(AİHS m. 6)
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
9. Bir İsviçre vatandaşı olan bayan Marlene Belilos, Lozanda yaşamaktadır; olayların geçtiği dönemde bir öğrencidir.
1. Lozan Güvenlik Kurulu
10. Lozan polisinin 16 Nisan 1981 tarihli bir raporunda, başvurucunun şehrin caddelerinde önceden izin alınmaksızın 4 Nisanda yapılan bir gösteri yürüyüşüne katılmak suretiyle, beldenin Güvenlik Yönetmeliğine (Police Regulations) aykırı davrandığına dair bir bilgi yer almıştır. Yürüyüş, "Lozan hareketi" adlı bir hareket tarafından düzenlenmiştir; yürüyüşten birkaç gün önce, insanları gösteriye çağıran bir bildiri dağıtılmış ve 60-70 kadar kişi gösteriye katılmıştır. Gösteriye katılanlar, belediyenin özerk bir gençlik merkezi oluşturmasını istemişlerdir.
Yerel Güvenlik Kurulu, 29 Mayısta yaptığı toplantıda, başvurucunun yokluğunda, kendisine 200 İsviçre Frangı para cezası vermiştir.
11. Bayan Belilos, bu kararın kaldırılması için, 1969 tarihli Vaud Yerel Yönetim Kararları Yasasının 36 ve devamı maddelerine göre, bir başvuruda bulunmuş; bunun üzerine Güvenlik Kurulu, 14 Temmuzda ilk duruşmasını yapmıştır. Kurulda, polis raporu okunduktan sonra, önce savunma tarafı ve sonra bilgiyi veren polis dinlenmiştir. Kurul, başvurucunun yaptığı açıklamaları dikkate alarak, bir tanığı dinlemek üzere duruşmayı ileri bir tarihe ertelemiştir. Kurul 26 Ağustosta, bayan Belilos için bir kez daha duruşma yapmış ve başvurucunun eski kocasını tanık olarak dinlemiştir. Bu tanık, söz konusu tarihte, Lozan kafede eski eşiyle birlikte bulunduğunu ve burada çocukların nafakasını kendisine verdiğini söylemiştir.
12. Güvenlik Kurulu 4 Eylülde, "tarafların hazır bulunmadığı bir sırada" kararını vermiştir. Kurul kararının "Esasa dair" kısımda önce, toplanma şekli, gösterinin nasıl devam ettiği ve sona erdiği anlatılmış; daha sonra, başka şeylerin yanında, karar veren Kurulun meşruiyetine itirazda bulunan ve gösteride yer aldığını inkar eden bayan Belilosun iddiaları sıralanmış; üçüncü olarak, sanığın eski kocası tarafından verilen ifadeden söz edilmiş; son olarak, polislerin verdikleri ifadede raporu teyit ettikleri ve başvurucunun gösteride yer almadığına dair iddiasını reddettikleri kaydetmiştir.
Güvenlik Kurulu, kararının "Gerekçe" bölümünde, kendi yetkisinin tartışma konusu olamayacağını belirtmiş ve "araştırmalar sonunda sanığın 4 Nisan 1981 tarihli gösteriye gerçekten katılmış olduğuna kanaat getirildiği" sonucuna varmıştır. Kurul, bir yandan bayan Belilosun gösteride aktif bir rol oynamadığını, diğer yandan bunun kendisinin ilk suçu olmadığını dikkate alarak, cezayı 120 İsviçre Frangına indirmiş; ayrıca masraflar için 22 İsviçre Frangı ödemesine hükmetmiştir.
Bu karar, 15 Eylülde taahhütlü mektupla başvurucuya tebliğ edilmiştir.
2. Vaud Kantonu Ceza Temyiz Dairesi
13. Bayan Belilos, Vaud Kantonu Ceza Temyiz Dairesine başvurarak, bir hükümsüzlük (null and void) kararı verilmesini istemiştir. Başvurucu, Sözleşmenin 6. maddesindeki şartlar göz önünde tutulduğunda, kural olarak Güvenlik Kurulunun itiraz konusu suçlar hakkında karar vermeye yetkili olmadığını iddia etmiş; her halükarda bu mahkemeden, eski kocasını yeniden dinlemesini ve olayları tam olarak yeniden tespit etmesini istemiştir. Ceza Temyiz Dairesi, bu başvuruyu 25 Kasım 1981de reddederken, şöyle demiştir:
"
Başvurucu bu kararın, hukuken kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından yargılanma hakkını içeren İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin (İHAS) 6. maddesiyle bağdaşmadığını ve İsviçrenin Sözleşmeye katılırken yaptığı beyanların, kendi davasının yargıcı olan idari bir makama bir suç isnadı hakkında karar verme imkanı tanımadığını, ayrıca Temyiz Dairesinin yaptığı yargısal denetimin de yetersiz olduğunu iddia etmiştir.
Bu mahkeme, Marlene Belilos ve Diğerleri davasında verdiği 9 Haziran 1980 tarihli kararda, İsviçrenin koyduğu çekinceler nedeniyle, idari bir makam önünde bir suç isnadının karara bağlanmasıyla ilgili bir yargılamanın, aleni yargılama yapma ve aleni karar verme yükümlüğü kapsamına girmediğine karar vermiştir (bk. ayrıca, Cass.: Leonelli, 31 Temmuz/16 Ekim 1981; Christinat, 23 Mayıs/6 Ağustos 1981).
İsviçre, İHASın 6(1). fıkrasıyla ilgili olarak şu beyanda bulunmuştur (RS (Compendium of Federal Law) 0.101, s. 25): İsviçre Federal Konseyi, Sözleşmenin 6(1). fıkrasında yer alan
hakkında suç isnadının karara bağlanmasında
şeklindeki adil yargılama güvencesinin sadece, bu tür bir isnadın
karara bağlanmasıyla ilgili olarak idari makamların verdikleri kararların, yargısal makamlar tarafından nihai denetiminin sağlanması anlamına geldiğini kabul eder.
Federal Konsey, İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına Dair Sözleşmeyle ilgili 4 Mart 1974 tarihli mektubunda, idari bir makam tarafından alınan bir kararın, esas hakkında değil ama sadece hukukilik denetimi (pourvoi en nullite) için bir mahkeme önüne getirildiği durumlarda, bu denetim usulünün, Sözleşmenin 6. maddesinin gereklerini yerine getirip getirmediği sorunun ortaya çıktığını belirtmiştir.
Konsey bu soruya olumlu cevap vermiştir; çünkü Konseye göre Sözleşmenin 6(1). fıkrası, sadece nihai denetimin yargı organı tarafından yapılmasını sağlamayı amaçlamış ve Federal Mahkeme, adalet dağıtılmasıyla ilgili kurallardan, Sözleşmenin 6. maddesinde sıralanan haklara karşılık gelen bir yargılanma hakkını türetmiştir (FF (Federal Gazete) 1974 I. s. 1032, Communication).
Üst yargılama sürecinin, sözlü savunma veya beyan almadan, yazılı usule tabi olması, Sözleşmenin 6. maddesine aykırılık oluşturmaz (Federal Temyiz Dairesi: Risse, 14.9.1981).
O halde Temyiz Dairesi, tanık dinleyemese bile, İsviçrenin koyduğu çekincelere tabi olarak, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin gerektirdiği nihai denetimi yapmaktadır.
"
3. Federal Mahkeme
14. Başvurucu bu karara karşı, Federal Mahkemeye kamu hukuku başvurusunda bulunmuştur. Başvurucunun dilekçesine göre, İsviçrenin Sözleşme bakımından yorumlayıcı bir beyanının bulunması (bk. aşağıda parag. 29), Güvenlik Kurulu gibi idari makamların, bir suç isnadının esasını karara bağlamaya yetkili kılındıkları anlamına gelmez. Bu tür bir yetki sadece, nihai olarak yargısal bir denetimin mevcut bulunması halinde anlaşılabilir bir yetkidir. Oysa mevcut olayda durum böyle değildir; çünkü Vaud Kanton Mahkemesi Ceza Temyiz Dairesi ve Federal Mahkeme sınırlı yetkilere sahip olup, normal şartlarda, Güvenlik Kurulunun tespitlerinin nihai olduğu maddi sorunları, örneğin tanıkları dinleyerek inceleyemezler. Ayrıca, Vaud Yerel Yönetim Kararları Yasasının 12. maddesine göre yerel yönetim, kendi yetkilerini, idarenin bir ajanı olan kıdemli bir polis görevlisine devredebilir; bu durumda Güvenlik Kurulu, kendisinin taraf olduğu bir davanın yargıcı olarak hareket etmektedir.
15. Federal Mahkeme (1. Kamu Hukuku Dairesi), 2 Kasım 1982de, aşağıdaki gerekçelerle, başvuruyu reddetmiştir:
"
2. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin (İHAS) 6(1). fıkrasındaki adil yargılama güvencesi, diğerlerinin yanında, herkesin
hukuken kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından
yargılanma hakkına
"sahip olduğunu belirtmektedir.
(a) Başvuranlar tarafından ortaya atılan tek şikayet, İHASın 6. maddesinin, Güvenlik Kurulu gibi, bağımsız bir yargı yeri olmayan bir organ tarafından, maddi olayları tespit edilen bir yargılama yapılmasını engelleyip engellemediğidir. Başvuranlar, bu Kurulun 18 Ocak 1982 tarihli kararındaki beyanlarının aksine, Güvenlik Kurulunun bu olayda tarafsızlıktan yoksun idari bir organ olduğunu, ima suretiyle dahi iddia etmemişlerdir. Her halükarda bu şikayet, Federal Yargı Yasasının 90(1)(b) bendi bakımından yeterince formüle edilmemiştir.
(b) İHASın 6(1). fıkrasının kapsamı, İsviçrenin yorumlayıcı beyanı ışığında incelenmelidir. Bu beyana göre: İsviçre Federal Konseyi, Sözleşmenin 6(1). fıkrasında yer alan adil yargılanma güvencesinin,
sadece,
idari makamların verdikleri kararların yargısal makamlar tarafından nihai denetiminin sağlanması anlamına geldiğini kabul eder. (İHASı onaylayan 3 Ekim 1974 tarihli Federal Karar, md. 1(1)(a), RO (Federal Yasalar Resmi Koleksiyonu) 1974, 2149.) Federal Konsey, Federal Meclise gönderdiği 4 Mart 1974 tarihli yazıda, bu yorumlayıcı beyanın, İnsan Hakları Avrupa Komisyon Başkanı tarafından verilen bilgiye dayanılarak, idari makamlar tarafından verilen kararların, esas hakkında bir hüküm için değil ve fakat sadece hukukilik denetimi için bir mahkeme önüne getirildiği davalar göz önüne alınarak formüle edildiği kaydedilmiştir (FF 1974 I, s. 1032). Bu yorumlayıcı beyanın geçerliliğine ve kapsamına akademisyenler tarafından itiraz edilmiş olsa bile (D. Brandle, Vorbehalte und auslegende Erklarungen zur europaischer Menschenrechtskonvention, Zurich thesis 1978), Federal Mahkeme bu yorumlayıcı beyandan ayrılmak için bir sebep görmemektedir (ATF (İsviçre Federal Mahkeme Kararları) 107 Ia 167). Ayrıca, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi de, idari bir makam tarafından verilen bir karar, nihai olarak yargı organın kontrolüne tabi olduğu taktirde, Sözleşmenin 6(1). fıkrasına uygunluğun sağlanmış olacağını, çünkü adil yargılama güvencesinin, usulün bütünü dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir (ATF 98 Ia 238; krş. J. Raymond, La Suisse devant les organes de la CEDH, in RDS (Revue de droit suisse) 98/1979 II, s. 67 ve burada atıfta bulunulan kararlar; D. Poncet, La protection de laccuse par la Convention europeenne des Droits de lHomme, s. 29, no. 78).
3. Vaud Kantonu yasama organı, İsviçre Ceza Kanununun (CC) 345(1)(2). bendiyle verilen yetkiyi kullanarak, bazı küçük suçların yerel makamlar tarafından yargılanmasını düzenlemiştir (28 Şubat 1956 tarihli Yerel Makamlar Yasası, md. 45; Yerel Kararlar Yasası (MDA), md. 1 vd.). MDAnın 1. maddesine göre, bu tür yerel makam kararlarının yargısal denetimi, Kanton Mahkemesi Temyiz Dairesi tarafından yapılır; bu Daire, hem bir en nullite davasında, usulün doğru bir şekilde uygulanıp uygulanmadığına (MDA, md. 43) ve hem de bir recours en reforme davasında, kanunun gereği gibi uygulanıp uygulanmadığına (MDA, md. 44) karar verir. O halde bu mahkeme, maddi noktaların yeniden incelemesi konusunda tam bir yetkiye sahip değildir. Ancak, tespit edilen olaylar bakımından ciddi kuşkuların bulunup bulunmadığı dahil (md. 43(e)) sadece izlenen usulün doğruluğunu değil, fakat aynı zamanda kanunun yanlış uygulandığına ve kanunun uygulanması sırasında takdir yetkisinin kötüye kullanıldığına dair şikayetleri (md. 44) de inceleme yetkisine sahip bir yargı organına başvuru yapılabilmesi halinde, İHASın 6(1). fıkrası bakımından maddi noktaları inceleme yetkisi gerekli değildir. O halde Kanton Mahkemesi, bir kamu hukuku başvurusunda, yetkisi bir kararın keyfi olmamasını sağlamakla sınırlı Federal Mahkemenin kullandığı yetkiden çok daha geniş bir yetki kullanmaktadır (krş. Schubarth, Die Artikel 5 und 6 der Konvention, insbesondere im Hinblick auf das schweizerische Strafprozessrecht, RDS 94/1975 I, s. 498, nos. 119-122); çünkü bu başvuru, sadece usul yönünden bir temyiz başvurusu değildir (J. Raymond, aynı eser, s. 68-69, no. 81). Dahası, Kanton Mahkemesi Temyiz Dairesi, tespit edilen olaylarda ciddi kuşkular bulunması (MDA, md. 43(e)) nedeniyle bir kararı bozduğunda (quashe), dosyayı gönderdiği yerel makamdan ek soruşturma yapmasını isteyebilir. İşte bu durumun kendisi, Vaud Kantonunda yerel makamların verdikleri kararların yargı organı tarafından nihai kontrolünün, İsviçre tarafından yapılan beyana göre yorumlanan İHASın 6(1). fıkrasına uygun olduğunu göstermeye yeterlidir. Söz konusu suçların bir ceza mahkemesi tarafından yargılanması arzu edilir olmakla birlikte, Federal Konseyin yorumlayıcı beyanının anlamı göz önünde tutulduğunda, P. Bischofberger tarafından ileri sürülen, niha i yargısal denetimin hem hukuki noktaları ve hem de maddi noktaları kapsaması gerektiğini savunan görüş (Die Verfahrensgarantien der Europaïschen Konvention zum Schutze der Menschenrechte und Grundfreiheiten (Art. 5 und 6) in ihrer Einwirkung auf das schweizerische Strafprozessrecht, Zürich thesis 1972, s. 50-51), haklı görülemez.
Ayrıca başvuran, Kanton Mahkemesi Temyiz Dairesi tarafından, mevcut davada Güvenlik Kurulunun 4 Eylül 1981 tarihli kararının hukukiliğinin incelenmesi konusunda yapılan yargısal denetimin eleştiriye açık olduğunu da iddia etmemiştir." (İsviçre Federal Mahkemesi Kararları, c. 108, Ia, s. 313-316)
II. Konuyla ilgili iç hukuk ve uygulama
A. Vaud Kanton hukukunda Güvenlik Kurulu
16. Vaud Kantonunda yerel yönetimler (municipalities), küçük suçları kovuşturma ve cezalandırma yetkisini, bir veya üç meclis üyesine, eğer nüfus on binden fazla ise, bir uzman memura veya bir kıdemli bir polis görevlisine devredebilir (17 Kasım 1969 tarihli Yerel Yönetim Kararları Yasası, md. 12).
17. Lozandaki Güvenlik Kurulu, tek bir yerel yönetim memurundan meydana gelmektedir. Bu kişi yeminli bir görevli olup, "görevini şahsi sıfatıyla, özenle, vicdanıyla ve güvenilir bir şekilde yerine getirmek zorundadır" (Yerel Hükümet Personel Tüzüğü, md. 10). Bir olayda kendisi görevden çekilebilir veya reddedilebilir (1969 tarihli Yasa, md. 12).
1. Yetkiler
18. Güvenlik Kurulu, sadece para cezaları verebilir (1969 tarihli Yasa, md. 5); bu cezalar, ilk kez işlenen bir suç için 200 İsviçre Frangı, daha sonra işlenen suçlar için 500 İsviçre Frangını geçemez. Failin (offender) masrafları ödemesine karar verme yetkisine sahiptir (md. 5 ve 34); fakat tazminat veya ücretlerin ödemesine hükmetme yetkisi yoktur (md. 5).
19. 1986da, Lozan Güvenlik Kurulu, 22,761 olayda karar vermiştir. Trafik suçları, ki esas itibarıyla yanlış park suçları, bu olayların yüzde 91ini oluşturmaktadır.
2. Usul
20. Güvenlik Kurulu, olayın kanıtlandığını ve failin şahsi durumuyla ilgili mevcut bilginin yeterli olduğunu düşünecek olursa, ilgili kişiyi davet etmeden de karar verebilir (1969 tarihli Yasa, md. 24).
Kurul, bir duruşma yapacak olursa, fail dosyayı önceden görme hakkına sahiptir (md. 23). Fail genellikle duruşmaya bizzat katılır; fakat bizzat katılmaktan açıkça muaf tutulmuşsa, duruşmaya bir temsilci gönderebilir (md. 29).
21. Olayları araştırma usulü, Yasanın 30. maddesinde gösterilmiştir. Bu madde şöyledir:
"Yerel makam, faili dinler ve gerekirse fail hakkında bilgi veren kimseyi de dinler.
Polis raporunun faille ilgili kısımlarını, kendisinin veya kendisini temsil eden veya kendisine yardım eden kişinin öğrenmesini sağlanır.
Olaylar üzerinde uyuşmazlık varsa, yetkili makam, özellikle davet ettiği veya failin getirdiği tanıkları dinlemek suretiyle, gerekli doğrulama işlemini yapar; olay yerinde inceleme yapabilir.
Gerekli gördüğü taktirde, bir çevirmeden yararlanabilir.
Yerel makam, raporda belirtilen olayların doğruluğu konusunda kendisi bir karara varır."
22. Güvenlik Kurulunun kararı hemen tefhim edilir; eğer fail mahkum olmuşsa, kendisinin buna karşı başvurma hakkı olduğu hatırlatılır (md. 31) ve Kurulun kararı daha sonra yazılı olarak tebliğ edilir.
23. Hakkında mahkumiyet kararı verilen bir fail, mevcut davada olduğu gibi duruşmaya davet edilmemişse veya gıyabında (in absentia) yargılanmışsa, mahkumiyet kararının bozulması (set aside) için başvurabilir (md. 36). Böyle durumlarda, ilk kararın geçerliliği sona erer (md. 39) ve Güvenlik Kurulu, ilgili kişiyi duruşmaya davet ederek, yargılamayı yeniden başlatır.
3. Üst başvuru biçimleri
24. Vaud Kanton ceza hukuku, Güvenlik Kurulu kararlarına karşı olağan üst başvuruya (ordinary appeal) imkan vermemekte, fakat kararın bozulması (set aside) imkanına ek olarak, Canton Mahkemesi Temyiz Dairesine (Cassation Division) iki tür başvuru yapılmasını öngören hükümlere yer vermektedir.
Bayan Belilosun da kullandığı (bk. yukarıda parag. 13) birinci tür başvuru, 1969 tarihli Yasanın 43. maddesinde düzenlenmiştir:
"Aşağıdaki usule aykırılık (procedural irregularities) sebeplerine dayanarak, hükümsüzlük beyanı (declaration of nullity) için bir başvuru yapılabilir:
(a) yerel makamın, yer veya konu bakımından yasal yetkisinin bulunmadığı bir konuda maddi olayları karara bağlamış olması halinde;
(b) izlenecek usulün gereği gibi faile bildirilmemiş olması halinde;
(c) tartışma konusu kararı etkileyecek şekilde, hayati öneme sahip diğer bazı usul kurallarının göz ardı edilmesi halinde;
(d) itiraz edilen kararda, Temyiz Dairesinin başvuru sebebini belirleyemeyeceği bir şekilde ihmallerin veya aykırılıkların bulunması halinde;
(e) tespit edilen maddi olaylar bakımından ciddi kuşkular bulunması halinde."
Kovuşturulması mecburi bir suç bulunup da yukarıda (a) bendine giren ve olaylarda, Temyiz Dairesi olayı savcılığa gönderir (md. 51(1)); Temyiz Dairesi, "kovuşturmanın mecburi olmadığı veya açıkça zamanaşımının bulunduğu" olayları savcılığa göndermeden, itiraz konusu kararın hükümsüz olduğunu beyan eder (md. 51(2)). Diğer hallerde, "yeni bir karar vermesi için dosyayı yerel makama geri gönderir" (md. 52).
Yasanın 44. maddesi, bu davada kullanılmayan, ikinci bir başvuru yolu daha öngörmektedir; bu başvuru, "kanunun yanlış uygulandığı veya kanunun uygulanması sırasında takdir yetkisinin kötüye kullanıldığı (misuse) gerekçesiyle", hukuki noktadan yapılan bir başvurudur (recours en reforme). Temyiz Dairesi bu başvuruyu kabuledilebilir bulacak olursa, "açık hatalar dışında, ilk derece aşamasında ortaya konan maddi olaylara dayanarak verdiği kendi kararını düzelten, başka bir karar verir" (md. 53).
25. Böyle bir başvuru veya üst başvuru yapıldığında, Güvenlik Kurulu bunu hiç geciktirmeden, dava dosyasıyla birlikte Kanton Mahkemesine gönderir. Dosyada şunlar yer almalıdır (md. 46): polis raporu veya raporları; gerekirse alındı belgeleriyle birlikte davetiyelerin bir kopyası; kararın bir kopyası; postayla gönderilmişse, başvuru veya üst başvuruyu içeren zarf; söz konusu suçla ilgili diğer belgeler; uygulanan yerel düzenlemelerin bir kopyası veya uyulmamış olan idari kararın bir kopyası. Kurul, başvuruların üzerine "tespitler"ini ekleyebilir.
26. Vaud Kanton Mahkemesi 1986 yılında, Lozan Güvenlik Kurulunun bu tür kararlarına karşı yirmi sekiz başvuru (application) veya üst başvuru (appeal) yapıldığını kaydetmiştir. Bu mahkeme, aynı yılın 31 Aralık tarihi itibarıyla, bunlardan üç tanesini kabul etmemiş (rejected in limine), on altı tanesini reddetmiş (dismissed) ve bir tanesini kabul ederek (allowed) dosyayı Güvenlik Kuruluna geri göndermiştir; diğer sekiz başvuru ise hala mahkemenin önündedir (pending).
27. Kanton Mahkemesi Ceza Temyiz Dairesinin kararlarına karşı, Federal Mahkemeye bir kamu hukuku başvurusu yapılabilir; böyle bir başvuru üzerine Federal Mahkemenin denetim yetkisi, keyfilik bulunup bulunmadığını incelemekle sınırlıdır (bk. yukarıda parag. 15).
Federal Mahkeme 1986 yılında, Lozan Güvenlik Kurulu tarafından verilmiş kararlarla ilgili beş üst başvuruyu görmüş ve bunların hepsini kabuledilemez bulmuştur.
B. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının yorumuna dair İsviçrenin beyanı
1. Metin
28. Federal Siyasi İşler Genel Müdürlüğü, ki daha sonra Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü adını almıştır, 28 Kasım 1974te, Sözleşmenin onay belgesini, Sözleşmenin 66(1). fıkrası gereğince, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine vermiştir. Bu belge, tür durumlarda İsviçrenin ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte genellikle kullandığı ifade tarzıyla, aşağıdaki gibidir:
"Federal Konsey, Federal Meclislerin 3 Ekim 1974 tarihinde onaylanmasını uygun gördüğü (approved) 4 Kasım 1950 tarihli İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına dair Sözleşmeyi görüp inceleyerek, sözü edilen Sözleşmenin aşağıdaki çekinceler ve yorumlayıcı beyanlarla onaylandığını (ratified) beyan eder
".
Sözleşmenin 5 ve 6. maddeleriyle ilgili çekinceler konulmuş, 5. maddeyle ilgili çekince 1982 yılında kaldırılmış; ayrıca Sözleşmenin 6(1). fıkrası ile 3(c) ve (e) bendiyle ilgili beyanlarda bulunulmuştur.
29. Mevcut davayla sadece, Sözleşmenin 6(1). fıkrasına dair beyan ilgilidir. Bu beyan şöyledir:
"İsviçre Federal Konseyi, Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki kişisel hak ve yükümlülükler ile hakkındaki bir suç isnadının karara bağlanması konusundaki adil yargılanma güvencesinin, bu tür hak ve yükümlülüklerin ve bu tür bir isnadın karara bağlanmasıyla ilgili idari makamların tasarrufları ve kararları üzerinde, sadece yargı organı tarafından nihai denetimin sağlanmasını amaçladığını kabul eder."
2. Hazırlık çalışmaları
(a) Federal Konseyin Federal Meclise 9 Aralık 1968 tarihli raporu
30. Federal Konsey 9 Aralık 1968de, Federal Meclise Sözleşme hakkında ayrıntılı bir rapor sunmuştur (Federal Gazete, 1968, c. II, s. 1069-1198). Federal Konsey bu raporda, Sözleşmeye birkaç çekince konulması ve ayrıca 6(3)(c) ve (e) bendinin yorumuyla ilgili bir beyanda bulunulması gereğini vurgulamış; ancak Sözleşmenin 6(1). fıkrasıyla ilgili benzer bir beyanın bulunulması gereğinden söz etmemiştir.
(b) Federal Konseyin Federal Meclise 23 Şubat 1972 tarihli ek raporu
31. Federal Konsey, 23 Şubat 1972 tarihinde Federal Meclise gönderdiği ek raporunda, Sözleşmeye çekinceler ve yorumlayıcı beyanlar konusu üzerinde durmuştur:
(
)
Federal Siyasi İlişkiler Genel Müdürlüğü, bu ek raporu resmen Avrupa Konseyi Hukuki İşler Müdürlüğüne iletmiştir.
(c) Federal Konseyin Federal Meclise 4 Mart 1974 tarihli yazısı
32. 1972de hazırlanan yazı, 4 mart 1974te Meclise ulaşmıştır. Federal Konsey bu yazıda, başka şeylerin yanında, "Sözleşmenin 6. maddesinde mahkemelere başvurma hakkı güvencesinin kantonlardaki mahkeme ve kamu idaresi sistemi üzerindeki etkileri"ni ele almıştır:
(
)
Federal Siyasi İşler Genel Müdürlüğü, bu yazıyı resmen, Avrupa Konseyi Hukuki İşler Müdürlüğüne göndermiştir.
(d) 3 Ekim 1974 tarihli Federal Kararname
33. Federal Meclis 3 Ekim 1974 tarihinde, Sözleşmeyi ve aynı zamanda çekinceleri ve yorumlayıcı beyanları onaylamıştır. Bu durumu kaydeden Federal Kararname aşağıdaki şekildedir:
"İsviçre Konfederasyonu Federal Meclisi,
Anayasanın 8. maddesini dikkate alarak;
Federal Konseyin 4 Mart 1974 tarihli yazısını dikkate alarak,
Madde 1
Aşağıdakilerin onaylanmasına karar vermiştir:
(a) 4 Kasım 1950 tarihli İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşmenin, 29, 30 ve 34. maddelerini değiştiren 6 Mayıs 1963 tarihli 3 Numaralı Protokol ve 22 ve 40. maddelerini değiştiren 20 Ocak 1966 tarihli 5. Protokol ile değişik halini, aşağıdaki çekinceler ve beyanlarla onaylanmasına:
- Sözleşmenin 6(1). fıkrasının yorumlanmasına dair Beyan (bk. yukarıda parag. 29)
" (Federal Yasalar Resmi Külliyatı, 1974, s. 2148-2149).
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
34. Bayan Belilos, 24 Mart 1983 tarihinde Komisyona başvurmuştur. Başvurucu, Sözleşmenin 6(1). fıkrası anlamında sorunları hem hukuki ve hem de maddi yönden karara bağlayabilecek tam yetkili, bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından yargılanmadığından şikayetçi olmuştur.
35. Komisyon bu başvuruyu 8 Temmuz 1985te kabuledilebilir bulmuştur. Komisyon 7 Mayıs 1986 tarihli raporunda, oybirliğiyle, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiği görüşünü açıklamıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. Hükümetin ilk itirazları
38. Hükümet, bayan Belilosun başvurusunun, İsviçrenin 6(1). fıkrası bakımından üstlendiği uluslararası taahhütlerle bağdaşmaz olduğunu, ilk itirazında bulunmuştur. Hükümet, onay belgesi tevdi edilirken, aşağıdaki ifadelerle yapılmış olan yorumlayıcı beyana dayanmıştır:
"İsviçre Federal Konseyi, Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki kişisel hak ve yükümlülükler ile hakkındaki bir suç isnadının karara bağlanması şeklindeki adil yargılanma güvencesini, sadece, bu tür hak ve yükümlülüklerin ve bu tür bir isnadın karara bağlanmasıyla ilgili idari makamların tasarrufları ve kararları üzerinde, yargı organı tarafından nihai denetimin sağlanmasını amaçladığını kabul eder."
Hükümete göre Komisyon, Konfederasyon tarafından tanınmamış olan bir hakla ilgili bir başvuru üzerinde yargı yetkisini kullanmaktan kaçınmalıydı.
39. Mahkeme, söz konusu beyanın niteliğini ve sonra gerekirse, Sözleşmenin 64. maddesi bakımından geçerliliğini inceleyecektir. Bu madde şöyledir:
"1. Bir Devlet Sözleşmeyi imzalarken veya onay belgesini tevdi ederken, kendi ülkesinde yürürlükte bulunan bir yasa bu Sözleşmenin belirli bir hükmüyle bağdaşmadığı ölçüde, Sözleşmenin o hükmüne çekince koyabilir. Bu madde, genel nitelikte çekinceler koyma imkanı vermez.
2. Bu maddeye göre konan çekinceler, söz konusu yasanın özet bir açıklamasını da kapsar."
A. Beyanın niteliği
40. Başvurucu, bir beyanın, çekinceyle eşdeğerde görülemeyeceğini ileri sürmüştür. İsviçre, Sözleşmeyi onaylarken, iki "çekince"de ve iki "yorumlayıcı beyanda" bulunmuştur. Bu suretle İsviçre, bilinçli olarak tercih ettiği bir terminolojiyi kabul etmiştir. Bir çekince, belirli bir konu bakımından Sözleşmenin uygulanmaması sonucunu doğururken, bir beyan, Strasbourg organları tarafından bir karar verilinceye kadar, geçici bir niteliğe sahiptir. Ayrıca, bayan Belilosun iddiasına göre, Federal Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü, Sözleşmenin 5. maddesi konusundaki çekinceyi 1982 yılında geri alırken (withdrawal), duruşmaların aleni yapılacağına ve hükümlerin aleni olarak verileceğine dair sadece tek bir kural bakımından çekince kaldığını ifade etmiştir. Bu ayrımı tamamen bilinçli olarak yapmış olan İsviçre, artık bundan uzaklaşamaz.
41. Aynı şekilde Komisyon da bu beyanın, bir çekince etkisine sahip olmayan yorumlayıcı bir beyan olduğu sonucuna varmıştır (bk. Komisyon raporu, parag. 102). Komisyon bu görüşünü, hem beyanın ifade tarzına ve hem de hazırlık çalışmalarına dayandırmıştır. Hazırlık çalışmaları, İsviçrenin niyetinin, Mahkemenin 16 Temmuz 1971 tarihli Ringeisen davasında verdiği kararın bir sonucu olarak ortaya çıkan duruma, yani kişisel haklarla ilgili idari davalardaki duruma karşı bir tedbir almak amacında olduğunu göstermiştir. Bu hazırlık çalışmaları öte yandan, bir beyanın, bir ceza yargılamasında bir çekince olarak nasıl uygulanabileceğine dair bir işarette bulunmamıştır. Daha genel olarak Komisyon, bir Devlet aynı anda hem çekincelerde ve hem de yorumlayıcı beyanlarda bulunmuşsa, yorumlayıcı beyanların ancak çok istisnai durumlarda çekincelerle eşdeğerde tutulabileceğini kabul etmiştir.
42. Hükümete göre ise bu beyan, "nitelikli" bir yorumlayıcı beyandır. Bu nedenle bu beyan, 23 Mayıs 1969 tarihli Andlaşmalar Hukukuna dair Viyana Sözleşmesinin 2(1)(d) bendi anlamında, bir çekince niteliğine sahiptir. Bu bend şöyledir:
"Bir Devlet, bir andlaşmayı imzalarken, onaylarken, kabul ederken, kabulünü uygun bulurken veya katılırken, nasıl ifade ederse etsin veya isimlendirirse isimlendirsin, bir çekince, andlaşmanın o Devlette uygulanması sırasında bazı hükümlerin hukuki etkilerini kaldırmayı veya uyarlamayı istediği tek taraflı bir beyandır."
43. Hükümetin dayandığı ilk nokta, beyanın amacıdır. Hükümet bu beyanın amacının, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının "kişisel" veya "cezai" kapsamına girdiği halde, başlangıçta idari makamlar önünde cereyan edip, üst başvuru üzerine mahkeme veya mahkemeler tarafından maddi noktaların hiç veya tam olarak denetlenemediği yargılamaları muhafaza etmek olduğunu iddia etmiştir. Bu nedenle beyan, usul ile adaletin dağıtılması konusunda, Federal Anayasada tanınmış olan kantonların farklı özelliklerine saygı gösterme isteğini yansıtmaktadır. Beyan aynı zamanda, daha önce zikredilen Ringeisen kararına karşı bir "tepki"dir.
Bu savunma, Mahkeme tarafından aşağıda (bk. parag. 48) ele alınacak olan hazırlık çalışmalarına dayanan savunmayla yakından ilgilidir.
44. Hükümet tarafından ileri sürülen bir başka faktör, beyanda açıkça kısıtlayıcı nitelikte bir ifade tarzının kullanılmış olmasıdır.
Mahkeme, beyanın orijinal Fransızca metnindeki ifade tarzının, bütünüyle açık olmasa da, bir çekince oluşturacak şekilde anlaşılabileceğini kabul etmektedir.
45. Hükümet, beyanın çekince anlamına geldiğini gösterebilmek için ayrıca, İsviçrede çekinceleri ve yorumlayıcı beyanları uygun bulma, formüle etme ve 3 Ekim 1974 tarihinde Federal Meclis tarafından Sözleşmeyi onaylayan federal Kararnameye (bk. yukarıda parag. 33) sokma sebeplerini ortaya koyma sürecinin, tamamen aynı olmasına dayanmıştır. Onay belgesi tevdi edilirken de aynı usul izlenmiştir (bk. yukarıda parag. 28).
Mahkeme bu argümanı ikna edici bulmamıştır. Yorumlayıcı beyanların yapılışının, çekincelerin yapılışının aynı zamana denk gelmesi, yani Sözleşmenin imzalandığı veya onay belgesinin tevdi edildiği (Sözleşme md. 64) sırada yapılması, normal bir uygulamayı yansıtmaktadır. O halde, hukuki nitelikleri bakımından birbirinden farklı olsa bile, iki ayrı metnin önce tek bir yasama belgesine ve daha sonra yine tek bir onay belgesine içselleştirilmiş olması şaşırtıcı değildir.
46. Hükümet ayrıca, İsviçre uygulamasında çekince ve yorumlayıcı beyan kavramlarını birbirinden ayıran kesin kriterler bulunmadığını belirtmiştir. Federal Konsey, bir sözleşmedeki bir hükmün gerçek anlamı hakkında tereddüde düştüğü takdirde, örneğin bir konuda yerleşik bir içtihat bulunmadığı zaman, söz konusu hükmün hukuki etkisini değiştirmek için, gerek gördüğünde, yorumlayıcı bir beyanda bulunmayı tavsiye eder. Mevcut olayda, İsviçrenin iki beyanı da çekincelerle aynı etkiye sahiptir; bunlar sadece birer beyan değil ve fakat nitelikli beyanlardır.
Hükümete göre terminoloji değişikliği, Sözleşme sisteminde izlenen uygulamanın da bir özelliğidir. Hükümetin dediğine göre, bu durumda şaşırtıcı bir şey de yoktur; uluslararası andlaşmalara en azından yakın bir zamana kadar, beyanda bulunmayla ilgili özel bir hüküm konmamıştır. Bugün bile, uluslararası hukukta jenerik bir kavram olan "çekince", hala bir andlaşmanın belirli hükümlerinin hukuki etkisini, çekince koyan Devlet bakımından önlemeyi veya değiştirmeyi amaçlayan tek taraflı bir beyanı kapsamaktadır.
Mahkeme, tek biçimden yoksun ve hatta ayrımın göre olduğunu yansıtan bir uygulamanın, nasıl olup da söz konusu beyanı kendiliğinden bir çekince olarak tanımlamayı haklı kılabileceğini anlayamamaktadır.
47. Hükümet, Avrupa Konseyi Genel Sekreterinden veya Sözleşmeye Taraf Devletlerden bir tepki gelmemiş olmasından, ek bir argüman çıkarsamıştır.
Genel Sekreter, İsviçrenin onay belgesinde yer alan çekinceleri ve yorumlayıcı beyanları Avrupa Konseyine üye Devletlere gönderirken, her hangi bir yorumda bulunmamıştır. Hükümetin iddiasına göre, bir tevdi makamı olarak önemli yetkileri bulunan Genel Sekreter, Türk Hükümetinin Sözleşmenin 25. maddesine göre 28 Ocak 1987 tarihli beyanında yaptığı gibi, aldığı belgeler hakkında üye Devletlerden açıklamalarda bulunmalarını ve gözlemlerini iletmelerini isteyebilirdi. İsviçre kendi çekinceleri ve yorumlayıcı beyanlarını formüle etme sürecinde, Genel Sekreterden bir itiraz gelmemesini sağlamak için, Avrupa Konseyi Hukuki İşler Müdürlüğü ile yoğun temaslarda bulunmuştur.
Taraf Devletler de, İsviçreden söz konusu beyan hakkında açıklama istemeyi gerekli görmemişler ve böylece bunun Sözleşmenin 64. maddesine göre bir çekince olarak kabul edilebileceğini düşünmüşlerdir. İsviçre Hükümeti bu durumdan iyi niyetle, beyanın, Sözleşmenin 64. maddesi bakımından zımnen kabul edilmiş olduğu sonucu çıkarsamıştır.
Mahkeme bu analizi kabul etmemektedir. Avrupa Konseyi tevdi makamının ve Sözleşmeci Devletlerin sessiz kalmış olmaları, Sözleşme organlarını değerlendirme yapma yetkisinden yoksun bırakmaz.
48. Son olarak Hükümet, beyan hakkında yapılmış olan hazırlık çalışmalarını önemle vurgulamıştır. Hükümet, kendi iddiasına göre, tıpkı Komisyon ve Bakanlar Komitesinin İsviçreye karşı Temeltasch başvurusuyla (no. 9116/80, 5 Mayıs 1982 tarihli rapor ve Resolution DH (83) 6, Decisions and Reports no. 31, s. 138-153) ilgili olarak gördüğü gibi, bunu belirleyici bir öneme sahip bir unsur olarak görmüştür. Hükümet özellikle, Sözleşmeyle ilgili olup, Federal Konseyin Federal Meclise gönderdiği 23 Şubat 1972 tarihli ek rapora ve 4 Mart 1974 tarihli yazıya (bk. yukarıda parag. 31-32) dayanmıştır.
Komisyon ve Hükümet gibi Mahkeme de, beyanı kaleme alanların gerçek niyetlerinin ne olduğunu tespit etmenin gerekli olduğunu kabul etmektedir. Mahkemeye göre bu belgeler, İsviçrenin ilk başta resmi bir çekince koymak istediğini, fakat daha sonra "beyan" kelimesini tercih ettiğini göstermektedir. Belgeler, bu sınıflandırma değişikliğinin sebeplerini tamamıyla açıklamamakla birlikte, Federal Konseyin Ringeisen kararından edindiği mahkemelere başvurma hakkına dair geniş yaklaşımın, kantonlardaki kamu idaresi ve adalet dağıtım sistemi üzerinde yaratabileceği olumsuz sonuçlarından kaçınmak istediğini ve sonuç olarak beyanı, İsviçrenin Sözleşmeyle bağlanma iradesini sınırlandırmak için getirdiğini göstermektedir.
49. "Yorumlayıcı" olarak nitelendirilen bir beyanın "çekince" olarak görülüp görülemeyeceği sorunu, özellikle mevcut davada zor bir sorundur; çünkü İsviçre Hükümeti, aynı onay belgesinde hem "çekinceler" koymuş ve hem de "yorumlayıcı beyanlarda" bulunmuştur. Daha genel olarak Mahkeme, Hükümetin haklı olarak vurguladığı gibi, Taraf Devletlerce Sözleşmeye konan çekincelere ve yorumlayıcı beyanlara uygulanabilir olan hukuk kurallarının, büyük bir öneme sahip olduğunu kabul etmektedir. Sözleşmede sadece çekinceden bahsedilmektedir; fakat bir çok Devlet ayrıca (veya sadece), ikisi arasında açık bir ayrım yapmadan, yorumlayıcı beyanlarda da bulunmuştur.
Böyle bir beyanın hukuki niteliğini ortaya koyabilmek için, kendisine verilen ismin ardına bakılmalı ve maddi içeriği tespit edilmeye çalışmalıdır. Mevcut davada İsviçrenin, belirli kategorilerdeki yargılamaları Sözleşmenin 6(1). fıkrasının kapsamı dışına çıkarmak ve böylece çok geniş olduğunu düşündüğü bu fıkraya karşı kendini güvence altına almak istediği anlaşılmaktadır. Ancak Mahkeme bunu, Sözleşmeden doğan yükümlülüklerin, Sözleşmenin 64. maddesinin çekinceler konusundaki gereklerini yerine getirmeyen kısıtlamalara tabi olmadığı şeklinde görmelidir. Buna göre Mahkeme, söz konusu yorumlayıcı beyanın geçerliliğini, 64. madde bağlamında, bir çekince olayında olduğu gibi inceleyecektir.
B. Beyanın geçerliliği
1. Mahkemenin yetkisi
50. Bir çekincenin veya gerektiği taktirde yorumlayıcı bir beyanın geçerliliğini Sözleşmenin 64. maddesine göre karara bağlama yetkisi, mevcut davada bir tartışmaya yol açmamıştır. Bu konuda Mahkemenin yetkili bulunduğu, Sözleşmenin 19. maddesine ve Hükümetin de zikrettiği Sözleşmenin 45 ve 49. maddelerine ve Mahkemenin içtihatlarına (bk. en yakın tarihli karar olarak 23.04.1987 tarihli Ettl ve Diğerleri kararı, parag. 42) göre, açıktır.
2. Sözleşmenin 64. maddesine uygunluk
51. Mahkeme bu durumda, İsviçrenin söz konusu beyanının, Sözleşmenin 64. maddesindeki şartları taşıyıp taşımadığını tespit etmelidir.
(a) Sözleşmenin 64(1). Fıkrası
52. Başvurucu, Komisyon önünde, yorumlayıcı beyanın genel nitelikte bir çekince olmadığını söylemiş, fakat Mahkeme önünde tam tersini savunmuştur. Başvurucu artık, bu beyanın bütün kişisel ve cezai davaları yargı organının elinden almayı ve demokratik bir toplumda hayati bir prensip olan kuvvetler ayrılığı prensibini dikkate almaksızın yürütme organına vermeyi istediği ileri sürmüştür. "Yargı organı tarafından yapılan nihai kontrol", maddi olayları kapsamadığı taktirde görünüşte kalacağı için, başvurucuya göre böyle bir sistem, Sözleşmenin temel bir kuralı olan adil yargılanma güvencesinin dışarıda bırakılması sonucunu doğurur. Bu nedenle İsviçrenin beyanı, genel nitelikteki çekinceleri açıkça yasaklayan ve Sözleşmeyle bağdaşmayan çekinceleri zımnen yasaklayan Sözleşmenin 64. maddesindeki şartları taşımamaktadır.
53. Hükümet, Komisyonun 5 Mayıs 1982 tarihli Temeltasch davasındaki raporunda yer verdiği iki kritere dayanmış ve İsviçrenin beyanının genel nitelikte olmadığını iddia etmiştir.
Hükümet ilk olarak, bu beyanın açıkça Sözleşmenin belirli bir hükmünü, yani 6(1). fıkrasını zikrettiğini, ama bunun kaçınılmaz olarak, "başka şeylerin yanında, genel adil yargılanma kavramının kurucu unsurlarını oluşturan" (bk. 12.02.1985 tarihli Colozza kararı, parag. 26) güvenceleri içeren 2 ve 3. fıkraları üzerinde sonuç doğurabileceğini de savunmuştur.
Hükümet ikinci olarak, bu beyanın kapsamının kesin bir şekilde belirlenmesine imkan verecek bir tarzda yazıldığını ve diğer Sözleşmeci Devletler ile Sözleşme organları için yeterince açık olduğunu savunmuştur. Federal Konseyin niyeti, özellikle bir suç isnadının idari makamlar tarafından karara bağlandığı olaylarda, adil yargılanma güvencesinin kapsamını sınırlamaktır. Federal Konsey, hükümsüzlük tespiti (pourvoi en nullite) için yapılan bir başvurunun başlattığı temyiz türü bir incelemeyi ima etmek üzere, iyi niyetle, "yargı organı tarafından nihai kontrol" ifadesini seçmiş ve bu kontrolü hukuki sorunlarla, yani idari makamların verdikleri kararların hukuka uygunluk açısından incelenmesiyle sınırlı tutmuştur. Böylece Federal Meclis, Ringeisen davasında Komisyon azınlık görüşü namına bay Fawcettin ileri sürdüğü argümanı, samimiyetle ifade etmiş ve Sözleşmenin 6. maddesinin cezai yönünü kapsayacak şekilde genişletmiştir. Dahası, Hükümete göre bu beyanı, üzerinden on beş yıl kadar bir süre geçtikten sonra, daha sonraki tarihlerde ve özellikle Mahkemenin 10 Şubat 1983 tarihli Albert ve Le Compte kararı gibi Sözleşme organlarının içtihatlarına dayanarak, genel ve muğlak olduğu gerekçesiyle eleştirmek, yanlıştır. Son olarak, "yargı organı tarafından nihai kontrol" deyimi, Sözleşmeye ek 7. Protokolün ikinci maddesine Fransanın koyduğu çekincede görüldüğü gibi, uluslararası insan hakları hukuku tarafından bilinmeyen bir deyim değildir.
Hükümet, Mahkeme önündeki duruşmada, Sözleşmenin amacına ve gayesine uygunluk şeklinde, üçüncü bir noktadan daha söz etmiştir. Hükümet göre bu beyan, adil yargılanma hakkının özüyle değil ama belirli bir yönüyle ilgili olduğu için, mevcut olayda böylesine bir uygunluktan kuşku duyulamaz.
54. Komisyona göre iki şeyi dikkate almak gerekmektedir. Birincisi, hazırlık çalışmalarıdır. Sözleşmenin onaylanmasından önce yapılan hazırlık çalışmalarından, İsviçrenin adil yargılanmayı, maddi noktaların karara bağlanmasını içermeyen bir yargısal denetimle sınırlamak istediği anlaşılmaktadır. İkincisi, Sözleşme organlarının 1974teki içtihadi gelişme aşamasıdır. Bu aşamada Mahkeme henüz Sözleşmenin 6(1). fıkrasının, "hem maddi ve hem de hukuki sorunlar konusunda bir mahkeme hakkını
ve uyuşmazlıkların bir yargı yeri tarafından karara bağlanması hakkı"nı güvence altına aldığından söz etmemiştir (bk. daha önce zikredilen Albert ve Le Compte kararı, parag. 29).
Komisyon göre, "yargı organı tarafından nihai kontrol" deyimi muğlak olup, kesinlikten uzaktır. Bu deyim, söz konusu beyanın, özellikle idari makamlar tarafından cezai meselelerde verilen kararlar bakımından Sözleşmenin 6(2) ve (3). fıkralarının uygulanması üzerinde etkileri konusunda büyük bir belirsizlik yaratmıştır. Komisyonun görüşüne göre beyan, "hakkında bir suç isnadı bulunan" bir kimsenin, Sözleşmenin korumasından hemen hemen bütünüyle yoksun bırakılması sonucunu doğurduğu izlenimi vermektedir; İsviçrenin niyetinin böyle olduğunu gösteren bir şey bulunmamasına rağmen, bu izlenimi vermektedir. O halde beyan, en azından ceza yargılaması bakımından, genel ve sınırsız bir niteliktedir.
55. Mahkeme aynı sonuca varmıştır. Sözleşmenin 64. maddesindeki "genel nitelikteki çekince", tam olarak anlamını ve kapsamını belirlemeye imkan vermeyen, çok muğlak ve geniş terimlerle ifade edilen bir çekince demektir. Hazırlık çalışmaları ve Hükümetin açıklamaları, davalı Devletin onay sırasında duyduğu kaygıyı açıkça göstermesine rağmen, bütün bunlar beyanın somut ifade tarzındaki objektif gerçekliği görmeyi engellemez. "Kişisel hak ve yükümlülükler ile hakkındaki bir suç isnadının karara bağlanması konusundaki adil yargılanma güvencesinin, bu tür hak ve yükümlülüklerin ve bu tür bir isnadın karara bağlanmasıyla ilgili idari makamların tasarrufları ve kararları üzerinde, sadece yargı organı tarafından nihai denetimin sağlanmasını amaçladığı" şeklindeki ifade, İsviçre tarafından üstlenilen yükümlülüğün kapsamını kesin olarak tespit etmeye imkan vermemektedir; özellikle, hangi kategorideki uyuşmazlıkların buna dahil edildiğini ve "yargı organı tarafından nihai denetimin" olaydaki maddi noktaları içerip içermediğini belirlemek mümkün değildir. Sözleşmenin 64(1). fıkrası açık ve kesin bir ifadeyi gerektirdiği halde, bu ifade çeşitli şekillerde yorumlanabilir. Kısacası bu ifade, çekincelerin genel nitelikte olmamasını gerektiren kuralın kapsamına girmektedir.
(b) Sözleşmenin 64(2). Fıkrası
56. Başvurucunun iddiasına göre yorumlayıcı beyan, "söz konusu yasanın özet bir açıklaması"nı içermediği için de, Sözleşmenin 64(2). fıkrasına uygun değildir. O dönemde Hükümetin, Sözleşmenin 6(1). fıkrasıyla bağdaşmayan kanton veya federal yasaların bir listesini hazırlamakta pratik güçlüklerle karşılaşmış olabileceğinden kuşku yoktur; fakat bu durum, Sözleşmenin bu açık şartını görmezlikten gelmeyi haklı kılmaz.
57. Hükümet, "söz konusu yasaların özet bir açıklamasının" yorumlayıcı beyana eklenmediğini kabul etmiş, fakat bu formaliteye uyulmamış olmasının olumsuz bir sonuç yaratmadığını savunmuştur. Hükümet bu konuda, tevdi makamının ve diğer Sözleşmeci Devletlerin zımni rızasıyla geliştiğini iddia ettiği çok esnek uygulamaya işaret etmiş ve Sözleşmenin 6(3)(c) bendine çekince koyan İrlandanın ve Sözleşmenin 6(2). fıkrasına ilişkin yorumlayıcı beyanda bulunan Maltanın durumu zikretmiştir. Hükümete göre Sözleşmenin 64(2). fıkrası, her şeyden öte, Federal Devletlerin karşılaştıkları özgün ve baş edilmesi güç problemleri dikkate almamıştır. İsviçre bu yükümlülüğünü yerine getirebilmek için, yirmi altı kantonun ceza usul ve medeni usul kanunlarındaki çok sayıda hükmü ve hatta yüzlerce yerel yönetim kanunları ile tüzüklerindeki hükümleri belirtmesi gerekecekti. Bu çok zor iş, durumu açıklığa kavuşturmak yerine karmaşık hale getirecekti. Özetle, Sözleşmenin 64(2). fıkrasının sözüne uygunluk, avantaj yerine dezavantaj yaratacak ve hatta İsviçrenin uluslararası yükümlülüğünün kapsamı konusunda ciddi yanlış anlamalara yol açacaktı. Her halükarda, Federal Konseyin Federal Meclise gönderdiği 23 Şubat 1972 tarihli ek raporda İsviçre Ceza Kanununa yapılan atıflar, Sözleşmenin 64(2). fıkrasının gereğini, en azından dolaylı olarak yerine getirmiştir.
58. Komisyonun görüşüne göre, Hükümet tarafından ileri sürülen bu inkar edilemez pratik güçlükler, Sözleşmenin 64(2). fıkrasına uygun davranmamayı haklı kılmaz. Bu fıkra, ister üniter isterse federal olsunlar, ister tek bir usul kanunları bulunsun isterse bulunmasın, bütün Taraf Devletlere ayrımsız olarak uygulanır. Komisyon, Temeltasch davasında 5 Mayıs 1982 tarihli kendi raporuna göndermede bulunarak, iki noktayı vurgulamıştır. İlk olarak, Komisyona göre Sözleşmenin 64(2). fıkrası, sadece "o tarihte yürürlükteki yasalara" uygulanan ve genel nitelikte çekinceler koymayı yasaklayan 64(1). fıkrasının ışığında okunmalıdır; ilgili Devletlerden sunmaları istenen ayrıntılar, bu tür çekincelerin kabul edilmelerini engellemeye yardım eder. İkinci olarak, bir Devletin mevzuatında sürdürmeyi istediği yasaların özet bir açıklamasını çekinceye ekleme yükümlülüğü, diğer Sözleşmeci Devletlerin, Sözleşme organlarının ve ilgili diğer tarafların, böyle bir mevzuat hakkında bilgilenmelerini sağlamış olur. Bu durum, hiç de önemsiz değildir. Devletin çekince koymak veya yorumlayıcı beyanda bulunmak suretiyle uygulanmasını önlemek istediği kuralın kapsamı, burada ilgili bir faktördür; çünkü kuralın kapsamı genişledikçe, hukuki bir beyanda bulunma ihtiyacı büyümektedir.
59. Mahkeme, Komisyonun bu noktadaki görüşüne bütünüyle katılmaktadır. Mahkeme buna bir de, "söz konusu yasaların özet bir açıklaması"nın, hem kanıtsal bir unsur oluşturduğunu ve hem de hukuki kesinliğe katkıda bulunduğunu ilave etmektedir. Sözleşmenin 64(2). fıkrasının amacı, bir çekincenin, ilgili Devlet tarafından açıkça saklı tutulmayan hükümlerin ötesine geçilmediğine dair, özellikle diğer Sözleşmeci Devletlere ve Sözleşme organlarına bir güvence sağlamaktır. Bu sadece şekli bir gereklilik değil, fakat maddi bir şarttır. O halde mevcut olayda bunun ihmal edilmiş olmasını, önemli pratik güçlükler bile haklı kılamaz.
C. Sonuç
60. Kısacası, Sözleşmenin 64. maddesinin iki gereğini de yerine getirmeyen söz konusu bu beyanın geçersiz olduğu sonucuna varılmalıdır. Aynı zamanda, beyanın geçerliliğine bakılmaksızın, İsviçrenin Sözleşmeyle bağlı olduğu ve kendisini de böyle gördüğü hiç kuşkusuzdur. Dahası, İsviçre Hükümeti, Mahkemenin bu meseleyi karara bağlama yetkisini tanımış ve Mahkeme önünde savunmuştur. O halde Hükümetin ilk itirazı reddedilmelidir.
II. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali iddiası
61. Başvurucu, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal mağduru olduğunu iddia etmiştir. Bu fıkra şöyledir:
"Herkes, kişisel hak ve yükümlülükleri ile hakkındaki bir suç isnadının karara bağlanmasında, hukuken kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından, makul bir sürede, adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahiptir. Karar aleni olarak açıklanır. Ancak duruşmayı izleyenler ve basın mensupları, çocuk ve gençlerin menfaatlerini veya tarafların özel yaşamlarını korumanın gerektirmesi halinde, ve adaletin zarar göreceği özel hallerde mahkemenin kesinlikle gerekli olduğuna inandığı ölçüde, demokratik bir toplumdaki genel ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik amacıyla duruşmanın tamamından veya bir bölümünden çıkarılabilir."
Başvurucuya göre Lozan Güvenlik Kurulu, "bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri" değildir; ayrıca, Vaud Kanton Mahkemesi Temyiz Dairesi veya de Federal Mahkeme, tamamen idari bir organ olan Güvenlik Kurulunun maddi noktalarda yaptığı tespitleri yeniden ele alamadıkları için, "yargı organı tarafından nihai denetim"i yeterince geniş bir şekilde yapmaları da mümkün olmamıştır.
62. Mahkeme, kendi önünde hazır bulunanların, İsviçrenin yorumlayıcı beyanının etkisi dışında, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının mevcut davada uygulanabilirliği konusunda bir itirazda bulunmadıklarını kaydeder. Mahkeme, kendi içtihatlarında ortaya çıkan kriterlere dayanarak (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 21.02.1984 tarihli Öztürk kararı, parag. 50-54), başvurucuya isnad edilen fiilin "cezai" bir fiil olduğunu kabul eder.
1. Lozan Güvenlik Kurulu
63. Bayan Belilos, Güvenlik Kurulunun, emniyet makamlarına tabi bir makam olmasından şikayetçi olmuştur; tek bir polis memurundan oluşan kurul, polis makamlarının tarafını tutmaktan başka bir şey yapamazdı.
Komisyon ise sadece, başvurucuya maddi konularda nihai tespiti yapan bir idari makam tarafından para ceza verildiğini kaydetmiştir.
Hükümet buna itiraz etmemiş, fakat başvurucunun yine de adil bir yargılama gördüğünü savunmuştur. Hükümete göre ilk önce, yerel makam görevlisi, uygulamada görevlerini yerine getirirken, büyük ölçüde bağımsızdır; bayan Belilos da bu görevlinin tarafsız olmadığını, hiçbir zaman ima suretiyle bile iddia etmemiştir. Ayrıca bu görevli tarafından yapılan yargılama, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının temel gereklerini yerine getirmiştir; bir sanık maddi olaylarla ilgili araştırma yapılmasını isteyebilir; bayan Belilos da bu imkanı olumlu bir şekilde kullanmıştır. Kurul her zaman delilleri incelemiştir; sadece sınırlı bir ceza verme yetkisine sahiptir. Son olarak, Kurulun verdiği kararlar, sabıka kayıtlarına geçmemektedir.
64. Mahkemenin içtihatlarına göre, bir organa kelimenin maddi anlamında "yargı yeri" özelliği kazandıran şey, onun yargısal fonksiyonudur; yani, yetki alanına giren meseleler hakkında, hukuk kurallarına dayanarak ve öngörülmüş bir usule göre yürüttüğü yargılamadan sonra karar vermesidir (bk. en yakın tarihli karar olarak, 30.11.1987 tarihli H. -- Belçika kararı, parag. 50). Bir yargı yerinin ayrıca, özellikle yürütmeden bağımsız olma, tarafsızlık, üyelerinin görev süresi, uyguladığı yargılama usulünün güvenceler sağlaması gibi, bir çoğu Sözleşmenin 6(1). fıkrasının metninde görülen bir dizi başka şartları da taşıması gerekir (bk. diğerleri arasında, 23.06.1981 tarihli Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, parag. 55).
65. 1969 tarihli Yasa, Güvenlik Kurulunu bir "yerel makam" olarak görmektedir. Federal Mahkeme 3 Kasım 1982 tarihli kararında ise "idari makamlar"dan, Hükümetin İnsan Hakları Avrupa Komisyonu önünde benimsemiş olduğu bir ifade şeklinde söz edilmiştir (bk. yukarıda parag. 15). Bu tür terimler belirleyici görünmeseler bile, söz konusu organın niteliğiyle ilgili önemli belirtiler sunmaktadır.
66. Ancak Vaud hukukunda, Güvenlik Kuruluna yargısal bir görev verilmiştir; bu Kurul önündeki yargılama, sanığın kendisini savunabileceği şekildedir. Kurulun tek üyesi, yerel yönetim tarafından atanmaktadır; fakat bu durum, özellikle bir çok Sözleşmeci Devlette yargıçların yürütme organı tarafından tayin edildiği göz önünde tutulacak olursa, söz konusu kişinin bağımsızlık ve tarafsızlığından kuşkulanmak için yeterli değildir.
Emniyet Müdürlüğünde bir hukukçu olan atanmış bu kişi, yerel yönetim memurudur; fakat kendi şahsi sıfatıyla görev yapar; yetkilerini kullanırken üstlerinin emirlerine tabi değildir; yemin metninde bağımsızlık şartı bulunmamasına rağmen, polis memurlarının yemininden farklı bir yemin eder; dört yıl olan görev süresi içinde, kural olarak görevinden alınamaz. Dahası, mevcut davada kendisinin kişisel tarafsızlığı tartışma konusu olmamıştır.
67. Ancak yine de, yerine getirilen görevler ve iç örgütlenmeyle ilgili birkaç nokta, konuyla alakalıdır; görünüş bile önemli olabilir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 26.10.1984 tarihli De Cubber kararı, parag. 26). Lozandaki Güvenlik Kurulu üyesi, kıdemli bir memur olup, teşkilattaki diğer görev bölümlerine tayin edilebilir. Sıradan vatandaşlar kendisini, amirlerine bağlı ve meslektaşlarına sadık bir güvenlik mensubu olarak görme eğilimindedirler. Böylesi bir durum, demokratik bir toplumda mahkemelerin vermesi gereken güveni zayıflatabilir.
Kısacası başvurucu, Güvenlik Kurulunun bağımsızlığı ve örgütsel tarafsızlığı konusunda meşru kuşkular taşıyabilir; bu nedenle Kurul bu yönden, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının şartlarını taşımamaktadır.
2. Mevcut üst başvuru biçimleri
68. Mahkeme, 21 Şubat 1984 tarihli Öztürk kararında şöyle demiştir:
"Özellikle karayolları trafiği alanında çok sayıda küçük suçun işlendiği göz önünde tutulacak olursa, bir Sözleşmeci Devletin, mahkemelerini bunların kovuşturulması ve cezalandırılması işinden kurtarmak için haklı sebebi olabilir. Küçük suçların kovuşturulması ve cezalandırılması işinin idari makamlara verilmesi, ilgili kişiye hakkında verilmiş bir kararı Sözleşmenin 6. maddesinin güvencelerine sahip bir yargı yerinin önüne getirme hakkı verildiği takdirde, Sözleşmeye aykırı düşmez" (bk. 21.02.1984 tarihli Öztürk kararı, parag. 56 ve ayrıca 25.08.1987 tarihli Lutz kararı, parag. 57).
Bu düşünceler, mevcut davada da uygulanır. O halde Mahkeme, mevcut üst başvuru biçimlerinin, ilk derece yargılamasında kaydedilen kusurları giderdiğine kanaat getirmelidir.
(a) Vaud Kanton Mahkemesi Ceza Temyiz Dairesi
69. Bayan Belilos, 1969 tarihli Yasanın 43. maddesi göre, bir hükümsüzlük kararı (bk. yukarıda parag. 13) almak için, Vaud Kanton Mahkemesi Temyiz Dairesine başvurmuştur. Fakat başvurucu davasını, özellikle maddi noktaları inceleme ve tanık dinletme yetkisine sahip, sınırsız yargı yetkisi bulunan bir mahkemenin önüne getiremediğini iddia etmiştir.
Hükümetin savunmasına göre ise, maddi sorunlar üzerindeki yargı yetkisinin kesin olarak nakli söz konusu olmamakla birlikte, kanton düzeyindeki yargısal güvencelere bir bütün olarak bakıldığında, bunların sırf temyiz türü bir denetimi önemli ölçüde aştığı görülür. Bu güvenceler uygulamada, bir tam üst başvurunun (full-scale appeal) sağladığı güvencelerle aynıdır. İlk olarak başvurucu, "kanunun yanlış uygulandığı veya kanunun uygulanması sırasında takdir yetkisinin kötüye kullanıldığı (misuse) sebebiyle" hukuki noktadan bir başvuruda (recours en reforme) (1969 tarihli Yasa, md. 44) bulunmamıştır (bk. yukarıda parag. 24). Hükümet bu durumdan, başvurucunun Güvenlik Kuruluna karşı her hangi bir şikayetinin bulunmadığı sonucunu çıkarsamıştır. Ayrıca, Ceza Temyiz Dairesi, başvurucunun izinsiz gösteriye katılması gibi maddi olaylar hakkında "ciddi kuşkuların" bulunması halinde, daha ayrıntılı bir inceleme yapması için dosyayı Güvenlik Kuruluna geri gönderme yetkisine sahip ve hatta göndermekle yükümlüdür (1969 tarihli Yasa, md. 43 ve 52) (bk. yukarıda parag. 24).
70. Kanuna aykırılık noktasından bir başvuru yolu (remedy of an appeal on points of law), konuyla ilgili değildir; çünkü Hükümetin de kaydettiği gibi, başvurucunun şikayetleri gibi şikayetler için böyle bir yol mevcut değildir.
Ceza Temyiz Dairesine başvuru konusunda ise, bu mahkemenin 25 Kasım 1981 tarihli kararına (bk. yukarıda parag. 13) bakılmalıdır. Bu kararda mahkeme, Federal Konseyin Federal Meclise gönderdiği 4 Mart 1974 tarihli mektubunu zikretmiştir; bu mektupta, "idari bir makam tarafından alınan bir kararın, esas hakkında değil ama sadece hukukilik denetimi (pourvoi en nullite) için bir mahkeme önüne getirildiği" durumdan söz edilmiştir. Bu mahkeme ayrıca, kendi önündeki davada, bir sözlü savunma veya örneğin tanıkların dinlenmesi gibi bir ifade almanın bulunmadığını kabul etmiştir. Yine, Federal Mahkemenin 2 Kasım 1982 tarihli kararında da belirtildiği gibi, "maddi noktaların yeniden incelemesi konusunda tam bir yetkiye sahip değildir" (bk. yukarıda parag. 15). Bu gibi faktörler, Vaud Kanton Mahkemesi Temyiz Ceza Dairesinin, mevcut davada Sözleşmenin 6(1). fıkrası bakımından yeterli olmadığı sonucuna yol açmaktadır (bk. diğerleri arasında, yukarıda geçen Albert ve Le Compte kararı, parag. 29).
(b) Federal Mahkeme
71. Başvurucuya göre Federal Mahkeme, yerel ve kanton düzeylerdeki kusurları gideremezdi; çünkü bu mahkeme, bu davada mevcut tek hukuk yolu olan bir kamu hukuku başvurusunu görürken, yetkisi sadece keyfiliğin bulunmamasını sağlamakla sınırlı olduğu için, maddi veya hukuki meseleleri yeniden incelememiştir.
Hükümet, bayan Belilosun bu aşamada maddi meselelerin tam olarak yargısal denetimine sahip olmadığını kabul etmiştir. Komisyon bu görüşü paylaşmıştır.
72. Mahkeme de aynı sonuca ulaşmıştır. Bu bağlamda Mahkeme, mevcut olayda Federal Mahkemenin 2 Kasım 1982 tarihli kararını (bk. yukarıda parag. 15) dikkate almaktadır. Federal Mahkeme, Vaud Kanton Mahkemesi Temyiz Dairesinin 1969 tarihli Yasanın 43(e) ve 44. maddelerine göre sahip olduğu yetkilerini özetledikten sonra şöyle demiştir (bk. yukarıda parag. 24): "Federal Mahkemenin yetkisi bir kararın keyfi olmamasına sağlamakla sınırlı olduğundan, Kanton Mahkemesi
Federal Mahkemenin bir kamu hukuku başvurusunda kullandığı yetkiden çok daha geniş bir denetim yetkisi kullanır." Ancak Mahkeme daha önce, Kanton Mahkemesi düzeyindeki denetimin yetersiz olduğunu kaydetmişti. Bu durumda Güvenlik Kurulu düzeyinde tespit edilen kusurları, daha sonra gidermek mümkün olmamıştır.
73. Sonuç olarak, Sözleşmenin 6(1). fıkrası ihlal edilmiştir.
III. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
74. Sözleşmenin 50. maddesi şöyledir:
"Mahkeme, Sözleşmeci Tarafların resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan tasarrufun tamamen ya da kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğu sonucuna varırsa, ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuk, bu karar veya tasarrufun sonuçlarını kısmen onarmaya imkan veriyorsa ve gerekli gördüğü zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödenmesine hükmedebilir."
Başvurucu, bu maddeye göre bulunduğu talepte, para cezasının iptalini ve geri ödenmesini, Vaud Yerel Makam Kararları Yasasının değiştirilmesini ve ücretler ve masrafların geri ödenmesini istemiştir.
A. Para cezasının iptali ve geri ödenmesi
75. Bayan Belilos ilk olarak İsviçrenin, "Lozan Yerel Makam Güvenlik Kurulunun 4 Eylül 1981de
verdiği para cezasının iptali için gerekli her türlü tedbirin alınması" ve bu karara konu olan miktarın, yani 120 İsviçre Frangının geri ödenmesi için bir karar verilmesini istemiştir.
Komisyon temsilcisine göre durumun düzeltilmesine karar verilmelidir. Hükümet ise, Mahkeme kararlarının ulusal mahkemelerin verdikleri kararların iptali sonucunu doğurmadığını belirtmiş, maddi olayların düzeltilmesinin ve para cezasının makullüğünün, Sözleşme organları önünde tartışma konusu olmadığını eklemiştir.
76. Mahkemenin vereceği talimata İsviçre Devlet uyacak olsa bile, Sözleşme Mahkemeye, başvurucunun mahkumiyetini ve cezasını iptal etmesi için bir talimat verme yetkisi tanımadığını kaydeder (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 18.10.1982 tarihli Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, parag. 13).
Ayrıca Mahkeme, Sözleşme ihlali meydana gelmemiş olsaydı, yargılamanın sonucunun ne olacağı konusunda bir spekülasyonda bulunamaz.
B. Yasa değişikliği
77. Başvurucu ayrıca Mahkemenin İsviçreden, "17 Kasım 1969 tarihli Vaud Yerel Makam Kararları Yasasını değiştirerek, para cezası verilmesiyle sonuçlanan bir yargılamada maddi olayların nihai olarak belirlenmesinde bundan böyle güvenlik kurullarının yetkili olmaması için gerekli tüm tedbirleri almasını" istemesini talep etmiştir.
Ne Hükümet temsilcisi ve ne de Komisyon temsilcisi bu konuda bir yorum yapmamıştır.
78. Mahkeme, Sözleşmenin kendisine İsviçrenin mevzuatını değiştirmesi talimatı verme yetkisi tanımadığını kaydeder. Mahkemenin kararları, Sözleşmenin 53. maddesine göre Devletin üstlendiği yükümlülüğü yerine getirmek için, iç hukukunda kullanacağı vasıtaları seçme yetkisi tanımaktadır (bk. ayrıntılarda farklılıklarla birlikte, 13.06.1979 tarihli Marckx kararı, parag. 58 ve 18.12.1987 tarihli F. -- İsviçre kararı, parag. 43).
C. Ücretler ve masraflar
79. Bayan Belilos son olarak, İsviçre mahkemeleri önünde katlandığı yargılama giderleri ile masraflarının ve Sözleşme organları önündeki yargılama sırasında avukatlık ücretlerinin ve masraflarının geri ödenmesini talep etmiştir.
Sözleşmenin 50. maddesi bakımından ücretlere ve masraflara, (a) zarar gören tarafın bu masrafları, daha sonra Komisyon ve Mahkeme tarafından tespit edilen bir ihlalin iç hukuk yoluyla önlenmesini veya düzeltilmesini sağlamak için gerçekten ve gerekli olduğu için yapılmış olması; ve (b) miktar bakımından da makul olması halinde hükmedilebilir (bk. diğer kararlar arasında, 24.03.1988 tarihli Olsson kararı, parag. 104).
1. Ulusal düzeydeki yargılamada katlanılan giderleri
80. Başvurucu, ulusal mahkemelerin hükmettikleri toplam 3,250 İsviçre Frangı tutan mahkeme masrafları ve avukatlık ücretinin kendisine geri ödenmesini talep etmiştir.
Hükümetin buna bir itirazı bulunmadığından ve Komisyon temsilcisi de bir yorumda bulunmadığından, İsviçre başvuruya 3,250 İsviçre Frangını geri ödemelidir.
2. Avrupa yargılaması sırasında katlanılan masraflar
81. Bayan Belilos, Avrupa yargılaması bakımından kendi avukatı için 25,000 İsviçre Frangı talep etmiştir. Başvurucu, davanın önemi ve avukatının yaptığı araştırma dolayısıyla, söz konusu miktarın ödenmesini gerektirdiğini söylemiştir.
Hükümet, başvurucunun bu miktarı gerçekten ödemekle yükümlü olduğuna dair hiçbir somut delil sunmadığı gerekçesiyle, itiraz etmiştir. Hükümet ayrıca, davanın yer aldığı koşullar göz önünde tutulduğunda, bu miktarın çok yüksek olduğunu ileri sürmüştür. Ancak Hükümet, başvurucuya toplam 8,000 İsviçre Frangı ödeyebileceğini ve bu miktardan daha önce alınmış olan adli yardımın düşülebileceğini belirtmiştir.
Mahkeme, Komisyon temsilcisi gibi, adli yardıma girmeyen masraflar için, başvurucunun belgeleriyle birlikte ayrıntı sunmadığını kaydeder. Bu nedenle ve Hükümetin görüşlerini de dikkate alan Mahkeme, bayan Belilosa 8,000 İsviçre Frangı ödenmesine ve bu miktardan Avrupa Konseyi tarafından ödenen 8,822 Fransız Frangı düşülmesine hükmeder.
82. Başvurucu adli yardıma girmeyen, İsviçredeki seyahat, telefon ve fotokopi gibi, kendisinin yapmış olduğu masraflar için de 3,000 İsviçre Frangı talep etmiştir.
Hükümet, her hangi bir ayrıntıyla desteklenmediği gerekçesiyle, bu miktarın gerçekliğine itiraz etmiştir. Ancak Hükümet, uzlaşma adına, 300 İsviçre Frangı ödemek istediklerini belirtmiştir.
Komisyon bu konuda bir görüş belirtmemiştir.
Mahkeme, başvurucunun kendi cebinden yaptığı harcamalar için 500 İsviçre Frangı ödenmesine hükmedilmesinin hakkaniyete uygun olacağını kabul etmiştir.
Bu Gerekçelerle Mahkeme Oybirliğiyle,
1. Hükümetin ilk itirazlarının reddine;
2. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlaline;
3. Davalı Devletin başvurucuya, ücretler ve masraflar için toplam 11,750 İsviçre Frangından, ödeme tarihindeki kur üzerinden 8,822 Fransız Frangı dönüştürülüp düşülerek ödenmesine;
4. Adil karşılıkla ilgili diğer taleplerin reddine
Karar Vermiştir.
Yargıçlar Pinheiro Farinha ile De Meyerin aynı yöndeki ayrı görüşleri karara eklenmiştir.
SON KARARIN YERİNE GETİRİLMESİ
BAKANLAR KOMİTESİ: DH (89) 24; 19.09.1989
Hükümetin verdiği bilgiye göre: İsviçre Hükümeti İsviçre kantonlarına gönderdiği 6 Haziran 1988 tarihli yazıda, Mahkeme'nin verdiği kararı belirterek bu karara uyma yükümlülükleri bulunduğuna dikkat çekmiş ve Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrasının ceza hukukunu ilgilendiren yönü bakımından bu karardan hukuki sonuçlar çıkarmalarını istemiştir.
Mahkeme'nin kararıyla doğrudan ilgili olan Vaud Kantonu, Belilos kararında tartışma konusu yapılan cezalarla ilgili 17 Kasım 1969 tarihli yasayı değiştirmeye karar vermiştir. Yasa değişikliği 1 Mart 1989 tarihinde kabul edilmiş ve 2 Mayıs 1989 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yeni Yasa, yerel yönetimler tarafından verilen cezalara karşı Sulh mahkemelerine (veya 18 yaşın altındaki küçükler bakımından verilen cezalar için Çocuk Mahkemesi başkanına) itirazda bulunulması için bir usul getirmiştir. Yasanın 53. maddesine göre mahkeme başkanı "davayı maddi ve hukuki noktalardan serbestçe denetleyebilecektir".
İsviçre Hükümeti, Sözleşme'nin 6(1). fıkrasının özel hukukla ilgili kısmı bakımından ise, İsviçre tarafından 1974 yılında verilen yorum beyanıyla ilgili açıklama metnini Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine göndermiştir.
Bunun yanında Başbakanlık, Mahkeme'nin verdiği kararının gereği gibi dağıtılmasını sağlamak için kararın temel hukuki noktalarının "Konfederasyon idari makamlarının İçtihatları" adıyla bilinen dergide yayınlanmasını sağlamıştır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy