(AİHS m. 6, 25, 50)
DAVANIN ESASI
8. 1951, 1947 ve 1955 doğumlu olan başvurucular, İspanyol vatandaşıdırlar. Lerida Cezaevi No. 2de bulunan birinci başvurucu Francesc-Xavier Barbera Chamarro, Barselona Cezaevinde bulunan ikinci başvurucu Antonino Messegue Mas uzun süreli hapis cezalarını çekmektedirler. Üçüncü başvurucu Ferran Jabardo Garcia, halen Barselonanın Gironella bölgesinde oturmaktadır.
I. Dava konusu olaylar
A. Başvurucular hakkındaki davanın kökeni
1. Bay Bultonun öldürülmesi
9. 9 Mayıs 1977 günü saat 15:00 civarında, 77 yaşındaki Katalon işadamı Jose Maria Bulto Marques, kız kardeşi Pilar Bulto Marques ve eniştesinin Barselonadaki evinde bulunduğu sırada, havagazı işçisi kılığında iki adam, eve gelmişlerdir. Bu kişiler hizmetçiyi etkisiz hale getirmişler ve böylece diğer kişilerin eve girmelerini sağlamışlardır.
Sonradan eve giren kişiler, Bultoyu silahla tehdit etmişler ve kendisini bir odaya kapatıp, göğsüne bir bomba bağlamışlardır. Bu kişiler Bultodan yirmi beş gün içinde 500 milyon Peseta fidye ödemesini istemişler ve bunu nasıl ödeyeceğine dair talimatlar vermişlerdir; fidyeyi ödedikten sonra bombanın patlamadan nasıl çıkarılacağını kendisine bildireceklerini söylemişlerdir. Bu kişiler daha sonra evi terk etmişler ve kendilerini bekleyen bir arabaya atlayarak uzaklaşmışlardır.
10. Bulto arabasıyla evine dönmüştür. Saat 17yi biraz geçe, bomba patlamış ve kendisi hemen orada ölmüştür.
2. Öldürme olayından sonra açılan ceza davası
11. Aynı gün, Barselona 13. numaralı soruşturma yargıcı, olayla ilgili soruşturma (diligencias previas - sayı 1373/77) başlatmıştır. Bu soruşturma yargıcı 11 Mayısta gerekli belgeleri 61/1977 sayılı soruşturma dosyasına (sumario) koymuş, ancak bu suç Madriddeki Audiencia Nacional Mahkemesinin görev alanına giren bir terör suçu olduğu gerekçesiyle, görevsizlik kararı vermiştir (relinquished jurisdiction). Bu nedenle dosya, Audiencia Nacional Mahkemesinin 1 numaralı soruşturma yargıcına gönderilmiş ve bu yargıç 46/1977 sayıyla yeni bir dosya açmıştır.
12. Polisin yaptığı soruşturma sonunda, aralarında başvurucuların bulunmadığı E.PO.CA (Katalon Halk Ordusu) üyesi dört kişi, 1 Temmuz 1977de gözaltına almış ve bunlardan biri tanıklar tarafından teşhis edilmiştir. Bu kişiler hakkında 29 Temmuzda adam öldürme, ölümle sonuçlanan terör eyleminde bulunma ve patlayıcı madde bulundurma suçlarından dava açılmıştır.
Ne var ki Audiencia Nacional Mahkemesi 10 Kasım 1977de, sanıkların siyasal saik ile suç işlediklerini göz önünde tutarak, 15 Ekim 1977 tarihli ve 46 sayılı af kanununu uygulamaya karar vermiş ve sanıkları hemen salıverilmişlerdir.
13. Savcının temyizi üzerine Yüksek Mahkeme, soruşturmanın bu aşamasında suçun para için değil de siyasal saik ile işlenmiş olduğunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle bu kararı 28 Şubat 1978 tarihinde kaldırmıştır. Bu karar nedeniyle 46/1977 sayılı dosya yeniden açılmıştır. Sanıklar ortada bulunmadığı için, yargıç sanıkların polis tarafından aranmasına karar vermiş ve Temmuz 1978de soruşturmayı geçici olarak durdurmuştur.
3. Martinez Vendrellin gözaltına alınması ve hakkındaki ceza davası
14. Polis, Bultonun öldürülmesi olayını soruştururken, 63 yaşındaki Jaime Martinez Vendrelli ve diğer dört kişiyi 4 Mart 1979 tarihinde gözaltına almıştır. Bu kişiler, o tarihte yürürlükte olan terörle mücadele kanunu (bk. aşağıda parag. 46) gereğince, tecrit halinde (incomminicado) gözaltında tutulmuşlardır.
Martinez Vendrell gözaltında tutulurken, avukatı hazır bulunmadan sorgulanmış ve 11 Mart 1979da özetle şu şekilde ifade vermiştir:
Kendisi, 1974 yılına kadar Katalon milliyetçisi bir örgüt olan "Front Nacional de Catalunya"ın liderliğini yapmış ve Katalonların bağımsızlığı için mücadele etmek amacıyla, 1967den itibaren silahlı gurupların oluşturulmasına ve eğitilmelerine katılmıştır.
1968de üç genç adamla karşılaşmıştır. Bunlardan biri, kod adı Thomas olan başvuruculardan Messegue olup, 1969 sonlarına doğru teorik ve pratik askeri eğitim almaya başlamışlardır. 1973te başvurucu Barberanın da içinde bulunduğu gençlerden oluşan yeni bir gurup kurmuştur.
Daha sonra aralarında Thomasnın da bulunduğu bir kaç kişi, Almanyadan silah satın almışlar, silahları Fransa üzerinden İspanyaya getirmişler ve sadece kendilerinin bildikleri yerlerde saklamışlardır.
1976da, biri Thomas tarafından kumanda edilen üç gurup kurulmuştur. Bütün işlerini bırakan gurup üyelerine, örgüt tarafından ödemeler yapılmıştır. Guruplar arasında iletişimi sağlamak amacıyla telsiz ve radyo verici ağı oluşturulmuştur.
Şubat 1977de Martinez Vendrelle, kişinin üzerine bağlanabilen ve istenen fidye alındıktan sonra sökülebilen bir patlayıcının yapıldığı haber verilmiştir. Buna göre patlayıcının mekanik kısmı Thomas (Messegue) tarafından, elektronik kısmı ise Barbera ve diğer bir eylemci tarafından da düzenlenebilecektir. Thomas ve diğer bir kişi, daha sonra bu patlayıcıyı Maritinez Vendrelle göstermişlerdir.
Bu kişiler Nisan 1977de, Maria Bultoyu ilk kurban olarak seçtiklerini Vendrelle bildirmişlerdir.
Vendrell, öldürme olayından iki gün sonra eylemcilerin liderleriyle toplanmış, olaya on bir kişinin katıldığını ve patlayıcıyı mağdura, Barbera ile Messequenin bağladığını öğrenmiştir.
15. Martinez Vendrell, avukat yardımı ve huzuruyla, Barselona 6. numaralı soruşturma yargıcının önüne çıkarıldığında, ifadesini değiştirmiştir. Vendrell, özellikle, bombanın adı geçen kişiler tarafından yapılmış olabileceğini, ancak Bultoya karşı eylemde bulunanların adlarını bilmediğini söylemiştir.
16. Vendrellin bu ifadesi, 15 Mart 1979 tarihli ve 46/1977 sayılı soruşturma dosyasını yeniden açmış olan Madriddeki 1 numaralı soruşturma yargıcına gönderilmiştir. Soruşturma yargıcı, ertesi gün Martinez Vendrellin, adam öldürmekten ve silah ve patlayıcı bulundurmaktan tutuklanmasına (custody on remand) karar vermiştir.
Soruşturma yargıcı aynı gün fakat ayrı bir kararla, Barbera ve Messeguenun da aralarında bulunduğu altı kişiyi adam öldürmekle, mala zarar vermekle ve sahte belge kullanmakla suçlamış ve haklarında tutuklama müzekkeresi çıkarmıştır (issue a warrant for arrest). Bu altı kişi bulunamadıkları için, soruşturma tutuklu sanıklarla devam etmiştir.
17. Martinez Vendrell, soruşturma sırasında ve yine duruşmada, soruşturma yargıcına verdiği ifadenin Barbera ile Massegueyu tanıdığına ilişkin kısmını da geri almıştır (retract).
Birinci Audiencia Nacional Mahkemesi 17 Haziran 1980de, Vendrelli silahlı çete üyelerine yardım (assisting armed gangs) suçundan bir yıl üç ay hapis cezasına mahkum etmiştir. Bu mahkeme, Vendrell hakkındaki ilk isnadları reddederken, Vendrellin Nisan 1977de Bultoya karşı eylem planından kendisine söz edildiğinde bunu onaylamadığı, eylem hazırlıklarının kendisinin bilgisi dışında meydana geldiği, mağdurun ölümünü gazete haberlerinden öğrendiği şeklindeki ifadelerini kaydetmiştir. Bu mahkeme, tutuklulukta geçen süresi hapis ceza süresini aştığı gerekçesiyle, Vendrellin hemen salıverilmesine karar vermiştir.
18. Audiencia Nacional Mahkemesi tarafından verilen bu karar, müdahil (private prosecutor) ve tazminat talep eden taraf (party claiming civil damage) olarak davaya katılan Bultonun oğlu tarafından temyiz edilmiş, Yüksek Mahkeme de kararı 10 Nisan 1981 tarihinde bozmuştur (quash). Yüksek Mahkeme aynı kararında Martinez Vendrelli, adam öldürmeye yardım ve teşvik etmekten (aiding and abetting), 12 yıl bir gün hapis cezasına mahkum etmiş ve maktulün mirasçılarına 5 milyon Peseta ödemesine hükmetmiştir. Yüksek Mahkeme, Vendrellin suçu işleyenler üzerindeki etkisinin, sadece silahlı çete üyelerine yardım etmenin çok ötesine geçerek, suç işlemeye yardım ve teşvik oluşturacak kadar büyük olduğu sonucuna varmış, Vendrellin suçun işlenmesine karşı çıktığını açıkladığını, ancak bunu önlemek için hiç bir şey yapmadığı kabul etmiştir.
Sonuç olarak, başvurucuların söylediğine göre, 24 Nisan 1981de Vendrell hakkında tutuklama müzekkeresi çıkarılmıştır. Vendrell o tarihten bu yana polis tarafından bulunamamış ve bu nedenle hapis cezasını henüz çekmemiştir.
B. Başvurucuların gözaltına alınmaları ve haklarındaki ceza davası
19. Üç başvurucu, başka kişilerle birlikte, 14 Ekim 1980 tarihinde göz altına alınmışlar ve haklarında terör örgütü E.PO.CA.ya üye olma suçu isnad edilmiştir. Bu kişilerin evlerinde yapılan aramalarda radyo vericileri, çeşitli iş takımları, elektronik malzemeler, milliyetçi sol partilerin yayınları, önde gelen politikacı ve işadamları hakkında dosyalar ve topografya hakkında kitaplar ile patlayıcı hammaddeleri bulunmuştur.
Bu kişilere, terörle mücadele hakkındaki 4 Aralık 1978 tarihli ve 56 sayılı Yasanın, 23 Kasım 1979 tarihli ve 19 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişik 2. maddesi (bk. aşağıda parag. 46) uygulanmıştır. Bu madde polise, soruşturma yargıcından izin alarak, şüphelileri 72 saat olan normal gözaltı süresinden daha uzun bir süre gözaltında tutma yetkisi vermektedir. Başvurucular tecrit halinde (incomminicado) göz altında tutulmuşlar ve bir avukat yardımdan yararlanmalarına izin verilmemiştir.
Bu kişiler, gözaltında tutuldukları sırada, asli failler (principals) veya feri failler (accessories) olarak, Bultonun öldürülmesi olayında yer aldıklarını kabul eden ifadeler imzalamışlardır. Ancak anlattıkları olaylar Martinez Vendrellin anlattıklarından farklıdır. Polis ayrıca, Barbera ve Messegue tarafından gösterilen yerlerde saklanmış silahlar bulmuştur.
20. Gözaltında tutulan bu kişiler, 23 Ekim 1980de Barselona 8. numaralı soruşturma yargıcının önüne çıkarılmışlardır. Barbera ve Jabardonun sorgusu sırasında avukat bulunmamıştır. Başvurucular, polisteki ikrarlarını geri almışlardır; bunlardan Jabardo ile Messegue, gözaltında tutuldukları sırada fiziksel ve psikolojik işkence gördükleri gerekçesiyle şikayetçi olmuşlardır.
21. Toplanan belgeler, 46/1977 sayılı dosyaya konulması için, 24 Ekim 1980 tarihinde 1 numaralı soruşturma yargıcına gönderilmiştir.
1 numaralı soruşturma yargıcı 12 Ocak 1981de, başvuruculara ve diğer iki kişiye, adam öldürme ve silahlı çeteye yardım suçlarını isnad etmiştir. Bu soruşturma yargıcı daha sonra, başka araştırmaların yapılması için Barselonadaki yetkililere bir talimat yazısı (rogatory) göndermiştir. Barselona 10 numaralı soruşturma yargıcı, bu isnadları başvuruculara bildirmiş ve 22 Ocakta kendilerini sorgulamıştır. Bu kişiler, 8 numaralı soruşturma yargıcına verdikleri ifadeleri tekrarlamışlar ve bir kez daha işkence altında ikrarda bulunduklarını iddia etmişlerdir.
Ancak kendileri, iddia makamının tanıklarıyla veya daha sonra serbest bırakılacak olan Martinez Vendrell ile yüzleştirilmemişlerdir.
Barbera 22 Aralık 1980de, Barselonadan bir avukat ve bir müdafi tayin etmiş (instruct), ancak Madriddeki soruşturma yargıcı 20 Ocak 1981 tarihine kadar atamaları kayda geçmemiştir. Messegue ve Jabardo ise, 21 Şubat 1981 tarihine kadar avukat tayin etmemişlerdir. İlk soruşturma 16 Şubatta tamamlanmıştır.
1. Audiencia Nacional Mahkemesindeki yargılama
22. Daha sonra başvurucular, Birinci Audiencia Nacional Mahkemesinde davaya sevk edilmişlerdir (commited for trial).
Bu mahkeme 13 Mart 1981 tarihinde verdiği ara kararla, savcıdan ve davaya müdahil olanlardan ara görüşlerini (interim submission) sunmalarını istemiştir. Bu kişiler, sanıkların adam öldürme, silah ve patlayıcı bulundurma, sahte kimlik yapma suçlarını işlemiş olduklarını iddia etmişler; sanıkların sorgularını, görgü tanıklarının ifadelerini ve dava dosyasının bütününü delil olarak göstermişlerdir; Martinez Vendrellin adı geçmemiştir.
Dosyasının bir kopyası, 27 Mayısta Jabardonun avukatına, 1 Haziranda da Barbera ve Messguenin avukatına gönderilmiştir. Her sanık kendi seçtiği avukatla savunma yapmıştır. Bütün sanıklar masum olduklarını söylemişler ve aynı delilleri göstermişlerdir. Barbera ve Messegue ayrıca, Martinez Vendrellin poliste kendilerini cinayete karıştıklarını ima eden ifadesini daha sonra geri alan ifadesine de dayanmışlardır.
Messegue Madride nakledilmiş, ancak kendisinin ve avukatının girişimiyle savunmasını hazırlayabilmek için, Barselonaya geri getirilmiştir.
23. Başkan De la Concha ve üyeler Barnuevo ve Infante ile oluşan mahkeme heyeti, 27 Ekim 1981 tarihinde verdiği kararla, gösterilen delilleri kabul etmiş ve duruşma günü olarak 12 Ocak 1982 tarihini belirlemiştir. Bu mahkeme ayrıca sanıkların Madride getirilmelerine karar vermiş; sanıklar hakkında ağır cezalar istendiğinden, Ceza Usul Kanununun 145(2). fıkrası gereğince, bu dava için mahkemeyi beş yargıçlı heyet haline getirebilmek üzere, üç numaralı mahkemeden yargıç Obregon Barreda ve Martinez Valbuenayı heyete dahil etmiştir.
Hepsi Barselona Barosuna kayıtlı olan sanık avukatları, 10 Aralık 1981 tarihinde mahkemeye başvurarak, sanıkların ve tanıkların getirilmelerindeki güçlükler nedeniyle, duruşmanın Barselonada yapılmasını istemişlerdir. Bunun ardından bir Katalon senatörü mahkemeye bir yazı yazarak, en azından Christmas bitimine kadar, sanıkların Madride naklinin ertelenmesini istemiştir. Audiencia Nacional Mahkemesi 18 Aralık 1981de, Perez Lemaur başkanlığında Barnuevo ve Bermudez de la Fuente ile birlikte toplanarak, bu başvuruyu reddetmiş ve duruşmanın 12 Ocak 1982 tarihinde Madridde yapılacağını teyit etmiştir.
24. Duruşma gününden önce, sanık avukatları duruşmaya hazırlanmak ve sanıklar hala Barselonadaki cezaevinde oldukları için duruşmanın ertelenmesini sağlamak üzere, 1 numaralı mahkemenin başkanı de la Concha ile görüşmüşlerdir. Mahkeme başkanı sanıkların kısa süre sonra nakledileceği ve bu suretle yargılamanın sürdürüleceği güvencesi vermiştir.
Başvurucular Barselonodan 11 Ocak akşamı ayrıldıklarını ve ertesi sabah 10:30da başlayacak duruşma için sabah 4te Madride vardıklarını belirtmişler; cezaevi arabasında 600 kilometre yolculuk yaptıktan sonra çok kötü bir duruma girdiklerini söylemişlerdir. Hükümete göre bu yolculuk, en fazla on saat sürmüştür.
Aynı gün (12 Ocak 1982) sabahı mahkeme başkanı, kayınbiraderinin hastalığı nedeniyle Madridden ayrılmak durumunda kalmıştır. Onun yerini kıdemli yargıç Perez Lemaur almıştır. Heyetteki bu deşiklikten veya artık bir numaralı mahkemeden ayrılmış olan yargıç Infantenin yerine yargıç Bermudez de la Fuentenin geçmiş olmasından, Hükümetin iddiasına göre yürürlükteki mevzuata gereğince, taraflara önceden bilgi verilmemiştir.
25. Duruşma, tayin edilen günde, mahkeme salonundaki yoğun güvenlik önlemleri altında yapılmıştır. Sanıklar cam bir kabin içinde uzun bir süre kelepçeli olarak tutulmuşlardır. Sanıkların mahkeme salonunun dışında yaptıkları bir takım gösteriler hariç, mahkeme salonunda protestoda bulunduklarına dair her hangi bir kayıt yoktur.
Mahkeme, savunma tarafının delil olarak sunduğu bazı belgeleri almayı kabul etmiştir. Sanıklar, poliste verdikleri ifadeler hakkında müdahil tarafından kendilerine soru sorulması üzerine, cinayete karıştıklarını bir kez daha inkar etmişler ve yine gözaltında tutuldukları sırada işkenceye tabi tutulduklarından şikayetçi olmuşlardır.
26. Savcı, suçun işlendiği zaman olay yerinde bulunan üç kişinin tanık olarak dinlenmesini istemiştir. Bu tanıklar öldürülen Bultonun kız kardeşi, kız kardeşinin eşi ve hizmetçidir. Kız kardeşi ve hizmetçi çok yaşlı oldukları için Madride gelememişlerdir; ancak savcı, bu kişilerin suç tarihinin hemen ertesi günü polise verdikleri ifadelerin dikkate alınmasını istemiştir. Bultonun eniştesi mahkemede tanık olarak ifade vermiş, ancak başvuruculardan hiç birini teşhis edememiştir. Savcı yazılı delil olarak sadece, ilk soruşturma dosyasının bir kopyasını vermiştir.
27. Savunma tarafı ise, mahkemenin izniyle, on tanık davet etmiştir; sanıklarla aynı zamanda gözaltına alınmış olan bazı tanıklar, kendilerinin de gözaltında tutuldukları sırada, polisin zalimane muamelesine maruz kaldıklarını iddia etmişlerdir.
Davanın tarafları, yazılı delillerin duruşmada okunmuş gibi kabul edilmesi konusunda anlaşmışlardır (bk. aşağıda parag. 40 - por reproducida).
28. Daha sonra savcı ve müdahiller ara mütalaalarını tekrar etmişlerdir. Öte yandan sanık avukatları, görüşlerini değiştirerek, af kanununun uygulanmasını istemişlerdir (bk. yukarıda parag. 12).
Duruşma öğleden sonra 4:30a bırakılmıştır. Duruşma, her üç tarafın sunuşlarıyla yeniden başlamıştır. Mahkeme başkanı son olarak sanıklara ekleyecek bir şeyleri olup olmadığını sormuş ve onlar da ekleyecekleri bir şey olmadığını söylemişlerdir. Duruşma, akşam saatlerinde sona ermiştir.
29. 1 numaralı Audiencia Nacional Mahkemesi 15 Ocak 1982 tarihinde, Barbera ve Messegueya, Bultoyu öldürmek suçundan 30ar yıl hapis cezası vermiştir. Bu mahkeme ayrıca Barberaya kanuna aykırı olarak silah bulundurmak suçundan altı yıl bir gün hapis cezası, sahte belge kullanma suçundan üç ay hapis cezası ile 30 bin Peseta para cezası, Messegueya patlayıcı bulundurma suçundan altı yıl bir gün hapis cezası vermiştir. Jabardoya adam öldürmeye yardım ve teşvik suçlarından on iki yıl bir gün hapis cezası verilmiştir.
Bu mahkeme, Barbera ve Messeguenin, Bultonun bedenine patlayıcının yerleştirilmesine ve elektrikli mekanizmanın açılmasına doğrudan katıldıktan sonra, patlayıcının zararsız bir biçimde çıkarılabilmesinin koşulu olan fidyenin nasıl ödeneceğine dair talimatlar verdiklerinin kanıtlandığı sonucuna varmıştır. Ancak bomba daha sonra tam olarak ortaya konamayan sebeplerle patlamıştır. Jabardo ise bu eyleme, Bulto gibi Katalonyada önde gelen kişiler hakkında bilgi toplamak suretiyle yardımcı olmuştur.
Bu mahkeme aynı kararda, 15 Ekim 1977 tarihli af kanununun başvuruculara uygulanması talebini reddetmiştir. Bu mahkemeye göre sanıklar, siyasal bir saikle (motive) hareket etmiş olsalar bile, saikleri Katalon halkının sırf özerkliğini (autonomy) değil, fakat bağımsızlığını (independence) sağlamak olduğundan, af kanununun kapsamına girmemektedir.
2. Yüksek Mahkemedeki yargılama
30. Başvurucular bu kararı, Anayasanın 14. maddesindeki bütün İspanyol vatandaşlarının hukuk önündeki eşitlik ilkesine, 17. maddesindeki kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına ve 24. maddesindeki etkili yargısal koruma hakkına dayanarak, temyiz etmişlerdir. Başvurucular hangi koşullarda gözaltına alındıklarını ve tutulduklarını anlatmışlar, poliste sorgulanırken avukatlarının yardımından yararlanamadıklarını ve haklarının kendilerine hatırlatılmadığını belirtmişler; zorlama, tehdit ve kötü muamele altında ikrarda bulunduklarını vurgulamışladır (bk. yukarıda parag. 19-20).
Başvurucular ayrıca, maruz kaldıkları fiziksel şiddet, verdikleri ikrarları geçersiz hale getirdiği için, Bultonun öldürülmesi olayında masum oldukları karinesini çürütecek hiç bir delil bulunmadığını iddia etmişlerdir. Dahası, Audiencia Nacional Mahkemesi tarafından tespit edilen maddi olaylar ile mahkemede ortaya konan deliller arasında hiç bir bağlantı yoktur; bu mahkeme bu karara nasıl vardığını hükmün gerekçesinde izah etmemiştir.
Başvurucular ayrıca Audiencia Nacional Mahkemesini, savunmalarında ileri sürdükleri bütün sorunlar hakkında karar vermediği gerekçesiyle eleştirmişlerdir (bk. aşağıda parag. 43, Ceza Usul Kanunu, md. 851(3)). Başvuruculara göre bu mahkeme, polise verdikleri ifadelerin geçersiz olduğu konusundaki iddiaları görmezlikten gelmiş ve yargılama sırasında sunulan deliller karşısında bu ifadelere atfettiği kanıt değeri konusunda hiç bir açıklama yapmamıştır. Başvurucu Messegue ayrıca, kendi adının sadece Martinez Vendrellden zor kullanılarak alınan ikrarda geçtiğini, bu konudaki ikrarın da daha sonra yargıç önünde geri alındığını belirtmiş; yine Audiencia Nacional Mahkemesinin bu ifadelerin geçerliliği konusunda her hangi bir görüş belirtmediğini vurgulamıştır.
Başvuruculara göre Audiencia Nacional Mahkemesi, bunların yanında, delillerin değerlendirilmesinde maddi hata yapmıştır (bk. aşağıda parag. 42, Ceza Usul Kanunu, md. 849(2)); çünkü yargıç önünde masum olduklarına dair verdikleri yeminli ifadeleri çürütecek bir delil yoktur. Başvurucular, masumiyet karinesi ilkesini içeren Anayasanın 24(2). fıkrasına (bk. aşağıda parag. 36) ve bu konuda Yüksek Mahkemenin içtihatlarına dayanarak, sadece delillerin yanlış takdir edilmediğini, fakat aslında aleyhlerinde delil bulunmadığını da ileri sürmüşlerdir.
Başvurucuların temel savunmaları delil yokluğu olmakla birlikte, Audiencia Nacional Mahkemesinin, Yüksek Mahkemenin içtihatlarının gerektirdiği şekilde, maddi olayların kanıtlandığına dair gerekçe de göstermediğini belirtmişlerdir. Başvuruculara göre bunun tek bir izahı olabilir, ki o da, polisin Anayasanın 3 ve 17. maddelerinde güvence altına alınmış temel hakları açıkça ihlal ederek kendilerinden almış olduğu sözde ikrarlardan Audiencia Nacional Mahkemesinin etkilenmiş olmasıdır.
Başvurucu Jabardo, Audiencia Nacional Mahkemesinin duruşma sırasında maddi olayları daha derinlemesine araştırmak istememiş olması nedeniyle de, kararı eleştirmiştir. Jabardo, duruşmada ifade veren tek iddia tanığının sanıkları tanıyamadığını ve böylece tanıkların sanıkları teşhis etmeleri veya olayların yeniden yapılandırılması gibi önemli bir delilin bulunmadığını söylemiştir. Jabardo son olarak, Martinez Vendrelli mahkum eden 17 Haziran 1980 tarihli karar (bk. yukarıda parag. 17) ile bu davada verilen 15 Ocak 1982 tarihli karar (bk. yukarıda parag. 29) arasındaki çelişkiye (discrepancy) işaret etmiştir; başvurucuya göre bu çelişki, kendisinin Bultonun öldürülmesi olayına doğrudan katılmış olamayacağını göstermektedir.
31. Yüksek Mahkeme 27 Aralık 1982 tarihinde verdiği kararla, Barbera ile Messeguein temyizini reddetmiştir.
Yüksek Mahkeme, Martinez Vendrellin ikrarı da dahil, polis tarafından alınan ikrarların geçerliliği konusunda iddia edilen kusurların, sadece maddi olayların tespitiyle ilgili olduğunu, hukuki noktalarla ilgili usule aykırılık sorunu doğurmadığını kaydetmiştir.
Yüksek Mahkeme, masumluk karinesi hakkında ise şunları söylemiştir:
"İddia makamı, müdahiller ve savunma tarafının gösterdiği yazılı deliller, soruşturma dosyasının tamamını oluşturmakta olup, dosyada şu deliller yer almaktadır: (a) Martinez Vendrellin avukat yardımıyla yargıca verdiği ifade, ki burada Vendrell daha önce poliste anlattığı şu olayları tekrar etmiştir: sanıklar Barbera Chamarro ile Messegue Mas, Katalon halkını bağımsızlığa kavuşturacak devrimci ordunun çekirdeğini oluşturmak üzere kurulan bir silahlı grubun üyesidirler; bu sanıklar ve özellikle de Messegue, Martinez Vendrell ile yakın işbirliği içindedir; sanıklar tamamıyla kent gerilla taktikleriyle eğitilmişlerdir; bütün enerjilerini işlerine ayırmaları için, geçimleri örgüt tarafından sağlanmak suretiyle, bütün dış meşguliyetlerden kurtarılmışlar, kendilerine örgüt tarafından bir ev sağlanmıştır; radyo alıcı ve vericileriyle birbirleriyle haberleşmişler ve sahte kimlik belgeleri ile uydurma isimler kullanmışlardır; doğrudan eylem guruplarından birini yöneten Messegue, diğerleri ile birlikte örgütlü bir birim veya hücre oluşturmuştur; her ikisi de örgütün içinde önemli bir konuma sahip olup, eylemlerde kullanılmak üzere Bulto Marquesi öldüren patlayıcıları yapabilecek eğitimi almışlardır (Barbera elektronik kısmını ve Messegue ise mekanik kısmını); Martinez Vendrell bu eyleme katılmak üzere oluşturulan guruptaki kişilerin kimliklerini veya kullandıkları metotları bilmektedir; (b) Audiencia Nacional Mahkemesinin 17 Haziran 1980 tarihinde verdiği kararda (dosyadaki 138 numaralı belge) tespit ettiği olaylar, Jaime Martinez Vendrelli mahkum eden Yüksek Mahkemenin 10 Nisan 1981 tarihli kararındaki olayları aynen teyit etmiştir: sanık (Martinez Vendrell) 1977 yılından söz ederek, o yılın başlarında, kendilerini çok sık gördüğü ve silahlı gurupların başları olduklarını bildiği üç kişinin kendisine, eyleme geçme zamanın geldiğine inandıklarını ve gurup üyelerine para sağlayabilmek için eylem tasarladıklarını söylemişlerdir. Bu kişiler, seçilen kurbanın derisine yerleştirilebilen bir patlayıcı geliştirdiklerini, böylece kurbanın patlayıcıyı yerleştirenlerin talimatı olmaksızın üzerinden çıkarmaya kalkışıp patlatma riskine girmek istemeyeceği için, istenen parayı ödemeye zorlanmış olacağını anlatmışlardır. Bu iki grubun liderleri Nisan sonunda kendisine, bu patlayıcıyı ilk kez, bir işadamı olan Jose Maria Bulto Marques üzerinde kullanmayı düşündüklerini söylemişlerdir; (c) sanık Francisco Javier Barbera Chamarronun avukatının yanında yargıca verdiği ifade (belge no. 903): Katalon Milli Bağımsızlık Ordusunun bir üyesi olduğunu, Martinez Vendrell ile birlikte çalıştığını, kendisinde silah bulunduğunu ve silah stoklarının bulunduğunu yeri bildiğini kabul etmiştir; (d) sanık Antonino Messegue Masın avukatının yanında yargıca verdiği ifade (belge no. 906): silahlı örgüt üyesi olup, Martinez Vendrell tarafından kentsel gerilla taktikleriyle eğitilmiştir ve patlayıcı stoklarının bulunduğu yeri bilmektedir; (e) Hospitalet de LIobregat, Pinos Caddesi, 1 numaralı evde yapılan aramaya ilişkin resmi tutanağa (belge no. 890) ve bayan Doleres Tubau Molas tarafından verilmiş soruşturma dosyasında bulunan ifadeye (belge no. 904) göre, Barbera Chamarro, diğer eylemcilerle birlikte bu evde oturmuş ve burada başka şeylerle birlikte, bir verici, elektronik araçlar, torna makinesi, takımlar ve tanınmış bir kaç kişi hakkında basında çıkan haberden kesilmiş gazete kupürleri ile topografya, patlayıcı malzemeler ve elektronik araçlar hakkında kitaplar bulunmuştur; (f) Barselonada, Parlamento Caddesi, 27 numaralı evde yapılan aramaya ilişkin resmi tutanağa (belge no. 892) göre, Antonino Messegue Mas ile bayan Concepcion Duran Freixanın oturduğu bu evde (belge no. 908) bir alıcı-verici, ilaçlar, peruklar, nüfus cüzdanları ve ehliyetler için kullanılan türde katlanmayan kağıtlar ele geçmiştir; (g) sanık Barbera tarafından gösterilen üç yerde gizlenen silahların ve iki radyo vericisinin bulunduğuna dair resmi tutanak (belge no. 882); (h) sanık Messegue tarafından gösterilen yerde gizlenmiş patlayıcıların bulunduğuna ve bulunan yerde tahrip edildiklerine ilişkin resmi tutanak (belge no. 833 ve 899). Bu delillerin yarattığı sonuçlar ile takdir edilme tarzları ne olursa olsun, sadece varolmaları bile, sanıklar Barbera Chamarro ve Messegue Mas tarafından dayanılan masumluk karinesini çürütmek için yeterlidir; bu nedenle dördüncü ve beşinci itiraz sebeplerini reddediyoruz; varılan sonuçların ayrıntılı bir biçimde anlatıldığı birinci paragrafta ortaya konan olaylar, sanıkların öldürme eylemine doğrudan katılmış olduklarını bütünüyle teyit etmektedir. Barberanın altıncı ve Messeguenin beşinci temyiz sebeplerinde yanlış olarak uygulandığını iddia etmelerine rağmen, Ceza Kanununun 10. maddesinin altıncı fıkrasındaki ağırlaştırıcı koşullarla 406. maddesinin üçüncü fıkrasında tanımlanan adam öldürme eyleminin gerçekleştiği doğru olup, sanıkların Usul Kanununun 849. maddesinin birinci fıkrasına göre ileri sürdükleri itirazlar reddedilmiştir."
Yüksek Mahkeme öte yandan, Audiencia Nacional Mahkemesinin Jabardo hakkında verdiği kararı, ortaya çıkan olayların, adam öldürmeye yardım ve teşviki değil ve fakat silahlı çeteye yardım suçu meydana getirdiği gerekçesiyle bozmuştur. Yüksek Mahkeme buna göre bu sanığı, birinci isnattan beraat ettiren ancak ikinci isnattan ötürü altı yıl hapis cezasına mahkum eden ayrı bir karar vermiştir. Yüksek Mahkeme son olarak, sanıkların durumunun af kanunu kapsamına girmediğini teyit etmiş ve sanıkların kötü muamele gördüklerine dair iddiaların araştırılmasına karar vermiştir.
Kötü muamele konusundaki araştırmaya Barselonadaki 13 numaralı soruşturma yargıcı tarafından 1984 yılında başlanmış ve Audiencia Provincial Mahkemesinin 1985te verdiği takipsizlik kararıyla sonuçlanmıştır.
3. Anayasa Mahkemesindeki yargılama
32. Mahkum olan bu üç kişi, Anayasanın 17(3). fıkrasının (gözaltına alma sebepleri hakkında derhal bilgilendirilme ve bir avukat yardımından yararlanma hakkı), 24(2). fıkrasının (adil yargılanma hakkı ve masumluk karinesi) ile 14. maddesinin (bütün İspanyolların hukuk önünde eşitlik hakkı) (bk. yukarıda parag. 30 ve aşağıda parag. 36) ihlal edildiğini iddia ederek, Anayasa Mahkemesine başvurmuşlardır.
Başvurucular, Yüksek Mahkemenin dikkate aldığı unsurlar konusunda şunları ileri sürmüşlerdir:
1. Martinez Vendrellin beyanı, şimdiye tanık ifadesi olarak gösterilmediğinden ve duruşmada da teyid edilmediğinden, sadece bir beyan olarak görülebilir. Eğer bu beyanın, "por reproducida" vasıtasıyla sunulduğu kabul edilecek olursa, bundan hiç de kabul edilemeyecek sonuçlar çıkacaktır; çünkü bu taktirde polis tutanağında belirtilen bütün eylemlerin ve ikrarların da delil olarak kabul edilmesi gerekecektir; çünkü bütün bunlar da soruşturma dosyasında yer almıştır. Her halükarda söz konusu beyanda, sanıkların bu cinayete karıştıklarına dair her hangi bir belirti yoktur.
2. Audiencia Nacional Mahkemesi, 17 Haziran 1980 tarihli kararından naklen, Martinez Vendrellin olayların gerçekten nasıl meydana geldiği bilmediğini belirtmekle yetinmiştir.
3. Barberanın soruşturma yargıcına verdiği ifade bir delil olarak kabul edilemez; çünkü bu ifadeyi avukat yardımı almadan vermiştir; ayrıca Barbera bu ifadede suça katıldığı iddiasını reddetmiştir.
4. Aynı şekilde Messegue de soruşturma yargıcına masum olduğunu söylemiştir.
5. Barbera ile Messeguenin evlerinde bulunan araçların ve bayan arkadaşları tarafından verilen ifadelerin cinayetle hiç bir ilişkisi yoktur. Dahası, evde bulunan araçların yargıca verildiği veya mahkeme tarafından değerlendirildiği dava dosyasından anlaşılamadığı için, gerçek birer delil sayılamazlar; bu durumu bir savunma avukatı duruşmada belirtmiştir; öte yandan bunlara ilişkin belgeler de polis tutanağına eklenmediği veya soruşturma dosyasında yer almadığı için, mahkeme bunları dikkate alamaz.
6. Barbera ile Messeguenin gösterdikleri yerlerde ele geçen silahlar ve patlayıcılar yasadışı yollardan silah ve patlayıcı bulundurma suçuyla ilgili olup cinayetle ilgili değildir.
Özetle, Yüksek Mahkeme tarafından sıralanan faktörlerden hiç biri, asıl suç isnadı olan Bultoya saldırı konusunda masumiyet karinesini çürütememiştir.
Diğer konularda başvurucular, esas itibarıyla Yüksek Mahkemeye sundukları görüşleri tekrarlamışlardır.
33. Anayasa Mahkemesi 20 Nisan 1983 tarihinde bu başvuruyu (recurso de amparo) açıkça temelsiz görerek kabuledilemez bulmuştur. Bu mahkeme masumiyet karinesiyle ilgili olarak şu gerekçeleri göstermiştir:
"Delillerin takdiri meselesi, münhasıran dava yargıçlarının ve mahkemelerinin yetkisine girdiğinden, Anayasa Mahkemesi, sanık aleyhine yeterli delil gösterilmemiş olması durumu dışında, Anayasanın bu hükmünün ihlal edildiği sonucuna varamaz.
Bu davada ise yeterli delil gösterilmiştir; bu deliller, avukatın yardımıyla soruşturma yargıcına verilen ifadeler, yapılan aramalara ilişkin resmi tutanaklar ve ele geçen maddi deliller ile başka bir kararda ortaya çıkan maddi olaylardır. Bu nedenle Anayasa mahkemesi, ceza mahkemelerinin delilleri değerlendirme tarzını denetleyemez."
34. Başvurucular Mart 1984te, Madriddeki Carabanchel Cezaevinden Lerida Cezaevine (Lleida-2) nakl edilmişlerdir. Audiencia Nacional Mahkemesi Eylülde Jabardoyu şartla tahliye etmiştir. Ocak 1987den itibaren de Barbera ve Messegue açık cezaevinde tutulmaktadırlar.
C. Bultonun öldürülmesiyle ilgili davadaki diğer gelişmeler
35. Polis, ilk olarak kovuşturulan bay S ve bayan Tyi (bk. yukarıda parag. 12) bir kez daha gözaltına almış ve bunlar hakkındaki soruşturma, 8 Şubat 1985te yeniden başlamıştır.
Bay S., Barbera ile Messegue ile birlikte Bultonun öldürülmesinden sorumlu görülerek otuz yıl hapis cezasına mahkum edilmiştir. Bay S. bu kararı Yüksek Mahkemede temyiz etmiş, ancak bu mahkeme, gösterilen delillerin, masumiyet karinesini çürütecek kadar yeterli olduğu gerekçesiyle, bu temyizi 28 Kasım 1986da reddetmiştir. Bay S.nin daha sonra Anayasa Mahkemesine yaptığı başvuru, 1 Nisan 1987 tarihinde kabuledilemez bulunmuştur.
Bayan T ise, silahlı çeteye yardım etmekten dört yıl hapis cezasına mahkum olmuştur.
II. Konuyla ilgili iç hukuk
A. İspanya Anayasası
36. İspanya Anayasasının 24. maddesi şöyledir:
1. Herkes, meşru hak ve menfaatlerini kullanırken, yargıçlar ve mahkemeler tarafından etkili biçimde korunma hakkına sahiptir; savunma hakkının kullanılması, hiç bir durumda engellenemez.
2. Herkesin ayrıca, hukuken kurulmuş bir yargı yeri tarafından yargılanma hakkı, avukatla savunma ve avukat yardımından yararlanma hakkı, aleyhindeki isnadlar ile ilgili olarak bilgilendirilme hakkı, yersiz gecikme olmadan aleni bir biçimde yargılanma ve bütün koruyuculardan yararlanma hakkı, savunmasıyla ilgili delilleri kullanma hakkı, kendi aleyhine beyanda bulunmama ve suçluluğunu ikrar etmeme hakkı ve masum sayılma hakkı vardır.
"
37. Anayasa Mahkemesinin bu alandaki içtihadını göz önünde tutan Yüksek Mahkeme, temyiz yargılamasının kapsamını genişletmiştir. Yüksek Mahkeme, bir dava mahkemesinin delilleri değerlendirirken yaptığı bir hatadan (bk. aşağıda parag. 42) veya diğer sebeplerden kaynaklanan kanuna aykırılıklar konusunda, masumluk karinesine dayanılabileceğine hükmetmiştir.
3 Kasım 1982de verdiği bir kararına göre, Yüksek Mahkeme taraf delillerin denetimi, sadece delillerin toplanmış (take) ve sunulmuş (produce) olup olmadığı sorununu kapsar; ceza mahkemesinin kesin ve itiraza konu edilemeyecek delilleri takdir şeklini kapsamaz.
38. Anayasanın 53(2). fıkrasında, bir başvuru yolu (recurso de amparo) yer almakta olup, bu yolla 14 ve 30. maddelerdeki hakların korunması sağlanabilir.
B. Ceza Usul Kanunu
1. Adli soruşturma dosyası
39. Ceza Usul Kanununun Başlangıcına göre adli soruşturma dosyası, "yargılamanın ve kararın köşe taşıdır". Bu dosya, yargılamanın yerine geçmez, yargılamaya bir hazırlıktır.
4 Aralık 1978 tarihli reformla birlikte (Kanun no. 53/1978) ceza yargılamasındaki çelişmelilik (adversarial), ilk soruşturma aşamasında da geçerli olmuştur. Bu durum sanığa, avukatından yardım alarak, kendisiyle ilgili işlemlere müdahale etme imkanı vermektedir (md. 118 ve 302). Sanık bu hakkını kullanabilmek için, bir avukat (advocate/abogado) ve bir müdafi (attorney/procurador) tayin eder.
Soruşturma yargıcı elindeki dosyayı, yetkili savcılığın doğrudan gözetimi altında oluşturur (md. 306). Soruşturma yargıcı, savcı ve diğer tarafların verdikleri delilleri, olayla ilgili gördüğü taktirde dosyaya koyar. Soruşturma yargıcı kendisi de resen delil toplayabilir; ancak bu durumda sadece kanıt değerine sahip olanları dosyaya koyar (md. 315).
İlk soruşturma tamamlandıktan sonra, soruşturma yargıcı dosyayı ilgili mahkemeye gönderir (md. 622(1)); bu mahkeme, savcıyı ve müdahili dinledikten sonra, ilk soruşturmaya son verir (md. 627).
2. Duruşma
40. Duruşmadan önce, savcı ve müdahil, dosyada yer alan cezalandırılabilir fiiller, bu fiillerinin ceza kanunundaki nitelikleri, sanığın sorumluluğunu etkileyebilecek koşullar ile sanığa verilebilecek ceza hakkında, yazılı ve numaralı paragraflar halinde, ara mütalaalarını (interim submission) verirler. Daha sonra savunma tarafı, kendisinin incelemesine sunulan dava dosyasında ortaya konan maddi olayların hukuki nitelendirilmesi konusunda kendi görüşlerini sunar; savunma tarafı, iddia tarafının mütalaasındaki paragraf numaralarına karşılık gelecek şekilde paragraf numaralarıyla, iddiaları kabul veya red ettiğini göstererek yanıt vermek zorundadır; savunma tarafı bu ikinci bölümde, alternatif mütalaalarda bulunur (md. 650, 651 ve 652). İddia tarafı ve savunma tarafı ara mütalaalarını verirken, göstermek istedikleri delilleri belirtiler (md. 656 ve 657); bu deliller raportör yargıç tarafından derinlemesine incelenir ve mahkeme tarafından ya kabul edilir veya reddedilir (md. 658 ve 659).
Duruşma aleni olarak yapılır; aleni yapılmayan duruşma hükümsüzdür (md. 680). Sanık hazır bulunmadıkça, duruşma başlamaz veya devam etmez. Bu nedenle yasada sanığın, eğer gerekirse, duruşmanın yapılacağı şehre nakledilmesine imkan tanınmıştır.
Delillerin toplanması (take evidence), tarafların önerdikleri sıra düzeni içinde gerçekleştirilir. Dava mahkemesi, gerçeğin aydınlatılması için gerekli gördüğü delili resen toplayabilir (md. 729(2)). Bunun dışında, "tarafların kontrolü dışındaki sebeplerle duruşmada ortaya konamayan (produce) delillerle ilgili belgeler, taraflardan birinin talebi üzerine duruşmada okunabilir" (md. 730). Adli soruşturma dosyasının tamamının veya bir kısmının delil olarak gösterilmesi halinde, ilgili taraflar kabul ettiği taktirde, dosyanın tamamı veya belirli bir bölümü okunmadan, okunmuş sayılmasına (por reproducida) dair yerleşik bir uygulama vardır.
Deliller ortaya konulduktan hemen sonra, taraflar ara mütalaalarını nihai hale getirmek üzere, ara mütalaalarının üzerinde yazılı değişikler yapabilirler. Mahkeme başkanı, iddia makamının ve müdahilin temsilcilerini görüşlerini sunmaya davet eder. Bu temsilciler, duruşmada kanıtlandığını düşündükleri olayları, fiillerin ceza kanunu bakımından yerini, sanığın bu fiillerdeki rolünü ve bundan çıkan hukuki sorumluluğunu belirtmek zorundadırlar (md. 734). Mahkeme başkanı bundan hemen sonra, savunma tarafını savunmaya davet eder; savunma tarafının sözlü savunması (pleadings), yazılı nihai mütalaalarıyla (written submission) uyumlu olmak zorundadır (md. 736 ve 737). Mahkeme başkanı son olarak, sanığın savunmasına eklemek istediği bir şey bulunması halinde, mahkemeye hitap etmesi için kendisine söz hakkı verir (md. 739). Bundan sonra, mahkeme başkanı duruşmanın kapandığını bildirir.
3. Karar
41. Yargıçlar, duruşmadan hemen sonra veya en geç ertesi gün, müzakere ederler (md. 149); delilleri incelemesi ve bir karar taslağı hazırlayarak mahkemeye sunması için, bir raportör (magistrado ponente) yargıç görevlendirilir (md. 146-147). Son karar, üç gün içinde yazılır ve imzalanır (md. 203). Mahkeme son kararını oluştururken, duruşma sırasında gösterilen delilleri, iddia ve savunma tarafının mütalaalarını ve sanıkların beyanlarını, vicdani kanaatine göre takdir eder (md. 741).
4. Temyiz
42. Audiencia Nacional Mahkemesinin hükümlerine karşı olağan üst başvuru (ordinary appeal) yolu bulunmamaktadır; sadece kanuna ve usule aykırılık nedeniyle kanuna ve usule ayrılık nedeniyle temyiz (appeal on points of law or procedure) yolu vardır.
Ceza Usul Yasasının 849. maddesine göre, aşağıdaki hallerde kanun ihlal edilmiş sayılır:
(1) aleyhine başvurulan kararda kanıtlandığı beyan edilen maddi olaylar göz önünde tutulduğunda, ceza kanununun bir hükmünün veya ceza kanununa uygun olması gereken aynı türde başka bir hukuk kuralının ihlal edilmesi; veya
(2) delillerin takdir edilmesi sırasında maddi bir hata yapılması ve bu hatanın diğer delillerle çelişmeyen asıl belgelerden açıkça anlaşılması.
Yüksek Mahkeme bu iki halden ikincisinin bulunması halinde, masum sayılma hakkının ileri sürülebileceğine karar vermiştir (bk. yukarıda parag. 37).
43. Usul şartlarına aykırılık şu halleri de içerir:
(a) temyiz edilen hükümde kanıtlanmış sayılan maddi olayların açıkça belirtmemesi veya bu maddi olaylar arasında açık bir çelişki (discrepancy) bulunması veya kanıtlandığı söylenen maddi olaylarla ilgili "kavramların", hukuki nitelikleri gereği, verilecek kararı engellemesi (md. 851(1));
(b) iddia ve savunma taraflarınca ortaya atılan bütün meselelere, karar gerekçesinde karşılık verilmemesi (md. 851(3)); ve
(c) karara katılan yargıçlardan biri süresi içinde, usulüne uygun bir tarzda ve hukuken geçerli bir sebeple reddedildiği halde, bu red talebinin reddedilmiş olması (md. 851(6)).
5. Mahkeme üyeliği ve yargıcı red hakkı
44. Audiencia Nacional Mahkemesi ile Yüksek Mahkeme, hukuk, ceza, idare mahkemeleri olarak belirli yetkilerle çeşitli kısımlardan meydana gelirler. Bunlardan her biri, yargıçların sayısının elvermesi halinde, üç yargıçlı bölümlere ayrılır. Her bölümde her zaman vekalet edecek üyeler bulunur; bir bölümde başkanının yerine bir kısım başkanı veya kıdemli bir yargıç görev yapabilir.
1870 tarihli Mahkemeler Teşkilatı Yasasının (Ley organica del Poder Judicial) 648. maddesi, bir bölümü tamamlamak üzere görevlendirilen yargıcın Ceza Kısmından olmaması halinde, aleni duruşmanın başlamasından en az yirmi dört saat önce, bu yargıcın kimliğinin davanın taraflarına bildirilmesini gerektirmektedir.
Aynı Kanunun aynı maddesi gereğince, duruşmanın başlamasından sonra, normal olarak, yargıç reddinde (challenge) bulunulamaz. Ancak Ceza Usul Kanununun 56. maddesine göre yargılamanın her aşamasında, yargıç reddinde bulunulabilir; fakat daha sonra meydana gelen olaylara dayanmadıkça, sözlü safhanın başlamasından sonra hiç bir koşulda yargıç reddinde bulunulamaz. Bir yargıç, başka sebeplerin yanında, şu hukuki sebeplerle reddedilebilir: davanın taraflarından biriyle kan veya evlilik bağı bulunması; taraflardan birinin kendisi hakkında bir şikayette bulunmuş veya hakkında kovuşturma başlatmış olması veya geçmişte böyle bir durumun yaşanmış olması; yargıcın bizzat kendisini reddeden kişi hakkında şikayette bulunmuş veya şahsi ceza davası açmış olması veya geçmişte böyle bir durum yaşanmış olması; yargıcın kendisini reddeden kişiyle davalı olması; yargıcın taraflardan birinin vasisi veya ona bakmakla yükümlü olması; yargıcın daha önce aynı olayda avukat, hukuk danışmanı, savcı, bilirkişi, tanık veya soruşturma yargıcı olarak yer almış olması; yargıcın davada dolaylı veya dolaysız menfaatinin bulunması; yargıcın taraflardan biriyle yakın bir arkadaş olması veya başka bir şekilde husumet bulunması (md. 54).
C. Terörle ilgili mevzuat
45. 4 Ocak 1977 tarihli ve 3/77 sayılı Kanun Hükmünde Kraliyet Kararnamesiyle, Audiencia Nacional Mahkemesine terör davalarına bakma yetkisi verilmiştir. Aynı tarihte 1/77 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle kurulan bu Mahkeme, Madriddedir. Bu mahkemenin cezai konulardaki yetkisi organize suçları, işle ilgili suçları ve sonuçları birden fazla şehirde meydana gelen fiilleri de kapsar. Bu suçların ilk soruşturması, uzman yargıçlar (jueces centrales de instruccion) tarafından yapılır.
46. Başvurucuların ve Martinez Vendrellin gözaltına alınmaları sırasında yürürlükte bulunan 4 Aralık 1978 tarihli ve 56 sayılı Yasa, silahlı guruplar tarafından işlenen terör eylemleri konusunda genel mevzuatta bulunmayan bir dizi tedbirin alınabilmesine imkan vermektedir. Önce bir yıl süreyle yürürlükte kalması düşünülen bu Yasa, 23 Kasım 1979 tarihli ve 19 sayılı Kanun Hükmünde Kraliyet Kararnamesiyle yürürlük süresi bir yıl uzatılmıştır.
Yasanın 2. maddesi kişilerin yetmiş iki saat yerine, on güne kadar gözaltında tutulmalarına izin vermektedir. Yine aynı maddeye göre kişinin tutuklanmasına karar veren yargısal makam, ilk soruşturmanın (judicial investigation) tamamlanması için gerekli sürece, savunma hakları saklı kalmak koşuluyla, incomminicado (tecrit halinde) tutulmasına karar verebilir. Yasanın 3. maddesinde, aramaya ve telgraf ve telefon iletişimi dahil, haberleşmenin izlenmesi hakkında özel hükümler bulunmaktadır.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
47. Barbera, Messegue ve Jabardo 22 Temmuz 1983 tarihinde Komisyona yaptıkları başvuruda (no. 10588/83 - 10590/83), bağımsız bir yargı yeri tarafından adil olarak yargılanmadıklarından şikayet etmişlerdir. Başvurucular, özellikle işkence altında alınan ifadelerinden başka hiç bir delil bulunmadığı halde mahkum olduklarını iddia etmişler ve Sözleşmenin 6(1) ve (2). fıkralarına dayanmışlardır.
Başvurucular ayrıca gözaltında tutuldukları sırada Sözleşmenin 3. maddesiyle aykırı muamelelere tabi tutulduklarını iddia etmişledir. Başvurucular bu bağlamda, Sözleşmenin 5(1). fıkrasının, 8(1). fıkrasının ve 9(1). fıkrasının ihlal edildiğini de ileri sürmüşlerdir. Başvurucular son olarak, Sözleşmenin 9. maddesiyle birlikte ele alındığında 14. maddesine aykırı olarak ayrımcılık yasağının ihlal mağduru olduklarını, çünkü ilgili mahkemelerin 15 Ekim 1977 tarihli af kanununu uygularken, Katalon milliyetçilerine göre Bask milliyetçilerinin daha fazla lehine davrandıklarını iddia etmişlerdir.
48. Komisyon 14 Mart 1985 tarihinde başvuruların birleştirilmesine karar verdikten sonra, 11 Ekim 1985 tarihinde Sözleşmenin 6(1) ve (2) fıkralarına dayanan şikayetleri kabuledilebilir bulmuş, geri kalan şikayetleri kabuledilemez bulmuştur.
Komisyon 16 Ekim 1986 tarihli raporunda, oybirliğiyle, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiği ve bir çekimser oya karşılık on iki oyla, Barbera ve Messeguenin Sözleşmenin 6(2). fıkrası bakımından yaptıkları şikayeti incelemenin gerekli olmadığı görüşünü açıklamıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
51. Başvurucular Sözleşmenin 6. maddesinin aşağıdaki hükümlerinin ihlal edilmesi nedeniyle mağdur olduklarını iddia etmişlerdir.
"1. Herkes
hakkındaki bir suç isnadının karara bağlanmasında hukuken kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından
adil ve aleni bir biçimde yargılanma hakkına sahiptir
2. Hakkında suç isnadı bulunan bir kimse hukuka göre suçlu olduğu kanıtlanıncaya kadar masum sayılır.
3. Hakkında suç isnadı bulunan bir kimse asgari şu haklara sahiptir:
(a)
(b) savunmasını hazırlamak için yeterli zamana ve kolaylıklara sahip olma;
(c) kendisini bizzat veya seçeceği bir avukat aracılığıyla savunma; avukata ödeme yapabilmek için yeterli imkanı yoksa ve adaletin yararı gerektiriyorsa, ücretsiz hukuki yardım alma;
(d) aleyhine olan tanıkları sorguya çekme ve sorguya çektirme; lehine olan tanıkların aleyhine olan tanıklarla aynı şartlarda hazır bulunmalarını ve sorguya çekilmelerini sağlama;
(e)
"
Hükümet ise her hangi bir ihlal bulunmadığını savunmuştur. Hükümet ayrıca bazı şikayetler bakımından iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmuştur.
Öte yandan Komisyon, başvurucuların iddialarını büyük ölçüde benimsemiştir.
52. Dosyadan anlaşıldığına göre bu davada ortaya çıkan sorunlar, aşağıdaki şekilde üç gurupta toplanabilir:
(a) başvurucuları yargılayan Audiencia Nacional Mahkemesinin tarafsızlığı;
(b) yargılamanın adilliği; ve
(c) masumiyet karinesine uygunluk.
I. Sözleşmenin 6(1). maddesinin ihlali iddiası
A. Audiencia Nacional Mahkemesinin tarafsızlığı
53. Başvurucular Barbera, Messegue ve Jabardo, kendilerine bilgi verilmeden mahkeme heyetinde değişiklik yapılmasının, vekalet eden başkan Perez Lemaurın siyasal görüşlerinden kaynakladığını düşünmüşler, kendisinin duruşma sırasındaki tavrının da, Audiencia Nacional Mahkemesinin tarafsızlığından kuşku doğurduğunu iddia etmişlerdir.
Başvurucular ilk başlarda, Audiencia Nacional Mahkemesinin istisnai bir mahkeme (special court) olduğunu iddia etmişler; ancak bu iddialarını Mahkeme önünde tekrarlamamışlardır. Komisyon, Audiencia Nacional Mahkemesinin olağan mahkeme (ordinary court) olduğunu kabul etmiştir (bk. Komisyon raporu, parag. 94). Mahkeme bu görüşe katılmaktadır.
1. Mahkeme üyelerindeki değişikliğin taraflara bildirilmemesi
54. Mahkeme, yetkili Audiencia Nacional Mahkemesinin 27 Ekim 1981 tarihinde verdiği kararla, duruşmanın 12 Ocak 1982de başlamasını uygun bulduğunu ve heyeti tamamlayacak olan ek üyelerin (bk. yukarıda parag) belirlediğini kaydeder. Bölüm Başkanı la Concha, duruşmanın başlamasından bir gün önce savunma avukatlarıyla bir hazırlık toplantısı yapmış, fakat ertesi sabah ailevi sebeplerle Madridden ayrılmak zorunda kalmıştır. Onun yerine yargıç Perez Lemaur geçmiştir. Avukatlar bu durum hakkında uyarılmamışlar, ancak onlar da duruşmada bu konuda bir itirazda bulunmamışlardır (bk. yukarıda parag. 24-25).
(a) İlk itirazlar
55. Hükümet, bu mesele hakkında iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmuştur.
Hükümet, Komisyon önündeki yargılama sırasında, üye değişikliğinin yürürlükteki mevzuata ve uygulamaya göre yapıldığını ve savunma tarafının buna muhalefet etmediğini; bu değişiklik hukuka uygun olduğundan, savunma tarafının hangi hukuki temele dayanarak bu konuda muhalefette edilebileceğini söylemediğini belirtmiştir. Komisyon ise kabuledilebilirlik kararında, Hükümetin bu konuda belirli bir hukuk yolunun varlığından söz etmediğini kaydetmiştir.
Öte yandan Hükümet, Mahkeme önündeki yargılama sırasında, başvurucuların 1870 tarihli Mahkemeler Teşkilatı Yasasının 648. maddesinde öngörüldüğü şekilde yargıçların kimliklerinin kendilerine bildirilmemesine ilişkin muhalefetlerini (bk. yukarıda parag. 44) duruşma tutanağına geçirilmesini sağlayabileceklerini, emredici hukuk kuralına uyulmadığı gerekçesiyle daha sonraki işlemlerin iptali için Yüksek Mahkemeye başvurabileceklerini, son olarak gerektiği taktirde, Anayasanın 24. maddesindeki savunma haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine şikayette bulunabileceklerini belirtmiştir.
56. Mahkeme önündeki dosyadan, Hükümetin daha önce Komisyon önünde, söz konusu 648. maddenin bu olayda uygulanamaz olduğunu söylemenin yanında, aynı maddeye başka bir yerde dayandığı anlaşılamamaktadır. Ne var ki, ima ettiği hukuk yollarını yeterli açıklıkta göstermek ve bu hukuk yollarının mevcudiyetini kanıtlamak, Hükümete düşen bir görevdir; bu alanda davalı Devletlerin argümanlarındaki kusurları veya belirsizliği gidermek, Sözleşme organlarına düşmez (bk. en yakın tarihli karar olarak, 18.12.1986 tarihli Bozano kararı, parag. 46). Bu nedenle ilk itiraz konusunda, Hükümetin itiraz hakkının düşmektedir (estoppel).
Ayrıca Hükümet, bu itirazı ilk kez 1 Aralık 1987 tarihli duruşmada ileri sürmüştür. Ancak Mahkeme İçtüzüğünün 47. maddesi, Hükümetlerin yazılı mütalaalarını vermeleri için tespit edilen sürenin dolmasından önce bu itirazı yapmış olmalarını gerektirmektedir. Bu nedenle bu ilk itiraz, süresi dışında yapıldığı için de reddedilmelidir (bk. 24.03.1988 tarihli Olsson kararı, parag. 56).
(b) Şikayetin esası
57. Mahkemeye göre, Audiencia Nacional Mahkemesi üyelerindeki tartışma konusu deşiklikle ilgili şartlar, bu mahkemenin tarafsızlığı hakkında tereddüt uyandıracak kadar ileri görünmemektedir. Öte yandan bu değişiklik, yargılamanın ve özellikle 12 Ocak 1982 tarihli duruşmanın (bk. yukarıda parag. 71-72) adilliği üzerindeki muhtemel sonuçları bakımından dikkate alınmalıdır.
2. Vekalet eden başkanla ilgili şikayetlerin kabuledilebilirliği
58. Hükümet, Perez Lemaur ile ilgili şikayetler hakkında önce, başvurucuların avukatlarının vekalet eden başkanı reddetmediklerini, oysa reddetmiş olsalardı, bu taleplerinin reddi halinde, usul şartlarına uyulmadığı gerekçesiyle temyiz kararı temyiz edebileceklerini (bk. yukarıda parag. 43, Ceza Usul Kanunu md. 851(6); ikinci olarak, Anayasa Mahkemesine, Audiencia Nacional Mahkemesinin tarafgir olduğuna dair şikayette (Anayasa, md. 24(1)) bulunmadıklarını belirtmiştir.
Bu konuyla ilgili olarak itiraz hakkının düşmesi veya süre aşımı yoktur; çünkü Hükümet bu itirazı özü itibarıyla, Komisyon önünde kabuledilebilirlik aşamasında ileri sürmüş (bk. diğerleri arasında yukarıda geçen 18.12.1986 tarihli Bozano kararı, parag. 44) ve Mahkemeye verdiği yazılı görüşünde de bu itirazını sürdürmüştür (Mahkeme (Eski) İçtüzüğü md. 47(1)).
59. Mahkeme, vekalet eden başkanın daha önce, yargılamanın Barselonada yapılması talebinin reddedildiği 18 Aralık 1981 tarihli kararda yer aldığını kaydeder. O halde savunma avukatları, kendisini bu bağlamda reddedebilirlerdi.
Ancak savunma avukatları, bu aşamada tabi ki, Perez Lemaurun daha sonra müvekkillerini yargılamak üzere görevlendirileceğini bilemezlerdi. Duruşmadan bir gün önce mahkeme bölümünün ismen başkanı bulunan de la Concha ile bir toplantı yaptıktan (bk. yukarıda parag. 24) sonra, böyle bir değişikliğin meydana gelebileceğini tahmin etmeleri için hiç bir sebep de yoktu. Bununla birlikte savunma avukatları, de la Conchanın ertesi sabah duruşmada bulunmadığını gördükleri zaman, yeni başkan bakımından her hangi bir rahatsızlık göstermedikleri de bir gerçektir.
Tabi ki, İspanya hukukuna göre bir yargıç, diğer sebeplerin yanında, yargıcın kişiliği veya taraflarla ilişkisi gibi, sadece kanunda belirtilen belirli sebeplerle reddedilebilir; ayrıca, bir kez yargılama başladı mı, bir yargıç ancak daha sonra meydana gelen olaylar nedeniyle reddedilebilir (bk. yukarıda parag. 44). Ne var ki savunma avukatları, vekalet edecek başkanın adını veya kişiliğini önceden bilmediklerinden, yargıcı reddetmek için apriori olarak her hangi bir hukuki sebep gösteremezlerdi. Bununla birlikte savunma avukatları, duruşma başladıktan sonra, Perez Lemaurın kravatında ve kol düğmelerinde Frankocu simgeler gördüklerini iddia etmişlerdir; iddiaya göre kendisi sanıklara ve bazı tanıklara da husumet göstermiştir. Ancak savunma avukatları, yargıcın ne gibi bir husumet gösterdiğini belirtmemişlerdir. Eğer böyle bir tavır gösterilmiş ise, başvurucuların en azından açık husumet gerekçesiyle bir muhalefet etmiş olmaları gerekirdi (bk. yukarıda parag. 44); oysa duruşma sırasında böyle bir muhalefette bulunulmamıştır.
O halde bu konuda başvurucular, iç hukuk yolları tüketmemişlerdir.
B. Adil yargılama hakkı
60. Başvuruculara göre, dava mahkemesi başkanlığındaki bu değişiklik tesadüfi bir olay değildir; bu olay, yargılamanın yapılış şekliyle yakından bağlantılı olup, özellikle sanıkların Madride nakil şartları, duruşma sırasında alınan güvenlik tedbirleri, yargılamanın şaşırtıcı bir biçimde süratle yapılması ve savcının pasif tavrı ile birlikte dikkate alınmalıdır. Başvurucuların iddiasına göre bütün bunlar, bu mahkemenin, başvurucuların suçluluğuna daha önce kanaat getirdiği ve 12 Ocak 1982 tarihli duruşmayı sadece bir formalite olarak gördüğü sonucuna varmayı haklı kılan etmenlerdir. Yine başvurucuların dediğine göre, bu durumda dava mahkemesi, sadece polis tarafından alınmış ikrarlara dayanarak bir görüş oluşturabilirdi; çünkü soruşturma yargıcı olayları aydınlığa kavuşturmak için her hangi bir girişimde bulunmamıştı. Başvurucular ayrıca, delillerin mahkemeye sunuluş biçimini de eleştirerek, çelişmeli yargılama ile silahlarda eşitlik ilkelerine uygun davranılmadığını iddia etmişlerdir. Başvurucular, başka şeylerin yanında, Martinez Vendrelli sorgulayamamış olmaktan da şikayet etmişlerdir.
Başvuruculardan Barbera ve Jabardo bunlara ek olarak, soruşturma yargıcının ilk kez önüne çıkarıldıkları sırada, bir avukatın hukuki yardımından yararlanamadıklarını da söylemişlerdir.
61. İspanyanın Sözleşmenin 25. maddesindeki bireysel başvuru hakkını tanıma beyanı 1 Temmuz 1981de başlamıştır. Bu beyanın metni, Mahkemenin 1 Temmuz 1981 tarihinden önceki aşamayı incelemesine imkan vermemekle birlikte, yargılamanın adilliğini değerlendirebilmek için, yargılamanın bütününe bakmasını da engellememektedir (bk. özellikle ve ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 25.06.1987 tarihli Milasi kararı, parag. 31).
1. Hükümetin ilk itirazı
62. Hükümet, bazı noktalardan iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia ederek, çeşitli şikayetler bakımından ilk itirazda bulunmuştur.
63. Hükümet ilk önce, başvurucuların gece vakti Madride nakledilmeleri konusunda, fiziksel ve moral şartlar kendilerinin savunma yapmalarını zayıflatmış ise, Ceza Usul Kanununun 746(5). fıkrasına göre, duruşmanın ertelenmesini istemiş olmaları gerektiğini ileri sürmüştür. Mahkeme önündeki yargılama sırasında Hükümet ayrıca, başvurucuların aynı yasanın 754 ve 393. maddelerine dayanmış olmaları gerektiğini belirtmiştir.
Komisyon, başvurucuların Barselonadan Madride nakledilme şartları ve sonuçlarıyla ilgili iddialarını da içeren maddi olayların bir özetini Hükümete gönderdiği halde, Hükümet Komisyona bu üç maddenin her hangi birinden söz etmemiştir. O halde bu konuda, Hükümetin itiraz hakkı düşmüştür (estoppel).
Ceza Usul Kanununun 745 ve 393. maddeleri bakımından söz konusu itiraz, Mahkeme İçtüzüğünün 47. maddesi nedeniyle de geçersizdir; çünkü Hükümet bu itirazını, sadece duruşmada ileri sürmüştür.
Bunun yanında Kanunun 746(5). fıkrasının bu şikayete karşı bir hukuk yolu sağladığını söylemek zordur; bu fıkra, sanıkların hasta olması nedeniyle duruşmanın ertelenmesine imkan vermekle birlikte, duruşmanın başlamasından sadece bir kaç saat önce uzun bir yolculuğun neden olduğu bitkinlik durumunda da bu hükmün uygulanabileceği anlaşılamamaktadır. Başkan de la Concha ile 11 Ocak 1982de yapılan toplantıda bulunan avukatlardan birine göre, aslında savunma tarafı, sanıkların hala o sırada Barselonada bulunması nedeniyle duruşmanın ertelenmesini talep etmişlerdir (bk. yukarıda parag. 24).
64. Yargılamanın kısalığıyla ilgili başvurucuların şikayetleri hakkında Hükümet, başvurucuların Yüksek Mahkemeye yaptıkları temyizde, Ceza Usul Kanununun 850(1), (3) ve (4) fıkralarına dayanmadıkları itirazında bulunmuştur. Ancak Mahkeme, bu fıkraların, maddi olayların ortaya çıkarılması için ihtiyaç duyulan usule ilişkin karar talebinin reddedilmesi, tanığa soru sorulmasına izin verilmemesi veya tanığın ilgili sorulara cevap vermesinin reddedilmemesi gibi, bu davada meydana gelmeyen olaylarla ilgili olduğunu kaydeder.
Hükümet ayrıca, Komisyon ve yine Mahkeme önünde, sanık avukatlarının müvekkillerine yönelik sözde aşağılayıcı muamele hakkında ve yargılamadaki her hangi bir düzensizlik konusunda şeklen itirazda bulunmuş olmaları gerektiğini savunmuştur. Ne var ki Hükümet, böyle bir itiraz için ne tür yasal dayanak bulunduğunu söylememiştir. Bu nedenle Hükümet, başvurucuların tüketmemiş oldukları hukuk yollarının varlığını yeterli açıklıkta belirtmemiştir (bk. diğerler arasında, yukarıda geçen 18.12.1986 tarihli Bozano kararı, parag. 56).
65. Başvurucuların, delillerin toplanmasıyla ilgili şikayetleri konusunda Mahkeme, Komisyonun 11 Ekim 1985 tarihli kabuledilebilirlik kararındaki görüşe katılmaktadır. Başvurucular bu şikayetlerini özü itibariyle ulusal mahkemeler önünde ileri sürmüşlerdir; başvurucular özellikle Sözleşmenin 6. maddesine karşılık gelen İspanya Anayasasının 24. maddesine dayanmışlardır (bk. yukarıda parag. 30, 32 ve 36).
66. O halde, Hükümetin ilk itirazlarından her biri reddedilmelidir.
2. Şikayetlerin esası
67. Başvurucular, Sözleşmenin 6(2). fıkrası ve (3) fıkrasının (d) bendiyle bağlantılı olarak ele alınan 6(1). fıkrasının açıkça ihlal edilmiş olmasından dolayı mağdur olduklarını iddia etmişlerdir.
Mahkeme, Sözleşmenin 6(2). fıkrasında ve (3) fıkrasının (d) bendinde yer alan güvencelerin, 6(1). fıkrasındaki adil yargılanma hakkının özel yönleri olduklarını hatırlatır (bk. diğerleri arasında, 24.11.1986 tarihli Unterpertinger kararı, parag. 29). Bu nedenle Mahkeme, olayları Sözleşmenin 6(1). fıkrası bakımından incelerken, o hükümleri de göz önünde tutmak durumundadır.
68. Önlerindeki delilleri takdir etmekte olduğu gibi, sanığın göstermek istediği delilin olayla ilgilisini tespit etmek de, kural olarak ulusal mahkemelerin ve özellikle birinci derece mahkemelerin işidir (bk. aynı karar, parag. 33/2 sonu). Bununla birlikte Mahkeme, Komisyonun görüşüne katılarak, iddia ve savunma delillerinin ortaya konulması da dahil, bir bütün olarak yargılamanın adil olup olmadığını belirlemek durumdadır. Bu amaçla Mahkeme, önündeki şikayetin çeşitli yönlerini sırasıyla inceleyecektir (bk. yukarıda parag. 60).
(a) Sanıkların Madride nakli
69. Başvurucular 11 Ocak 1982 tarihinde, yani Audiencia Nacional Mahkemesindeki duruşmadan bir gün öncesine kadar, hala Barselona Cezaevinde bulunuyorlardı. 11 Ocak akşamına kadar Madride gitmek üzere yola çıkarılmamışlardı. Duruşmanın sabah 10:00da başlayacağı bilinmesine rağmen, başvurucular cezaevi arabasında 600 kilometre yolculuktan sonra ertesi sabah erken saatlerde Mardride varmışlardır (bk. yukarıda parag. 24).
Hükümet, başvurucuların Chirstmas tatili sırasında aileleri ve arkadaşlarıyla birlikte Barselonada kalmak istemiş olmalarını ileri sürmüştür; ancak bu istek, naklin bu kadar geç yapılmasını haklı kılmaz; çünkü Christmas kutlamaları İspanyada 6 Ocakta sona ermiştir.
70. Böylece Barbera, Messegue ve Jabardo hakkındaki suçlamanın ve alabilecekleri cezanın ağırlığına bakıldığında, kendileri için hayati öneme sahip bir duruşmaya, fiziksel ve zihinsel olarak dirençleri hayli düşük bir durumda girmek zorunda kalmışlardır.
Başlı başına sıkıntı verici bu olay, hiç kuşkusuz savunma yapma imkanı bulabilmiş avukatlarının yardımına rağmen, kendilerini savunmak ve özellikle duruşmanın hemen başlangıcında yapılan sorguyu göğüslemek ve avukatlarına gerektiği şekilde danışabilmek için enerjiye ihtiyaç duydukları en hayati aşamada, başvurucuların durumunu zayıflatmıştır.
(b) Başkanın ve bir diğer yargıcın yerine yeni yargıçların geçmesi
71. Duruşma günü, Audiencia Nacional Mahkemesi Ceza Kısmı birinci bölüm başkanı de la Concha, kayınbiraderinin hastalığı nedeniyle Madridden ayrılmak zorunda kalmış; 27 Ekim 1981 tarihli kararda adı geçen bir diğer yargıç Infante, artık mahkemenin bu bölümünün üyesi olmadığı için, bu bölümde yer almamıştır. Bu yargıçların yerine, üçüncü bölümün başkanı Perez Lemaur ve birinci bölüm üyesi Bermudez de la Fuente geçmiştir (bk. yukarıda parag. 24).
72. Bu değişlikten, özellikle başkanın değişmesinden, ne başvurucular ne de avukatları haberdar edilmiştir (bk. yukarıda parag. 24). Başkan Perez Lemaur, diğer yargıçlar Barnuevo ve de la Fuente ile birlikte, 18 Aralık 1981de, tamamen usuli nitelikte bir karara katılmışlardır (bk. yukarıda parag. 23); ancak savunma avukatları, bir gün önce başkan de la Concha ile yaptıkları hazırlık toplantısını (bk. yukarıda parag. 29 ve 34) akılda tutarak, Perez Lemaurın dava mahkemesinde yer alacağı sonucunu çıkaramazlardı. Böylece tamamen bir sürprizle karşılaşmışlardır. Başvurucular yeni başkanın, soruşturma dosyası 1600 sayfaya yaklaşan hiç kuşkusuz karmaşık bu davayı bilmediğinden haklı olarak kaygı duymuşladır. Bu durum, yargılama boyucunca konumunu sürdüren raportör yargıç Barnuevo için de geçerlidir (bk. yukarıda parag. 23 ve 41); Perez Lemaur, 11 Ocak 1982 tarihli hazırlık toplantısında yer almamıştır; aslında yargılamaya, bütün delillerin dinlenmediği bir duruşmayla devam edilmiştir; müzakerelerin duruşmadan hemen sonra, en geç ertesi gün yapılmış olması gerekirdi (bk. yukarıda parag. 41); Audiencia Nacional Mahkemesinin kararını üç gün içinde vermesi gerekirdi; gerçekten de vermiştir (bk. yukarıda parag. 25, 29 ve 41).
(c) 12 Ocak 1982 tarihli duruşma ve delillerin ortaya konması
73. Beş sanığın hazır bulunduğu duruşma, 12 Ocak 1982 sabahı başlamış ve aynı günün akşamı sona ermiştir. Komisyon, davanın karmaşıklığına, olayların meydana gelmesinden bu yana uzun bir zaman geçmiş olmasına ve sanıkların masum olduklarını söylemelerine rağmen, duruşmanın bu denli kısa sürmesini şaşkınlıkla karşılamıştır.
Başvurucular, savcının duruşmada pasif bir tutum aldığını vurgulamışlardır.
Hükümete göre bir duruşma süresinin uzunluğu, davanın niteliği ve şartları ile tarafların tutumuna bağlıdır. Hükümete göre bu davadaki duruşmanın uzunluğunu, delillerin ortaya konulması ile iddia ve savunmaların dinlenmesi için geçen süre belirlemiştir. Bütün bu sürecin sadece bir gün sürmesinin iki sebebi vardır. Bunlardan birincisi duruşmanın, bir davada ilk soruşturma ve ara mütalaa gibi, iki aşamadan sonra gelen, son aşama olmasıdır. İkincisi, iddia ve savunma taraflarının, "por reproducida" usulünün uygulanmasını kabul etmeleri nedeniyle, 1,600 sayfalık ilk soruşturma dosyasının duruşmada okunmadan, delil olarak kabul edilmesi konusunda anlaşmış olmalarıdır.
74. Mahkeme, bu görüşlerden kalkarak, bu olayda yargılamanın süresi ile daha önemli bir sorun olan duruşmada delillerin ortaya konulması arasında doğrudan bir bağ bulunduğu sonucuna varmaktadır. Buna göre Mahkeme, bunları birlikte ele alacaktır.
75. Öncelikle kaydedilmelidir ki, İspanyol mevzuatına göre delil gösterilmesi ve sunulması (offer and present evidence), belirli bir ölçüde tarafların inisiyatifine bırakılmıştır; ancak bu durum, dava mahkemesini, Sözleşmenin 6. maddedeki şartlara uyulmasını sağlama görevinden muaf tutmamaktadır (bk. diğerleri arasında ve ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 09.04.1984 tarihli Goddi kararı, parag. 31). Gerçekten de Ceza Usul Kanununun 315. maddesi ile 729(2). fıkrası, soruşturma yargıcına ve dava mahkemesine, gerçeğin ortaya çıkarılmasına yardımcı olacaklarını düşündükleri delilleri resen toplama yetkisi vermektedir (bk. yukarıda parag. 39-40).
76. Ceza davalarında delillerin sunulması ve ortaya konulması meselesine, Sözleşmenin 6(2) ve (3). fıkralarının ışığında bakılmalıdır (bk. yukarıda parag. 67).
77. Sözleşmenin 6(2). fıkrası, masum sayılma ilkesine yer vermektedir. Bu fıkra, başka şeylerle birlikte, mahkeme üyelerinin, sanığın isnad edilen suçu işlediği şeklinde bir peşin hükümle (preconceived idea) işe başlamamalarını gerektirir; ispat külfeti iddia makamına aittir ve her türlü şüpheden sanık yararlanır. Buradan çıkan sonuca göre, sanığın iddiaya göre savunmasını hazırlayabilmesi ve sunabilmesi için, aleyhinde kullanılacak olaydan kendisini bilgilendirmek ve kendisini mahkum ettirmek için yeterli delil göstermek, iddia tarafına düşer.
Hükümete göre, tarafların ara mütalaalarını sundukları ve dayanmak istedikleri delilleri gösterdikleri yargılamadaki ara aşamasının (bk. yukarıda 40) amacı, işte budur. Savcı, bu davadaki ara mütalaasında, olayları kendine göre anlatmış ve hukuki nitelendirmesini yapmıştır. Savcı ayrıca, tamamı sanıkları ilgilendirmeyen 1,600 sayfalık soruşturma dosyası da dahil, kabul edilmesini istediği delillerin bir listesini vermiştir; ancak savcı, sanıklarla ilgili olayları hangi delillere dayandırdığını özel olarak ayrıntılı bir biçimde belirtmemiş (bk. yukarıda parag. 22), bu durum, savunmanın işini daha da zorlaştırmıştır.
78. Sözleşmenin 6(3). fıkrasıyla birlikte ele alınan 1. fıkrası, Sözleşmeci Devletlerin, özellikle sanığın kendisi hakkındaki suçlamanın niteliği ve sebepleri hakkında derhal bilgilendirme, sanığa savunmasını hazırlamak için yeterli zaman ve kolaylıklar verme, kendini bizzat veya hukuki yardımla savunabilmesinin sağlama ve sanığın aleyhine olan tanıkları sorguya çekmesi veya çektirmesi ve lehine olan tanıkların aleyhine olan tanıklarla aynı koşullarda hazır bulunmalarını ve sorguya çekilmelerini sağlama imkanı verme gibi, pozitif tedbirler almasını gerektirir. Sözü edilen son hak, iddia makamı ile savunmaya sadece eşit muamele yapılmasını içermez (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 06.05.1985 tarihli Bönisch kararı, parag. 32); ama ayrıca tanıkların kural olarak çelişmeli bir biçimde dinlenmesi anlamına da gelir.
Ayrıca Sözleşmenin 6. maddesinin amacı ile bu maddenin 3. fıkrasının bazı bendlerinin ifade tarzı, hakkında bir suç isnadı bulunan bir kimsenin, "yargılamada yer alma" ve "kendisi mahkemede hazır bulunduğu sırada davanın dinlenmesine" hakkı (bk. 12.02.1985 tarihli Colozza kararı, parag. 27 ve 32) bulunduğunu göstermektedir. Buradan, Komisyon gibi Mahkeme de, iddialara karşı çıkılabilmesi (adversarial argument) maksadıyla, kural olarak bütün delillerin, aleni bir duruşmada sanığın huzurunda ortaya konulmaları gerektiği sonucunu çıkarsamaktadır. Mahkeme, mevcut davada böyle yapılıp yapılmadığını tespit edecektir.
(i) Sanıkların sorgulanması
79. 12 Ocak 1982 tarihli duruşma, başvurucuların sorgusuyla başlamıştır. Başvurucular savcının, müdahilin ve savunma avukatlarının sorularına karşılık, Bultonun öldürülmesi olayında yer aldıkları iddialarını reddetmişlerdir. Başvurucular bu iddiaları reddetmekle, poliste işkence altında verdiklerini söyledikleri ikrarlar (bk. yukarıda parag. 25) dahil, aleyhteki bütün delillere itiraz etmiş olmaktadırlar.
(ii) Tanıkların sorgulanması
80. İddia tarafınca çağrılan üç görgü tanığından sadece biri, yani Bultonun eniştesi duruşmaya gelerek ifade vermiş, fakat başvurucuları tanımamıştır. Ancak savcı gelmeyen diğer iki tanığın poliste verdikleri ifadelerin de dikkate alınmasını istemiştir (bk. yukarıda parag. 26). Bunların ifadeleri sanıklara suç atfetmediği için, savunma tarafı buna itiraz etmemiştir.
Savunma tarafınca on tanığın çağrılmasındaki amaç, sanıkların kötü muamele gördüklerini kanıtlamak suretiyle polisin aldığı ikrarların kabuledilemez olduğuna karar verilmesini ve Barbera, Messegue ve Jabardonun iyi birer yurttaş olduklarına dair ifade vermelerini sağlamaktır (bk. yukarıda parag. 27).
Tanıklar, Sözleşmenin 6(3)(d) bendi ile bağlantılı olarak ele alınan 1. fıkranın gereklerine uygun şartlarda dinlenmişlerdir; çünkü tanıklar, aleni bir duruşmada çelişmeli usul gereğince (bk. yukarıda parag. 78) sorgulanmışlardır.
(iii) Yazılı deliller
81. Savcı ve müdahiller ile savunma tarafı verdikleri geçici mütalaalarında, soruşturma dosyasındaki bazı belgelerin sırayla duruşmada okunmasını istemişlerdir. Barbera ve Messegue ayrıca, Martinez Vendrellin, kendilerinin cinayete karıştıklarını ima eden polisteki ilk ifadesini daha sonra geri alan veya değiştiren sonraki ifadesinin (bk. yukarıda parag. 15 ve 17) duruşmada okunması istemişlerdir.
Ne var ki taraflar duruşma sırasında, dosyanın okunmasından vazgeçilmesi konusunda anlaşmışlardır. "Por reproducida" usulü uygulanması, delillerin çoğunun, aleni bir incelemeye sunulmadan kabul edilmesi sonucunu doğurmuştur.
82. Hükümet, başvurucuların avukatlarının, soruşturma dosyasındaki bazı belgelerin ve hatta dosyanın tamamının duruşmada okunmasını (bk. yukarıda parag. 40) istemelerini engelleyen bir şey bulunmadığını söylemiştir. İstemedikleri için, bu haklarından feragat etmişlerdir.
Mahkemenin yerleşik içtihadına göre, Sözleşme tarafından güvence altına alınıp da feragatine izin verilmiş olan bir hakkın kullanılmasından feragatin varlığı, hiç kuşkuya yer bırakmayacak (sarih - enquivocal) bir tarzda ortaya konulmalıdır (bk. diğerleri arasında, yukarıda geçen 12.02.1985 tarihli Colozza kararı, parag. 28). "Por reproducida" usulünün kullanılması, dosyanın içindekilerin duruşmada okunmasının gerekmediğinin savunma tarafından kabul edildiğini göstermekle birlikte, iddia makamının dosyanın içeriğine ve özellikle bazı tanıkların ifadelerine dayanması halinde savunma tarafının dosyanın içindekilere itiraz etmeyeceği sonucu çıkarsanamaz; daha sonra savunma makamı tarafından Yüksek Mahkeme ve Anayasa mahkemesi önünde bunlara dayanılmış olması, bunu teyid etmektedir (bk. yukarıda parag. 30 ve 32).
83. İlk soruşturma dosyasındaki bütün belgeler, por reproducida usulü aracılığıyla dava dosyasına girmiştir. Ancak Mahkeme, başvurucular aleyhindeki yargılamayla ilgili iz ve emarelerin (evidential elements), adil bir yargılamayı güvence altına alabilecek şekilde elde edilmiş olup olmadıklarını belirlemek üzere, bu iz ve emarelere bakmak zorundadır.
84. Hükümetin de işaret ettiği gibi, İspanyada ceza yargılamasının çelişmelilik (adverserial) niteliği, ilk soruşturma aşamasında da geçerlidir; çünkü Ceza Usul Kanunu sanığa, özellikle lehine ve aleyhine olan deliller konusunda kendisini etkileyen işlemlere veya soruşturma yargıcı tarafından alınan tedbirlere, avukatın yardımıyla müdahale etme imkanı vermektedir (bk. yukarıda parag. 39).
Ne var ki Mahkeme, bu mevcut davanın ilk soruşturmasının, başvurucuların gözaltına alındığı 13 Ekim 1980 tarihinden epey bir süre önce başlamış olduğunu kaydeder. Bu nedenle, başvurucuların bu tarihten önce ilk soruşturmada her hangi bir rol oynamadıkları açıktır. Barbera, ilk soruşturmada yer alabilmek için, 22 Aralık 1980de Barselonadan bir avukat (advocate) ve bir hukuk danışmanı (attorney) tayin etmiştir; fakat Madriddeki yetkili yargıç, başvurucular hakkında suç isnadında bulunup 16 Şubat 1981 tarihinde soruşturmayı kapatmasından yaklaşık bir ay öncesine, yani 20 Ocak 1981 tarihine kadar, bu talebi kayda geçmemiştir. Messegue ve Jabardo ise, soruşturmanın tamamlanmasından ancak beş gün sonra avukat tutabilmişlerdir (bk. yukarıda parag. 21 ve 22). Başvurucular, 22 Ocak 1981de Barselonada ifade vermekten (bk. yukarıda parag. 21) başka, ilk soruşturmanın hiç bir aşamasına müdahalede bulunamamışlardır. Ayrıca, ilk soruşturmanın tamamlanmasına kısa bir süre kalmış olması, olayın doğru bir biçimde anlaşılabilmesi için delil sunmalarını fiilen engellemiştir. Bu dönemde savcı da her hangi bir delil sunmamıştır.
Ayrıca, sanıklar ve avukatları, öldürme olayının meydana geldiği ve tanıkların yaşadığı Barselonada oldukları halde, Madriddeki soruşturma yargıcı ilk soruşturma görevini yürütmüştür. Bu durum, hem tanıklar ve hem de yargıç bakımından gerçekten de pratik sorunların çıkmasına neden olmuştur. Özellikle, hemen her türlü usul işleminin, Barselonadan talimat yazılarıyla (letters rogatory) yürütülmesi gerektirmiştir (bk. yukarıda parag. 11, 15, 20, 21).
Böylece, son soruşturma aşamasında ortaya çıkan kusurlar, ilk soruşturma aşamasında, usul koruyucuları tarafından önlenememiştir.
85. Kronolojik sıraya göre dosyadaki ilk delil, başvurucuları suçlandıran (incriminate) ilk kişi olan ve Komisyon temsilcisi tarafından başlıca dolaylı tanık olarak söz edilen, Martinez Vendrellin ifadeleridir (bk. yukarıda parag. 14). Savunma tarafının çelişmeli yargılama esasına göre sorgulayabilecekleri Vendrellin 12 Ocak 1982li duruşmada hazır bulunmasının sağlanamamış olması, sıkıntı yaratmış gibi görülebilir. Ne var ki bu durumdan davalı Hükümet sorumlu tutulamaz; çünkü Yüksek Mahkeme Vendrell hakkındaki mahkumiyeti 10 Nisan 1981de onadıktan sonra, 24 Nisanda çıkarılan yakalama müzekkeresi üzerine polis tarafından aranmaya başlanmış, ancak bulunamamıştır (bk. yukarıda parag. 18).
Buna göre, Audiencia Nacional Mahkemesinin önünde Martinez Vendrellin sadece ifade tutanakları vardır. Vendrellin ilk ifadesi, başvurucuların Bultonun öldürülmesi olayının içinde doğrudan yer aldıklarını ima etmektedir (imply) (bk. yukarıda parag); ancak Hükümetin de kabul ettiği gibi bu ifade, İspanyol hukukuna göre kabuledilebilir bir delil değildir; çünkü bu ifade polis tarafından, en ufak bir anayasal koruyucunun bulunmadığı on günlük gözaltı süresi içinde alınmıştır. Ama her nasılsa, bu ifade dosyaya girmiştir. Aslında bu ifade, ikinci ifadenin de temelini oluşturmuştur; Martinez Vendrell, Barselonadaki bir soruşturma yargıcı tarafından dosyaya konan bu ikinci ifadesini (bk. yukarıda parag. 15), avukatının yanında vermiş olup, önceki ikrarlarının bir kısmını geri almıştır. Barbera ve Messegue hakkında suç isnadı ancak, bu ifadelerin Madriddeki soruşturma yargıcına gönderilmesinden sonra, 16 Mart 1979 tarihinde yapılabilmiştir (bk. yukarıda parag. 16). Bu tarihten önce başvurucuların, Martinez Vendrell hakkındaki davaya müdahalede bulunma sıfatları yoktu; o halde Vendrelli sorgulayamazlar veya sorgulatamazlardı; aynı şey, daha sonra başvurucuların yargılanması sırasında da geçerlidir; çünkü Vendrell daha sonra bulunamamıştır (bk. yukarıda parag. 17).
86. Yüksek Mahkemenin 27 Aralık 1982 tarihli kararında da kaydedildiği gibi (bk. yukarıda parag. 31), 17 Haziran 1980de serbest bırakılan Martinez Vendrellin tanıklığı, hayati bir önem taşıyacaktı. Mahkemenin gözlemine göre, merkezdeki soruşturma yargıcı, başvurucuların 14 Ekim 1980 tarihinde gözaltına alınmalarından sonra Martinez Vendrelli, sadece başvurucuları tanıdığını teyit etmesi için değil, ama aynı zamanda daha önce verdiği ifadeleri başvurucularınki ile karşılaştırmak ve kendisini başvurucularla yüzleştirmek için dinleme girişiminde dahi bulunmamıştır. Tabi ki başvurucular da kendilerine, Vendrelli sorgulama fırsatı verilmesini isteyebilirlerdi; ancak istememiş olmaları, yukarıda 84. paragrafta sözü edilen özel şartlara bakılacak olursa, yargıcın bu tutumunu aklamaz. Sonuçta başvurucular, Yüksek Mahkemenin 27 Aralık 1982 tarihli kararında da (bk. yukarıda parag. 31) açıkça görüldüğü gibi, tanıklığı hayati öneme sahip olduğu halde, kendilerinin yokluğunda ifadesi alınmış olan ve ifadesi duruşmada okunmuş kabul edilen kişiyi, hiç bir zaman sorgulama imkanı bulamamışlardır (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, yukarıda geçen 24.11.1986 tarihli Unterpertinger kararı, parag. 31); çünkü, kendi delillerini hazırlayabilmesi için dosyanın savunma tarafına gönderildiği 27 Mayıs 1981 tarihinde, Martinez Vendrell ortadan kaybolmuş durumdadır (bk. yukarıda parag. 18 ve 22).
87. Sanıkların kendi ifadeleri, delillerin diğer önemli bir kısmını oluşturmaktadır.
Haklarında dava önce verilmiş gıyabi tutuklama kararı bulunan (bk. yukarıda parag. 16) sanıklar, poliste ikrarda bulundukları sırada avukat yardımı alamamışlardır; oysa bu haklarından feragat ettikleri anlaşılamamaktadır. Bu nedenle, ayrıca uzun süre gözaltında incommunicado tutulurken alınmış olan bu ikrarlar (bk. yukarıda parag. 19), Mahkemenin buna çekinceyle yaklaşmasına yol açmaktadır. Buna rağmen, polisin raporuna eklenen bu ikrarlar, sanıkların Barselonada soruşturma yargıçları ile 12 Ocak 1982 tarihli duruşmada müdahil tarafından sorgulanmasında öncü bir rol oynamıştır. Ancak savunma tarafı, bu ikrarların işkence altında alındıklarını iddia ederek, itirazda bulunmaya çalışmışlardır.
Barbera ve Jabardo, Barselonada soruşturma yargıcına ilk ifadelerini verirken de, ne kendi seçtikleri ve ne de mahkeme tarafından atanmış bir avukatın hukuki yardımını almışlardır (Sözleşme 6(3)(c) bendi); dosyada sanıkların avukatsız ifade vermeyi kabul ettikleri de görülmemektedir. Barberaya, hakkında ikinci kez suç isnadında bulunulduğu 20 Ocak 1981 tarihine kadar, Messegue ile Jabardoya ise soruşturmanın tamamlandığı 21 Şubat 1981 tarihine kadar avukat tayin edilmemiştir (bk. yukarıda parag. 16 ve 21).
Mahkeme aynı zamanda, sanıkların arka arkaya verdikleri ifadeler arasında açık çelişkiler bulunmasına rağmen, hatta sanıklardan biri başkente geçici olarak nakledildiği halde, Madriddeki merkez soruşturma yargıcının sanıkları bizzat dinlemediğini, işlemleri talimat yazılarıyla (bk. yukarıda parag. 21-22) sürdürdüğünü kaydeder.
88. Başvurucuların evlerinde ve daha sonra Barbera ile Messeguenin gösterdikleri yerlerde bulunan silahlar, diğer malzemeler ve belgeler iddia makamı tarafından delil olarak zikredildiği halde, bunlar mahkeme önündeki duruşmada ortaya konulmamıştır. Bu nedenle, savunma tarafı bunların teşhisine (identification) veya olayla ilgilerine tam ve etkili bir biçimde itirazda bulunamamıştır; savunma avukatı bu noktadaki itirazını Audiencia Nacional Mahkemesinde kayda geçirmiş; daha sonra Yüksek Mahkemeye ve Anayasa Mahkemesine, bu noktadan da başvuruda bulunmuştur (bk. yukarıda parag. 25, 30 ve 32).
(d) Sonuç
89. Başvurucuların Barselonadan Madride geç nakledilmiş olmalarını, duruşmanın başlamasından hemen önce mahkeme heyetinde beklenmedik bir değişiklik yapılmasını, son soruşturmanın kısalığını, her şeyden öte, delillerin önemli bir kısmının başvurucuların huzurunda ve kamuoyunun gözleri önünde ortaya konulmamasını ve tartışılmamasını dikkate alan Mahkeme, söz konusu davanın bir bütün olarak adil ve aleni muhakeme (fair hearing) şartlarını yerine getirmediği sonucuna varmaktadır. Sonuç olarak Sözleşmenin 6(1). fıkrası ihlal edilmiştir.
II. Sözleşmenin 6(2). maddesinin ihlali iddiası
90. Barbera ve Messgue ayrıca, sadece polise verdikleri ikrarlara dayanılarak mahkum edildiklerini ve Audiencia Nacional Mahkemesinin kendilerine karşı taraflı bir tutum gösterdiğini belirterek, masumiyet karinesinin uygulanmamasından dolayı mağdur olduklarını iddia etmişlerdir.
Hükümet, Yüksek Mahkemenin ve Anayasa Mahkemesinin kararlarının gerekçelerine dayanarak, aslında Audiencia Nacional Mahkemesinin önünde daha başka deliller de bulunduğunu belirtmiştir.
91. Sanığın hukuka göre suçluluğu kanıtlanmadan, kendisiyle ilgili bir yargısal kararın, sanığın suçlu olduğu şekilde bir düşünceyi yansıtması halinde, masumluk karinesi ihlal edilmiş olur. Bu davada ortaya çıkan delillerden, muhakeme sırasında ve özellikle duruşmada, Audiencia Nacional Mahkemesinin veya başkanının, böyle bir görüşü yansıtan bir karar verdiği ve tavır gösterdiği anlaşılamamaktadır. Bu nedenle Mahkeme, Sözleşmenin 6(2). fıkrasının ihlal edilmediği sonucuna varmaktadır.
III. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
92. Başvurucular Sözleşmenin 50. maddesi bakımından çeşitli taleplerde bulunmuşlardır. Bu madde şöyledir:
Mahkeme, Sözleşmeci Tarafların resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan bir tasarrufun tamamen veya kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğu sonucuna varırsa ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu karar veya tasarrufun sonuçlarını ancak kısmen onarmaya imkan veriyorsa, Mahkeme gerekli gördüğü taktirde zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödenmesine hükmedebilir.
Hükümet duruşmada, Mahkemenin bir ihlal tespit etmesi halinde, başvurucuların uğradıkları zararlar nedeniyle İspanyada dava açabileceklerine işaret etmiştir. Hükümet, Mahkemenin vereceği kararın iddia edilen manevi zararlar açısından yeterli bir karşılık oluşturacağını ve başvurucular tarafından talep edilen masrafların ve ücretlerin yeterince kanıtlanmadığını belirtmiştir.
93. Bu koşullar altında Mahkeme, Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması sorununun henüz karara hazır olmadığını düşünmektedir. Bu nedenle, davalı Devlet ile başvurucular arasında varılabilecek bir dostane çözüm ihtimali dikkate alınarak, sorunun saklı tutulması gereklidir (Mahkeme (Eski) İçtüzüğü md. 53(1) ve (4)).
Bu Gerekçelerle Mahkeme,
1. Oybirliğiyle, uyarıda bulunulmaksızın Audiencia Nacional Mahkemesi heyetinde değişiklik yapılmasıyla ilgili şikayet hakkında Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazının zamanında yapılmamış olması ve itiraz hakkının düşmesi (estoppel) nedeniyle reddine,
2. Oybirliğiyle, başvurucuların Audiencia Nacional Mahkemesine vekalet eden başkanıyla ilgili şikayetler bakımından iç hukuk yollarının tüketilmediğine;
3. Oybirliğiyle, başvurucuların Audiencia Nacional Mahkemesine duruşmanın ertelenmesi için başvurmamış olmaları nedeniyle iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair Hükümetin itirazının, itiraz hakkının düşmesi (estoppel) sebebiyle ve kısmen de zamanında ileri sürülmemiş ve temelsiz bulunmuş olması nedeniyle reddine;
4. Bire karşı on yedi oyla, iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair diğer itirazların temelsiz olması nedeniyle reddine;
5. Sekize karşı on oyla, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlaline;
6. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 6(2). fıkrasının ihlal edilmediğine;
7. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması sorununun henüz karara hazır olmadığına; buna göre,
(a) söz konusu sorunun bütünüyle saklı tutulmasına;
(b) Hükümeti ve başvurucuları, gelecek üç ay içinde konu hakkındaki görüşlerini bildirmeye ve özellikle aralarında varacakları bir anlaşmayı Mahkemeye bildirmeleri için davet etmeye;
(c) diğer usul işlemlerini saklı tutmaya ve bunlar hakkında Mahkeme Başkanını gerektiği taktirde aynı şekilde yetkili kılmaya
Karar Vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy