(AİHS m. 6, 50)
Karar Tarihi: 26.05.1988
Başvuru no: 10563/83
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
11. Başvurucu bay John Ekbatani, 1930 doğumludur. Başvurucu Amerika Birleşik Devletleri vatandaşı olup, iç hukuktaki dava sırasında Göteburgta oturmaktadır.
12. Başvurucu Göteburg Üniversitesinde bazı araştırmalarda çalışmak üzere 1978 yılında İsveçe gelmiştir. Ancak, başvurucunun yaptığı planlar sonuçlanamamış ve mali durumu kendisini başka bir iş bakmaya zorlamıştır. Başvurucu Mart 1981de Göteburg Tramvay Şirketinde iş bulmuştur. Ancak sadece Amerikan sürücü belgesine sahip olduğundan, İsveçte sürücülük sınavına girmek zorunda kalmıştır. Başvurucu 14 Nisan 1981de girdiği sınavdan geçememiştir. Bu durum, 7 Mayıs 1981de, başvurucu ile sınavdaki yetkili trafik uzmanı arasında sert bir tartışmaya yol açmıştır; daha sonra trafik uzmanı bu olayı polise bildirmiştir.
13. Ağustos 1981de, polis tarafından olay hakkında başvurucunun ifadesi alınmış ve kendisine Ceza Kanununun 17. bölümünün 1. maddesindeki memuru tehdit suçu isnad edilmiştir.
14. Göteburg Mahkemesinde 9 Şubat 1982de yapılan duruşmada, hem başvurucu ve hem de trafik uzmanını dinlenmiştir. Bu beyanlar üzerine, Göteburg Mahkemesi aynı gün verdiği kararla, isnad edilen suçtan başvurucuyu suçlu bulmuş ve 600 İsveç Kronu para cezası vermiştir. Yargılama giderleri Devlet üzerinde bırakılmıştır. Göteburg Mahkemesindeki yargılama sırasında başvurucuya iki müdafi avukat (public defence lawyer) hukuki yardım vermiştir.
15. Başvurucu 17 Şubat 1982de, bu karara karşı Batı İsveç Üst Mahkemesine başvurmuş ve kendisine isnad edilen cezai fiili işlemediğini iddia ederek, beraatini istemiştir. Başvurucu, Üst Mahkemede önce bir müdafi avukat ve daha sonra da özel avukat (private counsel) tarafından temsil edilmiştir.
Başvurucu, Üst Mahkemeye sunduğu 18 Haziran 1982 tarihli ilk delil beyanında (statement of evidence), bir duruşma yapılacağını düşünmüş ve trafik uzmanının bizzat Üst Mahkeme önünde hazır bulundurulmasını istemiştir.
20 Temmuz 1982de, savcı yeni bir delil sunmak istemediğini bildirmiştir. Savcı aynı zamanda, davanın Üst Mahkeme önünde duruşmasız görülmesi için başvurmuştur. Savcı, bir duruşma yapılması halinde, hem başvurucunun ve hem de trafik uzmanının yeniden dinlenmesini istemiştir.
Başvurucunun avukatı, 20 Ağustos 1982de sunduğu yeni bir delil beyanında, bir tanığın dinlenmesini talep etmiştir. Başvurucunun avukatına göre tanık, mahkemeye "başvurucunun kişiliği ve güvenirliliği (credibility)" hakkında ifade verecektir. Savcı, 16 Eylül 1982 tarihinde verdiği cevapta, bir duruşma yapılacak olursa, yeni tanığın davet edilmesine karşı çıkmamış, fakat böyle bir durumda, "bay Ektabaninin güvenilir olmadığını ve 7 Mayıs 1981 tarihindeki olayların meydana gelişiyle ilgili olarak trafik uzmanının ifadesinin doğruluğunu" kanıtlamak üzere, üç yeni tanık dinlenmesini istemiştir.
Başvurucunun müdafi avukatı 27 Eylül 1982de, bu üç yeni tanığın davet edilmesine itiraz etmiştir.
Üst Mahkeme 4 Ekim 1982de taraflara gönderdiği yazıda, olayın duruşma yapılmadan tespit edilebileceğini belirterek, son savunmalarını yazılı olarak vermeye davet etmiştir.
Savcı 6 Ekim 1982de verdiği dilekçede, Üst Mahkemenin bir duruşma yapmadan karar vermesine itirazı bulunmadığını, ancak duruşma yapılacak olursa, üç yeni tanığının dinlenmesinde ısrar ettiğini söylemiştir. Başvurucunun avukatı, 19 Ekim 1982 tarihli dilekçesinde, olayın tam olarak incelenebilmesi için bir duruşma yapılmasının gerekli olduğu gerekçesiyle, dosya üzerinden davanın karara bağlanmasına karşı çıkmıştır. Başvurucunun avukatı ayrıca, iddia makamı tarafından dinletilmek istenen tanıkların davet edilmesine ilişkin itirazlarını hatırlatmıştır. Başvurucunun avukatı, Üst Mahkemenin dosya üzerinden bir karara varacak olması halinde, başvurucu hakkında beraat kararı verilmesini ve ücretler ve masrafların geri ödenmesine hükmedilmesini istemiştir.
16. Üst Mahkeme duruşma yapmamış ve 12 Kasım 1982de verdiği kararda, sadece şöyle demiştir: "Üst Mahkeme, Göteburg Mahkemesinin kararını onaylar."
17. Başvurucu bu karara karşı 7 Kasım 1982de Yüksek Mahkemeye başvurmuştur. Başvurucu Yüksek Mahkemeden, Üst Mahkemenin kararını bozarak (quash) bir duruşma yapılması için dosyayı geri göndermesini veya kendisini beraat ettirmesini veya verilen cezayı iptal etmesini istemiştir.
Başvurucu, bu taleplerini desteklemek üzere şöyle demiştir:
"Olay, hakkında haksız hüküm verilmiş taraf (aggrieved party) olan bay Ekbataninin güvenirliliğiyle ilgilidir. Bay Ekbatani, kendisinin güvenilir olduğunu desteklemek için, Göteburg Mahkemesi tarafından dinlenmemiş bir kişinin dinlenmesini talep etmiştir. Savcı, yeni tanığın Üst Mahkeme tarafından dinlenmesine itiraz etmemiştir. Olay, davanın sonucu bakımından belirleyici (decisive) öneme sahip yeni delille ilgili olduğundan, Yargılama Usulü Kanununun 51. bölümünün 21. maddesinin ikinci fıkrası uygulanmamalıdır. Yasanın hazırlık çalışmaları, para cezasını gerektiren bir dava da bile, tarafların isteklerine ve özellikle sanığın isteklerine büyük önem verilmesi gerektiğini göstermektedir (Nytt Juridiskt Arkiv II 1943, s. 670 vd.). Bay Ektabaninin, gösterdiği deliller test edilmeden ceza almaması, kendisi için büyük önem taşımaktadır. Üst Mahkeme, bay Ektabani hakkında bizzat değerlendirme yapmalıdır. Buna ek olarak, bir duruşma yapılması, yargılama giderlerinde önemli bir artışa yol açmayacaktır."
Yüksek Mahkeme 3 Mayıs 1983te şöyle demiştir:
"Yüksek Mahkeme, Üst Mahkemenin karar gerekçesinin kaldırılacağı bir temyizi kabul etmek için bir sebep görmemektedir."
18. Halkın resmi belgelere ulaşması konusunda Basın Özgürlüğü Yasası ile Gizlilik Yasasında yer alan hükümlere göre, mahkemelerdeki dava dosyalarının hepsi, halka açıktır.
II. Konuyla ilgili iç hukuk
19. Yargılama Usulü Kanununun 21. bölümüne göre, alt mahkemeler ceza davalarında kural olarak ancak, sanığın bir duruşmada kendisini savunabilmesinden sonra hüküm verirler. Ancak özellikle üst mahkeme (appellate) düzeyinde, bu kuralın istisnaları vardır. Ceza Yargılama Usulü Kanununun, olayların geçtiği tarihte yürürlükte olan 51. bölümünün 25. maddesi şöyledir:
"Savcı sanığın yararına üst başvuruda bulunmuş ise veya sanık tarafından yapılan üst başvuru karşı tarafça da destekleniyorsa, Üst Mahkeme bir duruşma yapmadan karar verebilir.
Alt derece mahkemesi sanığın beraatine veya fail hakkında davanın düşmesine (discharge) karar vermişse veya sanığın zihinsel rahatsızlığı nedeniyle kendisini cezadan muaf tutmuşsa veya kendisine para cezası vermişse ve daha ağır bir ceza veya başka bir ceza vermek için bir sebep yoksa
, Üst Mahkeme duruşma yapmadan karar verebilir."
1 Temmuz 1984te, yani mevcut davadaki olaylardan sonra, bu madde aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:
"Üst Mahkeme, aşağıdaki hallerde bir üst başvuruyu, duruşma yapmadan karara bağlayabilir:
1. savcı, sadece sanık lehine üst başvuruda bulunmuşsa,
2. sanık tarafından yapılan üst başvuru, karşı tarafça da destekleniyorsa,
3. üst başvuru açıkça temelsiz ise veya
4. sanığı kanunen sorumlu tutmak veya kendisine bir ceza vermek veya kendisine para cezası veya tecilli ceza veya birlikte verilen bu cezaların dışında bir ceza vermek için bir sebep yoksa.
Yukarıdaki hallerde, taraflardan biri duruşma yapılmasını talep ederse, açıkça gereksiz bulunmadığı takdirde duruşma yapılır.
Esasla ilgili olmayan bir karar için, duruşma yapılmaz."
20. Üst Mahkeme, hem maddi noktaları ve hem de hukuki noktaları denetleme yetkisine sahiptir. Ancak, Üst Mahkemenin bu yetkisi üzerinde bazı sınırlamalar vardır. 1981 tarihli Yasalarla değişik Yargılama Usulü Kanunun 51. bölümünün 25. maddesi, bazı hallerde reformatio in pejusu yasaklayan bir hükme yer vermektedir:
"Üst Mahkeme, sanık tarafından yapılan veya savcının sanık lehine yaptığı bir üst başvuruda, alt mahkeme tarafından verilen cezadan daha ağır bir ceza veremez. Alt mahkeme bir sanığa hapis cezası vermişse, Üst Mahkeme cezanın teciline (suspension), sanığın denetimli serbestliğine (probation) veya özel koruma altına alınmasına karar verebilir; ayrıca, Üst Mahkeme, cezanın teciline ve denetimli serbestliğe veya bir sosyal kurumda koruma altına almaya karar verirken, Ceza Kanunun 28. bölümünün 3. maddesi gereğince, para cezasına veya hapis cezasıyla birlikte denetimli serbestliğe karar verebilir. Alt mahkeme yukarıda sözü edilen türden bir yaptırıma karar verdiği taktirde, Üst Mahkeme farklı bir yaptırıma hükmedebilir."
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
21. Başvurucu, 20 Haziran 1983te Komisyona yaptığı başvuruda, hem İsveç makamlarından gördüğü muamele nedeniyle ve hem de mevcut davaya konu olan İsveç mahkemeleri önündeki yargılamayla ilgili birkaç şikayette bulunmuştur. Başvurucu, Sözleşmenin 2, 3, 6, 7, 13 ve 14. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
22. Komisyon 5 Temmuz 1985te, "başvurucunun Üst Mahkeme önünde aleni yargılama görmediğine dair şikayetini" kabuledilebilir bulmuş ve diğer şikayetleri kabuledilmez bularak reddetmiştir. Komisyon 7 Ekim 1986 tarihli raporunda, bire karşı on bir oyla, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiği görüşün açıklamıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali iddiası
23. Başvurucu, Üst Mahkemenin bir duruşma yapmamış olmasından şikayetçi olmuştur. Başvurucu bu durumun, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının aşağıdaki ilgili hükmüne bir aykırılık oluşturduğunu iddia etmiştir:
"Herkes,
hakkındaki bir suç isnadının karara bağlanmasında
bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından
adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahiptir.
"
24. Bu hüküm, Üst Mahkemedeki yargılama dahil, başvurucu aleyhindeki yargılamanın bütününde uygulanabilir olduğu açıktır; bu nokta tartışma konusu olmamıştır. Ceza yargılaması bir bütün oluşturur; Sözleşmenin 6. maddesinin sağladığı koruma, ilk derecede verilen kararla sona ermez. Gerçekten de, Mahkemenin istikrarlı içtihatlarına göre, üst veya temyiz mahkemeleri kuran bir Devletin, "bu mahkemeler önünde yargılanan kişilerin, Sözleşmenin 6. maddesindeki temel güvencelerden yararlanmasını sağlaması gerekir" (bk. en yakın tarihli karar olarak 02.03.1987 tarihli Monnell ve Morris kararı, parag. 54).
İlk derece yargılamasıyla ilgili olarak, adil yargılanma kavramından çıkan sonuca göre, cezai bir fiil ile suçlanan bir kimse, kural olarak, duruşmada hazır bulunma hakkına sahiptir (bk. 12.02.1985 tarihli Colozza kararı, parag. 27 ve 29; ayrıca yukarıda geçen Monnell ve Morris kararı, parag. 58). Mevcut olayda bu şart yerine getirilmiştir; çünkü Göteburg Mahkemesi, başvurucu aleyhindeki suç isnadını, başvurucunun bulunduğu, ifade verdiği ve görüşlerini savunduğu bir duruşma yaptıktan sonra karara bağlamıştır (bk. yukarıda parag. 14). Ancak Üst Mahkemede böyle bir duruşma yapılmamıştır.
26. Hükümet, üst yargılama sırasında, Sözleşmenin 6. maddesindeki sadece temel güvencelerin uygulanacağını ve ikinci derece mahkemelerde duruşma yapmanın, bu temel güvenceler arasında yer almadığını savunmuştur. Hükümet bu görüşünü desteklemek için, özellikle Yedinci Protokolün 2. maddesine ve yine bu Protokolün Açıklama Raporundaki "üst başvuruda bulunma hakkının kullanılmasıyla ilgili değişiklikler ve hangi sebeplerle bu hakkın kullanılabileceği, iç hukuk tarafından belirlenir" (H (84) 5 rev., s. 9, parag. 18), diyen ifadesine dayanmıştır.
Mahkeme, henüz yürürlüğe girmemiş olan Yedinci Protokolün dayanılması sorununu bir kenara bırakarak, bu Protokolün 7. maddesini hatırlatır. Bu maddeye göre, Yedinci Protokolün 2. maddesi Sözleşmeye ek bir madde olarak görülmeli ve Sözleşmenin 60. maddesi dahil, Sözleşmenin bütün hükümleri buna göre uygulanmalıdır. Ayrıca, Açıklama Raporunda şöyle denmektedir: "Sözleşmenin bu maddeleri arasında, Bu Sözleşmenin hiç bir hükmü, Sözleşmeci Tarafların iç hukuklarında güvence altına aldıkları insan haklarını ve temel özgürlükleri kısıtlayacak ve taraf oldukları anlaşmalardaki yükümlülüklerini azaltacak biçimde yorumlanamaz diyen hükmü dikkat çekmektedir.
Yedinci Protokol, Sözleşmede güvence altına alınan hakları engelleyici bir şekilde yorumlanamaz.
" (bk. aynı yer, s. 13, parag. 43). Mahkeme her iki maddeyi (Yedinci Protokol md. 7 ve Sözleşme md. 60) dikkate alarak, Yedinci Protokolle yapılan bu ilavenin, Sözleşmenin 6. maddesinde yer alan güvencelerin kapsamını, üst yargılama bakımından sınırlamayı amaçladığı şeklinde bir görüşü destekler nitelikte görmemektedir.
27. Ancak, Sözleşmenin 6. maddesinin üst mahkemeler önünde uygulanma tarzı, söz konusu yargılamanın özelliklerine göre değişir; iç hukuk düzeninde yürütülen yargılamanın bütünlüğü ile Üst Mahkemenin ve temyiz mahkemesinin buradaki rolleri dikkate alınmalıdır (bk. en yakın tarihli karar olarak yukarıda geçen Monnell ve Morris kararı, parag. 56).
28. O halde Mahkemenin önündeki sorun, iç hukuktaki yargılama bir bütün olarak göz önünde tutulduğunda, mevcut olayın özel şartlarında, Üst Mahkeme önündeki yargılamada, sanığın hazır bulunma ve görüşlerini savunma hakkının bulunduğu bir duruşma yapılması ilkesinden ayrılmanın haklı görülüp görülemeyeceğidir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 08.12.1983 tarihli Axen kararı, parag. 28).
Mahkeme bu sorun üzerinde karar verirken, İsveç üst başvuru sisteminin niteliğini, Üst Mahkemenin yetkilerinin kapsamını ve başvurucunun menfaatlerinin Üst Mahkemede fiilen sunulma ve korunma tarzını göz önünde tutmalıdır (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte yukarıda geçen Monnell ve Morris kararı, parag. 56).
29. Hükümete göre başvurucu, daha önce Göteburg Mahkemesi önündeki yargılamada Sözleşmenin 6. maddesi anlamında tam ve adil bir yargılama gördüğünden, kendisine üst derece yargılama sırasında, duruşmada hazır bulunma ve görüşlerini savunma hakkının bulunduğu ikinci bir şans daha verilmesinin gerekli olmadığını iddia etmiştir. Hükümete göre burada belirleyici olan husus, başvurucunun olayında reformatio in pejusu yasaklayan hükmün (bk. yukarıda parag. 20) uygulanması nedeniyle, verilmiş olan cezayı Üst Mahkemenin artıramamasıdır. Adillik şartının ve Sözleşmenin 6. maddesinin amaç ve gayesinin, Üst Mahkemenin davayı inceleme tarzıyla yerine getirilmiş olduğu söylenebilir. Ayrıca, davanın karara bağlanmasıyla ilgili Üst Mahkeme önündeki bütün belgelere başvurucu ile iddia makamı da sahip olduğundan aralarında silahlarda eşitlik, dava dosyası herkese açık olduğundan alenilik de bulunmaktadır (bk. yukarıda parag. 18).
30. Üst Mahkemenin "silahlarda eşitlik" ilkesine saygı gösterdiği doğrudur. Ayrıca, ne bay Ekbataniye ve ne de savcıya bizzat bu mahkeme önünde hazır bulunma imkanı verilmemiş ve her ikisine de eşit bir şekilde görüşlerini yazılı olarak bildirme imkanı tanınmıştır. Ancak Mahkeme, bu prensibin "ceza yargılamasında daha geniş bir kavram olan adil yargılamanın unsurlarından sadece biri" olduğunu hatırlatır (bk. diğerleri arasında, yukarıda geçen Monnell ve Morris kararı, parag. 62). O halde bu prensibe uyulmuş olması, Mahkemenin başvurucunun şikayetini incelemesinde belirleyici değildir.
31. Mahkeme birkaç kez, birinci derecede yargılama sırasında duruşma yapılmış olması halinde, ikinci veya üçüncü derece yargılamalarda "duruşma" yapılmamış olmasının, söz konusu yargılamanın özellikleri nedeniyle haklı görülebileceği sonucuna varmıştır. O halde, üst yargılama izni başvurusu ile maddi meseleler dışında sadece hukuki meselelerle ilgili bir yargılamada, başvuruda bulunana üst mahkeme veya temyiz mahkemesi tarafından bizzat dinlenme imkanı verilmemiş olsa bile, Sözleşmenin 6. maddesinin gereklerine uygunluk sağlanmış olabilir (bk. diğerleri arasında yukarıda geçen Monnel ve Morris kararı, parag. 58 (üst yargılama) ve 22.02.1984 tarihli Sutter kararı, parag. 30 (temyiz yargılaması)). Bununla birlikte sözü edilen Sutter davasında altı çizilmesi gereken gerekçe, ilgili mahkemelerin olaydaki maddi noktaları belirleme değil, ama sadece konuyla ilgili hukuk kurallarını yorumlama görevine sahip olmalarıdır.
32. Burada ise Üst Mahkeme, davayı maddi ve hukuki bakımından incelemekle yetkilidir. Ayrıca bu mahkeme, başvurucunun suçluluğu veya masumiyeti sorununu tam olarak değerlendirmek zorundadır (bk. yukarıda parag. 20). Bu mahkemenin yetkisi üzerindeki tek kısıtlama, Göteburg Mahkemesi tarafından verilen cezayı artıramamasıdır.
Bununla birlikte, yukarıda sözü edilen sorun, Üst Mahkeme önünde de karara bağlanması gereken asıl sorundur. Mevcut davanın şartları içinde bu sorun, suç oluşturduğu iddia edilen fiili işlemediğini savunan başvurucu (bk. yukarıda parag. 15) ile şikayetçinin bizzat vereceği ifadeler doğrudan değerlendirilmeden, adil yargılanma açısından gereği gibi karara bağlanamaz. Buna göre, bay Ekbataninin ilk derece mahkemesi tarafından mahkumiyetinin Üst Mahkeme tarafından yeniden incelemesi, başvurucunun ve şikayetçinin tam olarak yeniden dinlenmelerini kapsamalıdır.
Reformatio in pejus yasağının bir sonucu olarak, Üst Mahkemenin yetkisi üzerindeki mevcut kısıtlama, sadece ceza vermeyle ilgilidir. Bu kısıtlamanın, Üst Mahkemenin önündeki asıl sorunla, yani suçluluk veya masumiyet sorunuyla ilgili olduğu düşünülemez. Dava dosyasının kamuya açık olması da bu sorunla ilgili değildir.
33. İsveç mahkemeleri önündeki yargılamanın bütünlüğünü, Üst Mahkemenin rolünü ve bu mahkeme önüne getirilen sorunun niteliğini göz önünde tutan Mahkeme, bir duruşma yapılmasının ve başvurucunun bizzat dinlenme hakkının reddedilmesini haklı kılacak özel şartların bulunmadığı sonucuna varmaktadır. Buna göre Sözleşmenin 6(1). fıkrası ihlal edilmiştir.
II. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
34. Sözleşmenin 50. maddesi şöyledir:
"Mahkeme, Sözleşmeci Tarafların resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan tasarrufun tamamen ya da kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğu sonucuna varırsa, ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuk, bu karar veya tasarrufun sonuçlarını kısmen onarmaya imkan veriyorsa ve gerekli gördüğü zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödenmesine hükmedebilir."
Başvurucu, iddia ettiği maddi zararlarına karşılık tazminat ile ücretler ve masrafların geri ödenmesini istemiştir. Başvurucu manevi tazminat talebinde bulunmadığından, bu konu Mahkemenin resen inceleyeceği bir konu değildir (bk. diğerleri arasında, 29.02.1988 tarihli Bouamar kararı, parag. 68).
A. Zararlar
35. Başvurucu ilk başta, 3.6 milyon İsveç Kronu tazminat istemiştir. Duruşmada ise başvurucunun temsilcisi bu talebin, Üst Mahkemenin kararının, başvurucunun hem akademik çalışmalarını ve hem de çalışma hayatını bozduğuna dair kuvvetli bir inanca sahip olmasına dayandığı şeklinde açıklamıştır. Duruşmadan sonra başvurucu, bu talebini geri çekmiş ve bunun yerine "yaşanabilir bir aylık bağlanmasını
ve sağlık sigortası ile serbestçe doktora çıkma imkanı tanınmasını" talep etmiştir. Başvurucu ayrıca, aleyhine hükmedilen 600 İsveç Kronu para cezasının geri ödenmesini istemiştir.
Hükümet, her iki talebe de karşı çıkmış ve bir ihlal tespitinin başvurucu için adil bir karşılık oluşturacağını belirtmiştir. Komisyon temsilcisi bir görüş belirtmemiş ve Mahkemenin kendi içtihatları ışığında bir karar verebileceğini söylemiştir.
Mahkeme, eğer Üst Mahkeme başvurucuya duruşmaya katılma imkanı tanımış olsaydı, davanın sonucunun ne olacağı konusunda bir spekülasyonda bulanamaz. Bu durumda Sözleşmeye aykırılık tespiti ile iddia edilen çeşitli maddi kayıplar arasında bir nedensellik bağı kurulamamıştır. O halde bu başlık altındaki talepler reddedilmelidir.
B. Ücretler ve masraflar
36. Başvurucu duruşmada, ücretler ve masraflar için şunları talep etmiştir:
(a) Üst Mahkeme önündeki yargılamada özel avukatı için 2,000 İsveç Kronu;
(b) Kendi masrafları için 500 İsveç Kronu;
(c) Komisyon ve Mahkeme önündeki temsili için 110,000 İsveç Kronu.
Hükümet, sadece üçüncü talebi kabul etmiştir. Komisyon her hangi bir görüş belirtmemiştir.
37. İlk taleple ilgili olarak, bu özel müdafi avukatın yardımı, başvurucuya Üst Mahkemede hazır bulunma hakkı verilmesi için gösterilen çabalar bakımından önemli görünmektedir. Buna göre bu ücretler, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlalini önlemek için gerekli olarak katlanılan ücretlerdir. Başvurucunun ikinci talebi, birincisiyle bağlantılı olduğundan, Mahkeme başvurucunun her iki talebinin de bütünüyle karşılanması gerektiği sonucuna varmaktadır.
38. Üçüncü talep, başvurucunun özel temsil koşullarına göndermede bulunularak, Hükümet tarafından kabul edilmiştir. Bunun sonucu olarak Mahkeme, bunun gerekliliğini değerlendirmeyi gerekli görmemektedir. Böylece talep edilen miktar, daha önce Avrupa Konseyinden adli yardım olarak alınan 24,216.57 Fransız Frangı düşülerek, Mahkeme tarafından kabul edilmiştir.
Bu Gerekçelerle Mahkeme,
1. Altıya karşı on oyla, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlaline;
2. Oybirliğiyle, davalı Devletin başvurucuya ücretler masraflar için 112,500 İsveç Kronundan, bu kararın uygulandığı tarihte geçerli kur üzerinden İsveç Kronuna dönüştürülen 24,216.57 Fransız Frangı düşülerek, başvurucuya ödenmesine;
3. Adil karşılıkla ilgili diğer taleplerin reddine
Karar Vermiştir.
SON KARARIN YERİNE GETİRİLMESİ
BAKANLAR KOMİTESİ: DH (88) 21; 09.12.1988
Hükümetin verdiği bilgiye göre: İsveç Yargılama Usulü Kanununun Üst Mahkemeler önündeki duruşmalarla ilgili hükümleri, 29 Mart 1984 tarihli yasayla değiştirilmiştir. Değişiklikler 1 Temmuz 1984 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yasa değişikliğine göre, bir ceza davasında Üst Mahkeme esas hakkındaki başvuruyu duruşma yapmaksızın şu durumlarda inceleyebilir: a) savcının sanık lehine itiraz etmiş olması halinde; b) sanık tarafından yapılan itirazın karşı tarafça kabul edilmesi halinde; c) itirazın açıkça yersiz olması halinde; d) sanığın hukuken sorumlu tutulabileceği hiç bir sebep bulunmaması veya sanığa yaptırım uygulama imkanı bulunmaması veya sanığa para cezasından başka bir ceza veya tecilli ceza veya birlikte verilen bu cezaların dışında bir ceza vermek için bir sebep bulunmaması halinde. Bununla birlikte Yasada, böyle bir davada taraflardan biri duruşma yapılmasını istemiş ise, duruşma yapılması açıkça gereksiz olmadıkça, duruşma yapılacağı ifade edilmiştir.
Buna göre yukarıdaki yasa değişikliğinden sonra, Ekbatani davasında tespit edilen Sözleşme ihlali gibi durumlar bir daha meydana gelmeyecektir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy