(AİHS m. 5, 50, 53)
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
9. Başvurucu Pauwels, 1931 doğumlu bir Belçika vatandaşıdır. Pauwels, Federal Almanyada konuşlandırılmış Belçika birliklerinde son olarak kıdemli yüzbaşı rütbesinde (capitaine-commandant) görev yapmış eski bir subaydır. Pauwels şu anda ailesiyle birlikte Kölnde yaşamaktadır. Belçika makamları Pauwelsın iadesini (extradition) talep etmişlerdir.
A. Başvurucunun tutuklanması ve tutukluluğun devamı
10. 2 Nisan 1982de Kölnde toplanan A Bölgesi Askeri Mahkeme Soruşturma Heyeti, başvurucunun Devlet parasını zimmete geçirme (embezzlement) suçundan tutuklanmasına karar vermiştir. Bu Heyete, 23 ve 24 Mart tarihlerinde Pauwelsın ifadesini alan auditeur militaire (askeri başmüşavir) başyardımcısı olan G. Van Even başkanlık etmiştir. Heyet kararında belirtildiğine göre, isnad edilen suçun ağırlığı ve bazı tanıkların henüz başvurucu kendilerini etkilemeden ifadelerinin alınması gereği göz önünde tutulmuştur.
Başvurucu tutuklandıktan bir kaç saat sonra, hemen salıverilmesi için talepte bulunmuş, ancak yine Van Evenın başkanlık ettiği Soruşturma Heyeti 8 Nisanda, aynı gerekçelerle tutuklama kararını teyid etmiştir.
11. Pauwels salıverilmek için ikinci başvurusunu, aynı gün (8 Nisan) Askeri Mahkemeye sunmuştur. Askeri Mahkeme 15 Nisanda, bir başka auditeur militaire başyardımcısı olan Potemansın mütalaasını dinledikten sonra, başvurucunun talebini incelemiş ve talebi temelsiz bulmuştur. Askeri Mahkeme, Soruşturma Komisyonunun hazırlık soruşturması sırasında, bu tür talepleri inceleme ve tutuklamaya karar verip vermeme konusunda, münhasır bir yetkiye sahip olduğunu belirtmiştir. Bu mahkeme ayrıca, başvurucu hakkında verilen başlangıçtaki tutuklama kararının hukuka uygun olduğu sonucuna varmıştır.
Başvurucu bu karara karşı hemen, Brükseldeki Askeri Üst Mahkemeye üst başvuruda bulunmuştur. Bu mahkeme 22 Nisanda, söz konusu kararı her noktada haklı bularak, üst başvuruyu reddetmiştir.
23 Nisanda, yine Van Evenın başkanlık yaptığı Soruşturma Heyeti, tutuklama kararını ikinci kez teyid etmiştir.
Başvurucu 30 Nisanda, Askeri Mahkemenin ve Askeri Üst Mahkemenin bu kararlarına karşı Temyiz mahkemesine başvurmuştur. Başvurucu bu başvurusunda, diğer hükümlerin yanında, Anayasanın 7(3). fıkrasına dayanmıştır. Bu fıkrada, "işlenmekte olduğu anlaşılan suçlar (suç üstü halleri) dışında, bir yargıç tarafından verilen gerekçeli tutuklama kararı bulunmadıkça, hiç kimse tutuklanamaz" hükmü yer almaktadır. Başvurucu, Soruşturma Heyetinin ve üyelerinin, yargıçlık statüsüne veya yargıçlık statüsünün doğasında bulunan tarafsızlık ve bağımsızlığa sahip olmadıklarını ileri sürmüştür. Özellikle bir aiditeur militaire, görevlerini Adalet Bakanının gözetimi altında ve talimatlarına göre yürütmektedir; bu kişi, savcının ve soruşturma yargıcının görevlerini birlikte yerine getirmektedir; onun bir savcı olarak bulunduğu taraf ile tutukluların veya savunmanın bulunduğu taraf, birbirleriyle karşı karşıyadır; Heyette görevlendirilmiş diğer iki subaydan birinin veya her ikisinin vereceği karşı oylar kendisini bağlamadığından, karar verme yetkisini tek başına elinde bulundurmaktadır (bk. aşağıda parag. 24).
Temyiz Mahkemesi 22 Haziran 1982de, başvurucunun bu başvurusunu reddetmiştir. Temyiz Mahkemesi, başvurucunun Anayasanın 7. maddesine dayanan iddialarıyla ilgili olarak, bu maddenin üçüncü fıkrasının, Anayasanın 105. maddesinin (bk. aşağıda parag. 18) ışığında okunması gerektiğini belirtmiştir. Bu bağlamda "yargıç" terimi, askeri ceza yargılama usulünü düzenleyen hükümler tarafından kendisine yargılama yetkisi verilmiş bir organ anlamına gelir. 15 Haziran 1889 tarihli Askeri Ceza Yargılama Usulü Yasasının 35 ve 36. maddeleri, Soruşturma Heyetlerine tutuklama müzekkeresi verme yetkisi tanımıştır. Yasanın hazırlık çalışmaları, Soruşturma Heyetine başkanlık eden auditeur militairein, tanımı gereği bağımsızlığa sahip olan soruşturma yargıcı sıfatıyla görev yaptığını göstermektedir.
12. Bu arada başvurucu 3 Mayıs 1982de, Soruşturma Heyetinin 2 Nisan tarihli tutuklama müzekkeresini verme ve bunu teyid etme yetkisi bulunmadığı gerekçesiyle, Askeri Mahkemeden salıverilmesini karar verilmesini istemiştir. Askeri Mahkeme 11 Mayısta bu üçüncü başvuruyu, kesin hüküm (res judicata) haline gelen 15 Nisanda verilen kararla bağdaşamaz olduğu gerekçesiyle kabuledilemez bulmuştur. Askeri Mahkeme karar vermeden önce, savcılık makamından Van Evenin görüşlerini dinlemiştir. Başvurucu hemen Askeri Üst Mahkemeye başvurmuş, ancak Üst Mahkeme bu üst başvuruyu kabuledilemez bulmuş ve her halükarda üst başvurunun temelsiz olduğu sonucuna varmıştır.
13. Başvurucunun 14 Haziranda yaptığı dördüncü başvuru da olumsuz sonuçlanmıştır. Askeri Mahkeme, Van Evenin görüşlerini dinledikten sonra, 23 Haziranda aynı gerekçelerle başvuruyu reddetmiştir.
14. Başvurucunun avukatı 11 Haziran 1982de doğrudan auditeur generale (askeri başmüşavire) dilekçe göndermiştir. Auditeur general, 16 Haziranda aşağıdaki cevabı göndermiştir:
"Pauwelsın salıverilmesi için 11 Haziran 1982 tarihli başvurunuz
incelenmiştir. Kendisinin tutulmaya devam edilmesi ile ilgili sorununun, Askeri Ceza Usul Yasasının 123. maddesi gereğince makamımız tarafından karara bağlanması için yeterli sebebin bulunmadığını düşünmekteyim.
Bununla beraber, A Bölgesi Askeri Mahkemesinin davanın esası ile birlikte salıverme talebi hakkında da karar verebilmesi için, A Bölgesi Askeri Mahkemesi auditeur militaireden, davayı mümkün olduğu kadar süratli bir biçimde Askeri Mahkemenin önüne getirmesini istedim."
B. Yargılama Süreci
15. Auditeur militaire başyardımcısı Van Even 23 Haziran 1982de bir yazıyla, başvurucunun 5 Temmuzda Kölndeki Askeri Mahkemede hazır bulundurulmasını istemiştir. Askeri Mahkeme, bu tarihte (5 Temmuzda) başvurucunun salıverilmesine karar vermiş ve duruşma günü belirlemeden (sine die) yargılamayı ertelemiştir.
17 Kasım tarihinde ve bu kez Potemas imzalı bir davetiye gönderilmesinden sonra, yargılama 6 Aralık 1982de yeniden başlamıştır. Askeri Mahkeme Van Evenın, 2 Mayıs 1983te yeminli tanık olarak dinlenmesine karar vermiştir. Bu karara savunma tarafı itiraz etmiş, ancak Askeri Mahkeme bu sorunun, davanın esasıyla birlikte incelenmesine karar vermiştir. Ancak Askeri Mahkeme, Van Evenı hemen dinlemeyi tercih etmiştir.
Ertesi gün savunma tarafı bu karara itiraz etmiş, fakat 4 Temmuzda, yargılamanın devam etmesi gerektiği görüşüne katılmıştır. Askeri Mahkeme 8 Eylül 1983te, başka şeylerin yanında, kabuledilebilir bulduğu Van Evenın ifadelerine de dayanarak, hükmünü vermiştir. Askeri Mahkeme, başvurucuyu sahtecilik, sahte evrak kullanma ve Devlet parasını zimmete geçirmekten suçlu bularak, altı yıl hapse ve 6 bin Belçika Frangı para cezasına mahkum etmiştir.
16. Başvurucu aynı gün, Askeri Üst Mahkemeye üst başvuruda bulunmuştur; Bu mahkeme başvurucunun iki üst başvurusu hakkında 27 Şubat 1985te tek bir karar vermiştir.
Askeri Üst Mahkeme ilk önce, Askeri Mahkemenin Van Evenın tanıklığı ile ilgili 2 Mayıs 1983 tarihli kararını, yeterli gerekçe bulunmadığı için bozmuştur. Üst Mahkeme ayrıca, Van Evenın bir soruşturma yargıcı olarak değil, ama savcılığın bir üyesi olarak faaliyette bulunurken kovuşturmayla ilgili bazı tedbirler aldığını ve ayrıca 23 Haziran 1982 tarihli davet yazısını çıkardığını kaydetmiştir. Bu da Van Evenın davada taraf olduğu ve dolayısıyla tanık olarak dinlenemeyeceği anlamına gelmektedir. Bu nedenle Van Evenın verdiği ifade dikkate alınmamalıdır.
Askeri Üst Mahkeme davanın esası ile ilgili olarak, başvurucu hakkında verilen cezayı 4 yıl hapis ve 6 bin Frank para cezasına indirmiştir. Bu mahkeme başvurucunun işine son verilmesine (Askeri Ceza Yasası, md. 54) karar vermiştir; ancak alt mahkemesinin aksine, hemen tutuklanmasına karar vermemiştir.
17. Temyiz Mahkemesi, savcılığın ve başvurucunun Üst Mahkeme kararı aleyhine yaptığı temyizi (appeal on points of law), 3 Mart 1987de reddetmiştir.
II. İlgili İç Hukuk
18. Anayasanın 105. maddesinin ilk fıkrasına göre "Askeri Mahkemelerin kuruluşu, yetkileri ile üyelerinin hakları ve görevleri, yargıçların görev süreleri özel yasayla düzenlenir".
Askeri ceza yargılama usulünü düzenleyen başlıca yasalar, 20 Temmuz 1814 tarihli Askeri Usul Yasası (AUY) ile 15 Haziran 1899 tarihli Askeri Ceza Usul Yasasıdır (ACUY).
A. Auditeur militaire
19. Bir auditeur militaire, belirli bir Askeri Mahkemenin auditeur militairelik makamına başkanlık eder. Kendisi, adalet sisteminin bir üyesi olup, askeri komuta zincirine bağlı değildir. Aynı hususlar, Van Even gibi baş yardımcılar ve Potemans gibi yardımcılar için de geçerlidir.
Ancak auditeur militairler ve yardımcıları, Anayasanın 100. maddesi anlamında yargıç değildir. Kendilerini bu göreve atayan Kral, yine kendilerini görevden alabilir (ACUY, md. 77). Bu nedenle, kendileri görevlerinden azledilemez kişiler değildir.
Bu kişiler, hiyerarşik olarak Askeri Üst Mahkemedeki auditeur generale ve Adalet Bakanlığına bağlıdırlar. Fakat uygulamada, görevlerini yerine getirirken tamamen bağımsız oldukları konusunda bir tartışma yoktur.
20. Bir auditeur militaire ve yardımcıları, aşağıdaki görevliler gibi görev yaparlar:
(a) adli polis baş memurlarının (officiers de police judiciare) (ACUY, md. 44);
(b) sivil soruşturma yargıçlarıyla aynı yetkiye sahip olan ve her biri tek başına veya bir Soruşturma Heyetinin başkanı olarak yetkilerini kullanabilen soruşturma yargıçlarının (bk. aşağıda parag. 25 ve ACUY, md. 35);
(c) auditeur generalin gözetim ve talimatına tabi olarak, Askeri Mahkemeler önünde savcılar gibi hareket eden savcılık makamı üyelerinin (ACUY, md. 76).
Askeri Ceza Usul Yasası bu suretle, Adli Teşkilat Yasasının kanunda belirtilen haller dışında bu tür görevlerin aynı kişide birleşmesini yasaklayan 292. maddesinden ayrılmaktadır.
21. Bununla birlikte auditeur general, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin 4 Aralık 1979 tarihli Schiesser kararının bir sonucu olarak, 29 Mart 1983te aşağıdaki talimatları yayınlamıştır (Genelge No. 2920):
"Temyiz Mahkemesi Başsavcısı bana, Schiesser kararı ışığında, ilk soruşturmanın yapıldığı ve özellikle tutuklu sanığın bulunduğu durumlarda, Askeri Mahkeme huzurunda iddia makamı olarak bulunan adli görevlinin, hiç bir şekilde ilk soruşturmayı yapmamış bir görevli olmasının sağlanması görüşünde olduğunu bildirdi.
Temyiz mahkemesi Başsavcısına, uygulanmasını istediği bu kurala uyum sağlamanın, sınırlı sayıda auditeur militaire ve yardımcısı bulunması nedeniyle, bir çok durumda madden mümkün olmadığını izah ettim. Ancak bu kuralın ileride genel olarak uygulanacağını söyledim.
Kalıcı bir çözüm için kaçınılmaz olarak yasal reform gerektiğinden, sizden özellikle sanığın tutuklu olduğu olaylarda, Temyiz mahkemesi Başsavcısı tarafından dile getirilen kuralı, mümkün olduğu kadar tam olarak uygulamanızı istiyorum."
Auditeur general 11 Mart 1985te gönderdiği daha sonraki bir talimatında, "gerekli yasal reformlar yapılıncaya kadar", ilk soruşturma (investigation) ile iddiada bulunma (prosecution) arasında sürdürülmesi gereken ayrımı teyit ve izah etmiştir:
"İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, belirli bir davada savcı (prosecuting counsel) olarak hareket etmesi istenebilecek olan bir yargıcın, soruşturma sürecinde yapılması gereken yargısal işlemleri yapabilmesi için gerekli olan bağımsızlık ve tarafsızlık güvencelerine sahip olmadığını belirtmiştir.
Bu içtihat, benim 29 Mart 1983 tarihli ve 2920 sayılı genelgeyi yayınlamama da yol açmıştır. Artık soruşturma süreci ile iddiada bulunma sürecinin, birbirinden ayrılması için bir adım daha atılması zamanının geldiğini düşünüyorum. Aşağıdaki talimatın amacı budur.
Bir auditeur militairein tutuklama müzekkeresi verme, yeminle tanık dinleme, arama emri verme, el koyma kararı verme, üst araması kararı verme, Soruşturma Heyeti tarafından bilirkişi tayin etme gibi, soruşturma yargıcının yargısal yetkilerini kullandığı durumlarda, ilk soruşturmada ve iddiada bulunma işlemleri, farklı adli görevliler tarafından yerine getirilmelidir.
Sizden:
1. bu genelgedeki talimatları derhal uygulamanızı,
2. bu talimatın pratikte nasıl uygulandığı ve bu uygulamanın ne tür sorunlara yol açtığı konusunda, 1 Ekim 1985 tarihine kadar ayrıntılı bir rapor göndermenizi,
istiyorum."
22. Askeri Üst Mahkemesi (daimi Alman tümeni) önünde Savcı - Faymonville davasında, Başsavcı aşağıdaki mütalaada bulunmuştur:
"Soruşturma Komisyonuna başkanlık eden auditeur militaire, soruşturma yargıcının yargısal görevlerini yerine getirmektedir (Cass, 22 Haziran 1982, RW (Rechtskundig Weekblad), 1983-1984, col. 1115). 20 Temmuz 1814 tarihli Askeri Usul Yasasının 35. maddesi, Askeri Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasının 70. maddesi ile birlikte okunduğunda, Soruşturma Heyetinin başkanına, özellikle davanın taraflarından bağımsız bir yargıç olarak hareket etme görevi verdiği görülür (Cour mil., 23 Nisan 1980, RDP (Revue de droit penal et de criminologie), 1983, s. 929).
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, bir yargıcın veya yargısal yetkiler kullanma yetkisine sahip diğer bir görevlinin, ilk soruşturma sırasında ve özellikle bir tutuklama kararı verirken, yürütme organından ve taraflardan bağımsız olması gerektiğini belirtmiştir (bk. 04.12.1979 tarihli Schiesser kararı, parag. 27-31). Bir soruşturma yargıcı olarak auditeur militaire, 15 Haziran 1899 tarihli Askeri Ceza Usul Yasasının 76. maddesi gereğince yürütmeden bağımsız olup, sadece savcılık makamının bir üyesi olarak görev yaparken, auditeur generalin gözetim ve denetimi altındadır.
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi iki kararında (bk. 22.05.1984 tarihli Duinhof ve Duijit kararı, parag. 38 ve yine 22.05.1984 tarihli Van Der Sluijs, Zuiderveld ve Klappe kararı, parag. 44) Hollandadaki auditeur militairein askeri makamlardan bağımsız olmasına rağmen, ilk soruşturma sırasında taraflardan bağımsız olamayacağını, çünkü ilerideki aşamada kendisinin bu kez savcı olarak, taraf haline gelebileceğini belirtmiştir.
Bu durumda, bir davaya savcı olarak giren Belçikadaki auditeur militaire de, aynı olayda soruşturma yargıcı görevlerini yapabilmesi için gerekli tarafsızlığa ve bağımsızlığa sahip değildir.
Auditeur militairein soruşturma yargıcı olarak görevlerini, yargılamanın daha sonraki aşamasında iddia makamının bakış açısıyla yerine getirebileceği tehlikesi vardır.
Bu durum, sadece tutuklama müzekkeresi çıkarılan olaylarda geçerli değildir. Soruşturma yargıcının yargısal görevleri bir bütün olup, ilk soruşturma sırasında yerine getirilen bütün yargısal işlemleri kapsar.
İlk soruşturma ve iddia makamı faaliyetleri, bu nedenlerle farklı adli görevliler tarafından yürütülmelidir (Cour mil., 13 Kasım 183, RDP, 1985, s. 904); soruşturma ve iddia makamı görevlerinin tek bir adli görevlide birleşmesi, soruşturma yargıcında bulunması gerekli bağımsızlık ve tarafsızlığa aykırı düşer ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararlarında yorumlandığı şekliyle, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 5. ve 6. maddelerini ihlal eder.
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin yargısal güvencelerle ilgili açık hükümleri, birbirinden farklı olan ve fakat aynı temel düşünceden, yani vatandaşların adil yargılanma hakkından kaynaklanan çeşitli hakları düzenlemektedir (bk. 21.02.1975 tarihli Golder kararı parag. 28 ve 36). Sözleşmede geçen demokratik bir toplumda bu temel hak, öylesine önemli bir yere sahiptir ki, Sözleşmenin bu alandaki açık hükümlerinin dar yorumlanması, Sözleşmenin amaç ve maksadıyla uyuşmayacaktır (bk. 26.10.1984 tarihli De Cubber kararı, parag. 30 ve 32). Adil yargılanma hakkının yaşamsal öneme sahip ön şartlarından biri, ilk soruşturma ile iddia fonksiyonlarının birbirinden açıkça ayrılmasıdır; Sözleşmenin 5(3). fıkrası da bu ilkenin uygulanması öngörmektedir.
Mevcut davada, soruşturma yargıcının fonksiyonları iddia makamının fonksiyonları, aynı adli görevlide toplanmıştır. Bu adli görevli, ilk önce Soruşturma Heyetinin başkanı olarak, Heyetin diğer asker üyeleriyle birlikte, bilirkişiden bir rapor alınmasına karar vermiş ve son kez ifade alma (questioning) sırasında sanığı dinlenmiş ve daha sonra davaya savcı olarak katılmıştır.
Bu durum, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 5. ve 6. maddelerinin ihlal edilmesi demektir ve sonuç olarak Belçika iç hukukunda da hukuka aykırıdır (Cass., 27 Mayıs 1971, Pas., 1971, 919).
Faymonvile davasında, bilirkişi atanması ve Soruşturma Heyeti tarafından sanığın son kez dinlenmesi şeklindeki soruşturma tedbirleri, bu nedenle hükümsüz sayılmalı ve bu tedbirlerle ilgili belgeler (bilirkişi raporu dahil), delil olarak kabul edilmemelidir.
Ancak bu belgelerin delil olarak kabul edilmemesi, diğer delillere, yani polis raporlarına ve officier de police judiciare (adli polis) olarak görev yaptığı sırada auditeur militairee sanığın verdiği ifadelere dayanarak, mahkemenin bir hüküm vermesine hiç bir şekilde engel olmaz.
Bu nedenlerle,
Askeri Usul Yasasının 35. maddesini, Askeri Ceza Usulü Yasasının 70 ve 76. maddeleri ile 13 Mart 1955 tarihli yasa ile onaylanan İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 5 ve 6 maddelerini dikkate alarak,
Mahkemeden,
ilk olarak, Soruşturma Heyetinin bilirkişi atamasının ve Heyetin sanığın son kez dinlemesinin (bilirkişi raporu ile ilgili dosyadaki 2 sayılı belge ve ilk soruşturma dosyasındaki 84 ve 85 sayılı belgeler) ve bilirkişi raporunun, hükümsüz sayılarak delil olarak kabul edilmemesine;
ikinci olarak, bilirkişi raporu ücretinin Devlete yükletilmesine; ve
üçüncü olarak, diğer delillere dayanılarak, mütalaa edildiği gibi sanığın mahkumiyetine karar verilmesini
talep ederim."
(Journal des Tribunaux, no. 5382, 31 Mayıs 1986, s. 370-371)
Askeri Üst Mahkemenin 18 Aralık 1985te verdiği hükümde aşağıdaki gerekçeler yer almaktadır:
"Auditeur generallik makamı, ilk soruşturma ve iddia makamı görevlerinin farklı adli görevliler tarafından yürütülmesi gerektiği halde, aynı auditeur militaire baş yardımcısının, hem ilk soruşturma yargıcı ve hem de iddia makamında savcı olarak hareket etmiş olması nedeniyle, ilk soruşturma tedbirleriyle ilgili bazı belgelerin hükümsüz sayılıp, delil olarak kabul edilmemesi görüşündedir.
Her vatandaş adil yargılanma hakkına sahiptir; bu hakkın hayati öneme sahip ön şartlarında biri, ilk soruşturma ile iddia makamı faaliyetinin birbirinden ayrılmasıdır.
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi bu yönde karar vermiş olup (bk. 26.10.1984 tarihli De Cubber kararı, parag. 30 ve 32), Temyiz mahkemesi de bir çok davada aynı yönde karar vermiştir (29 Mayıs 1985 tarihli kararlar, Savcı - D. ile Savcı - R ve Diğerleri, Jur. Liege, 11 Ekim 1985, s. 541-544).
Bu nedenlerle Mahkeme:
Temyizin kabulüne;
Soruşturma Heyetinin bilirkişi atamasını, Heyet tarafından sanığın son kez dinlenmesini ve bilirkişi raporunu hükümsüz sayarak, delil olarak kabul edilmemelerine;
Bilirkişi ücreti olarak savunma tarafının 41,882 Belçika Frangı ödemesine hükmeden ilgili itiraz konusu kararın kaldırılmasına;
bilirkişi ücretinin Devlet tarafından ödenmesine; ...
karar verir." (aynı yer)
23. Auditeur general 10 Mayıs 1987de, kurumlar arası bir Komite tarafından hazırlanmış olan yeni Askeri Ceza Usulü Yasası ön tasarısını, Adalet Bakanına sunmuştur. Bu ön tasarının amaçlarından biri, barış zamanında askeri adli görevlileri, sadece iddia makamındaki savcının yetkilerine sahip olmayı sürdürecek auditeur militaireler ile, Soruşturma Heyetinin başkanı olarak ilk soruşturmayı yürütecek olan yargıçlar olmak üzere, iki kategoriye ayırmak suretiyle, auditeur militairelerin şahsında iki görevin birlikte bulunmasını önlemektir.
Senato Adli İşler Komitesi adına Van Rompaeyin sunduğu rapora göre mevcut Yasa, "hem insan hakları içtihatlarındaki değişikliklerin ve hem de ilk soruşturma ile iddia makamı faaliyetinin ayrılmasıyla meydana gelen yeni teşkilatlanma tarzının gerisinde kalmıştır" (Senat 5-VI (1986-1987), 6 Ekim 1987 tarih ve 2 sayılı, s. 44).
B. Soruşturma Heyeti (Board of Inquiry)
24. Askeri Mahkeme bölgesinde oluşturulan bir Soruşturma Heyetinde, bu Heyete başkanlık eden bir auditeur militaireye (veya yardımcı auditeur militaire) birlikte, bölge komutanı tarafından garnizondaki subaylar arasından, normal olarak bir aylık bir süre için atanan iki subay yer alır. Bu kişiler kıdem durumlarına göre sırayla atanmaktadırlar (ACUY, md. 35-37).
Auditeur militaire, Heyetin tek daimi üyesidir. Heyetin asker üyeleri, görev sürelerinin son ermesi veya görevin gerektirdiği hallerde değişmektedir.
25. Heyet, bir olaydaki soruşturmanın yazılı kısmını yürütmektedir (ACUY, md. 35). Heyet görevini yürütürken, auditeur militairein önüne çıkarılmış bir kişi hakkında tutuklama müzekkeresi verebilir. Bu gibi durumlarda Heyet, en az ayda bir kez, söz konusu tutukluluğu gözden geçirmek zorundadır (Auditeur generalin 28 Temmuz 1955 tarihli ve 2322 sayılı Genelgesi, paragraf III(e)(1)). Heyet buna ek olarak, muhakemenin herhangi aşamasında şahsen gelmesi istendiğinde hemen gelmesi şartıyla, sanığın salıverilmesine karar verebilir (AUY, md. 60).
Auditeur militaire, Askeri Ceza Usulü Yasasının 35. maddesi uyarınca, soruşturmayı "yönetir". Auditeur militaire, sanığın suçluluğuyla ilgili delillerin toplanması ve ikrarının alınması için gösterdiği çabayı, aynı şekilde sanığın suçsuzluğunu kanıtlayabilecek delillerin toplanması için de göstermek zorundadır (AUY, md. 70). Soruşturma Heyetinin kararları auditeur militairein sorumluluğundadır; Heyetinin iki subay üyesinin karşıoyları, auditeur militairei bağlamaz. Bu iki üyenin görevi, soruşturma yargıçlığı değil, teknik danışmanlık ve mevcudiyetleri ve imzalarıyla soruşturmanın hukuka uygunluğuna tanık olarak, auditeur militairee yardımcılıktır.
26. İddia fonksiyonunun yürütülmesi, Soruşturma Heyetinin değil, savcının, yani auditeur militairein görevidir (bk. yukarıda parag. 20). İlk soruşturmanın sonunda davaya sevk etmek (commitial for trial) için yeterli delil olup olmadığına karar vermek, Heyetin görevidir; ancak sanığın Askeri Mahkeme önüne çıkmasını gerektiren celpname, auditeur militaire veya yardımcılarından biri tarafından çıkarılmaktadır. Celpnamenin çıkarılmasıyla birlikte, Heyetin yetkisi de sona ermektedir.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
27. Pauwels, Komisyona 19 Kasım 1982 tarihli başvurusunda, hem Belçika hukuku ve hem de Sözleşmenin 5(1)(c) bendi ile 60. maddesine göre, tutukluluğunun hukukiliği bakımından şikayetçi olmuştur. Pauwels, buna ek olarak, genel olarak hukukun sağladığı güvencelerin kendisine tanınmamış olması nedeniyle, Sözleşmenin 14. maddesine aykırı olarak ayrımcılık yasağının mağduru olduğunu iddia etmiştir. Başvurucu son olarak, ne Soruşturma Heyetinin ne de Heyete başkanlık eden auditeur militaire veya yardımcı auditeur militairein, Sözleşmenin 5(3). fıkrası anlamında "bir yargıç veya hukuken yargılama yetkisine sahip diğer bir görevli" olarak kabul edilemeyeceklerini ileri sürmüştür.
28. Komisyon 8 Temmuz 1985 tarihinde son şikayeti kabuledilebilir bulmuş; başvurudaki diğer şikayetleri ise, açıkça temelsiz oldukları için kabuledilemez bulmuştur.
Komisyon, Sözleşmenin 31. maddesine göre hazırladığı 4 Aralık 1986 tarihli raporunda, oybirliğiyle Sözleşmenin 5(3). fıkrasının ihlal edildiği görüşüne açıklamıştır.
29. Pauwels 20 Ağustos 1987de, Komisyona bir başka başvuruda daha bulunmuştur (No. 13178/87). Ancak bu başvuru bu davada ele alınmamaktadır (bk. yukarıda parag. 7).
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. Sözleşmenin 5(3). fıkrasının ihlali iddiası
30. Başvurucu, Sözleşmenin 5. maddesinin "(1)(c) bendine göre gözaltına alınan veya tutulan bir kimse"nin, "bir yargıç veya yargılama yetkisine sahip diğer bir görevlinin önüne çıkarılma" hakkını güvence altına alan 5(3). fıkrasının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu, auditeur militairein ve başkanlık ettiği Soruşturma Heyetinin, taraflara ve yürütüme organına karşı sahip olması gereken bağımsızlığa sahip olmadığını iddia etmiştir.
31. Pauwels, "taraflardan bağımsızlık" konusundaki birinci sorunla ilgili olarak, Mahkemenin içtihatlarına göndermede bulunarak (bk. 22.05.1984 tarihli de Jong, Baljet ve van den Brink kararı, parag. 49 ve aynı tarihli van der Sluijs, Zuiderveld ve Klappe kararı, parag. 44), iki argüman ileri sürmüştür. İlkin, bir olayda soruşturma yargıcı olarak hareket etmiş bulunan bir auditeur militairein daha sonra aynı olayda iddia makamında savcı olarak görev yapabilmesi bile, tek başına Sözleşmenin 5(3). fıkrasını ihlal etmiştir. İkinci olarak, mevcut davada auditeur militaire başyardımcısı Van Even, gerçekten de, Soruşturma Heyetinin başkanı olarak soruşturma yargıcı ile savcılık görevini üzerinde toplamıştır; çünkü kendisi, ilk soruşturmayı yaptıktan sonra, 11 Mayıs ve 23 Haziranda Askeri Mahkeme, Pauwelsın salıverilme talebi hakkında karar verirken, savcılık makamını temsil etmiştir; 23 Haziran 1982de mahkemede davayı başlatan celpnameyi imzalayan kişi yine kendisi olmuştur; yine Askeri Üst Mahkeme 27 Şubat 1985te verdiği kararla, Van Evenın iddia makamında görev yapmasını kabul etmiştir.
32. Başvurucu gibi Komisyon da, Van Evenin taraf olmasının muhtemel olması ve aslında taraf haline gelmiş olması dolayısıyla, taraflardan bağımsız görülemeyeceğini kabul etmiştir.
33. Pauwels, yürütme organından bağımsızlıkla ilgili ikinci sorun hakkında, bu bağımsızlığı güvence altına alan her hangi bir yasa hükmü bulunmadığını ifade etmiştir; çünkü auditeur militaireler, Kral tarafından atanmakta ve görevlerinden alınmakta olup, Adalet Bakanına bağlı durumdadırlar. Bu hususla ilgili bir emsal karar bulunmadığından, Adalet Teşkilatı Yasasının (Judicial Code) 414. maddesinden, Bakanın disiplin cezası vermekle ilgili yetkisinin, auditeur militairenin sadece iddia makamı fonksiyonuyla sınırlı olduğu, yargısal fonksiyonunu kapsamadığı anlamı çıkarılamaz. Dahası, Askeri Ceza Usul Yasasının 76. maddesinin auditeur generalin bu ikinci göreviyle ilgili denetlenmesi konusunda bir hüküm getirmemiş olması, bu tür bir denetimin yasaklandığı anlamına gelmez.
Başvurucu kendisiyle ilgili olayda, auditeur generalin auditeur militairee talimatlar gönderdiğini ve bu böylece, bu sırada soruşturmayı yürütmekte olan Van Evene dolaylı olarak talimatlar vermiş olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu buna delil olarak, auditeur general tarafından avukatına gönderilen ve auditeur militaireden davayı mümkün olan en kısa zamanda Askeri Mahkeme önüne getirmesini istediğini yazan 16 Haziran 1982 tarihli yazıyı (bk. yukarıda parag. 14) göstermiştir.
34. Komisyon bu konuda daha önce vardığı sonucu (bk. yukarıda parag. 32) dikkate alarak, sorunun bu kısmı hakkında bir görüş belirtmeyi gerekli görmemiştir.
35. Hükümet, söz konusu ilkeler çerçevesinde davayı sona erdirmeyi kabul etmiş ve başvurucunun "abartılı talepleri"nin bir dostane çözüme ulaşmayı engellemiş olmasından dolayı üzüntü duyduğunu belirtmiştir.
Hükümet, Van Evenin auditeur militaire başyardımcısı olarak birden fazla görev üstlenmesinin, Sözleşmeye aykırı olmadığı görüşünde ısrar etmemiştir. Bununla beraber Hükümet, Evenin ilk soruşturmayı tamamen bağımsız biçimde yürüttüğünü ve davada sadece üç noktada, çok küçük bir savcılık rolü oynadığını belirtmiştir.
Van Even, 11 Mayıs ve 23 Haziran 1982de, A numaralı Askeri Mahkemesi Pauwelın salıverilmesi için yaptığı başvuruları ele aldığı sırada, iddia makamını temsilen görev yapmıştır. Hükümetin görüşüne göre bu durum, başvurucunun çarptırıldığı hapis cezasıyla (bk. yukarıda parag. 16) karşılaştırıldığında, çok kısa bir süre olan 94 günlük tutukluluğunun, uzamasına sebep olmuş değildir.
Son olarak yine Van Even, başvurucunun 5 Temmuzda yargılanmak üzere hazır bulundurulmasını belirten 23 Haziran 1982 tarihli celpnameyi imzalamıştır. Hükümete göre Pauwels bundan hiç bir zarar görmemiştir; çünkü kendisinin mahkumiyeti, daha sonra Van Even değil ama başkası tarafından çıkarılmış yeni bir celpnamenin sonucunda meydana gelmiştir.
36. Hükümet, Belçika Devletinin her hangi bir kusurunun bulunmadığını ileri sürmüştür. Hükümet, askeri adaletle ilgili 1814 ve 1899 tarihli Yasaların, Mahkemenin geliştirerek tanımladığı Sözleşmedeki gerekleri karşılamadığını kabul etmiş, fakat soruşturma ve iddia faaliyetleriyle ilgili görevlerin gelecekte de aynı şahısta birleşmesinin önüne geçmek için alınan tedbirleri vurgulamıştır. Hükümete göre bu tedbirler, yeni bir yasal düzenlemenin yapılmasını gereksiz kılmaktadır. Hükümet ilk olarak, "kesin bir hukuki etkisi olmadığını" kabul etmekle birlikte, auditeur generalin 29 Mart 1983 ve 11 Mart 1985 tarihli genelgelerine (bk. yukarıda parag. 21) dayanmıştır. Hükümet ayrıca, Askeri Üst Mahkemenin 18 Aralık 1985 tarihli kararına (bk. yukarıda parag. 35) dayanmıştır. Bu bağlamda Hükümet, Temyiz Mahkemesinin önüne, temyiz yoluyla benzer bir problem getirildiğinde, İnsan Avrupa Hakları Mahkemesinin içtihatlarını izleyeceğinden kuşku duymadığını belirtmiştir.
Hükümet son olarak, Mahkemenin bir kararına (bk. 27 Kasım 1987 tarihli Ben Yaacoub kararı, parag. 15) göndermede bulunarak Mahkemeden, Belçika içtihatlarında açık bir dönüş olduğunu tespit etmesini ve buna göre bu davaya yol açan problemin artık Belçikada mevcut olmadığına karar vermesini istemiştir.
37. Mahkeme, auditeur generalin 29 Mart 1983 ve 11 Mart 1985 tarihli genelgeleri ile Askeri Üst Mahkemenin 18 Aralık 1985 tarihli kararı çerçevesinde, Belçikadaki gelişmeleri resmen kaydetmiştir. Bununla beraber Mahkeme, bu olaydan sonra meydana getirilmiş genelgelerdeki prensiplerin bu davada kullanılmamış olduğunu tespit etmiştir. Davanın düşürülmesi sorunu da ortaya çıkmamıştır, çünkü Mahkemeye "bir dostane çözüm, düzenleme veya soruna bir çözüm getiren türden başka bir olay" (bk. Mahkeme (Eski) İçtüzüğü md. 48) bulunduğu hakkında bir bilgi ulaşmamıştır.
Bu nedenle Mahkeme, davanın esası hakkında karar vermelidir.
Her ne kadar, Belçikadaki bir auditeur militaire, hiyerarşik olarak auditeur generale ve Adalet Bakanına bağlı ise de, hem iddia makamının bir üyesi ve hem de Soruşturma Heyetinin başkanı olarak, kendisine verilmiş görevleri yerine getirirken (bk. yukarıda parag. 19) tamamen bağımsızdır.
Bu davada ortaya çıkan tek sorun, Van Evenın, aynı davalı karşısında savcı, yani taraf olabileceği ve fiilen de olduğu bir olayda, Soruşturma Komisyonu başkanı sıfatıyla "hukuken yargılama yetkisine sahip bir diğer görevli" kavramına içkin bulunan tarafsızlık güvencesine sahip olup olmadığıdır.
38. Mahkeme, askeri suçlarda gözaltı ve tutuklama konusunda, Hollanda ile ilgili iki kararında (bk. yukarıda geçen 22.05.1984 tarihli de Jong, Baljet ve van den Brinik kararı, parag. 49, ve aynı tarihli van der Sluijs, Zauderveld ve Klappe kararı, parag. 44), bir auditeur militairein tek ve aynı olayda, dava yargılama için Askeri Mahkeme önüne getirildikten sonra savcı olarak hareket etmek durumunda kalabileceğini tespit etmiştir. Mahkeme buradan da auditur militairein, ilk soruşturma aşamasında taraflardan açıkça bağımsız olamayacağı, çünkü muhakemenin sonraki bir aşamasında taraflardan biri durumuna gelebileceği sonucuna varmıştır.
Mevcut davada aynı sonuca varmak kaçınılmazdır. Bir yandan, Belçika mevzuatı, Hollanda mevzuatı ile aynı sistemi getirmiştir; öte yandan, Van Even, Pauwels ile ilgili olayda Askeri Ceza Usul Yasası hükümleri gereğince, ilk soruşturma ve daha sonraki savcılık görevlerini birlikte üstlenmiştir. Durum böyle olduğundan, kendisinin tarafsızlık görüntüsü kuşkuya açıktır (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 01.10.1982 tarihli Piersack kararı, parag. 31 ve 26.10.1984 tarihli De Cubber kararı, parag. 30). Bu nedenle, Sözleşmenin 5(3). fıkrası ihlal edilmiştir.
II. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
39. Sözleşmenin 50. maddesine göre:
"Mahkeme bir Sözleşmeci Tarafın resmi makamları veya diğer makamlar tarafından verilen bir kararın veya yapılan bir tasarrufun tamamen veya kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğunu tespit ederse ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuku verilen kararın veya yapılan tasarrufun sonuçlarını ancak kısmen onarmaya imkan veriyorsa, mahkeme gerekli gördüğü takdirde zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödemesine hükmedebilir."
Başvurucu bu hüküm çerçevesinde, Belçika mevzuatında değişiklik yapılmasını, uğradığı zararlar için tazminat verilmesini, masraflarının geri ödenmesini ve davalı Devletin para cezası ödemesine hükmedilmesini talep etmiştir.
A. Mevzuat değişikliği
40. Pauwel ilk olarak, "askeri personel ile ilgili Belçika iç hukukunda reform yapılmasını" istemiştir.
Hükümet 8 Temmuz 1988 tarihli yazında, bu tür bir reform yapmanın Parlamentonun işi olduğunu ve mevcut siyasi durum göz önüne alındığında, bu yönde her hangi bir girişimde bulunmak durumunda olmadığını belirtmiştir.
Komisyonun Temsilcisi bu konuda bir yorumda bulunmamıştır.
41. Mahkeme, vermiş olduğu kararların, ilgili Devlete Sözleşmenin 53. maddesi çerçevesinde yükümlülüklerini yerine getirmek üzere, iç hukuk sisteminde kullanacağı yöntemleri seçme imkanı tanıdığını vurgular (bk. konuyla ilgili en yakın tarihli karar olarak, 29.04.1988 tarihli Belilos kararı, parag. 78).
B. Zararlar
Başvurucu, Sözleşmenin 5(3). fıkrasının ihlali dolayısıyla, hem maddi ve hem de manevi yönden zarara uğradığını ileri sürmüş ve tazminat istemiştir.
1. Maddi tazminat
43. Başvurucu ilk olarak, "hukuka aykırı" olarak özgürlüğünden yoksun bırakılmış olmasının, 1 Nisan 1982 den itibaren maaş alamamasına ve 1 Temmuz 1983 tarihinden itibaren tazminatlarının kesilmesine, bu suretle zarara uğramasına sebep olduğunu ileri sürmüştür. Ancak başvurucu herhangi bir meblağ belirtmemiştir. Başvurucu bağımsız ve tarafsız bir yargıcın, kendisini serbest bırakacak olduğu ön kabulü üzerinden hareket etmiş ve Askeri Üst Mahkemenin bu durumda kendisini asıl isnad olan 500 bin Marklık zimmet suçundan beraat ettireceğini ileri sürmüştür.
Hükümet ise, başvurucunun iddia ettiği ihlal ile özgürlükten yoksun bırakılmasından doğan zarar arasında bir nedensellik ilişkisi bulunmadığını belirtmiştir. Hükümete göre Pauwelsın salıverilmesine karar verilip verilmemesinin, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olan Askeri Mahkemenin görevi olduğunun unutulmamalıdır.
Komisyon temsilcisine göre, özgürlükten yoksun bırakılma nedeniyle adil karşılık verilmesine yol açabilecek bir zarar, eğer Pauwels 5(3). fıkrasındaki güvencelerden yararlanmış olsaydı, uğramayacak olduğu zarardır. Oysa deliller, Van Evenden başka biri, eşdeyişle bağımsız ve tarafsız bir yargısal görevli Soruşturma Heyetine başkanlık etmiş olsaydı, başvurucunun tutukluluğunun sona erebileceğini göstermemektedir. Özetle, Sözleşmenin ihlalinden kaynaklanan maddi zarar bulunmamaktadır.
44. Mahkeme bu görüşe katılmakta ve bu nedenle bu talebi reddetmektedir.
2. Manevi tazminat
45. Başvurucu, uğradığı manevi zarara karşılık olmak üzere 5,000,000 Belçika Frangı tazminat talep etmiştir. Başvurucu, ailesinden ayrı kaldığı ve hakkında kötü bir görüntü yaratıldığı için acı çektiğini ileri sürmüştür.
46. Mahkeme, iddia edilen manevi zarar ile tespit ettiği ihlal arasında nedensellik bağı kuramamıştır. Sonuç olarak Mahkeme, bu talebi reddetmektedir.
C. Ücretler ve masraflar
47. Pauwels üçüncü olarak, Köln ve Brükseldeki yargılamalar ile Sözleşme organları önündeki yargılamalar ile ilgili ücretler ve masfların geri ödenmesini talep etmiştir. Talep edilen masraflar (mahkeme ve yazı işlerine ücretleri, çeviri, otel, vb.) 327,396 Belçika Frangı, tutuklulukla ilgi yargılama bakımından 44,400 Frangı yolculuk ve 346,186 Belçika Frangı "idari masrafları" olmak üzere toplam 390,526 Belçika Frangı tutmaktadır.
Hükümet, başvurucunun Strasbourg yargılama süreci ile bağlantılı olmayan sadece tutukluluğun sonuçları ile ilgili masrafları da hesaba kattığını düşünme eğilimindedir; özellikle önemli bir miktar tutan çeviri ücretleri ile yolculuk masraflarının bir kısmı bakımından durum böyledir. Hükümet ayrıca Mahkemenin, 346,186 Franklık talebinin de çok yüksek olduğunu ve belgelerle kanıtlanamadığı için reddedilmesini istemiştir.
Komisyon temsilcisi Hükümetin tespitlerini dikkate olarak, bu talebin esasını Mahkemenin takdirine bırakmıştır.
48. Sözleşmenin 50. maddesine göre ödenebilecek ücretler ve masraflar: a) zarar gören tarafça, Komisyon ve daha sonra Mahkeme tarafından tespit edilen bir ihlalin iç hukuk sistemi vasıtasıyla önlenmesi ve düzeltilmesi ve bir giderim elde edilmesi amacıyla, gerçekten ve gerekli olarak yapılan ve b) miktar bakımından makul olan, masraf ve harcamalardır (bk. diğer kararlar arasında 29.04.1988 tarihli Belilos kararı, parag. 79).
Mahkemenin tespit ettiği yegane ihlal, başvurucunun tutukluluğu ile ilgili olup, talep edilen miktarın bir kısmı yukarıda sözü edilen maksatlar bakımından gerçekten ve gerekli olarak ödenmesi zorunlu masraflar olarak görünmemektedir.
Bunun yanında, delil olarak sunulan birkaç belge yetersiz olduğu, istenen miktarın bir kısmının aşırı olduğu ve ücretlerin hesaplanması konusunda her hangi bir ölçü belirtilmediğini gören Mahkeme, başvurucuya sadece hakkaniyet esasına göre 150,000 Belçika Frangı ödenmesini takdir edebilir.
D. Belçika Hükümetine para cezası ödemesi için talimat verme
49. Başvurucu son olarak Mahkemeden, davalı Devletin Strasbourg kararının infazını geciktirdiği her gün için 10 bin Belçika Frangı para cezası ödemesine karar vermesini istemiştir.
Hükümet temsilcisi ve Komisyon temsilcisi, bu konu üzerinde herhangi bir görüş belirtmemişlerdir.
50. Sözleşmeci Devletler, taraf oldukları bir davada Mahkemenin verdiği kararlara uymayı taahhüt etmişlerdir (Sözleşme, md. 53); Mahkeme kararlarının yerine getirilmesini izleme görevi, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine aittir (Sözleşme, md. 54). Bu nedenle Mahkeme, bu talebi reddetmektedir.
Bu Gerekçelerle Mahkeme Oybirliğiyle,
1. Sözleşmenin 5(3). fıkrasının ihlaline;
2. Belçika hükümeti tarafından başvurucuya ücretler ve masraflar için 150,000 Belçika Frangı ödenmesine;
3. Diğer taleplerin reddine
Karar Vermiştir.
SONKARARIN YERİNE GETİRİLMESİ
BAKANLAR KOMİTESİ: DH (96) 676; 15.11.1996 (ARAR KARAR)
Hükümetin verdiği bilgiye göre: Belçika Hükümeti bu davada tespit edilen ihlallerin tekrarlanmaması için 29 Mart 1983, 11 Mart 1985 ve 28 Ekim 1991 tarihlerinde genelgeler yayınlanmıştır. Bu genelgeler, soruşturma görevleri olan bir askeri yargıcının aynı davada iddia makamında yer almasını önlemektedir.
Ayrıca, Almanyada konuşlandırılmış olan Belçika kuvvetlerinin geri çekilmesi, Belçika askeri güçlerinin yurt dışındaki türlerinin artması, jandarmanın askeri güç olmaktan çıkarılması ve askeri mahkemelerin yargı yetkilerinin yeniden düzenlenmesi dikkate alınarak, askeri mahkemelerle ilgili çok daha geniş kapsamlı bir reform gerekli görülmüştür. Bu yasa tasarısı Bakanlar Kurulundan geçmiş, Yüksek İdare Mahkemesinin görüşüne sunulmuştur. Yüksek İdare Mahkemesi 3 Temmuz 1996 tarihli görüşünde, özellikle Pauwels gibi çeşitli davalara atıfta bulunmuş ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine uygun olmadığını düşündüğü bazı noktalar da değişiklik yapılmasını önermiştir. Sonuç olarak Hükümet, tasarı kesin olarak kabul edildikten hemen sonra iki yıl içinde bu konuyu yeniden ele alacaktır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy