(AİHS m. 3, 6, 8, 13, 14, 50, 1 Nolu Protokol)
Başvuru no: 10465/83
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
A. Ardalan
8. Evli çift olan başvuruculardan bay Stig Olsson 1941, bayan Gun Olsson 1944 doğumludur. Başvurucular İsveç vatandaşı olup, İsveçin Gothenburg şehrinde yaşamaktadırlar. Bu dava, başvurucuların evliliklerinden doğan çocukları 1971 Haziran doğumlu Stefan, Aralık 1976 doğumlu Helena ve Ocak 1979 doğumlu Thomas ile ilgilidir. Başvurucular ve çocukları, İsveç Kilisesine mensupturlar; fakat başvurucular kendilerini ateist olarak tanımladıkları için, kiliseye üyelikleri sadece kağıt üzerindedir.
9. Bay ve bayan Olssonlar gençliklerinde, Stretered şehrinde bir süre, yavaş zihinliler (mentally retarded) için varolan bir kurumda kalmışlardır. Ancak 1982 yılında bir psikolog tarafından yapılan inceleme sonunda, kendilerinin ortalama düzeyde bir zekaya sahip oldukları anlaşılmıştır. Stefanın yavaş zihinli olduğu anlaşılınca, Engelliler için Sosyal Koruma İdaresine kaydı yapılmış ve 1975 yılından beri çeşitli biçimlerde özel eğitime tabi tutulmuştur; başvurucuların diğer çocukları da sosyal koruma altına alınmıştır.
Bu davaya yol açan olaylardan önce, farklı birkaç sosyal kurum, aileyle münferit olarak ilgilenmişler; 1979dan bu yana, aile üyelerinin faaliyetlerini koordine etmişlerdir. Malullük aylığı (diability pension) alan bay Olsson ile bayan Olssona, 1971 ile 1976 yılları arasında, bazı ek sosyal yardımlarda bulunulmuştur. Mayıs 1977den Aralık 1979a kadar, kendilerine evde terapi desteği verilmiş, 1979dan bu yana da bir psikiyatri ekibi, aileyle temas halinde olmuştur. Başvurucuların sosyal kurumlarla işbirliği yapmakta güçlük çektikleri anlaşılmaktadır.
B. Çocukların koruma altına alınmaları ve yargısal süreç
10. Ailenin durumu 26 Ekim 1979, 29 Kasım 1979 ve 10 Ocak 1980 tarihlerinde yapılan olay toplantılarında, çeşitli sosyal kurum temsilcileri tarafından görüşülmüştür. Başvurucular son toplantıya katılmışlardır ve bu toplantıda çocuklar hakkında çeşitli önleyici tedbirlerin alınması üzerinde anlaşılmıştır. Hükümete göre bu anlaşma bir sonuç vermemiştir; çünkü başvurucular buna uymamışlardır.
22 Ocak 1980 tarihinde, Gothenburgdaki 6 numaralı Sosyal Bölge Konseyi, anne babaları çocukların bakım ve gözetimleri için ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumda olmadıkları gerekçesiyle, 1960 tarihli Çocukların Korunmaları Hakkında Yasanın 25(a) ve 26(4) fıkra hükümleri gereğince (bk. aşağıda parag. 35 ve 43), çocukların gözetim (supervision) altına yerleştirilmelerine karar vermiştir.
11. Daha sonra 13 Mart ve 29 Mayıs 1980 tarihlerinde, başvurucuların da hazır bulunduğu daha başka olay toplantıları yapılmıştır. Anne ile babanın ayrı yaşadıkları 22 Ağustosta, Konsey Başkanı, 1960 tarihli Yasanın 30. maddesine (bk. aşağıda parag. 43) göre, çocukların durumlarının araştırılabilmesi için geçici olarak koruma altına alınmalarına (provisionally taken into care) karar vermiştir. Çocuklardan Stefan ve Helenanın evlerinin yolunu bulamamaları ve çevrede dolanıp durmaları üzerine verilen bu karar, 26 Ağustosta, başvurucuların da hazır bulundukları ve görüşlerini dile getirdikleri toplantıdan hemen sonra, aynı gün Konsey tarafından onaylanmıştır.
12. Konsey 16 Eylül 1980de, başvurucuların da hazır bulunduğu ve görüşlerini sunma fırsatı verildiği toplantıda, 1960 tarihli Yasanın 25(a) bendi ve 29. maddesine (bk. aşağıda parag. 35 ve 43) göre, çocukların koruma altına alınmalarına (taken into care) karar vermiştir. Bu karar, başka şeylerin yanında, sosyal hizmetler idaresi tarafından hazırlanan ve toplantıda sunulan 11 Eylül 1980 tarihli bir rapora dayandırılmıştır. Raporda, ailenin geçmişi incelenmiş; başvurucuların çocukların koruma altına alınmalarına karşı çıktıkları belirtilmiş; anne babanın çocukların bakım, teşvik ve gözetim ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumda olmamalarına nedeniyle, yetersiz bir çevrede yaşamakta olan çocukların gelişimlerinin tehlikede olduğu sonucuna varılmış; önleyici tedbirlerin alındığı, fakat sonuç elde edilemediği kaydedilmiş; çocukların koruma altına alınmaları tavsiye edilmiştir. Bu rapora, Stefanın eski öğretmeninden, Helena ve Thomasla ilgili olarak 60 numaralı Çocuk Koruma Kliniğinden ve çocukların incelenmek üzere yerleştirildikleri kurumdan alınan beyanlar ile, Gothenburgdaki bir hastanenin 2B numaralı Çocuk Psikiyatri Kliniği tarafından verilen 12 Eylül 1980 tarihli bir sağlık raporu da eklenmiştir. Sağlık raporu, aileyle temas içinde olan ekibin üyesi olan, sözü edilen kurum danışmanı şef doktor Elisabeth Bosaeus ile psikolog Helena Fagerberg-Moss tarafından imzalanmıştır. Bu raporda şöyle denilmektedir:
"Yukarıda sözü edilen çocuklar, 10 Eylül 1980de, Östra sjukhusetteki çocuk psikiyatri kliniğinde değerlendirilmişlerdir. Çocukların anne ve babası, doktorların görüşmelerine katılmaları için davet edildikleri halde gelmemişlerdir. Bu aile, pneumonia ve idrar yolları enfeksiyonu muayenesi için Thomasın kliniğe kabul edilmesinden sonra, kendisinin gelişiminin incelenmesi ve değerlendirilmesi konusunda sosyal hizmet uzmanı tarafından talepte bulunulması üzerine, Ekim 1979dan beri klinik tarafından tanınmaktadır. Görevli doktor tarafından havale edildikten sonra, Thomasın gelişimi hakkında psikolog Helena Fagerberg-Moss tarafından 5 Ekim 1979da bir değerlendirme yapılmıştır. Bu psikolog ile sosyal hizmet uzmanı Birgitta Steen, daha önce aileyi destekleyen tedbirlerin alınması ve geleceğe ilişkin tedbirlerin planlanması konusunda, olayla ilgilenen bütün görevliler ile birlikte, 6 numaralı sosyal koruma müdürlüğünde 26 Ekim ve 29 Kasım 1979da yapılan toplantılara katılmışlardır. 10 Ocak 1980de, Sosyal hizmetler müdürlüğünde anne babanın da katıldıkları bir toplantı yapılmış ve Thomas ile Helenanın bir gündüz merkezine (day-centre) yerleştirilmesi için başvuru yapılmasına karar verilmiş; 13 Mart ve 29 Mayıs 1980 tarihli toplantılarda, Helena ve Stefanın yaz için bir eve veya kampa yerleştirilmesi planlanmıştır. Helena, 25 Mart 1980de eve yapılan ziyarette, psikolog Helena Fagerberg-Moss tarafından bir gelişim değerlendirmesine tabi tutulmuştur. Thomas da 11 Eylül 1980de bir gelişim değerlendirmesine tabi tutulmuştur. Sosyal hizmet uzmanı Birgitta Steen,Thomasın hastanede kaldığı sırada, anne babayla temas kurmuştur. Gözetim kararı alınmasını öneren 18 Ocak 1980 tarihli inceleme raporunu ve koruma kararı alınmasını öneren 26 Ağustos 1980 tarihli raporu inceledim. Çocukların sağlık dosyalarını da inceledim. 10 Eylül 1980de, yavaş zihinliler okulundaki sosyal hizmet uzmanı Kerstsin Lindsten telefonla, Stefan ile ilgili bazı bilgiler verdi.
Stefan, sağlık dosyasından anlaşıldığına göre, daha dört aylıkken, gelişmesinin değerlendirilmesi için Gothenburg çocuk hastanesine yatırılmış ve daha henüz bu aşamada önemli ölçüde yavaş olduğu sonucuna varılmıştır. Altı aylıkken, iki aylık çocuğun yavaşlığında olduğu görülmüştür. Üç yaşındayken yapılan yeni bir test sonucunda, 15 veya 20 aylık bir çocuğun gelişim düzeyinde olduğu belirlenmiştir. Psikolog Barbro Wikman, Stefanı pasif, korkak ve kaygılı olarak değerlendirmiştir. Stefan, yeniden incelenmiş ve özellikle dil gelişimi bakımından çok yavaş bulunmuştur. Kendisinin teşvik edilmeye çok ihtiyacı olduğu düşünülmüş, bunun için yaşadığı ev çevresinde yeterli imkan olup olmadığı psikolog tarafından araştırılmıştır. Stefan, kendisini besleyememekte, düzgün bir şekilde koşamamakta, başka çocuklarla oynayamamaktadır. Dosyaya göre anne babası, kendisini özel bir oyun alanına götürmeyi istememektedirler. 4 Mayıs 1976da, Stefanın henüz hiç pişirilmiş yemek yemediği, cümle kuramadığı, dışarıda oymadığı, kolaylıkla ağladığı, nadiren kendi kendine yemek yiyebildiği, soluk benizli ve uyuşuk göründüğü kaydedilmiştir. Stefanın en zayıf öğrencilerden biri olduğu anlaşılmaktadır. Okula başladığı dönemde, ailenin bir ev terapisti bulunduğu için, yaşadığı evdeki koşullar normal düzeyde görünmektedir. Fakat daha sonra, Stefanın dışarıda koşturduğu ve sık sık polis tarafından koruma altına alındığına dair uyarıcı raporlar bulunmaktadır. Stefan çişini ve dışkısını kontrol edememektedir; çok kötü koktuğu için arkadaşları tarafından kızdırılmakta ve hatta, okuldaki sosyal hizmet uzmanı Kertsin Lindstene göre, giysileri arkadaşları tarafından çıkarılmaktadır. Okuldaki hemşireye göre, Stefanın yiyecek problemi de vardır. Stefan çoğunlukla sadece sandviç yemektedir. Bu çocuk miyoptur ve gözlük takması gerekmektedir; fakat gözlük takmamaktadır. Anne babasının da Stefanı bakma ve gözetme güçlükleri bulunduğundan, çocuğu bir yere yerleştirmenin değişik yolları düşünülmüştür. Stefanı bir eğitsel kuruma yerleştirmek iyi bir çözüm olarak görülmüş, fakat anne babası bundan son anda vazgeçmişlerdir. Çocuğun bir bakımevine yerleştirilmesi de önerilmiş, fakat babası depresif bir tutumla karşılık vermiş ve çocuğu evde tutarak okula göndermemiştir.
Stefan, 10 Eylül 1980de yapılan bir sağlık değerlendirmesinde, gelişiminin çok yavaş olduğu izlenimi vermiş, bunun yanında, kişisel irtibatını kesmiş, soruları duymamış, oyuncaklara yeterince ilgi göstermemiş, konsantrasyon ve dikkat süresinin çok az olduğu gözlenmiştir. Davranışlarında hantaldır. Kendi adını yazamamıştır; kurşun kalemle çizim yaparken, kağıdı 90 derecelik bir açıyla katlamıştır. Gözlüklerini takmamıştır.
Helena Olssonun, 25 Mart 1980de psikolog Helena Fagerberg-Moss tarafından evde yapılan bir gelişim değerlendirmesi sırasında, yaşından beklenebilecek düzeyde olduğu gözlenmiştir. Ancak Helena, çocuk koruma kliniğini ziyareti sırasında pasif, korkak bakışlı ve gelişmemiş bir dil düzeyinde olduğu görülmüştür. Helena Eylül 1979dan beri mide problemleri için kliniğe gelmiş, fakat bu, bir tedavi uygulanmasını gerektirmemiştir. 10 Eylül 1980de yapılan değerlendirme sırasında, aynı odada birden fazla kimse bulunduğunda çekingen davranmış, hiçbir şey söylememiş ve Thomasa oyuncakları vererek ve onu kucaklayarak, bir anne gibi davranmıştır. Aynı tür davranışları, çocuk evinde de gözlenmiştir.
Thomasın gelişimi, 5 Ekim 1979da ve 11 Eylül 1980de psikolog Helena Fagerberg-Moss tarafından değerlendirilmiştir. Birinci değerlendirme sırasında, Thomasın kendisinden beklenebilecek gelişim düzeyinin biraz altında olduğu, temaslarında biraz pasif ve çekingen olduğu gözlenmiştir. İkinci değerlendirme sırasında ise çok sessiz ve sakıngan olduğu, yüzünde hiçbir ifade bulunmadığı görülmüştür. Gelişimi dört veya altı ay kadar gecikmelidir. Thomasın 20 aylıkken kullandığı dil, altı veya sekiz aylık bir çocuğun kullandığı dil düzeyine karşılık gelmektedir. Thomasın oyunla harekete geçtiği, materyalleri ağzına götürdüğü ve bir gelişme potansiyeli bulunduğu görülmüştür. Thomas, evde yeterince ilgi görmediği izlenimi vermiştir. Ağustos 1979 tarihinde Thomasın sağlık dosyasına, annesinin Thoması besleme biçiminin kesinlikle normal olmadığı kaydedilmiştir. Annesi biberonu uzaktan tutmuş, çocuğu kucağına alması istendiği zaman bile, çocukla doğal bir şekilde temas etmemiştir. Çocuk evinde bulunduğu sırada, babasının Thoması hala bir bebek gibi muamele ettiği gözlenmiştir.
Özet olarak, Stefan, Helena ve Thomas, zihinsel yavaşlığı bulunan anne babaların çocuklarıdır. Baba erken emekliye ayrılmıştır. Ayrıca, anne babanın kendi aralarındaki ilişki de kötüdür. Uzun bir süre ayrı kalmışlar ve yine ayrı durumdadırlar. Stefan ve Thomas, muhtemelen değişik sebeplerle, gerilik işaretleri göstermektedirler. Ayrıca çocuklar, anne babalarının bakımından yoksundurlar; çocukların davranışları endişelidir. Stefanın idrar ve dışkı kaçırma problemi, beslenme güçlüğü, diğer çocuklarla sosyal ilişki kurma güçlüğü vardır; derbederlik eğilimi göstermektedir. Anne babası, Stefanın temiz giyecek giyme, miyop olduğu için gözlük kullanma ve geriliği nedeniyle fazladan bakım ve ilgi ihtiyacını karşılamamaktadırlar. Bütün çocukların dilsel gelişimleri yavaştır. Bu tür bir gerilik, yetersiz ilginin en belirgin işaretidir. Ortalama bir zeka düzeyinde olan Helana, kardeşi Thomasın sorumluluğunu da büyük ölçüde üzerine almaya eğilimlidir. Thomas, fiziksel veya psikolojik olarak, yeterli eğitimi görme fırsatı bulamamıştır.
Şimdiye kadar uygulanan ev terapisinin, evde günlük bakımın, gözetim tedbirinin, kendilerinin durumunda bir ilerleme sağlamadığından, Stefanın, Helenanın ve Thomasın koruma altına alınmalarını ve bakıcı ailelerin yanına verilmelerini tavsiye ediyoruz."
Başvurucular, bu sağlık raporu hazırlanmadan önce, Dr. Bosaeusun kendileriyle hiçbir zaman bir araya gelmediğini ve evlerini ziyaret etmediğini iddia etmişlerdir. Başvurucular ayrıca bu doktorun, çocukların incelenmek üzere koruma altına alındıkları 22 Ağustos 1980den sonra 10 Eylül 1980 tarihine kadar, çocukları bizzat incelememiş olmasından şikayetçi olmuşlardır. Başvurucular, kendi evlerinden polis zoruyla ayrılmaları ve tamamen yeni bir çevre içine sokulmaları nedeniyle de, bir şok içinde olduklarını belirtmişlerdir. Ancak psikolog Helena Fagerberg-Mossun, Thoması 5 Ekim 1979da değerlendirdiği ve Helenanın gelişimini değerlendirmek için 25 Mart 1980de evlerine geldiği anlaşılmaktadır.
13. Başvurucular, Konseyin 16 Eylül 1980 tarihli bu kararını kabul etmedikleri için, bu mesele, 1960 tarihli Yasanın 24. maddesi gereğince (bk. aşağıda parag. 44), Gothenburgdaki İl İdare Mahkemesinin önüne getirilmiştir. Bu mahkeme 18 Aralık 1980de bir duruşma yapmıştır. Duruşmada bayan Olsson, Adli Yardım Yasasına göre atanan bir avukat tarafından, çocuklar ise görevlendirilmiş avukatları (official counsel) tarafından temsil edilmişlerdir; Dr. Bosaeus, uzman (expert) olarak dinlenmiştir.
İl İdare Mahkemesi, 30 Aralık 1980de verdiği kararla, Konseyin kararını onamıştır. Bu mahkeme şöyle demiştir:
"Dosyanın incelenmesinden, kendilerine bakan kişilerin özel desteğine ihtiyaçları bulunan Stefan, Helena ve Thomasın, anne babalarının çocukların bakım, ilgi ve gözetim ihtiyaçlarını karşılayacak durumda olmamaları nedeniyle, yıllardır yetersiz bir ev çevresinde yaşadıkları anlaşılmaktadır.
Stefan ve Thomasın gelişimlerinde yavaşlık, her üç çocuğun dilsel gelişimlerinde gerilik bulunduğu görülmektedir.
12 Eylül 1980 tarihli sağlık raporunu hazırlayan ve duruşmada bir uzman olarak dinlenen Dr. Bosaeusa göre, Helenanın anne babasının evinde kalması halinde, olumsuz şekilde gelişeceğine dair büyük bir risk bulunmaktadır. O halde Helenanın da, tıpkı Stefan ve Thomas gibi, bir bakıcı aile yanına yerleştirilmesi önem taşımaktadır. Buna göre Dr. Bosaeus, her üç çocuğun da koruma altına alınmasını tavsiye etmiştir.
Birkaç yıl süreyle ev terapisti aracılığıyla önleyici tedbirler uygulanmaya çalışılmış ve gözetim tedbirleri ayarlanmış, fakat bunlar iyileşme yönünde bir sonuç vermemiştir.
O halde, anne babalarının çocuklara yeterli bakım ve eğitim verememelerinin bir sonucu olarak, çocukların sağlıklarının ve gelişimlerinin tehlikeye düştüğünün kanıtlandığını kabul etmek gerekmektedir.
Bu nedenle mahkemeye sunulan kararlar, 1960 tarihli Yasanın 25(a) bendi ve 29. maddesi hükümlerine uygundur."
14. Bayan Olsson, bu karara karşı Gothenburg Üst İdare Mahkemesine başvurmuştur (bk. aşağıda parag. 50); eşi de bu üst başvuruya katılmıştır. Konsey ile çocukların görevlendirilmiş avukatları, üst başvurunun reddedilmesi yönünde hareket etmişlerdir. İdare Üst Mahkemesi bir duruşma yaptıktan sonra, 8 Temmuz 1981de, İl İdare Mahkemesinin kararını onaylamıştır. Ancak üç yargıçtan biri ve Üst Mahkeme heyetinde yer alan iki meslekten olmayan yargıçtan da (laymen) biri, Helenanın koruma altına alınmasına katılırlarken, Stefan ve Thomasın koruma altına alınmasına muhalif kalmışlardır.
15. Bayan Olsson, Yüksek İdare Mahkemesine başvurmak istemiş (bk. aşağıda parag. 50), fakat 27 Ağustos 1981de, temyiz talebi reddedilmiştir.
C. Koruma kararlarının uygulanması
1. Çocukların yerleştirilmeleri
16. Çocuklar, Konsey Başkanının 22 Ağustos 1980 tarihinde verdiği kararın (bk. yukarıda praag. 11) ardından, durumlarının incelenmesi için Gothenburgda bir çocuk evine yerleştirilmişlerdir. Çocuklar aşağıda anlatıldığı şekilde, ayrı evlere yerleştirilinceye kadar, burada kalmışlardır.
(a) Stefan
17. Başvurucular, 1 Ekim 1980 tarihi civarında, Stefanı çocuk evinden kaçırmışlar ve yaklaşık bir ay kadar saklamışlardır. Stefan daha sonra Gothenburgda Yavaş Zihinliler Koruma Kurulu tarafından işletilen bir eğitsel kuruma yerleştirilmiş, fakat anne babası kendisini burada alarak, yaklaşık iki ay kadar yine saklamışlardır.
Stefan 28 Şubat 1981de, polisin yardımıyla, başvurucuların evlerinden yaklaşık 100 kilometre uzaklıktaki Tibroda, Stefanın daha önce bazı yazları birlikte geçirdiği, Ek adlı bir bakıcı ailenin yanına yerleştirilmiştir.
Doğal anne baba ile bakıcı anne baba arasındaki münakaşalar nedeniyle, Konseyin 28 Haziran 1983 tarihinde verdiği kararla, Stefan, Yavaş Zihinlileri Koruma Kurulu tarafından işletilen ve Gothenburgun 80 kilometre kadar kuzeyindeki Vanersborgdaki Viggende bulunan bir çocuk evine götürülmüştür.
(b) Helena ve Thomas
18. Helena ve Thomas, ayrı bakıcı ailelerin yanına yerleştirilmişlerdir. Helena 21 Ekim 1980de, Hudiksvall şehrinin çevresindeki Nasakerdeki Larsson ailesinin yanına, Thomas ise 10 Kasım 1980de, Söderhmannın güneyindeki Marakerdeki Backius ailesinin yanına yerleştirilmişlerdir. Gothenburgun kuzeydoğusunda bulunan bu yerler, birbirinden yaklaşık 100 kilometre uzaklıktadır. Karayoluyla Hudiksvallin Gothenburga uzaklığı 637 kilometre, Söderhamnın Gothenburga uzaklığı ise 590 kilometredir.
19. Hükümet, başlangıçtaki niyetin, Helena ve Thoması aynı köyde ayrı ailelere vermek olduğunu, fakat bunun son anda mümkün olmadığını belirtmiştir. Hükümet, Larsson ve Backius ailelerinin sürekli olarak temas halinde olduklarını, birbirlerine destek verdiklerini, yaklaşık her altı haftada bir Helena ve Thomas ile birlikte bir araya geldiklerini eklemiştir.
20. Thomasın bakıcı ailesi ve kendi çocukları İsveç Kilisesine mensup olup, başvuruculara göre düzenli olarak, bakıcı aileye göre ise yılda iki veya üç defa kiliseye gitmişlerdir.
2. Başvurucuların çocuklarıyla görüşmelerinin kısıtlanması
21. Çocuklar koruma altına alındıklarından, anne babalarının çocuklarla görüşmeleri, aşağıdaki şekilde çeşitli kararlara tabi tutulmuştur.
(a) Stefan
22. Stefan, 1982 yılı yazı nda üç dört haftalık bir süreyi kendi anne babasının yanında geçirmiştir. Ancak Konsey, 10 Ağustos 1982de, 1980 tarihli Yasanın 16(1). fıkrası gereğince, başvurucuların çocuklarıyla görüşmelerini altı haftada bir ziyaretle sınırlamıştır. Başvurucular bu karara karşı İl İdare Mahkemesine başvurmuşlar, fakat bu mahkeme 17 Kasım 1982 tarihli kararla, söz konusu kısıtlamayı onaylamıştır (bk. aşağıda parag. 28).
23. 22 Nisan 1984 tarihinden sonra, bay ve bayan Olssonların Stefanı her hafta, genellikle kendi evlerinde görmelerine izin verilmiştir. 1986 yılı yazında, Stefan birkaç hafta anne babasıyla birlikte kalmıştır.
(b) Helena ve Thomas
24. Konsey, 21 Ekim 1980de, 1960 tarihli Yasanın 41. maddesi gereğince (bk. aşağıda parag. 48), başvurucuların, Helena ve Thoması bakıcı ailelerin evinde görmelerini engellemeye ve nerede olduklarının bildirilmesine karar vermiştir. Ancak başvurucuların bu çocuklarını, her iki ayda bir, başka yerlerde görmelerine izin vermiştir. Bu karar, çocukların yerleşik bir hayat fırsatı bulmalarını sağlamak amacıyla ve Stefanın daha önce anne babası tarafından bulunduğu evden kaçırılması ve saklanması (bk. yukarıda parag. 17) nedeniyle verilmiştir.
Yukarıdaki kısıtlama, Eylül 1981de kaldırılmış, fakat Konsey, başvurucuların bakıcı ailelere karşı gösterdikleri tutum yüzünden, Şubat 1983te, başvurucuların Helena ve Thomas ile temaslarını, bakıcı ailenin evinde üç ayda bir görüşmeyle sınırlamıştır. Bu yeni kısıtlama, yapılan başvuru üzerine 25 Mart 1983te İl İdare Mahkemesi tarafından onaylanmış, yine Konseyin 2 Ağustos 1983, 6 Aralık 1983 ve 30 Ekim 1984 tarihli kararlarıyla uzatılmıştır. İl İdare Mahkemesi, başvurucuların bu son kısıtlama kararına karşı yaptıkları başvuruyu 3 Ekim 1985te reddetmiştir. Başvurucular bu noktadaki başvurularını, daha sonraki İdare Üst Mahkemesi önündeki yargılama sırasında geri almışlardır (bk. aşağıda parag. 31). Bu nedenle söz konusu kısıtlama, çocukların kamu koruması altında kaldıkları geri kalan dönemde de geçerliliğini sürdürmüştür.
25. Bay ve bayan Olssonlara göre, Helena ve Thoması, koruma altında oldukları 1982 yılında sadece bir kez, bakıcı annelerin ve bir veya iki sosyal hizmet uzmanının sert gözetimi altında, sadece birkaç saat görmelerine izin verilmiştir. Başvurucular ayrıca, bu çocukları yılda ancak iki kez, sosyal hizmet uzmanlarının, öğretmenlerin veya bakıcı anne babanın gözetiminde görmelerine izin verildiğini ilave etmişlerdir. Zaman geçtikçe, başvurucuların özellikle aşağılayıcı buldukları bu ziyaret koşulları nedeniyle, görüşmekten kaçındıkları gözlenmektedir.
Mahkemenin önündeki belgelere göre bay ve/veya bayan Olsson, Helena ve Thoması Mart 1981de Gothenburgda doğal bir ortamda; Eylül 1981de bakıcı ailenin evinde; Stefanı Aralık 1981de bakıcı aile evinde; 1982 yılbaşından kısa bir süre önce Helenayı bakıcı ailenin evinde görmüşlerdir. Komisyon raporunda, başvurucuların iki küçük çocuklarını "ilk yıllarda yılda üç kez" gördükleri şeklinde genel bir ifade yer almaktadır. Başvurucuların Haziran 1984 ile 1987 baharı arasında, çocukları ziyaret için yol parası ödemedikleri anlaşılmaktadır.
3. Başvurucuların tutumu
26. Hükümet, Komisyon önünde, bir yandan başvurucular ile çocukların bakıcı aileleri arasında, diğer yandan başvurucular ile sosyal kurumlar arasındaki ilişkiyi düzenlemekten doğan sorunlara göndermede bulunmuştur (bk. Komisyon raporu, parag. 100, 101, 109, 110, 111). Başvurucuların bu konu hakkında Komisyona sundukları görüşleri ise şöyle özetlenebilir:
"Başvurucuların sosyal hizmet uzmanlarıyla işbirliğinde bulunabilecekleri kesinlikle düşünülemez. Çocukların ve yetişkinlerin ve aile üyelerinin ve başkalarının göstermeleri gereken sevgi ve saygı konusunda başvurucuların kendi anlayışları ile bu sosyal hizmet uzmanlarının tavırları, birbirine tamamen zıttır.
Başvurucular, bakıcı aileler ve sosyal hizmet uzmanlarıyla işbirliği yapacak olsalardı, çocukların kendi anne babalarından ayrılmalarının ve çocukların bakıcı aile yanlarına verilmelerinin, kendilerinin rızasıyla gerçekleştiği şeklinde, çocuklara tamamen yanlış bir izlenim verme riskiyle karşılaşacaklardı. Başvurucuların çocuklarının, kendi doğal anne babalarının kendilerini evlerinde istemedikleri gibi, yanlış bir izlenim edilmeleri halinde, çocukların öz saygılarında tam bir yıkım oluşurdu." (aynı yer, parag. 80/sonu)
D. Koruma tedbirinin sona erdirilmesi talepleri
27. Başvurucuların, çocukları hakkındaki koruma tedbirin kaldırılmasını talep etmeleri üzerine, 1 Temmuz 1982de Konsey binasında bir toplantı yapılmış, bu toplantıda başvurucular, avukatları ve çocuklar için görevlendirilmiş avukatlar hazır bulunmuşlardır.
Konsey aynı gün bu talebi reddetmiştir. Konsey bu kararını, sosyal hizmetler müdürlüğü tarafından hazırlanan ve 24, 25 ve 26 Mayıs 1982 tarihlerini taşımakta olan, anne babalarının çocuklarına gerekli desteği ve teşviki veremediği sonucuna varan raporlarına dayandırmıştır. Bu raporlara, çocukların koruma altına alındıktan sonra yeterli gelişimi gösterdiklerini belirten psikolog Helena Fagerberg-Mossun, sosyal hizmet uzmanlarının ve bir okul öğretmeninin verdikleri beyanlar eklenmiştir.
28. Bunun üzerine başvurucular İl İdare Mahkemesine başvurmuşlardır. Bu mahkeme 4 Kasım 1982de bir duruşma yapmıştır; duruşmada avukatlarıyla birlikte başvurucular da hazır bulunmuş; Konsey bir avukat ve iki sosyal hizmet uzmanıyla, çocuklar da görevlendirilmiş avukatlarıyla temsil edilmişlerdir. Duruşmada Dr. Bosaeus (başvurucuların avukatının talebi üzerine) ile İl İdare Kurulundan bir sosyal hizmet uzmanı (bk. aşağıda parag. 41) ifade vermişler; duruşmada bir psikologun, bir koruma memurunun, Stefanın bir öğretmeninin ve okul doktorunun beyanları okunmuştur. Bu mahkemenin başkanı ayrıca, Konsey kararının dayanağı olan belgeleri özetlemiştir.
Başvurucular, 12 Eylül 1980 tarihli sağlık raporunun (bk. yukarıda parag. 12), kendilerinin zihinsel bakımdan yavaş olduklarını vurgulamak suretiyle kesinlikle yanlış bilgiler içerdiğini ve bu raporun, eğer çocuklar anne babalarının yanında yaşamaya devam edecek olursa, tehlikeye düşeceklerini gösteren somut her hangi bir şeye işaret etmediğini ileri sürmüştür. Konsey ise, korumayı sona erdirmeyi reddetme kararının, başvurucuların zihinsel bakımından yavaş olduklarına değil, ama başvurucuların çocuklarının bakım, ilgi ve gözetim ihtiyaçlarını karşılayamamalarına dayandığını savunmuştur.
İl İdare Mahkemesi 17 Kasım 1982 tarihinde verdiği kararında, anne babanın Stefan ile görüşmesine getirilen kısıtlamayı onaylarken (bk. yukarıda parag. 22), şöyle demiştir:
"Dava konusu olaylar, çocukların koruma altına alındıktan sonra, az veya çok ölçüde değişik türlerdeki sıkıntılardan rahatsızlık duyduklarını göstermektedir. Stefan, daha düşük bir özel sınıfta geliştirilmekten rahatsızlık duymuştur. Fakat bakıcı ailenin yanına yerleştirilmesinin ardından, Stefanın sosyal yetileri ilerlemiş ve dil gelişimi yoğunlaşmıştır. Stefanın idrarını tutamaması, büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. Stefan, düşük özel sınıfta yetilerinin farkına vararak, olumlu yönde gelişmiştir. Helena ve Thomas da, bakıcı ailelerinin yanında olumlu yönde gelişmişlerdir. 1982 baharında bu iki çocukla ilgili yapılan psikolojik değerlendirmeler, daha önceki yavaşlıkların ve rahatsızlıkların, artık geride kaldığını veya ortadan kalktığını ve artık gelişimlerinin tamamen yaşlarından beklenen düzeyde olduğunu göstermektedir.
Başvurucuların yaşadıkları koşulların ise, yakın bir dönemde istikrara kavuştuğu görülmektedir. Bu çift, Ocak 1981de Angeredden ayrılmışlar ve çocuklara daha sıcak bakan bir çevre olan Alede yaşamaya başlamışlardır. Çocukların koruma altına alındıkları zaman evlilik içinde hüküm süren tartışmaların üstesinden gelmişlerdir; başvurucuların arasındaki ilişkinin daha iyi olduğu görülmektedir. Başvurucular, temsilcilerinin isteği üzerine, Gothenburda bir psikolog olan Gudrun Olsson tarafından incelenmişlerdir. Bu inceleme, her iki başvurucunun da ortalama düzeyde bir zekaya sahip olduklarını göstermektedir.
1980 tarihli Yasanın 5. maddesine (bk. aşağıda parag. 49) göre, Yasa gereğince verilmiş bir koruma kararının sona erdirilmesinin gerekip gerekmediğine karar verirken belirleyici olan mesele, artık bu tedbirin gerekli olup olmadığıdır. Başvurucuların durumlarında gözle görülür bir iyileşme ve istikrarın bulunması ve çocukların bakıcı aileler yanında olumlu gelişme göstermeleri, korumanın sona erdirilmesi lehine bir argümandır. Ancak, tam tersi yönde bir karar lehine ağır basan, bir çok sebep vardır. 1982 yılında, anne babasının evine gelmesine birkaç kez izin verilen Stefan, bakıcı ailenin yanına döndüğünde, çeşitli şekillerde rahatsızlıklar duymuş ve önceki olumsuz davranışları yeniden ortaya çıkmıştır. Stefanın bakıcı aile yanına 28 Haziran 1982deki dönüş yolculuğunun iyi planlanmadığı ve kendisi için talihsiz bir yolculuk olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca başvurucular, şimdiye kadar bakıcı aile ve Sosyal Konsey ile yeterli bir şekilde işbirliğinde bulunmakta güçlük çekmişlerdir. Davaya konu olayların tamamını değerlendiren mahkeme, başvurucuların, çocuklarına yeterli bakım ve eğitim verme anlayış ve yeteneğinden hala yoksun bulundukları sonucuna varmaktadır. O halde, Yasaya göre koruma tedbirinin sonra erdirilmesi, çocukların sağlığı ve gelişimi bakımından büyük risk taşımaktadır. Buna göre koruma tedbiri devam etmeli ve başvuru reddedilmedir."
29. Bunun üzerine başvurucular, İdare Üst Mahkemesine başvurmuşlardır. 20 Aralık 1982 tarihinde başvurucuların ve avukatlarının da bulunduğu bir duruşma yapılmış ve bu üst başvuru 28 Aralık 1982de reddedilmiştir. Dr. Bosaeusun duruşmada tanık olarak dinlenmesine dair başvurucuların talebi reddedilmiştir.
Bay ve bayan Olssonlar, Yüksek İdare Mahkemesine temyiz talebinde bulunmuşlar, ancak bu mahkeme bu talebi 6 Aralık 1983te reddetmiştir.
31. Konsey, başvurucuların Helena ve Thomas hakkındaki koruma tedbirinin sona erdirilmesi için yaptıkları başvuruları 30 Ekim 1984te, Stefan için yaptıkları başvuruyu 17 Eylül 1985te reddetmiştir; Konsey bunların ilkinde, Helena ve Thoması ziyaret kısıtlamasını (bk. yukarıda parag. 24) da kaldırmamıştır. Bu kararlar aleyhine başvurucuların İl İdare Mahkemesine yaptıkları başvurular 3 Ekim 1985 ve 3 Şubat 1986 tarihlerinde reddedilmiştir.
Başvurucular bunun üzerine, İdare Üst Mahkemesine başvurmuşlardır. Bu mahkeme iki davayı birleştirmiştir. İdare Üst Mahkemesi, bay ve bayan Olssonların katıldıkları ve beyanda bulundukları bir duruşmadan sonra, 16 Şubat 1987 tarihinde verdiği hükümle, Stefan hakkındaki koruma kararını sona erdirmiştir. Bu mahkeme, Stefandaki olumlu gelişmeyi, anne babanın çocuğun ihtiyaçlarını kavrayışlarındaki ilerlemeyi ve çocuğun bu okul dönemini Vanersborgda (bk. yukarıda parag. 17) tamamlaması gerektiği kabul etmelerini dikkate almıştır. Ancak, Helena ve Thomas ile ilgili başvuru reddedilmiştir; bu çocuklarla ilgili başvurunun konusu, duruşmada bizzat bay ve bayan Olssonlar tarafından, sadece koruma tedbiri meselesiyle sınırlı tutulmuş, görüşme meselesine girilmemiştir. İdare Üst Mahkemesi, bu çocuklar hakkındaki koruma tedbirinin sürdürülmesini, esas itibarıyla başvurucuların, çocukların anne babalarından uzun bir süre ayrı yaşadıktan sonra, yeniden bütünleşmelerinden doğan özel ihtiyaçlarını anlayabilecek ve bunları yerine getirebilecek durumda olmamalarına dayandırmıştır.
Yüksek İdare Mahkemesi, anne babanın yaptığı başvuru üzerine verdiği 18 Haziran 1987 tarihli hükümle, Helena ve Thomas hakkındaki koruma kararının sürdürülmesini gerektirecek yeterli ciddi sebep bulunmadığı gerekçesiyle, korumayı sona erdirmiştir. Yüksek İdare Mahkemesine göre, 1980 tarihli Yasanın 5. maddesi (bk. aşağıda parag. 49) göre, bir koruma kararının kaldırılıp kaldırılmamasına karar verilirken çözümlenecek olan mesele, korumaya hala ihtiyaç bulunup bulunmadığıdır. Bir çocuğun, bakıcı aile yanından alınması ve bunun kendisi üzerindeki muhtemel zararlı sonuçları ve İdare Üst Mahkemesinin de değindiği doğal anne babayla yeniden bütünleşmeyle alakalı konular, bu Yasanın 5. maddesi bakımından incelenecek konular olmayıp, ayrı bir süreçte, yani 1980 tarihli Sosyal Hizmetler Yasasının 28. maddesine göre yapılacak araştırma sırasında incelenecek olan konulardır. Söz konusu 28. madde, Sosyal Bölge Konseyine, artık kamu koruması altında bulunmayan bir küçüğün, bakıcı aileden alındığı taktirde, kendisinin fiziksel veya zihinsel sağlığının küçümsenmeyecek ölçüde zarara uğrama riski bulunması halinde, belirli bir süre veya ikinci bir karara kadar, çocuğun bakıcı aileden alınmamasına karar verme yetkisi tanımaktadır.
32. Stefan, anne babasıyla yeniden bir araya gelmiştir.
Fakat Konsey 23 Haziran 1987de, 1980 tarihli Sosyal Hizmetler Yasasının 28. maddesi gereğince, Helena ve Thomasın bakıcı ailelerinden alınmamalarına karar vermiştir. Bay ve bayan Olssonların bu kararın geçici olarak durdurulması için yaptıkları başvuru, İl İdare Mahkemesi tarafından 25 Haziran 1987 tarihli kararla reddedilmiştir; bu karar, 2 Temmuz 1987de İdare Üst Mahkemesi tarafından onaylanmış; 17 Ağustos 1987de Yüksek İdare Mahkemesi tarafından temyiz talebi reddedilmiştir. İl İdare Mahkeme 3 Kasım 1987de, bu kararın kaldırılması talebini esastan reddetmiştir. Bu mahkeme, "çocukların bakıcı aileden alınmamaları kararının geçerliliğinin, çok uzun sürmemesi gerektiğini" ve "bu kararın kaldırılmasının ön koşulunun
hem bay veya bayan Olssonlar vasıtasıyla ve hem de Sosyal Bölge Konseyi vasıtasıyla, anne baba ile çocuklar arasındaki ilişkinin geliştirilmesi için çaba sarf etmek olduğunu" belirtmiştir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesine 16 Kasım 1987 tarihinde verilen bilgiye göre, bu karara karşı başvurucuların İdare Üst Mahkemesine yaptıkları başvuru, halen sürmektedir; bu arada başvurucular, Helena ve Thoması bakıcı aile yanında ziyaret etmekte serbest kılınmışlardır.
II. Konuyla ilgili iç hukuk
A. Giriş
33. İsveç çocuk koruma (child-welfare) mevzuatına göre, her belediye, gerekirse destekleyici veya önleyici tedbirler almak suretiyle, çocukların ve gençlerin olumlu yönde gelişmelerini sağlamakla görevlidir (bk. aşağıda parag. 43). Belediyeler ayrıca, bir çocuğu koruma (care) altına alarak, bir bakıcı aile (foster home) yanına, bir çocuk evine (childerens home) veya uygun diğer bir kuruma yerleştirebilirler.
Mevzuat, koruma tedbirlerini iki kategoriye ayırmaktadır: birincisi "gönüllü koruma" (voluntary care) olup, bir anne veya babanın çocuğunu bir yerel makamın koruması altına yerleştirebilmesine imkan vermektedir; "zorunlu koruma" (compulsory care) öngören ikincisi, bir yerel makamın bir çocuğu kendi koruması altına sokan bir mahkeme kararı veya emri elde edebileceği bir mekanizma kurmaktadır. Mevcut davadaki mesele, işte bu mekanizmanın kullanılmasıdır.
34. Başvurucuların çocuklarıyla ilgili kararlar, 1960 tarihli Yasaya ve 1980 tarihli Gençlerin Koruması hakkında Özel Hükümler içeren Yasaya göre alınmıştır. 1980 tarihli Yasa, gönüllü korumayı düzenleyen 1980 tarihli Sosyal Hizmetler Yasasını tamamlamaktadır; Bu yasalar 1 Ocak 1982 tarihinde yürürlüğe girdikten sonra, 1960 tarihli Yasa yürürlükten kalkmıştır. Genel olarak, 1960 tarihli Yasaya göre alınmış olup, 31 Aralık 1981 tarihinde hala yürürlükte olan kararlar, 1980 tarihli Yasaya göre alınmış kararlar olarak kabul edilmiştir.
B. Zorunlu korumanın şartları
1. 1960 tarihli Yasaya göre
35. 1960 tarihli Yasanın 25(a) bendine göre, çocukların korunması konularında yetkili yerel makam, yani Çocuk Koruma Kurulu, Stockholm ve Gothenburgda ise Sosyal Bölge Konseyi, aşağıdaki hallerde müdahale etmekle yükümlüdür:
"henüz on sekiz yaşında bulunmayan bir kimseye, evde kötü davranılması (maltreated) veya bedensel veya zihinsel sağlığını tehlikeye sokacak bir tarzda muamele edilmesi halinde veya kendisinin gelişimi, anne babasının veya kendisini yetiştirmekle yükümlü diğer büyüklerin (guardians) buna elverişsiz (unfitness) olmaları veya çocuk büyütebilecek yeterlilikte olmamaları nedeniyle tehlikedeyse."
1960 tarihli Yasanın, mevcut olayda uygulanmayan 25(b) bendi, yerel makamın, ayrıca, bir küçüğün cezai (criminal), gayri ahlaki (immoral) veya diğer bir asosyal davranışı nedeniyle ıslah edici (corrective) tedbirlere ihtiyaç duyması halinde de, müdahale etmesini gerektirmektedir.
36. 1960 tarihli Yasanın 25(a) bendinin hazırlık çalışmalarında, başka şeylerin yanında, şöyle denilmektedir:
(
)
2. 1980 tarihli Yasaya göre
37. 1980 tarihli Yasaya göre zorunlu korumanın şartları, 1. maddede gösterilmiş olup, bu madde şöyledir:
"Velayeti altında bulunduğu kişi veya kişilerin rızasıyla ve on beş yaşında veya daha büyükse kendi rızasıyla, kendilerine gerekli bakım verilemediği düşünülen on sekiz yaşından küçük kimseler, bu Yasa gereğince koruma altına alınırlar.
Bir küçük (young person), aşağıdaki hallerde koruma altına alınır:
1. bakım görmemesi veya evdeki başka bir durumun sağlığına veya gelişimine karşı bir tehlike oluşturması halinde; veya
2. alışkanlık yaratan maddeleri kullanması, cezayı gerektiren veya benzer türden davranışlarda bulunması nedeniyle kendi sağlığını veya gelişimini ciddi surette tehlikeye sokması halinde.
"
38. Aşağıda, 1980 tarihli Yasanın hazırlık çalışmalarından yapılan alıntılara yer verilmiştir; bunlar NJA II 1980, s. 545 vd. yayınlanmıştır.
Meclis Sosyal Meseleler Daimi Komitesi şöyle demiştir:
(
)
Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı şöyle demiştir:
(
)
C. Çocuk koruma teşkilatı ve yönetimi
39. Bir beldede, çocukların korunmasıyla ilgili konularda kararlar alma ve görevleri yerine getirme yetkisi, Çocuk Koruma Kurulunda (Child Welfare Board) idi (1960 tarihli Yasa md. 1 ve 2). Kurul bu yetkilerini kullanırken, fiziksel ve zihinsel sağlıkları, ev ve aile durumları veya diğer şartlar nedeniyle olumsuz gelişme riskiyle karşı karşıya bulunan küçüklere, özel bir dikkat göstermek zorundaydı. Kurul, halktan üyelerden (lay members) oluşurdu; kendilerine sosyal hizmet uzmanları yardım ederdi.
40. 1980 yılında sosyal hizmetler mevzuatı yürürlüğe girdikten sonra, Çocuk Koruma Kurullarının görevlerini, Sosyal Konseyler üstlenmiştir; bu Konseyler, eski kurullar gibi oluşmaktadır; fakat Konseyler bütün sosyal koruma (social welfare) alanından sorumludurlar.
Sosyal Konseyin görevleri, Gothenburg örneğinde olduğu gibi, yetki alanları belirlenmiş iki veya daha fazla Sosyal Bölge Konseyleri tarafından yerine getirilebilir. Bir Bölge Konseyi, çocuk koruma meselelerinde, bir Sosyal Konsey ile aynı görev ve yetkiye sahiptir.
41. Çocuk Koruma Kurulları gibi, Soysal Konseyler de, İl İdare Kurullarının ve Ulusal Sağlık ve Koruma Kurulu Kurulunun gözetim ve denetimine tabidir.
D. Koruma kararları (care decisions)
42. Çocuk Koruma Kurulları, çocukların gördükleri kötü muamele veya yetersiz yaşam koşulları hakkında, sosyal hizmet uzmanları, doktorlar, hemşireler ve öğretmenler gibi, çocuklarla yakın ilişkide bulunan çeşitli görevlilerden bilgi isteyebilirler ve alabilirler. Bu tür konularda her hangi bir vatandaş da Kurula ihbarda bulunabilir. Bir Kurul böyle bir haber aldığında, hiç vakit kaybetmeden, görüşmeler, incelemeler ve çocuğun evine ziyaretler yapmak suretiyle, derin bir araştırmada bulunmak zorundadır.
43. Kurul, bir çocuğun durumunun, 1960 tarihli Yasanın 25. maddesine (bk. yukarıda parag. 35) girdiği sonucuna vardığı taktirde, koruma tedbirine başvurmadan önce, önleyici tedbirler (preventive measures) almak suretiyle, sorunu gidermek için çaba gösterir. Bunlar, şu bir veya birkaç adımdan oluşur: tavsiyede bulunma, maddi destek verme, nasihat etme veya uyarma, çocuğun yaşadığı koşullara mahsus talimatlar verme veya gözetim kararı verme (md. 26). Bu tedbirlerin yetersiz olduğu görülecek olursa veya faydasız kaldığı düşünülecek olursa, Kurul, çocuğu koruma altına yerleştirmek zorundadır (md. 29).
Ancak, Yasanın 25. maddesindeki müdahale sebebine benzer bir sebep varsa ve müdahale edilmediği taktirde çocuğun durumunda kötüleşme riski bulunuyorsa, önleyici tedbirler almadan da, bir çocuk incelenmek üzere geçici olarak koruma altına alınır. Bu karar, azami dört hafta için geçerlidir (md. 30).
1960 tarihli Yasanın 11. maddesi, Kurulun 29 veya 30. maddelere göre karar vermesinin beklenemeyeceği acil durumlarda, Kurul Başkanına tek başına geçici tedbir alma yetkisi vermektedir. Başkan böyle bir karar verdiğinde, mesele hakkında bir karar vermesi için Kurulu on gün içinde toplar.
44. Bir çocuğun, 1960 tarihli Yasanın 29 ve 30. maddelerine göre koruma altına yerleştirilmesi için gerekli diğer usul şartları, yine bu Yasanın 24. maddesinde belirtilmiştir; ayrıca bu konuda alınan bir karar, hiç geciktirilmeden, ilgili anne babaya bildirilir. Anne baba, bu karara katılmadıkları takdirde, mesele denetlenmek üzere, on gün içinde İl İdare Mahkemesi önüne getirilir.
45. 1980 tarihli Yasaya göre bir Sosyal Konsey, belirli bir işlem yapılmasını gerekli gördüğü takdirde, bir karar alınması için İl İdare Mahkemesine başvurmak zorundadır; Konsey, 1960 tarihli Yasadaki Çocuk Koruma Kurullarından farklı olarak, kararı kendisi veremez.
Ancak acil durumlarda, Konsey veya Konsey Başkanı, bir çocuğu geçici bir tedbir olarak koruma altına yerleştirebilir; böyle bir işlem, karar vermesi için bir hafta içinde İl İdare Mahkemesinin önüne getirilir; mahkeme de bunu izleyen bir hafta içinde karar verir.
E. Koruma kararlarının uygulanması
46. Bir koruma kararı alındığında Sosyal Konsey (daha önceleri Çocuk Koruma Kurulu), çocuğun nereye yerleştirileceği, çocuğa ne eğitimi verileceği ve başka ne tür muamelelerde bulunulacağı gibi konuların pratik ayrıntılarını düzenlemek suretiyle, bu kararı yerine getirir (1960 tarihli Yasa, md. 35-36 ve 38-41; 1980 tarihli Yasa, md. 11-16).
1. Yerleştirmeyle ilgili şartlar
47. 1960 tarihli Yasa, koruma altına alınmış bir çocuğun, iyi bakılma ve büyütülmenin yanında, kendisinin kişisel yetenekleri ve diğer şartlar çerçevesinde, uygun bir eğitim görme hakkı bulunduğunu da belirtmiştir. Böyle bir çocuk, tercihen bir bakıcı aile (foster home) yanına yerleştirilir; bu mümkün olmadığı taktirde, çocuk evi veya okul gibi, uygun bir kuruma yerleştirilir (md. 35 ve 36). Çocuk Koruma Kurulu, çocuğun bakım ve gelişimini gözetir ve gerekli gördüğü taktirde, kendisinin kişisel durumuyla ilgili kararlar alır (md. 39 ve 41).
1980 tarihli Yasanın hazırlık çalışmaları sırasında, Sosyal Meselelerle ilgili Parlamento Daimi Komitesi, anne babanın çocukla düzenli temaslarda bulunmasının, çocuğun gelişimi bakımından esaslı bir unsur olduğunu vurgulamıştır. Bu aynı zamanda, çocuğun kendi evine dönüşünün pürüzsüz bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlamak için de, belirleyici bir öneme sahiptir. Gerçekten de 1980 tarihli Yasanın 11. maddesi, çocuğun belirli bir süre sonra, kendi evinde kalmak üzere dönmesine, eğer böyle bir şey koruma kararının amaçlarını gerçekleştirmek için en iyi yol olarak görünmekte ise, buna izin verilmesini öngörmektedir.
2. Anne babanın çocukla görüşme hakkının (right of access) düzenlenmesi
48. 1960 tarihli Yasa, Çocuk Koruma Kurulunun, anne babaların, koruma altındaki çocuklarıyla görüşme haklarını, koruma kararının amaçları, çocuğun yetiştirilmesi ve diğer şartlar bakımından makul gördüğü çerçevede düzenleyebileceğini öngörmektedir (md. 41).
1980 tarihli Yasaya göre, koruma kararı bakımından gerekli olduğu ölçüde, Sosyal Konsey tarafından görüşmeye kısıtlamalar getirebilir (md. 16). 1980 tarihli Yasa, 1960 tarihli Yasadan farklı olarak, ilgili makama çocuğun nerede olduğunu açıklamama yetkisini açıkça tanımaktadır.
F. Zorunlu korumanın yeniden incelenmesi ve sona erdirilmesi
49. 1960 tarihli Yasanın 42(1). fıkrasına göre zorunlu koruma, koruma kararının amacına ulaşması halinde en kısa zamanda sona erdirilir. Bu hükmün 1980 tarihli Yasadaki karşılığı olan kural, Sosyal Konseyin, artık gerekli olmayan korumayı sona erdireceğini öngörmektedir (md. 5(1)). Bu hükmün, Hükümet tasarısında yer verilen hazırlık çalışmalarında şöyle denilmektedir:
(
)
1981 tarihli Sosyal Hizmetler Tüzüğünün 41. maddesi, çocuğun kaldığı evdeki koşulların yetersizliğine dayanan bir koruma kararının, Sosyal Konsey tarafından düzenli olarak ve yılda en az bir kez yeniden incelenmesi gerektiğini belirtmektedir.
1980 tarihli Yasanın yürürlüğe girmesinden önce ve sonra, bir anne veya baba, İsveç idare hukuku genel prensipleri göre her zaman, çocuğu hakkındaki zorunlu korumanın sonra erdirilmesini talep edebilir.
G. Üst başvuru
50. Bir çocuğun koruma altına alınması hakkında İl İdare Mahkemesinin kararları, 1960 tarihli Yasada İdare Üst Mahkemesinin denetimine tabi idi ve 1980 tarihli Yasaya göre de tabidir; izinle Yüksek İdare Mahkemesine başvurulabilir.
Bir anne veya baba, aşağıdaki kararlara karşı, İl İdare Mahkemesine, daha sonra İdare Üst Mahkemesine ve izinle Yüksek İdare Mahkemesine başvurabilirdi ve halen başvurabilir:
(a) 1960 tarihli Yasaya veya 1980 tarihli Yasaya göre verilen koruma kararlarının sona erdirilmesi taleplerinin reddine dair Çocuk Koruma Kurulu veya Sosyal Konsey kararları (bk. aşağıda parag. 49/son);
(b) 1960 tarihli Yasaya göre Çocuk Koruma Kurulu tarafından verilen, anne babaların çocuğu ziyaret hakkıyla ilgili kararları;
(c) 1980 tarihli Yasaya göre Sosyal Konsey tarafından verilen, korumanın nerede başlayacağına, yerleştirmenin değiştirilmesine, anne babanın görüşmelerini düzenlenmesine ve çocuğun nerede bulunduğunun açıklanmamasına dair kararları (1980 tarihli Yasa, md. 20).
Hükümet göre 1960 tarihli Yasa, anne veya babaya, bir yerleştirme kararına karşı İl İdare Mahkemesine başvurma hakkı vermediği halde, 1980 tarihli Yasa vermektedir. Ancak Hükümet, başvurucuların her zaman İl İdare Kuruluna (bk. yukarıda parag. 41), çocuklarının 1960 tarihli Yasadaki şartlara aykırı olarak yerleştirilmelerinin bir sonucu olarak, gerekli bakım ve eğitimi alamadıklarına dair bir dilekçe verebileceklerini, bunun ardında da İdare Üst Mahkemesine ve daha sonra Yüksek İdare Mahkemesine başvurabileceklerini ileri sürmüştür.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
51. Bay ve bayan Olssonlar, 10 Haziran 1983 tarihinde Komisyona yaptıkları başvuruda, çocukları hakkındaki koruma kararlarının ve daha sonra yerleştirilmelerinin, Sözleşmenin 8. maddesini ihlal ettiğini iddia etmişlerdir. Başvurucular ayrıca, Sözleşmenin 3, 6, 13 ve 14. maddeleriyle, Birinci Protokolün 2. maddesini ileri sürmüşler ve Sözleşmenin 25. maddesine aykırı olarak, Komisyona dilekçe verme haklarının engellendiğinden şikayet etmişlerdir.
52. Komisyon 15 Mayıs 1985te, başvuruyu kabuledilebilir bulmuş, fakat Sözleşmenin 25. maddesi bakımından yapılan şikayet hakkında bir işlem yapmamaya karar vermiştir.
Komisyon, 2 Aralık 1986 tarihinde kabul ettiği raporunda:
(a) çocukların ayrı bakıcı aileler yanında ve başvuruculardan çok uzakta yerleştirilmiş olmalarıyla birlikte, başvurucuların çocuklarıyla ilgili koruma kararlarının Sözleşmenin 8. maddesini ihlal ettiği (beşe karşı sekiz oyla);
(b) Sözleşmenin 3, 6, 13 ve 14. maddelerinin veya Birinci Protokolün 2. maddesinin ihlal edilmediği (oybirliğiyle)
görüşünü açıklamıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. Mahkeme önündeki sorunun kapsamı
54. Başvurucular verdikleri dilekçelerde, ilk olarak İsveç çocuk koruma hukukun ve ikinci olarak da İsveç mahkeme kararlarının, Sözleşmeye aykırılığıyla ilgili bir çok genel şikayette bulunmuşlardır.
Mahkeme, Sözleşmenin 25. maddesine göre yapılmış bireysel başvurudan kaynaklanan bir davada yapacağı incelemeyi, mümkün olduğu kadar önündeki somut olayda ortaya çıkan sorunlarla sınırlı tutması gerektiğini hatırlatır (bk. en yakın tarihli karar olarak, 18.12.1987 tarihli F. -- İsviçre kararı, parag. 18) . Mahkemenin görevi, şikayet edilen iç hukukun ve kararların Sözleşmeye göre soyut olarak denetlenmesi değil, fakat bunların bay ve bayan Olssonlara uygulanış tarzının veya kendilerinin etkilenme tarzının, Sözleşmeyi ihlal edip etmediğini tespit etmektir.
55. Hükümet, Mahkeme önündeki duruşmada, Komisyonun 15 Mayıs 1985 tarihli kabuledilebilirlik kararında ele almadığı veya bu tarihe kadar iç hukuk yollarının tüketilmediği birkaç kararı raporunda incelemek suretiyle, kabuledilebilirlik kararının sınırlarının ötesine geçtiğini ileri sürmüştür. Hükümete göre, ilk olarak, Konsey tarafından verilmiş olan 21 Ekim 1980, 10 Ağustos 1982, 2 Ağustos 1983, 6 Aralık 1983 ve 30 Ekim 1984 tarihli kararlar ile İl İdare Mahkemesinin 17 Kasım 1982 tarihli kararının, başvurucuların çocuklarını ziyaret etmeleriyle ilgili bölümleri (bk. yukarıda parag. 22 ve 24); ikinci olarak, başvurucuların korumanın sona erdirilmesiyle ilgili taleplerinin reddine dair Konseyin verdiği 6 Aralık 1983 ve 30 Ekim 1984 tarihli kararlar (bk. yukarıda parag. 30-31), Mahkeme tarafından ele alınmamalıdır.
Komisyon, olayları raporunu verdiği sıradaki haliyle inceleme konusunda istikrarlı uygulamasını izlediği ve yaptığı yargılama sırasında Hükümetin söz konusu kararlar bakımından iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair bir savunma yapmadığı şeklinde bir yanıt vermiştir.
56. Mahkeme, söz konusu tüm kararların, Komisyonun kabuledilebilirlik ve esas hakkında 15 Mayıs 1985 tarihinde yaptığı duruşmadan önceki tarihli olduğunu ve bu tarihte Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmasını engelleyen her hangi bir şeyin mevcut olmadığını gözlemlemektedir (bk. en yakın tarihli karar olarak, 18.12.1986 tarihli Bozano kararı, parag. 44). Dahası, başvurucuların ziyaret hakları ve korumanın durdurulması talepleriyle ilgili sorunlardan, duruşma sırasında söz edilmiştir.
Buna ek olarak, Mahkeme İçtüzüğünün 47. maddesine göre, "ilk itirazda bulunmak isteyen bir Taraf, itirazını ve buna ilişkin sebeplerini gösteren beyanını, Mahkeme Başkanına bir görüş belirtmek istemediğini söylediği andan önce vermiş olmalıdır
". Esas hakkında bir görüşün belirtilmediği mevcut davada, Hükümet böyle bir beyanda bulunmamış ve sadece Mahkemenin önündeki duruşmada bu savunmada bulunmuştur. O halde bu savunmalar, süresi dışında yapıldığı için reddedilmelidir.
Ayrıca, Mahkemenin ihtilaflı meselelerdeki yargı yetkisinin kapsamını, Komisyonun ilk başvuruyu kabuledilebilir bulduğu kararı belirlemekle birlikte, Mahkeme, usul ekonomisi gereği, Komisyonun kabuledilebilir bulduğu şikayetlere yol açan olayların bir devamı oldukları sürece, yargılama sırasında meydana gelen olayları da dikkate almaya yetkilidir (bk. en yakın tarihli karar olarak, 02.03.1987 tarihli Weeks kararı, parag. 37). Mahkemeye göre söz konusu kararların bu kategoriye girdiği ve Komisyonun bunları dikkate almakla doğru davrandığı düşünülebilir.
57. Öte yandan, Helena ve Thomasın bakıcı aile yanından alınmamalarıyla ilgili 1987 tarihli kararlar (bk. yukarıda parag. 32), bay ve bayan Olsson tarafından Komisyona yapılan 23 Ekim 1987 tarihli bir başka başvurunun konusudur. Bu başvuruda ortaya atılan yeni bir sorun, mevcut davada Mahkeme tarafından çözüme bağlanamaz (bk. 06.02.1976 tarihli İsveç Makinistler Sendikası kararı, parag. 34 ve yukarıda geçen Weeks kararı, aynı yer).
II. Sözleşmenin 8. maddesinin ihlali iddiası
A. Giriş
58. Başvurucular, çocuklarının koruma altına alınmasına dair kararın, bu kararın yerine getirilme tarzının ve korumanın sona erdirilmesinin reddine dair kararların, Sözleşmenin 8. maddesini ihlal ettiğini iddia etmişlerdir. Bu madde şöyledir:
"1. Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda gerekli bulunan müdahalelerin dışında, kamu makamları tarafından hiç bir müdahale yapılamaz."
Bu iddia Hükümet tarafından reddedilmiş, fakat Komisyon çoğunluğu tarafından kabul edilmiştir.
59. Bir anne baba ile çocuğun karşılıklı olarak birbirlerinin birlikteliğinden yararlanmaları, aile yaşamının temel unsurlarından birini oluşturmaktadır. Ayrıca, çocuğun kamu koruması altına alınmış olması, doğal aile ilişkisini sona erdirmez (bk. 08.07.1987 tarihli W.- Birleşik Krallık kararı, parag. 59). Buradan çıkan sonuca göre, ki buna Hükümet de itiraz etmemiştir, tartışma konusu tedbirler, başvurucuların aile yaşamına saygı hakkına müdahale oluşturmuştur.
Bu tür bir müdahale, "hukuka uygun" değilse, Sözleşmenin 8(2). fıkrasındaki meşru amaçlardan birine sahip değilse veya bu amaç veya amaçlar bakımından "demokratik bir toplumda gerekli" değilse, Sözleşmenin 8. maddesini ihlal eder (bk.aynı karar, parag. 60(a)).
B. "Hukuka uygunluk"
60. Başvurucular, ilgili makamların İsveç hukukuna göre hareket ettiklerini inkar etmemektedirler. Ancak başvurucular, alınan tedbirlerin, Sözleşmenin 8. maddesi anlamında "hukuk uygun" olmadıklarını, çünkü ilgili mevzuatın, verdiği takdir yetkisine hiçbir kısıtlama getirmediğini ve sonuçları önceden görülemeyecek kadar muğlak yazılmış olduğunu iddia etmişlerdir.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmış, Komisyon da kabul etmemiştir.
61. Mahkeme, "hukuka uygunluk" deyiminin gerekleri arasında aşağıdaki unsurların yer aldığını belirtmiştir:
(a) Vatandaşların davranışlarını düzenlemelerine olanak vermek için yeterli açıklıkta düzenlenmemiş bir norm, "hukuk" kuralı olarak kabul edilemez; vatandaşlar belirli bir eylemin doğuracağı sonuçları, durumun makul saydığı ölçüde ve gerekiyorsa uygun bir danışmayla, önceden görebilmelidir; ancak tecrübeler, sonuçların mutlak bir belirginlikle önceden görülebilirliğe ulaşılmasının mümkün olmadığını göstermektedir; aşırı katılıktan kaçınma ve değişen koşullara ayak uydurabilme ihtiyacı, kuralların kaçınılmaz olarak az ya da çok, geniş terimlerle ifade edilmesini gerektirir (bk. örneğin 26.04.1979 tarihli Sunday Times kararı, parag. 49).
(b) "Hukuka uygun olarak" deyimi, sadece iç hukuka gönderme yapmakla kalmaz, ama aynı zamanda, hukukun üstünlüğü ilkesiyle uygunluğu gerektiren bir hukukun kalitesiyle de ilgilidir; buna göre söz konusu deyim, Sözleşmenin 8(1). fıkrasında korunmuş olan haklara kamu makamları tarafından keyfi müdahalelerde bulunulmasına karşı iç hukukta bir yasal koruma tedbiri bulunması gerektiğini ima eder (bk. 02.08.1984 tarihli Malone kararı, parag. 67).
(c) Takdir yetkisi veren bir yasa, takdir yetkisinin alanını ve uygulanma tarzını, söz konusu işlemin meşru amacını göz önünde tutarak, keyfi müdahaleler karşısında bireye yeterince koruma sağlamak için yeterli açıklıkta göstermesi koşuluyla, önceden görülebilirlik şartıyla kendiliğinden bağdaşmaz değildir (bk. 24.11.1986 tarihli Gillow kararı, parag. 51).
62. Kabul edilmelidir ki, mevcut davada uygulanan İsveç mevzuatı, daha çok genel bir ifade tarzına sahip olup, özellikle koruma kararlarının yerine getirilmesi konusunda geniş bir takdir yetkisi vermektedir. Ayrıca bu mevzuat, bir çocuğun sağlığı veya gelişimi tehlikede ise veya risk altına sokulmuş ise, ilgili makamların fiilen bir zararın mevcudiyetini aramadan müdahale etmesini öngörmektedir (bk. yukarıda 35 ve 37).
Öte yandan, bir çocuğun kamu koruması altına alınmasını gerekli kılabilecek veya bir koruma kararının yerine getirilebileceği şartlar öylesine değişiktir ki, her durumu kapsayacak bir yasa hükmünü formüle etmek pek mümkün değildir. Yetkililerin harekete geçme haklarını, çocuğun fiilen zarar görmüş olmasıyla sınırlamak, çocuğun istediği korumanın etkililiğini, gereksiz bir şekilde azaltabilecektir. Dahası, ilgili hazırlık çalışmaları (bk. yukarıda parag. 36 ve 38), mevzuatın yorumlanması ve uygulanmasında, tanınan takdir yetkisinin kullanılması konusunda bir rehber oluşturmaktadır. Yine, hemen hemen tüm yasal yetkilerin kullanılması, çeşitli düzeylerdeki idare mahkemelerine bırakılmış veya bunların denetimine tabi tutulmuş olduğundan, keyfi müdahaleye karşı koruyucular sağlanmış durumdadır; bu koruyucular, bir çocuğun koruma altına alınması, korumanın sona erdirilmesi talebinin reddi ve koruma kararlarının yerine getirilmesi sırasında atılan bir çok adım bakımından geçerlidir (bk. yukarıda parag. 44, 45 ve 50). Bu koruyucuları göz önünde tutulduğunda söz konusu yasalarda yetkililere tanınan takdir yetkisinin kapsamı, Mahkemeye, Sözleşmenin 8. maddesi bakımından makul ve kabul edilebilir görünmektedir.
63. Bu nedenle Mahkeme, söz konusu müdahalelerin, "hukuka uygun" oldukları sonucuna varmaktadır.
C. "Meşru amaç"
64. Başvurucular, çocukları koruma altına alma kararını, Sözleşmenin 8(2). fıkrasında sıralanan amaçlardan sadece "sağlığın ve ahlakın koruması" amacı tarafından haklı kılınabileceğini, fakat karar alınırken, çocukların sağlık ve ahlaklarının aslında tehlike altında olmadığını ileri sürmüşlerdir.
Komisyon ise, koruma altına alma ve yerleştirmeyle ilgili kararların, çocukların menfaatleri için alındığını ve sağlığı veya ahlakı koruma ile "başkalarının haklarını ve özgürlüklerini" koruma amaçlarını taşıdığını kabul etmiştir.
65. Mahkemeye göre ilgili İsveç mevzuatı, açıkça çocukları korumayı hedeflemekte olup, bu mevzuatın mevcut davada başka bir amaçla uygulanmış olabileceğini düşünmek için bir sebep yoktur. Stefan, Helena ve Thomasın gelişmelerini sağlamayı isteyen söz konusu müdahaleler, Sözleşmenin 8(2). fıkrası bakımından, Komisyon tarafından atfedilen meşru amaçlara sahiptir.
D. "Demokratik bir toplumda gereklilik"
66. Başvurucular, söz konusu tedbirlerin "demokratik bir toplumda gerekli" görülemeyeceğini iddia etmişlerdir. Bu iddiaya Hükümet karşı çıkmış, fakat Komisyon çoğunluğu kabul etmiştir.
1. Giriş
67. Mahkemenin yerleşik içtihadına göre gereklilik kavramı, müdahalenin bir toplumsal ihtiyaç baskısına karşılık gelmesini ve özellikle, izlenen amaçla orantılı olmasını ima eder; Mahkeme, bir müdahalenin "demokratik bir toplumda gerekli" bir müdahale olup olmadığını karara bağlarken, Sözleşmeci Devletlere bırakılan takdir alanını dikkate alır (bk. diğer bir çok karar arasında yukarıda geçen W. - Birleşik Krallık kararı, parag. 60 (b) ve (d)).
68. Mahkeme önündeki duruşmada, gereklilik meselesinin çözümünde Sözleşme organlarının benimseyeceği yaklaşımla ilgili olarak yoğun tartışmalar yapılmıştır.
Komisyon temsilcisi, Komisyon çoğunluğunun yaklaşımını şu şekilde özetlemiştir: "ulusal mahkeme kararları içinde
kalmak ve ilgili kararları ayrıntılı bir şekilde inceledikten sonra, kararların içeriğinde
bir çocuğun kamu koruması altına alınması için yeterli gerekçenin ortaya konulup konulmadığı konusunda sonuca varmaktır." Komisyon temsilcisi, Komisyon azınlığının yaklaşımını ise şu şekilde özetlemiştir: "ulusal mahkeme kararlarının içinde kalmak ve bu kararlardaki gerekçelerin, verilen hükümleri alakasız koşullara dayandırmış olup olmadığı veya bir kamu koruma kararını haklı kılmak için kabul edilemez kriterleri veya standartları uygulayıp uygulamadığını incelemektir. Esasında sorun, ulusal mahkemenin gerekliliğe yanlış bir şekilde hükmedip etmediğidir." Hükümet, Komisyon azınlığının yaklaşımından yana olmuş ve kararların iyi niyetle, gerekli özenle ve makul bir tarzda alınmış olmadıklarına inanmak için bir sebep yoksa, ulusal makamlara geniş bir takdir alanı tanınması gerektiğini eklemiştir.
Mahkemenin istikrarlı bir şekilde benimsemiş olduğu ve mevcut olayda da uzaklaşmak için bir sebep görmediği yaklaşım, yukarıda anlatılanlardan biraz farklıdır. İlk olarak, Mahkemenin denetimi, davalı bir Devletin takdir yetkisini makulce, dikkatlice ve iyi niyetle kullanıp kullanmadığını tespit etmekle sınırlı değildir (bk. diğerleri arasında yukarıda geçen, Sunday Times kararı, parag. 36). İkinci olarak, Mahkeme denetim yetkisini kullanırken, tartışma konusu kararları tek başlarına ele almakla yetinemez; fakat bu kararlara olayın bütünlüğü içinde bakmak zorundadır; söz konusu müdahaleleri haklı kılmak için gösterilen gerekçelerin "ilgili ve yeterli" olup olmadığını karara bağlamak zorundadır (bk. diğer kararlar arasında, ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte 08.07.1986 tarihli Lingens kararı, parag. 40).
69. Komisyon çoğunluğu, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varırken, başvurucuların çocuklarıyla ilgili koruma kararlarıyla birlikte, çocukların başvuruculardan çok uzakta, ayrı bakıcı aile yanına yerleştirilmiş olmalarına da dayanmıştır.
Bu bağlamda Mahkeme, bu meselelerin ayrı ayrı incelenmesi gerektiği yönündeki Hükümet görüşüne katılmaktadır; çünkü, bunların gerekliliğinin değerlendirilmesiyle ilgili faktörler ve düşünceler aynı olmayabilir.
2. Çocukların koruma altına alınmaları ve korumanın sona erdirilmesi taleplerinin reddi
70. Başvurucular, çocukların koruma altına alınmalarının ve tutulmalarının gerekli olmadığını ileri sürmüşlerdir. Başvurucular, başka şeylerin yanında, çocukların tehlike içinde olduklarını gösteren somut maddi olayın ortaya konmadığını, koruma altına almanın haklılığını gösteren bir sebep bulunmadığını ve korumanın sona erdirilmesi taleplerinin reddi için geçerli bir saik bulunmadığını iddia etmişlerdir.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmıştır. Komisyon çoğunluğu ise, maddi temelin, koruma altına almayı haklı kılacak ağırlıkta olduğuna ikna olmamış, fakat "koruma kararının kaldırılmamasının anlaşılabilir bir durum" olduğunu gözlemlemiştir.
71. Bu meselenin esasına geçmeden önce, bir başlangıç noktasını ele almak uygun olur. Mahkeme, yukarıda geçen W. -- Birleşik Krallık kararında, belirli usul gereklerinin, Sözleşmenin 8. maddesine içkin olduğunu belirtmiştir. Çocuk koruma konularındaki kararlar söz konusu olduğunda, anne babaların "menfaatlerinin korunması için, kendilerinin karar alma sürecine yeterli ölçüde katılmış olmaları" zorunludur (bk. yukarıda geçen W. -- Birleşik Krallık kararı, parag. 64).
Mahkeme, bizzat koruma kararları bakımından bu gereğin yerine getirilmiş olduğuna dair Komisyon görüşüne katılmaktadır. Bay ve bayan Olssonlar, birkaç kez olay toplantısına katılmışlar ve Konseyin çocukların koruma altına alınmalarına dair 16 Eylül 1980 tarihli kararı ve korumanın sona erdirilmemesine dair 1 Haziran 1982 tarihli kararını vermeden önce yaptığı toplantılarda hazır bulunmuşlardır (bk. yukarıda parag. 10, 11, 12 ve 27). Başvurucular ayrıca, İl İdare Mahkemesi ve İdare Üst Mahkemesi önündeki duruşmalarda bulunmuşlardır. Dahası, başvurucular bütün bu yargısal süreç boyunca hukuken temsil edilmişlerdir.
(a) Koruma altına alma
72. İl İdare Mahkemesi, 30 Eylül 1980 tarihli kararında (bk. yukarıda parag. 13), Konseyin çocukların koruma altına alınmalarına dair 16 Eylül 1980 tarihli kararını onaylarken, aşağıdaki gerekçeleri göstermiştir:
(a) çocuklar, anne babaların çocuklarının bakım, ilgi ve gözetim ihtiyaçlarını karşılayacak durumda olmamaları nedeniyle, yıllardır yetersiz bir ev çevresinde yaşamışlardır;
(b) Stefan ve Thomasın gelişmelerinde yavaşlık ve her üç çocuğun dilsel gelişimlerinde gerilik bulunduğu görülmüştür;
(c) Helenanın anne babasıyla aynı evde kalması halinde, olumsuz şekilde gelişeceğine dair büyük bir risk vardır;
(d) birkaç yıl önleyici tedbirler uygulanmaya çalışılmış, fakat bunlar iyileşme yönünde bir sonuç vermemiştir;
(e) anne babalarının çocuklara yeterli bakım ve eğitim verememelerinin bir sonucu olarak, çocukların sağlıkları ve gelişimleri tehlikeye düşmüştür.
Bu gerekçelerin, bir çocuğun kamu koruması altına alınmasına dair bir kararla "ilgili" olduğu açıktır. Ancak bu karar, bir aileyi bölen (split up) çok ciddi bir müdahaledir. Böylesine bir karar, çocuğun menfaatleri bakımından yeterince sağlam ve ağırlıklı düşüncelerle (consideration) desteklenmelidir. Komisyonun haklı olarak belirttiği gibi, koruma altına alındığında çocuğun daha mutlu (beter off) olacak olması yeterli değildir. Yukarıdaki gerekçelerin Sözleşmenin 8. maddesi bakımından "yeterli" olarak görülüp görülemeyeceğine karar verebilmek için, Mahkeme olaya ve özellikle kararın alındığı koşullara bir bütün olarak bakmalıdır (bk. yukarıda parag. 68).
73. Konseyin 16 Eylül 1980 tarihli koruma kararını vermeden önce, birkaç farklı sosyal otorite, Olsson ailesiyle bireysel olarak ilgilenmişlerdir. Bu otoriteler, 1979da aile bireylerinin faaliyetlerini koordine etmişler, bu tarihten sonra da bir psikiyatri ekibi olayı izlemiştir (bk. yukarıda parag. 9). Aileye yardımcı olmak amacıyla çeşitli tedbirler alınmış ve birkaç olay toplantısı yapılmıştır (bk. yukarıda parag. 9, 10 ve 11). O halde, söz konusu otoritelerin olayın ardalanına ilişkin yeterli bilgi sahibi olmadan müdahale ettikleri söylenemez.
Konsey verdiği kararı, çocukların incelenmek üzere koruma altına yerleştirilmelerinden sonra sosyal hizmetler idaresi tarafından hazırlanmış geniş bir rapora dayandırmıştır; raporda, çocukların gelişimlerinin tehlikede olduğu, çünkü anne babalarının çocukların bakım, ilgi ve gözetim ihtiyaçlarını karşılayamamaları nedeniyle, yetersiz bir çevrede yaşadıkları sonucuna varılmıştır (bk. yukarıda parag. 12). Bu rapor, sadece Dr. Bosaeus tarafından değil ama aynı zamanda bir psikolog olan Helena Fagerberg-Moss tarafından da imzalan bir sağlık raporu dahil, olayla yakından ilgili kimselerin beyanlarıyla desteklenmiştir; her ikisi de, aileyle temas halinde olan bir ekibin üyesidirler; psikolog, çocukların incelenmek üzere koruma altına yerleştirilmeleri kararı verilmeden önce, Helena ve Thoması gelişimlerini değerlendirmek için görmüş ve ayrıca başvurucuların evini ziyaret etmiştir (bk. aynı yer).
Sağlık raporunda, başvurucuların yavaş zihinliler olarak zikredildiği, buna karşılık daha sonraki bir muayenede, ortalama bir zeka düzeyine sahip olduklarının ortaya çıktığı doğrudur (bk. yukarıda parag. 9 ve 12). Ancak, İdare Üst Mahkemesi 16 Şubat 1987 tarihli kararında dediği gibi (bk. yukarıda parag. 31):
"Olssonların çocuklarının koruma altına alınmaları kararından anlaşıldığı kadarıyla, bu işlemin birincil gerekçesi, bay ve bayan Olssonların zihinsel bakımdan yavaş oldukları iddiası değildir. Bu zorunlu müdahaleyi desteklemek için zikredilen asıl sebep, örneğin Stefanın açıkça yavaş gelişimi ve her üç çocuğun dilsel bakımdan yavaş gelişmeleri göz önünde tutulduğunda, anne babanın çocuklara yeterli bakımı verememeleri ve onları yetiştirememeleridir."
Buna ek olarak, Komisyon azınlığının da işaret ettiği gibi, İl İdare Mahkemesinin 30 Aralık 1980 tarihli kararı sadece, Konsey önündeki dokümanlara dayandırılmıştır. Bu mahkeme karar vermeden önce bir duruşma yapmış ve duruşmada bayan Olsson ile çocuklar temsil edilmişler ve Dr. Bosaeus uzman olarak dinlenmiştir (bk. yukarıda parag. 13); böylece mahkeme, olayla ilgili kişisel bir izlenim edinebilmiştir. Bu karar ayrıca, üst başvuru üzerine, hem İdare Üst Mahkemesi önüne ve hem de Yüksek İdare Mahkemesi önüne getirilmiş ve bozulmamıştır (bk. yukarıda parag. 14 ve 15).
74. Mahkeme, yukarıda anlatılanların ışığında, şikayet konusu kararın "yeterli" gerekçelerle desteklenmiş olduğu ve takdir alanı göz önünde tutulduğunda, İsveç makamlarının, özellikle önleyici tedbirlerin başarısız olduğunun görülmesi üzerine, çocukları koruma altına almanın gerekli olduğunu kabul etmekle, makul olarak davrandıkları sonucuna varmaktadır.
(b) Korumanın sona erdirilmesi taleplerinin reddi
75. İl İdare Mahkemesi, başvurucuların çocuklar hakkındaki koruma kararının kaldırılması talebinin reddine dair 1 Haziran 1982 tarihli kararını onaylayan 17 Kasım 1982 hükmünde şu gerekçeleri göstermiştir (bk. yukarıda parag. 28):
(a) Stefan, anne babasını ziyaretlerinden sonra bakıcı aile yanına döndüğünde çeşitli rahatsızlıklar duymuş ve önceki olumsuz davranışları yeniden ortaya çıkmıştır; 28 Haziran 1982 tarihindeki dönüş yolculuğu, kendisi için talihsiz bir yolculuk şeklinde geçmiştir;
(b) başvurucular, Stefanın bakıcı ailesi ve Konsey ile işbirliği yapmakta güçlük çekmişlerdir;
(c) başvurucular hala, çocuklarına yeterli bakım ve eğitim verme konusunda kavrayış ve yeterlilikten henüz yoksun olup, bu nedenle bu sırada koruma kararının sona erdirilmesinin çocukların sağlık ve gelişimleri için büyük risk taşıdığından kaygı duyulmuştur.
Yine burada da gösterilen gerekçeler açıkça, bir çocuğun korunmasına dair bir kararla "ilgili"dir. Ancak bu gerekçelerin mevcut olayda "yeterli" olup olmadığı, daha derin bir incelemeyi gerektirmektir.
76. Konseyin, korumanın sona erdirilmesi talebini reddeden kararını, sosyal hizmetler idaresi tarafından hazırlanmış olup, anne babanın bu sırada çocuklarına gerekli desteği ve teşviki verebilecek durumda olmadıkları sonucuna varan raporlara (bk. yukarıda parag. 27) dayandırdığı hatırlanmalıdır. Bu raporlar, psikolog Helena Fagerberg-Moss gibi, olayla yakından ilgilenen kişilerin beyanlarıyla desteklenmiştir (aynı yer). Her şeyden öte, bu kez de İl İdare Mahkemesinin verdiği karar, bunu onaylayan İdare Üst Mahkemesi kararı gibi, sadece yazı belgelere değil, ama aynı zamanda, başvurucuların huzurunda yapılan duruşmaya da dayandırılmıştır (bk. yukarıda parag. 28 ve 29). Yine, İdare Üst Mahkemesinin bu kararı bozulmamıştır (bk. yukarıda parag. 29).
İl İdare Mahkemesinin kararında da kaydedilen, çocukların koruma altındayken olumlu yönde gelişmeleri ve özellikle 1982de başvurucuların durumlarında görünür bir ilerleme ve istikrarın bulunması, korumanın devamı aleyhine ağır basan unsular olarak düşünülebilir. Ancak Mahkeme, koşullarda meydana gelen ilerlemenin istikrarlı olduğu makul bir kesinlikte görünmedikçe, korumayı sona erdirmemenin haklı görülebileceğini düşünmektedir. İlgili çocuğun koruma altına alındıktan kısa bir süre sonra yeniden anne babasının yanına gönderilmesi, çocuğun menfaatlerine açıkça aykırı olacaktır.
77. Yukarıda anlatılalar ışığında Mahkeme, 1982 yılında İsveç makamlarının, koruma kararının yürürlükte kalmasının gerekli olduğunu düşünmeleri için "yeterli" sebep bulunduğu sonucuna varmıştır. Yetkili makamların, koruma kararını 1987 yılının ilk yarısının değişik tarihlerinde kaldırıncaya kadar sürdürmeleri sırasında farklı bir durumun ortaya çıktığı da görülmemektedir.
3. Koruma kararının yerine getirilmesi
78. Başvuruculara göre, koruma kararının yerine getirilmesi de, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlaline yol açmıştır. Başvurucular, başka şeylerin yanında, çocukların birbirlerinden olarak ve birbirlerinden ve anne babalarından çok uzaktaki yerlere yerleştirilmiş olmalarına, çocuklara yaptıkları ziyaretler üzerindeki kısıtlamalar ile ziyaret koşullarına ve çocukların yerleştirilmiş oldukları evlerdeki koşullara dayanmışlardır.
79. Hükümet, bu iddiaya karşı çıkarken, çocukların yerleştirilmeleriyle ilgili tedbirlerin iyi niyetle alındığını, gayri makul olmadığını ve özel koşulların bunları haklı kıldığını savunmuştur. Hükümet özellikle aşağıdaki konuları zikretmiştir: daha önce Stefana yaptıkları gibi (bk. yukarıda parag. 17), çocukları kaçırabilecekleri korkusu; çocukları kurumlarda uzun süre tutmaktan kaçınma arzusuna rağmen, sınırlı sayıda uygun bakıcı aile bulunması; Stefanın daha önceden tanıdığı Ek ailesinin yanına yerleştirilmesine yol açan özel ihtiyaçları bulunması, ancak daha sonra doğal anne baba ile bakıcı anne baba arasındaki çatışmalar nedeniyle buradan alınması (bk. yukarıda parag. 17); Helenanın "kardeşi Thomasın sorumluluğunu çok fazla üstlenme" eğiliminde olması (bk. yukarıda parag. 12) dikkate alınarak, bu kardeşleri aynı bakıcı aile yanına yerleştirmenin gerçekçi veya "psikolojik açıdan uygun" olmayacağının düşünülmesi; bu iki çocuğun aynı köyde yerleştirilmeleri konusundaki niyetin son anda gerçekleştirilememesi (bk. yukarıda parag. 19).
Hükümet ayrıca, başvurucuların daha önce Stefanı evden kaçırmalarının ve bakıcı anne babaya karşı tutumlarının, Helena ve Thomasla görüşmeleri üzerinde başlangıçta ve daha sonra kısıtlamalar konulmasını haklı kıldığını ileri sürmüştür (bk. yukarıda parag. 24). Hükümet, her halükarda, bay ve bayan Olssonların üç çocuklarını da ziyaret haklarını tam olarak kullanmadıklarını eklemiştir.
80. Mahkeme, Komisyon gibi, çocukların yerleştirildikleri evlerde gördükleri bakımın kalitesinin yetersiz olduğunun kanıtlanamadığı sonucuna varmıştır. O halde başvurucuların bu konudaki şikayetleri reddedilmedir.
81. Mahkeme, koruma kararının yerine getirilmesinin geride kalan yönleri bakımından ilk önce, çocukların evlatlık verilmeleriyle ilgili bir meselenin bulunmadığını gözlemlemektedir. O halde koruma kararı, koşullar elverdiği an, sona erdirilecek geçici bir tedbir olarak görülmüş olmalı ve bu kararın yerine getirilmesine dair her türlü tedbir, Olsson ailesini bütünleştirme şeklindeki nihai amaca uygun bulunmalıdır.
Gerçekte ise, İsveç makamları tarafından atılan adımlar bu amaca aykırı düşmüştür. Birbirleriyle kolaylıkla ve düzenli olarak görüşmelerinin önüne engeller konulduğu takdirde, aile üyeleri arasındaki bağlar ve başarılı bir şekilde yeniden bütünleşmeleri, çaresiz zayıflayacaktır. Kaldı ki, Helena ve Thomasın, anne ve babaları ile Stefandan bu kadar uzak bir mesafede bir yere yerleştirilmiş olmaları (bk. yukarıda parag. 18), aralarında temas imkanını olumsuz yönde etkilemiş olmalıdır. Bu durum, anne babanın görüşmelerine yetkililer tarafından konan kısıtlamalar nedeniyle, daha da ağırlaşmıştır. Başvurucuların bakıcı ailelere karşı tutumları, belirli bir ölçüye kadar bu kısıtlamaları gerektirmiş olsa bile (bk. yukarıda parag. 26), ahenkli bir ilişki kurulamamasında, söz konusu mesafelerin payı olduğu gözden uzak tutulamaz. Helena ve Thomas arasında düzenli temasların sürdürüldüğü doğrudur; fakat onları birlikte yerleştirmeme konusunda Hükümetin gösterdiği gerekçe (bk. yukarıda parag. 79) ikna edici değildir. Stefanın özel ihtiyaçlarının olduğu da doğrudur; fakat bu, kendisini diğer iki çocuktan ayıran mesafeyi haklı göstermek için yeterli değildir.
Bizzat İdare Üst Mahkemesi, 16 Şubat 1987 tarihli kararında (bk. yukarıda parag. 31), başvurucuların, Helena ve Thomas ile görüşmeleri konusunda şu yorumda bulunmuştur:
"Tabi ki, bir yandan bay ve bayan Olssonların Helena ve Thomas ile, diğer yandan bu çocukların bakıcı aileleriyle ilişkilerinin çok kötü olmasının sebebi, sadece Olssonlar değildir. Ancak İdare Üst Mahkemesi, anne babanın bakıcı aileye karşı olumsuz tutumumun, en küçük çocukla iki yıldan fazla bir süre görüşmemeleri, hatta örneğin çocuklarıyla telefonda dahi görüşmek istememiş olmaları sonucunu doğurmasının, tuhaf olduğunu düşünmektedir. Sosyal Konseyin, anne babanın ve çocukların gösterdikleri tutum nedeniyle, aralarında daha iyi ilişkiler kurulmasına yardımcı olma konusunda bazı güçlükleri var idiyse bile, Sosyal Konseyin daha aktif bir tutum alması ve örneğin, görüşme hakkını üç ayda bir ile sınırlamaması, daha fazla arzulanabilecek bir şeydi."
82. İsveç makamlarının, koruma kararını yerine getirmek için iyi niyetle hareket etmediklerini gösteren her hangi bir şey yoktur. Ancak bu durum, bir tedbiri Sözleşmenin terimiyle (bk. yukarıda parag. 68) "gerekli" görmek için yeterli değildir; bu bağlamda objektif bir standart uygulanmalıdır. Hükümetin incelenen savunmaları, yetkili makamların bu konudaki kararlarına idari güçlüklerin yol açtığını göstermektedir; ama aile yaşamına saygı gibi temel bir alanda, bu tür düşünceler sadece ikincil bir rol oynayabilir.
83. Sonuç olarak, başvurucuların işbirliğine yanaşmayan tutumlarına (bk. yukarıda parag. 26) rağmen, yukarıda belirtilen yönlerden, koruma kararının yerine getirilmesi için alınan tedbirler, izlenen meşru amaçla orantılılığı haklı kılacak "yeterli" gerekçelerle desteklenmemiştir. O halde bu tedbirler, ulusal makamların takdir alanı bulunmasına rağmen, "demokratik bir toplumda gerekli" değildir.
E. Genel sonuç
84. Özet olarak, koruma kararının verilmesi ve sürdürülmesi değil ama, yerine getirilmesi, Sözleşmenin 8. maddesini ihlal etmiştir.
III. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlali iddiası
85. Başvurucular, Sözleşmenin 3. maddesinin ihlalinden ötürü mağdur olduklarını iddia etmişlerdir. Bu madde şöyledir:
"Hiç kimse işkenceye, insanlıkdışı veya aşağılayıcı muamele veya cezaya maruz bırakılamaz."
Başvuruculara göre:
(a) yeterli gerekçe olmadan çocuklarının ellerinden alınmaları;
(b) Stefanın bir evden diğer bir eve sık sık yerinin değiştirilmesi, Ek ailesinin yanındayken ve zihinsel yavaşlar için Kurul tarafından işletilen bir kurumdayken kötü muamele görmesi (bk. yukarıda parag. 17);
(c) bir keresinde Stefan ve Thomasın başvurucuların evinden polis marifetiyle alınmaları
nedeniyle "insanlıkdışı muamele" bulunmaktadır.
Hükümet bu iddialara karşı çıkmıştır.
86. Komisyon ise, (a) bendinde ileri sürülen esas meseleyi raporunda 8. madde bağlamında ele aldığını ve Sözleşmenin 3. maddesi bakımından başka bir sorun doğmadığını kabul etmiştir. Mahkeme aynı görüştedir.
Mahkeme ayrıca, yukarıda 80. paragrafta, Stefana kötü muamele yapıldığı iddiasının kanıtlanmadığına dair Komisyonun tespitine zımnen yer vermiştir. Mahkemeye göre bay ve bayan Olssonun (b) v (c) bendlerinde dayandıkları konular "insanlıkdışı muamele" oluşturmamıştır.
87. Buna göre Sözleşmenin 3. maddesi ihlal edilmemiştir.
IV. Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edildiği iddiası
88. Başvurucular, iç hukuktaki yargılama sırasında adil yargılanmadıklarını ve bu nedenle Sözleşmenin 6. maddesinin ihlalinden ötürü mağdur olduklarını ileri sürmüşlerdir. Bu maddenin ilgili bölümü şöyledir:
"Herkes, kişisel hakları ve yükümlükleri(nin)
karara bağlanmasında,
bir yargı yeri tarafından
adil
olarak yargılanma hakkına sahiptir.
"
Başvurucular, İsveç mahkemelerinin kararlarından ayrı olarak (bk. yukarıda parag. 54), Dr. Bosaeusun Konseyin uzmanı olmasına rağmen, mahkemede uzman olarak dinlenmiş olmasından, mahkemelerin ifade alma tarzından ve daha genel olarak mahkemelerin, kendilerinin zihinsel sağlığı ve çocuklara bakabilmeleri konusunda yeterli araştırma yapmamış olmalarından şikayetçi olmuşlardır.
Bu iddialara Hükümet karşı çıkmış ve Komisyon da reddetmiştir.
89. Dr. Bosaeus, İl İdare Mahkemesi tarafından birincisi 18 Aralık 1980 tarihinde bilirkişi (expert) (bk. yukarıda parag. 13); ikincisi, 4 Kasım 1982de, başvurucuların avukatının isteği üzerine davet edilen bir tanık (witness) olmak üzere (bk. yukarıda parag. 28), iki kez dinlenmiştir.
Bu doktor, Konseyin 16 Eylül 1980 tarihli koruma kararını kısmen dayandırdığı sağlık raporunu imzalayanlardan biridir (bk. yukarıda parag. 12). Kendisinin böyle bir olayın ardalanına ilişkin geniş bilgisi nedeniyle, 1980 yılında uzman olarak dinlenmiş olması makuldür. Başvurucuların, bu doktoru çapraz sorgulamaları veya kendisinin verdiği ifadeyi çürütmek üzere, karşı uzman (counter-expert) davet etmeleri engellenmiş olsaydı, ki olayda olmamıştır, o zaman yargılama gayri adil olabilirdi.
Dr. Bosaeusun ifadesinin alınma tarzıyla ilgili şikayetler, 1982deki duruşmayla alakalıdır. Ancak Mahkeme, başvurucuların sözünü ettiği, Dr. Bosaeusun ifade vermeden önce mahkeme salonunda hazır bulunmasının ve İl İdare Mahkemesinin kendisine gerçeği söyleme yükümlülüğünü hatırlatmamış olmasının ve belirli soruları yanıtlaması için ısrar etmemiş olmasının, yargılamanın adil olmadığını gösterdiğine ikna olmamıştır.
90. Başvurucuların daha genel iddiaları konusunda, kendileri her zaman bir avukat tarafında temsil edilmişler ve gerekli gördükleri her türlü materyali ve iddiayı sunma imkanına sahip olmuşlardır. Bunun tek istisnası, Dr. Bosaeusun 1982 tarihli duruşmada tanık olarak dinlenmesi talebinin, İdare Üst Mahkemesi tarafından reddedilmiş olmasıdır (bk. yukarıda parag. 29); ancak Dr. Bosaeus, daha önce İl İdare Mahkemesi tarafından dinlenmiştir.
Ulusal düzeydeki yargılamalara bir bütün olarak bakan Mahkeme, bu yargılamaların adil olmadığına ve İsveç mahkemelerinin gerekli ve düzün araştırma yapmadıklarına dair bir sonuca varmasını destekleyen bir şey görmemektedir.
91. Bu nedenle, Sözleşmenin 6. maddesi ihlal edilmemiştir.
V. Sözleşmenin 8. maddesiyle birlikte ele alınan 14. maddesinin ihlali iddiası
92. Başvurucular, haklarına yapılan müdahalelerin objektif temellere değil, kendilerinin "sosyal kökenlerine" dayandığını ve bu nedenle Sözleşmenin 8. maddesiyle birlikte ele alınan 14. maddesine aykırı olarak ayrımcılık yasağının ihlal mağduru olduklarını iddia etmişlerdir. Sözleşmenin 14. maddesi şöyledir:
"Bu Sözleşmede beyan edilen hak ve özgürlüklerin kullanılması cins, ırk, renk, dil, din, siyasal veya başka bir inanç, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa mensup olma, mülkiyet, doğum veya başka bir statü gibi her hangi bir nedenle ayrımcılık yapılmaksızın güvence altına alınır."
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmış, Komisyon da dava dosyasında bu iddiayı kanıtlayacak hiçbir şey bulunmadığı kaydetmiştir.
93. Mahkeme Komisyonun görüşüne katılmakta ve bu nedenle bu iddiayı reddetmektedir.
VI. Birinci Protokolün 2. maddesinin ihlali iddiası
94. Başvurucular, Birinci Protokolün 2. maddesinin ikinci cümlesinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Bu madde şöyledir:
"
Devlet, eğitim ve öğretim ile ilgili üzerine aldığı görevleri yerine getirirken, anne ve babaların çocuklarına, kendi dini ve felsefi inançlarına uygun olan bir eğitim ve öğretimin verilmesini isteme haklarına saygı gösterir."
Başvurucular, aşağıdaki nedenlerle ihlalin meydana geldiğini iddia etmişlerdir:
(a) Çocuklarının dinsel inançlı yetiştirilmelerini istemedikleri halde, Thomas bir dine mensup olan ve kendisini kiliseye götüren bir ailenin yanına yerleştirilmiştir;
(b) Çocukların anne babalarından bu kadar uzakta bir yere ve bakıcı ailenin seçimi konusunda kendilerine danışılmadan yerleştirilmiş olmaları, başvurucuları çocuklarının eğitimine etkide bulunma imkanından yoksun bırakmıştır.
Hükümet bu iddialara karşı çıkmıştır. Komisyon birinci iddiayı reddetmiş, ikinci iddia konusunda bir görüş bildirmemiştir.
95. Mahkeme, çocukların kamu koruması altına alınmış olmasının, başvurucuları Birinci Protokolün 2. maddesindeki bütün haklardan yoksun bırakmadığına dair Komisyonun görüşüne katılmaktadır.
Mahkeme, Komisyon gibi, bay ve bayan Olssonun kendilerini ateist olarak nitelendirmelerine rağmen, İsveç Kilisesinden ayrılmadıklarını (bk. yukarıda parag. 8) ve daha ilerideki bir aşama dışında, çocuklara dinsel açıdan inançsız yetiştirilmeleri için özel olarak ilgilendiklerini gösteren ciddi bir belirti bulunmadığını kaydeder.
Bay ve bayan Olssonlar, çocukların kamu koruması altındayken genel olarak aldıkları eğitimin, kendilerinin istedikleri eğitimden uygulamada saptığını da gösterememişlerdir.
96. Bu koşullarda, Birinci Protokolün 2. maddesinin ihlal edildiği kanıtlanamamıştır.
VII. Birinci Protokolün 2. maddesiyle birlikte ele alınan Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edildiği iddiası
97. Başvurucular, sözde Thomasa dinsel inanç verilmesinden doğan Birinci Protokolün 2. maddesinin ihlali bakımından etkili bir hukuk yolu bulunmadığı için, Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal mağduru olduklarını iddia etmişlerdir. Bu madde şöyledir:
"Bu Sözleşmede düzenlenen hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi sıfatla hareket eden kişilerden başka kimseler tarafından işlenmiş olsa da, ulusal bir makam önünde etkili bir hukuki bir yola başvurma hakkına sahiptir."
98. Mahkeme, bu iddianın reddedilmesine dair Komisyon ve Hükümetin görüşüne katılmaktadır. İl İdare Kurulundan giderim isteme imkanı bir yana bırakılacak olursa, bir anne baba, 1980 tarihli Yasanın yürürlüğe girmesinden sonra, Sosyal Konsey tarafından alınan bir yerleştirme kararına karşı İl İdare Mahkemesine başvurabilmektedir (bk. yukarıda parag. 50/son). Bu tarihten hem önce ve hem sonra, çocuğun dinsel inançlı yetiştirilmesi sorunu, korumanın sona erdirilmesi talebiyle birlikte ileri sürülebilmekte ve incelenebilmektedir. Thomasın yetiştirilmesi konusunda başvurucular tarafından kullanılmamış olan bu hukuk yollarının, Sözleşmenin 13. maddesi anlamında "etkili" olmayacakları düşünmek için bir sebep yoktur.
VIII. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
99. Sözleşmenin 50. maddesine göre:
"Mahkeme, Sözleşmeci Tarafların resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan tasarrufun tamamen ya da kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğu sonucuna varırsa, ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuk, bu karar veya tasarrufun sonuçlarını kısmen onarmaya imkan veriyorsa ve gerekli gördüğü zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödenmesine hükmedebilir."
Başvurucular, manevi zararlarına karşılık 30,000,000 İsveç Kronu ve geri ödenecek ücretler ve masraflar için toplam 884,500 Kron talep etmişlerdir. Başvuruculara göre Mahkeme, bu manevi tazminatı sadece başvurucular için hükmetmeyecek ise, kendilerine ve çocuklara beş eşit pay olarak ödenmelidir.
A. Zarar
100. Hükümet, Mahkeme önündeki duruşmada, görüşlerini saklı tutmakla birlikte, tazminat talebinin çok aşırı olduğunu belirtmiştir. Komisyon temsilcisi de bu miktarı orantısız bulmuş ve sadece 300,000 Krona hükmedilmesinin makul ve hakkaniyete uygun olduğunu söylemiştir.
101. Mahkeme, Hükümetin görüşlerini saklı tutmasına rağmen, sorunun karara hazır olduğunu düşünmektedir. Mahkeme ilk önce, başvurucuların 27 Temmuz 1987 tarihli dilekçelerinde yer alan, çocuklar için de adil karşılığa hükmedilmesi talebini kabul edemez; çünkü, bu davada başvurucu olanlar, sadece bay ve bayan Olssonlardır.
102. Mahkeme tarafından bu davada tespit edilen Sözleşmenin 8. maddesi ihlali, sadece koruma kararının yerine getirilme tarzından kaynaklanmıştır (bk. yukarıda parag. 84). Bundan çıkan sonuca göre başvurucular, koruma kararı ve sonra çocuklarının ellerinden alınmaları nedeniyle değil, fakat sadece, çocukların birbirlerinden ayrılmaları, Helena ve Thomasın başvurucuların evinden çok uzakta bir yere yerleştirilmeleri ve ziyaretlerinin kısıtlanması nedeniyle uğramış olabilecekleri zarar nedeniyle adil karşılık talep edebilirler.
Mahkemeye göre bütün bunlar, hiç kuşku yok ki, bay ve bayan Olssonlar için önemli ölçüde rahatsızlık ve her şeyden öte, esaslı bir endişe ve gerilime sebebiyet vermiştir. Çocuklarla düzenli ve sık sık temas kurmaları büyük ölçüde engellenmiş ve bütün bir ailenin birlikte toplanma ihtimali asgariye indirilmiştir. Bu durum, başvurucuların aile yaşamı üzerindeki zararlı sonuçlarıyla birlikte, yedi yıl kadar sürmüştür.
Bu gibi çeşitli etmenler, miktarın kesin olarak belirlenmesi için elverişli değildir. Mahkeme, Sözleşmenin 50. maddesinin gerektirdiği hakkaniyete uygun bir değerlendirme yaparak, bay ve bayan Olssonlara bu başlık altında toplam 200,000 İsveç Kronu ödenmesine hükmetmektedir.
B. Hukuki ücretler ve masraflar
103. Başvurucular, hukuki ücret ve masraflar için, aşağıdaki ayrıntılardan oluşan toplam 884,500 İsveç Kronu talep etmişlerdir:
(a) Ulusal düzeydeki yargılamalarda avukatların 901 saat çalışmaları karşılığında, saati 700 Krondan 630,700 Kron ile masrafları için 14,600 Kron;
(b) Komisyon ve Mahkeme önündeki yargılamada 335 saat çalışmaları nedeniyle, yine aynı orandan toplam 234,500 Kron ile masrafları için 4,700 Kron.
Hükümet bu miktara çeşitli yönlerden karşı çıkmıştır. Hükümet özellikle, başvurucunun iç hukuktaki yargılamada katlandığını belirttiği ücret ve masrafların yeterince açık olmadığını ve hakkaniyete uygunluktan başka bir değerlendirmeye imkan vermediğini; talep edilen bu miktarın, kısmen Strasbourg organları önündeki yargılamaya konu olmayan meseleler için ve kısmen de gerekli olmayan çalışmalar için istendiğini; saat ücretinin Strasbourg yargılaması bakımından kabul edilebilir olmasına rağmen, ulusal düzeydeki yargılama bakımından aşırı olduğunu; avukatın Strasbourg yargılama için harcadığı zamanın, makul olandan daha fazla olduğunu savunmuştur. Hükümet, bay ve bayan Olssonların, Mahkemenin kabul etmeyeceği iddialar bakımından indirim saklı kalmak kaydıyla, ücretler için toplam 290,000 Kron, masraflar için 12,800 Kron ödemeyi kabul etmektedir.
Komisyon temsilcisi, talep edilen miktarları çok yüksek bulmuş, Hükümet tarafından ileri sürülen bir çok görüşe katılmış ve Hükümetin önerdiği miktarların, Mahkemenin takdiri için makul bir temel oluşturduğunu belirtmiştir.
104. Sözleşmenin 50. maddesi bakımından ücretlere ve masraflara, (a) zarar gören tarafın bu masrafları, daha sonra Komisyon ve Mahkeme tarafından tespit edilen bir ihlalin iç hukuk yoluyla önlenmesini veya düzeltilmesini sağlamak için gerçekten ve gerekli olduğu için yapmış olması; ve (b) miktar bakımından da makul olması halinde, hükmedilebilir (bk. diğerler bir çok karar arasında, 27.07.1987 tarihli Feldbrugge kararı, parag. 14).
105. (a) Mahkeme, koruma kararının kendisinin veya yürürlükte tutulmasının, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlaline yol açmadığını tespit etmiştir (bk. yukarıda parag. 84). Buna göre başvurucuların, iç hukuktaki yargılama sırasında, koruma kararının yerine getirilmesiyle ilgili olanlar dışındaki konularla ilgili girişimleri bakımından, Sözleşmenin 50. maddesine göre ücretler ve masraflara hükmedilemez. Ayrıca, örneğin, başvurucunun avukatının İsveçte ve yurtdışında duyurmak amacıyla gazetecilerle yaptığı temaslar için ve yine avukatın, Stefanın yerleştirildiği evde sözde işlenmiş olan cinayeti araştırmak için istenen masrafların "gerekli olarak yapıldığı" kabul edilemez. Yine, Helena ve Thomasın bakıcı ailelerinin yanından alınmaları yasağı gibi, Mahkeme önündeki davanın kapsamı dışında kalan bazı konular vardır (bk. yukarıda parag. 57).
(b) Strasbourg yargılaması bakımından ücretler ve masraflar konusunda ise, Hükümet, başvurucuların Avrupa Konseyinden aldıkları adli yardıma ek olarak, ödeme yapmakla yükümlü oldukları konusunda bir itirazda bulunmamıştır (bk. diğerleri arasında, 28.10.1987 tarihli Inze kararı, parag. 56). Ancak Mahkeme, talep edilen miktarların aşırı olduğu konusunda Hükümetin görüşüne katılmaktadır. Mahkeme ayrıca hükmedilecek miktarın, başvurucuların bazı esaslı şikayetlerinin olumsuz sonuçlandığını yansıtacak şekilde olması gerektiği görüşüne katılmaktadır (bk. en yakın tarihli karar olarak, 18.12.1986 tarihli Johnston ve Diğerleri, parag. 86).
106. Mahkeme, yukarıdaki faktörleri ve ayrıca Avrupa Konseyinden yapılan adli yardımı dikkate alıp, hakkaniyet esasına göre bir değerlendirme yaparak, bay ve bayan Olssonlara, hukuki ücret ve masrafları için toplam 150,000 Kron ödenmesi gerektiğini kabul etmektedir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME,
1. Oybirliğiyle, davanın kapsamıyla ilgili Hükümetin itirazının reddine;
2. Beşe karşı on oyla, çocukların koruma altına alınmaları kararı ile bu kararın sürdürülmesinin, Sözleşmenin 8. maddesini ihlal etmediğine;
3. Üçe karşı on iki oyla, söz konusu kararın yerine getirilme tarzı nedeniyle, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlaline;
4. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edilmediğine;
5. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 3. maddesinin, 8. maddeyle birlikte ele alınan 14. maddesinin, Birinci Protokolün 2. maddesinin veya 13. maddeyle birlikte ele alınan Birinci Protokolün 2. maddesinin ihlal edilmediğine;
6. Oybirliğiyle, İsveçin başvuruculara birlikte, manevi tazminat olarak 200,000 İsveç Kronu ile ücretler ve masraflar için 150,000 İsveç Kronu ödemesine;
7. Adil karşılıkla ilgili diğer taleplerin reddine
Karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy