(AİHS m. 8, 13, 14, 50)
Karar Tarihi: 27.04.1988
Başvuru no: 9659/82
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
A. James ve Sarah Boyle
9. Başvuruculardan James Boyle 1944 doğumlu, Sarah Boyle ise 1950 doğumlu Britanya vatandaşıdırlar. Birinci başvurucu 1967de, İskoçyada cinayet suçundan ömür boyu hapis cezasına mahkum olmuştur. Bu başvurucu, 1968 ve 1973 yıllarında cezaevinde isyan, bir cezaevi görevlisini öldürmeye teşebbüs ve cezaevindeki malları tahrip suçlarından birkaç mahkumiyet daha almıştır. İkinci başvurucu, birinci başvurucunun eşi olup, mesleği hekimliktir.
10. Bay Boyle, Mart 1973te, Peterhead Cezaevinden alınıp, Barlinnie Cezaevi Özel Birimine konulmuştur. Bu Birim, uzun süreli mahkumlar ile şiddet eğilimli mahkumlar arasından seçilmiş olanların ıslahı amacıyla, tecrübe edilmek üzere, kurulmuştur (bk. aşağıda parag. 32). Azami sekiz mahkumun bulunduğu bu Birimde, daha geniş bir özgürlük rejimi uygulanmaktadır. Bay Boyle, Özel Birimin başarılı olmasında öncü bir rol oynamıştır. Bu başvurucunun, özellikle diğer kişilerle birlikte çalışma ve heykeltıraşlık ile edebiyat ve diğer sanatsal alanlarda, özel yetenekleri olduğu keşfedilmiştir.
Özel Birimde tutulduğu sırada bay Boylea, başka şeylerin yanında, sansürsüz olarak mektup yazma ve alma, her gün ziyaretçileriyle görüşme ve telefon kullanma izni verilmiştir. Bu suretle başvurucu eşiyle, yüz yüze ve telefonla görüşebilmiş, normal kısıtlamalara tabi olmadan yazışabilmiştir. Bu başvurucuya ayrıca, eskortsuz olarak cezaevinden dışarı çıkma imkanı da tanınmıştır.
11. Şartla Tahliye Kurulu Eylül 1980de, bay Boyleun Kasım 1982de izinli olarak salıverilebilmesi için tavsiyede bulunmuş ve salıverilme öncesi programa tabi tutulması için Edinburghdaki Saughton Cezaevine nakledilmesini istenmiştir. Bu başvurucuya cezasını burada, diğer mahkumlarla aynı şartlarda çekeceği söylemiştir. Saughton Cezaevindeki rejim, geleneksel çizgide olmasına rağmen, Penninghame Açık Cezaevi gibi diğer alternatifler karşısında, bay Boyleun salıverilmeden önceki dönemi için daha lehine olacağı düşünülmüştür (bk. aşağıda parag. 31). Bu tercihe etki eden unsurlar arasında, koğuş yerine tek kişilik bir hücrede kalma arzusu, burada günlük çalışmaları için zaman ile çalışmalarını ve sanatsal faaliyetlerini sürdürebileceği kolaylıkların mevcudiyeti, salıverilme öncesi eğitimi için uygun eğitsel ve mesleki imkanlara kavuşabilmesi gibi unsurlar yer almaktadır. Aslında bizzat Boyleun kendisi Aralık 1979da verdiği dilekçede, Barlinne Cezaevinde salıverilme öncesi program için kalmayacak ise, Penninghame Cezaevi yerine Edinburghdaki Cezaevinde eğitim almayı tercih edeceğini bildirmiştir.
Bu başvurucu Kasım 1981de, aynı cezaevindeki Özgürlük Eğitimi Yurduna nakledilmiştir (bk. aşağıda parag. 33). Başvurucu 1 Kasım 1982de salıverilmiştir.
Bu başvurucu Ekim 1980den salıverilinceye kadar, güvenliği en düşük yer olan D Kategorisinde tutulmuştur.
12. Başvurucuların, mevcut davaya konu olan Komisyona yaptıkları şikayetlerin hepsi, bay Boyleun Saughton Cezaevinde olağan cezaevi rejimine tabi tutulduğu Eylül 1980 ile Kasım 1981 dönemine aittir. Bu şikayetleri oluşturan olaylar, aşağıdaki paragraflarda özetlenmiştir.
13. Söz konusu dönemde bay Boylea, mektup gönderme ve ödemeyle ilgili normal kurallar uygulanmıştır (bk. aşağıda parag. 22 ve 23). Haftada sadece üç sayfalık bir mektubun posta ücreti bütçeden ödenmiştir. Başvurucu diğer mektuplarının posta ücretini, kendisinin genel para kaynaklarından değil, ama cezaevinde kazandığı haftalık 1.60 Sterlinden ödeyebilmiştir. Başvurucunun avukatının İskoçya Bakanlığına gönderdiği 31 Temmuz 1981 tarihli mektupta, cezaevinde sadece beyaz ekmek verilmesi nedeniyle, vejetaryen diyeti için yulaflı ekmek almak üzere haftada 80 peni harcaması gerektiği için, gönderebileceği mektup sayısının kısıtlanmış olduğundan şikayet edilmiştir. Saughton Cezaevinde vejetaryen diyeti tam olarak sağlanmış olup, bay Boyle bunun yeterliliği konusunda Cezaevi Müdürlüğüne veya Bakanlığa bir şikayette bulunmamıştır.
14. Bay Boyleun gelen ve giden mektupları, cezaevinde izlenen normal uygulama gereğince (bk. aşağıda parag. 24), cezaevi yetkilileri tarafından kontrol edilmiştir. Başvurucular, Komisyon önünde ayrıca, bazı kereler cezaevi sansür görevlilerinin, bayan Boyledan gelen mektupları diğer mahpusların önünde yüksek sesle okuyarak, yazılanlar hakkında yorum yaptıklarını ve güldüklerini iddia etmişlerdir. Ancak bay Boyle, avukatının 31 Temmuz 1981 tarihli şikayet mektubunda kendisine ait mektupların elemeden geçirildiğinden şikayetçi olmasına rağmen, bu mektupların okunma tarzı ve özellikle yüksek sesle okunmaları hakkında, Cezaevi Müdürlüğüne ve Bakanlığa bir şikayette bulunmamıştır.
15. Başvurucunun Temmuz 1981de, arkadaşı Peter McDougalla yollamak istediği mektup, McDougallın bir "basın mensubu" olduğu gerekçesiyle, Cezaevi Müdürlüğü tarafından gönderilmemiştir. Bay Boyle, bu konuda Bakanlığa şikayet dilekçesi göndermiş, fakat bu dilekçe, bir mahpus tarafından, yayınlanması veya radyo veya televizyonda kullanılması için materyal gönderilmesi konusundaki genel yasağa (bk. aşağıda parag. 25) dayanılarak reddedilmiştir. Hükümet daha sonra, aslında bu kuralın yanlış uygulandığını, çünkü söz konusu mektubun medya ile bağlantılı bir kişiye gönderilmiş olmakla birlikte, aslında kişisel bir mektup olduğunu ve mektubun gönderilmesine izin verilmiş olması gerektiğini kabul etmiştir.
16. Bay Boyle, Soughton Cezaevinde uygulanan normal kurallara (bk. aşağıda parag. 26) göre, ziyaretçilerle görüşme hakkına sahiptir. Buna göre başvurucunun, avukatının 31 Temmuz 1981 tarihli mektubunda işaret ettiği gibi, ayda sadece bir kez bir saat, kalabalık ziyaretçi salonunda, yakın gözetim altında görüşmesine izin verilmiştir. Başvurucu bu hakkını eşiyle görüşmek için kullanmış, bu nedenle ailesinin diğer üyelerini görememiştir.
Başvurucu, eskortlu özel izin planından yararlanabilmiş ve bu plan gereğince, bir görevlinin sürekli gözetimi altında, evini iki kez ziyaret etmiştir (bk. aşağıda parag. 28).
Kasım 1980den itibaren, başvurucuya cezaevi dışında eskortsuz olarak, başlangıçta haftada iki gün ve daha sonra haftada beş gün, halk işinde çalışması için özel bir izin verilmiştir.
17. Bay ve bayan Boyleun avukatları, Bakanlığa genel bir itirazda da bulunarak, Boyleun Saughton Cezaevinde gördüğü muamelenin, Barlinnie Özel Biriminde ve aynı zamanda başka her hangi bir yerdeki D Kategori mahpuslarla karşılaştırıldığında, açıkça daha az lehine olduğunu belirtmişlerdir.
Bakanlıktan verilen 28 Ağustos 1981 tarihli cevapta, bu itiraz ile avukatların 31 Temmuz 1981 tarihli mektuplarındaki şikayetler reddedilmiştir.
Bay Boyle ayrıca, kendi seçim bölgesinden seçilmiş Parlamento Üyesi vasıtasıyla, Parlamentodaki İdare Denetçisine (Ombudsman) (bk. aşağıda parag. 39), Saughton Cezaevinde gördüğü muamelenin çeşitli yönleri hakkında şikayette bulunmuştur. Ombudsman, 17 Eylül 1981 tarihli yazısında, bay Boyleun şikayetlerini kabul edemeyeceğini belirtmiş ve başka şeylerin yanında, şöyle demiştir:
"Bay Boyleun yazdıklarının ayrıntılarından, her ne kadar kendisi yürürlükteki kurallardan tatmin olmamış ise de, haberleşmesinin, eskortlu özel izninin ve ziyaretlerinin, yürürlükteki kurallara uygun bir şekilde yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Bay Boyleun şikayetlerinin çoğunun, bu kurallardan ve infazın bu aşamasından kendisine uygulanmasından doğan bir memnuniyetsizliği yansıttığını söylemenin doğru olacağını düşüyorum. Tabi ki kuralları çıkarmak, Parlamentonun işidir; kötü idarede (maladministration) bulunulduğuna dair bir delil mevcut olmadığından, Parlamento Komisyonerliği Yasası gereğince, bu kuralları uygulayan Bakanlıkların takdir yetkilerini sorgulayamam."
B. Brian ve John Rice
18. Başvuruculardan Brian Rice 1947, John Rice ise 1920 doğumlu birer Britanya vatandaşıdırlar.
Brian Rice 1967 yılında, cinayet suçundan ömür boyu hapis cezasına mahkum olmuştur. Bu başvurucu Ağustos 1979a kadar, Peterhead ve Pert Cezaevlerinde cezasını çekmiştir. Ağustos 1979dan itibaren, Saughton Cezaevinde güvenliği en düşük olan D Kategorisinde tutulmuştur. Bu başvurucu 11 Eylül 1981de, cezaevindeki Özgürlük Eğitimi Yurduna (bk. aşağıda parag. 33) nakledilmiş ve 1 Haziran 1982de izinli olarak salıverilmiştir. Bu başvurucu cezasının kalan kısmını, örneğin Penninghame Açık Cezaevi (bk. aşağıda parag. 31) yerine, Edinburghdaki cezaevinde geçirmeyi talep etmiştir; çünkü salıverilmeden önce, Penninghameda bulunmayıp Edinburghda bulunan eğitim kurslarından yararlanmak istemiştir.
John Rice, birinci başvurucunun babası olup, Edinburghdan yaklaşık 60 kilometre uzaklıktaki Dundeede yaşamaktadır. Birkaç yıldır sağlığı kötü olan bu başvurucu, söz konusu dönemde ağır hastalanmış ve yürüyememiş ve seyahat edememiştir.
19. Brian Rice, Saughton Cezaevinde geçirdiği süre içinde, cezaevi ziyaretlerine uygulanan normal haklardan yararlanmıştır.
Bu başvurucu, 8 Mayıs 1981de İskoçya Bakanlığına bir dilekçe göndererek, babasını evde ziyaret etme talebinde bulunmuştur. Dilekçede, babasının tehlikeli olmayan, ancak "uzun süreden beri hastalığı" bulunduğunu, bu durumun kendisine merhamet izni (compassionate leave) (bk. aşağıda parag. 27) verilmesini gerektirdiğini belirtmiştir. Başvurucunun talebi 27 Mayıs 1981de reddedilmiştir. Bu konudaki kararda, kendisini eskortlu özel izin planına (bk. aşağıda parag. 28) göre cezaevinden çıkarabilecek bir cezaevi görevlisi bulmak için çaba sarf etmesi tavsiye edilmiştir. Ancak anlaşıldığına göre, başvurucu, eskortlu özel izin için kendisine refakat edecek bir cezaevi görevlisi bulmakta güçlükle karşılaşmıştır. Başvurucu Brian Rice, söz konusu dönemde babasını ziyaret edememiş olmakla birlikte, eskortsuz olarak hafta iki gün eğitsel kursları izlemesi için bir okula gitmesine ve halk işi yaptığı bir merkeze gitmesine izin verilmiştir. Başvurucu daha önce Ağustos 1980de ev izni almış ve Özgürlük Eğitim programı başlamadan önce de, Eylül 1981de beş gün evde geçirmiştir.
Başvurucu Riceın, seçim bölgesinden Parlamento Üyesinin 18 Haziran 1981 tarihli mektubuna, İskoç İşleri Müsteşarlığının 23 Temmuz 1981 tarihli cevabında, başvurucunun merhamet izni talebinin reddedilmesinin gerekçeleri şöyle açıklanmıştır:
"
Her başvuru, kendi şartları içinde ve sağlık ve sosyal çalışma raporlarına göre değerlendirilmektedir. Bay Riceın özel ziyaret için yaptığı başvuru, her zamanki usule göre incelenmiş ve fakat gerekli koşulları taşımadığına karar verilmiştir. Bay Ricea, babasının durumunun kötüleşmesi halinde yeni bir talepte bulunması tavsiye edilmiştir. Kuralların kötüye kullanılmasını önlemek, bütün mahpuslardan gelen merhamet ziyareti başvurularına karşı dar ve tamamıyla tutarlı bir yaklaşımı sürdürmek, bir mahpusun eğitsel veya başka bir amaçla çıkarılmış olmasının, yaptığı başvurunun esasının incelenmesini etkilememesini veya normal kriterlerin karşılanması şartını ortadan kaldırmamasını sağlamak gerekmektedir.
Bay Riceın Eylülde Özgürlük Eğitimi (ÖE) için nakledilmesi beklenmektedir; Bundan önce kendisine beş günlük ev izni verilecek ve kendisi ÖEdeyken, hafta sonlarını evde geçirebilecektir. Bu aşamadan önce, bay Riceın durumuna özel bir istisna tanımak ve konuyla ilgili kuralları, merhamet izni veya eskortlu özel izinle dolanmak, sanırım çok yanlış olur."
20. Brian Rice namına hareket eden avukatlar, 28 Temmuz 1981de Bakanlığa yazarak, şunlardan şikayet etmişlerdir:
- kendilerine, Parlamento Üyesine, eski avukatına ve ailesine yazdığı bazı mektupların gönderilmediği iddiası;
- ailesiyle temasıyla ilgili olarak, D Kategorisinde olup da açık koşullarda bulunan mahpuslarla karşılaştırıldığında, ayrımcılık yapıldığının söylenebileceği şekilde kısıtlı ziyaret hakkına sahip olması; ve
- merhamet izin talebinin reddedilmesi.
Bakanlık namına gönderilen 2 Eylül 1981 tarihli cevapta, ileri sürülen bütün bu şikayetler reddedilmiştir. Ayrıca, başvurucunun yazdığı bütün mektupların gönderildiğine işaret edilmiştir.
II. Konuyla ilgili iç hukuk ve uygulama
A. Genel hukuksal çerçeve
21. İskoçyada cezaevi sistemi, 1952 tarihli Cezaevleri (İskoçya) Yasası tarafından düzenlenmiştir. Bu Yasanın 1 ve 3. maddelerine göre, İskoçyada cezaevlerinin gözetim ve denetimi, İskoçyadan sorumlu Bakanlığa verilmiştir.
1952 tarihli Yasanın 35(1). fıkrası, "cezaevlerinin düzenlenmesi ve yönetimi
ile cezaevlerinde tutulacak kişilerin sınıflandırılmaları, tretmanları, çalıştırılmaları, disiplin ve kontrolleri için tüzük (rules) çıkarma" yetkisini, Bakanlığa vermiştir. Bu yetki, bir yasal düzenleme (statutory instrument) yapılmak suretiyle kullanılabilir. Bu Yasanın 35. maddesine göre, bir yasal düzenleme taslağı, Parlamentoya sunulur (md. 40). Yasal düzenlemeler, iç hukukta ikincil yasa (subordinate legislation) olarak nitelendirilmektedir. (1946 tarihli Yasal Düzenlemeler Yasası, md. 1). İkincil yasalar, common law tarafından, Parlamentonun çıkardığı yasalar ile aynı güç ve etkiye sahip kabul edilmektedir (bk. Halsburys Law of England, 4. baskı, c. 44, parag. 981). Cezaevi Tüzükleri gibi yasal düzenlemeler, yayınlanmaktadır.
Bakanlık, 1952 tarihli Yasa gereğince yetkisini kullanarak, 1952 tarihli Cezaevi Tüzüğünü çıkarmış ve bu Tüzük düzenli aralıklarla değiştirilmiştir.
Bakanlık, Cezaevi Tüzüğüne ek olarak, cezaevleri üzerindeki genel yetkisini ve Cezaevi Tüzüğünde kendisine tanınmış yetkileri kullanarak, cezaevleri Müdürlüklerine "Sürekli Emirler" denilen idari emirler şeklinde, talimatlar göndermektedir. Söz konusu dönemde Sürekli Emirlerin metinleri yayınlanmamıştı. Ancak mahpuslar için, Cezaevi Tüzüğünün ve Sürekli Emirlerin içeriği hakkında bilgi içeren, bir Mahpuslar için Tüzük ve Düzenlemeler Özeti ("Özet") mevcuttu.
B. Haberleşme
22. Cezaevi Tüzüğünün 74. maddesinde, başka hükümlerin yanında, şu hükümler yer almaktadır:
"(2) Cezaevine giren her mahpusun (prisoner, tutuklu veya hükümlü), bir mektup yazmasına ve mektup almasına izin verilir; bundan sonra mektup yazmasına ve mektup almasına ve ziyaretçi kabul etmesine, Bakanlık tarafından belirlenen aralıklarla izin verilir. Öngörülen aralıklar, işlenen bir kabahatin cezası olarak uzatılabilir; fakat bir tutuklu veya hükümlünün mektup yazması veya mektup alması ve ziyaretçi kabul etmesi, sekiz haftadan daha fazla uzatılamaz.
(4) Tüzüğün 50(4). fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla, bir mahpusun yazdığı veya kendisine gelen her mektup, Müdür veya bu iş için görevlendireceği vekili tarafından okunur; hoş görülemeyecek (objectionable) içeriklere sahip mektupları göndermemek, Müdürlüğün takdirindedir."
Söz konusu dönemde bu hükümler, Ic. 1-4 sayılı Sürekli Emirlerle tamamlanmıştır.
1. Posta ücretinin ödenmesi
23. Ic.2(3) sayılı Sürekli Emir, şöyle demektedir:
"Mahpuslara, aşağıdaki şartlar çerçevesinde mektup yazma hakkı verilir:
(a) Bütün hükümlülerin
haftada bir, akrabalarına ve arkadaşlarına, posta ücreti bütçeden karşılanacak bir mektup yazmalarına izin verilir.
(d) Bunun dışında ilave mektupların posta ücreti, mahpusun cezaevindeki kazancından karşılanır; bu konuda kazancın dışında özel kaynaklarını kullanmasına izin verilmez. Bir mahpus, fazladan mektup yazmadan önce, mektuplaşmak istediği kişilerin bir listesini Müdürlüğün onayına sunar. Bu listeye ilaveler yapmak veya bazılarını çıkarmak, Müdürün takdirindedir.
"
Gönderilebilecek ilave mektupların sayısıyla ilgili bir sınırlama konulmamıştır. Sürekli Emirlerdeki ilgili hükümlerin içeriği hakkında, yukarıda 23. paragrafta sözü edilen Özetle mahpuslara bilgi verilmiştir.
2. Mektupların incelenmesi (screening of correspondence)
24. Cezaevi Tüzüğünün 74(4). fıkrasına (bk. yukarıda parag. 22) göre çıkarılan Ic.1(1)(a) sayılı Sürekli Emir, mektupların okunmasını düzenlemektedir:
"Mahpusun kendisinin veya suçunun kötü şöhretli (notoriety) olmaması ve mektup alıcısının eş veya yakın akraba olması halinde, her mektubun baştan sona okunması gerekli değildir. Bu mektupların içeriğine bir göz atmak ve her zamanki içsel ve kişisel nitelikte olduğunu görmek, genellikle yeterlidir. Ancak her zaman, mektupları baştan sona incelenmesi gereken bazı mahpuslar bulunacaktır; bu kişilerin kimler olduklarını belirlemek ve mektuplarla ilgilenen görevliye bu konuda talimat vermek, Müdürün takdirindedir."
Ic.4(9) sayılı Sürekli Emirde, gelen mektuplarla ilgili olarak şöyle denmektedir:
"Bir tutuklu veya hükümlüye gelen bir mektubun içeriği, hiçbir koşulda, bir başka tutuklunun yargılamasında delil olarak kullanılamaz."
3. Mektupların gönderilmemesi (stopping of letters)
25. Tüzüğün 74(4). fıkrasına göre çıkarılan Ic.1(3) sayılı Sürekli Emir, Müdürün "hoş görülemeyecek" mektupları göndermeme takdir yetkisinin kullanılmasını düzenlemekte ve şöyle demektedir:
"Kamusal olaylara ilişkin haberler dahil, sıradan her türlü konu geçirilir. Uygun terimlerle ifade edilmiş olması halinde, bir mahpusun kendi mahkumiyeti ve cezasıyla ilgili yaptığı yorumlar, hoş görülemeyecek konular değildir. Hoş görülemeyecek konular, dar sınırlar içinde tutulur; şöyle ki,
(c) Basında yer alması, radyo veya televizyonda (magazin bağlantısı hariç) yayınlanması istenen konular.
"
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin Silver ve Diğerleri davasında verdiği 25 Mart 1983 tarihli kararından bu yana bu karar ışığında, İskoçyada mahpusların haberleşmeleriyle ilgili yeni Sürekli Emirler çıkarılmıştır. Özellikle yayınlanması amacıyla gönderilen mektuplarla ilgili yasaklar dahil, haberleşme üzerindeki kısıtlamalar önemli ölçüde gevşetilmiştir. Haberleşmeyle ilgili bu yeni hükümler, ki ziyaretlerle de ilgili olan M sayılı Sürekli Emir de, mahpuslara bildirilmiştir.
C. Cezaevinde ziyaretler
26. Cezaevi Tüzüğünün 74(2). fıkrasına (bk. aşağıda parag. 22) göre her mahpusun, Bakanlığın düzenlendiği aralıklarla ziyaretçi kabul etmesine izin verilir. Söz konusu dönemde, Ic.7 sayılı Sürekli Emir, başka şeylerin yanında, şu hükümleri getirmiştir:
"(1) Her mahpusun, en azından her sekiz haftada bir, ziyaretçi kabul etmesine izin verilir; hiçbir mahpus, bir disiplin cezası nedeniyle bu haktan yoksun bırakılamaz.
(2) Mahpuslara, aşağıdaki şekilde ziyaretçi kabul etme hakkı tanınır:
(b) Mahpus, aldığı ceza üzerine cezaevine girdikten sonraki ilk iki aylık dönemde, akrabalarının veya arkadaşlarının yapacağı iki ziyareti kabul edebilir. Bundan sonraki her iki aylık dönemde, üç ziyaret kabul edebilir."
Özetin 23. paragrafında, ziyaretlerin sıklığıyla ilgili olarak mahpuslara bilgi verilmiştir.
Sürekli Emirlere göre, bir ziyaretin normal süresi, otuz dakika, hükümlülüğün ilk on ayında yirmi dakika olarak belirlenmiştir (Sürekli Emir Ic.8(3)).
Cezaevi Müdürlerine, Sürekli Emirlerde belirlenmiş toplam sürelerden daha az olmamak şartıyla, ziyaretlerin sıklığını ve süresini değiştirme yetkisi tanınmıştır. Saughton Cezaevindeki düzenleme, Sürekli Emirlerdekinden farklıdır; şöyle ki, Sürekli Emirlerde her iki ayda yarımşar saatlik üç ziyaret yerine, her ay bir saatlik bir ziyarete izin verilmiştir.
Bu genel haklara ek olarak Denetim Komitesi (Visiting Committee), istisnai koşullarda, fazladan veya daha uzun süreli ziyaretlere izin verme yetkisine sahiptir (Cezaevi Tüzüğü md. 199) (bk. aşağıda parag. 37).
D. Ev ziyaretleri ve geçici salıverme
27. Cezaevi Tüzüğünün 28(1). fıkrası gereğince "Bakan, cezasını yatmakta olan mahpusların,
belirlenmiş bir süre için ve kendisinin onayladığı şartlarda ve gerekçelerle, geçici olarak salıverilmelerine izin verebilir".
Jc.3 sayılı Sürekli Emir, merhamet sebebiyle geçici salıverme izninin verilebileceği şartları düzenlemiştir. Merhamet izni ancak, ağır hasta olan yakın bir akrabayı ziyaret etmesi için veya yakın bir akrabanın cenaze törenine katılması için verilir. Mahpusun D Kategori Güvenlik altında olması halinde, bu tür bir izin için eskort gerekli değildir; fakat daha yüksek güvenlikli kategoriler için eskort gereklidir.
28. Eskortlu özel izin planı, Saughton Cezaevinde yıllardan beri uygulanmaktadır. Bu konu Sürekli Emirlerde düzenlenmemiş, fakat Cezaevi Müdürü tarafından çıkarılan 20 Kasım 1978 tarihli bir Bilgi (Notice) yazısında, bu planının amaçları, koşulları ve işleyiş vasıtaları açıklanmıştır.
Bu planın amaçları, uzun süreli hapis cezasıyla ortaya çıkan gerilimi düşürmek, ev ortamıyla ilişkisini sürdürmesine yardımcı olmak, mahpuslar ve görevliler arasında iyi ilişkiler kurulmasını teşvik etmek ve mahpusları salıverilme şartlarına hazırlamaktır. Plan, sadece üç yıldan fazla hapis cezası çeken hükümlüler için uygulanabilir. Hükümlünün net hapis cezasının üçte birini, ömür boyu hapis cezalarında ise dört yılını tamamlanmış olması ve makul bir süredir tatmin edici bir tutum sergilemiş olması gerekir. İzin verildiğinde, hükümlünün ancak, kendisine eskortluk yapabilecek bir cezaevi görevlisinin veya bir işten ayrılmış bir cezaevi denetçisinin (gönüllü yardımcının) gönüllü yardımını sağlaması halinde, plan gerçekleşebilir. İlk iki izin sırasında, eskortun bir görevli olması zorunludur. İzin, "hükümlünün, cezaevinde bulunmadığı bütün bir süre boyunca, eskortun doğrudan gözetimi altında kalması" şartıyla verilir. İzne çıkmadan önce hükümlü, izin süresi boyunca uygulanacak şartları anladığını kabul ettiğini gösteren bir şartlı izin belgesi imzalamak zorundadır.
29. Saughton Cezaevindeki "Özgürlük Eğitimi" planına göre, hükümlüler salıverilmeden önce, 33. paragrafta anlatılan şekilde bir izne çıkabilirler.
E. Penninghame Açık Cezaevi, Barlinnie Özel Birimi ve Saughton Özgürlük için Eğitim Yurdu
30. Cezaevi Tüzüğünün 6. maddesine göre:
"(1) Bakan, belirli bir ceza evini, veya
(i) tutuklu (unconvicted prisoners) veya hükümlülerin (convicted prisioners) sınıflandırılması, mahkemelere rapor sunulması veya özel olarak gözlenmeleri veya başka amaçlarla kurulmuş bulunan cezaevlerinin belirli bölümlerini; veya
(ii) zaman zaman belirleyeceği
sınıflardaki hapis cezası hükümlülerinin eğitimi amacıyla, belirli hükümlü sınıfları için kurulmuş cezaevlerinin belirli bölümlerini,
kaldırabilir.
(2) Bakan, seçilmiş hükümlülerin açık şartlarda tretmanı veya hapis cezasına veya düzeltici eğitime (corrective training) hükümlü bulunan sınıftaki hükümlüler için cezaevleri kurabilir veya kaldırabilir."
31. Penninghameda, 47 kadar hükümlünün bulunduğu bir açık cezaevi kurulmuştur. Bu hükümlüler, cezalarını açık cezaevinde çekmeye uygun bulunarak, tek tek seçilmişlerdir. Sadece D Kategorisi hükümlülerinin Penninghamea nakilleri uygun görülebilir; fakat Boyle ve Rice gibi, D Kategorisi hükümlülerinin büyük bölümü, kapalı kurumlarda tutulmaktadır. Penninghame Açık Cezaevindeki rejim, olağan kapalı cezaevlerindeki rejimlere göre daha serbesttir. Özellikle:
(i) Müdürün hükümlülerin mektuplarını okuma yetkisi devam etmekle birlikte, mektuplar genellikle okunmamaktadır;
(ii) arkadaş ve yakın akraba ziyaretlerine, ayda sadece bir kez izin verilmekle birlikte, öğlenden sonra saat 1:00den 3:45e kadar sürebilir ve görüşme, Müdürün takdir ettiği yerlerde yapılabilir;
(iii) hükümlülere, aynı bölgede oturanları evlerinde ziyaret etmeleri için arızi izinler verilebilir.
Ziyaretler ve mektuplaşmalar diğer yönlerden, başka cezaevlerindeki kurallarla aynı kurallara tabidir.
32. Saldırgan olarak tanınan hükümlüleri, potansiyel olarak saldırgan oldukları düşünülen hükümlüleri ve uzun süreli hapis cezalılar arasından seçilmiş hükümlüleri ıslah etmek amacıyla, Mart 1973te, Barlinnie Cezaevinde bir "Özel Birim" kurulmuştur. Bununla, hükümlüler ve görevliler arasında sorumluluğu paylaştırmak ve kendilerini tek bir topluluk olarak görmelerini teşvik etmek suretiyle, geleneksel görevli/hükümlü ilişkisi değiştirilmek istenmiştir. Özel Birimdeki rejim, diğer cezaevlerindeki rejimden temelden farklıdır. Özellikle, hükümlülerin mektup içeriğiyle ilgili normal kurallara uymaları beklenmekte, Müdürün mektupları okuma yetkisi sürmekle birlikte, mektuplar normal şartlarda sansüre tabi tutulmamaktadır. Ziyaretler aralık, sayı ve süre bakımından normal kısıtlamalara tabi değildir. Hükümlülerin cezaevi dışına çıkma imkanları vardır. D Kategorisindeki hükümlülerin, eskortsuz olarak dışarı çıkmalarına izin verilebilir. Özel Birimde azami sekiz hükümlü bulunmakta ve diğer yerlerde dört hükümlüye bir görevli düşürken, burada bir hükümlüye dört görevli düşmektedir.
33. Hem Boyle ve hem de Rice, Saughton Cezavinde salıverilme öncesi programlarının ileriki bir aşamasında "Özgürlük Eğitimine" tabi tutulmuşlardır. Bu tür bir eğitim altında bulunan hükümlüler, cezaevi içindeki özel bir yurtta kalmaktadırlar ve kendilerine Edinburgh çevresinde çalışmaları, halk işi yapmaları veya kurslara katılmaları için geçici izinler verilmektedir. Kendilerine ayrıca, haftada on iki saat aynı yöreye eskortsuz çıkma izni verilmekte ve her üç haftada bir tam hafta sonu izni alan bu hükümlüler, bu süre içinde evlerini ziyaret edebilmektedirler.
F. Hukuk yolları
34. İskoçyada, hükümlülerin cezaevi tretmanıyla ilgili şikayetlerini yapabilecekleri başlıca hukuk yolları şunlardır:
- Cezaevi Müdürüne şikayet etme;
- Denetim Komitesine şikayet etme;
- Bakanlığa dilekçe verme;
- Parlamento İdare Denetçisine şikayet etme;
- yargısal denetim için mahkemelere başvurma.
1. Cezaevi Müdürüne şikayet etme
35. Cezaevi Tüzüğünün 50(1). fıkrası gereğince, bir hükümlünün, başka şeylerin yanında, Cezaevi Müdürünü veya bir Denetim Kurulu üyesini görme talebi, kendisine söylenen görevli tarafından kaydedilmek ve hiç geciktirilmeden Müdüre iletilmek zorundadır. Müdür, Tüzüğün 50(2). fıkrası gereğince, Pazar günleri ve resmi tatil günleri hariç, her gün belirli zamanını, kendisini görmek isteyen bütün hükümlüleri görmekle yükümlüdür.
2. Denetim Komitesine şikayet etme
36. 1952 tarihli Yasanın 7. maddesi, Cezaevi Tüzüğünün, Denetim Komiteleri kurmasını öngörmektedir. Konuyla ilgili hüküm, Cezaevi Tüzüğünün 187. maddesinde getirilmiştir. Her cezaevi için Denetim Komitesi üyeleri, cezaevinin bulunduğu bölgedeki, seçilmiş temsilcilerden oluşan il, bölge ve ada meclisleri tarafından tayin edilir (Yasa, md. 7(1) ve Tüzük 187(1)). Denetim Komiteleri ve üyeleri, cezaevi idaresinden bağımsızdır. Yasanın 7(3). fıkrasına gereğince Cezaevi Tüzüğü, Denetim Komitelerinin görevlerini düzenler:
"(Tüzük), diğer konuların yanında, üyelerin cezaevine sık sık ziyaret etmelerini, mahpuslar tarafından yapılacak şikayetleri dinlemelerini ve Bakanlığa haber verilmesini gerekli gördüğü konuları haber vermelerini gerek kılar; Denetim Komitesi üyelerinden her hangi biri, her zaman cezaevine girebilir ve cezaevinin her yerine serbestçe girebilir ve bütün mahpuslarla görüşebilir."
37. Cezaevi Tüzüğünün 187-205. maddeleri, Denetim Komitelerinin görevlerini ve izleyecekleri usulleri göstermektedir. Özellikle Tüzüğün 194. maddesi şöyledir:
"(1) Denetim Komitesi, bir mahpusun kendilerine yapmak istedikleri başvuruyu veya şikayeti dinler ve araştırır; gerekli gördüğü taktirde, kendi görüşüyle birlikte, olayı Bakanlığa bildirir. Kurul üyeleri, cezaevinin her yerine serbestçe girebilir ve mahpuslarla serbestçe görüşebilir; bu mahpusları, cezaevi görevlilerinin göremeyeceği ve dinleyemeyeceği bir şekilde, dilerlerse kendilerinin hücrelerinde veya odalarında görebilirler.
(2) Denetim Komitesi, araştırdıkları bütün bu tür başvurular veya şikayetlerle ilgili tespitleri ve cezaevine yaptıkları bütün ziyaretlerin ve denetimlerin sonuçlarını, Tutanak Defterine kaydederler."
Tüzüğün 50(4). fıkrası (bk. aşağıda parag. 38) mahpuslara, Denetim Komitesine gizli olarak yazma hakkı vermektedir. Tüzüğün 192. maddesinde, Denetim Komitesinin "Bakanlığın değerlendirmesinin gerekli olduğunu gördüğü cezaevi idaresiyle ilgili her türlü durumu, hemen Bakanlığa bildirmesine" dair genel bir hüküm yer almaktadır.
Tüzüğün 199. maddesi Denetim Komitesine, "özel öneme ve acilliğe sahip bir durumda", "bir mahpusa ilave bir ziyaret veya mektup yazma veya ziyaret süresini uzatma izni verme" yetkisi tanımaktadır. Denetim Komitesi, Tüzüğün 203. maddesi gereğince, ek ziyaret gibi bir izin vermeden önce, iznin verilmesi halinde cezaevinin güvenliğine, düzenine ve yönetimine müdahale oluşturmayacağına kanaat getirmek için, cezaevi Müdürüne danışır.
3. Bakanlığa dilekçe verme
38. Tutuklu ve hükümlüler (inmates, içeridekiler) her konuda, örneğin cezaevi yönetiminin reddettiği veya vermekle yetkili olmadığı bir izni alabilmek için veya cezaevi tretmanından şikayet etmek için, Bakanlığa dilekçeyle başvurma hakkına sahiptir. Bir mahpusun Bakanlığa aynı veya farklı konularda yapabileceği başvuruların sayısı veya sıklığı bakımından bir kısıtlama yoktur. Bir mahpusun, cezaevi yetkililerinin bir kararından şikayetçi olan bir dilekçe vermesi üzerine, Bakanlık, ilgili Tüzük veya Sürekli Emir hükümlerinin cezaevi yetkilileri tarafından gereği gibi yorumlanıp uygulanmadığı sonucuna vardığı taktirde, uygunluğu sağlanması için talimatlar gönderir. Bakanlığın, bazı durumlarda Sürekli Emirlerden ayrılması mümkün ise de, bu çok nadiren gerçekleşir; çünkü Sürekli Emirlerin amacı, uygulamada tekdüzelik sağlamaktır.
Cezaevi Tüzüğünün 50(4). fıkrası şöyledir:
"Bir görevliye, Bakanlığa veya Denetim Komitesine bir mektup yazmak veya şikayette bulunmak istediğini bildiren her mahpusa, bu amaç için bir kağıt verilir; cezaevi Müdürü, böyle bir mektubun hiç geciktirilmeden postaya verilmesini sağlar. Mektup zarfı mahpus tarafından kapatılmış ise, Müdür zarfı açamaz."
Jb.1 sayılı Sürekli Emirde, "Bakanlığa bir dilekçe vermek isteyen bir mahpus, cezaevi Müdürüne başvurur. Böyle bir başvuru reddedilemez", denmektedir.
4. Parlamentodaki İdare Denetçisi (Commissioner for Administration)
39. Yaygın şekilde Ombudsman olarak bilinen Parlamentodaki İdare Denetçisi, 1967 tarihli Parlamento Denetçiliği Yasasına göre, İdare Teşkilatında "kötü idare" (maladministration) hakkındaki şikayetleri soruşturma yetkisine sahiptir. Bu tür şikayetler, bir Parlamento Üyesi tarafından Denetçinin önüne getirilebilir; 1979dan itibaren Denetçi, mahpuslar dahil, her hangi bir kimsenin doğrudan kendisine yaptığı şikayetleri incelemekte ve bir Parlamento Üyesine bildirmektedir. Denetçi yaptığı soruşturmaları, ilgili Parlamento Üyesine ve ayrıca ilgili Teşkilat müdürlüğüne bildirmek zorunda olup, uyun gördüğü tavsiyelerde de bulunabilir. Cezaevlerini düzenleyen yasal veya idari kurallardan her hangi bir şekilde ayrılma, kötü idarede bulunma anlamına gelebilir. Ancak Denetçinin yetkisi, Tüzük veya Bakanlık talimatlarının verdiği takdir yetkisinin doğru bir şekilde kullanılmasından doğan kısıtlamaları kapsayacak kadar geniş değildir. Parlamento Denetçisi yaptığı soruşturmanın, kötü idarenin sebep olduğu bir adaletsizlik bulunduğunu gösterdiği ve bir çözüm bulunamadığı veya bulunamayacağı sonucuna varması halinde, olayla ilgili özel bir raporu, Parlamentonun her iki Meclisine de gönderir. Pratikte, ilgili Teşkilat, tespit edilen bir adaletsizliğe normal şartlarda bir çözüm arayacaktır.
5. Mahkemelere başvurma
40. Kamu makamlarının yasal yetkilerini kullanmaları ve görevlerini yerine getirmeleri, mahkemelerin denetimine tabidir. İskoçyada yargısal denetimin başlatılabileceği sebepler, esas itibariyle İngiltere ve Gallerdekiyle aynıdır (bk. Brown v. Hamilton District Council, 1983 Scottish Law Times, 397, per Lord Fraser s. 414). Özellikle, ilgili makamın keyfi, kötü niyetli, gayri makul bir şekilde, uygunsuz bir saikle veya başka her hangi bir yolla yasal yetkilerinin dışında hareket ettiği gerekçesiyle, takdir yetkisinin kullanılmasına karşı başvurulabilir (bk. örneğin, Yargıç Diplockun Council of Civil Service Unions v. Sosyal Hizmetler Bakanlığı davasındaki konuşması, (1985) Appeal Cases 374 at 410 ve (1984) 3 All England Law Reports 935 at 950-951) (bk. 02.03.1987 tarihli Weeks kararı, parag. 30daki alıntı).
Hükümet, mevcut davada şikayet konu olaylardan sonra karara bağlanmış iki mahkeme kararını zikretmiştir; Hükümet bunları, cezaevi makamlarının yasal yetkileri ve görevleri bakımından, mahpuslara davranışın hukukiliğine örnek olarak göstermiştir. Raymond v. Honey davasında, Temyiz Mahkemesine (House of Lords) göre, İngiliz Cezaevi Tüzük hükümlerinin ve ilgili Sürekli Emirlerin, bir mahpusun önünde engel bulunmayan mahkemeye başvurma hakkını kısıtlamak istediği takdirde, bu bir yetki aşımı (ultra vires) olur ve hükümsüz kalır; çünkü bu hak sadece, açık bir yasa hükmüyle elinden alınabilir ((1983) Appeal Cases 1 ve (1982) 1 All England Law Reports 759). Üst Mahkeme (Court of Appeal), R. v. Camphill Cezaevi Müdür Yardımcısı, ex parte King davasında, bir cezaevi Müdürünün disiplin konularındaki bir kararının yargısal denetime açık olmadığına karar vermiştir ((984) 3 All England Law Reports 897). Üst Mahkemenin açıklamasına göre bir mahpusun, bir cezaevi Müdürünün Cezaevi Tüzüğünün bir hükmünü yanlış yorumladığı şeklinde temeli bulunan bir şikayetinin mevcut olması halinde, buna ilişkin bir çözüm istemenin uygun yöntemi, bu yanlış yorum hakkında Bakanlığın dikkatini çeken bir dilekçe vermek ve eğer Bakanlık bu dilekçeyi reddedecek olursa, doğru yorum konusunda bir beyan biçiminde, Bakanlığın kararına karşı yargısal denetim yoluna başvurmaktır (aynı yer, s. 902, 904 ve 905).
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
41. James ve Sarah Boyle 4 Mart 1981de, Brian ve John Rice 15 Ocak 1982de Komisyona başvuruda bulunmuşlardır.
42. Bay ve bayan Boylelar yaptıkları başvuruda, söz konusu dönemde (bk. yukarıda parag. 12) meydana gelen aşağıdaki olayların, Sözleşmenin 8. maddesindeki özel ve aile yaşamına, konut ve haberleşmeye saygı haklarına, ayrı ayrı ve bir bütün olarak ihlal ettiğini iddia etmişlerdir:
(1) Bay Boyleun Saughton Cezaevinde, ayda bir saatten fazla ziyaret edilmesine izin verilmesi talebinin yetkililer tarafından reddedilmesi;
(2) başvurucunun haftada birden fazla ücretsiz mektup gönderme izni verilmesi talebinin yetkililer tarafından reddedilmesi;
(3) başvurucunun mektuplarının sansür edilmesi ve bazı mektupların cezaevi görevlileri tarafından, başvurucuları ciddi surette rahatsız edecek tarzda, alenen okunması;
(4) Saughton Cezaevindeyken, bir telefon görüşmesi yapmasına izin verilmemesi;
(5) Temmuz 1981de, bay Boyleun arkadaşı bay McDougalla bir mektup göndermesine cezaevi yetkilileri tarafından izin verilmemesi;
(6) Bay Boylea, mahremiyeti ortadan kaldıran eskortlu özel izin dışında, evini ziyaret etmesine izin verilmemesi.
Bay Boyle, yukarıda (1)den (6)ya kadar sıralanan konuların yanında ayrıca, telefon, daktilo ve çizim imkanlarının bulunmamasının, Sözleşmenin 10. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünü de ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Her iki başvurucu ayrıca, Barlinniedeki Özel Biriminde veya Penninghamedeki açık cezaevinde bulunan mahpusların, ziyaret ve haberleşme bakımından bay Boyleun Saughton Cezaevinde yararlandığı koşullardan daha iyi koşullardan yararlandığını ileri sürmüşlerdir. Başvuruculara göre bu farklı muamele, Sözleşmenin 8. maddesiyle ve bay Boyle bakımından bir de 10. maddeyle birlikte ele alınan 14. maddesine aykırı bir ayrımcılık oluşturmuştur. Son olarak başvurucular, Sözleşmenin 13. maddesine aykırı olarak, Sözleşmeye göre yaptıkları diğer şikayetleri bakımından ulusal bir makam önünde etkili bir hukuk yolu bulunmadığını belirtmişlerdir.
Bay Boyle, 6 Ağustos 1982 tarihli bir mektupta, Sözleşmenin 8, 10 ve 14. maddelerinin ihlal edildiğini iddia ettiği, başka bazı şikayetlerde bulunmuştur.
43. İkinci kısım başvurucular, Brian Riceın Saughton Cezaevinde geçirdiği dönem sırasında:
(1) Brian Ricea, hasta babası John Riceı ziyaret etmesi için merhamet izni verilmediği için, her iki başvurucu bakımından;
(2) yılda sadece on iki kez ziyaret kabul etme hakkı bulunduğu için ve ayrıca, bazı mektupları cezaevi yetkilileri tarafından gönderilmediği veya geciktirildiği için, Brian Rice bakımından,
Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edildiği iddiasında bulunmuşlardır.
Brian Rice daha sonra, cezaevi ziyaretlerindeki kısıtlamanın, Sözleşmenin 10. maddesindeki fikirleri edinme ve verme özgürlüğünü de ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Her iki başvurucunun dilekçesine göre, ziyaretler ve haberleşme konusunda, açık cezaevlerindeki rejimin, Saughton Cezaevindeki rejime göre çok daha serbest olmasının, Sözleşmenin 8. maddesiyle ve Brian Rice bakımından bir de 10. maddesiyle birlikte ele alınan 14. maddesine aykırı olarak, ayrımcılığa yol açmıştır. Son olarak her iki başvurucu, başvurularında sundukları iddialar bakımından, Sözleşmenin 13. maddesine aykırı olarak, ulusal bir makam önünde etkili bir hukuk yolu bulunmadığını iddia etmişlerdir.
44. Komisyon, 5 Mayıs 1983 tarihli kısmi kararında, bay ve bayan Boyleların haberleşmeyle ilgili şikayetlerinin ve Sözleşmenin 13. maddesi bakımından yaptıkları şikayetlerin incelenmesini ertelemiş, diğer konulardaki başvuruyu ise temelsiz bularak reddetmiştir. Komisyon 6 Mart 1985te, McDougalla gönderilmeyen mektup nedeniyle Sözleşmenin 8. maddesine ve haberleşmeyle ilgili bu şikayeti ve cezaevi ziyaretlerinin yılda on ikiyle sınırlanması, "eskortlu özel izin"e uygulanan gözetim ve cezaevi rejimlerinde farklılıklar nedeniyle etkili hukuk yollarının bulunmaması bakımından Sözleşmenin 13. maddesine göre yapılan şikayetleri kabuledilebilir bulmuştur; başvurunun geri kalan bölümü temelsiz görülerek kabuledilemez bulunmuştur.
45. Komisyon, 5 Mayıs 1983 tarihli kısmi kararında, Brian ve John Riceın başvurusunu, Sözleşmenin 13. maddesiyle ilgili kısmı dışındaki bölümleri temelsiz görerek reddetmiş, bu bölümün incelenmesini ertelemiştir. Komisyon 6 Mart 1985 tarihinde, başvurunun geri kalan kısmını kabuledilebilir bulmuştur.
46. Komisyon 10 Temmuz 1985te, kendi İçtüzüğünün 29. maddesine göre, iki başvurunun birleştirilmesine karar vermiştir.
47. Komisyon 7 Mayıs 1986 tarihinde kabul ettiği raporunda:
- bay Boyleun "medya mensubuna" yazdığı mektubunun gönderilmemesinin Sözleşmenin 8. maddesini ihlal ettiği (oybirliği);
- cezaevinde kısıtlı ziyaret hakkıyla ilgili ortak şikayet (bire karşı on üç oy) ve Brian Ricea hasta olan babasını ziyaret için merhamet izni verilmemesi şikayeti bakımından (oybirliği) Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edildiği;
- başvurucuların diğer şikayetleri bakımından Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edilmediği (dört defasında oybirliği, iki defasında bire karşı on üç oyla)
görüşünü açıklamıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
MAHKEMEDEN SON TALEPLER
48. Mahkeme önündeki 18 Mayıs 1987 tarihli duruşmada, Hükümet son söz olarak Mahkemeden:
"(1) bay Boyleun yazdığı mektubun bay McDougalla gönderilmemesinin Sözleşmenin 8. maddesini ihlal ettiğine;
(2) başvurucuların her hangi bir şikayeti bakımından Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edilmediğine; ve
(3) diğer tespitlere uygun olarak, Sözleşmenin 50. maddesi bakımından adil karşılık taleplerinin reddine
karar vermesini"
talep etmiştir.
49. Başvurucular duruşmada yaptıkları savunmada esas itibarıyla, Mahkemeden, "Komisyonun raporunun 117(5), (7) ve (9) paragraflarında varılan sonuçların lehine ve 117(1) -- (4), (6) ve (8). paragraflarında varılan sonuçların tersine karar vermesine" dair dilekçelerindeki taleplerini tekrarlamışlardır.
KARAR GEREKÇESİ
I. Sözleşmenin 8. maddesinin ihlali iddiası
50. Bay Boyle, Temmuz 1981de, oyun yazarı olan arkadaşına yazmış olduğu bir mektubunun Cezaevi Müdürlüğü tarafından gönderilmemesinin, Sözleşmenin 8. maddesini ihlal ettiğini iddia etmiştir. Bu madde şöyledir:
"1. Herkes özel ve aile yaşamına,
ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda gerekli bulunan müdahalelerin dışında, kamu makamları tarafından hiç bir müdahale yapılamaz."
Bay Boyleun İskoçya Bakanlığına dilekçeyle başvurduğu ve fakat mektubunun yayınlanması veya radyo veya televizyonda kullanılması amacını taşıdığı gerekçesiyle dilekçesinin reddedildiği tarihlerde, bu amaçla mektup göndermek, ilgili kurallara (Cezaevi Tüzüğü md. 74(4) ve Ic.1(3) sayılı Sürekli Emir) göre "hoş görülemeyecek bir konu"dur (bk. yukarıda parag. 22 ve 25). Hükümet daha sonra, hem Komisyon ve hem de Mahkeme önünde, kuralların yanlış uygulandığını, çünkü mektubun tamamen kişisel nitelikte olduğunu ve gönderilmiş olması gerektiğini belirtmiştir. Hükümet son sözlerinde (bk. yukarıda parag. 48), mektubun gönderilmemesinin, Sözleşmenin 8. maddesini ihlal ettiğini kabul etmiştir.
Mahkeme, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edildiğine dair Komisyonun vardığı sonuca katılmaktadır.
II. Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edildiği iddiası
51. Dört başvurucu da, James Boyle ve Brian Riceın, Saughton Cezaevinde ve Edinburghda gördükleri muamele nedeniyle, Sözleşmeye göre yaptıkları çeşitli şikayetlerle ilgili olarak İskoçya hukukunda etkili bir hukuk yolu bulunmadığını iddia etmişlerdir. Başvurucular Sözleşmenin 13. maddesine dayanmışlardır. Bu madde şöyledir:
"Bu Sözleşmede düzenlenen hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi sıfatla hareket eden kişilerden başka kimseler tarafından işlenmiş olsa da, ulusal bir makam önünde etkili bir hukuki bir yola başvurma hakkına sahiptir."
A. Giriş
52. Mahkeme, bay Boyleun mektuplarından birinin gönderilmemesinin, Sözleşmenin 8. maddesini ihlal ettiği sonucuna varmıştır (bk. yukarıda parag. 50). Başvurucuların, Sözleşmenin 13. maddesine göre yaptıkları şikayetlerin temelini oluşturan ihlal iddialarından geriye kalan tümü, Komisyon tarafından açıkça temelsiz oldukları gerekçesiyle, kabuledilebilirlik aşamasında reddedilmiştir (bk. yukarıda parag. 44 ve 45).
Sözleşmenin 13. maddesinin lafzıyla yorumlanan ifade tarzına rağmen, bu maddenin uygulanabilmesi için, Sözleşmenin "maddi" (substantive) bir hükmünün gerçekten ihlal edilmiş olması bir önkoşul değildir (bk. 06.09.1978 tarihli Klass ve Diğerleri kararı, parag. 64). Sözleşmenin 13. maddesi, Sözleşmedeki hak ve özgürlükler iç hukuk düzeninde hangi biçimde korunmuş olursa olsun, ulusal düzeyde bu hak ve özgürlüklerin özünün uygulanabilmesi ve böylece bunlara aykırılık bulunduğunun iddia edilebilmesi için, bir hukuk yolunun mevcudiyetini güvence altına almaktadır (bk. 08.07.1986 tarihli Lithgow ve Diğerleri kararı, parag. 205 ve burada atıf bulunulan kararlar).
Ancak Sözleşmenin 13. maddesi, bir kimsenin şikayeti ne kadar değersiz (unmeritorious) olursa olsun, Sözleşmeye göre şikayet olduğu sanılan her şey için iç hukukta bir hukuk yolunun bulunmasını gerektirecek şekilde yorumlanamaz; çünkü şikayet, Sözleşme bakımından savunulabilir bir şikayet olmalıdır (bk. en yakın tarihli karar olarak 26.03.1987 tarihli Leander kararı, parag. 77 (a)).
53. Hükümet, Komisyonun "açıkça temelsiz" olduğunu açıklandığı Sözleşmenin maddi hükümlerinden birinin ihlali iddiasının, Sözleşmenin 13. maddesi bakımından "savunulabilir" bir iddia olarak görülemeyeceğini ileri sürmüştür.
Komisyon bu itiraza katılmamıştır. Komisyon temsilcisine göre, Komisyon bir şikayetin Sözleşmenin (eski) 27(2). maddesine göre "açıkça temelsiz" olup olmadığına karar verirken, savunulabilirlik dışında bir dizi standart uygulamıştır. Komisyon temsilcisine göre, bir iddianın savunulabilir olması, "sadece daha fazla inceleme gerektiren Sözleşmeyle ilgili bir meselenin ortaya konulmasını gerektirir"; bir şikayetin açıkça temelsiz olduğu sonucuna ise, önemli birkaç yazılı ve sözlü argümanla ulaşılabilir.
54. Mahkeme, 9 Ekim 1979 tarihli Airey kararında, bir şikayetin "açıkça temelsiz" görülerek reddedilmesinin, "yüzeysel olarak (prima facie) bile, davalı Devlet aleyhine bir olay bulunmadığı"na dair bir karar anlamına geldiğini belirtmiştir (bk. 09.10.1979 tarihli Airey kararı, parag. 18). Kelimelerin olağan anlamına bakıldığında, "açıkça temelsiz" bir iddianın, nasıl olup da "savunulabilir" olduğunu ve tersini anlamak güçtür.
Ancak bu demek değildir ki, Mahkeme, Komisyonun daha önce Sözleşmenin maddi bir hükmü bakımından açıkça temelsiz bulduğu bir iddiayı, Sözleşmenin 13. maddesinin işleyiş alanı dışında bırakmak zorundadır. Komisyonun bir başvurunun kabuledilebilir olduğunu beyan eden bir kararı, Mahkemenin önüne getirilen davanın kapsamını belirler (bk. 18.01.1978 tarihli İrlanda -- Birleşik Krallık kararı, parag. 157). Açıkça temelsiz bulunarak reddedilmiş şikayetlerin, Mahkeme tarafından ilgili maddelere göre esastan incelenmesi engellenmiştir; fakat Mahkeme, Komisyonun kabuledilebilir bulduğu ve usulüne göre önüne getirilmiş olan şikayetleri ele almaya yetkili kılınmıştır. Bu nedenle Mahkeme, Sözleşmenin maddi hükümlerinin ihlal edildiği iddialarının savunulabilir olduğu veya olmadığı sorunları dahil, Sözleşmenin 13. maddesi bakımından önündeki şikayetler bağlamında ortaya çıkarılan bütün maddi ve hukuki sorunları dinlemeye yetkilidir (aynı yer). Bu bağlamda Komisyonun, temel iddiaların kabuledilebilirliği hakkındaki kararı ve bu kararda gösterdiği gerekçe belirleyici olmamakla birlikte, Sözleşmenin 13. maddesi bakımından iddiaların savunulabilirlik niteliği konusunda, önemli işaretler sağlar.
55. Mahkeme, savunulabilirlik kavramının soyut bir tanımını yapması gerektiğini düşünmemektedir. Bunun yerine, ileri sürülen hukuki mesele veya meselelerin özel şartları ve nitelikleri ışığında, Sözleşmeye göre yapılan bir şikayetin temelini oluşturan her bir ihlal iddiasının savunulabilir olup olmadığı ve savunulabilir ise, Sözleşmenin 13. maddesindeki şartların karşılanmış olup olmadığı belirlenmelidir.
B. Münferit iddialar
1. Bay ve bayan Boyleların mektupların postalanmasıyla ilgili şikayetleri
56. Bay ve bayan Boylelar, mahpusların gönderdikleri mektupların posta ücretlerinin ödenmesiyle ilgili kurallar nedeniyle bay Boylea getirilen kısıtlamaların, Sözleşmenin 8. maddesindeki haberleşmeye saygı hakkıyla bağdaşmadığından şikayetçi olmuşlardır (bk. yukarıda parag. 42). Bu kurallar vatsısıyla, cezaevi yetkilileri her hafta gönderilen bir mektubun posta ücretini ödemişler ve bundan fazla mektupların ücretleri, mahpusun cezaevindeki kazançlarından karşılanabilmiş ve fakat genel mali kaynaklarından karşılanamamıştır (bk. yukarıda parag. 23). Bay Boyle, cezaevindeki kazancını vejetaryen diyetini desteklemek için kullanmasının bir sonucu olarak, ücretinin ilave mektuplarının posta ücretini karşılamaya yetmediği gerekçesiyle, genel mali kaynaklardan karşılanmamasına dair kısıtlamaya karşı çıkmıştır (bk. yukarıda parag. 13).
57. Komisyon, 6 Mart 1985 tarihli nihai kabuledilebilirlik kararında, bu başlık altındaki Sözleşmenin 8. maddesinin ihlali şikayetini, bay Boyleun haberleşmesinin mali nedenlerle ağır bir şekilde kısıtlanmış olduğunu kanıtlayamadıkları gerekçesiyle, açıkça temelsiz bularak reddetmiştir. Komisyon raporunun 89-90. paragraflarında, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlali iddiasının, 13. madde bakımından savunulabilir bir iddia olmadığı kabul edilmiştir.
58. Mahkeme aynı sonuca ulaşmaktadır. Mahkemenin görüşüne göre, özellikle posta ücretlerinin ödenmesiyle ilgili kurallar, kendiliğinden gayri makul değildir. Bay Boylea cezaevinde verilen vejetaryen diyetinin yetersiz olduğu ve bu nedenle kazancını haberleşme yerine ekstra yiyecek için harcamaya zorlandığı şeklinde her hangi bir görüş de bulunmamaktadır. Buna göre, bu başlık altında Sözleşmenin 13. maddesinin ihlali tespit edilememiştir.
2. Bay Brian Riceın bazı mektuplarının postalaya verilmemesi veya geciktirilmesiyle ilgili şikayeti
59. Bay Brian Rice, bazı mektuplarının cezaevi yetkilileri tarafından Sözleşmenin 8. maddesine aykırı olarak gönderilmediğinden veya gönderilmelerinin geciktirildiğinden şikayetçi olmuştur (bk. yukarıda parag. 43). Başvurucunun avukatı, bu meseleyi İskoçya Bakanlığının önüne getirmiş, fakat cevap olarak, kendisinin mektuplarının postalandığı belirtilmiştir (bk. yukarıda parag. 20).
Komisyon, başka bir bilgi bulunmadığı bu koşullarda, 5 Mayıs 1983 tarihinde verdiği kısmen kabuledilebilirlik kararında, Sözleşmenin 8. maddesi bakımından yapılan bu şikayeti, kanıtlanamadığı gerekçesiyle açıkça temelsiz görerek reddetmiştir. Komisyon, aynı gerekçeyle, raporunun 88. paragrafında, Sözleşmenin 13. maddesi bakımından savunulabilir bir iddiada bulunulmadığını kabul etmiştir.
60. Mahkeme de aynı şekilde, sunulan deliller çerçevesinde, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlaliyle ilgili savunulabilir bir iddia bulunmadığı sonucuna varmaktadır. Buna göre, bu şikayet bakımından Sözleşmenin 13. maddesi ihlal edilmemiştir.
3. Bay ve bayan Boyleun mektupların incelenmesiyle ilgili şikayetleri
61. Bay ve bayan Boylelar, bay Boyleun Barlinnie Özel Birimimde bulunduğu sırada, sansüre tabi olmadan mektup yazma ve alma hakkı bulunduğu halde, daha sonra Saughton Cezaevinde kaldığı sırada, ilgili kurallar gereğince gelen ve giden mektuplarının cezaevi sansürü tarafından okunmasından ve incelenmesinden şikayetçi olmuşlardır (bk. yukarıda parag. 10, 14, 22, 24, 31 ve 42).
Komisyon bu şikayeti, 6 Mart 1985 tarihli nihai kabuledilebilirlik kararında temelsiz bularak reddederken, mahpusların mektuplarının sadece gözetlenmesinin (supervision), Sözleşmenin 8. maddesinin 2. fıkrası bakımından kural olarak meşru olduğuna dair önceki içtihadını teyit etmiştir. Komisyon, raporunun 91-92. paragraflarında, aynı prensibi yeniden uygulayarak, bu şikayetin Sözleşme bakımından savunulabilir bir iddiaya yol açmadığını kabul etmiştir.
62. Mahkeme, vermiş olduğu önceki kararlarında, mahpusların haberleşmesi üzerinde bazı kontrol tedbirlerinin gerekli olduğunu ve bunun kendiliğinden Sözleşmeye aykırı düşmediğini kabul etmiştir (bk. örneğin, 25.03.1983 tarihli Silver ve Diğerleri kararı, parag. 98). Bay Boyleun Saughton Cezaevine nakledilmeden önceki yedi yıl, Barlinnie Özel Birimindeki daha serbest rejimden yararlandığı doğrudur. Ancak Özel Birim, özellikle küçük ve güç bir kategorideki mahpuslarla ilgili olmak üzere özel bir amaçla düşünülmüştür (bk. yukarıda parag. 32). Bay Boyle, salıverme öncesi programa tabi tutulmak için Özel Birimden nakledilmiş olup, aslında Saughton Cezaevine seçilmesini gerektiren faktörler de makuldür (bk. yukarıda parag. 11). Başvurucunun Saughton Cezaevinde bulunduğu sırada, burada bulunan diğer mahpuslarla aynı tarzda ve aynı koşullarda cezasını çekmiş olması gerektiği, eleştiri konusu yapılmamıştır.
O halde Mahkeme, Komisyon gibi, bu başlık altında da, Sözleşmenin 8. maddesinin savunulabilir bir ihlal iddiasının yapılamamış olduğu sonucuna varmaktadır. Sonuç olarak Mahkeme, bu şikayet bakımından Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edilmediğini tespit etmektedir.
4. Bay ve bayan Boyleun mektuplarının yüksek sesle okunduğu şikayeti
63. Ayrıca, cezaevi sansür görevlisinin bazı kereler, bay Boyleun mektuplarını diğer hükümlüler önünde, kendisini ve eşini ciddi surette rahatsız edecek tarzda, yüksek sesle okuduğu iddia edilmiştir (bk. yukarıda parag. 14 ve 42). Hükümet bu iddiayı reddetmiş ve o sırada bay Boyleun, cezaevi sansür görevlisinin bu tutumu hakkında Cezaevi Müdürüne her hangi bir şikayette bulunmamış olduğunu belirtmiştir (bk. yukarıda parag. 14).
64. Komisyon, kabuledilebilirlik aşamasında, 6 Mayıs 1985 tarihli nihai kararında, kendisine sunulan deliller çerçevesinde, başvurucunun haberleşmesinin gözetiminin, Sözleşmenin 8. maddesindeki haklarına saygısız bir tarzda yapıldığının gösterilemediği sonucuna varmıştır. Buna göre şikayet, temelsiz bulunarak reddedilmiştir.
Komisyon, raporunun 93-95. paragraflarında, bu iddianın Sözleşmenin 13. maddesi bakımından savunulabilir olup olmadığını tartışmayı gerekli görmemiştir. Komisyon, bu şikayetin ilgili normların uygulanmasına karşı yöneltildiğini kaydetmiş; İskoçya Bakanlığına yapılacak olan bir başvurunun, bu tür bir şikayetin çözümü için etkili bir yol olacağı gerekçesiyle, Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
65. Sözleşmenin 8. maddesinin ihlali iddiasının, 13. madde bakımından savunulabilir bir iddia olduğu varsayılsa bile, ki Hükümet bunu reddetmiştir, Mahkeme Komisyon ile aynı sonuca varmaktadır. Başvurucular tarafından iddia edilen davranışın, Cezaevi Tüzüğünün 74(4). fıkrasında verilen mektupları "okuma" yetkisinin (bk. yukarıda parag. 22) istismarını oluşturduğu kuşkusuzdur. Bunun aynı zamanda, "bir tutuklu veya hükümlünün bir mektubunun içeriğini, hiçbir koşulda, başka bir tutuklu veya hükümlü tarafından duyması sağlanamaz" diyen Ic.4(9) sayılı Sürekli Emire (bk. yukarıda parag. 24) de tabi ki aykırıdır. Söz konusu dönemde Sürekli Emirler aleni değil ise de, Cezaevi Müdürüne ve gerektiği taktirde Bakanlığa yapılabilecek bir şikayet, iç hukukta etkili bir hukuk yolu sağlamış olacaktı (bk. ayrıca yukarıda geçen Silver ve Diğerleri kararı, parag. 116 ve Leander kararı, parag. 83-84).
Buna göre, bu şikayet bakımından Sözleşmenin 13. maddesi ihlal edilmemiştir.
5. Bay Boyleun bir mektubunun gönderilmemesiyle ilgili şikayeti
66. Bu şikayete konu olan olayın, Mahkeme tarafından Sözleşmenin 8. maddesini ihlal ettiği sonucu varılmıştı (bk. yukarıda parag. 50).
67. İlgili kuralların uygulanmasıyla ilgili şikayete konu olay, Bakanlığa bir dilekçe verme suretiyle ileri sürülebilir ve olayda ileri sürülmüştür (bk. yukarıda parag. 15). Şimdi artık Hükümetin de kabul ettiği gibi, Bakanlığın yanlışlıkla dilekçeyi reddetmiş olması, tek başına bu hukuk yolunun etkisiz olduğunu kanıtlamaz (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 06.02.1976 tarihli İsveç Makinistler Sendikası kararı, parag. 50). Bu noktada Mahkeme, Komisyon raporundaki görüşe katılmaktadır.
Dahası, Hükümetin de belirttiği gibi bay Boyle, kendi mektubunun Tüzükteki genel yasak kapsamına girmediğine işaret ederek, dilekçesini yenileyebilirdi (bk. yukarıda parag. 38). Buna ek veya alternatif olarak, açık bir hataya dayanan Bakanlık kararının gayri makul olduğu gerekçesiyle, yargısal denetim için mahkemelere başvurabilirdi (bk. yukarıda parag. 40).
Buna göre Mahkeme, bay Boyleun bu şikayet bakımından sahip olduğu hukuk yollarının, Sözleşmenin 13. maddesinin gereklerini karşılamaya yettiği sonucuna varmaktadır; o halde bu madde ihlal edilmemiştir.
6. Başvurucuların kısıtlı ziyaret haklarının bulunduğu şikayeti
68. James ve Sarah Boyle ile Brian Rice, özellikle Cezaevi Tüzüğünün 74(2). fıkrası ve Ic.7 ve 8. Sürekli Emirler gibi, ilgili hükümlere göre sahip oldukları ve kabul ettikleri kısıtlı sayıdaki ziyaretler nedeniyle, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir (bk. yukarıda parag. 16, 19, 22, 26, 42 ve 43).
Başvurucuların avukatının Mahkeme önündeki duruşmada açıkladığı gibi, başvurucuların şikayetleri, kendileriyle ilgili olayda, belirli zamanda ekstra bir ziyareti haklı kılan "özel öneme ve acilliğe sahip" bir durum bulunduğu şeklinde değildir. Buna göre Hükümetin de kabul ettiği gibi, bu tür durumlarda Tüzüğün 199. maddesine göre, Denetim Komitesinin ilave veya daha uzun süreli ziyaretlere izin verme yetkisi (bk. yukarıda parag. 37), incelenmekte olan şikayetle alakalı değildir.
Başvurucular, sahip oldukları haklardan yaralanamadıklarını da iddia etmemişledir; bunun yerine başvurucular, ilgili normun yetersiz olduğunu, çünkü bir yılda sadece birer saatten on iki ziyaret hakkı verdiğini ileri sürmüşlerdir.
69. Komisyon, Rice ve Boyleun başvurularıyla ilgili 5 Mayıs 1983 tarihli kısmi kabuledilebilirlik kararında, Sözleşmenin 8. maddesinin, cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülere sınırsız ziyaret imkanı sağlanmasını gerektirecek kadar ileri gitmediği şeklinde, daha önce açıklamış olduğu görüşünü tekrarlamıştır.
70. Komisyon, Riceın davası bakımından, Brian Ricea okula ve halk işine gitmesi için eskortsuz bir şekilde cezaevinden çıkma izni verildiğini (bk. yukarıda parag. 19) göz önünde tutarak, kendisinin dış dünya ile temasının sıkıntı yarattığının söylenemeyeceğini kabul etmiştir. Ziyaretler üzerindeki genel yasağın, hasta babası dışında, yakın aile üyeleriyle temasını etkili bir şekilde engellendiği de gösterilememiştir. Nihayet, ziyaret koşullarının daha iyi olduğu Penninghame Açık Cezaevi yerine, eğitim amacıyla Saughton Cezaevini tercih eden bizzat kendisidir (bk. yukarıda parag. 18). Bu durumda Komisyon, şikayeti açıkça temelsiz bulmuştur.
71. Komisyon, Boyleun davası bakımından 5 Mayıs 1983 tarihli kısmi kabuledilebilirlik kararında, bay Boyleun, salıverilme öncesi program nedeniyle Saughton Cezaevinde sağlanan avantajların tam olarak farkında olduğunu, bu noktada Pennighame gibi daha "açık" bir cezaevi yerine, Edinburghdakini tercih ettiğini kaydetmiştir (bk. yukarıda parag. 11). Ayrıca, başvurucu bu kısıtlamalara sadece, Saughton Cezaevinde kaldığı yaklaşık on üç ay boyunca tabi tutulmuş ve bu süre içinde eskortlu özel izin planına göre ev ziyaretlerinden yararlanabilmiştir (bk. yukarıda parag. 12 ve 16). Bununla birlikte Komisyon, "bay Boyleun eşiyle daha fazla görüşmesine izin verme konusunda yetkililerin Cezaevi Tüzüğüne göre sahip oldukları takdir yetkilerini kullanmaktaki isteksizliklerinin
, kaçınılmaz olarak bay Boyleun büyük bir memnuniyetsizlik duymasına yol açtığını", kabul etmiştir. Ancak Komisyon, bütün faktörleri dikkate alarak, bay Boyleun menfaatleri ve bay ve bayan Boyleların aile yaşamı ile idari ve güvenlik şartları arasında yetkililer tarafından kurulan dengenin, Sözleşmenin 8. maddesindeki haklara bir müdahale oluşturacak kadar gayri makul olmadığı sonucuna varmıştır. Böylece Sözleşmenin 8. maddesi bakımından yapılan şikayet, açıkça temelsiz bulunmuştur.
72. Komisyon, raporunun 100. paragrafında bu konudaki şikayeti, "esas itibarıyla ilgili normlarda yer alan ziyaret imkanlarının kısıtlılığına karşı yöneltilmiş ve fakat bu normların uygulanmasına karşı yöneltilmemiş" bir şikayet olarak analiz etmiştir. Komisyona göre, ileri sürülen iddia, hem savunulabilir bir iddiadır ve hem de bir yönüyle etkili bir hukuk yolunun mevcut olmadığı bir iddiadır. Bu nedenle Komisyon, Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
73. Aslında söz konusu dönemde Bakanlık tarafından çıkarılmış olan kurallar, cezaevi yönetimlerine, Sürekli Emirlerde belirtilmiş olan, iki ayda yarımşar saatten üç ziyaret şeklindeki asgari ziyaret saatinin altına inmemek şartıyla, cezaevi ziyaretlerinin sıklığını ve süresini değiştirebilme konusunda takdir yetkisi vermektedir (Cezaevi Tüzüğü md. 74(2) ve Ic.7 ve 8) (bk. yukarıda parag. 22 ve 26). İşte Saughton Cezaevindeki her ay bir saatlik bir ziyaret, böyle bir "ayarlama"nın sonucudur (bk. yukarıda parag. 26).
74. Sözleşmenin 8. maddesi tarafından, cezaevi ziyaretleri konusunda Sözleşmeci Devletlere yüklenen yükümlülükler değerlendirilirken, hapisliğin olağan ve makul şartları ile, bunun sonucu olarak ulusal makamlara mahpusların aileleriyle temaslarını düzenlerken tanınması gereken takdir yetkisinin derecesi göz önünde tutulmalıdır (bk. yukarıda geçen Silver ve Diğerleri kararı, parag. 98). Bu noktadan bakıldığında başvurucular, genel olarak hükümlülere ve hatta kendileri gibi en düşük düzeydeki güvenlik kategorisinde bulunan hükümlülere, yılda birer saatlik on iki ziyaretin Sözleşmenin 8. maddesine aykırı olduğu şeklinde şikayette bulunduklarından, savunulabilir bir iddia ileri sürmemişlerdir. Bu bağlamda sonuç olarak, Sözleşmenin 13. maddesi ihlali tespit edilmemiştir.
75. Öte yandan, uygulanabilir normların ifade tarzlarına rağmen, bir hükümlünün özel şarları, ziyaretlerle ilgili olarak Sözleşmenin 8. maddesine göre savunulabilir bir mesele ortaya çıkarabilir.
Başvurucuların davalarında, Denetim Komitesinin müdahalesini haklı kılan önemli veya acil bir durum bulunmadığı veya cezaevi yetkililerinin Cezaevi Tüzüğünü veya Sürekli Emirleri yanlış uygulamadıkları kabul edilmiştir. Bununla birlikte Komisyon verdiği kabuledilebilirlik kararlarında, takdir yetkisinin, şikayetlerin en azından bazılarında, başvurucuların ziyaret haklarını aileleriyle yeterli temas kurabilecek düzeye getirmek için kendilerinin lehine kullanılmamış olduğu şeklinde yorumlamıştır (bk. yukarıda parag. 70 ve 71). Mahkemeye göre, Sözleşmenin 8. maddesinin bir ihlali iddiasının savunulabilir olup olmadığı, özellikle Komisyonun kabuledilebilirlik kararlarında gösterdiği gerekçeler nedeniyle ve ayrıca mahpuslara, kural olarak keyfilik veya ayrımcılık görünümü vermekten kaçınan tek tip rejim uygulanmasının haklılığı kabul edilmesi gerektiği için, yoğun bir tartışmaya açıktır.
Her halükarda, ziyaret imkanlarının yetersizliği iddiası, Saughton Cezaevi Müdürünün bir kararına dayandığından, buna karşı Bakanlığa dilekçeyle başvurma şeklinde bir hukuk yolu mevcut olup, gerekirse ardından yargısal denetim için başvuru yapmak da mümkündür (bk. yukarıda parag. 38 ve 40). Gerçekten de başvurucuların avukatları, meseleyi Bakanlığın önüne getirmişlerdir (bk. yukarıda parag. 16, 17 ve 20). Bu başvuruların olumlu sonuç vermemiş olması, Bakanlığa başvurmanın kendiliğinden, bu tür şikayetlerin çözümünde etkisiz bir hukuk yolu olduğunu göstermez (bk. yukarıda parag. 67).
76. Buna göre, başvurucuların şikayetleri nasıl yorumlanırsa yorumlansın, bu başlık altında Sözleşmenin 13. maddesi ihlal edilmemiştir.
7. Bay ve bayan Boyleun eskortlu özel izinle ilgili şikayetleri
77. Bay ve bayan Boylelar ayrıca, bay Boyleun sürekli olarak bir cezaevi görevlisinin gözetimini gerektiren eskortlu özel izin planı dışında, başka bir şekilde eve ziyarette bulunması talebinin reddedilmesi nedeniyle şikayet etmişlerdir (bk. yukarıda parag. 16, 28 ve 42).
Komisyon, kabuledilebilirlik aşamasında 5 Mayıs 1983 tarihli kısmi kararında, bu tür gözetimli ziyaretlerin, başvurucuların Sözleşmenin 8. maddesindeki özel ve aile yaşamına saygı haklarına bir müdahale oluşturmadığı gerekçesiyle, bu şikayeti açıkça temelsiz bularak reddetmiştir. Komisyon, raporunun 103. paragrafında, "Sözleşme, bir mahpusun bu tür ev izni için salıverilmesi hakkını güvence altına almadığı için", bu iddianın savunulabilir görülüp görülemeyeceği konusunda tereddüt etmiştir. Her halükarda Komisyonun vardığı sonuca göre, bu plan ve içerdiği kısıtlayıcı koşulların Saughton Cezaevi Müdürü tarafından yayınlanan bir uyarı yazısında yer almış olması ve Bakanlığa bir dilekçe verilebilmesi, etkili bir hukuk yolu oluşturmuştur.
Aynı şekilde Mahkeme de, iddianın savunulabilir olduğu kabul edilse bile, hem planın şartlarını ve hem de Müdür tarafından bu konuda verilen münferit kararları inceleme yetkisine sahip Bakanlığa bir dilekçe verme biçiminde (bk. yukarıda parag. 17) bir hukuk yolunun mevcut olduğu sonucuna varmaktadır.
Bu nedenle, bu şikayetle ilgili olarak Sözleşmenin 13. maddesi ihlal edilmemiştir.
8. Brian ve John Riceın merhamet izniyle ilgili şikayetleri
79. Brian ve John Rice, Bakanlığın Mayıs 1981de, Brian Ricea kronik bir şekilde hasta olan ve kendisini cezaevinde ziyaret etmek için seyahat edemeyen babası John Riceı evde ziyaret edebilmesi için merhamet izni vermemesi bk. yukarıda parag. 18, 19 ve 43) nedeniyle, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Brian Riceın Bakanlığa gönderdiği dilekçe reddedilmiştir (bk. yukarıda parag. 38); çünkü sunulan materyal çerçevesinde, söz konusu akrabanın ağır hasta olması şartını arayan Jc.3 sayılı Sürekli Emirdeki (bk. yukarıda parag. 27) gerekli şartlardan biri yoktur. Mahkeme önündeki duruşmada başvurucuların avukatının ifadesiyle bu şikayet, Bakanlığın söz konusu Sürekli Emri yanlış uyguladığı için değil, fakat bizzat normun içeriğinin kısıtlayıcı içeriğine karşı yapılmıştır.
80. Komisyon, 5 Mayıs 1983 tarihli kısmi kabuledilebilirlik kararında, Brian Ricea Ağustos 1980de ev ziyareti için izin verildiğini ve Eylül 1981de Özgürlük Programı başlamadan önce, beş günlük iznini evde geçirdiğini (bk. yukarıda parag. 19/son) kaydetmiştir. Komisyon, bu tür ziyaretlerin düzenlenmesinde idari külfetleri göz önünde tutarak, yakın akrabanın ağır hasta olması şartının, gayri makul veya Sözleşmenin 8. maddesine içkin prensiplere aykırı olmadığını kabul etmiştir. Olayın şartları içinde, başvurucunun aile yaşamına saygı hakkına bir müdahale tespit edilememiştir. Buna göre şikayet, Sözleşmenin 8. maddesi bakımından açıkça temelsiz bulunmuştur.
Ancak Komisyon, raporunun 105-108. paragraflarında, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlali iddiasının savunulabilir olduğunu belirtmiş; daha sonra, Bakanlığın kararı ve Sürekli Emrin ifade tarzı nedeniyle, bu iddia bakımından etkili iç hukuk yolu bulunmadığını belirtmiştir. Bu nedenle Komisyon, bu şikayet bakımından Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
81. Bir mahpusun, cezaevindeki ziyaret bağlamında ailesiyle temasını düzenlenirken, ulusal makamların kullandığı takdir yetkisinin derecesi dikkate alınmak zorundadır (bk. yukarıda parag. 74). Mahkemeye göre bu noktada, merhamet izni için Sürekli Emirlerde belirtilen şartın, kendiliğinden Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal iddiasına temel oluşturduğu söylenemez.
82. Bu iki başvurucunun içinde bulundukları kişisel koşulların ışığında, "özel bir istisna"da bulunulması talebinin reddedilmesinin (bk. yukarıda parag. 19), Sözleşmenin 8. maddesi bakımından savunulabilir bir mesele ortaya çıkarabilecek nitelikte olduğu söylenemez. Ayrıca, Brian Riceın talebinin gereği gibi ele alınmadığı hiçbir zaman dile getirilmemiştir. Diğer faktörler arasında şunlar yer almaktadır: başvurucunun Özgürlük Eğitim planına nakli ile bu planda olduğu gibi daha önce eskortlu özel izin planına göre mevcut ev izni imkanlarının birbirine yaklaşması ve babasının şartlarının kötüleşmesi halinde yeniden bir talepte bulunabileceğine dair cezaevi yetkilileri tarafında kendisine verilen tavsiye (bk. yukarıda parag. 19, 20, 28 ve 33).
83. Bu koşullarda Mahkeme, bu şikayet bakımından Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edilmediğini tespit etmiştir.
9. Başvurucuların cezaevi rejimleri arasında farklılık bulunduğu şikayeti
84. Dört başvurucudan her biri, Saughton Cezaevindeki ziyaret ve haberleşmeyle ilgili koşulların, Barlinnie Özel Biriminde veya açık cezaevindeki koşullardan daha lehte olduğu için şikayette bulunmuşlardır (bk. yukarıda olayların özetlendiği parag. 9 ve 33 ile özellikle 31 ve 32). Başvurucular bu farklı muamelenin, Sözleşmenin 8 ve ifade özgürlüğünü koruyan 10. maddeleriyle birlikte ele alındığında, 14. maddesine aykırı olarak, ayrımcılık oluşturduğunu iddia etmişlerdir (bk. yukarıda parag. 42 ve 43). Sözleşmenin 14. maddesi şöyledir:
"Bu Sözleşmede beyan edilen hak ve özgürlüklerin kullanılması cins, ırk, renk, dil, din, siyasal veya başka bir inanç, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa mensup olma, mülkiyet, doğum veya başka bir statü gibi her hangi bir nedenle ayrımcılık yapılmaksızın güvence altına alınır."
85. Komisyon, 5 Mayıs 1983 tarihli kısmi kabuledilebilirlik kararında, Sözleşmenin 14. maddesine göre yapılan ayrımcılık şikayetini, "her bir cezaevi tipinin karşılaştığı değişik nitelikteki güvenlik kaygıları, farklı muamelenin objektif ve makul haklılık sebeplerini oluştur" gerekçesiyle, açıkça temelsiz bulmuştur.
Komisyon, raporunun 109-112. paragraflarında, söz konusu şikayetin, Sözleşmenin 14. maddesine göre yüzeysel olarak (prima facie) bile bir mesele ortaya çıkarmadığını ve bu nedenle Sözleşmenin 13. maddesi bakımından savunulabilir bir iddia olarak görülemeyeceğini düşünmüştür.
86. Mahkeme, Komisyon gibi, kural olarak şikayet konusu muamele farklılığının, Sözleşmenin 14. maddesi bakımından savunulabilir bir ayrımcılık meselesi ortaya çıkarmadığının açık olduğu sonucu varmaktadır.
Bununla birlikte bu konu, başvurucuların şahsi durumlarından ayrı olarak incelenemez. Özellikle, Barlinnie Özel Birimindeki çok daha serbest bir rejim altında birkaç yıl geçirdikten sonra, geleneksel cezaevi rejiminin kısıtlamaları altına dönmek (bk. yukarıda parag. 10), bay ve bayan Boyle için hoşnutsuzluk yaratmış olmalıdır. Ancak, mevcut tek "açık" cezaevi olan Penninghameda yer sayısı kısıtlıdır (bk. yukarıda parag. 31). Dahası, hem James Boyle ve hem de Brian Rice, salıverilme öncesi eğitimlerini almak için Saughton Cezaevini tercih ettiklerini bildirmişlerdir (bk. yukarıda parag. 11 ve 18). Bu iki başvurucu gibi, en düşük güvenlik kategorisinde (D Kategorisi) yer alanlar dahil, Saughton Cezaevinde bulunan bütün hükümlüler, aynı muameleye tabi tutulmuşlardır (aynı yer). Mahkeme, bu iki başvurucunun geri kalan cezaları bakımından Saughton Cezaevinin tercih edilmesini gerektiren faktörlerin veya başvurucuların yine Saughton Cezaevinde gördükleri muamelenin, Sözleşmenin 14. maddesi bakımından ayrımcılık iddiasına sebep olmadıkları sonucuna varmaktadır.
Buna göre, Sözleşmenin 14. maddesinin savunulabilir bir ihlal iddiası bulunulmamıştır. Bu nedenle Mahkeme, bu şikayetle ilgili olarak Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmaktadır.
C. Sonuç
87. Mahkeme önünde iddia ve savunmaların yapılaması sırasında, bir şikayetin, normların uygulanması yerine, uygulanabilir nitelikteki birincil mevzuat, ikincil mevzuat ve iç idari direktifler gibi ulusal normların içeriğine karşı yapılmış olması durumunda, Sözleşmenin 13. maddesinin gereklerinin ne olacağı konusunda yoğun tartışmalar yapılmıştır. Özellikle Sözleşmenin 13. maddesinin, bir Sözleşmeci Devlete, bir bireye ikincil mevzuat hükümlerine karşı çıkma imkanı veren bir hukuk yolu getirme ödevi yükleyip yüklemediği sorunu ortaya atılmış (bk. yukarıda geçen, "yasalar"dan söz eden ve şikayet konusunun birincil mevzuat olduğu Lithgow ve Diğerleri kararı, parag. 206); uygulanabilir ulusal normların kendileri, Sözleşmenin maddi hükümlerine tamamen uygun olduğunda, Sözleşmenin 13. maddesinin gerektirdiği hukuk yolunun niteliğinin ne olacağı konusunda tartışılmıştır (bk. diğerleri arasında yukarıda geçen Silver ve Diğerleri kararı, parag. 118 ve 21.02.1986 tarihli James ve Diğerleri kararı, parag. 86).
Başvurucular tarafından yapılan bireysel şikayetlerle ilgili olarak vardığı sonuçları göz önünde tutan Mahkeme, mevcut davada bu yorum meselelerine girmeyi gerekli görmemektedir.
88. Sonuç olarak, davadaki olaylar, başvurucuların şikayetleri bakımından Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edildiğini ortaya koymamaktadır.
III. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
89. Başvurucular adil karşılık olarak, Sözleşmedeki haklarını savunmak için katlandıkları ücretler ve masrafların geri ödenmesini istemişlerdir. Sözleşmenin 50. maddesi şöyledir:
"Mahkeme, Sözleşmeci Tarafların resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan tasarrufun tamamen ya da kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğu sonucuna varırsa, ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuk, bu karar veya tasarrufun sonuçlarını kısmen onarmaya imkan veriyorsa ve gerekli gördüğü zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödenmesine hükmedebilir."
Başvurucular, uğradıkları zararlar için maddi veya manevi tazminat talep etmemişlerdir. Başvurucular tarafından ayrıntıları gösterilen ücretler ve masraflar için talep edilen miktar, James ve Sarah Boyle için 17,838.90 Sterlin ve Brian ve John Rice için 17,355.93 Sterlin olmak üzere, toplam 35,194.83 Sterlindir. Söz konusu ücretler ve masraflar, Sözleşmenin maddi hükümleri ve yine Sözleşmenin 13. maddesi bakımından yapılan şikayetlerle ile hem İskoçyada atılan adımlar ve hem de Sözleşme organları önünde yapılan yargılama içindir.
90. Hükümet, prensip olarak bu taleplere karşı koymamakla birlikte, hükmedilmesi gereken ücret ve masrafların, sadece bir ihlali tespitine yol açan şikayetlerle ilgili olması gerektiğini belirtmiştir.
91. Mahkemenin bu davada Sözleşme ihlalini tespit ettiği tek konu, bay ve bayan Boyleun Komisyona ilk başvurularını göndermelerinden birkaç ay sonra meydana gelen, bay Boyleun bay McDougalla yazdığı mektubun gönderilmemesi ilgili olarak, Sözleşmenin 8. maddesine göre yapılan ve karşı çıkılmayan iddiadır (bk. yukarıda parag. 15, 41 ve 50). Başvurucuların yaptığı diğer tüm şikayetler, ya Komisyon tarafından kabuledilemez bulunmuş (bk. yukarıda parag. 42-45) veya Mahkeme tarafından mevcut kararda temelsiz bulunarak reddedilmiştir.
Bu durumda Mahkeme, Brian ve John Rice için ücretlere ve masraflara hükmedilemeyeceği ve James ve Sarah Boyleun temsil edilmeleriyle bağlantılı olarak da sadece bir bölümüne hükmedilebileceğini kabul etmektedir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 18.12.1986 tarihli Johnston ve Diğerleri kararı, parag. 86 ve 18.12.1982 tarihli Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, parag. 21). Sözleşmenin 50. maddesinin gerektirdiği hakkaniyet temeline göre bir değerlendirme yapan Mahkeme, bay Boylea 3,000 Sterlin ödenmesine hükmetmektedir. Bu miktar, istenebilecek katma değer vergisi kadar artırılır.
Bu Gerekçelerle Mahkeme,
1. Bay Boyleun olayında, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
2. Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edilmediğine;
3. Birleşik Krallık Hükümetinin bay Boylea ücretler ve masraflar için toplam 3,000 Sterlin ödemesine, istenebilecek katma değer vergisi kadar artırılmasına;
4. Adil karşılık bakımından diğer taleplerin reddine
Karar Vermiştir.
SON KARARIN YERİNE GETİRİLMESİ
BAKANLAR KOMİTESİ: DH (88) 17; 26.10.1988
Hükümetin verdiği bilgiye göre: Başvurucunun gönderdiği mektubun Cezaevi Tüzüğünü yanlış uygulama sonucu Mahkeme'nin olayda ihlal tespit etmesi üzerine, Tüzüğün doğru uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirlerin alınmıştır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy