(AİHS m. 6, 8, 13, 50)
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
A. Ardalan
8. 1951 doğumlu bir Britanya vatandaşı olup İngilterede yaşamakta olan başvurucu, Haziran 1973te evlenmiştir. Başvurucu ve eşinin üç çocuğu olmuştur. Bu dava sadece, çocukların en küçüğü olan 31 Ekim 1978 doğumlu S ile ilgilidir. Çiftin ailevi ve parasal yönden ciddi sıkıntıları bulunan bir geçmişi vardır.
9. S, 1 Mart 1979da, başvurucunun eşinin doğum sonrası depresyon ve alkolizm sıkıntısı yaşadığı bir dönemde, anne babası tarafından, yerel sosyal hizmetler kurumunun (local authority) gönüllü koruması (voluntary care) (bk. aşağıda parag. 35-37) altına yerleştirilmiştir. S, kısa bir süre için koruyucu aile (foster parents) yanında kalmış, başvurucunun isteği üzerine, 8 Martta evine döndürülmüş, ancak 21 Martta yeniden gönüllü koruma altına yerleştirilmiştir. S., 13 Nisanda sadece bir gün kendi evinde kaldıktan sonra, yeniden gönüllü korumaya döndürülmüş ve 18 Mayısa kadar koruyucu aile yanında kalmıştır. S, bir kez daha kısa bir süre anne babasının yanında geçirdikten sonra, 5 Haziranda, anne babasının ziyaret edebilmesi ve bazı hafta sonlarını kendi evinde geçirebilmesi şartıyla, gönüllü koruma altına döndürülmüş ve bu şeklide kalmıştır.
B. S üzerindeki velayet hakkı (parental rights) ile ilgili kararlar
10. Başvurucunun eşi, Kurumdaki sosyal hizmet uzmanlarına bildirdikten sonra, 14 Ağustos 1979da Syi eve almış, fakat hemen ardından fikrini değiştirmiş ve çocuğu koruyucu aileye geri vermiştir. Böyle bir durumun meydana gelebileceğini önceden düşünen Kurum, 16 Ağustosta, başvurucunun ve eşinin S üzerindeki velayet hakkını (parental rights) üstlenmeye dair kararlar vermiştir (bk. aşağıda parag. 38). Kurumun başvurucuya ve eşine, bu kararların alınmasının düşünüldüğünü bildirmediği anlaşılmaktadır; fakat Kurum, başvurucu ve eşiyle 7 Eylülde, aile içindeki güçlüklerini yenmeleri halinde, Snin Şubat 1980de kendilerine geri verileceği konusunda anlaşmıştır. Her halükarda başvurucu, kendisini etkileyen bu karar aleyhine başvuru hakkını (bk. aşağıda parag. 39) kullanmamıştır.
11. Kurum, başvurucunun eşinin alkolizminin kötüleşmesi nedeniyle tedavi için hastaneye yatırılmasının ertesi günü, 22 Kasım 1979da, ailenin içinde bulunduğu şartları değerlendirmiştir. Bu değerlendirmeden sonra, Snin rehabilitasyon ihtimalinin düşük olduğu, fakat yine de, yetkili sosyal hizmet uzmanlarının, Snin doğal ailesine geri verilmesinin Şubat 1980den daha öte bir tarihe ertelenmemesi gerektiğini belirtmeleri üzerine, yukarıda sözü edilen anlaşmanın sürdürülmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Ayrıca, o tarihte geri vermenin imkansız olduğu kanıtlanacak olursa, bir acil durum planı olarak, uzun süreli bir koruyucu aile bulunması ihtimalinin incelenmesi kararlaştırılmıştır.
12. S, 1979 yılbaşında dört günü, doğal anne babasıyla geçirmiştir. Başvurucu iki büyük çocuğuna bakmayı sürdürmüş, fakat Ocak 1980de yeniden işe başlamayacak olursa işten çıkarılma tehlikesi nedeniyle, bu çocukları geçici olarak gönüllü koruma altına yerleştirmiştir. Başvurucunun eşi hastaneden çıkacağı zaman, bu yerleştirmenin de sona ereceği düşünülmüştür.
Bir sosyal hizmet uzmanı, 22 Ocakta başvurucunun eşini hastanede ziyaret etmiş ve bayanın, çocukların eve dönmeleri halinde durumlarının ne olacağından kaygı duyduğunu bildirmiştir. Sosyal hizmet uzmanı, S bakımından bir seçeneğin, uzun süreli koruma altına yerleştirilmesi olabileceği konusunda bayanı uyarmıştır. Sosyal hizmet uzmanı 31 Ocakta, ailenin içinde bulunduğu güçlükler ve iki büyük çocuğun geleceği konusunda başvurucuyla da görüşmüş, fakat Snin doğal anne babasının yanına döndürülmeme ihtimalini görüşmemiştir.
13. Kurum, 14 Şubat 1980de, iki büyük çocuk üzerindeki velayet hakkını üstelenme kararı vermiştir. Başvurucuya göre, kendisi bu konuda bir itirazda bulunmamıştır; çünkü anne baba ile Kurumun koruma memurları arasında, bu çocukların bir süre sonra anne babaya geri verilecekleri konusunda anlaşılmıştır. Gerçekten de bu çocuklar 1 Ağustos 1980de geri dönmüşler ve bu tarihten itibaren evde kalmışlardır. Başvurucu ve eşi, bu anlaşmanın, Snin geri döndürülmesini de kapsadığı şekilde anladıklarını ileri sürmüşlerdir.
C. Snin evlatlık verilmek üzere yerleştirilmesi (placement for adoption) ve anne babanın çocuk ile görüştürülmemesi (termination of parents access)
14. Yerel Ombudsmanın raporuna göre (bk. aşağıda parag. 22), Sden ve başvurucunun ailesinin diğer üyelerinden sorumlu sosyal hizmet uzmanları, Ocak veya Şubat 1980de, durumu sürekli bir biçimde inceledikten sonra, başvurucunun eşinin alkolizmi ve evliliğin fiilen bozulması nedeniyle, Snin doğal anne babasına geri verilmesinin bir işe yaramayacağı sonucuna varmışlardır. Kurumun Sosyal Hizmetler Bölümünden kişi veya kişiler tarafından, kayda geçmeyen bir tarihte, Snin eve döndürülmemesi, fakat evlatlık verilmek (adoption) üzere uzun bir süre için koruyucu aile yanına yerleştirilmesi ve doğal anne babanın kendisiyle görüşmesinin kısıtlanması gerektiğine karar verilmiştir. Kurumda bu konuda karar verildiğine dair o tarihte resmi bir şekilde tutulmuş bir tutanak bulunmamaktadır; sosyal hizmet uzmanlarının bu şekilde bir yerleştirme ihtimalinden, iki büyük çocukla ilgili kararları bildirmek üzere 31 Ocakta görüştükleri başvurucuya veya 14 Şubatta ziyaret ettikleri başvurucunun eşine söz etmedikleri anlaşılmaktadır. Yerel Ombudsmanın raporundan, anne babanın daha önce bazı vesilelerle, Snin uzun süreli koruma altına yerleştirilebileceği ihtimali hakkında uyarıldıkları anlaşılmakta ise de, Ombudsman, S. konusundaki gelişmelerin anne babaya yeterince açıklandığına ve Snin geri verilmemesi kararı alınmadan önce anne babayla geri gibi görüşüldüğüne ikna olmamıştır.
Her halükarda bu karar, başvurucuya 20 Mart, eşine de 26 Mart tarihlerinde, görevli sosyal hizmet uzmanları tarafından sözlü olarak bildirilmiştir. Yerel Ombudsmanın raporuna göre, bu olayla görevli sosyal hizmet uzmanı, bir süredir "tamamıyla" diğer iki büyük çocuk üzerinde "yoğunlaşmış" olan anne babanın, Snin geleceği hakkında kendilerine söylenenleri açık bir şekilde anlamış olduklarından emin değildir.
15. 31 Mart 1980de, Kurumun Evlat Edindirme ve Koruyuculuk (Adoption and Foster Care) Komitesi, başvurucu veya eşiyle bir kez daha görüşülmeden, Syi uzun süreli olarak koruyucu aileye verme ve doğal anne babanın çocuk ile kişisel ilişkisini kısıtlama önerisini incelemiş ve onaylamıştır. Görevli sosyal hizmet uzmanları Komiteye, bu toplantı sırasında hazır bulunmayan ve toplantıdan haberi bile olmayan başvurucu ve eşinin, bu öneriyi kabul etmediklerini söylemişlerdir. Komite tutanaklarına göre: "Anne baba ile çocuk arasında görüşme (contact) yaptırılmayacak olursa, özellikle annenin dünyanın her yerinde Syi arayacağı (search to the ends of the earth) söylenmiştir. Ancak bu görüşme, kontrol altında ve koruyucu aile evinin dışında gerçekleştirilmelidir."
Yerel Ombudsmanın araştırması sırasında bilgi veren Kuruma göre bu tutanak, Snin kimin yanına yerleştirildiğinin başvurucuya ve eşine söylenmek istenmediğini göstermektedir. Her halükarda bu tutanakta, anne babanın çocuk ile görüşmelerinin, hem yer ve hem de zaman olarak kısıtlanmasına ve fakat kesilmemesine dair bir karar yer almaktadır.
16. Olayla görevli kıdemli bir sosyal hizmet uzmanı, 22 Nisan 1980de, Snin yeni bir koruyucu ailenin yanına yerleştirilmekte olduğunu söylemek için başvurucuyu ve eşini ziyaret etmiştir. Bu görüşmeyle ilgili tutanağa göre bu uzman, koruyucu ailenin nerede oturduğunu kendilerine açıklayabilecek durumda olmadığını belirtmiştir. Ayrıca, Sosyal Hizmetler Bölge Sorumlusu, anne babanın S ile görüşmesinin, onun yeni koruyucu ailesiyle iyi ilişkiler geliştirme fırsatını tehlikeye sokacağını düşündüğü için, başvurucu ve eşinin Syi ziyaret etmelerine izin verilmemesi kararı alındığı anlaşılmaktadır. Yukarıda alıntı yapılan Evlat Edindirme ve Koruyuculuk Komitesinin müzakere tutanağından, nasıl olup da görüştürmeme kararına varıldığı ortaya konamamıştır. Hükümete göre başvurucu, Mayısta bu karardan haberdar edilmiştir.
17. S, 9 Mayıs 1980de, evlatlık verilmek üzere, uzun süreli koruma için koruyucu ailenin yanına götürülmüştür.
D. Velayet hakkının kaldırılması kararları; vesayet (wardship) davası
18. Başvurucunun eşinin alkolizmi, anlaşıldığı kadarıyla, Mayıs 1980den bir süre sonra, hırsızlık suçundan ceza almasının da etkisiyle, gözle görülür bir iyileşme göstermiştir. Çift ayrıca, evlilikle ilgili problemlerini de çözmüştür. Başvurucu ve eşi, çocukları S ile görüşme arzularını sürdürmüşler, Sosyal Hizmetler Müdürlüğünün bu talebi reddetmesine karşı çıkmışlardır. Her nasılsa, Temmuz 1980de başvurucu ve eşinin, Sosyal Hizmetler Müdürlüğü binasında S ile görüşmeleri ayarlanmıştır. Başvurucu ve eşi Eylül ayında, Kurumun bu tutumuna itiraz etmek üzere avukatlara danışmışlar ve S üzerindeki velayet hakkının kaldırması konusunda kararları aleyhine çocuk mahkemesine başvurmak üzere adli yardım almışlardır (bk. aşağıda parag. 40). Bu konudaki dava 4 Kasımda açılmıştır. 11 Aralık için verilen duruşma günü, Kurumun talebi üzerine 8 Ocak 1981e ertelenmiştir. Çocuk Mahkemesi 16 Ocakta, velayet hakkıyla ilgili her iki kararın da "derhal kaldırılması" ve Snin başvurucuya ve eşine geri verilmesine karar vermiştir.
19. Aynı gün Kurum, çocuk mahkemesinin kararına karşı Divisional Courta itirazda bulunmuş ve ayrıca Sye vasi tayin edilmesi için High Courtun İl Yazı İşleri Müdürlüğüne dava dilekçesi vermiştir (bk. aşağıda parag. 42-44).
Bundan sonra, Kurumun bu davalardan hangisini izleyeceği konusunda bir belirsizlik yaşanmıştır. Kurum, vesayet davasının düşmesini (bk. aşağıda parag. 44) önlemenin son günü olan 5 Şubat 1981de, vesayet davasına 3 Marta duruşma günü almıştır. O gün Kurum, High Courttan ara kararlar (directions) vermesini talep edince, başvurucunun avukatı, aynı konuda ikinci bir dava (duplication of the jurisdiction) bulunduğu gerekçesiyle, vesayet davasının görülmesine itiraz etmiştir; bu sorun, bir ön mesele olarak bir High Court yargıcına gönderilmiştir. Bu yargıç, Divisional Court önündeki itirazını geri almayı taahhüt eden Kuruma, vesayet davasına devam etme izni vermiş ve bu davanın mümkün olan en yakın tarihte görülmesine karar vermiştir; fakat duruşmanın uzun sürmesi beklendiği için, daha erken bir tarih de müsait olmadığından, Haziranın ilk haftasına gün verilmiştir.
20. Davanın duruşması 15-18 ve 22 Haziran 1981 tarihlerinde yapılmıştır. High Court, bağımsız bir koruma görevlisinden alınan 9 Haziran tarihli bir rapor dahil, Snin esenliği (well-being) ve başvurucunun durumuyla ilgili sunulan delilleri değerlendirdikten sonra, vesayetin sürdürülmesine ve Snin Mayıs 1980de yanına yerleştirildiği koruyucu ailede (bk. yukarıda parag. 17) kalmasına karar vermiştir. Bu mahkemeye göre, Snin doğal anne babasıyla son görüşmesinin (25 Temmuz 1980) üzerinden uzun bir zaman geçtiği için, durumda değişiklik yapılmasını haklı gösterecek pratik bir alternatif artık bulunmamaktadır. Bu mahkeme ayrıca, başvurucu ve eşine çocukla kişisel ilişki kurma hakkının geri verilmesinin, onları sadece Syi eve döndürme teşebbüsünde bulunmaya yüreklendireceğini kaydederek, böyle bir şey çocuğun menfaatine olmayacağından, çocuk ile kişisel ilişki kurmamaları gerektiğine karar vermiştir. Ancak bu kararı verirken, yargıç şöyle demiştir:
"Bu vesayet davasının, Çocuk Mahkemesinin kararından hemen sonra veya bir kaç hafta içinde görülmemiş olmasının çok talihsiz bir durum olduğunu söyleyebilirim. Görülmemiş olmasında her hangi bir sebep göremiyorum ... Ancak duruşma yapılmamış ve anne baba ile Mahkeme, Snin koruyucu ailesiyle çok daha yakınlaştığı dört aylık sürenin geçmiş olması durumuyla karşılaşmışlardır."
"1948 tarihli Çocuklar Hakkındaki Yasanın 2. maddesindeki, çocuğun statüsünü değiştirme ve anne babasını çocuğun hayatından çıkarma yetkilerini kullanmaktan memnun değilim; yerel makamın, anne babayı dinlemeden veya karar veren organ önünde kendilerini temsil ettirme fırsatı tanınmadan bir karara ulaşmış olmasından da memnun değilim ..."
Yargıç ayrıca, anne babanın sosyal hizmetler kurumundan "yoğun yardım" almış olması üzerinde de durmuştur.
21. Başvurucunun Üst Mahkemeye (Court of Appeal) yaptığı üst başvuru, 6 Ekim 1981de reddedilmiştir. Üst Mahkeme, davayı "trajik" olarak nitelendirerek, doğal anne babaya sempatisini ifade etmiş, fakat kendi görevinin, "başından sonuna, çocuğu koruyucu ailenin yanında bırakmanın mı, yoksa doğal anne babasının yanına döndürmenin mi çocuğun yüksek menfaatine olacağı meselesi" üzerinde bir karara varmak olduğunu vurgulamıştır. Üst Mahkeme, "hem annenin ve hem de babanın bu korkunç durumdan kendilerini kurtarmak için gösterdikleri çaba nedeniyle takdiri hak ettiklerini" ve büyük çocuklarla uğraşırken "önemli ölçüde başarılı olduklarını" kabul etmesine rağmen, Snin durumunun, hemen tüm bir yaşamını başka kişilerin bakımı altında geçirmiş olması nedeniyle, "farklı bir problem" oluşturduğu sonucuna varmıştır.
E. Yerel Ombudsman
22. Başvurucu bu konuyu Yerel Ombudsmanın önüne götürmüştür. Yerel Ombudsmanın görevi, bir yerel makamın idari görevlerini yerine getirirken yaptığı bir işlemle bağlantılı olarak, kötü idare (maladministration) nedeniyle haksızlığa uğradığını iddia eden bir kimsenin şikayetlerini soruşturmaktır.
Yerel Ombudsman, 28 Şubat 1983 tarihli raporunda, özellikle "sert kararlar verilmeden önce, anne babaya bu tablo içinde yer verilmemesi"nin, başvurucu tarafından eleştirildiğini belirterek, başvurucunun, Kurumun S ile ilgili kararları verme usulünde kötü idare bulunduğu iddiasını haklı görmüştür.
F. Sonraki gelişmeler
23. Snin Mayıs 1980 tarihinden bu yana yanlarında bulunduğu koruyucu aileye, çocuğu evlat edinmek (bk. aşağıda parag. 53) üzere başvurmaları için, 23 Mart 1982de izin verilmiştir. High Court, başvurucunun rızasını almaktan vazgeçme kararı (bk. aşağıda parag. 52) vererek, 5 Ekim 1984te çocuğun evlatlık verilmesine karar vermiştir.
II. Konuyla ilgili mevzuat ve uygulama
A. Çocukların koruması (child care)
1. Giriş
24. İngiliz ve Galler hukukunda, çocukların esenliği (welfare) için, bir kaç değişik ve kısmen birlikte uygulanan usuller bulunmaktadır. Bunlardan en eskisi, High Courtun vesayet yetkisi (wardship jurisdiction) olmakla birlikte, bu yetki uygulamadan kaldırılmadan, risk altında bulunan bir çocuğun yerel kurumun (local authority) koruması altına alınmasını sağlayan çeşitli yasa hükümleriyle beraber, yıllar boyunca bir arada varlığını sürdürmüştür.
Terimler bütünüyle açık olmamakla birlikte, bu konudaki mevzuat, genellikle iki kategoriye ayrılmaktadır. Birincisi, yerel bir kurumun, mahkeme kararı alarak, bir çocuğu kendi koruması altına sokması usulü getiren, "zorunlu koruma" (compulsory care) öngörmektedir; ikincisi, bir mahkemeye başvurma gereği duymaksızın, başlangıçta acil bir durumu karşılamak için düşünülmüş bir usul olan "gönüllü koruma" (voluntary care) ile ilgilidir. İngiltere ve Gallerde, her hangi bir zamanda, yaklaşık 86,000 çocuk kamunun koruması altındadır; bunlardan 70,000i anne babaları veya bir akrabalarıyla birlikte yaşamayan çocuklardır.
Bu konudaki mevzuat hükümlerinde bir çok değişlik yapılmış ve bu hükümlerin çoğu, büyük bir bölümü 1 Nisan 1981de yürürlüğe giren ve bir toplulaştırma tedbiri olan 1980 tarihli Çocukların Korunması Hakkında Yasa tarafından kaldırılmış veya yeniden konulmuştur. Mevcut davanın geçtiği dönemde yürürlükte bulunan mevzuatın aşağıdaki özetinde, önce orijinal yasa hükümleri, daha sonra da köşeli parantez içinde söz konusu dönemde yürürlükte bulunan 1980 tarihli Yasanın buna karşılık gelen hükümleri zikredilmiştir.
Aşağıdaki özet, yani zorunlu koruma, gönüllü koruma ve vesayet olmak üzere, yukarıda sözü edilen üç usul hakkında genel bir bilgi vermektedir; fakat mevcut dava, gönüllü koruma mekanizması ve High Courtun yetkili olduğu vesayet davasıyla doğrudan ilgilidir.
2. Zorunlu koruma (compulsory care)
25. Zorunlu korumayla ilgili başlıca yasa, 1975 tarihli Çocuklar Hakkında Yasayla değiştirilen ve sonra bazı hükümleri 1980 tarihli Yasayla yeniden konan 1969 tarihli Çocuklar ve Gençler Hakkında Yasadır. Bu Yasa, bir yerel kuruma, geçici bir tedbir olarak "güvenli bir yere yerleştirme kararı verme" ile uzun dönemli tedbirler olmak üzere, birbirinden farklı çeşitli kararlar verme imkanı tanımaktadır.
(a) Güvenli bir yere yerleştirme kararı (place of safety order)
26. 1969 tarihli Yasanın 28(1). maddesine göre, yerel kurum dahil her hangi bir kimse, bir çocuğu güvenli bir yere yerleştirmek ve onu yanında tutmak (detain) için izin almak üzere, bir sulh yargıcına (justice of the peace) başvurabilir. Yargıcın, başka şeylerin yanında, çocuğun gereği gibi gelişmesinin engellendiğine veya ihmal edildiğine veyahut sağlığının zarar gördüğüne veya ihmal edildiğine veyahut kötü muamele gördüğüne veyahut manevi bir tehlikeye maruz bırakıldığına dair, başvuran kişinin inanması için makul sebepler bulunduğuna kanaat getirmesi gerekir.
Bu şekilde verilen "güvenli bir yere yerleştirme kararı" azami 28 gün sürer, uzatılamaz. Çocuğu yanında tutan kişi, mümkün olan en kısa süre içinde, çocuğun anne babasını bu tutma olayı ve sebepleri hakkında bilgilendirmek için, mümkün olan her şeyi yapar.
Yerel kurum, 28 günlük dönemden sonra da çocuğu koruyucu çevre içinde tutmaya devam etmek istiyorsa, ya çocuğa vasi (a ward of court) tayin edilmeli (bk. aşağıda parag. 42-44) veya 1969 tarihli Yasanın 1. maddesi gereğince koruma davası (care proceedings) açmalı (bk. aşağıda parag. 27-29) veya Yasanın 28(6). fıkrasına göre bir tedbir kararı vermesi için, bir yargıca veya bir magistrate mahkemesine başvurmalıdır (bk. aşağıda parag. 32); bu son türden bir başvuru reddedilecek olursa, çocuğun hemen bırakılmasına "karar verilebilir".
(b) Uzun süreli tedbirler
(i) Koruma davası (care proceedings)
27. 1969 tarihli Yasanın 1. maddesi ve 2(2). fıkrası gereğince, bir çocuğun korunmasına ve kontrolüne veya gözetimine karar verilmesi için makul sebepler bulunduğuna inanan bir yerel kurum, belirli istisnalar dışında, bir koruma davası açarak, çocuğu bir çocuk mahkemesi önüne çıkarmakla görevlidir.
28. Yerel kurum tarafından açılan bir koruma davasında davanın tarafları, yerel kurum ile çocuğun kendisidir; çocuğun anne babası değildir. Çocuk, mali durumuna göre, adli yardım alabilir; davayı kendisi namına, anne babasının doğrudan veya bir avukat vasıtasıyla yürütmesini isteyebilir. Eğer çocuk yeterli ayırt etme gücüne (sufficient competence) sahip ise, anne babasından ayrı olarak temsil edilmeyi isteyebilir.
Çocuğu namına hareket etmekte olmayan bir doğal anne veya baba, duruşmaya davet edilme ve duruşmada hazır bulunma, yerel kurumun iddialarına karşı delil gösterme veya tanık dinletme hakkına sahiptir. Usul gereği mahkeme ayrıca, bu durumdaki anne babaya, yerel kurum lehine olan tanıkları sorgulama ve ayrı bir şekilde hukuken temsil edilme imkanı verir.
29. Çocuğun önüne çıkarıldığı mahkeme, 1969 tarihli Yasanın 1. maddesinde belirtilen sebeplerden birinin mevcut olduğuna ve çocuğun, karar verilmediği taktirde göremeyeceği koruma ve kontrole ihtiyacı bulunduğuna kanaat getirirse, başka şeylerin yanında, gözetim (supervision) kararı, bir koruma (care) kararı veya bir tedbir (interim) kararı verebilir. Belirtilen sebepler arasında, güvenli bir yere yerleştirme kararının verilebileceği sebepler (bk. yukarıda parag. 26) de yer alır.
(ii) İlgili kararlar
30. Gözetim kararı, çocuğu yerel kurumun yapılandırılmış gözetimi altına yerleştiren bir karardır; çocuk bu karara tabi olarak, anne babasıyla birlikte yaşamaya devam edebilir.
31. Koruma kararı, çocuğu yerel kurumun koruması altına alan bir karardır. Yerel kurum, çocuk üzerinde anne babasının veya vasisinin, koruma kararından bağımsız olarak sahip olduğu bütün yetkilere ve görevlere sahiptir (1969 tarihli Yasa, md 24 (1980 tarihli Yasa, md 10(2))); ancak yerel kurum, bu karar verilmeseydi çocuğun büyütüleceği dini inançtan başka bir dini inançla büyütülmesine sebep olmaz ve çocuğun evlatlık verilmesi konusunda anlaşamaz.
32. Tedbir kararı, 28 günü aşmayan, belirli bir süreyle sınırlı bir koruma kararıdır; başvuru üzerine uzatılabilir (1969 tarihli Yasa, md. 22). Tedbir kararı, koruma davasını görmekte olan çocuk mahkemesinin, belirlenmiş diğer kararlardan hangisinin verilmesi gerektiğine karar verebilecek durumda olmaması halinde (md. 2(10)) veya, alternatif olarak, güvenli yere yerleştirme kararının (bk. yukarıda parag. 26) geçerli olduğu sırasında verilebilecek olan bir karardır. Yerel kurumun tedbir kararıyla sahip olduğu yetki ve görevler, tam koruma kararındaki (bk. aşağıda parag. 31) yetki ve görevleriyle aynıdır.
(c) Tam koruma kararlarının sona ermesi (termination), değiştirilmesi (variation) ve kaldırılması (discharge)
33. Tam koruma tedbiri, normal olarak, buna tabi tutulan çocuk 18 yaşına geldiğinde sona erer (1969 tarihli Yasa, md. 20(3)(b)).
Ayrıca, bu Yasanın 21(2) ve 70(2). fıkralarına göre bir çocuk mahkemesi, çocuğun kendisinin veya anne babasının çocuk namına (kendi namlarına değil) yaptıkları başvuru üzerine, kaldırılmasını uygun gördüğü takdirde koruma kararını kaldırabilir ve kaldırırken de, çocuk üzerinde gözetim kararı verebilir. Bu tür başvurular, her üç ayda bir veya çocuk mahkemesinin izniyle daha sık yapılabilir (md. 21(3)). Koruma kararının kaldırılıp kaldırılmaması kararı verilirken dikkate alınacak başlıca nokta, çocuğun menfaatleridir.
(d) Koruma kararlarıyla ilgili üst başvurular
34. 1969 tarihli Yasanın 2(12) ve 21(4). fıkralarına göre, hakkında koruma kararı verilmiş olan çocuk veya çocuğun namına anne babası (kendi namlarına değil), bir koruma kararı aleyhine, bir koruma kararının kaldırılması için yapılan başvurunun reddi kararı aleyhine veya kaldırma üzerine verilen gözetim kararı aleyhine, Crown Courta başvurabilir. Crown Court bu kararı, davayı yeniden görmek (re-hearing the case) suretiyle denetler. Crown Court kararına karşı, izin almak şartıyla, itiraz noktaları belirtilmek suretiyle High Courta üst başvuruda bulunulabilir; bundan sonra Court of Appeala, nadir durumlarda da House of Lordsa üst başvuruda bulunmak mümkündür.
Yerel kurumun, hukuki bir noktadan High Courta başvurma dışında, çocuk mahkemesinin verdiği koruma kararına karşı genel bir üst başvuruda bulunma yetkisi yoktur.
3. Gönüllü koruma (voluntary care)
35. Gönüllü korumayla ilgili başlıca yasa, 1975 tarihli Çocuklar Hakkında Yasayla değiştirilen ve sonra yerine 1980 tarihli Yasanın geçtiği 1948 tarihli Çocuklar Hakkında Yasadır. Bu mevzuat gerçekten de, bir anne veya babanın kendi çocuğunu bir yerel kurumun koruması altına yerleştirmesine imkan vermektedir. Yerel kurum başlangıçta, çocukla ilgili özel bir statü kazanmaz, fakat daha sonra farklı bir durum ortaya çıkabilir.
(a) Bir çocuğu koruma altına almayı kabul
36. 1948 tarihli Yasanın 1. maddesi (1980 tarihli Yasa, md. 2) yerel kuruma, 17 yaşın altında olup, başka şeylerin yanında, anne babasında veya vasisinde, bir süreden beri veya sürekli olarak hastalık, yetersizlik (incapacity) veya çocuğu gereği gibi barındırmayı, bakmayı ve büyütmeyi engelleyen başka bir sebebin bulunması ve çocuğun esenliği için yerel kurumun müdahalesinin gerekli olması halinde, çocuğu kendi koruması altına alma görevi vermektedir. Yerel kurum, Yasada aksi öngörülmedikçe, çocuğun esenliğinin gerektirdiği sürece ve 18 yaşına varıncaya kadar, çocuğu kendi koruması altında tutmak zorunda olmakla birlikte, çocuğun esenliğiyle uyumlu göründüğü taktirde, yeniden anne babanın korumasını sağlamak için çaba sarf etmekle görevlidir.
37. 1948 tarihli Yasanın 1. maddesi (1980 tarihli Yasa, md. 2), bir anne veya babanın veya vasinin çocuğun korunmasını üstlenmek istemesi halinde, yerel kuruma çocuğu kendi koruması altında tutma yetkisi vermediğini belirtmektedir. Ancak çocuk, son altı ay boyunca yerel kurumun koruması altında kalmış ise, bir kimse bu amacını 28 günlük uyarıyla göstermedikçe veya kurumun rızasını almadıkça, çocuğu kurumun elinden alamaz (md. 1(3A) (13(2))).
(b) Velayet hakkıyla ilgili kararlar (parental rights resolution)
38. 1948 tarihli Yasanın 1. maddesine (1980 tarihli Yasa md. 2) göre bir yerel kurum, kendisinin koruması altında olan bir çocuk üzerindeki velayet hakkı ve ödevini, başka şeylerin yanında, çocuğun anne veya babasını, özellikle alışkanlıkları veya yaşama tarzı veya makul bir sebep bulunmadığı halde bir anne babanın yerine getirmesi gereken yükümlülüğü sürekli olarak yerine getirmemesi nedeniyle, çocuğun korunması için uygun görmemesi halinde, kendi üzerine almaya karar verebilir. Bu şekilde, evlilikiçi çocuğun kendisi ve malları bakımından kanunla anne ve babaya tanınmış olan hakların tamamı, "kişisel ilişki hakkı" dahil, kuruma geçer; fakat, evlatlık vermek üzere anlaşma yapma veya anlaşmayı reddetme hakkı veya bununla ilgili bazı kararlar hariçtir (1948 tarihli Yasa, md. 2(11) (1980 tarihli Yasa, md. 3(10)) ve 1975 tarihli Çocuklar Hakkında Yasa, md. 85(1)).
Yerel kurum, velayet hakkı üzerinde karar almadan önce, velayet hakkının üstlenilmesinin yararları konusunda Sosyal Hizmetler Bölümü tarafından hazırlanmış olup, kurumun takdir yetkisini gereği gibi kullanabilmesi için gerekli bütün materyalleri içeren bir raporu incelemek zorundadır. Kurum bu konuda karar verirken, en başta çocuğun menfaatlerini göz önünde tutmak ve bu öneri üzerinde anne babanın görüşlerini dikkate almak durumumdadır.
(c) Velayet hakkıyla ilgili kararlara karşı itirazlar
39. Eğer anne baba, velayet hakkıyla ilgili karara henüz yazılı olarak rıza göstermemişlerse ve nerede oldukları biliniyorsa, bu konudaki itirazlarını bir ay içinde karşı tebligatla bildirme hakları bulunduğunu belirten bir yazı kendilerine tebliğ edilir (1948 tarihli Yasa md. (2(2) ve (3) (1980 tarihli Yasa, md. 3(2) ve (3))). Bu konuda itiraz edilecek olursa, karşı tebligatın yapılmasından itibaren 14 gün sonra, söz konusu karar düşer (md. 2(4) (3(4))). Ancak bu süre içinde yerel kurum, çocuk mahkemesine bir "şikayet"te bulunabilir; bu durumda karar, şikayet hakkında bir karar verilinceye kadar düşmez; şikayeti dinleyen mahkeme, velayetle ilgili kararın verildiği tarihteki sebepleri ikna edici bulursa ve bu sebepler duruşma tarihinde de devam ediyorsa ve kararın devamında çocuğun menfaati varsa, kararın düşmemesine karar verebilir (md. 2(5) (3(5) ve (6)).
(d) Velayet hakkıyla ilgili kararların sona ermesi veya kaldırılması
40. Velayet hakkıyla ilgili bir karar, daha önce yerel kurum tarafından iptal edilmemiş ise veya bir çocuk mahkemesi tarafından sona erdirilmemiş ise, çocuğun 18 yaşına gelmesine kadar yürürlükte kalır (1948 tarihli Yasa md. 4 (1980 tarihli Yasa md. 5))
İlgili anne baba, velayet hakkıyla ilgili karara başlangıçta itiraz etmemiş olsa bile, bu kararın kaldırılması için bir çocuk mahkemesine başvurabilir. Çocuk mahkemesi, böyle bir karar vermek için sebep bulunmadığına ve çocuğun menfaatleri bakımından sona erdirilmesi gerektiğine kanaat getirirse, bu başvuruyu kabul eder (md. 4(3)(b) (5(4)(b))). Ancak velayetle ilgili karanın ilk veriliş temeli aleyhine bir başvuru, ancak kararın verilmesinden sonraki altı ay içinde yapılmışsa, esastan incelenebilir (1980 tarihli Magistrates Mahkemeleri Yasası, md. 127).
(e) Velayet hakkı kararlarıyla ilgili üst başvurular
41. 1948 tarihli Yasanın 4A bendine (1980 tarihli Yasa md. 6) göre, bir anne baba veya yerel kurum tarafından, bir velayet hakkı kararını onaylayan (md. 2(5) (3(6))) veya kaldıran (md. 4(3)(b) (5(4)(b))) bir çocuk mahkemesi kararına karşı veya çocuk mahkemesinin görevsizlik kararına karşı, High Courtun Aile Mahkemesi Bölümüne üst başvuruda bulunulabilir. Buradan verilen kararlara karşı da Court of Appeala ve izin alınmak suretiyle House of Lordsa başvuru yapılabilir.
4. Vesayet (wardship)
42. High Courtun Aile Mahkemesi Bölümü, çocuğu vesayet altına alma konusunda, yasa hükümlerinden bağımsız olarak, parens patriae sıfatıyla hareket eden Kraliyetin üstünlük yetkisinden kaynaklanan, içkin bir yetkiye sahiptir.
43. Vesayet, geniş anlamda çocuğun gözetiminin (custody), mahkemenin üzerine geçmesi sonucunu doğurur; mahkeme, çocuğun esenliğinin her yönüyle ilgili sorumluluğu üstlenir ve her konuda, özellikle çocuğun korunması ve kontrolü ile çocukla kişisel ilişki kurma (access to the child) ve çocuğun eğitimi, dini ve mülkiyeti gibi konularda kararlar verebilir. Mahkeme bu konuda kararlar verirken, çocuğun menfaatlerini "ilk ve en önde gelen esas" olarak almak zorundadır (1971 tarihli Küçüklerin Vesayeti Hakkında Yasa, md. 1). Vesayet, bir mahkeme kararıyla daha erken bir tarihte sona erdirilmedikçe, çocuk ergin oluncaya kadar devam eder.
Vesayet altındaki kişinin (ward), anne babasının koruması altında olmasını veya olmayı sürdürmesini pratik açıdan imkansız ve istenmez hale getiren istisnai şartlar varsa, mahkeme çocuğu yerel kurumun koruması altına yerleştiren bir karar verir (1969 tarihli Aile Reformu Yasası, md. 7(2)); ancak mahkemenin talimatlar verme yetkisi saklıdır (Evlenme Sebepleri Hakkında Yasa, md. 43(5)(a)). Bu gibi durumlarda çocuğun gözetimi mahkemede kalır; vesayet altındaki kişinin geleceği hakkında önemli kararları verme yetkisi yerel kurumun değil, mahkemenindir; mahkemenin, başka şeylerin yanında, çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair kararlar verme yetkisi devam eder.
44. Vesayet davası, çocuğun esenliğinde menfaati bulunduğunu gösteren her hangi bir kimse tarafından açılabilir. Vesayet kararı almak için başvuru, dava dilekçesiyle (originating summons) yapılır. Dava dilekçesinin verilmesinden hemen sonra, çocuk vesayet altına girer; fakat 21 günlük süre içinde duruşma günü tayin edilmezse, vesayet otomatik olarak sona erer. Bu gün tayini normal olarak, yazı işleri müdürünün, çocuk ile kişisel ilişki kurma veya davaya katılmalarında menfaatleri bulunan kişilerin katılmalarına karar verme gibi konularda, yargıca itiraz edilmesi mümkün kararlar vermesinden önce yapılır.
Yargıç, vesayet davasına yapılan itirazları ve ayrıca, mevcut bir vesayet kararının değiştirilmesi veya kaldırılması veya çocukla kişisel ilişki kurulması veya çocuğun eğitimi gibi konularda, her hangi bir tarafça her hangi bir zamanda yapılan başvuruları dinler. Yargıcın kararlarına karşı Court of Appeal ve daha sonra izinle, House of Lordsa üst başvurularda bulunmak mümkündür.
Bir çocuk vesayet davasında, mahkeme tarafından atanmış bir vasi (guardian ad litem) tarafından temsil edilebilir; bu vasi genellikle, yürütmeden tamamen bağımsız olup, tam gün çalışan bir kamu personeli olan kamu avukatıdır (Official Solicitor).
Supreme Courtun içtüzüğüne göre, eğer taraflardan biri davayı yavaşlatıyorsa, davanın hızlandırılması için bir karar verilmesini istemek mümkündür.
5. Yerel kurumun koruması altında olan bir çocukla ilgili verdiği kararlar ve bunların yargısal denetimi
45. Yerel kurumun çocukların korunması konusundaki görevleri, Sosyal Hizmetler Komitesi veya alt komitesi veya kendisine yetki devredilmiş olan bir görevlisi tarafından yerine getirilir ve kararlar alınır. Mevcut olayın geçtiği dönemde uygulama, kurumdan kuruma değişmekte, yasa altı düzeyde bile kesin şartlar veya ilkeler bulunmamakta, uygulama daha çok verilecek olan kararın niteliğine veya ağırlığına dayanmaktadır. Bir yerel kurum, bir çocuğu, ister 1948 (1980) tarihli Yasa isterse de 1969 tarihli Yasa gereğince koruması altında bulundursun, çocukluğu boyunca çocuğun güvenlik ihtiyacına ve esenliğine öncelik vermek zorundadır; kurum ayrıca, çocuğun kararla ilgili isteklerini ve duygularını mümkün olduğu kadar tespit etmek ve çocuğun yaşını ve anlayışını dikkate alarak, buna gerekli özeni göstermek durumundadır (1975 tarihli Çocuklar Hakkında Yasa, md. 59 (1980 tarihli Yasa, md. 18(1))).
Gerçekten de, kurumların bu alanda verdikleri kararlar, olay değerlendirmelerinin (review) ve olay toplantılarının (conference) sonuçlarına dayanmaktadır. Kurum, koruması altında bulunan her bir çocuğun durumunu, yasa gereğince her altı ayda bir değerlendirmekle yükümlüdür (1969 tarihli Yasa, md. 27(4)) ve uygulama gereğince, çocuğun durumu ayrıca, olay toplantılarında düzenli olarak incelenir. Bu değerlendirme ve toplantılara, özellikle olaydan sorumlu sosyal hizmet uzmanları, kurumun Sosyal Hizmetler Bölümden kıdemli görevliler ile birlikte, dışarıdan sağlık personeli, doktorlar ve polis memurları katılır.
46. Bir anne babanın, yasal hakkı bulunmadığı halde, bir olay değerlendirmesine veya olay toplantısına veya bunların bir kısmına katılmasına izin verilebilir veya davet edilebilir. Bir anne babanın sosyal hizmet uzmanlarıyla yaptığı temaslar, kurum tarafından karar verilecek bir konu üzerinde görüşlerini iletebileceği en uygun kanaldır.
Anne baba, bir dava açılmadıkça, yerel kurumu söz konusu toplantıların tutanaklarını veya toplantılarda sunulan raporları kendisine vermeye veya incelemesine müsaade etmeye zorlayamaz; fakat kurum, inceleme yapılmasına müsaade edebilir. Çocuk mahkemesindeki davada değil ama bir yargısal denetim davasında mahkeme, sadece davanın açılması izni alındıktan sonra (bk. aşağıda parag. 48), bu tür belgelerin gösterilmesine karar verebilir; ancak nadiren böyle bir şey olur; çünkü genel kural, belgelerin incelemeye açık olmaması şeklindedir.
47. Yerel kurumun koruması altında bulunan bir çocuğun anne babası, çocukla kişisel ilişkisini otomatik olarak kaybetmez. Ancak kişisel ilişkinin sürmesi, kurumun takdir yetkisi içinde kalan bir meseledir (per Lord Wilberforce in A v. Liverpool City Council (1981) 2 All England Law Reports 385). O halde o tarihte yürürlükteki İngiliz hukukuna göre, bir anne babanın kamu koruması altında bulunan çocuğuyla kişisel ilişki kurup kuramayacağı ve kurabilecek ise bunun genişliği konusu, bir mahkemeye başvurulmaksızın, yerel kurumun karar vereceği bir konudur.
Hem 1948 (1980) tarihli Yasa ve hem de 1969 tarihli Yasa, anne babanın kamu koruması altında bulunan çocuklarıyla kişisel ilişkilerini sürdürmelerinin, bir çok olayda normal ve istenir bir durum olduğu şeklinde genel bir düşünceyi yansıtmaktadır; birinci Yasa, anne babanın yapacağı ziyaretlere yerel kurumun katkıda bulunmasına olanak sağlama konusunda, ikinci Yasa ise anne babanın çocuğu belirli bir süre ziyaret etmedikleri bazı durumlar hakkında özel hükümlere yer vermektedir.
48. Bir anne babanın, bir koruma kararına itirazı veya velayet hakkıyla ilgili bir kararın kaldırılması için kullanabileceği yukarıdaki 33-34 ve 39-41. paragraflarda anlatılan kanun yolları, çocuğuyla kişisel ilişkisinin kısıtlanmasına veya sona erdirilmesine dair münferit bir karara itiraz için özel bir hukuk yolunun bulunmadığı bir dönemde, bu tür kararlar için de kullanılabileceği düşünülmüştür.
Bununla birlikte, bir yerel kurumun kişisel ilişkiyle ilgili bir kararına, yargısal denetim başvurusu yoluyla itiraz edilebilir. Böyle bir başvuru yapmak isteyen her hangi bir kimse, normal olarak üç ay içinde önce mahkemeden bir izin istemelidir. Yargısal denetim için başvuru yapılabilecek haller, şu şekilde özetlenebilir:
(a) kurumun yasaya aykırı biçimde, yetkisini aşarak (ultra vires) veya kötü niyetle işlem yapması;
(b) kurumun konuyla ilgili noktaları dikkate almaması, konuyla ilgisiz noktaları dikkate alması veya makul surette hareket eden hiçbir makamın veremeyeceği bir kararı vermesi (Associated Provincial Picture Houses, Ltd. v. Wednesbury Corporation (1949) 1 Kings Bench Reports 223);
(c) kurumun, yasada gösterilen usul hükümlerine uymaması veya adilane davranmaması (özellikle bk. R. v. The Bendfordshire County Council, ex parte C and R v. The Hertfordshire County Council, ex parte B, Times Law Reports, 19 Ağustos 1986).
Yargısal denetim şeklindeki hukuk yolu, bir kararın esası hakkında denetim yapılmasıyla değil ve fakat daha çok karar verme sürecinin kendisiyle ilgilidir. Burada mahkeme, kararına karşı başvurulan organın "üst mahkemesi" gibi hareket etmez; yargısal denetim başvurusunu kabul ederek kurumun kararını bozduğunda, normal şartlarda konuyu yeniden incelemesi için geri gönderir; ancak mahkeme, kuruma kendisinin vardığı sonuca uygun bir sonuca varması talimatını da verebilir (Rules of the Supreme Court, Order 53, rule 9(4)).
49. Bazı durumlarda vesayet yetkisi, yerel kurumun koruması altında olan bir çocukla ilgili olarak, yerel bir makamın veya bir çocuk mahkemesinin kararında bir sorun olarak dile getirilebilir. Genel kural olarak Kraliyetin üstünlük yetkisi, yasayla yerel kurumlara verilen görev ve yetkilerin kullanılmasıyla, her konuda genişletilecek veya daraltılacak bir yetki değildir. House of Lords, başlıca davalardan biri olan A. v. Liverpool City Council davasında, vesayet yetkisi ile kurumaların yasal yetkisi arasındaki ilişkiyi incelemiştir. Yargıçlar oybirliğiyle mahkemelerin, yerel kurumların özellikle çocuk ile kişisel ilişki gibi konularda verdikleri kararları esastan denetleme yetkisine sahip olmadıkları sonucuna varmışlardır; çünkü mahkemelerin genel yetkilerine içkin vesayet yetkileri, yerel kurumların yetkilerindeki boşlukları doldurmak veya tamamlamak için mevcut olup, yargısal denetim ilkeleri hariç (bk. yukarıda parag. 48), kendilerine yasayla verilmiş alanlardaki takdir yetkilerini kullanmalarını denetlemek için mevcut değildir. Ancak bazen, yerel kurumun kendisi, mahkemenin yardımına ihtiyaç duyabilir; böylece vesayet, mahkeme tarafından yerine getirilmek üzere devam edebilir.
Hight Courtun yetkileri üzerinde yukarıda sözü edilen kısıtlamalar, ancak kamu korumasına alınmış olan bir çocukla ilgili bir vesayet davası bakımından geçerlidir. Eğer çocuk kamu korumasına alınmamış ise, High Court, çocuk ile kişisel ilişki kurmada ve çocuğun yüksek menfaatlerini konu edinen kararlarda, sorunları her yönüyle inceleyebilir.
6. Sonraki gelişmeler
50. Anne babaların, yukarıda açıklanan haller dışında, çocuklarıyla kişisel ilişki kurmalarını etkileyen kararların yerel kurumlar tarafından verildiği hallerde mahkemelere başvuramamaları, Parlamentonun bu konudaki mevzuatı değiştirmek üzere, 1983 tarihli Sağlık, Sosyal Hizmetler ve Sosyal Güvenlikle ilgili Sorunları Çözümü Hakkında Yasayı çıkarmasına yol açmıştır.
30 Ocak 1984 tarihinde, yani mevcut davayı doğuran olaylardan sonra yürürlüğe giren yeni hükümlere göre bir yerel kurum, koruma altında olan bir çocukla kişisel ilişki kurulması talebini reddedemez; anne babadan kendilerine bir uyarı gelmedikçe, bu tür ilişkileri sona erdiremez. Bundan sonra anne babanın, yerel kurumun mahkemenin tespit edeceği şartlarda kişisel görüşmeye izin vereceği bir kişisel ilişki kurma kararı için, çocuk mahkemesine başvurma hakkı da vardır. Kişisel ilişki kurma kararı verildiğinde, bunun değiştirilmesi için başvurma hakkı da vardır. Çocuk mahkemesinin kararlarına karşı High Courta başvurulabilir. Bu meseleyi ele alan bir mahkeme, çocuğun esenliğini, ilk ve öncelikli bir esas olarak görmek zorundadır.
Bu yeni hukuk yolu sadece, kişisel ilişki talebini reddeden veya ilişkiyi sona erdiren kararlar için geçerlidir. Diğer tüm hallerde, kişisel ilişkinin niteliği ve genişliği, yerel kurumun takdirine girmektedir.
51. Hükümet, Aralık 1983te, Koruma Altındaki Çocuklarla Kişisel İlişki Hakkında Uygulama İlkelerini yayınlamıştır. Bu belge, bu alanda yerel kurumların karar alma süreçlerine, çocuğun doğal anne babasının katılmasının ve kişisel ilişkiyle ilgili kararların esası konusunda tam ve derhal bilgilendirilmelerinin önemini vurgulamaktadır.
B. Evlat edinme (adoption)
52. Bir mahkeme, başka şeylerin yanında, her bir anne babanın serbestçe ve şartsız olarak anlaştıklarına ikna olmadıkça, evlat edinme kararı veremez (1975 tarihli Çocuklar Hakkında Yasa, md. 12). Ancak, aynı maddede belirtilen sebeplerle, özellikle bir anne veya babanın makul olmayan bir sebeple bu izni vermemesi veya velayet ödevlerini yerine getirmemek için makul bir sebep olmadığı halde sürekli olarak yerine getirmemesi halinde, bu anlaşma aranmaz. Bir mahkeme, bir çocuğun evlat edinilmesiyle ilgili bir karar verirken, her türlü koşula bakmak, ama ilk olarak, çocuğun bütün bir çocukluğu boyunca duyacağı güvenlik ihtiyacını ve esenliğini dikkate almak zorundadır (1975 tarihli Çocuklar Hakkında Yasa, md. 3).
53. High Courtun izni olmadan, vesayet altında bulunan bir çocuğun evlat edinilmesiyle ilgili bir dava açılamaz. Kendisine izin talebinde bulunulan mahkemenin görevi, bu başvuruya izin verildikten ve uyarılar ve raporlarla ilgili şartlar yerine getirildikten sonra meselenin esası incelendiğinde, başarılı olması mümkün bir evlat edinme olup olmadığını incelemektir.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
54. Başvurucu W, 18 Ocak 1982de Komisyona başvuruda bulunmuştur. Başvurucu, S ile ilişkisinin kısıtlanması ve sonra sona erdirilmesi kararlarına varılırken uygulanan usuller ve bu bağlamda mevcut olan hukuk yolları hakkında şikayetçi olmuştur; başvurucu Sözleşmenin 6(1). fıkrasının, 8 ve 13. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
55. Komisyon 17 Kasım 1983te, başvurunun kabuledilebilir olduğunu beyan etmiştir.
Komisyon, 15 Ekim 1985te kabul ettiği raporunda şu görüşleri açıklamıştır:
- bir çekimser ve ikiye karşı on bir oyla, başvurucuyu etkileyen velayet hakkıyla ilgili kararın yürürlükte olduğu dönemde, kendisine S ile ilişki kurma şeklindeki kişisel hakkının karara bağlanmasında mahkemeye başvurma hakkı tanınmadığı için, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlaline;
- bire karşı on üç oyla, vesayet davasının uzunluğu konusunda, Sözleşmenin 6(1). fıkrası bakımından ayrı bir sorun doğmadığına;
- bire karşı on üç oyla, başvurucunun S ile kişisel ilişkisini kısıtlayan ve ardından sona erdiren kararlara varılırken uygulanan usul nedeniyle, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
- altıya karşı sekiz oyla, Sözleşmenin 13. maddesi bakımından ayrı bir sorun doğmadığına.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. Mahkemenin önündeki sorunun kapsamı
57. Yerel kurumun ve yargısal organların, başvurucunun çocuğu S ile ilgili olarak verdikleri bazı kararlar, mevcut davanın sebebini oluşturmaktadır. Mahkeme hemen başlangıçta, mevcut davanın ulusal makamlar tarafından verilmiş kararların esasıyla ilgili olmadığını vurgulamayı gerekli görmektedir. Bu mesele, başvurucu tarafından Komisyon önünde ileri sürülmemiş ve Komisyonun kabuledilebilir bulduğu başvurunun bir parçasını oluşturmamıştır.
Komisyonun kabuledilebilirlik kararı, Mahkemenin önüne getirilen davanın kapsamını sınırladığı için (bk. en yakın tarihli karar olarak, 18.12.1986 tarihli Johnston ve Diğerleri kararı, parag. 48), Mahkeme, çocuğun kamu koruması altına alınması veya evlatlık verilmesi veya başvurucunun çocuğu ile kişisel ilişkisinin kısıtlanması veya sona erdirilmesi gibi konuların haklılığını incelemekle veya yorum yapmakla yetkili değildir.
II. Sözleşmenin 8. maddesinin ihlali iddiası
58. Başvurucu, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlalinden dolayı mağdur olduğunu iddia etmiştir. Bu madde şöyledir:
"1. Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda gerekli bulunan müdahalelerin dışında, kamu makamları tarafından hiç bir müdahale yapılamaz."
Buradaki ihlalin, Kurum tarafından başvurucunun S ile kişisel ilişkisini kısıtlama ve sona erdirme kararlarına varılırken izlenen usullerden, bu kararlara karşı hukuk yollarının bulunmamasından ve bazı davaların uzun sürmesinden kaynakladığı iddia edilmiştir.
Hükümet bu iddialara karşı çıkmış, Komisyon ise ihlal bulunduğu sonucuna varmıştır.
A. Genel ilkeler
59. Bir anne baba ile çocuğun karşılıklı olarak birbirlerinin birlikteliğinden yararlanmaları, aile yaşamının temel unsurlarından birini oluşturmaktadır. Ayrıca, çocuğun kamu koruması altına alınmış olması, doğal aile ilişkisini sona erdirmez. Buradan çıkan sonuca göre, ki buna Hükümet de itiraz etmemiştir, Kurumun tartışma konusu usullerin uygulanmasından doğan kararları, başvurucunun aile yaşamına saygı hakkına müdahale oluşturmuştur.
60. Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre:
(a) aile yaşamına saygı hakkına bir müdahale, "hukuka uygun" değilse, Sözleşmenin 8(2). fıkrasındaki meşru amaçlardan birine sahip değilse veya bu amaç veya amaçlar bakımından "demokratik bir toplumda gerekli" değilse, Sözleşmenin 8. maddesini ihlal eder (bk. özellikle, ayrıntılardaki farklılıklarla birilikte, 24.11.1986 tarihli Gillow kararı, parag. 48);
(b) gereklilik kavramı, müdahalenin bir toplumsal ihtiyaç baskısına karşılık gelmesini ve özellikle, izlenen amaçla orantılı olmasını ima eder (bk. diğerleri arasında, 26.03.1987 tarihli Leander kararı, parag. 58);
(c) Sözleşmenin 8. maddesinin asıl amacı, bireyi kamu makamlarının keyfi müdahalesine karşı korumak olduğu halde, buna ek olarak, aile yaşamına etkili bir "saygı" için, pozitif yükümlülükler de bulunabilir (bk. diğer kararlar arasında, yukarıda geçen Johnston ve Diğerleri kararı, parag. 55);
(d) Mahkeme, bir müdahalenin "demokratik bir toplumda gerekli" bir müdahale olup olmadığını veya bir pozitif yükümlülüğe aykırılık bulunup bulunmadığını karara bağlarken, Sözleşmeci Devletlere bırakılan takdir alanını dikkate alır (bk. örneğin, yukarıda geçen Leander kararı, parag. 59 ve yukarıda geçen Johnston ve Diğerleri kararı, aynı yer).
61. Başvurucu, Kurumun verdiği kararların "hukuka uygun" olmadığını veya meşru amaç taşımadıklarını iddia etmiş değildir. Mahkemenin önündeki dosyada, bu şartlardan ilkinin, Mahkeme kararlarında yorumlandığı şekilde (bk. örneğin, 02.08.1984 tarihli Malone kararı, parag. 66-68) yerine getirilmediğini gösterecek her hangi bir şey yoktur. Alınan tedbirlerin meşru bir amacı, yani genel sağlığın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacını gerçekleştirmeyi hedeflemediğini gösteren her hangi bir delil de yoktur.
Tartışma, olayda izlenen usullerin, başvurucunun aile yaşamına saygı gösterip göstermediği veya aile yaşamına saygı hakkının kullanılmasına "demokratik bir toplumda" haklı görülemeyecek bir müdahale oluşturup oluşturmadığı noktasında yoğunlaşmıştır. Başvurucu ve Komisyon, aile yaşamıyla ilgili meselelerin karara bağlanmasında uygulanacak olan usullerin, aile yaşamına saygı gösterecek şekilde olması gerektiğini savunmuşlardır. Özellikle Komisyona göre, anne babanın normal şartlarda, bu bağlamda tam olarak bilgilendirilme ve dinlenme hakları vardır; tabi bazı şartlarda bu haklar üzerindeki kısıtlamalar, Sözleşmenin 8(2). fıkrasına göre haklı görülebilir. Hükümet ise esas savunma olarak, bu tür usul konularının, Sözleşmenin 8. maddesiyle ilgili olmadığını veya bilme veya dinlenme hakkının bu maddeyle sağlanan korumanın unsurları olmadığını ileri sürmüştür.
62. Mahkeme, yerel kurumların böylesine duyarlı bir alanda kararlara varırken, çok güç bir görevle karşılaştıklarını kabul etmektedir. Her defasında esnek olmayan bir usulü izlemelerini zorunlu görmek, onların sorunlarına yeni sorunlar ekleyecektir. O halde bu konuda kendilerine, bir ölçüye kadar takdir alanı tanınmalıdır.
Öte yandan, mevcut olay bu yönden incelenirken, alınmış olan kararların kalıcılık gösterebileceği, en temel nokta olarak göz önünde tutulmalıdır; çünkü anne babasından alınıp alternatif koruyucuların yanına yerleştirilen bir çocuk, zaman içinde onlarla bağlar kurar; bu bağları, anne babasının çocuk ile kişisel ilişkisini kısıtlayan veya sona erdiren bir kararı daha sonra kaldırmak suretiyle tahrip etmek veya kesmek, çocuğun menfaatine olmayabilir. O halde bu alan, sıradan keyfi müdahalelere karşı korumadan, daha geniş koruma gerektiren bir alandır.
Sözleşmenin 8. maddesinin, açıkça bir usul şartı içermediği doğrudur; fakat bu durum meseleyi belirleyici değildir. Yerel kurumların karar alma süreci, kararın özellikle konuyla ilgili noktalara dayanmasını, tek yanlı olmamasını ve böylece keyfi görünmemesini sağlayacağından, kararın esası üzerinde etkisiz sayılamaz. Buna göre Mahkeme, bu sürecin her şart altında adil bir tarzda yürütülüp yürütülmediğini ve Sözleşmenin 8. maddesiyle korunan menfaatlere gereği gibi saygı gösterilmesini sağlayıp sağlamadığını belirleyebilmek için, bu sürece bakma yetkisine sahiptir. Dahası Mahkeme, İngiliz mahkemelerinin, bir yerel kurumun kararının yargısal denetimi için yapılan bir başvuru üzerine, kurumun yasal bir yetkisini kullanırken adil olarak hareket edip etmediği sorununu inceleyebildiklerini (bk. yukarıda parag. 48) gözlemlemektedir.
63. Bir yerel kurumun, koruması altındaki çocuklar üzerinde kararlara varırken dikkate alması gereken hususlar arasında, doğal anne babanın görüşleri ve menfaatleri, zorunlu olarak yer almalıdır. O halde, Mahkemeye göre karar alma süreci, anne babanın görüşlerinin ve menfaatlerinin yerel kurum tarafından bilinmesini ve gereği gibi dikkate alınmasını ve ayrıca mevcut hukuk yollarını zamanında kullanabilmelerini sağlayacak şekilde olmalıdırlar. Gerçekten de 1983 tarihli Uygulama İlkeleri (bk. yukarıda parag. 51), anne babaların kişisel ilişki kurmayla ilgili kararlara katılmalarının önemini vurgulamaktadır.
64. Bu sürecin uygulanabilme imkanıyla ilgili üç faktör bulunmaktadır. İlk olarak, Komisyonun da işaret ettiği gibi, doğal anne babanın, örneğin nerede olduklarının bilinmemesi veya fiziksel veya zihinsel engelli olmaları veya acil bir durumun doğması gibi, karar alma sürecine katılmalarının mümkün veya anlamlı olmadığı haller bulunabilir. İkinci olarak, bu konulardaki kararlar, genellikle olay değerlendirmelerinin ve olay toplantılarının ışığında alınmakla birlikte, aynı derecede, yerel kurum görevlilerinin devamlı gözlem sürecinden de çıkabilir. Üçüncü olarak, görevli sosyal hizmet uzmanları ile anne babalar arasında düzenli olarak yapılan temaslar, genellikle anne babaların görüşlerini kuruma iletmeleri için uygun bir kanal oluşturmaktadır.
Mahkemeye göre, karara bağlanması gereken şey, olaydaki özel şartlar ve özellikle alınan kararların ağırlığı göz önünde tutularak, bir bütün olarak bakıldığında, anne babanın menfaatlerinin korunması için, karar alma sürecine yeterli ölçüde katılmış olup olmadıklarıdır. Eğer katılmamışlarsa, aile yaşamına saygı gösterme söz konusu olmayacak ve karardan doğan müdahale, Sözleşmenin 8. maddesi anlamında "gerekli" görülemeyecektir.
65. Mahkeme, Sözleşmenin 8. maddesi bağlamında denetim yaparken, Hükümetin savunmasının tersine, yerel kurumun karar alma sürecinin ve bununla ilgili davanın uzunluğunu da göz önünde tutabileceğini kabul etmektedir. Komisyonun haklı olarak işaret ettiği gibi, bu tür davalarda her zaman, usul yönünden bir gecikmenin, mahkeme önüne getirilen meselenin henüz mahkeme tarafından görülmeden, de facto olarak belirlenmesi sonucunu doğurma tehlikesi vardır. Aile yaşamına etkili bir şekilde saygı gösterilmesi, bir anne veya babanın çocuğu ile gelecekteki ilişkisinin, zamanın akışıyla değil, ama sadece konuyla ilgili hususların ışığında belirlenmesini gerektirir.
B. Yukarıdaki ilkelerin mevcut olaya uygulanması
66. Başvurucunun çocuklarıyla ilgili olayların meydana gelişi, yukarıda 8-23. paragraflarda anlatılmıştır. Bu olaylar burada şu şekilde özetlenebilir:
(a) S, Mart ile Ağustos 1979 arasındaki dönemin büyük bir bölümünde, anne babasının girişimiyle, Kurumun gönüllü koruması altında ve kısa bir süre için koruyucu aile yanına yerleştirilmiş durumdadır.
(b) Kurum, 16 Ağustos 1979da, S üzerindeki velayet hakkını üzerine almış, fakat Eylülde, aile içindeki güçlükleri yenecek olurlarsa Şubat 1980de Syi geri vermek üzere, doğal anne babayla anlaşmaya girmiştir.
(c) Kurum, Ocak veya Şubat 1980de, ailenin içinde bulunduğu şartların kötüleşmesi nedeniyle, Syi doğal anne babasına geri verme planının işleyebilir olmadığı sonucuna varmış ve Snin evlatlık verilmek üzere uzun süreli olarak koruyucu aile yanına yerleştirilmesine karar vermiştir. Bu karar, 31 Mart 1980de, Kurumun Evlat Edindirme ve Koruyuculuk Komitesi tarafından onaylanmıştır.
(d) Başvurucu ve eşi Nisan 1980e kadar, S ile kişisel ilişki kurabilmişlerdir; fakat Kurum bundan sonra bu ilişkinin sona ermesine karar vermiştir. Çocuk ertesi ay, evlatlık verilmek üzere yerleştirilmiştir.
(e) Başvurucunun eşi Mayıs 1980den sonra, Kurumun Şubat 1980de velayet hakkını üstlendiği iki büyük çocuklarının 1 Ağustos 1980de eve dönmelerine izin verilebilecek şekilde iyileşmiş, bu çocuklar da bu tarihten sonra hep burada kalmışlardır.
(f) Başvurucu ve eşinin Kasım 1980de, S üzerindeki velayet hakkıyla ilgili Kurumun verdiği kararların kaldırılması için yaptıkları başvuru, çocuk mahkemesi tarafından Ocak 1981de kabul edilmiştir. Ancak, bundan hemen sonra Kurum tarafından açılan vesayet davası, 22 Haziran 1981de High Court tarafından verilen, 6 Ekim 1981de Court of Appeal tarafından onaylanan kararla sonuçlanmıştır; bu kararda, Snin yüksek menfaati ve geçen zaman da göz önünde tutularak, Mayıs 1980de yanına yerleştirildiği koruyucu aile yanında kalması ve başvurucu ile eşinin kendisiyle görüştürülmemesi gerektiği belirtilmiştir.
(g) High Courtun başvurucunun rızasının alınmasından vazgeçmesi üzerine, çocuk Ekim 1984te, uzun süreli koruyucu aile tarafından evlat edinilmiştir.
67. Mahkeme, Kurumun aldığı söz konusu kararlara başvurucunun katılma ölçüsüyle ilgili olarak şunları kaydetmektedir:
(a) Hükümet, velayet hakkıyla ilgili 16 Ağustos 1979 tarihli kararların (bk. yukarıda parag. 10) alınması planından, başvurucunun ve eşinin önceden haberdar edilmediğini ve kendilerine danışılmadığını inkar etmemektedir. S, bu tarihe kadar gönüllü koruma altında bulunduğundan, bu kararlar kendisi ile anne babası ve Kurum arasındaki ilişkinin hukuki temelini tamamen değiştirmiştir. Ancak başvurucu, göründüğü kadarıyla, Snin bir kaç ay içinde eve döndürüleceğine dair Kurumla bir anlaşmaya vardığı için (bk. aynı yer), kendisini etkileyen bu karara itiraz etmemiştir.
(b) Başvurucu ve eşinin, Snin evlatlık verilmek üzere uzun süreli koruyucu aile yanına yerleştirilmesi kararıyla veya bu kararın Kurumun Evlat Edindirme ve Koruyuculuk Komitesi tarafından onaylanmasıyla ilgili olarak, kendilerine önceden gereği gibi bilgi verildiğine veya kendilerine danışıldığına dair hiçbir delil yoktur. Dahası, ilk karar Ocak veya Şubat 1980de alındığı halde, Mart 1980 sonuna kadar, bu konuda kendilerine bir uyarı yapılmamış ve bu tarihten sonra bile, kararın tüm sonuçları üzerinde kendileri ikna edilmemiştir (bk. yukarıda parag. 14 ve 15). Öte yandan, uzun süreli olarak koruyucu aile yanına yerleştirme ihtimali üzerinde kendileri ile sosyal hizmet uzmanları arasında görüşme yapılmış olabilir; çünkü sosyal hizmet uzmanları, 31 Mart 1980de yukarıda geçen Komiteye, anne babanın karara katılmadıklarını söylemişlerdir (bk. yukarıda parag. 15). O halde, bu aşamada kendilerinin görüşleri, ancak bu kadarıyla Kurumun önüne getirilmiştir. Ayrıca başvurucunun eşi de, daha 22 Ocak 1980de, Snin uzun süreli koruyuculuk altına yerleştirilme ihtimali hakkında uyarılmıştır. Ancak, Snin evlatlık verilmesi görüşünden açıkça söz etmeyen bu uyarı, hala Snin eve döndürülmesinin öngörüldüğü bir zamanda yapılmış ve anne baba ile sosyal hizmet uzmanları arasında 31 Ocak ve 14 Şubat 1980 tarihlerinde yapılan görüşmelerde (bk. yukarıda parag. 12 ve 14) tekrarlanmamıştır.
(c) Son olarak Hükümet, başvurucu ve eşine, S ile ilişkilerini sona erdirmek üzere alınan Nisan 1980deki karar (bk. yukarıda parag. 16) konusunda, önceden her hangi bir şekilde danışılmadığını inkar etmemektedir. Bu kararın kendilerine ertesi aya kadar bildirilmediği anlaşılmaktadır. Bu sürece katılmanın sağlanmaması, çok daha çarpıcı bir hale gelmiştir; çünkü bu kararı, Evlat Edindirme ve Koruyuculuk Komitesinin görüşmenin sınırlanması fakat sona erdirilmemesi gerektiği görüşüyle (bk. yukarıda parag. 15) bağdaştırmak mümkün görünmemektedir.
68. Mahkemenin görüşüne göre yukarıda anlatılanlar, Kurumun karar alma sürecine yeterince katılım bulunmadığını ortaya koymaktadır. Ocak veya Şubat 1980 ile Nisan 1980de verilen kararlar, o tarihte daha henüz bir buçuk yaşından fazla olmayan ve uzun süreli olarak koruyucu aile yanına yerleştirilmesi ve sonra doğal anne babasıyla temas ettirilmemesi, evlatlık verilmesi yolunda kritik aşamaları oluşturan Snin geleceği için hayati öneme sahiptir. Tabi ki bu kararlar, görüşlerine gerekli ilgi gösterilecek ve menfaatleri korunacak ise (bk. yukarıda parag. 63), başvurucunun daha yakından katılmış olması gereken kararlardır.
Söz konusu dönemde, başvurucunun eşinin içinde bulunduğu durum, hala kaygı uyandırıcıdır. Ancak Mahkeme, başvurucunun, sürece daha yakından katılmaması için hiçbir sebep görememiş ve Hükümet de bir sebep ileri sürmemiştir. Gerçekten de, Kurum tarafından "sert kararlar verilmeden önce anne babaya bu tablo içinde yer verilmemesi", Yerel Ombudsmanın kötü idare sonucuna varmasının (bk. yukarıda parag. 22) temelini oluşturmuştur.
69. Komisyon, Sözleşmenin 8. maddesi bağlamında ayrıca, vesayet davasının (birinci derece mahkemesinde 16 Ocak 1981den 22 Haziran 1981e kadar ve Üst Mahkemede bu tarihten de 6 Ekim 1981e kadar) süresini de dikkate almıştır. Mahkeme bu durumun, ikincil olmakla birlikte, konuyla ilgili bir faktör olduğunu kabul etmektedir. Mahkeme bu bağlamda, davanın 16 Ocaktan sonra bir hafta veya hemen sonra görülmemiş olmasını, böylece S ile koruyucu ailesi arasındaki ilişkinin geliştiği dört ay gibi bir süreye çıkmış olmasını "çok talihsiz" bulan High Courtun görüşünü (bk. yukarıda parag. 20) kaydetmektedir. Başvurucunun bunu hızlandırmak için her hangi bir adım atmadığı doğrudur; ancak bu gecikmenin önemli bir kısmının sebebi, Kurumun aynı anda hem itiraz etmesi ve hem de vesayet davası açması ve 25 Mart 1981 tarihine kadar bunlar arasında bir seçim yapmamış olmasıdır (bk. yukarıda parag. 19).
70. Böylece Mahkeme, Birleşik Krallığın bu alandaki takdir alanına rağmen, olayın şartları içinde, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
Mahkeme bu sonucu göz önünde tutarak, bu bağlamda başvurucular için hukuk yollarının mevcut olup olmadığı sorununu incelemeyi gerekli görmemektedir.
III. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali iddiası
71. Başvurucu, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlalinden ötürü mağdur olduğunu iddia etmiştir. Bu maddenin ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes, kişisel hak ve yükümlülükleri(nin) ... karara bağlanmasında, ... bir yargı yeri tarafından, makul bir sürede ... yargılanma hakkına sahiptir. ..."
Bu ihlalin iki sebepten doğduğu iddia edilmiştir:
(a) başvurucu, kendisini etkileyen velayet hakkıyla ilgili kararın geçerli olduğu dönemde, çocuğu S ile görüşmesi sorununun bu fıkraya uyan bir davayla karara bağlanmasını sağlayamamıştır ve
(b) daha sonra S ile ilgili vesayet davası (bk. yukarıda parag. 19-21), "makul sürede" sonuçlandırılmamıştır.
Hükümet bu iddialara karşı çıkmıştır; Komisyon birincisini kabul etmiş, ikincisini ise incelemeyi gerekli görmemiştir.
A. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının uygulanabilirliği
72. Hükümetin temel savunması, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının mevcut davada uygulanabilir olmadığı yönündedir; çünkü, Hükümete göre, bir "hak" bulunmamaktadır. Hükümet bu iddiasını desteklemek için aşağıdaki argümanları ileri sürmüştür.
(a) Sözleşmenin 6(1). fıkrası anlamında "kişisel hak" kavramı, tabi ki özerk bir kavramdır. Ancak, incelenmekte olan bir konu, iç hukukta yasal bir hak oluşturmadıkça, bu madde uygulanamaz; o halde iç hukuku dikkate almak gerekir.
(b) Çocuklar üzerinde velayet "hakkı" (parental rights) kavramı, modası geçmiş bir kavramdır; ayrıca, İngiliz yargıçlarının dolaylı olarak söyledikleri gibi, bir anne veya baba tarafından çocuk ile kişisel ilişki "hakkı" denilen şey, aslında çocuğun bir hakkı olarak nitelendirilebilir.
(c) Her halükarda söz konusu hak, yasal bir hak değil, bir "retoriktir".
(d) Başlangıçta böyle bir velayet hakkı varolsa bile, koruma kararının verilmesi veya velayet hakkıyla ilgili kararların alınmasından sonra, ayrı bir varlığı kalmamıştır; çünkü bu tedbirlerin sonucu olarak, anne babanın çocuk üzerindeki bütün hakları, yetkileri ve görevleri, bazı istisnalar dışında, yerel kuruma geçmiştir. Kurumun kendi takdiriyle, daha sonra anne babanın çocuk ile ilişki kurmasına izin verebileceğine dair sırf bir ihtimal veya beklenti, bir "hak" oluşturmaz.
73. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının sadece, iç hukukta tanınmış olduğu en azından savunulabilir gerekçelerle söylenebilen (kişisel) "haklar ve yükümlülükler" üzerindeki "uyuşmazlıkları" kapsadığı doğrudur; bu fıkranın kendisi, kişisel "hak ve yükümlülükleri" her hangi bir içerikle, Sözleşmeci Devletlerin maddi hukuklarında güvence altına almaz (bk. diğer kararlar arasında, 08.07.1986 tarihli Lithgow ve Diğerleri kararı, parag. 192).
Ancak Mahkeme, mevcut davada yukarıda belirtilen türde bir "hak"kın söz konusu olmadığı şeklindeki Hükümetin argümanı karşısında ikna olmamıştır.
74. Hükümetin, velayet hakkı kavramını, modası geçmiş bir kavram olarak nitelendiren görüşü, bu hakkın anne babalık görevlerinden ve sorumluluklarından türediğini ve ancak çocuğun şahsını veya mülkiyetini korumak için ihtiyaç duyulduğu sürece varolduğunu esas alan bir görüştür. Bu görüşün asıl itici gücünün, velayet hakkının varlığını inkar etmek olmayıp, bunun mutlak olmadığını ve çocuğun esenliğine uygun olarak kullanılmadığı takdirde çiğnenebileceğini vurgulamak olduğu görülmektedir. Gerçekten de, 1948 tarihli Yasa ve 1980 tarihli Yasanın her ikisi de açıkça velayet "hakkı"ndan söz etmekte ve hatta 1975 tarihli Çocuklar Hakkında Yasa, anne babanın "kişisel ilişki hakkı"nı açıkça belirtmektedir (bk. yukarıda parag. 38). Yine, İngiliz mahkemeleri bu ilişkiden, çocuğun bir hakkı olarak söz ederken, anne babanın kişisel ilişki hakkı olmadığını iddia etmiş görünmemekte, fakat anne baba ile çocuğun hakları arasında bir çelişki meydana geldiği zaman, üstünlük tanınacak olan hususun, çocuğun esenliği ilkesi olduğunu ifade eder görünmektedirler.
75. Normal ve doğal süreçte, anne baba ve çocuk birlikte yaşayacaklar ve anne babanın kişisel ilişki kurma konusunda bir problemi doğmayacaktır. Uygulamada anne babanın kişisel ilişki kurma hakkı, örneğin boşanma davası veya bir çocuğun kamu koruması altına alınması nedeniyle, onları birbirlerinden ayırmak suretiyle, olağan aile yaşamını bozan olayların meydana gelmesi üzerine, bir mesele haline gelir. O halde, konuyla ilgili mevzuat bir kez uygulamaya geçirildiğinde, İngiliz hukukunun aldığı pozisyon üzerinde yoğunlaşmak, çok daha önemlidir.
76. Bir çocuğun kamu koruması altına alınmasıyla ilgili mevzuatın varlık nedeni, geçmişteki şartlara bakıldığında çocuğun menfaatlerinin, yerel kurumun belirli amaçlarla velayet yetkilerine sahip olmasını gerektirmesidir. Bu sonuç, çocuğu yerel kurumun koruması altına sokan bir koruma kararının veya velayet hakkıyla ilgili bir kararın alınmasıyla gerçekleştirilir. Birinci halde yerel kurum, çocuk üzerinde anne babasının veya vasisinin, koruma kararından bağımsız olarak sahip olduğu yetki ve görevlerin hemen hemen tamamına sahip olur; ikinci halde, anne babanın kanunen çocuk üzerinde sahip olduğu hemen hemen bütün haklar ve görevler, kuruma geçer (bk. yukarıda parag. 31 ve 38).
Bir velayet hakkı kararının verilmesi durumunda kuruma geçen haklar, "kişisel ilişki hakkı"nı içerecek şekilde özel olarak belirtildiği halde (bk. yukarıda parag. 38), mevzuatta, bu tedbir veya bir koruma kararı verildikten sonra, anne baba ile çocuk arasında temas bulunmayacağı ifade edilmemektedir. İngiliz hukukundaki durum şudur: bir çocuğu bu vasıtalardan biriyle kamu koruması altına almak, bir anne veya babayı çocukla ilişkiden otomatik olarak yoksun bırakmaz; ilişkinin sürmesini, yerel kurumun takdir yetkisi içine giren bir mesele haline getirir (bk. yukarıda parag. 47).
77. Kurumun, anne babanın çocuk ile sadece kısıtlı olarak görüşmesine izin verme veya görüştürmeme yetkisinin bulunması, Mahkemenin anlayışına göre, söz konusu tedbirlerden biri alındığında, zorunlu olarak artık bundan böyle kişisel ilişki kurma bakımından velayet hakkının kalmadığı anlamına gelmez.
Hükümetin de kabul ettiği gibi yasalar, anne babanın kişisel ilişkilerinin sürmesini, genel olarak arzu edilir bir durum olarak görmektedir (bk. yukarıda parag. 47). Dahası, Aralık 1983te çıkarılan, Koruma Altındaki Çocuklarla Kişisel İlişki Hakkında Uygulama İlkeleri (bk. yukarıda parag. 51), çocukların çoğunluğu bakımından, doğal aileleriyle ilişkilerini sürdürmeleri için gösterilen çabalarla, kendilerinin menfaatlerine en iyi şekilde hizmet edileceğini kabul etmektedir. Bir koruma kararı veya bir velayet hakkı kararı verilmesinin, bir doğal anne veya babayı kişisel ilişki konusundaki bütün diğer haklarından ve ödevlerinden otomatik olarak yoksun bırakması, bu amaçla bağdaşmaz.
Bu tedbirler, doğal anne veya babanın çocuk ile ilgili tüm haklarını ve sorumluluklarını sona erdirme sonucu doğurmaz. Örneğin bir anne veya baba, yerel kurum değil ama bir mahkemenin kendisinin rızasını almaktan vazgeçmesi hali saklı kalmak kaydıyla, çocuğun evlatlık verilmesi konusunda anlaşma yapma veya bunu reddetme hakkını sürdürmektedir (bk. yukarıda parag. 31, 38 ve 52). Yine ve bu noktada daha da önemlisi, bir anne veya baba, bir koruma kararının ve velayet hakkıyla ilgili bir kararın, çocuğun menfaatleri nedeniyle kaldırılması için mahkemelere başvurma hakkını sürdürmektedir (bk. yukarıda parag. 33 ve 40). Bu tür bir davanın açılması, çocuğun gözetimi ve kontrolü bakımından velayet hakkını geri getirir. Anne baba, bir koruma kararının veya velayet hakkıyla ilgili bir kararın geçerli olduğu dönemde, çocuğun menfaatleri için kişisel ilişkinin sürdürülmesi veya yeniden başlatılmasını talep ettiğinde, Mahkemeye göre, bir velayet hakkının karara bağlanması meselesi söz konusudur. Bu durum, anne babanın namına bir hakkın varlığı üzerine kurulu bulunan 1983 tarihli Sağlık, Sosyal Hizmetler ve Sosyal Güvenlik Yasasıyla (bk. yukarıda parag. 50) 1980 tarihli Yasanın IA kısmına eklenen hükümlerde teyit edilmiştir.
Dahası, kişisel ilişki konusunda bütün bir velayet hakkının ortadan kalkması, Sözleşmenin 8. maddesinin korumak istediği aile yaşamı ve aile bağları kavramıyla hiç de bağdaşmaz (bk. diğer kararlar arasında, 13.06.1979 tarihli Marckx kararı, parag. 45).
Böylece Mahkemeye göre başvurucu, kendisini etkileyen velayet hakkı kararının kabulünden sonra bile, en azından savunulabilir sebeplerle, S ile kişisel ilişki kurma hakkı bulunduğunu iddia edebilir.
78. Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, diğer iki şart da yerine getirilmiş olmadıkça, Sözleşmenin 6(1). fıkrası uygulanabilir sayılmaz. Bunlar, söz konusu hakkın bir "uyuşmazlık" konusu olması ve "kişisel" nitelikte olmasıdır.
Başvurucu ile Kurum arasında kişisel ilişki sorunu üzerinde bir uyuşmazlık bulunduğu açıktır; aslında Hükümet de bunu reddetmemiştir. Hükümet ayrıca, kişisel ilişki kurma şeklinde bir velayet "hakkı" varsa, bunun "kişisel" bir hak olduğunu kabul etmiştir. Mahkeme, kişisel ilişkinin, aile yaşamının bütünleyici bir parçasını oluşturduğundan kuşku duymamaktadır.
79. O halde, Sözleşmenin 6(1). fıkrası, mevcut davada uygulanabilir.
Mahkeme bu sonuca varırken Hükümetin, kamu korumasında bulunan çocuk sayısının büyüklüğü ve uzmanlaşmış sosyal hizmet görevlileri vasıtasıyla süreklilik arz eden bir sürecin parçası olarak, gecikmeksizin acil kararlar alma ihtiyacı nedeniyle, kişisel ilişki konusunda takdir yetkisinin mahkemeler yerine, yerel kurumlara bırakılması lehine geliştirdiği argümanların farkındadır. Öte yandan bu alan, anne babalardan her birinin haklarının, Sözleşmenin 6(1). fıkrasına göre korunmasının asıl olduğu bir alandır. Dahası, Sözleşmenin 6(1). fıkrası, kişisel ilişkiyle ilgili bütün kararların mahkemeler tarafından verilmesini değil, ama sadece ortaya çıkabilecek esaslı uyuşmazlıkların karara bağlanmasında yetki sahibi olmalarını gerektirmektedir.
B. Sözleşmenin 6(1). fıkrasına uygunluk
1. Bir yargı yeri tarafından yargılanma hakkı
80. Hükümet alternatif olarak, başvurucunun belirli bir ölçüde kişisel ilişki kurma hakkı bulunsa bile, iç hukukta Sözleşmenin 6(1). fıkrasının gereklerini karşılayacak şekilde, bir hakkın yargısal olarak korunmasından yararlandığını savunmuştur. Bu bağlamda Hükümet, velayet hakkıyla ilgili karara itiraz etme ve yargısal denetim için veya vesayet davası için başvuru imkanı bulunduğunu belirtmiştir. Başvurucu ise, bu davalardan her hangi birinde, mahkemelerin yaptığı denetimin, bu şartları karşılayabilecek kapsamda olmadığını iddia etmiş, Komisyon da bu sonuca ulaşmıştır.
81. Bir anne veya babaya velayet hakkıyla ilgili bir karara, itirazda bulunma veya daha sonra üst başvuruda bulunma veya daha sonraki bir tarihte bunun kaldırılması için başvuruda bulunma şeklinde, karşı çıkma yolu açıktır (bk. yukarıda parag. 39-41).
Karşı çıkışın olumlu sonuçlanmasının, kişisel ilişki meselesini dolaylı olarak çözeceği doğrudur; gerçekten de mevcut olayda velayetle ilgili kararların kaldırılması için açılan dava, olumlu sonuç vermiştir (bk. yukarıda parag. 18). Ancak Hükümetin de kabul ettiği gibi bu tür davalar, münferit kişisel ilişki kurma meselesiyle ilgili olarak değil, velayet hakkıyla ilgili kararlara karşı açılır (bk. yukarıda parag. 48). Bir çocuğun kamu korumasına alınmasının gerekip gerekmediği ve anne babasının kendisiyle kişisel ilişki kurmasının gerekip gerekmediği konularında, farklı bir çok husus etkili olur. Yine, bir anne baba, bir süreden beri en azından çocuğuyla temasını sürdürebildiğini gördüğü zaman, velayet hakkıyla ilgili karara karşı çıkmak istemeyebilir. Ama yine bu anne baba, çocuğunun koruma altına alınmaması, ama ilişkisinin sürdürülmesi veya yeniden kurulması gerektiği konusunda gerekçeler gösterebilir. Dahası, bir anne babanın velayet hakkıyla ilgili karara karşı çıkması, yerel kurumun muhalefetini tahrik edebilir; fakat dava, kişisel ilişki kurma meselesiyle sınırlı kalacak olsa, yerel kurumun bu muhalefeti ortaya çıkamayabilecektir. Eğer başvurucu, sırf kişisel ilişki kurmayla ilgili bir dava açma imkanına sahip olmuş olsaydı, velayet hakkıyla ilgili karara itiraz için fiilen dava açabileceği bir tarihten daha erken bir tarihte veya Kurumun daha az muhalefetinin olduğu bir sırada bu yola başvurabilir ve böylece S ile ilişkisinin gelecekteki rengini değiştirebilirdi.
82. Yargısal denetim için yapılan bir başvuru veya açılan bir vesayet davası, İngiliz Mahkemelerine, yerel kurumun kamu koruması altındaki çocuk ile anne babanın kişisel ilişkisi konusundaki kararını inceleme imkanı vermektedir. Bu iki hukuk yol, kurumun takdirini hatalı (improper) bir tarzda kullanmasına karşı önemli koruyuculardır.
Bununla birlikte mahkemeler, kişisel ilişki konusundaki kararı, bir yargısal denetim başvurusu üzerine esastan denetlemeyecek ve fakat özetle, kurumun yasaya aykırı, gayri makul veya gayri adil bir şekilde hareket etmemesini sağlayan bir denetimle yetineceklerdir (bk. yukarıda parag. 48). Bir koruma kararı veya bir velayet hakkıyla ilgili bir karar yürürlükte ise, vesayet davası bağlamında yapılan denetim de normal şartlarda yine benzer şekilde sınırlı olacaktır (bk. yukarıda parag. 49).
Mahkemeye göre, bu türden bir davada yerel kurumun kararı, konunun esasını inceleme yetkisine sahip bir yargı yeri tarafından denetlenmesi sağlanmadıkça, anne veya babanın kişisel ilişki konusundaki hakkının, yukarıda 77. paragrafta analiz edildiği şekilde, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının gereklerine uygun olarak "karara bağlanması" (determination) imkanı bulunmayacaktır. Ayrıca, Hükümet tarafından verilen veya başka yollardan Mahkemenin önüne gelen materyalden, velayet ile ilgili karar geçerli olduğu sürece, İngiliz mahkemelerinin yetkilerinin, bu şartı tam olarak yerine getirecek yeterli genişlikte olmadığı görülmektedir.
83. Buna göre, Sözleşmenin 6(1). fıkrası ihlal edilmiştir.
2. Vesayet davasının uzunluğunun makullüğü
84. Mahkeme, vesayet davasının uzunluğunu 8. madde bakımından dikkate aldığı için (bk. yukarıda parag. 69), Komisyon gibi, bu meseleyi ayrıca Sözleşmenin 6(1). fıkrası bakımından incelemeyi gerekli görmemektedir.
IV. Sözleşmenin 13. maddesinin ihlali iddiası
85. Başvurucu, çocuğu S ile ilişki kurma meselesinde etkili iç hukuk yollarına sahip olmadığını ve bu nedenle Sözleşmenin 13. maddesinin ihlalinden ötürü mağdur olduğunu iddia etmiştir. Bu madde şöyledir:
"Bu Sözleşmede düzenlenen hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi sıfatla hareket eden kişilerden başka kimseler tarafından işlenmiş olsa da, ulusal bir makam önünde etkili bir hukuki bir yola başvurma hakkına sahiptir."
Komisyon, Sözleşmenin 13. maddesi bakımından ayrı bir sorun doğmadığı görüşündedir. Hükümet bu görüşe katılmış, fakat alternatif olarak etkili hukuk yollarının mevcut olduğunu savunmuştur.
86. Sözleşmenin 6(1). fıkrası bakımından verdiği kararı göz önünde tutan Mahkeme, olayı Sözleşmenin 13. maddesi bakımından da incelemenin gerekli olmadığını kabul etmektedir; çünkü, 13. maddenin aradığı şartlar, 6(1). fıkranın aradığı şartlardan daha hafif olup, bu fıkranın içinde erimektedirler (bk. özellikle, 23.09.1982 tarihli Sporrong ve Lönnroth kararı, parag. 88).
V. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
87. Sözleşmenin 50. maddesi şöyledir:
"Mahkeme, Sözleşmeci Tarafların resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan tasarrufun tamamen ya da kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğu sonucuna varırsa, ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuku, bu karar veya tasarrufun sonuçlarını kısmen onarmaya imkan veriyorsa ve gerekli gördüğü zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödenmesine hükmedebilir."
88. Başvurucu bu maddeye göre adil karşılık istemiş, fakat henüz bir miktar belirtmemiştir. Hükümet, Mahkemenin 25-26 Kasım 1986 tarihlerde yaptığı duruşmalarda, bu konudaki görüşünü saklı tutmuştur.
Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanmasıyla ilgili sorun henüz karara hazır olmadığından, davalı Devlet ile başvurucu arasında bir anlaşma ihtimalini de dikkate alındında, bu sorun saklı tutulmalı ve sonraki usul tespit edilmelidir.
Bu Gerekçelerle Mahkeme,
1. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlaline;
2. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının mevcut olayda uygulanabilir olduğuna;
3. Oybirliğiyle, velayet hakkıyla ilgili kararların geçerli olduğu sürece, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlaline;
4. Üçe karşı on dört oyla, daha sonraki vesayet davasının süresinin, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlaline yol açıp açmadığının incelenmesinin gerekli olmadığına;
5. Oybirliğiyle, olayı Sözleşmenin 13. maddesi bakımından incelemenin gerekli olmadığına;
6. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 50. maddesinin karara hazır olmadığına;
buna göre,
(a) bu sorunun saklı tutulmasına;
(b) Hükümeti iki ay içinde bu mesele hakkında görüşünü bildirmesi ve başvurucuyla yapabileceği bir anlaşma konusunda Mahkemeyi bilgilendirmeye davete;
(c) bundan sonra izlenecek usulü saklı tutmaya ve gerekenleri yapması için Daire Başkanı bu konuda yetkili kılmaya
Karar Vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy