(AİHS m. 6, 8, 14, 50, 1 Nolu Protokol)
Başvuru no: 9616/81
DAVANIN ESASI
8. Başvurucular Johann Erkner (22 Haziran 1983de ölmüştür), eşi Theresia Erkner, damatları Josef Hofauer ve kızları Theresia Hofauer, Yukarı Avusturyada Pöndorfta oturan Avusturyalı çiftçilerdir. Başvurucular, 1969 yılından bu yana arazilerinde süren toplulaştırma işlemi nedeniyle şikayetçi olmuşlardır.
I. Dava konusu olaylar
1. Toplulaştırmanın başlangıç aşamaları
9. Gmunden İlçe Tarım Müdürlüğü, 27 Şubat 1969 tarihinde verdiği kararla, Forstern-Pöndorfta arazilerin toplulaştırılması işlemini başlatmıştır. Bu işlem otuz sekiz arazi sahibini ilgilendirmekte olup, 266 hektarlık bir alanı kapsamaktadır; bu arazilerin 16 hektarı bay ve bayan Erknere, yaklaşık 3.5 hektarı Johann Erkner ve kız kardeşine aittir.
10. 21 Nisan 1969da, arazi değer tespit duruşması yapılmıştır. Yirmi altı arazi sahibi duruşmaya katılmıştır; Erknerler davet edildikleri halde duruşmaya katılmamışlardır. Katılanlar bir anlaşma yapmışlar ve bu anlaşma İlçe Müdürlüğü tarafından ertesi gün onaylanmıştır. Bu karar, 27 Mayıs 1969 günü Erkner ailesine tebliğ edilmiştir; kendileri karara itiraz etmemişlerdir.
2 Temmuz 16 Temmuz 1969 tarihleri arasında, bütün taraflara, değer tespit listesi tebliğ edilmiştir. Başvuruculara ayrıca, mevcut hukuk yolları hakkında bilgi verilmiştir; fakat başvurucular buna itirazda bulunmamışlar ve dolayısıyla liste kesinleşmiştir.
11. 8 Ağustos 1969da bir duruşma daha yapılmıştır. Bu duruşmaya Erknerler ve avukatları katılmışlar ve toplulaştırmanın kendilerini etkileyen bölümünün yeniden düzenlenmesini istemişlerdir.
12. İlçe Müdürlüğü Ağustos 1970te, ortak tesislerin şemasını yapmış ve bir toplulaştırma planı hazırlamıştır. İlgili arazi sahiplerine karşılık olarak tahsis edilen parseller bu planda işaretlenmiştir.
Bay ve bayan Erkner, bunlara itiraz etmişlerdir; başvurucular itirazlarını büyük ölçüde, 1975te sonuçlanan arazi geçici nakil işlemi (bk. aşağıda parag. 17) ile 1976da başlayıp halen sonuçlanmayan asıl düzenleme işlemi (bk. aşağıda parag. 19) gibi işlemler sırada da sürdürmüşlerdir. Başvurucular, kendilerine teklif edilen parsellerin, kendilerinin vermeleri gereken parsellerden daha düşük olduğunu, çünkü kendilerinden, güneye bakan ve kendilerine ait çiftlik evlerinin hemen yakınındaki birinci sınıf çiftlik arazilerini vermelerinin istendiğini, buna karşılık kendilerine, biraz daha büyük fakat yaş olması nedeniyle zayıf ve aslında çok zayıf olan, ayrıca çiftlikten çok uzakta bulunan yerlerin verilmek istendiğini iddia etmişlerdir.
2. Karşılık olarak verilecek parsellerin geçici olarak nakli
13. İlçe Müdürlüğü 10 Ağustos 1970te, bütünleştirme plan tasarısına göre karşılık olarak verilecek parsellerin, geçici olarak nakline karar vermiştir. Bu karar, otuz dört arazi sahibinin isteği ve aralarında Erknerlerin de bulunduğu dört arazi sahibinin muhalefetiyle alınmıştır; bu karar, Yukarı Avusturya Tarım Arazilerinin Planlanması Hakkında Yasanın 97. maddesine (bk. aşağıda parag. 40) dayanmıştır. Kararda, otuz dört arazi sahibinin, özellikle sahip oldukları yerlerin rasyonelleştirilmesindeki ve yeni arazi durumuna alışmalarındaki menfaatleri zikredilmiştir. Karara göre bu menfaatler, bütünleştirme tedbirlerine karşı her zaman başvuruda bulunma hakkına sahip olup, bu plana muhalefet edenlerin itirazları karşısında ağır basmaktadır. Çoğunluğun elindeki arazi miktarı (221 hektar) ile azınlığın elindeki arazi miktarı arasındaki fark, azınlığın daha sonra talep edebileceği tazminat için yeterli bir teminattır.
Bu karar 4 Nisan 1973te Erknerlere tebliğ edilmiş ve 1911/1954 tarihli Yasanın 97(5). fıkrası gereğince, karara karşı başvuru yapılamayacağını belirten bir not eklenmiştir. Hükümete göre karar, daha önce bir çok kez teşebbüs edildiği halde, bu tarihten önce başvuruculara tebliğ edilememiştir.
14. Daha sonra Erknerler, İdare Mahkemesine başvurmuşlar ve bu notta söylenen şeyin doğru olmadığını, çünkü Federal Tarım Müdürlüğü Yasasının (bk. aşağıda parag. 38, 45, 48), 1911/1945 tarihli Yasanın 95(5). fırkasını kaldırdığını ileri sürmüşlerdir.
İdare Mahkemesi 21 Eylül 1973 tarihli kararında, başvurucuların bu söylediğini doğrulamış, fakat başvurucular iç hukuk yollarını tüketmeden dava açtıkları gerekçesiyle, yine de davayı reddetmiştir; bu mahkemeye göre, Erkner ailesinin önce İl Toprak Reform Kuruluna ("İl Kurulu") itirazda bulunmuş olmaları gerekirdi.
15. Aslında başvurucuların, süresi geçtikten sonra itirazda bulunmak için istedikleri izin, İlçe Müdürlüğü tarafından 25 Haziran 1973te reddedilmiştir. Bu karar, İl Kurulu tarafından 19 Mart 1974 tarihinde onaylanmıştır; İl Kuruluna göre, İdare Mahkemesinin kararına rağmen, şimdi artık yürürlükte olan 1972 tarihli 1972 tarihli İl Yasasının 22(5). fıkrası(bk. aşağıda parag. 40), bu itiraz yoluna yer vermemektedir.
16. Bundan sonra Erknerler Anayasa Mahkemesine başvurmuşlar ve başka şeylerin yanında, davalarının kanuni yargıç tarafından görülme haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Anayasa Mahkemesi 11 Aralık 1974 tarihli kararıyla, bu başvuruyu temelsiz bularak reddetmiş, fakat başvurucuların talebi üzerine, anayasada olmayan her hangi bir hakkın ihlal edilip edilmediği konusunda karar vermesi için, dosyayı İdare Mahkemesine göndermiştir.
17. İdare Mahkemesi, 23 Haziran 1975 tarihinde verdiği ikinci kararında, bir iç hukuk yolu bulunduğuna dair önceki görüşünü tekrarlamış ve süresi dışında itiraz yapıldığı gerekçesiyle başvuruyu reddeden İl Kurulunun kararını iptal etmiştir. Buna rağmen Kurul, 25 Kasım 1975te itirazı reddetmiştir; başvurucular bu karara karşı başvurmamışlardır.
18. Bu davaya rağmen, bu arada arazilerin geçici nakli gerçekleştirilmiştir. Erknerler başlangıçta, çiftliklerinin yanındaki araziyi ekmeye devam etmişler, fakat polis tarafından buradan çıkarılmışlar ve ektikleri mısırlar sökülmüştür. Başvurucu çift, karşılık olarak kendilerine tahsis edilen parselleri işlemeyi, sürekli olarak reddetmişlerdir.
3. Toplulaştırma planları ve ilgili işlemler
(a) Birinci plan
19. İlçe Müdürlüğü 7 Mayıs 1976da, 1970 yılında yürürlüğe konan plan taslağındaki (bk. yukarıda parag. 12) durumu değiştirmeden benimseyen toplulaştırma planını kabul etmiştir; bu plan 25 Mayısta yayınlanmıştır.
20. Bay ve bayan Erkner 3 Haziranda, esas itibarıyla geçici nakil kararına karşı çıktıkları gerekçelerle, bu plana da itiraz etmişlerdir. Başvurucular, üniversitede agronomi alanında bir uzmanın mütalaasına dayanmışlardır; bu uzman, arazi değişiminin başvurucuların açıkça aleyhine olduğu ve yıllık kayıplarının yaklaşık 50,000 Şilini bulduğu sonucuna varmıştır.
İl Kurulu 26 Nisan 1977de, plana itirazı konusunda kararını vermiştir. İl Kuruluna göre, Erknerlerin arazi değer tespitine ilişkin itirazları kabuledilemez; çünkü değer tespit listesi daha önce kesinleşmiştir; başvurucuların maddi tazminat talepleri konusunda ise, kendisi yetkisizdir; çünkü, İlçe Müdürlüğünün bu konuda verilmiş bir kararı yoktur.
Bununla birlikte Kurul, karşılık olarak verilen arazi konusundaki itirazları kabul etmiştir; Kurul, başvurucuların güneye bakan, yüksek kalitede, yaklaşık 14 hektar arazi kaybettiklerini, buna karşılık en düşük üçüncü değer kategorisine giren, kuzeye bakan, ormanın gölgesinde kalan ve çiftlik evinden epey uzakta bulunan 23 hektardan biraz daha az bir araziyi aldıklarını tespit etmiştir. Kabul edilen düzenleme, özellikle başvurucuların yapmakta oldukları tarımcılık tarzında esaslı bir değişikliği gerektirdiğinden, başvurucuların yasanın öngördüğü şekilde bir karşılık aldıkları söylenemez. Buna göre İl Kurulu, bütünleştirme planının tamamını iptal etmiş, durumu yeniden değerlendirmesi ve yeni bir plan yapması için dosyayı İlçe Müdürlüğüne geri göndermiştir.
Bu karar, 31 Mayıs 1977de başvuruculara tebliğ edilmiştir.
(b) İkinci plan
21. İlçe Müdürlüğü, Genel İdari Usul Yasasının 73(1). fıkrasında (bk. aşağıda parag. 55) öngörülen altı aylık süre içinde bir karar verememiştir.
Başvurucular 19 Ocak 1979da, bu konudaki yetkinin İlçe Müdürlüğünden İl Kuruluna devri (bk. aynı Yasa md. 73(2)) için başvurmuşlardır.
İl Kurulu bu talebi kabul etmiş ve 18 Aralık 1979da, Erknerlerin daha lehine olan yeni bir plan bitirmiştir. Ancak Erknerler bu planın da yetersiz olduğunu ve yürürlükteki mevzuata aykırı bulunduğunu düşünmüşler ve 22 Ocak 1980de Toprak Reformu Yüksek Kuruluna itiraz etmişlerdir.
22. Yüksek Kurul, öngörülen altı aylık süre içinde bir karar verememiştir. Bunun üzerine bay ve bayan Erkner, konu hakkında bizzat karar vermesi için, Federal Anayasanın 132. maddesine göre İdare Mahkemesine dava açmışlardır.
Bu dava sürdürülmemiştir; çünkü Yüksek Kurul, 3 Aralık 1989da başvurucuların itirazını kabul etmiş ve yeni bir plan yapması emriyle, dosyayı İlçe Müdürlüğüne geri göndermiştir. Yüksek Kurula göre, kuzeye bakan taraftan büyük bir arazi tahsis edilmiş olması, güneye bakan taraftan iyi kalitedeki arazi kaybını karşılamaz.
Bu karar, 29 Aralıkta başvuruculara tebliğ edilmiştir.
(c) Üçüncü plan
23. İlçe Müdürlüğü bir kez daha, yasal süresi içinde bir karar verememiştir. İlçe Müdürlüğü bunun yerine, Erknerlere tahsis edilen arazilerin bir kısmı üzerinde direnaj projesi yapmaya başlamıştır. Başvurucular bunu makul görmemişlerdir.
Bunun üzerine başvurucular, 30 Kasım 1981de, meseleyi bizzat karara bağlaması için İl Kuruluna başvurmuşlardır (bk. aşağıda parag. 55, Genel İdari Usul Yasası, md. 73(2)).
İl Kurulu bu başvuruyu 14 Ocak 1982de reddetmiştir. İl Kuruluna göre İlçe Müdürlüğü yeni bir plan hazırlamak için gerekli adımları atmış olup, bu gecikmeden ötürü sorumlu görülemez. İl Kuruluna göre ayrıca, bir direnaj projesinin yapılması, işlemin bu aşamasında kabul edilebilir bir durumdur.
24. Başvurucular, kendilerine 21 Ocak 1982de tebliğ edilen İl Kurulunun bu kararına karşı, 3 Şubatta 1982de Yüksek Kurula itirazda bulunmuşlardır. Bu itiraz 22 Haziranda reddedilmiştir.
15 Temmuz 1982de İlçe Müdürlüğü yeni bir plan kabul etmiştir. Bu plan, Erknerlere tahsis edilen arazinin bir kısmının kurutulmasını sağlayacak ilave ortak tesisler yapılmasını öngörmektedir. Bu plan, 27 Temmuzda yayınlanmıştır.
25. Başvurucular bu yeni plana, 23 Ağustosta İl Kuruluna itirazda bulunmuşlar ve bu planın da Yüksek Kurulun 3 Aralık 1980 tarihli kararına (bk. yukarıda parag. 22) uygun bir karşılık sağlamadığını iddia etmişlerdir. Başvurucular ayrıca, ortak tesislerin yasadaki geliştirme projesi tanımına girmediğini ileri sürmüşlerdir.
İl Kurulu 28 Nisan 1983te itirazı kabul etmiştir. İl Kurulu, Erknerlere ve diğer taraflara yapılmış olan arazi tahsislerinde bazı değişikler yapılmasına karar vermiş, fakat, İlçe Müdürlüğü tarafından yapılan direnaj projesini, biraz da genişleterek onaylamıştır. İl Kurulu, bu tür ilave ortak tesislerin kurulmasının yasaya uygun olduğunu belirtmiştir.
Bu karar, 9 Haziran 1983te taraflara tebliğ edilmiştir.
26. Başvurucular bazı gelişmelerin kaydedildiğini kabul etmekle birlikte, Yüksek Kurulun 3 Aralık 1980 tarihli kararında belirtilen şartların (bk. yukarıda parag. 22) hala bütünüyle yerine getirilmediğini düşünmüşlerdir. Buna göre başvurucular 20 Haziran 1983te, bir kez daha Yüksek Kurula itirazda bulunmuşlar ve bu başvurularını bir uzman mütalaasıyla desteklemişlerdir. Başvurucular, karşılık olarak teklif edilen arazinin, bir çok ıslak alanı içerdiği ve başka dezavantajları bulunduğu gerekçesiyle şikayetçi olmuşlardır. Başvurucular ayrıca, İl Kurulunun yeni ortak tesisler kurulmasına karar verme yetkisi bulunmadığını ileri sürmüşler ve karşılık parsellerin geçici nakil tarihinden (bk. yukarıda parag. 20) bu yana uğradıkları zararlar nedeniyle, maddi tazminata karar verilmesini istemişlerdir.
Yüksek Kurul 4 Nisan 1984te, başvuruyu temelsiz bularak reddetmiştir. Kurula göre, bir bütün olarak toplulaştırma planının avantajları, dezavantajlarına ağır basmakta olup, gerekli üretim metotlarında bir değişiklik getirmemektedir; bu nedenle İl Kurulunun karar verdiği arazi tahsisi, yasal şartlara uygundur.
Bu karar, 20 Mayısta başvuruculara tebliğ edilmiştir.
4. İdare Mahkemesine açılan davalar
27. Johann Erknerin 22 Haziran 1983te ölümünün ardında, kızı Theresia Hofauer ve damadı Josef Hofauer, Johann Erknerin dul eşi Theresia Erknerin hissesi de dahil olmak üzere, çiftliğin tamamını ele geçirmişlerdir.
28. Bu üç başvurucu 10 Temmuz 1984te, Yüksek Kurul kararına karşı İdare Mahkemesinde dava açmışlardır. Başvurucular, yasanın öngördüğü karşılığı alamadıklarını, çünkü güneye bakan arazi bakımından hala bir eksiklik bulunduğunu, bedeli belirsiz ilave ortak direnaj gerektiren bir arazinin tahsis edilmesinin makul olmadığını ve çiftliklerine yakın bir değeri bulunan ve inşaat yapılabilen bir arazinin kendilerine tahsis edilmediğini iddia etmişlerdir. Başvurucular ayrıca, dava haklarının (right to be heard) ihlal edildiğini ve maddi tazminat sorununun çözülmeden bırakıldığını ileri sürmüşlerdir.
İdare Mahkemesi 19 Mart 1985te verdiği ve 7 Mayısta tebliğ edilen kararında, davaya taraf olma ehliyeti bulunmaması nedeniyle Theresia Erkner yönünden, iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle maddi tazminat talebi yönünden, davayı kabul edilemez bulmuş; fakat iki başvurucunun diğer talepleri yönünden davayı kabul etmiş ve Yüksek Kurul kararını iptal etmiştir. Bu mahkemeye göre yürürlükteki hukuk, ortak tesislerin bedeli gibi bütün ayrıntılar hakkında, en geç toplulaştırma planının kabul edildiği tarihte bir karar verilmesini gerektirmektedir.
29. Yüksek Kurul, bu karar gereğince 3 Temmuz 1985te, İl Kurulu tarafından yapılmış olan toplulaştırma planını, Hofauer ailesine verilmesi gereken karşılıkla ilgili kısmı bakımından iptal etmiştir. Yüksek Kurul, 16 Temmuzda başvuruculara tebliğ edilen bu kararında, öncelikle ortak tesisler meselesinin karara bağlanması gerektiğini belirtmiştir.
30. Bay ve bayan Hofauer, 18 Temmuz 1985te bir kez daha İdare Mahkemesine başvurmuşlardır. Başvurucular, Genel İdari Usul Yasasının 66. maddesine aykırı davranıldığını, çünkü meselenin esası hakkında Yüksek Kurulun bizzat karar (fıkra 4) vermediği gibi, bir karar vermesi için olayı İl Kuruluna da göndermediğini (fıkra 2) belirtmişlerdir. Başvuruculara göre Yasada, kararın kısmen iptali ve aynı anda davanın ertelenmesi öngörülmemiştir; Yasa, ortak tesisler hakkındaki planın kabul edilmesinden sonra, davanın yeniden başlatılmasına izin vermemektedir. Yüksek Kurul, kendilerinin itirazı hakkında olaydan sonra karar verecek olursa, İdare Mahkemesinin 19 Mart 1985te inceleme imkanı bulamadığı diğer şikayetleri hakkında her hangi bir hukuk yoluna başvuramayacaklardır.
İdare Mahkemesi bu başvuruyu 12 Eylül 1985 tarihli kararla reddetmiş ve karar 8 Kasımda bay ve bayan Hofauere tebliğ edilmiştir.
31. Bu arada İl Kurulu, 24 Ekim 1985te yeni bir karar almış ve bu karar başvuruculara 31 Ekimde tebliğ edilmiştir. İl Kurulu, bay ve bayan Hofauerin 19 Mart 1985 tarihli son toplulaştırma planına (bk. yukarıda parag. 24) karşı itirazlarını yeniden incelemiştir. İl Kurulu, İdare Mahkemeleri Yasasının 63(1). fıkrasına göre İdare Mahkemesinin verdiği 19 Mart 1985 tarihli önceki kararı (bk. yukarıda parag. 28) gereğince, ortak tesisler hakkında bir karar verilmesiyle ilgili usul kurallarına uyulmadığı gerekçesiyle, planı iptal etmiştir. Ancak İl Kurulu, Hofauerlere tahsis edilen yaş arazinin direnajıyla ilgili projenin tümüyle ortadan kaldırılması için bir sebep bulunmadığını, çünkü İdare Mahkemesinin, direnaj için gerekli ortak tesislerin yapılmasını kendiliğinden yasaya aykırı görmediğini belirtmiştir. Bu durumda İlçe Müdürlüğü, artık gerekli ortak tedbirler ve tesisler hakkında karar vermeli ve bunlar tamamlandığında, yeni bir toplulaştırma planı yayınlamalıdır.
32. Bundan önce, 27 Mayıs 1985te, bay ve bayan Hofauer, İlçe Müdürlüğüne başvurarak, kendilerine ait arazinin toplulaştırma planından çıkarılmasını talep etmişlerdir. Bu başvuru 21 Nisan 1986da reddedilmiş ve bu işleme karşı 7 Mayısta yapılan itiraz, İl Kurulu tarafından 3 Temmuzda reddedilmiştir. Bay ve bayan Hofauer, 25 Ağustos 1986da Anayasa Mahkemesine başvurmuşlardır. Anayasa Mahkemesi bu güne kadar (24 Mart 1987) henüz bir karar vermemiştir.
33. Ortak tedbirler ve tesislerle ilgili işlemler henüz devam etmekte olduğundan, bu güne kadar henüz yeni bir toplulaştırma planı kabul edilmemiştir.
Ancak 27 Mayıs 1986da İlçe Müdürlüğü, bir direnaj sistemi kurulması için bay ve bayan Hofauerin izin vermelerini istemiştir. Bu karara karşı 13 Haziranda İl Kuruluna yapılan itiraz, 23 Ekim 1986da reddedilmiştir. Başvurucular 23 Aralık 1986da Anayasa Mahkemesine başvurmuşlar, fakat bu mahkeme henüz bir karar vermemiştir.
5. Maddi tazminatla ilgili dava
34. Bu arada İlçe Müdürlüğü, başvurucuların arazinin geçici nakil nedeniyle uğradıkları zarara karşılık, 1976 ve daha sonra 1978, 1982, 1984 ve 1985 yıllarında talep ettikleri maddi tazminat konusunda başvurucularla irtibata geçmiştir. İlçe Müdürlüğü başvuruculardan, tazminat talebinin miktarı, talebin yöneltildiği kişi veya kurumların adları ve talebin hukuki dayanağı hakkında bilgi istemiştir. İlçe Müdürlüğü bu son noktayla ilgili olarak, 1911/1954 tarihli Yasada, maddi tazminatla ilgili bir hüküm bulunmadığına işaret etmiştir.
Başvurucuların avukatı, 30 Temmuz 1985 tarihinde verdiği cevapta, müvekkillerinin, geçici naklin yapıldığı 1970 yılından bu yana her yıl için 50,000 Şilin olmak üzere toplam 750,000 Şilin ve bunun faizini istediklerini belirtmiştir. Başvurucuların avukatı, İlçe Müdürlüğüne konuyla ilgili mevzuatı sunmak zorunda olmadığını söylemiş, fakat yine de, tazminat talebi ihtimalini açıkça ifade eden ve arazi sahiplerinden çoğunluk gurubunun mülkiyetini teminat olarak işaret eden geçici nakil hakkındaki kararı zikretmiştir. Avukata göre başvurucuların talepleri mülkiyetten yoksun bırakmayla ilgili olup, bu talepler başka hiçbir hükme olmasa bile, Medeni Kanunun 365. maddesine dayandırılabilir; tazminat ödenmedikçe, mülkiyetten yoksun bırakma anayasaya aykırı bir müdahale oluşturur; bütün bu işlem, ilk duruma dönülmesini gerektiren temel bir usulsüzlükle zedelenmiş olur.
35. İlçe Müdürlüğü 26 Eylül 1985te, bu talebi ele almaya yetkili olmadığına, ama her halükarda talebin hukuki temeli bulunmadığının anlaşıldığına karar vermiştir.
Başvurucular, hukuken yanlış olduğunu iddia ettikleri bu karara karşı 11 Kasımda İl Kuruluna itirazda bulunmuşlardır. Başvuruculara göre Yasanın kendisi, tarım müdürlüğünün bu konuda yetkisi bulunduğunu teyid etmektedir. Kanuna aykırı olarak yapılmış bir geçici nakil meselesini ve doğan zarar için tazminat talebini ele almaya yetkili bir yargısal makam bulunmamaktadır. İlçe Müdürlüğü 10 Ağustos 1970 tarihli kararında (bk. yukarıda parag. 13) yeterli teminat bulunduğunu belirtirken, geçici naklin başvurucuların aleyhine olamayacağını kastetmiştir. "Zorunlu değişim" vasıtasıyla "zorunlu kamulaştırma"ya karar veren İlçe Müdürlüğü, zararı hafifletmek ve tazminat önermek için bir yol bulmak zorundadır.
36. İl Kurulu 9 Ocak 1986da, bu itirazın artık davaya (bk. yukarıda parag. 27-28) taraf olmadığı için bayan Erkner yönünden, temelsiz olduğu için bay ve bayan Hofauer yönünden kabuledilemez olduğuna karar vermiştir. İl Kuruluna göre, başvurucuların itirazlarının konuyla ilgili mevzuatta bir temeli bulunmamaktadır; çünkü tazminat sorunu, arazi operasyonlarının zorunlu bir parçası bulunmadıkça, ki olayda bulunmamaktadır, ilgili makamların ele almaya yetkili olduğu bir sorun değildir. Başvurucuların bu konudaki taleplerini genel mahkemeler önüne getirip getiremeyecekleri konusunda karar vermek ise, Kurula düşmez.
Bay ve bayan Hofauer 19 Mart 1986da Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunmuşlardır. Anayasa Mahkemesi bu tarihe kadar (24 Mart 1987) henüz bir karar vermemiştir.
II. Konuyla ilgili mevzuat
1. Genel olarak
37. Avusturyada toprak reformu konusundaki yetki, Federasyon ile Eyaletler arasında bölünmüştür. Federasyon, genel prensipleri koyan mevzuatı çıkarma yetkisine sahipken, Eyaletler, uygulama mevzuatı çıkarma ve kanunları icra etme yetkisine sahiptir (Federal Anayasa md. 12(1) ve (3)). Federal Anayasanın 12(2). fıkrası gereğince, Eyalet düzeyinde ve nihai aşamadaki kararlar, "başkan, yargıçlar, memurlar ve uzmanlardan" oluşan kurullar tarafından verilir; "nihai olarak karar veren kurul, ilgili Federal Bakanlık içinde kurulur". "Kurulların örgütlenmesi, görevleri ve çalışma usulleri ile toprak reformuyla ilgili diğer makamların örgütlenmesiyle ilgili prensipler, bir Federal Yasa tarafından düzenlenir". Bu Yasa, kurullar tarafından verilen kararların yürütme organı tarafından kaldırılamayacağını veya değiştirilemeyeceğini öngörmek zorundadır.
38. Federal Parlamento, bu anayasal çerçeve içinde, aşağıdaki konularla ilgili üç yasa çıkarmıştır:
(i) toprak reformuyla ilgili hukuki prensiplerin yer aldığı, 1951 tarihinde çıkarılan ve 1977de değiştirilen Tarımsal Arazi Planlaması Hakkında Federal Yasa;
(ii) toprak reform kurullarının örgütlenmesi ve ilk derece makamlarının örgütlenme ilkeleriyle ilgili, 1950 tarihinde çıkarılan ve 1974te değiştirilen Tarımsal Makamlar Hakkında Federal Yasa;
(iii) tarım müdürlüklerinin işlem yapma usulüyle olarak, Genel İdari Usul Yasasına atıfta bulunan, 1950 tarihli Tarımsal İşlemler Hakkında Federal Yasa.
2. Tarımsal alanların toplulaştırılması
39. Tarımsal alanların toplulaştırılması konusunda temel kurallar, Tarımsal Alanların Planlanması (Genel Prensipler) Hakkında Federal Yasada yer almaktadır. Eyaletler, Federal mevzuatla görevli kılındıkları meseleleri, illerdeki tarımsal arazi planlama yasalarıyla düzenlemişlerdir.
40. Yukarı Avusturyada toplulaştırma, 1979 tarihli Tarımsal Alanların Planlanması Hakkındaki Yasayla ("İl Yasası") düzenlenmiştir. Bu Yasa, bu konuda önce 1911 tarihli olup 1954te tekrar yürürlüğe sokulan Yasanın yerine çıkarılan 1972 tarihli Yasanın yerine çıkarılmıştır. Tartışma konusu işlemler başladığında, yürürlükte olan 1911/1954 tarihli Yasa uygulanmış olup, bu işlemler sonuçlanıncaya kadar uygulama devam etmiştir.
41. Toplulaştırmanın amacı, belirli bir bölgede altyapıyı ve tarımsal işletme tarzını geliştirmektir. Toplulaştırma, ortak tedbirlerin alınması ve ortak tesislerin yapılması ile toprakların yeniden dağıtım işlemlerini içermektedir. Bu operasyon şu aşamalardan meydana gelmektedir:
- başlangıç işlemleri (1911/1954 tarihli Yasa, md. 64/son);
- son konusu toprak sahiplerinin belirlenmesi ve değer tespiti (md. 78-83);
- ortak tedbirlerin ve tesislerin planlanması (md. 84-92);
- gerektiği taktirde toprakların geçici nakli (92-110).
Bir önceki aşama nihai kararla kesinleşmedikçe, sonraki aşamaya başlanmaz.
42. Resmi makamların harekete geçirdiği başlangıç aşamasında, toplulaştırılacak alan belirlenir; bu alan, çiftlik arazilerinin ve ormanların yanında, toplulaştırma için gönüllü olarak teklif edilen topraklar ile ortak tesisler için gerekli yerleri de kapsayabilir. Bu yerlerin sahipleri, kamu hukukunun düzenlediği bir ortaklık meydana getirirler.
İşlemin başlaması, işlem sonuçlanıncaya kadar, yerin kısıtlı bir şekilde kullanılacağı anlamına gelir; kullanımdaki her hangi bir değişiklik, yetkili tarımsal makam tarafından onaylanmak zorundadır.
43. Yetkili tarımsal makam, işlemi başlatma kararının kesinleşmesi üzerine, yerin sahiplerini tespit eder ve yerin değerini takdir eder. Bu makam, yerin değerini açık yasal kriterlere göre belirler. Konuyla ilgili her bir yer sahibi, sadece kendi yerinin değil, fakat aynı zamanda diğer yerlerin değer tespitine de itiraz edebilir. Tarımsal makamın kararı kesinleşince, bu karar hepsini bağlar.
44. Karşılık olarak verilen parsellere ulaşılması veya bu parsellerin daha etkili bir şekilde işlenmesi için ihtiyaç duyulması halinde, veya çoğunluğun menfaatleri için toplulaştırma planına yardımcı olacak olması halinde, ortak tedbirlere (örneğin toprağın geliştirilmesi, topografik yapının veya görünümün dönüştürülmesi) ve ortak tesislere (örneğin özel yollar, köprüler, kanallar, direnaj ve sulama tesisleri yapılması) karar verilebilir. Mevcut tesislerin dönüştürülmesine, yerinin değiştirilmesine veya kaldırılmasına da karar verilebilir. Bütün bu konular, ilgili makamın vereceği özel bir kararda yer alır; bu kararda, genellikle yer sahipleri tarafından karşılanacak olan giderler sorunu da çözülür.
45. 1911/1954 tarihli İl Yasasının 97. maddesine göre:
- toplulaştırma plan taslağında, karşılık olarak verilecek olan parsellerin işaretlenmiş olması;
- nakil talep eden bir yer sahibinin, planın uygulanmasındaki gecikme nedeniyle ağır zarara uğrayacak olması; ve
- nakle muhalefet eden yer sahiplerinin karşılaşabilecekleri dezavantajların tazmin edilmesi için yeterli teminatın bulunması
halinde, sahibi itiraz etse bile, bir yer geçici olarak bir başkasına nakledilebilir.
Bu Yasanın 97(5). fıkrası gereğince, geçici nakle karar veren yetkili makamların kararlarına karşı itiraz edilemez; fakat daha sonraki Tarımsal Makamlar Hakkında Federal Yasanın 7. maddesi, Yüksek Kurula (bk. aşağıda parag. 48) itiraz edilebilecek haller dışında, İl Toprak Reform Kurullarının verdikleri kararların kesin olduğunu belirtmektedir.
Geçici naklin temel amacı, toplulaştırılan alanın bu geçiş döneminde rasyonel bir şekilde işlenmesidir. Nakledilen yer, şarta bağlı olarak, nakledilen kişilerin mülkü haline gelir; şöyle ki, yer tahsisi nihai toplulaştırma planında teyid edilmezse, eski hale dönülür.
46. Yetkili makam toplulaştırma işleminin sonunda bir toplulaştırma planı kabul eder. Toplulaştırma planları, 1977 yılından bu yana, parsellerin geçici nakillerine dair kararın kesinleşmesinden itibaren üç yıl içinde yayınlanmak zorundadır (Tarımsal İşlemler Federal Yasası, md. 7a(4)). Planın kabulü idari bir işlem olup, haritalar ve diğer teknik verilerle desteklenir; planın temel fonksiyonu, işleme taraf olan yer sahiplerine karşılık olarak verilecek yerleri belirlemektir. Bu konuda, İl Yasasında şu hükümler yer almaktadır:
- "Karşılık olarak verilecek parseller belirlenirken, konuyla doğrudan ilgili tarafların, yasa hükümlerine aykırı düşmeyen ve toplulaştırma planıyla gerçekleştirilecek kamu menfaatlerini engellemeyen istekleri dikkat edilir" (md. 91(1));
- "Yeri toplulaştırma planına dahil edilen bir toprak sahibi, ... yerinin değerini karşılayacak şekilde, ... aynı plana dahil edilmiş bir başka yeri karşılık olarak almaya hak kazanır (md. 27(1));
- "Hiç kimseye, iradesine aykırı olarak, çiftlik evinin yerini değiştirmeden veya yaptığı çiftçilik tarzında esaslı değişiklik yapmadan işleyemeyeceği parseller, karşılık olarak tahsis edilemez" (md. 28(1)).
Yine 1911 tarihli olan uygulama yönetmeliğinde ayrıca şu hükümler vardır:
- karşılık olarak verilecek parsellerin değeri ile alanı arasındaki oran, geçici olarak nakledilen veya nakledilecek olan yerler bakımından aynı olmalıdır (md. 108);
- fundalıkların, mera ve çayırların oranları, genel olarak aynı kalır (md. 109);
- karşılık olarak verilecek parseller, mümkün olduğu kadar bitişik ve ekip biçmeyi kolaylaştıracak şekilde olmalı ve teslim edilen veya edilecek olan yerlerin yönleriyle aynı olmalıdır (md. 110);
- bu yerler ile çiftlik evi arasındaki ortalama uzaklık, kural olarak, nakledilen veya nakledilecek olan yerler ile çiftlik evi arasındaki uzaklıktan daha fazla olmamalıdır (md. 114).
47. Değer farkı için ödenecek maddi tazminat, karışlık olarak verilmesi gereken yerlerin değerinin yüzde 5ini aşamaz (İl Yasası, md. 27(2) ve 29(2)).
İl mevzuatı, alınan karşılığın hukukiliğine yaptığı itiraz olumlu sonuçlanan yer sahiplerine, nihai toplulaştırma planı yürürlüğe girmeden önce uğradıkları zararlar için maddi tazminat verilmesini öngörmemektedir.
3. Tarımsal makamlar
48. Yukarı Avusturyada konuyla ilgili ilk derece makamı, tamamen idari bir makam olan İlçe Tarım Müdürlüğüdür. Bunun üstündeki makamlar, Yerel Hükümetin bulunduğu yerde kurulu bulunan İl Kurulu ve Federal Tarım ve Orman Bakanlığı içinde kurulu bulunan Yüksek Kuruldur.
İlçe Müdürlüğünün kararlarına karşı, İl Kuruluna itiraz edilebilir; İl Kurulunun kararları kesindir; ancak bu Kurulun, İlçe Müdürlüğünün kararlarını değiştiren ve arazi toplulaştırılması olayında verilecek karşılığın hukukiliği gibi, Federal Tarım Makamları Yasasının 7(2). fıkrasında sıralanan uyuşmazlıklardan biriyle ilgili olan kararlarına karşı, Yüksek Kurula itiraz yolu açıktır.
Avusturya hukukunda, üyeleri arasında yargıçların da bulunduğu toprak reform kurulları, bir tür "uzmanlaşmış idari yargı yerleri (tribunal)" olarak nitelendirilirler.
49. İl Kurulunun sekiz üyesi bulunur; bütün üyeler Eyalet Hükümeti tarafından atanır (Federal Tarım Makamları Yasası, md. 5(2) ve (4)); kurul, şu üyelerden oluşur:
- kanuni niteliklere sahip olan ve Kurula başkanlık eden bir Eyalet memuru;
- üç yargıç;
- toprak reformunda deneyimli olan ve Kurulda raportörlük yapan, kanuni niteliklere sahip bir Eyalet memuru;
- agronomi konularında deneyimli kıdemli bir Eyalet memuru;
- orman konularında deneyimli kıdemli bir Eyalet memuru;
- Genel İdari Usul Yasasının 52. maddesi anlamında deneyimli tarım uzmanı.
50. Yüksek Kurulun sekiz üyesi bulunur (Federal Tarım Makamları Yasası, md. 6(2) ve (4)); kurul, şu üyelerden oluşur:
- kanuni niteliklere sahip olan ve Kurula başkanlık eden, Federal Tarım ve Orman Bakanlığından kıdemli bir memur;
- Yüksek Mahkeme üyesi üç yargıç;
- toprak reformu konusunda uzman olan ve Kurulda raportörlük yapan, Federal Tarım ve Orman Bakanlığından kıdemli bir memur;
- orman konusunda deneyimli olan, Tarım ve Orman Bakanlığından kıdemli bir memur; ve
- Genel İdari Usul Yasasının 52. maddesi anlamında deneyimli tarım uzmanı.
51. Federal Tarım Makamları Yasasının 5(2) ve 6(2). fıkralarında geçen Genel İdari Usul Yasasının 52. maddesi şöyledir:
"1. Bilirkişi raporu alınması gerekli olduğu taktirde, yetkili makam, kendisine bağlı olan resmi uzmanların hizmetinden yararlanır.
2. Ancak yetkili makam, resmi bilirkişinin bulunmadığı veya olayın özel şartlarının gerektirmesi gibi istisnai hallerde, bilirkişi yemini eden başka uygun kişilere de danışabilir.
..."
52. Toprak reform kurullarının üyeleri beş yıl için atanırlar ve yeniden atanabilirler (Federal Tarım Makamları Yasası, md. 9(1)). Atama koşullarını artık taşımadıkları anlaşılan üyelerin görevleri sona erer (md. 92(2)). Bir üye, kendi isteğiyle, sağlık nedenleriyle veya görevini gereği gibi yerine getirmesini engelleyen mesleki sebeplerle görevinden ayrılabilir (md. 9(3)). Bir disiplin kurulu kararıyla görevinden uzaklaştırılan bir yargıç veya memur üye, otomatik olarak toprak reform kurulundaki üyeliğinden de uzaklaştırılmış olur (md. 9(4)).
53. Bu kurulların üyeleri, görevlerini bağımsız olarak yerine getirirler; her hangi bir yerden talimat almazlar (Federal Tarım Makamları Yasası md. 8 ve Federal Anayasa, md. 20(2)). Yürütme organı, bu kurulların verdikleri kararları kaldıramaz veya değiştiremez (bk. yukarıda parag. 37), (Federal Yasa md. 8 ve Federal Anayasa 12(2)). Bu kurulların kararlarına karşı İdare Mahkemelerine başvurulabilir (Federal Yasa, md. 8).
54. Yukarıdaki örgütlenme tarzı, 1974 yılında Anayasa Mahkemesinin verdiği bir karardan sonra, aynı yıl yapılan değişiklik sonucunda meydana getirilmiştir.
Anayasa Mahkemesine göre, 1950 tarihli Yasayla oluşturulan toprak reform kurulları, Sözleşmenin 6. maddesi anlamında bağımsız ve tarafsız yargı yerleri sayılamazdı; o tarihte, Yüksek Kurulda Federal Hükümetin bir Bakanı, il kurullarında ilgili yerel hükümetin bir Bakanı yer alır ve kurulun diğer üyeleri yetkili makamlar tarafından her zaman görevlerinden alınabilirdi (19 Mart 1974 tarihli karar, Erkenntnisse und Beschlüsse des Verfassungsgerichtshofes, 1974, c. 39, no. 7284, s. 148-161).
Yeni mevzuat, Federal Hükümetin veya yerel hükümetin üyesi olan kişileri kurullardan çıkarmış, üyelerin görev sürelerini ve görevden alınmalarını düzenleyen hükümler getirmiş ve İdare Mahkemelerine başvuru yolunu açmıştır (Federal Tarım Makamları Yasası 1974, md. 5(2), 6(2), 8 ve 9).
4. Toprak reform kurulları önündeki usul
55. Toprak reform kurulları önündeki usul, Federal Tarım İşlemleri Yasası (bk. yukarıda parag. 38) tarafından düzenlenmiştir. Bu Yasanın 1. maddesi, Genel İdari Usul Yasasının, mevcut davayla ilgili olmayan bir hükmü dışında, Federal Yasadaki değişiklikler ve ek hükümlerle birlikte uygulanacağını öngörmektedir.
Kurullar, işlemlerin yürütülmesiyle görevlidirler (Genel İdari Usul Yasası, md. 39). Federal Yasanın 9(1) ve (2). fıkraları gereğince, kurullar kapalı duruşma yaptıktan sonra karar verirler. Bu duruşmalara normal şartlarda taraflar katılırlar; dosyayı inceleyebilirler (Genel İdari Usul Yasası, md. 17). Taraflar bizzat katılabilecekleri gibi, temsil de edilebilirler (Federal Yasa, md. 9(3)). Başkan tanık davet edebilir ve bilgi elde etmek için, ilk derecede verilen karara katkıda bulunan veya kararı hazırlayan memurları çağırabilir (md. 9(5)).
Duruşma, raportörün raporunu okumasıyla başlar; daha sonra Kurul, tarafların ve tanıkların beyanlarını dinleyerek ve hukuki ve ekonomik duruma daha ayrıntılı bir şekilde bakarak, uyuşmazlık konusunu açıklığa kavuşturur (md. 10(2)). Kurul, alt makamın tespit ettiği olaylar üzerinden ilerlemeye devam eder; fakat Kurul, alt makam tarafından veya Kuruldaki bir veya bir kaç üye tarafından, daha başka araştırmalar yapılmasına da karar verebilir (md. 10(1)). Taraflar, alınan ifadelerin bir sonucu olarak yapılan tespitleri öğrenebilmeli ve bunlar hakkında kendi görüşlerini ifade edebilmelidir (Genel İdari Usul Yasası, md. 45(3)).
Kurullar, tarafların hazır bulunmadığı bir ortamda müzakere ederler ve oylama yaparlar. Duruşmadan çıkan sonuç görüşüldükten sonra, raportör sonuçları sunar; farklı bir sonuç sunmak isteyen üyeler, bunun için gerekçe göstermek zorundadırlar (Federal Yasa, md. 11(1)). Başkan, sonuçların oylamaya sunulma düzenini belirler (aynı yer). Önce raportör, sonra yargıçlar, daha sonra diğer üyeler ve son olarak başkan oyunu açıklar; oyların eşitliği halinde başkanın oyu ağırlık taşır (md. 11(2).
İki haftalık yasal süresi içinde karara itiraz edilmesi (md. 7(3)) ve itirazın kabuledilebilir bulunması halinde, Kurul, maddi olayların tespitinde eksiklik bulunduğunu ve yeni bir duruşma yapılmasının gerekli olduğunu düşündüğü taktirde, itiraz konusu kararı iptal eder ve dosyayı alt makama gönderir; göndermezse, olayın esasını bizzat kendisi tespit eder (Genel İdari Usul Yasası, md. 66(2) ve (4)). Yetkili kurul, itiraz konusu kararın hüküm fıkralarını veya karar için verilen gerekçeleri değiştirebilir (md. 66(4)).
Kurullar, sebepsiz yere geciktirmeden ve her halükarda kendilerine başvuru yapılmasından itibaren altı ay içinde karar vermek zorundadırlar (md. 73(1)). Eğer bir kurulun kararı, ilgili taraflara süresi içinde tebliğ edilmezse, taraflar daha yüksek makama başvurabilirler; bunun üzerine bu makam, olayın esası hakkında karar verme yetkisini kazanır (md. 73(2)). Eğer daha yüksek makam da bir karar veremeyecek olursa, yetki, menfaati bulunan tarafın başvurusu üzerine, İdare Mahkemesine geçer (Federal Anayasa, md. 132 ve İdare Mahkemeleri Yasası, md. 27).
Kurul kararları gerekçeli olmak zorundadır; gerekçede, soruşturma sonunda yapılan tespitlerin açık bir özeti, delillerin takdiri ve dosyadaki belgelere dayanılarak, olayda ortaya çıkan hukuki meseleler hakkında varılan sonuç yer alır. Kararlar taraflara gönderilir; bir kurul, kararını hemen verebilir (Federal Yasa, md. 13).
5. Anayasa Mahkemesine ve İdare Mahkemesine başvurular
56. Toprak reformu kurullarının kararlarına karşı Anayasa Mahkemesine başvurulabilir. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun Anayasadaki haklarının ihlal edilip edilmediğini ve yasanın yetki vermediği bir yönetmeliğin veya anayasaya aykırı bir yasanın veya Avusturya hukukuna aykırı bir uluslararası antlaşmanın uygulanıp uygulanmadığını denetler (Federal Anayasa, md. 144).
57. Federal Anayasanın 133(4). fıkrasındaki genel kuralın bir istisnası olarak, Federal Tarım Makamları Hakkında Yasanın 8. maddesi, toprak reformu kurullarının kararlarına karşı İdare Mahkemesine başvurulabileceğini öngörmektedir. İdare Mahkemesine, Anayasa Mahkemesine başvuru yapılmasından önce veya sonra başvurulabilir; Anayasa Mahkemesi, başvuruda ileri sürülen hakkın ihlal edilmediğine karar verecek olursa ve başvurucu istemiş ise, dosyayı İdare Mahkemesine gönderir (Federal Anayasa, md. 144(3)).
Federal Anayasanın 130. maddesine göre İdare Mahkemesi, bir bireye karşı yapılan idari bir işlemin veya uygulanan bir yaptırımın hukuka aykırı olduğunu veya yetkili makamın karar verme görevini yerine getirmediğini iddia eden başvuruları inceler ve karara bağlar. İdare Mahkemesi, toprak reformu kurulları gibi kendilerine yasayla yetki verilmiş olup, üyeleri arasında yargıçların bulunduğu kurulların verdiği kararlara karşı başvuruları da görür (bk. yukarıda parag. 48 ve 54).
İdare Mahkemesi, bir başvuruyu temelsiz bularak reddetmez ise, aleyhine başvurulan kararı iptal eder; sadece yetkili makamın bir karar vermemiş olması halinde, İdare Mahkemesi bizzat esas hakkında karar verir (İdare Mahkemeleri Yasası, md. 42(1)).
İdare Mahkemesi, üyeleri arasında yargıçların bulunduğu bir kurulun idari işleminin veya kararının hukuka uygunluğunu, ilgili makam yetkisi dışında veya usul şartlarıyla bağdaşmayacak şekilde hareket etmiş olmadıkça, ilgili makam tarafından tespit edilen maddi olaylar çerçevesinde ve sadece yapılan şikayetlerin ışığında denetim yapar (İdare Mahkemeleri Yasası, md. 41). Bu bağlamda Yasa, idari makam tarafından tespit edilen maddi olayların, dosyayla önemli bir noktada çelişmesi veya eksik bırakılması halinde veya doğru uygulanmaları durumunda farklı bir kararla sonuçlanacak şekilde kurallara uyulmamış olması halinde, aleyhine başvurulan işlemi, İdare Mahkemesinin usule aykırılık sebebiyle iptal etmesini özel olarak düzenlemektedir (md. 42(2) ve (3)).
Bir davanın görülmesi sırasında, taraflarca daha önce bilinmeyen bir sebebin ortaya çıkması halinde, İdare Mahkemesi taraflara görüşlerinin dinlenmesi imkanı verir; gerektiği taktirde, İdare Mahkemesi yargılamayı erteler (md. 41(1)).
Yargılama usulü, esas itibarıyla tarafların birbirlerinin dilekçesine cevap vermesi (md. 36) ve sonra, Yasada öngörülen bazı durumlar hariç, tarafların katıldığı ve kural olarak aleni bir duruşma yapılması (md. 39 ve 40) şeklinde gerçekleşir.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
58. Johann ve Theresia Erkner, 3 Nisan 1979 tarihinde Komisyona yaptıkları başvuruda, başka şeylerin yanında, Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki makul sürede yargılanma haklarının ve Birinci Protokolün 1. maddesinde güvence altına alınmış olan mülkiyet haklarının ihlale edildiğini iddia etmişlerdir. Başvurucular ayrıca, adil bir şekilde yargılanmadıklarını iddia etmişler ve Sözleşmenin 8 ile 14. maddelerini ileri sürmüşler; fakat daha sonra bu noktalardaki şikayetlerine devam etmemişlerdir.
Johann Erknerin 22 Haziran 1983 tarihinde ölümünden sonra çiftlik, kızı Theresia Hofauer ve damadı Josef Hofauere geçmiştir. Sadece kendileri bu mülkün sahibi olan Josef ve Theresia Hofauer, başvurucuların mirasçıları olarak, yargılamaya devam edilmesini istediklerini bildirmişlerdir. Komisyon, 8 Mart 1984te, kendilerinin başvurusunu kabul etmiştir. Ayrıca, Theresia Erkner de, başvurucu olarak yargılamanın tarafı olmayı sürdürmek istemiştir.
59. Komisyon 9 Mart 1984 tarihinde, bu başvuruyu kabuledilebilir bulduğunu açıklamıştır. Komisyon, 24 Ocak 1986 tarihli raporunda, oybirliğiyle Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ve bire karşı on bir oyla, Birinci Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali iddiası
61. Başvurucular, davalarının "makul süre" içinde görülmediğini, toprak reform kurullarının bağımsız ve tarafsız yargı yerleri olmadıklarını ve İl Kurulunun Mart 1986da kapalı oturum yaptığını iddia etmişlerdir. Başvurucular Sözleşmenin 6(1). fıkrasına dayanmışlardır. Bu fıkra şöyledir:
"Herkes, kişisel hak ve yükümlülükleri(nin) ... karara bağlanmasında, hukuken kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından, makul bir sürede, adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahiptir. ..."
Hükümet, bir ihlal bulunmadığını savunmuştur. Komisyon ise, yargılamanın uzunluğunun "makul süre"yi aştığını kabul etmiş, başvurucuların diğer iddiaları konusunda bir görüş belirtmemiştir.
1. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının uygulanabilirliği
62. Forstern-Pöndorftaki tarımsal toplulaştırma planları, daha önce diğer mülk sahiplerine ait olan yerlere karşılık Erkner ve Hofauer ailelerinden alınan yerlerle de ilgilidir. Başvurucular, kendilerine verilen karşılığın hukukiliğine itiraz etmişler ve halen itirazlarını sürdürmektedirler. Başvuruculara göre, ister lehine isterse aleyhine olsun, ilgili makamlar tarafından verilen bir karar, kendilerinin mülkiyet haklarını etkilemiştir, etkilemektedir ve gelecekte de etkileyecektir. Buna göre şikayet konusu işlemin sonucu, "kişisel haklar ve yükümlülükler bakımından belirleyici"dir (bk. 16.07.1971 tarihli Ringeisen kararı, parag. 94 ve 22.10.1984 tarihli Sramek kararı, parag. 34); o halde Sözleşmenin 6(1). fıkrası mevcut davada uygulanır; dahası, Hükümet de bunu kabul etmektedir.
2. Sözleşmenin 6(1). fıkrasına uygunluk
(a) "Bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri" - "aleni yargılanma"
63. Başvurucular Mahkeme önünde, İl Kurulunun Mart 1986da yaptığı duruşmanın aleni olmadığını belirtmişlerdir. Başvurucular ayrıca, toprak reform kurullarının bağımsız ve tarafsız olmadıklarını iddia etmişlerdir. Başvurucular bu son iddiaları bakımından, memur üyeler arasında hiyerarşik bir ilişkinin bulunduğunu göstermek için, Federal Tarım ve Orman Bakanlığının ve Yukarı Avusturya İl İdaresinin örgütlenme şemasına, uzman görüşlerini hazırlamakla görevli memurların oylamaya katılmalarına ve görev sürelerinin kısalığına (beş yıl) dayanmışlardır.
Yeni olan bu şikayetler, Komisyon önünde ileri sürülmemiş ve Komisyonun kabuledilebilirlik kararı içinde tespit edilen olaylara dayanmamıştır. Bu durumda Mahkeme, bu şikayetlerin esasını inceleme yetkisine sahip değildir (bk. özellikle, ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 18.12.1986 tarihli Bozano kararı, parag. 62).
(b) "Makul süre"
(i) Dikkate alınacak dönem
64. Bir hukuk davasında Sözleşmenin 6(1). fıkrasında geçen "makul süre", normal olarak, "yargı yeri"ne davanın açıldığı anda başlar (bk. en yakın tarihli karar olarak, 29.05.1986 tarihli Deumeland kararı, parag. 77); ancak belirli bazı durumlarda, sürenin daha önce başlaması mümkündür (bk. 21.02.19875 tarihli Golder kararı, parag. 32).
Mevcut davada başvurucular, yetkili yargı yerlerine, geçici nakil konusundaki 10 Ağustos 1970 tarihli kararın kendilerine tebliğ edildiği 4 Nisan 1973ten sonra başvurmuşlardır (bk. yukarıda parag. 13-18). Başvurucular, kesin tarihi belirlenememiş olmakla birlikte, daha 1970 yılının Ağustos ayı içinde, İlçe Müdürlüğüne itirazlarını yapmışlardır (bk. yukarıda parag. 12). Mahkeme, hakkında karar verilecek olan "uyuşmazlığın", 10 Ağustos 1970 veya civarındaki bir tarihte ortaya çıktığı konusunda Komisyon görüşüne katılmaktadır; bu da, dikkate alınacak dönemin başlangıcına işaret etmektedir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 28.06.1978 tarihli König kararı, parag. 98).
65. Hükümet, dönemin sonuyla ilgili olarak, Sözleşmenin 6(1). fıkrasında geçen kişisel hakların karara bağlanmasının, zorunlu olarak kesin hükmü ima etmediğini, Komisyon önünde ileri sürmüştür. Hükümet, başvuruculara tahsis edilecek parsellerin başlangıçta geçici olarak belirlendiğini ve daha sonra başvurucuların durumunu sürekli olarak iyileştiren bir dizi kararlar alındığını savunmuştur.
Komisyon gibi Mahkeme de, bu savunmayla ikna olmamıştır. Mahkeme, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının uygulanmasıyla ilgili olarak, makullüğü incelenecek olan döneme, üst yargılama dönemi dahil, söz konusu yargılamanın bütününün girdiğini sürekli bir biçimde belirtmiştir (bk. diğerleri arasında, yukarıda geçen Deumeland kararı, parag. 77). Buna göre söz konusu dönem, uyuşmazlığı sonlandıran karara kadar devam eder (bk. 10.07.1984 tarihli Guincho kararı, parag. 29).
Mevcut davada, yargılama hala devam etmektedir. Sonuç olarak, dikkate alınacak süre (10 Ağustos 1970 - 24 Mart 1987), on altı buçuk yılı aşmıştır.
(ii) İlgili kriterler
66. Yargılama süresinin makullüğü, olayın özel şartlarına göre ve Mahkemenin içtihatlarında belirttiği kriterlere ve özellikle, davanın karmaşıklık derecesi, başvurucunun tutumu ve ilgili kamu makamlarının tutumu dikkate alınarak takdir edilir (bk. diğerleri arasında, 06.05.1981 tarihli Buchholz kararı, parag. 49, ve 13.07.1983 tarihli Zimmermann ve Steiner kararı, parag. 24).
67. Bir yerin toplulaştırılması, niteliği gereği karmaşık bir süreçtir. Yer sahiplerinin önde gelen kaygıları, genellikle ve tabi haklı olarak, kendilerinin verecekleri ve karşılık olarak alacakları parsellerin değerinin gereği gibi tespit edilmesidir. Çiftçilerin topraklarına ve arazilerine olan geleneksel bağlılıkları, bu tür bir değerlendirmenin doğasındaki güçlükleri daha da ağırlaştırır. Ayrıca bu operasyon, işletmelerin karlılığını artırmayı ve söz konusu alanın altyapısını geliştirmeyi hedefler. O halde, sadece bireylerin menfaatlerini değil, fakat aynı zamanda bir bütün olarak toplumun menfaatlerini de etkiler.
Tartışma konusu toplulaştırma, otuz sekiz yer sahibinin dahil olduğu bir çok kimseyi ilgilendirmekte ve 266 hektarlık bir alanı kapsamaktadır (bk. yukarıda parag. 9). İlk tedbirler alınır alınmaz, başvurucular en kaliteli yerlerinin, ortalama kalitedeki yerlerle değiştirilmek istendiğini iddia etmişlerdir (bk. yukarıda parag. 12). Bu sorun esas itibarıyla, parsellerin büyüklüğü ve kullanılmaları, verimlilikleri ve coğrafi durumu gibi, konuyla ilgili bilgilerin elde edilmesiyle çözülebilecek, maddi bir sorundur. Ancak, Erknerlerin ve Hofauerlerin yaptıkları itirazların başarılı olmasından sonra, yetkili makamların yeni bir plan yapma ödevi doğmuştur. Hiç kuşku yok ki, Hükümetin de kabul ettiği gibi yetkili makamlar, tamamen yeni bir noktadan başlamakla yükümlü değildirler, fakat her bir yer sahibini dinlemek zorundadırlar.
Bu durumda yasanın uygulanmasının, önemli ölçüde karmaşık maddi sorunlar doğurduğu anlaşılmaktadır.
68. Hükümetin savunmasına göre başvurucular ayrıca, kendileri için mevcut her bir itiraz yolunu kullanmak suretiyle, davanın esası hakkında bir karar verilmesini engellemişler veya geciktirmişlerdir. Hükümet özellikle, başvurucuların bir çok kez üst bir organa başvurmakla, daha alt makamın çalışmasını keserek hata ettiklerini iddia etmiştir.
Mahkeme bu savunmayı kabul etmemektedir.
Mahkeme ilk olarak, başvurucuların iç hukukta kendileri için mevcut hukuk yollarını tam olarak kullanmış olmaları nedeniyle kınanamayacaklarına sürekli olarak karar verdiğini belirtmektedir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 15.07.1982 tarihli Eckle kararı, parag. 82). Mevcut davada, Komisyonun haklı olarak işaret ettiği gibi, başvurulan hukuk yolları çoğunlukla olumlu sonuç vermiştir (bk. yukarıda parag. 17, 20, 21, 22, 25, 28 ve 31).
Alt derecede yetkili bir makam yerine daha üst bir makamdan karar verilmesini sağlamak için, altı ay geçtikten sonra, üst makama başvurularda bulunmaya yasa izin vermektedir (bk. yukarıda parag. 55). Aslında başvurucular her bir defasında, bir yıl yedi ay on dokuz gün, sekiz ay yirmi iki gün, on bir ay bir gün gibi, önemli ölçüde uzun süreler beklemişlerdir (bk. yukarıda parag. 21, 22 ve 23); bu itirazlardan sadece biri, alt derecedeki makam bazı adımlar attığı için olumsuz sonuçlanmış olup, yüksek makama göre bu gecikmeden kendisi sorumlu görülemez (bk. yukarıda parag. 23 ve 24).
Ama yine de, başvurucuların daha sonra anlaşılması güç bazı tavırlarının, yani direnaj sisteminin kurulmasına ve kendilerine ait bazı yerlerin toplulaştırmadan çıkarılmasına dair itirazlarının (bk. yukarıda parag. 25, 26, 32 ve 33), yargılamanın uzamasına katkıda bulunduğu doğrudur. Her halükarda, başvurucuların davranışları, davalı Devlete yüklenemeyecek olan ve Sözleşmenin 6(1). fıkrasında geçen makul sürenin aşılıp aşılmadığına karar verilirken dikkate alınması gereken, objektif nitelikte maddi bir olaydır (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, yukarıda geçen Eckle kararı, parag.82).
69. Mahkeme, yasaya göre toplulaştırma sürecini, yetkili makamların kendilerinin başlattıklarını ve bunun yürütülmesinden kendilerinin sorumlu olduklarını (bk. yukarıda parag. 42 ve 55) kaydeder. Ayrıca, Ağustos 1970te söz konusu yerlerin geçici nakline kendileri karar vermiştir (bk. yukarıda 13-18). Buna göre yetkili makamlar, daha hızlı hareket etme konusunda özel bir yükümlülük altındadırlar. Dahası, Avusturya yasama organının kendisi, böyle bir yükümlülüğü getirmektedir; çünkü yasama organı, bir kararın altı ay içinde alınmasına dair genel kuralı, arazi toplulaştırma işlemi bakımından da geçerli kılmış (bk. yukarıda parag. 55) ve 1977de, toplulaştırma planlarının geçici nakil kararının kesinleşmesinden sonra en geç üç yıl içinde yayınlanmasına dair bir hüküm koymuştur (bk. yukarıda parag. 46).
Mevcut davadaki bir çok dönem, bu yükümlülükle bağdaşmamaktadır. İlk önce, geçici nakle karşı yapılan itiraz süreci ele alınacak olursa, Hükümetin dediği gibi, nakil kararının kendilerine tebliğinin gecikmesinde (bk. yukarıda parag. 13) başvurucular sorumluluk taşısalar bile, bunun niçin iki yıl sekiz ay geciktiğini anlamak zordur. Aynı şey en azından kısmen, 25 Kasım 1975te sona eren daha sonraki itiraz (bk. yukarıda parag. 14-17) bakımından da geçerlidir; çünkü, Komisyonun da haklı olarak belirttiği gibi, tarımsal makamlar, üst başvuruda bulunma hakkı bulunduğunu teyid eden İdare Mahkemesinin 21 Eylül 1973teki kararını kabul etmiş olsalardı, bu işlem daha erken bir tarihte sonuçlanacaktı. İlgili makamların bunu reddetmeleri, İdare Mahkemesinin ikinci bir karar vermesini gerektirmiş olup, bu karar da 23 Haziran 1975 tarihine kadar, yani birinci karardan bir yıl dokuz ay geçinceye kadar tebliğ edilememiştir.
Öte yandan Mahkeme, ilk iki toplulaştırma planları hakkında on iki ay ve on bir ay süren söz konusu itirazların (3 Haziran 1976 - 31 Mayıs 1977 ve 22 Ocak 1980 - 29 Aralık 1980) (bk. yukarıda parag. 25-29), gereksiz biçimde uzun sürdüğünü düşünmemektedir. Ama aynı şey, üçüncü plana karşı iki yıl on bir ayı aşan itiraz süreci (23 Ağustos 1982 - 16 Temmuz 1985) (bk. yukarıda parag. 25-29) için söylenemez. Çeşitli aşamaların kendileri çok uzun sayılmayabilir; fakat bunların birleşik uzunluğu, tabi ki aşırıdır.
Ancak en çarpıcı nokta, yetkili makamların bir önceki planı iptal ettikten sonra, yeni bir planı kabul etmeleri ve yayınlamaları için geçen süredir; ikinci plan için iki yıl altı aydan fazla bir süre (31 Mayıs 1977 - 18 Aralık 1979) (bk. yukarıda parag. 20-21); üçüncü plan için yaklaşık bir yıl yedi ay gibi bir süre (29 Aralık 1980 - 27 Temmuz 1982) (bk. yukarıda parag. 22 ve 24); ve hala beklemede olan dördüncü plan için bir yıl dört aylık bir süre (31 Ekim 1985 - 24 Mart 1987) (bk. yukarıda parag. 31) geçmiştir. Bu denli uzun dönemler kabul edilemez.
70. Şikayet konusu işlem, bütünüyle şimdiden on altı buçuk yıldan fazla sürmüştür (bk. yukarıda parag. 65). Davanın şartları içinde böylesine uzun bir süre, özellikle arazilerin geçici naklinin gerektirdiği hızlı hareket etme ödevi dikkate alındığında, makul görülemez. Hiç kuşku yok ki, dava basit bir dava değildir ve başvurucular da bizzat gecikmenin bir kısmından sorumludurlar; fakat yine de bir kaç gecikme dönemi, olayı ele alan yetkili makamlara atfedilebilir. Bu gecikmelerin sonuçlarına birlikte ve bütün olarak bakıldığında, başvurucular Sözleşmenin 6(1). fıkrasının gerektirdiği makul bir süre içinde yargılanmamışlardır.
II. Birinci Protokolün 1. maddesinin ihlali iddiası
71. Başvuruculara göre, kendilerine ait yerlerin 1970 yılında geçici nakli, mülkiyet hakkına müdahale oluşturmuştur. Başvurucular, il mevzuatı gereğince karşılık olarak almayı hak ettikleri yerleri henüz alamadıkları ve bu nedenle 1971-1984 arasında "yılık kayıplarının" 50,000 Şilin, bu yıldan sonra 30,000 Şilin olduğu gerekçesiyle şikayetçi olmuşlardır. Başvurucular, Birinci Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği iddia etmişlerdir. Bu madde şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişi, maliki olduğu şeyleri barışçıl bir biçimde kullanma hakkına sahiptir. Kamu yararı gerektirmedikçe ve uluslararası hukukun genel ilkeleri ile hukukun aradığı koşullara uyulmadıkça, hiç kimse mülkiyetinden yoksun bırakılamaz.
Ancak yukarıdaki hükümler hiç bir biçimde, mülkiyetin genel yarara uygun olarak kullanılmasını denetim altına almak, vergiler ile diğer harç veya cezaların ödenmesini sağlamak için Devletin gerekli gördüğü yasaları yürürlüğe koyma yetkisini ortadan kaldırmaz."
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmış, Komisyon ise esas itibarıyla katılmıştır.
72. Başvurucuların Birinci Protokolün 1. maddesindeki mülkiyet haklarına müdahale bulunduğu tartışmasızdır (bk. 13.06.1979 tarihli Marckx kararı, parag. 63); başvurucuların yerleri, toplulaştırma planının tarafı olan başka yer sahiplerine, bir kısmı ise ortak tedbirler veya tesisler için tahsis edilmiş olup, kendilerine henüz nihai bir kararla, il mevzuatında belirtilen türden bir karşılık (bk. yukarıda parag. 13, 18, 20, 22, 25, 28, 29, 31 ve 33) verilmemiştir.
73. Şimdi bu müdahalenin Birinci Protokolün 1. maddesine aykırı olup olmadığını belirlemek gerekmektedir.
Bu madde "üç ayrı kural" içermektedir. Birinci fıkranın birinci cümlesinde yer alan genel nitelikteki birinci kural, mülkiyetten barışçıl bir biçimde yararlanma hakkını beyan etmektedir. İkinci kural, mülkiyetten yoksun bırakmayı içermekte ve bunu belirli koşullara bağlamaktadır. İkinci fıkrada yer alan üçüncü kural, başka şeylerin yanında, Sözleşmeci Devletlerin genel yarara uygun gördükleri yasaları çıkarmak suretiyle, bu amaca uygun olarak mülkiyetin kullanılmasını kontrol etme hakkına sahip olduğunu tanımaktadır. Mahkeme, birinci kurala aykırılık bulunup bulunmadığına karar vermeden önce, son iki kuralın uygulanabilir olup olmadığını incelemek durumundadır. Ancak bu üç kural, bağlantısız anlamına gelebilecek şekilde birbirinden "ayrı" değildirler. İkinci ve üçüncü kurallar, mülkiyetten barışçıl bir biçimde yararlanma hakkına müdahalenin özel örnekleri olup, bunlar birinci kuralda beyan edilen genel prensibin ışığında yorumlanmalıdırlar (bk. en yakın tarihli karar olarak, 24.10.1986 tarihli AGOSI kararı, parag. 48).
74. Mahkeme ilk önce, Avusturya makamlarının, resmen (formal) veya fiilen (de facto) kamulaştırmada (bk. 23.09.1982 tarihli Sporrong ve Lönnroth kararı, parag. 62-63) bulunmadıklarını kaydetmektedir. Ağustos 1970te yapılan nakil geçici olup, ancak toplulaştırma planının yürürlüğe girmesi halinde kesinleşecektir (bk. yukarıda parag. 45). O halde, işlemin önceki aşamasında yapılan dağıtım, nihai planla teyid edilmezse, başvurucular yerlerini geri alabileceklerdir. Bu durumda başvurucuların, Birinci Protokolün 1. maddesinin 1. fıkrasının ikinci cümlesi anlamında, kesin olarak "maliki oldukları şeylerden yoksun bırakıldıkları" söylenemez.
Geçici naklin hedefi, esas itibarıyla toprağın "kullanılmasını" kontrol etmek veya kısıtlamak da olmayıp, "geçici malikler" tarafından gelişmiş ve rasyonel bir çiftçilik yapılması için, toplulaştırılacak alanların önceden yapılandırılmasını gerçekleştirmektir (bk. yukarıda parag. 45). O halde nakil, Birinci Protokolün 1. maddesinin 1. fıkrasının birinci cümlesi bakımından ele alınmalıdır.
75. Bu hüküm bakımından Mahkeme, toplumun genel yararı ile bireyin temel haklarının korunması arasında düzgün bir denge kurulup kurulmadığını araştırmak zorundadır (bk. yukarıda geçen Sporrong ve Lönnroth kararı, parag. 69).
76. Öncelikle, geçici nakilden sonra, başvurucuların kanunun öngördüğü nihai toplulaştırma planı gereğince karşılık yerleri alamadan, on altı yıldan fazla bir sürenin (10 Ağustos 1970 - 24 Mart 1987) geçtiği hatırlanmalıdır (bk. yukarıda parag. 13).
Hükümete göre, işlemin bu kadar uzun sürmesi, Mahkeme tarafından Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali olarak kabul edildiyse, ayrıca Birinci Protokolün 1. maddesi bakımından ele alınması gerekli değildir. Böyle bir argüman, tek bir maddi olayın, Sözleşmenin veya Protokollerin birden fazla hükmüne girebileceği belirtilen Mahkeme içtihatlarıyla (bk. örneğin, 09.10.1979 tarihli Airey kararı, parag. 31-33) bağdaşmaz. Dahası, Sözleşmenin 6(1). fıkrasıyla ilgili şikayet, Birinci Protokolün 1. maddesiyle ilgili şikayetten ayrılabilir. Birinci şikayetteki sorun, toplulaştırma işleminin uzunluğunun, "makul süre"yi aşıp aşmadığının belirlenmesi sorunudur; ikici şikayetteki sorun ise, söz konusu naklin mülkiyet hakkına uygun olup olmadığı belirlenirken, aşırı olsun veya olmasın işlemin uzunluğunun, başka unsurlarla birlikte, önemli olup olmadığı sorunudur.
77. Ayrıca konuyla ilgili mevzuatın, başvurucuların toplulaştırma planına karşı yaptıkları başvurudan olumlu sonuç almalarına rağmen, geçici naklin yeniden ele alınmasına izin vermediği belirtilmelidir. İlgili mevzuat, başvurucuların yerlerini, geçici nakil gereğince daha verimsiz başkalarıyla zorla değiştirme nedeniyle uğrayabilecekleri kaybın, nakden tazmin edilmesini de öngörmemektedir (bk yukarıda parag. 34-36 ve 47).
78. Ancak Mahkeme, yasama organının taşıdığı kaygılar karşısında dikkatsiz değildir. Yasama organı, toplulaştırma işleminin erken bir aşamasında söz konusu yerlerin geçici nakline yetki vermekle, genel olarak yer sahiplerinin ve toplumun menfaati için, bu yerlerin devamlı surette ve ekonomik bir şekilde işlenmesini sağlanmak istemiştir. Dahası başvurucular, 1970te verilen nakil kararının bir sonucu olarak yerlerini kaybetmiş olmakla birlikte, kendilerini tatmin etmemesine rağmen, karşılık olarak başka yerler almışlardır. Ancak mevcut sistem, belirli bir esneklikten yoksundur; çünkü, bir toplulaştırma planının yürürlüğe girmesinden önce, yer sahiplerinin durumlarında değişiklik yapılması için veya yerlerin kesin olarak verilmesine kadar uğramış olabilecekleri zararların tazmin edilmesi için bir vasıta öngörmemektedir.
79. O halde mevcut davanın şartları içinde, mülkiyet hakkının korunması ile kamu yararı arasında bulunması gerekli denge bulunmamaktadır; çünkü, mülklerinin nihai istikbali konusunda belirsiz durumda kalan başvurucular, orantısız bir külfet taşımak zorunda bırakılmışlardır. Bu aşamada başvurucuların gerçekten zarara uğrayıp uğramadıklarını belirlemeye gerek bulunmamaktadır (bk. yukarıda geçen Sporrong ve Lönnroth kararı, parag. 73).
80. Buna göre Mahkeme, Birinci Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
III. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
81. Başvurucular, 1971 yılından 1986 yılına kadar maddi zararlarına karşılık toplam 760,000 Şilin tazminat ile 582,099.10 Şilin olarak gösterdikleri avukatlık ücretlerinin ödenmesini istemişlerdir.
Hükümet ve Komisyon, bu konuda henüz bir görüş bildirmedikleri için, sorun karara hazır değildir. Bu sorun saklı tutulmalı ve davalı Devlet ile başvurucular arasıda varılabilecek bir anlaşma ihtimali göz önünde tutularak, bundan sonraki usul belirlenmelidir.
Bu Gerekçelerle Mahkeme Oybirliğiyle,
1. "Makul süre" şartına uygunluk bakımından Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlaline;
2. Başvurucuların bu fıkra bakımından yaptıkları diğer şikayetlerin esasına girme yetkisi bulunmadığına;
3. Birinci Protokolün 1. maddesinin ihlaline;
4. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması sorunu karara hazır olmadığına;
buna göre,
(a) bu sorunun saklı tutulmasına;
(b) Hükümeti, iki ay içinde bu mesele hakkında yazılı görüşlerini sunmaya ve ayrıca, kendileri ile başvurucu arasında varılabilecek bir anlaşmayı Mahkemeye bildirmeye davete;
(c) diğer usul işlemlerini saklı tutmaya ve ihtiyaç gördüğü zaman bunları yapması için Mahkeme Başkanını yetkili kılmaya
Karar Vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy