın önüne gelmesinden dokuz ay üç hafta sonra, yani 14 Eylül 1973te kararını bay Deumelanda tebliğ etmiştir. Delillere göre bu mahkeme önündeki yargılamada her hangi bir gecikme olmamıştır.
(3) Federal İş Mahkemesi (birinci yargılama)
84. Federal İş Mahkemesi önündeki birinci yargılama, başlamasından bir yıl yedi ay sonra sonuçlanmıştır (11 Ekim 1973 - 15 Mayıs 1975). Davalının cevap dilekçesinin bay Deumelanda gönderildiği 5 Şubat 1974 tarihinden 6 Aralık 1974 tarihindeki duruşmaya kadar bir hareketsizlik vardır. Bununla birlikte başvurucu, 1 Temmuz 1974te, duruşmanın 6 Kasım 1974te yapılması dileğini iletmiştir. Durum böyle olunca, söz konusu dönem ancak kısmen Federal İş Mahkemesine atfedilebilir.
(4) Berlin Üst İş Mahkemesi (ikinci yargılama)
85. Başvurucunun İş Mahkemesine açtığı davanın beş aşamalı olarak yapılan yargılamasında, Berlin Üst İş Mahkemesi önündeki ikinci aşama, en uzun ve en karmaşık olanıdır. Federal İş Mahkemesinin kararının tebliğ edildiği 16 Mayıs 1975 ile Üst İş Mahkemesi tarafından verilen kararın bay Deumeland tarafından alındığı 15 Mart 1979 tarihleri arasında üç yıl on ay geçmiştir.
86. Dava dosyasının iki kez istenmesi, ana davanın yürüyüşünü kesintiye uğratmıştır; birinci talep Berlin Üst Mahkemesi savcılığından ve ikinci talep Berlin Eyalet Mahkemesi savcılığından gelmiştir (bk. yukarıda parag. 28 ve 31). Bununla birlikte söz konusu dönemler pek de uzun değildir; birinde üç hafta (28 Ağustos - 18 Eylül 1975) diğerinde dört ay iki hafta (29 Temmuz - 9 Aralık 1976) sürmüştür. Bu talepler, yargılamanın yürütülmesi üzerinde dikkate değer bir gecikme meydana getirmemiştir.
Bay Deumelandın Berlin Üst İş Mahkemesine yargıç reddine dair taleplerinin reddi için geçen süreler epeyce fazla olup, ilk bakışta şaşırtıcıdır; yargıç Matuczewski olayında üç yıl dört ay üç hafta (26 Mayıs 1975 - 17 Ekim 1978), yargıç Bramör olayında bir yıl on ay iki hafta (4 Ağustos 1976 - 20 Haziran 1978) ve yargıç Arndts olayında yedi ay (20 Ocak - 19 Ağustos 1977) sürmüştür (bk. yukarıda parag. 25, 33, 35-37 ve 40). Bu yargıç reddi talepleri davanın ilerlemesini belki büyük ölçüde yavaşlatmamıştır ama, bunlar hakkında karar verilmesi için geçen zaman, yine de aşırı görünmektedir.
(5) Federal İş Mahkemesi (ikinci yargılama)
87. Federal İş Mahkemesi önündeki ikinci yargılama, 25 Mart 1979da başlamış ve 17 Aralık 1980de, yani bir yıl sekiz ay üç hafta sonra sona ermiştir. Hareketsiz geçen üç dönem dikkat çekmektedir (bk. yukarıda parag. 43-44). Birincisi 9 Temmuz 1979da başlamış (Barmer Ersatzkasse tarafından verilen ifadenin taraflara gönderilmesi) 19 Kasım 1979a kadar (Charlottenburg Bölge Müdürlüğünden belgelerin istenmesi) sürmüştür; ikinci dönem 2 Ocak 1980de başlamış (Eyalet İdaresinden dosyanın alınması), 1 Nisan 1980e kadar (bay Deumelanda belgeleri alması için yazı yazılması) sürmüştür; üçüncü dönem 9 Eylül 1980de başlamış (belgelerin taraflara yeniden verilmesi), 11 Aralık 1980e kadar (duruşma) sürmüştür. Hükümet, Federal İş Mahkemesinin çeşitli dosyaların iletilmesine dair verdiği kararların başvurucunun talebi üzerine gerçekleştirildiğini belirtmekle yetinmiştir.
88. Burada söz konusu aralıklar, kendi başına ele alındığında, en uzun aralığın büyük ölçüde mahkemelerin tatil dönemine rast geldiği de dikkate alınacak olursa, gayri makul görünmemektedir.
(6) Federal Anayasa Mahkemesi
89. Federal Anayasa Mahkemesi, önüne gelen meseleyi büyük bir süratle ele almıştır; çünkü karar vermesi için sadece altı hafta geçmiştir.
(c) Bütünsel değerlendirme
90. Her şey dahil, söz konusu uyuşmazlık yaklaşık on bir yıla çıkmıştır. Talep edilen menfaatin değeri ne olursa olsun, özellikle sosyal güvenlik davalarının gerektirdiği özel ihtimam göz önünde tutulduğunda, bu kadar uzun süre anormaldir. İncelenen dönemin altı set yargılamaya karşılık gelen altı ayrı aşamaya ayrıldığı ve bu yargılama süresinin uzamasından büyük ölçüde bay Deumelandın kendisinin sorumlu olduğu doğrudur. Bununla birlikte, bir kaç dönem gecikmenin sorumluluğu, Berlin İş Mahkemesinde ve Üst İş Mahkemesinde olduğu gibi (ikinci set yargılama) yetkili mahkemelere yüklenebilir. Birlikte ve bir bütün olarak bu gecikmeler ele alındığında, başvurucunun davası Sözleşmenin 6(1). fıkrasının gerektirdiği makul sürede görülmemiştir. Bu nedenle bu fıkra ihlal edilmiştir.
2. Tarafsız bir yargı tarafından adil yargılanma
91. Başvurucu ayrıca "tarafsız bir yargı yeri" tarafından "adil muhakeme" yapılmadığından şikayetçi olmuştur. Başvurucu dilekçesinde İş Mahkemelerindeki yargıçların siyasal gerekçelerle kendisine karşı düşmanca bir tutum sergilediklerini, görevlerini yerine getirmediklerini ve bu davada yanlış karar verdiklerini ileri sürmüştür.
Hükümet bu şikayetler hakkında bir yorumda bulunmamıştır.
92. Mahkeme bay Deumelandın, bu iddialarını destekleyebilecek en ufak bir delil sunmadığına işaret etmekle yetinecektir.
II. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
93. Sözleşmenin 50. maddesi şöyledir:
"Mahkeme, Sözleşmeci Tarafların resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan tasarrufun tamamen ya da kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğu sonucuna varırsa, ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuku, bu karar veya tasarrufun sonuçlarını kısmen onarmaya imkan veriyorsa ve gerekli gördüğü taktirde zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödenmesine hükmedebilir."
94. Bay Deumeland 27 Mart 1985 tarihli dilekçesinde (bk. yukarıda parag. 6), "büyük miktarda maddi ve manevi zarar" iddiasında bulunmuştur. Başvurucu gördüğü zararların miktarını daha sonraki bir tarihte belirteceğini ifade ederek, şu başlıkları sıralamıştır: Alman mahkemeleri tarafından her türlü talebinin reddedilmesi; davanın görülmesinin annesinin sağlığı üzerinde olumsuz etki uyandırması; değişik İş Mahkemelerinde ödemesine hükmedilen yargılama giderleri; kendisinin mesleğini icra etmeyi engelleme girişimleri; diğer faaliyetlerde bulunma yerine ulusal mahkemeler önünde dava için zaman ayırmak durumunda kalması; itibarının zedelenmesi.
Başvurucu duruşmada Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanmasıyla ilgili sorunu yazılı olarak yanıtlamaya ve "pahalı olmayan bir çözüme" varmaya hazır olduğunu ifade etmiştir. Başvurucu Mahkeme Başkanının bir sorusu üzerine görüşlerini yazılı olarak bildireceğini söylemiş, ancak bu güne kadar bildirmemiştir.
Ne Hükümet temsilcisi ve ne de Komisyon temsilcisi, bu talepler hakkında görüş bildirmiştir.
95. Mahkemenin Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali ile ilgili vardığı sonuç, esas itibarıyla bayan Deumelandın hala hayatta olduğu ve davayı oğluna bıraktığı bir dönemle ilgilidir (bk. yukarıda parag. 90). Başvurucu annesiyle birlikte aynı çatı altında yaşmış olmakla birlikte (bk. yukarıda parag. 35), bu aşamada Sözleşmenin 50. maddesi bakımından "zarar gören taraf" statüsüne sahip değildir. Ancak başvurucu, 8 Aralık 1976da annesinin ölümü üzerine, annesinin tek mirasçısı olarak bu statüyü almıştır (bk. yukarıda parag. 35).
96. Başvurucu iddia ettiği maddi zararlar konusunda yeterli bilgi vermemiştir. Buna göre Mahkeme, başvurucunun bu başlık altındaki talebini reddetmektedir.
97. Manevi zararlar konusunda ise, makul sürenin aşıldığı dönemde bay Deumelandın annesinin bazı psikolojik gerilimler çektiği göz ardı edilemez. Ne var ki, bayan Deumelandın bu başlık altında tazminat alabileceği düşünülse bile, Mahkeme başvurucuya tazminat verilmesini hükmedilmesi için bir sebep görmemektedir; çünkü bu karar kendisine yeterli adil karşılık sağlamaktadır.
98. Başvurucu, Sözleşme organları önündeki yargılama nedeniyle yaptığı hukuki giderler için bir talepte bulunmamıştır. Mahkeme, Sözleşmenin 50. maddesi bağlamında sadece gerçekten yapılmış taleplere bakar; burada bir kamu düzeni meselesi bulunmadığından, Mahkeme başvurucunun bu yönden zarara uğramış olup olmadığı konusunda resen bir araştırma yapmayacaktır (bk. 06.11.1980 tarihli Sunday Times kararı, parag. 14). Bu nedenle, masrafların geri ödenmesine hükmedilmesine gerek bulunmamaktadır.
Bu Gerekçelerle Mahkeme,
1. Sekize karşı dokuz oyla, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının mevcut davada uygulanabilir olduğuna;
2. Sekize karşı dokuz oyla, makul sürede yargılanma şartına uygunluk bakımından Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiğine;
3. Oybirliğiyle, yukarıda varılan sonuçların Sözleşmenin 50. maddesi bakımından yeterli bir adil karşılık oluşturduğuna,
Karar Vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy