(AİHS m. 8, 9, 12, 14, 50, 53)
Başvuru no: 9697/82
DAVANIN ESASI (ÖZET)
Birinci başvurucu Roy H. W. Johnston 1930 doğumlu bir İrlanda vatandaşı, ikinci başvurucu Janice Williams-Johnston 1938 doğumlu bir Britanya vatandaşıdır; bunların kız çocukları olan üçüncü başvurucu Nessa Williams-Johnston 1978 doğumludur. Başvurucular birlikte İrlandada yaşamaktadırlar.
Birinci başvurucu, 1952de bayan M. ile evlenmiş ve bu evlikten üç çocuğu olmuştur. Birinci başvurucu ve eşi 1965 yılında, evliliklerinin tamir edilemeyecek şekilde bozulduğunu anlamışlar ve ortak evlerinin ayrı katlarında ayrı olarak yaşamaya karar vermişlerdir. Yıllar sonra her ikisi de, diğer eşin bilgisi ve rızasıyla, başka kişilerle ilişki kurmuşlar ve aynı evin değişik katlarında birlikte yaşamaya başlamışlardır. 1976 yılında birinci başvurucunun eşi ayrı bir eve taşınmıştır.
1978 yılında ikinci başvurucu, 1971 yılından beri birlikte yaşadığı birinci başvurucu Roy Johnstondan, üçüncü başvurucu olan kız çocuklarını dünyaya getirmiştir. Birinci başvurucu kendini, çocuğun doğum kütüğüne babası olarak yazdırmıştır. Birinci başvurucu, ikinci ve üçüncü başvurucuların geçimlerini sağlamış, ikinci ve üçüncü başvurucu ile ilk eşinden olma çocuklarına malvarlığının kalması için vasiyetname hazırlamıştır.
1937 yılında yürürlüğe giren İrlanda Anayasası, boşanmayı yasaklamıştır. Boşanma yasağının kaldırılmasını öngören değişiklik, 26 Haziran 1986 tarihinde yapılan referandumda reddedilmiştir. Ancak İrlanda mahkemeleri, İrlanda vatandaşlarının, yurtdışında ikametgahları bulunmaları koşuluyla, yurtdışında gerçekleştirdikleri boşanmaları tanımaktadır.
İrlandada boşanma yasağı nedeniyle, bir evliliğin bozulmasından sonra eşlerden biri bir başkasıyla düzenli bir ilişki kursa da, diğer eş hayatta olduğu sürece, bir başkasıyla evlenemez; bu ilişki, Anayasanın 41. maddesi bakımından bir aile olarak kabul edilmez; hukuken birbirlerini destekleme yükümlülükleri yoktur; birbirlerine mirasçı olamazlar.
Evlilikdışı doğan çocuk, evlilikiçi çocuğa göre, anne babasından daha az miras hakkına sahiptir. Evlilikdışı çocuğun velisi, sadece annesidir; anne ve babası, bu çocuğu birlikte evlat edinemezler; anne ile babasının daha sonra evlenmeleri, evlilikdışı çocuğu evlilikiçi çocuk haline getirmez.
Hükümet 1986da Parlamentoya, Çocukların Statüsü Hakkında Yasa Tasarısını sunmuştur. Bu tasarı, yürürlükteki hukukta evlilikdışı doğan çocuklara karşı varolan ayrımcılığı mümkün olduğu kadar kaldırmayı hedeflemektedir.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
38. Roy Jonston, Janice Williams-Johnston ve Nessa Williams-Johnston, 16 Şubat 1982de Komisyona başvurmuşlardır. Başvurucular, İrlandada boşanmayla ilgili hükümlerin ve biriyle evlilik ilişkisi bozulduktan sonra bir başkasıyla evlilik dışında yaşayan kimselerin aile yaşamını tanıyan hükümlerin bulunmamasından dolayı şikayetçi olmuşlardır. Başvurucular bu nedenle, Sözleşmenin 8, 9, 12 ve 13. maddelerinin ve ayrıca 8. maddeyle bağlantılı olarak 14. maddesinin ihlalinden ötürü mağdur olduklarını iddia etmişlerdir.
39. Komisyon başvuruyu, 7 Ekim 1983 tarihinde kabuledilebilir bulmuştur.
Komisyon, 5 Mart 1985 tarihinde kabul ettiği raporunda:
- Sözleşmede boşanma ve sonra yeniden evlenme hakkı tanınmadığından, Sözleşmenin 8 ve 12. maddelerinin ihlal edilmediğine (oybirliği);
- Birinci ve ikinci başvurulara, İrlanda hukukunda aile statüsü tanınmaması dolayısıyla, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edilmediğine (bire karşı on iki oy);
- Üçüncü başvurucunun statüsüyle ilgili İrlanda hukukundaki yasal rejimin, her üç başvurucunun da aile yaşamına saygı göstermemesi dolayısıyla, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlaline (oybirliği);
- Birinci başvurucunun, Sözleşmenin 9. maddesindeki haklarının ihlal edilmediğine (oybirliği);
- Birinci ve ikinci başvurucular İrlanda hukukunda ayrımcılığa tabi tutulmadıklarından, Sözleşmenin 8 ve 12. maddeleriyle bağlantılı olarak 14. maddesinin ihlal edilmediğine;
- Üçüncü başvurucunun bunların dışında ayrımcılık yasağıyla ilgili şikayetini incelemenin gerekli olmadığına;
- Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edilmediğine
dair görüşünü açıklamıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. Hükümetin ilk itirazları
A. Başvurucuların "mağdur" olduklarını iddia edip edemeyecekleri
41. Hükümete göre başvurucular, ülkelerinde huzur içinde yaşadıklarından, şikayet ettikleri İrlanda hukukundan doğrudan etkilenme riski altında değildirler. Başvurucular, icat veya tertip ettikleri bir uyuşmazlıkla, tamamen farazi bazı sorunlar çıkarmışlardır; bu nedenle, Sözleşmenin 25(1). fıkrası anlamında "mağdur" olduklarını iddia edemezler. Bu fıkranın ilgili bölümü şöyledir:
"Komisyon, bu Sözleşmede beyan edilen haklarına bir Sözleşmeci Taraf Devlet tarafından yapılan bir ihlalin mağduru olduğunu iddia eden bireylerin, hükümet dışı örgütlerin veya birey topluluklarının ... dilekçelerini ... kabul edebilir. ..."
42. Hükümet bu itirazı kabuledilebilirlik aşamasında, Komisyon önünde de yapmış, fakat olumlu sonuç alamamıştır; buna göre Hükümetin bu itirazı Mahkeme önünde ileri sürme hakkı düşmemiştir (bk. diğer kararlar arasında, 28.06.1984 tarihli Campbell ve Fell kararı, parag. 57).
Ancak Mahkeme, bu itirazın desteklenemeyeceğini düşünmektedir. Sözleşmenin 25. maddesi bireylere, haklarında münferit bir işlem yapılmış olmasa bile, yasa hükmünden doğrudan etkilenme riski altında bulunmaları halinde, haklarının bizzat yasa tarafından ihlal edildiği iddiasında bulunma imkanı vermektedir (bk. 13.06.1979 tarihli Marckx kararı, parag. 27). Aslında başvurucular, yaşamları üzerinde yasanın etkilerine karşı şikayette bulunmuşlardır.
Ayrıca, zararın varlığı veya yokluğu meselesi, Sözleşmenin 25. maddesiyle ilgili bir konu değildir; bu maddede kullanılan "mağdur" kelimesi, "ele alınan bir işlem veya ihmalden doğrudan etkilenen kimse"yi kastetmektedir (bk. diğer kararlar arasında 22.05.1984 tarihli de Jong, Baljet ve van den Brink kararı, parag. 41).
O halde başvurucular bu olayda, iddia ettikleri ihlallerin mağduru olduklarını ileri sürme hakkına sahiptirler.
43. Mahkeme, konuyla ilgili İrlanda hukukunu bir çok yönden değiştirmeyi amaçlayan Çocukların Statüsü Yasası çıkıncaya kadar (bk. yukarıda parag. 36), vereceği kararı ertelemesini talep eden Hükümetin, bu talebini kabul etmesi gerekmediğini düşünmektedir. Mahkeme bir çok kere, reform tasarılarının mevcudiyetine veya reformların yapılmış olmasına rağmen, davayı incelemeye devam etmiştir (bk. örneğin, 13.06.1979 tarihli Marckx kararı, 09.10.1979 tarihli Airey kararı ve 25.03.1983 tarihli Silver ve Diğerleri kararı).
B. Başvurucuların iç hukuk yollarını tüketip tüketmedikleri
44. Komisyon önünde ve uygun zamanda, aynı itirazı daha önce ileri süren Hükümete göre, başvurucuların şikayet ettikleri İrlanda hukuku kurallarının her birinin anayasaya uygunluğu, İrlanda mahkemeleri tarafından denetlenebilirdi. Oysa başvurucular, kendilerinden istenmiş olduğu halde iç hukuk yollarını tüketmemiş olduklarından, Komisyon başvurucuların başvurularını kabul etmekle hata etmiştir.
45. Sözleşmenin 26. maddesinin tüketilmesini gerektirdiği iç hukuk yolları, sadece ihlal iddialarıyla ilgili iç hukuk yollarıdır. Bu tür iç hukuk yollarının varlığı, sadece teoride değil, pratikte de yeterince kesin olmalıdır; değilse, ulaşılabilirlik ve etkililik şartları yerine gelmiş olmayacaktır. Bu koşulların yerine getirilmiş olduğunu ortaya koymak, iç hukuk yollarının tüketilmediği iddiasında bulunan davalı Devlete düşer (bk. diğer bir çok karar arasında, yukarıda geçen, 22.05.1984 tarihli de Jong, Baljet ve van den Brink kararı, parag.39).
46. Başvurucuların şikayetleri, İrlanda Anayasasındaki boşanma yasağıyla ilgili olduğundan, buna karşı etkili bir iç hukuk yolu mevcut değildir.
Geriye kalan diğer meselelerle ilgili olarak Mahkeme, İrlanda mahkemelerinin yerleşik içtihatlarını göz önünde tutarak (bk. yukarıda parag. 18 ve 31), Hükümetin etkili iç hukuk yollarının varlığını belirli bir kesinlikle ortaya koyduğunu düşünmemektedir.
47. Hükümet, 23-24 Haziran 1986 tarihli duruşmalarda, başvurucuların mevcut davada Komisyonun kabuledilebilirlik kararından sonra, kendilerinin İrlanda hukukundaki statüleriyle ilgili olarak bir kaç yeni şikayeti Komisyon ve Mahkeme önünde ileri sürdüklerini, o kararda bu şikayetlerin kabuledilebilir olduklarının beyan edilmediğini savunmuştur. Hükümete göre, yasaklayıcı kararların mevcudiyeti, 1976 tarihli Aile Konutunu Koruma Kanununun uygulanabilirliği, birinci ve ikinci başvurucular arasında vasiyet mirasçılığı hakları, vergi ve harç mükellefiyeti, sosyal güvenlik yasasından doğan haklar ve istihdam konusunda ayrımcılık iddiasıyla ilgili bu şikayetler, Mahkeme önünde ileri sürülemez.
48. Komisyon temsilcisi bu konuların, başvurucular tarafından ileri sürülen ve Komisyon tarafından da kabuledilebilir bulunan, başvurucuların "İrlanda hukukuna göre aile statülerinin tanınmasını ve çocuklarının aileyle tam olarak bütünleşmesini sağlamanın mümkün olmadığı bir duruma sokuldukları" şeklindeki genel bir şikayetin örnekleri olduğunu belirtmiştir.
Mahkeme de, başvurucuların Komisyona yaptıkları ilk başvuruda, "aile ilişkilerinin hukuken gördüğü muamele tarzı nedeniyle, İrlandanın Sözleşmenin 8. maddesini ihlal ettiğinden şikayetçi olduklarını" kaydeder. Dahası Hükümet, Mahkeme önündeki duruşmada, Mahkemeye sunulan ve kendilerinin yanıt verdikleri davanın, "bir paket" olduğunu savunmuştur.
Bu çerçevede bu konular, kapsamı Komisyonun kabuledilebilirlik kararıyla sınırlanmış olan Mahkemenin önündeki davanın kapsamı dışında kalmamaktadır. Bunun yanında, Mahkeme daha önce, yukarıda 46. paragrafta, bu konulardan her hangi birinin, iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle kabuledilemez bulunmadığı sonucuna varmıştır (bk. 21.02.1986 tarihli James ve Diğerleri kararı, parag. 80).
II. Birinci ve ikinci başvurucuların durumu
A. Boşanamama ve yeniden evlenememe
1. Sözleşmenin 12 ve 8. maddeleri
49. Birinci ve ikinci başvurucular, İrlanda hukukunda Roy Johnstonun evliliğini çözme (dissolution) imkanı bulunmaması ve bunun sonucu olarak, Janice Williams-Johnston ile evlenememesi nedeniyle, Sözleşmenin 12 ve 8. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Bu maddeler şöyledir:
Madde 12
"Evlenme çağına gelen her erkek ve kadın, evlenme hakkının kullanılmasını düzenleyen ulusal yasalara göre evlenme ve aile kurma hakkına sahiptir."
Madde 8
"1. Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda gerekli bulunan müdahalelerin dışında, kamu makamları tarafından hiç bir müdahale yapılamaz."
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmış, Komisyon da iddiayı reddetmiştir.
50. Başvurucular, davalarının bu kısmı ile ilgili olarak asıl sorunun, Sözleşmenin boşanma hakkını güvence altına alıp almaması değil, fakat birbirleriyle evlenememelerinin, Sözleşmenin 12. maddesindeki evlenme veya yeniden evlenme hakkı ile 8. maddesindeki aile yaşamına saygı hakkına uygun olup olmadığını söylemişlerdir.
Mahkeme, ortaya çıkan meselelerin, bu şekilde kesin bölümlere ayrılabileceğini düşünmemektedir. Tek eşlilik prensibinin benimsendiği her hangi bir toplumda, bay Roy Johnstonun, bayan Johnston ile olan evliliği çözülmedikçe, başka biriyle evlenebileceği düşünülemez. İkinci başvurucu ise, genel olarak evlenememekten değil, fakat birinci başvurucuyla evlenememekten şikayet etmekte olup, bu durum tabi ki birinci başvurucunun boşanamamasından kaynaklanmaktadır. Sonuç olarak başvurucuların davaları, boşanamama sorunundan ayrı bir şekilde incelenemez.
(a) Sözleşmenin 12. maddesi
51. Mahkeme, başvurucuların Sözleşmenin 12. maddesinden bir boşanma hakkı türetip türetemeyeceklerine karar verebilmek için, bu maddedeki terimlere kendi bağlamları içinde ve maddenin amacı ve gayesinin ışığı altında verilmesi gereken olağan anlamları araştıracaktır (bk. 21.02.1975 tarihli Golder kararı, parag. 29 ve Antlaşmalar Hukuku Hakkında 23 Mayıs 1969 tarihli Viyana Sözleşmesi, md. 31(1)).
52. Mahkeme, "evlenme hakkı" kelimelerinin olağan anlamının açık olduğu, bu kelimelerin evlilik ilişkisi kurmayı kapsadığı, fakat evliliğin çözülmesini kapsamadığı şekildeki Komisyonun görüşüne katılmaktadır. Dahası bu kelimeler, "ulusal yasalara" açıkça göndermede bulunan bir bağlam içinde yer almaktadırlar. Boşanma yasağı, başvurucuların gördükleri gibi evlenme hakkına bir kısıtlama şeklinde görülse bile, Mahkeme böyle bir kısıtlamanın, tek eşlilik prensibini benimsemiş bir toplumda, Sözleşmenin 12. maddesinde güvence altına alınmış hakkın özünü zedelediğini düşünmemektedir.
Dahası, Sözleşmenin 12. maddesinin yukarıdaki yorumu, Sözleşmenin hazırlık çalışmalarının (travaux preparatoires) açığa çıkardığı maddenin amacına ve gayesine de uygundur. Sözleşmenin 12. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin 16. maddesine dayanmaktadır. Bu maddenin 1. fıkrası şöyledir:
"Reşit olan erkekler ve kadınlar ırk, milliyet veya dine dayanan sebeplerle kısıtlanmaksızın, evlenme ve aile kurma hakkına sahiptir. Erkekler ve kadınlar evlenirken, evlilik sırasında ve evlilik çözülürken, eşit haklara sahiptirler."
Hukuki ve İdari Sorunlar Komitesi Raportörü bay Teitgen, Sözleşmenin 12. maddesi haline gelecek taslığın, niçin yukarıdaki fıkranın son cümlesindeki kelimeleri içermediğini Danışma Meclisine açıklarken, şöyle demiştir.
"Evrensel Bildirinin bu maddesinden söz ederken, bu maddenin sadece evlenme ve aile kurma hakkını düzenleyen kısmını kullandık, fakat bu maddenin daha sonraki, evlilikten sonra eşit haklarla ilgili kısmını kullanmadık; çünkü biz sadece evlenme hakkını güvence altına alıyoruz." (Collected Edition of the Travaux preparatoires, c. 1, s. 268).
Mahkemeye göre hazırlık çalışmaları, Sözleşmenin 12. maddesine evlilik bağlarını boşanmayla çözme hakkını dahil etme niyeti bulunmadığını göstermektedir.
53. Başvurucular, Sözleşmenin yapılmasından bu yana meydana gelen toplumsal gelişmeler üzerinde ve özellikle evliliklerin sona ermesinde önemli bir artış bulunduğu iddiası üzerinde, uzun uzadıya durmuşlardır.
Sözleşmenin ve Protokollerinin, günün koşulları ışığında yorumlanması gerektiği doğrudur (bk. diğer bir çok karar arasından, yukarıda geçen 13.06.1979 tarihli Marckx kararı, parag. 58). Ancak Mahkeme, evrimci yorum vasıtasıyla, başlangıçta bu belgelerde yer almayan bir hakkı, sonradan bu belgelerden türetemez. Özellikle kasten atlandığı yerde, bunu hiç yapamaz.
Ayrıca, 22 Kasım 1984 tarihinde imzaya açılan Sözleşmeye ek 7. Protokolde, boşanma hakkına yer verilmediği de belirtilmelidir. Bu Protokolün, evliliğin çözülmesi halinde eşler için belirli bazı ek hakları güvence altına alan 5. maddesi, bu sorunun ele alınması için bir fırsat olarak değerlendirilmemiştir. Gerçekten de, bu Protokolün açıklayıcı raporunun 39. paragrafında, 5. maddede yer alan "evlilik çözülürken" kelimelerinin, "Sözleşmeci Devletlerin, evliliğin çözülmesini sağlamakla veya çözülmenin belirli bir biçimini sağlamakla yükümlü olduklarını belirtmemekte", denmektedir.
54. Böylece Mahkeme, Sözleşmenin 12. maddesinden bir boşanma hakkı çıkarsanamayacağı sonucuna varmaktadır. Bu nedenle bu madde, tek başına veya 14. maddeyle bağlantılı olarak, bu davada uygulanabilir değildir.
(b) Sözleşmenin 8. maddesi
55. Sözleşmenin 8. maddesiyle ilgili olarak Mahkeme içtihatlarında ortaya çıkan prensipler şunlardır:
(a) Sözleşmenin 8. maddesi, aile yaşamına saygı hakkını güvence altına alırken, bir ailenin varolduğunu farzeder (bk. yukarıda geçen 13.06.1979 tarihli Marckx kararı, parag. 31).
(b) Sözleşmenin 8. maddesi, "evlilikiçi" (legitimate) bir ailenin olduğu gibi, "evlilikdışı" (illegetimate) bir ailenin de "aile yaşamı"na uygulanır (aynı yer).
(c) Sözleşmenin 8. maddesinin asıl amacı, bireyi kamu makamlarının keyfi müdahalelerine karşı korumak ise de, buna ek olarak, aile yaşamına etkili bir şekilde "saygı"ya içkin olan pozitif yükümlülükler de bulunabilir. Ancak, özellikle pozitif yükümlülükler söz konusu olduğunda, "saygı" kavramının çok kesin bir tanımı yoktur; Sözleşmeci Devletlerde karşılaşılan durumlarda ve izlenen uygulamalardaki farklılıklar dikkate alındığında, bu kavramın gerekleri, olaydan olaya önemli ölçüde değişir. O halde bu alan, Sözleşmeci Devletlerin, toplumun ve bireyin ihtiyaçlarını ve kaynaklarını gereği gibi göz önünde tutarak, Sözleşmeye uygunluğu sağlamak için atılacak adımları belirlerken, geniş takdir alanı kullanabilecekleri bir alandır (bk. 28.05.1985 tarihli Abdulaziz, Cabales ve Balkandali kararı, parag. 67).
56. Mevcut davada, on beş yıl kadar birlikte yaşamış olan birinci ve ikinci başvurucuların, Sözleşmenin 8. maddesi anlamında bir "aile" oluşturdukları açıktır. Başvurucuların ilişkileri evlilik dışında sürmüş de olsa, kendileri bu maddenin korumasından yararlanırlar (bk. yukarıda parag. 55(b).
Davanın bu kısmı ile ilgili olarak ortaya çıkan sorun, başvurucuların aile yaşamlarına etkili bir şekilde "saygı" göstermenin, boşanma izni verme gibi tedbirler alması için İrlandaya bir pozitif yükümlülük yükleyip yüklemediğidir.
57. Aile yaşamına "saygı" gibi biraz muğlak bir kavrama yer veren Sözleşmenin 8. maddesinin, bu sorunla ilgili olarak evrimci bir yoruma, 12. maddeye göre daha elverişli göründüğü doğrudur. Bununla birlikte, Sözleşme bir bütün olarak yorumlanmalıdır; Mahkeme, Sözleşmenin 12. maddesinin içinde görmediği boşanma hakkının, tutarlı kalarak, daha genel bir amacı ve kapsamı bulunan 8. maddeden türetilebileceğini düşünmemektedir. Mahkeme, birinci ve ikinci başvurucunun durumlarının kötülüğüne karşı duyarsız değildir. Ancak Mahkemeye göre özel veya aile yaşamının korunması, bazen eşlerin birlikte yaşama ödevinden kurtulmalarını sağlayacak araçları gerektirse de (bk. yukarıda geçen 09.10.1979 tarihli Airey kararı, parag. 33), İrlandanın Sözleşmenin 8. maddesiyle verdiği taahhüdün, başvurucuların istedikleri boşanmaya ve yeniden evlenmeye imkan veren tedbirleri yürürlüğe koyma yükümlülüğünü kapsadığı söylenemez.
58. O halde bu noktada, birinci ve ikinci başvurucuların aile yaşamlarına saygısızlık bulunmamaktadır.
2. Sözleşmenin 8. maddesiyle bağlantılı olarak 14. maddesi
59. Birinci ve ikinci başvurucular, Roy Johnstonun, daha sonra Janice Williams-Johnston ile evlenmek üzere boşanamamasına rağmen, İrlandada ikamet eden ve yeterli mali imkanı bulunan kişilerin, yurtdışında gerçekleştirdikleri boşanmanın hukuken veya fiilen İrlandada tanınıyor olmasından (bk. yukarıda parag. 19-21) şikayet etmişlerdir. Başvurucular, bu durum dolayısıyla, Sözleşmenin 8. maddesinde yer alan hakların kullanılmasında, Sözleşmenin 14. maddesine aykırı olarak, mali imkana dayanan bir ayrımcılığın mağduru olduklarını iddia etmişlerdir. Bu madde şöyledir:
"Bu Sözleşmede beyan edilen hak ve özgürlüklerin kullanılması cins, ırk, renk, dil, din, siyasal veya başka bir inanç, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa mensup olma, mülkiyet, doğum veya başka bir statü gibi her hangi bir nedenle ayrımcılık yapılmaksızın güvence altına alınır."
Bu iddiaya Hükümet karşı çıkmış, Komisyon da reddetmiştir.
60. Sözleşmenin 14. maddesi, Sözleşmede tanınmış olan hakların ve özgürlüklerin kullanılmasında, "benzer durumda bulunan" kişileri, ayrımcı nitelikteki farklı muamelelere karşı korumaktadır (bk. en yakın tarihli karar olarak, 08.107.1986 tarihli Lithgow ve Diğerleri, parag. 177).
Mahkeme, İrlandanın uluslararası özel hukuk kurallarına göre, sadece yurt dışında ikametgahı (domicile) bulunan kişilerin yabancı bir ülkede gerçekleştirdikleri boşanmaların, İrlandada tanındığını kaydeder. Uygulamada, bu kurallardan ayrılmış olunduğu kanıtlanamamıştır. Mahkemeye göre, bu kişilerin durumu ile birinci ve ikinci başvurucunun durumu, benzer durumlar değildir.
61. Buna göre, Sözleşmenin 14. maddesi anlamında bir ayrımcılık yoktur.
3. Sözleşmenin 9. maddesi
62. Birinci başvurucu ayrıca, ikinci başvurucuyla evlilikdışı bir ilişkiden başka bir şekilde yaşama imkanı bulunmamasının, kendisinin vicdanına aykırı olduğunu ve bu nedenle Sözleşmenin, "düşünce, vicdan ve din özgürlüğü"nü güvence altına alan 9. maddesinin ihlalinden ötürü mağdur olduğunu iddia etmiştir.
Başvurucu, Hükümetin itiraz ettiği ve Komisyonun da reddettiği bu iddiasına bir de, Sözleşmenin 9. maddesiyle bağlantılı bir şekilde 14. maddesine aykırı olarak, din ve vicdan bakımından ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddiasını eklemiştir.
63. Burada, Roy Johnstonun inançlarını açığa vurma özgürlüğünün söz konusu olmadığı açıktır. Başvurucunun şikayeti esas itibarıyla, İrlanda hukukunda boşanma imkanının bulunmamasından kaynaklanmaktadır; Mahkemeye göre, olağan anlamıyla ele alındığında Sözleşmenin 9. maddesi, bu konuyu kapsayacak kadar geniş değildir.
Buna göre bu madde ve dolayısıyla Sözleşmenin 14. maddesi, olayda uygulanamaz.
4. Sonuç
64. Bu nedenle Mahkeme, boşanamama ve yeniden evlenememe ile ilgili sorunların temelsiz olduğu sonucuna varmaktadır.
B. Boşanamama ve yeniden evlenememe konuları dışında kalan konular
65. Birinci ve ikinci başvurucular ayrıca, İrlanda hukukundaki statüleri nedeniyle, Sözleşmenin 8. maddesine aykırı biçimde aile yaşamlarına bir müdahalede bulunulduğunu veya saygı gösterilmediğini iddia etmişlerdir. Başvurucular, şu konuları örnek olarak göstermişlerdir:
(a) İrlanda Anayasasının 41. maddesi bakımından bir "aile" olarak tanınmamaları (bk. yukarıda parag. 18);
(b) karşılıklı nafaka (maintenance) yükümlülüklerinin ve miras (succession) haklarının bulunmaması (bk. yukarıda parag. 23);
(c) sermaye gelir vergisi (capital acquisition tax), damga vergisi (stamp duty) ve taşınmaz tescil vergisi (Land Registry fees) bakımından karşılaştıkları muameleler (bk. yukarıda parag. 24(b) ve (c));
(d) engelleyici kararların koruyucularının bulunmaması (bk. yukarıda parag. 24(a));
(e) 1976 tarihli Aile Konutunun Korunması Yasasının uygulanabilir olmaması (bk. yukarıda parag. 24(b));
(f) evli olan ve evli olmayan kişiler arasında sosyal güvenlik yasası bakımından farklılıklar bulunması (bk. yukarıda parag. 24(d)).
Hükümet bu iddialara karşı çıkmıştır. Komisyon ise, İrlanda hukukunda birinci ve ikinci başvuruculara aile statüsü verilmemesinin, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlaline yol açmadığını kabul etmiştir.
66. Mahkemeye göre, birinci ve ikinci başvurucuların aile yaşamlarına kamu makamları tarafından bir müdahale bulunmamaktadır. İrlanda, bu başvurucuların birlikte yaşamalarını engellemek (impede) ve ilişkilerini devam ettirmelerini önlemek (prevent) için her hangi bir şey yapmamıştır; aslında başvurucular, kendi durumlarını mümkün olan en iyi şekilde düzenlemek için adımlar atma imkanına sahip olmuşlardır (bk. yukarıda parag. 12). Buna göre, karar verilmesi gereken tek sorun, aile yaşamlarına etkili bir şekilde "saygı" göstermenin, durumlarını daha iyiye götürmek için İrlandaya pozitif bir yükümlülük yükleyip yüklemediğidir (bk. yukarıda parag. 55(c)).
67. Mahkeme, başvurucular tarafından dayanılan ve yukarıda 65. paragrafta sıralanan, İrlanda hukukunun çeşitli yönlerini tek tek incelemeyi gerekli görmemektedir. Bunlar, statülerle ilgili genel bir şikayeti desteklemek için ileri sürülen örneklerdir (bk. yukarıda parag. 48). Mahkeme akılda tutmakla birlikte, daha geniş olan bu mesele üzerinde yoğunlaşacaktır.
68. Aile yaşamını desteklemek için düşünülmüş bazı yasal hükümlerden, birinci ve ikinci başvurucuların yararlanamadıkları doğrudur. Ancak Komisyon gibi Mahkeme de, Sözleşmenin 8. maddesinden İrlandanın, evli olmayan çiftlere, evli çiftlerin statüsüne benzer bir statü kazandırma yükümlülüğü bulunduğu sonucunu çıkarmanın mümkün olmadığını düşünmektedir.
Başvurucular yaptıkları şikayetlerin, aslında sadece evlenmek isteyip de hukuken evlenemeyen çiftlerle ilgili olduğunu ve fakat kendi iradeleriyle evlilik dışında yaşamayı tercih eden çiftlerle ilgili olmadığını belirtmişlerdir. Başvurucuların iddiası bu şekilde sınırlandırılmış olsa bile, Mahkeme bu iddianın kabul edilemeyeceğini düşünmektedir. Şikayet edilen bir çok konu, Roy Johnstonun, Janice Williams-Johnstonla evlenebilmesine yol açacak olan evliliğini çözme imkanına kavuşamamasının sonuçlarıdır; ki bu durum, daha önce Mahkeme tarafından Sözleşmeyle bağdaşmaz görülmemiş olan bir durumdur. Diğer konularla ilgili olarak Sözleşmenin 8. maddesi, evli olmayan çiftler için özel bir rejim kurma yükümlülüğünü yükleyecek şekilde yorumlanamaz.
69. Buna göre bu başlık altında Sözleşmenin 8. maddesi ihlal edilmemiştir.
III. Üçüncü başvurucunun durumu
A. Sözleşmenin 8. maddesi
70. Başvurucular, üçüncü başvurucunun İrlanda hukukundaki durumu nedeniyle aile yaşamlarına, Sözleşmenin 8. maddesine aykırı bir müdahale veya saygısızlık bulunduğunu iddia etmişledir. Başvurucular, yukarıda 65. paragrafın (d) ve (e) paragraflarında belirttikleri noktalara ek olarak, aşağıdaki konuları örneklemiştir:
(a) üçüncü başvurucunun soybağı (paternal affiliation) konusundaki durumu (bk. yukarıda parag. 25 ve 26);
(b) birinci başvurucunun üçüncü başvurucuya, anneyle birlikte ortak velayeti (guardian) alamaması ve üçüncü başvurucuyla ilgili olarak anne-babalık hakları bulunmaması (bk. yukarıda parag. 27);
(c) üçüncü başvurucunun, anne ve babası daha sonra evlenmiş olsa bile, evlilikiçi çocuk statüsü kazanamaması (bk. yukarıda parag. 28);
(d) üçüncü başvurucunun, anne babası tarafından birlikte evlat edinilme imkanı bulunmaması (bk. yukarıda parag. 29);
(e) üçüncü başvurucunun, anne ve babasından miras hakları (bk. yukarıda parag. 31 ve 32);
(f) üçüncü başvurucunun, sermaye gelir vergisi bakımından gördüğü farklı muamele (bk. yukarıda parag. 33) ve anne babasının mali konulardaki işlemlerinin kendisine yansıması (bk. yukarıda parag. 24(b) ve (c)).
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmıştır. Komisyon ise, üçüncü başvurucunun İrlanda hukukundaki statüsüyle ilgili yasal rejimin, her üç başvurucunun da aile yaşamına saygı hakkını ihlal ettiği görüşünü açıklamıştır.
71. Roy Johnston ve Janice Williams-Johnston, kızlarını aileyle bütünleştirmek için bir çok adım atabilmişlerdir (bk. yukarıda parag. 12). Ancak yine de, aile yaşamına etkili olarak "saygı" gösterilmesinin, onun hukuki durumunu ileriye götürme şeklinde İrlandaya pozitif bir yükümlülük yükleyip yüklemediğine dair bir sorun ortaya çıkmaktadır (bk. yukarıda parag. 55(c).
72. Yukarıda 55. paragrafta hatırlatılan prensiplere ilave olarak, Mahkeme kararlarından alınan aşağıdaki bölümler de, bu davayla ilgilidir:
"... bir Devlet iç hukuk sisteminde, evli olmayan anne ile çocuğu arasındaki ilişki gibi belirli bazı aile bağlarına uygulanacak olan rejimi düzenlerken, bu kişilerin normal bir aile yaşamına sahip olmalarına yol açılmasına imkan verecek şekilde hareket etmelidir. Sözleşmenin 8. maddesinde yer aldığı şekliyle aile yaşamına saygı hakkı, Mahkemeye göre özellikle, çocuğun doğumundan itibaren aileyle bütünleşmesine imkan verecek yasal koruyucuların iç hukukta varolması gerektiğine işaret etmektedir. Bu bağlamda Devlet, bu amacı gerçekleştirmek için araçları seçebilir; ancak bunun gereğini yerine getirmeyen bir yasa, daha Sözleşmenin 8(2). fıkrası bakımından incelemeye geçilmeden, 1. fıkranın bu şartını ihlal eder. " (bk. yukarıda geçen, 13.06.1979 tarihli Marckx kararı, parag. 31)
"Devletin pozitif yükümlülüğün bulunup bulunmadığını tespit ederken, toplumun genel menfaatleri ile bireyin menfaatleri arasında kurulması gereken adil dengeye bakılmalıdır; aranan bu denge, Sözleşmenin bütününe içkindir. ... Bu denge kurulurken, Sözleşmenin 8. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen amaçlar, sadece 1. fıkrada korunan hakka "müdahalelere" göndermede bulunmasına, bir başka deyişle 1. fıkradan çıkan negatif yükümlülüklerle ilgili bulunmasına rağmen, yine de belirli bir öneme sahiptir." (bk. 17.10.1986 tarihli Rees kararı, parag. 37).
Hükümetin de vurguladığı gibi Marckx kararı, sadece anne ve çocuk arasındaki ilişkiyle ilgilidir. Ancak Mahkeme, bir çocuğun ailesiyle bütünleşmesi konusundaki görüşlerinin, eldeki davadaki gibi, uzun yıllar bir aile ilişkisi içinde kız çocuklarıyla birlikte yaşayan ve fakat birinin mevcut evliliğinin çözülememesi nedeniyle birbirleriyle evlenemeyen anne babayla ilgili olarak da, aynı şekilde uygulanabilir olduğunu düşünmektedir.
73. Mahkeme ayrıca bu bağlamda, üçüncü başvurucunun hukuki durumuyla ilgili genel şikayet (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte yukarıda parag. 67) üzerinde yoğunlaşacaktır. Mahkeme, yukarıda 70. paragrafta sıralanan İrlanda hukukunun çeşitli yönlerini akılda tutacak, fakat ayrı bir şekilde incelemeyecektir. Mahkeme her halükarda, bu sorunun bir çok yönünün birbiriyle bağlantılı olduğunu, bunlardan biriyle ilgili olarak yasada yapılacak değişikliğin, diğerleri üzerinde yansımaları olacağını kaydeder.
74. 15 Ekim 1975 tarihli Evlilik Dışında Doğan Çocukların Yasal Statüsü Hakkında Avrupa Sözleşmesinin Başlangıcında da belirtildiği gibi, "Avrupa Konseyi üyesi bir çok Devlette, evlilik dışında doğan çocukların yasal statüleri ile evlilik içinde doğan çocukların yasal statüleri arasında, birincilerin dezavantajına olan yasal veya sosyal farkı azaltmak suretiyle, evlilik dışı doğan çocukların yasal statülerini iyileştirmek için çabalar sarf edilmiş veya sarf edilmektedir". Dahası bu eğilim İrlandada, Parlamentonun önüne getirilmiş olan Çocukların Statüleri Hakkında Yasa Tasarısında kendini göstermiştir (bk. yukarıda parag. 36).
Mahkeme, davanın bu kısmını ele alırken, bu gelişmelerden etkilenmekten kaçınamaz. Mahkemenin yukarıda geçen Marckx kararında da belirtildiği gibi (bk. 13.06.1979 tarihli Marckx kararı, parag.45), yakın akrabalar arasındaki bağları da içerecek şekilde anlaşılan aile yaşamına "saygı" kavramı, Devlete bu bağların normal şartlarda gelişmesine imkan verecek tarzda hareket etme yükümlülüğü yüklediğini ima eder. Mahkemeye göre mevcut davada, birinci ve ikinci başvurucular ile kız çocukları arasında doğal aile bağlarını normal şartlarda geliştirme, bu çocuğun yasal ve sosyal olarak, evlilikiçi çocuğa benzer bir duruma sokulmasını gerektirir.
75. Üçüncü başvurucunun mevcut yasal durumu bir bütün olarak incelendiğinde, evlilikiçi bir çocuğun durumundan önemli ölçüde farklılaştığı görülür. Ayrıca, kendisinin veya anne ve babasının, bu farklılıkları ortadan kaldırmak veya azaltmak için her hangi bir vasıtaya sahip oldukları da gösterilememiştir. Mevcut davaya özgü şartlar göz önünde tutulduğunda, bu alanda İrlandanın yararlanabileceği geniş bir takdir alanı bulunmasına rağmen, üçüncü başvurucunun doğal aile bağlarını yansıtan uygun bir hukuki rejimin bulunmaması, onun aile yaşamına saygı gösterilmediği anlamına gelir.
Dahası, üçüncü başvurucu ile anne ve babası arasındaki ilişki o denli yakın ve içtendir ki, anne ve babadan her birinin aile yaşamına saygı da saygı gösterilmediği sonucuna varmak gerekir. Hükümetin görüşünün aksine, yapılan bu tespit, dolaylı yoldan da olsa, birinci başvurucuya boşanma ve yeniden evlenme hakkı tanındığı anlamına gelmez; bizzat İrlandanın, Anayasasındaki boşanma yasağını sürdürmekle birlikte, evlilikdışı çocukların yasal durumunu iyileştirmek için tasarı hazırlamış olması da, bunu gösterir.
76. Buna göre bu başlık altında, her üç başvurucu bakımından Sözleşmenin 8. maddesi ihlal edilmiştir.
77. Bu bağlamda İrlandanın hangi tedbirleri alması gerektiğini göstermek, Mahkemenin görevi değildir. Sözleşmenin 53. maddesindeki yükümlülüklerini yerine getirmek için iç hukukunda kullanacağı vasıtaları seçmek, ilgili Devlete düşer (bk. yukarıda geçen, 09.10.1979 tarihli Airey kararı, parag. 26 ve 13.06.1979 tarihli Marckx kararı, parag. 58). İrlanda, vasıtaları seçerken, toplumun genel menfaatleri ile bireyin menfaatleri arasında gerekli adil dengenin kurulmasını sağlamalıdır.
B. Sözleşmenin 14. maddesi
78. Üçüncü başvurucu, İrlanda hukukunda evlilikiçi çocuklar ile evlilikdışı çocuklar arasında, anne babalarının malvarlıkları üzerinde miras hakları bakımından bulunan ayrımlar nedeniyle, Sözleşmenin 8. maddesiyle bağlantılı bir biçimde ele alınan 14. maddesine aykırı olarak, ayrımcılık yasağının mağduru olduğunu iddia etmiştir.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmıştır.
79. Miras hakları, üçüncü başvurucunun yasal durumuyla ilgili genel şikayetin incelenmesi sırasında, İrlanda hukukunun çeşitli yönleri arasında yer aldığından (bk. yukarıda parag. 70-76), Komisyon gibi Mahkeme de, bu iddia konusunda ayrı bir karar vermeyi gerekli görmemektedir.
IV. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
80. Sözleşmenin 50. maddesi şöyledir:
"Mahkeme, Sözleşmeci Tarafların resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan tasarrufun tamamen ya da kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğu sonucuna varırsa, ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuku, bu karar veya tasarrufun sonuçlarını kısmen onarmaya imkan veriyorsa ve gerekli gördüğü zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödenmesine hükmedebilir."
Başvurucular bu maddeye göre, maddi ve manevi kayıpları ile hukuki giderleri için, adil karşılık istemişlerdir.
A. Maddi kayıplar
81. Birinci başvurucu, evli kişiler için mevcut vergi indirimden potansiyel kaybı ve bu konuyla ilgili muhasebeci ücretinden doğan maddi kayıpları nedeniyle, belirli bir miktarı tazminat olarak talep etmiştir; ikinci başvurucu, aile statüsünde bulunmamasına atfedilebilecek olan iş imkanın kısıtlanması nedeniyle 2,000 İrlanda Poundu istemiştir. Hükümet, bunları destekleyen hiçbir delil bulunmadığını savunmuştur.
82. Mahkeme, bu taleplerin reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır. Her iki talep de, Mahkemenin ihlal bulmadığı, boşanamama, yeniden evlenememe ve ikinci başvurucunun İrlanda hukukundaki statüsüyle ilgili konulardan kaynaklanmaktadır (bk. yukarıda parag. 49-64 ve 65-69).
B. Manevi kayıplar
83. Başvurucular, aile ilişkilerinin tanınmamasının ve evlenme imkanı bulunmamasının doğrudan bir sonucu olarak yaşadıkları duygusal gerilim ve kaygılar şeklinde uğradıkları manevi zararlar için 20,000 İrlanda Poundu tazminat istemişlerdir. Hükümet, bu başlık altında tazminata hükmetmenin gerekli olmadığını savunmuştur.
84. Başvurucular bu taleplerini desteklemek için, kendilerini etkileyen rahatsızlıkları ve kaygıları sıralamışlardır. Ancak Mahkeme, bu sorunların bir çoğunun, ya birinci ve ikinci başvurucunun evlenememelerinden veya kendilerinin İrlanda hukukundaki statülerinin diğer yönlerinden kaynaklandığını kaydetmektedir. Bu sorunlar, Sözleşmenin ihlaline yol açmamış oldukları için, Sözleşmenin 50. maddesine göre hükmedilecek bir adil karşılık için sebep de olamazlar.
Mahkemenin önündeki materyalden açıkça ortaya çıkmamakla birlikte, geriye kalan konular, üçüncü başvurucunun yasal durumuyla bağlantılı oldukları kadarıyla, kural olarak böyle bir hükmün konusunu oluşturabilirler. Buna rağmen Mahkeme, davanın özel şartları içinde, bu meseleyle ilgili bizzat ihlal tespitinin (bk. yukarıda parag. 70-76), yeterli bir adil karşılık oluşturduğunu düşünmektedir.
O halde başvurucuların talepleri kabul edilemez.
C. Hukuki ücretler ve giderler
85. Başvurucular, Komisyon ve Mahkeme önündeki yargılama için karşıladıkları ücretlerin ve masrafların geri ödenmesini istemişlerdir. Başvurucuların taleplerine ilişkin bazı ayrıntılar bulunmadığından, Mahkeme önündeki duruşmada, istenildiği takdirde bu konuda daha başka yazılı bilgiler sunabileceklerini söylemişlerdir. Hükümet, ücretler ilgili hesap ayrıntılarının başlangıçta verilmiş olması gerektiğini savunmakla yetinmiştir.
Yukarıda anlatılanlara rağmen, Mahkeme, Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanmasıyla ilgili sorunun karara hazır olduğunu düşünmektedir.
86. Başvurucular, Sözleşme organlarından adli yardım almışlardır. Ancak Mahkeme, başvurucuların adli yardıma ek olarak ücret ödediklerinden veya taleplerinin rakamlara dökülmüş kısmının Mahkemenin bu konudaki kriterlerine (bk. diğer bir çok karar arasında, 13.07.1983 tarihli Zimmermann ve Steiner kararı, parag. 36) uygunluğundan kuşkulanmak için bir sebep görmemektedir.
Bununla birlikte, Strasbourgtaki yargılama, üçüncü başvurucunun yasal durumu konusunda bir ihlal tespitiyle sonuçlanmış olmasına rağmen, başvurucuların geri kalan şikayetleri olumsuz sonuçlanmıştır. Bu şartlarda Mahkeme, ödenen ücretin tamamını (yaklaşık 20,000 İrlanda Poundu) karşılamanın uygun olmayacağını düşünmektedir (bk. 18.10.1982 tarihli Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, parag. 21). Sözleşmenin 50. maddesinin gerektirdiği gibi, hakkaniyet esasına göre takdirde bulunan Mahkeme, başvuruculara ücretler ve masrafları için 12,000 İrlanda Poundu ödenmesine hükmetmiştir. Alınacak katma değer vergisi, bu miktara eklenecektir.
Bu Gerekçelerle Mahkeme,
1. Oybirliğiyle, Hükümetin ilk itirazlarının reddine;
2. Bire karşı on altı oyla, İrlanda hukukunda boşanmayla ilgili hüküm bulunmaması ve bunun sonucu olarak birinci ve ikinci başvurucunun yeniden evlenememeleri nedeniyle, Sözleşmenin 8 veya 12. maddelerinin ihlal edilmediğine;
3. Bire karşı on altı oyla, bazı yabancı ülkelerdeki boşanmaların İrlanda hukukunda tanınıyor olması nedeniyle, birinci ve ikinci başvurucuların, Sözleşmenin 8. maddesiyle bağlantılı olarak ele alınan 14. maddesine aykırı bir şekilde ayrımcılık mağduru olmadıklarına;
4. Bire karşı on altı oyla, Sözleşmenin 9. maddesinin uygulanabilir olmadığına;
5. Oybirliğiyle, birinci ve ikinci başvuruların İrlanda hukukundaki statülerinin diğer yönleriyle ilgili şikayetler bakımından, Sözleşmenin 8. maddesinin uygulanabilir olmadığına;
6. Oybirliğiyle, üçüncü başvurucunun İrlanda hukukundaki yasal durumu nedeniyle, her üç başvurucu bakımından Sözleşmenin 8. maddesinin ihlaline;
7. Bire karşı on altı oyla, üçüncü başvurucunun İrlanda miras hukukunda yetersizlikler nedeniyle, Sözleşmenin 8. maddesiyle bağlantılı olarak ele alınan 14. maddesine aykırı olarak, bir ayrımcılık mağduru olduğu iddiasını incelemenin gerekli olmadığına;
8. Oybirliğiyle, İrlandanın üç başvurucuya birlikte, Komisyon ve Mahkeme önündeki yargılama sırasında ödedikleri hukuki ücretler ve masraflar için toplam 12,000 İrlanda Poundu ve istenebilecek katma değer vergisinin ödenmesine;
9. Oybirliğiyle, adil karşılıkla ilgili diğer taleplerin reddine
Karar Vermiştir.
SONKARARIN YERİNE GETİRİLMESİ
BAKANLAR KOMİTESİ: DH (88) 11; 21.06.1987
Hükümetin verdiği bilgiye göre: 14.12.1987 tarihli Çocukların Statüsü Yasası 14 Temmuz 1988 tarihinde tümüyle yürürlüğe girmiş olup, ister evlilik içinde isterse evlilik dışında doğmuş olsunlar, İrlanda hukukunda bütün çocuklar, haklar bakımından eşit duruma getirilmiştir. Bu durum ilk olarak, bir kimsenin anne ve babasının evli olup olmadığına bakılmaksızın onlarla ilişkisine karar verilmesi konusunda genel bir prensip konulmasıyla gerçekleştirilmiştir. İkinci olarak bu yasa, annesi babası evli olmayan çocuklar ile annesiyle babası evli olan çocukları velayet, nafaka ve mülkiyet hakları bakımından mümkün olduğu kadar aynı konuma getirerek, söz konusu prensibe etkililik kazandırmıştır.
Buna ek olarak 1988 tarihli Finans Kanununun 74. maddesi, 1987 tarihli Çocukların Statüsü Kanunundaki genel prensibi Devlet gelirleri hukukunda da uygulanmasını sağlanmıştır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy