(AİHS m. 6)
Başvuru no: 9999/82
DAVANIN ESASI
8. 1935 doğumlu bir Türk vatandaşı olan Şerif Çolak, birkaç yıl Almanyada oturmuş ve çalışmıştır.
9. Başvurucu, 20-21 Nisan 1979 gecesi, Frankfurtta bir restorandaki bir kavga sırasında, bir başka Türkün karnına bıçak sokarak yaralamıştır.
Başvurucu 27 Nisan günü, adam öldürmeye teşebbüsten (attempted murder) (Ceza Kanunu md. 212 ve md. 23) kuvvetli şüphe (grave suspicion) nedeniyle gözaltına alınmıştır. Ertesi gün, Frankfurt İl Mahkemesi başvurucunun tutuklanmasına karar vermiştir. Tutuklama kararında, başvurucunun ağır yaralama suçundan (grievous bodily harm) (Ceza Kanunu md. 223 ve md. 223a) sanık olduğu belirtilmiştir.
10. Frankfurt Mahkemesi, savcılığın başvurusu üzerine, 29 Mayıs 1979da sanığı dinledikten sonra, tanık ifadeleri ile polis tarafından elde edilen bilgiler ışığında, tutuklama kararındaki suçu değiştirmiştir. Bay Çolak artık, çok daha ağır hapis cezasını gerektiren, adam öldürmeye teşebbüs suçu sanığı haline gelmiştir.
Bu yeni karar, nihai ceza verilmesine kadar, başvurucunun tutukluluğunun yasal temeli olarak kalmıştır.
1. Davaya sevk (committal proceedings)
11. Savcı 13 Ekim 1979da, bay Çolakın olayını Frankfurt Eyalet Mahkemesi sunmuştur. Savcı, başvurucuyu adam öldürmeye teşebbüs etmiş olmakla suçlamış ve hakkında Ağır Ceza Mahkemesinde (Assize Court) (Mahkemeler Yasası md. 74(2)) dava açılmasını talep etmiştir.
Başvurucuya 20 Kasım 1979da, iddianame (indictment) Almanca ve Türkçe olarak tebliğ edilmiş, başvurucu da önüne çıkarıldığı Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı önünde, iddianame hakkında görüşlerini ifade etme imkanı bulmuştur (Ceza Usul Kanunu md 201). Başvurucu bu aşamada, iddianamede gösterilen suçtan davaya sevk edilmesine bir itirazda bulunmamıştır.
12. Bölge Mahkemesi 20. Ceza Dairesi 18 Aralık 1979da, savcının Ağır Ceza Mahkemesinde davanın görülmesi talebini reddetmiş ve sanığın adam öldürmeye teşebbüsten değil, ama ağır yaralama suçundan kuvvetli şüphe altında bulunduğunu kabul ederek, yargılamanın Genişletilmiş Ceza Dairesinde (Extended Criminal Chamber) görülmesine karar vermiştir (Mahkemeler Yasası md. 74(1)).
Savcılık bu karara karşı Frankfurt Üst Mahkemesine başvurmuş, bu mahkeme de 31 Ocak 1980de, alt mahkemenin bu noktadaki kararını kaldırmıştır (quashed). Üst Mahkeme, davanın iddianamede belirtildiği gibi, Ağır Ceza Mahkemesinde görülmesine karar vermiştir. Üst Mahkemeye göre, ölümün meydana gelip gelmemesi bakımından başvurucunun kayıtsızca (recklessness) hareket ettiği ve dolayısıyla adam öldürmeye teşebbüs suçunu işlediği tespitinde bulunmayı destekleyen yeterli delil bulunmaktadır.
2. Ağır Ceza Mahkemesindeki yargılama
13. Ağır Ceza Mahkemesindeki yargılama 28 Nisan 1980de başlamıştır. Bay Çolaka çeşitli kişisel bilgileri sorulduktan sonra, savcı suçlamaları, iddianamede yer verildiği şekildeokumuştur (bk. yukarıda parag. 243) (Ceza Usul Kanunu md. 243).
Ağır Ceza Mahkemesi 5 Mayıstaki duruşmada, başvurucuya ve müdafiine, başvurucunun adam öldürmeye teşebbüs suçu yerine, ağır yaralamaya sebebiyet vermekten mahkum edilme ihtimali bulunduğunu bildirmiştir. Duruşma tutanağına göre sanık ve müdafii, bir cevap verme gereğini uyandırmayan bu bildirim ışığında, savunma hazırlama imkanı bulmuşlardır.
Ceza Usul Kanununun 265. maddesi şöyledir:
"1. Sanığa isnadın hukuki niteliğindeki değişiklik önceden bildirilmeden ve kendisini buna göre savunma imkanı verilmeden, mahkemenin elindeki iddianamede gösterilenden başka bir kanun maddesine göre mahkumiyet kararı verilemez.
3. Sanığın, mahkemenin elindeki iddianamede gösterilenden daha ağır bir cezayı gerektiren bir kanun hükmünün uygulanma ihtimalini ortaya çıkaran yeni olayların bulunduğunu ve savunmasını yeterince hazırlayamadığını ileri sürerek, duruşmanın ertelenmesini talep etmesi üzerine, duruşma ertelenir.
4. Mahkeme, yeni durum ışığında, iddia veya savunma makamının hazırlanmalarını sağlamak için ertelemenin uygun olacağını kabul edecek olursa, taraflardan birinin talebi üzerine veya resen duruşmayı erteler.
"
Alman hukukuna göre yukarıdaki madde gereğince yapılan bir bildirim, başlangıçtaki iddianameye veya iddia konusu olaylar hakkındaki yeni nitelendirmeye dayanılarak bir mahkumiyet kararı verilmesini mümkün kılmaktadır. Bir mahkeme, başlangıçta yapılan isnadın incelenebilir olmaktan çıktığını açıkça belirttiği halde, buna yeniden dönmek isterse, bu konuda ek bir beyanda bulunur (Federal Adalet Mahkemesinin 19 Temmuz 1972 tarihli kararı, Monatsschrift für Deutches Recht 1972, s. 925).
15. Duruşma 13 Mayıs 1980de, esas tanık olan mağdur gelmediği için ertelenmiştir. Aynı gün bay Çolak, 40,000 Alman Markı kefaletle (bail) salıverilmiştir.
16. Yeni duruşma 15 Ocak 1981de başlamıştır. Bu arada kompozisyonu değişen Ağır Ceza Mahkemesi, sanığa çeşitli kişisel bilgiler sormuştur. Daha sonra iddia makamı, 13 Ekim 1979da arz ettiği isnadları (bk. yukarıda parag. 11 ve 13) bir kez daha zikretmiştir.
17. Ertesi gün, Ağır Ceza Mahkemesi, bay Çolakın ağır yaralamaya sebebiyet vermekten mahkum edilebileceği ihtimal içeren alternatifi yine belirtmiş ve kendisine buna göre savunma hazırlama fırsatı vermiştir.
Başvurucu, müdafii bay Rosenbergin bundan kısa bir süre sonra, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanıyla mahkeme salonu dışında bir konuşması olduğunu iddia etmektedir. Başvurucu, Başkanın şöyle dediğini ileri sürmektedir:
"Kaygılanmanıza gerek yok. Şimdi mahkeme, ağır yaralama suçundan bir mahkumiyet ihtimalini bildirdiğinden, aslında bir mahkumiyetin sadece bu temelden verileceğini farz ederek ilerleyebilirsiniz (proceed). Mahkeme görüşünü değiştirmeyecektir. Ancak değiştirecek olursa, bunu size zamanında bildireceğiz."
("Sie brauchen sich keine Sorgen zu machen. Nach dem Hinweis auf die mögliche Verurteilung wegen gefährlicher Körperverletzung können Sie davon ausgehen, dass auch nur insoweit die Verurteilung in Betracht kommt. Die Kammer dreht sich nicht. Sollte die Kammer sich dennoch drehen, sagen wir Ihnen rechtzeitig Bescheid.")
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmıştır.
18. Savcı, 23 Ocak 1981deki duruşmanın sonunda, bay Çolaka öldürme kastı atfetmenin mümkün olmadığını ve olay sırasındaki sarhoşluğunun, cezai sorumluluğunu azaltan bir unsur olarak görülmesini gerektirdiğini savunmuştur. Savcı, ağır yaralamaya sebebiyet vermekten üç yıl hapis cezası verilmesini istemiştir.
Müdafii ise, mağdurun üçüncü bir kişi tarafından yaralandığı şeklinde bir teori ileri sürmüştür. Ancak, yaralamaya gerçekten de başvurucu sebebiyet vermişse, müdafie göre bunda kendisinin sorumluluğu yoktur; kendisi en fazla sarhoşluktan mahkum edilebilir (Ceza Kanunu md. 330a).
19. Ağır Ceza Mahkemesi, 10 Şubat 1981 tarihli duruşmada, kararını esas itibarıyla mağdurun ifadesine dayandırarak, başvurucuyu adam öldürmeye teşebbüs suçundan suçlu bulmuş ve kendisine beş yıl hapis cezası vermiştir.
Bu mahkemeye göre başvurucu, ölümün gerçekten de meydana gelip gelmemesi konusunda kayıtsızca hareket etmiştir. Ağzı el büyüklüğündeki bir bıçağın, karnın üst bölgesinden sokulmasının, ölüme sebebiyet verebileceğini düşünmüş olmalıydı. Ancak mahkeme, kendisinin cezai sorumluluğunun, almış olduğu alkol nedeniyle önemli ölçüde azaldığını kabul etmiştir.
20. Bay Çolak aynı gün, 29 Mayıs 1979 tarihli tutuklama kararı (bk. yukarıda parag. 10) gereğince, yeniden tutuklanmıştır (remand in custody). Başvurucu, tutuklanmasına ilişkin karara karşı üst başvuruda bulunmuş, fakat üst başvurusu 6 Mart 1981de Frankfurt Üst Mahkemesi tarafından, başka şeylerin yanında, aşağıdaki gerekçelerle reddedilmiştir:
"Bugüne kadar bu davada, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Ceza Usul Kanununun 265. maddesi gereğince muhakemenin her iki aşamasında, Ceza Kanununun 223a maddesindeki suçtan mahkumiyetin de mümkün olabileceğinin bildirilmiş olması ve ayrıca görevli mahkemeyi tayin eden dairenin (adjudicating chamber) başlangıçta başvurucunun adam öldürmeye teşebbüs suçundan davaya sevkini reddetmiş olması nedeniyle, sanığın bu yargılama sonunda Ağır Ceza Mahkemesinin
vermiş olduğu cezadan daha hafif bir ceza alacağını sandığı görülmektedir.
Hiç kuşkusuz, Ağır Ceza Mahkemesi ağır yaralamaya sebebiyet vermekten mahkumiyeti ciddi bir ihtimal olarak düşündüğü için, başvurucuyu kefaletle salıvermiştir. Ancak mahkeme, delilleri topladıktan sonra, hukuki duruma ilişkin takdirini değişmiştir."
3. Federal Adalet Mahkemesine yapılan başvuru (revizyon)
21. Bay Çolak kararı, 19 Mayıs 1981de Federal Adalet Mahkemesine temyiz etmiştir (appeal on a point of law). Başvurucu, başka şeylerin yanında, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanının verdiği güvencelere (assurances) rağmen, mahkemenin iddia konusu olayların hukuki niteliği konusunda görüş değişikliğinin (bk. yukarıda parag. 17) kendisine bildirilmediğinden şikayet etmiştir. Başvurucu, Ceza Usul Kanununun 265. maddesine (bk. yukarıda parag. 14) ve Sözleşmenin 6(1). fıkrasına aykırılık bulunduğunu iddia etmiştir.
22. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı 19 Haziran 1981de, müdafiiyle yaptığı iddia edilen konuşmayla (bk. yukarıda parag. 17) ilgili olarak resmi bir yazı yazmıştır. Yazıda şöyle denilmektedir:
"Müdafiiyle koridordaki konuşmamızın ayrıntılarını hatırlamıyorum."
("Einzelheiten an Flurgespräche mit dem Verteidiger sind mir nicht mehr in Erinnerung.")
Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı bu beyanını, başvurucu Komisyona başvuru yaptıktan sonra, 4 Temmuz 1984te aşağıdaki şekilde tekrar etmiştir:
"Yukarıda sözü edilen davayla alakalı olarak, müdafiiyle mahkeme salonu dışında nerede ve ne zaman konuşma yapıldığı ve ne söylendiği konusunda bir ayrıntı hatırlamıyorum."
("In der vorbezeichneten Sache kann ich mich an Einzelheiten über Gespräche mit dem Verteidiger ausserhalb der Hauptverhandlung nach Ort, Zeit und Inhalt nicht mehr erinnern.")
23. 1 Aralıkta, Federal Adalet Mahkemesi Federal Savcısı, başvurunun reddedilmesini istemiştir.
Savcı, başka şeylerin yanında, yargılamanın iddianamedeki adam öldürmeye teşebbüs suçundan yapıldığına işaret etmiştir. Savcıya göre Ağır Ceza Mahkemesinin ağır yaralamadan mahkumiyet verilebileceği ihtimalinden söz ettiği kuşkusuzdur; fakat bu durum, mahkemenin sanığı iddianamede isnad edilen suçtan suçlu bulmasını engellemez. Mahkeme Başkanı tarafından "güvenceler" verilmesi de durumu değiştirmez. Bu suçlardan birincisinin mi yoksa ikincisinin mi kanıtlandığına karar vermek, yaptığı müzakereden sonra sadece ve tek başına mahkeme heyetinin görevidir.
24. Federal Adalet Mahkemesi 10 Şubat 1982de, başvuruyu temelsiz bulmuştur. Bu mahkeme sadece, yukarıda belirtilen sebeplerle, itiraz konusu kararda bay Çolakın aleyhine bir hukuka aykırılık bulunmadığını belirtmiştir.
4. Federal Anayasa Mahkemesine şikayet
25. Başvurucu 25 Şubat 1982de, Federal Anayasa Mahkemesine şikayette bulunmuştur. Başvurucu, Anayasanın 20(3). fıkrasındaki hukukunu üstünlüğü ilkesi ile 103. maddesindeki bir mahkeme tarafından yargılanma hakkına dayanmıştır.
Başvurucu, başka şeylerin yanında, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı tarafından verilen güvencelerin, bu mahkeme üzerinde bağlayıcı olarak görülmesi gerektiğini iddia etmiştir. Başvurucuya göre Ağır Ceza Mahkemesi, olayların hukuki nitelendirilmesi konusundaki yaklaşımını değiştirdiğini kendisini bildirmemekle, savunma haklarını ihlal etmiş ve böylece kendisini adil yargılanmadan yoksun bırakmıştır.
26. 17 Mayıs 1982de, üç yargıçlı komite olarak toplanan Anayasa Mahkemesi, yapılan başvurunun yeterli başarı şansı bulunmadığı ve bu nedenle esasına girilmesinin gerekli olmadığı sonucuna varmıştır. Anayasa Mahkemesi kararını şu gerekçelere dayandırmıştır:
"Başvuran (appellant), kendisine adam öldürmeye teşebbüs suçundan mahkum edilebileceği ihtimali açıkça haber verilmiş olsaydı, savunmasını nasıl daha farklı yapacağını söylemediği için, başvurunun kabuledilebilirliği konusunda biraz tereddüt bulunmaktadır;
, başvuru esas bakımından yeterli bir başarı şansına sahip olmadığı için, bu meselenin daha derinlemesine ele alınmasına gerek bulunmamaktadır.
Başvuran hakkındaki ceza davasının, anayasa hukuku bakımından eleştirilebilecek bir yönü yoktur. Başvuran, adam öldürmeye teşebbüs suçundan mahkum edilmemiş olmaya dayanamaz. Bölge Mahkemesinin ilk önce kendisinin öldürme kastına sahip olduğundan kuşkulanmak için yeterli sebep bulunmadığını tespit etmesinin ve bu nedenle davayı Ağır Ceza Mahkemesine sevk etmemesinin, veya adam öldürmeye teşebbüs suçu yerine ağır yaralamaya sebebiyet verme suçundan mahkum edilebileceğinin kendisine söylenmemiş olmasının, veya daha sonra savcının esas hakkındaki mütalaasında (submission) ağır yaralamaya sebebiyet vermekten mahkumiyet istemesinin bir önemi yoktur. Tam tersine, Üst Mahkemenin de elinde tuttuğu iddianame adam öldürmeye teşebbüs suçundan olduğu için, başvurucu savunmasında bu suçtan bir mahkumiyet ihtimalini dikkate almış olmalıydı.
Mahkeme Başkanı, başvuranın iddia ettiği gibi müdafie mahkeme salonu dışında, Ağır Ceza Mahkemesinin sadece ağır yaralama suçundan bir mahkumiyet ihtimalini düşünmekte olduğunu farz ederek ilerleyebileceği ve mahkeme görüşünü değiştirecek olursa, bunu zamanında kendisine bildireceği şeklinde bir güvence verdiği doğru olsa bile, durum yine değişmez. Bir mahkeme tarafından meşru beklenti, sadece duruşma sırasında veya sadece mahkeme heyeti namına ve tüm taraflara yapılan bir beyanla yaratılabilir. Başvuran olayın böyle olduğunu iddia etmemiştir. Başvuran sadece, avukatı ile Mahkeme Başkanı arasında, Mahkeme Başkanının mahkeme heyeti namına konuşmaya yetkili olduğunu ima etmeksizin, mahkemenin maddi ve hukuki noktalardaki geçici değerlendirmesini açığa vurduğu bir gayri resmi konuşmaya dayanmaktadır. Ceza usul kanununda, bu tür bir gayri resmi söz vermeyle ilgili bir hüküm yoktur. Böyle bir söz verme, mahkeme tarafından resmen teyid edilmediğinden ve görevini özenle yerine getiren bir müdafiinin, nihai savunmasını değiştirmek istemesi halinde, bu söz vermenin teyidini talep etmiş olması gerektiğinden, bu tür bir söz verme, başvurucunun adil yargılanma hakkı dolayısıyla mahkemeyi bağlayan meşru beklenti oluşturmaz.
Bu nedenle, doğruluğu Ceza Mahkemesi Başkanının, Federal Adalet Mahkemesi önündeki yargılama sırasında yaptığı resmi beyandan çıkarsanabilecek olan başvuranın iddiaları konusunda tanık dinlemek gerekli değildir. Olayın şartları içinde, bağlı kalınmayan ve aslında bizzat yetkisiz olarak verilen böylesi güvenceler disiplin hükümleri bakımından bir sorun doğurabilir, fakat başvurucu hakkındaki ceza davasında Anayasa ihlalini ortaya koymak için yeterli değildir."
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
27. Bay Çolak, 7 Haziran 1982de Komisyona yaptığı başvuruda, kendisinin mahkumiyetine yol açan yargılamadan şikayetçi olmuştur. Başvurucuya göre bu dava, Sözleşmenin 6(1). fıkrasına aykırı bir şekilde görülmüştür.
Komisyon başvuruyu 9 Aralık 1985te kabuledilebilir bulmuştur. Komisyon 6 Ekim 1987 tarihli raporunda, ikiye karşı on oyla, Sözleşmenin söz konusu maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
29. Başvurucu, adil yargılanmadığını iddia etmiştir. Başvurucuya göre, avukatının Ağır Ceza Mahkemesi Başkanından sözde güvenceler almasına rağmen, kendisine uyarıda bulunulmaksızın, adam öldürmeye teşebbüs suçundan mahkumiyet kararı verilmiştir. Başvurucuya göre bu durum, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının gereklerine bir aykırılık oluşturmaktadır. Bu fıkra şöyle demektedir:
"Herkes,
hakkındaki bir suç isnadının karara bağlanmasında,
bir yargı yeri tarafından adil
olarak yargılanma hakkına sahiptir.
"
Hükümet, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanının davayı sanığın avukatıyla mahkeme salonu dışında görüştüğü iddiasını reddetmiştir. Hükümete göre böyle bir konuşma yapılmış olsa bile, bu konuşmanın içeriği bay Çolakın iddia ettiği şekilde olamaz. Her halükarda, Sözleşmenin 6(1). fıkrası ihlal edilmemiştir.
Komisyon da aynı şekilde bir ihlal görmemiştir. Komisyonun beş üyesi görüşlerini, tartışma konusu konuşma hakkında yeterli delil bulunmamasına dayandırmışlardır. Diğer beş üye ise, başvurucunun her halükarda, Ağır Ceza Mahkemesinin kendisini sadece ağır yaralamaya sebebiyet verme isnadıyla yargılayacağı konusunda bir meşru beklenti duyamayacağını kabul etmişlerdir.
30. Mahkeme ilk önce, başvurucu tarafından iddia edilen konuşmanın yapılıp yapılmadığını kesin olarak belirlemenin mümkün olmadığını kaydeder. Ne Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı tarafından verilen 19 Haziran 1981 ve 4 Temmuz 1984 tarihli beyanlar (bk. yukarıda parag. 22) ve ne de gösterilen deliller, Mahkemenin tartışma konusu bu maddi konuda bir hüküm vermesi için yeterli bilgi sağlamamaktadır. Ne var ki bu beyanlardaki ifade tarzı, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanının gerçekten de bay Rosenburg ile mahkeme salonu dışında, bay Çolaka isnad edilen fiillerin hukuki nitelendirilmesi konusunda bir konuşma yapmış olması ihtimalini ortadan kaldırmamaktadır. Dahası bu ihtimal, Federal Anayasa Mahkemesinin 17 Mayıs 1982 tarihli kararında (bk. yukarıda parag. 26) da belirtilmiştir. Fakat böyle bir konuşma yapılmış olsa bile, Mahkeme ne söylendiğini kesin olarak belirleme imkanına sahip değildir.
31. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, avukat bay Rosenburgun iddia ettiği beyanlarda bulunmuş olsa bile, diğer yargıçlar namına konuşamaz.
Bay Çolak, Ağır Ceza Mahkemesindeki ilk duruşmada okunan yazılı iddianamede (bk. yukarıda parag. 16), adam öldürmeye teşebbüs suçuyla suçlanmıştır. 16 Ocak 1981 tarihli duruşmada mahkeme, bu isnaddan mahkumiyet ihtimalini ortadan kaldırmamıştır. Ağır Ceza Mahkemesi sadece, olayın şartları içinde kanunen yapmaya yükümlü olduğu şekilde, ağır yaralamaya sebebiyet verme suçundan mahkumiyet ihtimalinin de bulunduğuna işaret etmiştir (bk. yukarıda parag. 14). Ağır Ceza Mahkemesi, ne bu noktada ve ne de başka bir aşamada, artık adam öldüremeye teşebbüs isnadını ele almaya niyetli olmadığını ima etmemiştir.
Başvurucunun avukatı, Ağır Ceza Mahkemesinin müzakereden sonra, sadece duruşma sırasında ileri sürülmüş konulara dayanarak bir hüküm vereceğini bilmektedir. Buna göre avukat, Mahkeme Başkanının iddia konusu durum değerlendirmesinin, aslında mahkemenin görüşünü yansıttığı konusunda tatmin olması gerekirdi. Bu görüşlerin resmen teyid edilmesini istemesi için, önünde engel yoktu.
32. Bu nedenle Mahkeme, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edilmediği sonucuna varmaktadır.
Bu gerekçelerle mahkeme oybirliğiyle,
Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edilmediğine
Karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy