(AİHS m. 5, 50)
USUL VE ESAS (özet)
Mahkeme Esas hakkında verdiği 2 Mart 1987 tarihli kararda (bk. no. 125), başvurucunun yeniden cezaevine konulmasına sırasında, hem Şartla Tahliye Kurulu önündeki usulün ve hem de mevcut yargısal hukuk yolunun Sözleşmenin 5(4). fıkrasındaki şartları taşımadığı gerekçesiyle, bu fıkranın ihlal edildiğini tespit etmişti. Geriye sadece Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması sorunu kalmıştı. Karara hazır olmayan bu sorun saklı tutulmuştu.(1-3)
Esas hakkında kararın verilmesinden sonraki ay içinde, yani Nisan 1987de, başvurucunun ömür boyu hapis cezasının geri kalan kısmı af edilmiştir. Buna göre halen serbest olan başvurucu, artık ömür boyu hapis cezasının şartlarına tabi olmaktan çıkmış ve yeniden cezaevine konulma yükümlülüğü ortadan kalmıştır. Komisyon ve Mahkeme önündeki ücretler ve masraflar için Hükümetin önerdiği 2,500 Sterlinin adli yardım olarak alınan miktar düşülerek ödenmesi önerisi başvurucu tarafından kabul edilmiştir.(4-7)
KARAR GEREKÇESİ
8. Sözleşmenin 50. maddesi şöyledir:
"Mahkeme bir Sözleşmeci Tarafın resmi makamları veya diğer makamlar tarafından verilen bir kararın veya yapılan bir tasarrufun tamamen veya kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğunu tespit ederse ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuku verilen kararın veya yapılan tasarrufun sonuçlarını ancak kısmen onarmaya imkan veriyorsa, mahkeme gerekli gördüğü takdirde zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödemesine hükmedebilir."
Başvurucu bu maddeye göre, Sözleşme organları önündeki yargılamada katlandığı ücretler ve masrafların geri ödenmesi ile maddi ve manevi zararları için tazminat talep etmiştir.
A. Ücretler ve masraflar
9. Mahkemeye, Hükümet ile başvurucu arasında ücretler ve masraflar bakımından bir anlaşma sağlandığı bilgisi verilmiştir (bk. yukarıda parag. 6). Mahkeme, varılan anlaşmanın şartlarını ve Komisyon temsilcisinin buna bir itirazı bulunmamasını göz önünde tutarak, bu anlaşmanın Mahkeme İçtüzüğünün 53(4). fıkrası anlamından "hakkaniyete uygun nitelikte" olduğu sonucuna varmaktadır. Buna göre Mahkeme, anlaşmayı resmen kaydeder ve bu talep bakımından davanın düşmesine karar verilmesinin uygun olduğunu kabul eder.
B. Zararlar
10. (a) Başvurucu, Sözleşmenin 5(4). fıkrasına uygun bir dava açma hakkına sahip olmuş olsaydı, daha erken bir tarihte salıverilmiş olacağını ve kazanç elde edeceği bir iş bulmuş olacağını iddia etmiştir. Başvurucu, aşağıdaki üç farazi tarihten birinde salıverilmeye dayanan kazanç kayıpları için tazminat talebinde bulunmuştur:
(i) Şartla Tahliye Kurulu tarafından ilk kez salıverilmesinin tavsiye edildiği Nisan 1975 (bk. esas hakkındaki karar, parag. 16);
(ii) Maidston Mahkemesinde yargıç Streeterın, kendisine özgürlüğünün geri verilmesini önerdiği Ekim 1977 (bk. esas hakkındaki karar, parag. 19);
(iii) Şartla Tahliye Kurulu tarafından bir kez daha salıverilmesinin tavsiye edildiği Mayıs 1979 (bk. esas hakkındaki kararı, parag. 20).
Yaklaşık 35,000 Sterlinden 45,000 Sterline varan kazanç kayıpları, bu üç salıverilme tarihinden birinden 3 Temmuz 1985e kadar, ortalama sanayi ücretine dayanılarak hesaplanmıştır. İddia konusu kazanç kayıpları ayrıca, gelecekteki iki yıl içindeki kazanç kayıplarını içermektedir; fakat bundan, bay Weeksin fiilen serbest olduğu veya bir mahkeme kararı gereğince hapiste olduğu dönemler çıkarılmıştır. Başvurucu bu talebini desteklemek için, 1977de gözaltına alındığı tarihte çalışmakta olduğu işe ve 1982de salıverildikten sonra çalıştığı işe göndermede bulunmuştur.
(b) Başvurucu ayrıca, Sözleşmenin 5(4). fıkrasına göre itirazda bulunmasına imkan veren bir yargılamanın bulunmaması nedeniyle uğradığı manevi zarar için tazminat talep etmiştir. Başvurucu, cezaevi koşullarını, hapislik süresinin uzunluğunu ve kendisinin kişisel yaşamı ve gelişimi üzerinde olumsuz etkide bulunan sürekli yeniden hapsedilme tehdidini ileri sürmüştür. Başvurucuya göre, Sözleşmenin 5(4). fıkrası gereğince periyodik denetimler, davranışlarının gelişimi için teşvik edici olurdu. Ayrıca, mesleki beceri kazanma ve iş tecrübesi oluşturma fırsatının da yoksun bırakılmıştır. Başvurucunun bu başlık altında Nisan 1975 veya Haziran 1977den 3 Temmuz 1985e kadar dönem için talep ettiği 58,750 Sterlin veya 48,750 Sterlin, Birleşik Krallıkta haksız olarak hapiste kalan kişilere İçişleri Bakanlığının bir yıl için 10,000 Sterlin ödüyor olmasına dayandırılmıştır.
11. Hükümet, bu taleplere karşı çıkmıştır. Hükümetin savunmaları şöyle özetlenebilir:
(a) Maddi tazminat konusunda, başvurucu, Sözleşmenin 5(4). fıkrasına uygun bir dava açma hakkına sahip olsaydı, daha erken bir tarihte salıverilebileceğini kanıtlayamamıştır. Dahası, iddia edilen kayıp tamamıyla, Mahkemenin esas hakkındaki kararında hukuka uygun bulduğu hapislikle ilgilidir. Buna göre, iddia edilen zarar ile Mahkemenin tespit ettiği ihlal arasında bir nedensellik bağı kurulamamıştır.
(b) Manevi tazminat konusunda, başvurucu, tespit edilen ihlale atfedilebilecek bu tür zararın bulunduğunu kanıtlayamamıştır. Mahkemenin bu konuda bir varsayımda bulunma yetkisi yoktur. Özellikle başvurucunun geri kalan cezasının Nisan 1987de affedilmiş olması (bk. yukarıda parag. 4) göz önünde tutulduğunda, bizzat Sözleşmenin 5(4). fıkrasının ihlal edildiğinin tespiti, bu koşullarda yeterli bir adil karşılık oluşturmuştur.
12. Mahkeme, başvurucunun 1977 yılında ve söz konusu daha sonraki dönemlerde özgürlüğünden yoksun bırakılmış olmasının, Sözleşmenin 5(1)(a) bendi bakımından hukuka uygun bulduğu tespitini hatırlatır (bk. esas hakkındaki kararda gerekçe parag. 51-53 ve birinci hüküm fıkrası). Mahkeme tarafından tespit edilen ihlal, bay Weeksin "serbestlikten sonra cezaevine döndürülebileceği anda ve ayrıca hapisliği süresince makul aralıklarla", hapisliğinin hukukiliğine itiraz edebileceği, Sözleşmenin 5(4). fıkrasının şartlarına uygun dava açma imkanının bulunmamasının bir sonucudur (aynı karar, parag. 58).
Buna göre, bu tür bir özgürlükten yoksun bırakmaya atfedilebilecek zararlı sonuçlar için bir tazminat ödenemez. Sözleşmenin 50. maddesine göre adil karşılığa hükmedilmesi bakımından dikkate alınabilecek tek zarar, Sözleşmenin 5(4). fıkrasındaki şartları taşıyan bir hukuk yolunun bulunmamasının sebep olduğu zarardır (bk. 18.11.1982 tarihli X. - Birleşik Krallık kararı, parag. 17; 25.04.1983 tarihli Van Droogenbroeck kararı, parag. 11; ve 23.02.1984 tarihli Luberti kararı, parag. 40).
13. Maddi zarar konusunda, başvurucu, Ekim 1977de yargıcın söylediğinden sadece, kendisinin özgürlüğünün geri verilmesi gerektiği sonucunun çıkarılabileceğini ve Mayıs 1979da Şartla Tahliye Kurulu tarafından kendisi lehine tavsiyede bulunulmasının, eğer Sözleşmenin 5(4). fıkrasına uygun bir dava açma imkanına sahip olsaydı, bu iki durumdan birinde salıverilebileceği anlamına geldiğini savunmuştur.
Mahkeme, başvurucu için bu tür bir dava imkanı bulunsaydı, kendisinin kesinlikle salıverilmiş olacağını söylemenin mümkün olmadığını tespit etmektedir. Öte yandan, başvurucunun daha erken salıverilme ihtimali ve yaşı dikkate alındığında, bundan bazı pratik yararlar sağlayabileceği de tamamıyla göz ardı edilemez. Sonuç olarak bay Weeksin, davranışsal sorunlarını tamamen ortadan kaldırdığı kuşkulu olduğu için, aynı sorunların tekrarlama ihtimali bulunsa bile, bu tür bir dava açma imkanına sahip olmaması nedeniyle fırsat kaybından zarar görmüş olduğu söylenebilir (bk. 02.06.1986 tarihli Bönisch kararı, parag. 11). O halde maddi zarar, bütünüyle göz ardı edilemez.
14. Manevi zarar konusunda, Sözleşmenin 5(4). fıkrasının gereklerini taşıyan bir hukuk yolunun bulunmaması, bay Weekste, özellikle yaşı ve olayın özel şartları dikkate alındığında, hayal kırıklığı ve acizlik duygusu uyanmasına sebep olmuş olmalıdır. Mahkemeye göre, ne Nisan 1987de kendisinin ömür boyu hapis cezasının geri kalan kısmının affedilmiş olması ve ne de bir ihlal tespit edilmiş olması, Nisan 1987ye kadar süren ihlalin bir sonucu olarak uğranılan zararlar için adil bir karşılık oluşturur. Buna göre, bir ölçüde tazminat verilmesi gerekir.
15. Hükmedilecek tazminat miktarının belirlenmesinde, olayın özel şartları, özellikle işlenen suçla ilgili olarak "süresi belirsiz" ömür boyu hapis cezasının ağırlığı (bk. esas hakkında karar, parag. 11-15) dikkate alınmalıdır. Bu durumda bile, talep edilen maddi ve manevi tazminat miktarı aşırıdır. Bununla birlikte, her iki başlık altında da zararı kesin bir şekilde belirlemek mümkün değildir. Bunları birlikte ele alan ve Sözleşmenin 50. maddesinin gerektirdiği gibi hakkaniyet esasına dayanan Mahkeme, başvurucuya adil karşılık olarak 8,000 Sterlin ödenmesine hükmetmektedir.
Bu Gerekçelerle Mahkeme Oybirliğiyle,
1. Başvurucunun ücretler ve masraflar konusundaki talebiyle ilgili olarak davanın düşmesine;
2. Zaraları için, Birleşik Krallığın başvurucuya 8,000 Sterlin ödemesine;
3. Adil karşılık konusunda diğer taleplerin reddine
Karar Vermiştir.
SONKARARIN YERİNE GETİRİLMESİ
BAKANLAR KOMİTESİ: DH (89) 18; 15.06.1989
Hükümetin verdiği bilgiye göre: Üst mahkemenin ancak çok ağır suçlar için ömür boyu hapis cezası verilebileceğine ilişkin içtihadı dikkate alındığında, gelecekte Weeks davası gibi bir davada ömür boyu hapis cezası verilme ihtimali bulunmamaktadır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy