(AİHS m. 6, 50)
Karar Tarihi: 07.07.1989
Başvuru no: 10857/84
DAVANIN ESASI
7. 1917 Paris doğumlu olan Bay Georges Bricmont emekli bir avukattır; 1921 Nismes (Belçika) doğumlu olan eşi Bayan Louise Bricmont-Barre ise bir ev hanımıdır. Başvuru yaptıkları sırada her ikisi de Belçika vatandaşlığına sahiptirler; fakat Bay Bricmont 1984 yılında, Bayan Bricmont ise 1986 yılında Kanada vatandaşlığını kazanmışlardır. Başvurucular, 19 Kasım 1980 tarihinden bu yana Kanada'nın Quebec şehrinde ikamet etmektedirler.
8. Belçika'nın 14 Ocak 1986'da iade talebinde bulunması üzerine, Bay Bricmont bir hafta sonra, iade işlemleri boyunca Quebec Tutma Merkezi'nde tutulmuştur. Bay Bricmont 13 Temmuz 1988'de iade edildikten sonra, 28 Eylül 1988 tarihine kadar Nivelles Cezaevinde tutulmuş, bu tarihten bir gün önce verilen bakanlık kararı gereğince salıverilmiştir; bu karar kendisinin seyahatlerine bir sınırlama getirmediği için, başvurucu Quebec'te bulunan eşinin yanına gitmiştir. Olaylar normal seyretmiş olsaydı, kendisi 20 Ocak 1991'de hükmen tahliye edilebilecekti.
I. Davanın ardalanı
9. Bay Bricmont, 1 Haziran 1983'te ölen Belçika Krallığının varisi ve Flanders Kontu olan Belçika Prensi Charles'ın 1969 - 1977 yılları arasında arkadaşlığını, avukatlığını ve vekilliğini yapmıştır. Bay Bricmont, Prensin bazı mallarının idaresiyle görevli olmuş ve bu işte bazı durumlarda kendisine Bayan Bricmont da yardım etmiştir.
10. Bay Bricmont'un ilgilendiği davalardan biri, Prensin malvarlığının eski yöneticisi olup, çeşitli sahtecilik, sahte belge düzenleme, güveni kötüye kullanma ve hile suçlarından kovuşturulan Baron Allard ile ilgilidir. Bu dava, Brüksel bölge ilk derece mahkemesi tarafından 13 Eylül 1972 tarihinde verilen ve birçok suç isnadının zamanaşımı nedeniyle düşmesine ve diğer isnadlar bakımından sanığın beraatine dair kararıyla sona ermiştir.
Bu olayda ilk soruşturma (judicial investigation) sırasında Prensin ifadesi alınmış, fakat duruşma aşamasında (trial) mahkeme önüne çıkması için kendisine gerekli izin verilmemiştir.
11. Bay Bricmont ayrıca Prensin çeşitli taşınabilir ve taşınmaz mallarını satmıştır. Prens, 21 Temmuz 1971'de Baron Allard ile bir anlaşma yapmış ve bu anlaşma gereğince büyük miktarda araziyi geri almıştır. Bu taşınmazlar şöyledir: (i) bir arazi (Fransız hukukuna göre yönetilen, ticari olmayan bir ortaklık olan, hisselerinin yüzde 99'u İsviçre hukukuna göre kurulu Florazuar ait olan Caldana) ile Cannes'da bir binadan meydana gelen Sansovino mülkleri; (ii) Riviera üzerinde Biot'ta bir arazi (Bois Fleuri'nin sahibi olduğu, Fransız hukukuna göre ticari olmayan bir ortaklık olan, hisselerinin yarısı Liechtenstein hukukuna göre kurulu Volpone Anstalt'a ait olan bir kurum). 1973 yılında Baron Allard ayrıca, Florazur şirketinden olan bir alacağını devretmiştir.
12. Bay Bricmont 8 Şubat 1973'te, Prens namına Cannes'daki taşınmazın Filminter ve Lissignol Anstalten'a satışını müzakere etmiş, fakat bu satış daha sonra gerçekleşmemiştir. Hem daha önce ve hem daha sonra, Bay Bricmont'un bazı Anstalten'lere satış yaptığı iddia edilmiş ve böylece Cannes'daki taşınmaz, Chimark ve Socosef Anstalten'in mülkü olmuştur. Egamecon Anstalt'a nakledilen Volpone Anstalt'ın, son olarak Socosef tarafından alındığı iddia edilmiştir.
13. Bay Bricmont ile Prens arasındaki her türlü ilişki, 18 Ocak 1977'de sona ermiştir; Bay Bricmont'un isteği üzerine Prens, Bay Bricmont'u bütün idari görevlerinden azleden genel bir azilname imzalamıştır.
14. Prensin yeni genel vekili Bay Gilson de Rouvreux'dan, mülklerinin durumunu ortaya çıkarmasını istemesi üzerine Bay Rouvreux, Bay Bricmont'tan Prense ait hesapların ve hisselerin durumu hakkında bilgi istemiş; özellikle Baron Allard tarafından geri verilen mülklerin izini bulmaya çalışmıştır. Bay Bricmont, 5 Mayıs 1977 tarihli yazıyla bilgi vermeyi reddedince, Bay Gilson de Rouvreux, Prens'in mülklerinin, ancak başvurucunun sahip olabileceği Socosef Anstalt'ın kontrolü altına girdiğine kanaat getirmiştir.
II. Dava
A. İlk soruşturma
1. Soruşturmanın açılması
15. Prens namına hareket eden Bay Gilson de Rouvreux, Bay Bricmontun belgelerde tahrifat yaptığı, sahte belge düzenlediği, güveni kötüye kullandığı ve mülkleri zimmetine geçirdiği iddiasıyla, 9 Ağustos 1977de Brüksel savcılığına şikayette bulunmuştur. Prens, 9 Eylül 1977de, zarar gören sıfatıyla bu şikayete katılmış; Bay Bricmontun, malların naklini sağlayan bir dizi belgeyi kendisine imzalatmak suretiyle kendisini soymakla suçlamıştır. İddiaya göre Bay Bricmont, o dönemde Prense bu nakillerin, sözde kendisine ama aslında başvuruculara ait olan Anstaltenin ardında kişisizleştirmek (depersonalising) suretiyle, mülklerin sadece alacaklılara, vergi makamlarına ve yasal mirasçılara karşı korunması için düşünüldüğünü söylemiştir.
16. Soruşturma yargıcı, 27 Ocak 1978'de Bay ve Bayan Bricmontu sorguladıktan sonra kendilerine suç isnad etmiştir. Bay Bricmont, yıl içinde daha bir çok olaydan ötürü sorgulanmıştır.
17. Ceza Usul Kanununun 510 ve 511. maddeleri gereğince, kan bağı ile prens olanlar, kraliyetin özel bir kararıyla mahkeme önüne çıkmalarına izin verilmedikçe, "hiçbir zaman tanık olarak davet edilemezler"; bu istisna çerçevesinde prensler yazılı olarak beyan verirler ve beyanları duruma göre Üst Mahkeme Başkanı veya ilk derece mahkemesinin başkanı tarafından alınır. Bu hükümlere göre, mevcut olayda Prensten, Brüksel Üst Mahkeme Başkanı tarafından 9 Kasım 1977de ve 28 Nisan 1978de beyan alınmıştır (bk. aşağıda parag. 38-39).
18. Bay ve Bayan Bricmont soruşturma yargıcından, Prensle yüzleştirilmelerini (confrotation) ve Bay Gruner ile Bay Casse dahil, bazı tanıkların dinlenmesini istemişlerdir.
Bay Gruner (daha sonra ölmüştür), Prensin Cenevredeki avukatı Bay Merkt tarafından kurulan ve adresi bu avukatın bürosu olan söz konusu Anstaltenin yöneticisidir. Bay Casse ise, Cannesdaki mülklerle aktif bir şekilde ilgilenen kayıtlı bir müşavirdir.
Soruşturma yargıcı 18 Temmuz 1979da Prensin ifadesini almış, 23 Ekim 1979da da, 2 Temmuz tarihli kraliyet kararıyla verilen izin gereğince (bk. aşağıda parag. 40) Prens ile Bay Bricmont arasında bir yüzleştirme yapmıştır.
19. Çok sayıda gazetecinin talebi üzerine, Brüksel Başsavcı Yardımcı, Ekim 1977de bir basın toplantısı yapmıştır. Başsavcı Yardımcısı, Prensin mülklerinin zimmete geçirildiği iddiasıyla bir şikayette bulunduğunu teyid etmiş ve bir soruya karşılık olarak, soruşturma yargıcının biri Bay Bricmontun evinde olmak üzere bazı aramaların yapılması gibi, çeşitli tedbirlere karar verdiğini söylemiştir. Başsavcı Yardımcısı, şikayette Bricmontun da adının geçtiğini belirtmiştir. Belçikadaki birçok günlük gazete, savcılığın açıklamasına yer vermiştir.
2. Brüksel ilk derece mahkemesindeki chambre du conseilin 3 Haziran 1980 tarihli kararı
20. Soruşturma tamamlandıktan sonra, dosya Brüksel ilk derece mahkemesi chambre du conseilin önüne getirilmiş ve burada 18 Mart ve 14 Nisan 1980 tarihleri arasında on bir duruşma yapılmıştır.
21. Bayan Bricmont 31 Mart'ta, Bay Bricmont ise 2 Nisan 1980de soruşturmanın hükümsüz (null and void) sayılması için dilekçeler vermişlerdir. Kendilerine göre, Ekim 1977de basın toplantısı yapılması (bk. yukarıda parag. 19), avukatlar arasındaki gizli yazışmanın ceza dosyasına sokulması (bk. aşağıda parag. 56), soruşturma tedbirlerinin bu yazışmalara dayandırılması ve Prensten beyan alma usulü nedeniyle, savunma hakları ihlal edilmiştir. Başvurucular, chambre du conseilden alternatif olarak, çeşitli soruşturma tedbirleri alınıncaya kadar, muhakemenin durdurulmasını istemişlerdir.
22. Chambre du conseil 3 Haziran 1980 tarihli kararında, Savcılığın tutumunda sanığa karşı tanıkları veya yargıçları etkileme kastı bulunduğunun gösterilemediğine; mesleki gizliliğin ihlalinin de bulunmadığına ve Prensten şahsi davacı olarak (party seeking damages) yeminsiz ifadesi alınmasının yasaya uygun olduğuna karara vermiştir. Muhakemenin durmasıyla ilgili olarak ise, alınması talep edilen soruşturma tedbirlerinin bu aşamada alınmasının gerekli olmadığını düşünmüştür.
Chambre du conseil, işlenen suçlar ve öngörülen cezalar bakımından, sanığın ilk derce mahkemesinde yargılanmasını gerektiren koşulların mevcut olduğunu kabul etmiş ve Bay Bricmonta karşı isnadları onaylamıştır: dokuz olayda sahtecilik ve sahte belge düzenleme, on iki olayda hile, beş olayda haksız yere mülk edinme, bir olayda kullanma, bir olayda mesleki gizliliği ihlal; Bayan Bricmonta karşı üç olayda sahtecilik ve sahte belge düzenleme, dört kez hile, bir kez haksız yere mülk edinme, bir olayda hırsızlık ve bir olayda da kullanma.
Bu olaylar arasında şunlar yer almaktadır:
(a) olay A1, Bay Bricmontun, İsviçre hukukuna göre kurulmuş bir şirket olan Florazurun hisselerini Filminter Anstalta satışı konusunda sahtecilik ve sahte belge düzenleme;
(b) olay A3, Bay Bricmontun, 13 Aralık 1973te Volpone Anstaltın Agamecon Anstalta satışı konusunda sahtecilik ve sahte belge düzenleme;
(c) olay A8, her iki sanığın, 19 Mayıs 1976 tarihli bağış senedi (gift deed) konusunda (bk. aşağıda parag. 64) sahtecilik ve sahte belge düzenleme;
(d) olay A9, Bayan Bricmontun, bir vakıf kurucu sözleşmesi (contract de fiducie) bakımından, sahtecilik ve sahte belge düzenleme;
(e) olay A10, Bay Bricmontun 18 Ocak 1977de vekillikten azledilmesi (bk. yukarıda parag. 13) konusunda sahtecilik ve sahte belge düzenleme ve
(f) olay C4, Bay ve Bayan Bricmontun, Prensin aleyhine olarak Florazurun 50 hissesini haksız yere üzerlerine geçirmeleri.
3. Brüksel Üst Mahkemesinin 6 Kasım 1980 tarihli kararı
23. Brüksel Üst Mahkemesi Ceza Dairesi, başvurucuların chambre du conseil kararına karşı yaptıkları üst başvuruyu, 6 Kasım 1980de kabuledilemez bulmuştur. Üst Mahkeme, Bay ve Bayan Bricmontun, soruşturma yargıcının bu davayla görevlendirilmesinin hukukiliğine ve soruşturmanın geçerliliğine karşı çıkarken, üst başvuru için tek sebep olan Ceza Usul Kanununun 539. maddesindeki görevsizlik itirazını (plea of no jurisdiction) ileri sürmediklerini belirtmiştir.
4. Temyiz Mahkemesinin 7 Ocak 1981 tarihli kararı
24. Başvurucular, 3 Haziran 1980 ve 6 Kasım 1980 tarihli kararları temyiz etmişlerdir (appeal on points of law).
Başvurucuların her ikisinin de 14 Kasım 1980 tarihinde verdikleri dilekçelerde şu pasaj yer almaktadır:
"Üst başvuruda bulunanlar, ilk olarak, asıl şikayetçinin Belçika Krallığının eski varisi olduğu ve ikinci olarak, kendisinin arkadaşı olan ve cambre du conseildeki yargılamada şikayete katılan Bay Mossouxun, yargı organında partizan atamalar yapılmasını sağlayan bazı sosyalist şahsiyetler üzerinde etkili olduğu için, Belçika yargı organının kendilerini genel olarak adil yargılamayacaklarını anlamışlardır."
25. Temyiz Mahkemesi İkinci Dairesi 7 Ocak 1981de bu başvuruyu, Ceza Usul Kanununun 416. maddesi anlamında nihai karar verilmeden önce, ilk soruşturma aşamasındaki bir ön karar aleyhine yapıldığı için, kabuledilemez bulmuştur.
26. Temyiz Mahkemesi İkinci Daire Başkanı, duruşmanın hemen başında Bay ve Bayan Bricmonta, bu konudaki iddialarını sürdürmek isteyip istemediklerini sormuştur. Bay Bricmont, yukarıda alıntı yapılan pasajın çıkarılmasını kabul etmiş, fakat Bayan Bricmont bunu reddetmiştir. Tutanaklara geçen bu olaydan sonra, Kraliyet savcısı Bay ve Bayan Bricmont hakkında Brüksel ilk derece mahkemesinde, Belçika yargı organına karşı mahkemeye saygısızlık suçundan dava açmıştır. Bu mahkeme suçun gerçekleşmediği sonucuna varmış ve 15 Aralık 1981 tarihli kararla Bay ve Bayan Bricmont hakkında beraat kararı vermiştir.
B. Yargılama
1. Brüksel ilk derece mahkemesinin 15 Şubat 1982 tarihli kararı
27. Sanıkların her ikisinin de, özellikle 23 Eylül 1981 tarihinde yazılı savunma verdikleri yargılamanın sonunda, Brüksel ilk derece mahkemesi 15 Şubat 1982de hükmünü vermiştir.
28. Brüksel ilk derece mahkemesi ön gözlem olarak, dosyadaki bütün belgelerin "gerçeğin aranmasında, açık ve garip bir özensizliği" ortaya çıkardığını söylemiştir. Başka şeylerin yanında, şu "engeller"i kaydetmiştir:
(a) ilk soruşturmadaki kusurların başlıcaları şunlardır: hesaplar üzerinde inceleme (auidt) yaptırılmamış olması; bu sırada ölen Bay Grunerin ifadesinin alınmamış olması (bk. yukarıda parag. 18); Bay ve Bayan Bricmontun karakterleri hakkında araştırma yapılmamış olması; Bayan Bricmontun çeşitli isnadlar için ifadesinin alınmamış ve Prens ile yüzleştirmenin yapılmamış olması; soruşturma yargıcının gerekçe göstermeden, Bricmontların "Cannes Üzerindeki Fırtına" (Orage sur Cannes) adlı tablonun delil olarak sunulması (produce) için yaptıkları başvuruyu reddetmesi (bk. aşağıda parag. 68); Bay ve Bayan Bricmontun yazılı olarak talepte bulunmalarına rağmen, bilgi verecek en iyi konumdaki kişilerin tanık olarak davet edilmemiş ve ifadelerinin alınmamış olması; bütün isnadlar bakımından başvurucular ile katılanlar (civil parties) arasında, başvurucuların taleplerine ve mahkemenin de istemesine rağmen, duruşmaya bizzat gelememiş olmaları nedeniyle yüzleştirme yapılamaması (katılanlar yüzleştirmede bulunamamaya mazeret olarak sağlık raporları göndermişler, Prens için ise mahkemenin görevlendirdiği uzman bunu iki kez teyid etmiştir) ve mahkemenin de buna başka bir çözüm bulamaması;
(b) şahsi davacı olarak ifade verirken Ceza Usul Kanununun 510. ve 511. maddelerine girmediği ve böylece soruşturma yargıcının sorgulama yetkisi bulunduğu halde, Prensin 9 Kasım 1977de ve 28 Nisan 1978de ifadesinin alınmasında kuraldışılık (irregularity) bulunması (bk. yukarıda parag. 17). İlk derece mahkemesinin hükümsüz sayılabilecek bu işlemleri iptal etme yetkisi bulunmamasına rağmen, Bay Bricmont tarafından şikayet edilen bu kuraldışılıkları göz önünde tutması ve kararını verirken kuraldışı bir muhakemeye dayanmaması gerektiğini belirtmiştir;
(c) tutuklu bulunmadıkları için, davaya sevk edilinceye kadar, Bay ve Bayan Bricmontun dava dosyasına ulaşma imkanlarının bulunmaması ve soruşturma yargıcının haklı görülmesi zor bir şekilde duruşmalara katılmaması;
(d) Prensin ve Bay Mossouxun mahkeme önüne gelmemeleri ve
(e) davanın taraflarının güvenirlikten yoksun bulunmaları.
29. İlk derece mahkemesi her bir isnadı, sadece hukuka uygun olarak elde edilen ve sunulan belgelere dayanarak incelemiştir. Bu mahkeme, bazı isnadlar bakımından kovuşturmanın zamanaşımına uğradığını ve başka bazıları bakımından kabuledilebilir olmadıklarını tespit etmiştir. Geri kalan isnadlar bakımından da sanıklar hakkında beraat kararı vermiş ve sonuç olarak şahsi davacıların taleplerini incelemekle yetkili olmadığını beyan etmiştir.
2. Brüksel Üst Mahkemesinin 9 Mart 1983 tarihli kararı
30. Prens Charles ve savcı, bu karara karşı üst başvuruda bulunmuşlardır.
Başvurucular ise 17 Kasım 1982 tarihli duruşmada, itiraz konusu karara dayanarak ilk soruşturmanın hükümsüz olduğunu ifade eden dilekçeler vermişlerdir.
31. Brüksel Üst Mahkemesinin Yedinci Ceza Dairesi 9 Mart 1983 tarihli kararında, ilk önce Prensin Bay ve Bayan Bricmont aleyhine başlattığı ceza davası hakkında ve daha sonra Bay Bricmontun iftira (false accusation) nedeniyle Prens aleyhine 29 Haziran 1981de açtığı ceza davası hakkında hüküm vermiştir.
32. Üst Mahkeme birinci davayla ilgili olarak, önce başvurucunun savunmalarını ele almıştır.
Üst Mahkemeye göre, ne Bay Gilson de Rouvreuxnun bazı avukat mektuplarını dosyaya sunması ve ne de Bay Bricmontun 3 Mayıs 1977 tarihli Bay Merkte yazdığı mektubun dosyada yer alması, muhakemenin hükümsüz (null and void) sayılmasını gerektirecek bir sebeptir. Bu iki avukata karşı mesleki gizliliğe aykırılıkta bulunulmamış, soruşturma yargıcı da sözü edilen mektupları hukuka uygun olarak ele geçirmiştir. Öte yandan Üst Mahkeme, Bay Merktin yeminli tanık olarak dinlenmesi konusunda Bay Bricmontun talebi hakkında açık bir hüküm vermemiştir.
Üst Mahkeme, Prensin ifadesinin, "muhtemelen kendisinin şahsi davacı olduğu düşünülmeden, hukuken haklı görülemeyecek ve dahası hukuka aykırı olmayan fakat normal dışı koşullara yol açan bir düşünceyle", olağandışı bir tarzda alınmış olmasının esef verici (regrettable) olduğunu kabul etmiştir. Ancak yine de mahkeme yapılan inceleme sonunda, söz konusu beyanların muhakemeyi hükümsüz kılacak nitelikte olmadığı ve tartışma konusu ifadelerin sadece bilgi ağırlığına sahip olduğunun anlaşıldığını belirtmiştir. Üst Mahkeme, başvurucuların Prensle yüzleştirme yapılması taleplerinin soruşturma yargıcı ile chambre du conseil tarafından reddedilmesi veya Prensten ifade alma tarzının Sözleşmenin 6. maddesine aykırı olduğu iddiaları konusunda açık bir hüküm vermemiştir.
Üst Mahkemenin görüşüne göre muhakeme, başka şeylerle birlikte, Ekim 1977de yapılan basın toplantısı nedeniyle ilk derece kovuşturma aşamasında, sözde mesleki gizliliğe aykırılıklar tarafından sakatlanmış da değildir (bk. yukarıda parag. 19). Tabi ki, tek başına soruşturma yargıcının da ilk soruşturma sırasında basın toplantısı yapma yetkisi vardır; fakat mesleki gizliliğe aykırılığın bir muhakemeyi bütünlüyle veya kısmen hükümsüz kılabilmesi, ancak bir soruşturmaya yol açmış olması veya bir suçlunun ortaya çıkarılmasına veya suçun kanıtlanmasına imkan veren tek şey olması halinde mümkündür. Öte yandan, yargı organın bir mensubu veya geniş anlamda soruşturmanın gizliliğiyle bağlı bir kimse tarafından mesleki gizliliğe aykırı davranılmış olması, hukuka uygun olarak delillerin elde edildiği bir muhakemeyi sakatlamaz; aksine karar verilmesi, Devletin bir temsilcinin kişisel kusurunun sonuçlarını, ya hukuka ve düzene verilen bütünüyle haksız zararla, veya mağdur veya mağdurlara verilen muhtemelen maddi zararla birleştirecektir.
Bay ve Bayan Bricmont, 3 Haziran 1980 tarihli davaya sevk kararının hükümsüzlüğüyle ilgili olarak başka iki sebep daha göstermişlerdir: birincisi, dilekçelerinin ele alınmamış olması, ikincisi ise, chambre du conseil tarafından yapılan birinci duruşmada "mini açıklama" yaptığını söyledikleri soruşturma yargıcının tutumudur. Üst Mahkeme birinci olayla ilgili şikayetin temelsiz olduğunu belirtmiştir. Üst Mahkeme, ikinci şikayeti de reddetmiştir; çünkü bu mahkeme, soruşturma yargıcının açıklamasını yaptıktan sonra duruşma salonundan çıkarken chambre du conseil başkanın kendisini geri çağırmayı gerekli bulmamış olmasını, muhakemenin çelişmeliliği ilkesinin veya savunma haklarının ihlali olarak görmemiştir.
Başvurucular ayrıca, mahkemeye saygısızlık suçundan Brüksel ilk derece mahkemesi önüne çağrılmaları sonucunu doğuran 7 Ocak 1981 tarihinde meydana gelen bir olay nedeniyle (bk. yukarıda parag. 24 ve 26), Üst Mahkemenin hukuken adil bir yargılama yapamayacağını iddia etmişlerdir. Üst Mahkemeye göre ise, bu iddia hukuki bir temele sahip olmuş olsaydı, ister hukuk isterse ceza olsun, "bir davadan kurtulmak isteyen bir kimsenin, genel olarak Belçika yargı organına karşı mahkemeye saygısızlık suçu işlemek suretiyle, kendisine dokunulmazlık sağlayabilecektir".
Üst Mahkeme, "Cannes Üzerinde Fırtına" adlı sulu boya resmin ortaya çıkarılması için Bricmontların yaptığı başvuru (bk. aşağıda parag. 69) hakkında açık cevap vermemiştir.
33. Üst Mahkeme, davanın esasına girdikten sonra, Brüksel ilk derece mahkemesinin 15 Şubat 1982 tarihli kararını iptal etmiştir (set aside). Üst Mahkeme, bazı isnadların zamanaşımına uğradığı ve diğer bazılarının da ispat edilmediğini belirtmiş, fakat aşağıdaki olaylardan mahkumiyet kararı vermiştir:
(a) Bay Bricmont karşı A1, A3, A8 ve A10;
(b) Bayan Bricmont karşı A9; ve
(c) her iki sanığa karşı C4.
Sonuç olarak Üst Mahkeme, Bay Bricmonta beş yıl hapis cezası, Bayan Bricmonta üç yıl süreyle ertelenen on beş ay hapis cezası ile her ikisine toplam 2,000 Belçika Frangı para cezası vermiştir. Üst Mahkeme tazminat talepleriyle ilgili olarak, Bay ve Bayan Bricmontların Prense 3.000.000 Belçika Frangı ödemelerine ve şirketin bazı hisselerinin kendisine geri verilmesine hükmetmiştir.
Üst Mahkeme, Bay Bricmontun Prens aleyhine açtığı davada, Prensin iftirada bulunmaktan suçlu olmadığı sonucuna vararak, Prens hakkında beraat kararı vermiş; bu nedenle Bay Bricmontun tazminat talepleri incelemeyi gerekli görmemiştir.
3. Temyiz Mahkemesinin 18 Ocak 1984 tarihli kararı
34. Bay ve Bayan Bricmont 17 Mart 1983te, Brüksel chambre du conseilin 3 Haziran 1980 tarihli kararını ve Üst Mahkemenin 9 Mart 1983 tarihli kararını temyiz etmişlerdir. Başvurucular 3 Haziran 1983te verdikleri dilekçede çok sayıda sebep ileri sürmüşlerdir.
Başvurucular Üst Mahkemeyi başka şeylerin yanında, esaslı kusurlara sahip olan ve kendilerine göre ilk derece mahkemesinin hukuki sonuç çıkarmamakla birlikte çok iyi bir şekilde özetlediği soruşturmayla ilgi şikayetleri (bk. yukarıda parag. 28) veya 3 Mayıs 1977 tarihli dahil gizli mektupların bir ceza dosyasında bulunmasıyla ilgili kendilerinin savunmalarını (bk. yukarıda parag. 32) ele almamış olması nedeniyle eleştirmiştir.
Başvurucular ayrıca Üst Mahkemenin, Kraliyet savcılığının Ekim 1977deki basın toplantısıyla (bk. yukarıda parag. 19) bu olayı ifşa etmesini ve başka bir olayla ilgili açıklamalarda bulunmasını, kendilerinin savunma hakkına ve adil yargılanma hakkına aykırı görmediği kararında, kanunun gerektirdiği şekilde gerekçe göstermediğini iddia etmişlerdir.
Bay Bricmont, Üst Mahkemenin aynı şekilde, A1 ve A3 olaylarında zamanaşımı bulunmadığına veya C4 olayının kanıtlandığına (bk. yukarıda parag. 22) karar verirken, yine kanunun öngördüğü şekilde gerekçe göstermediğini belirtmiştir.
Bayan Bricmont, Üst Mahkemenin kendisi aleyhine kanıtlanmış gördüğü sahte belge düzenleme isnadı hakkında kendisinden savunma istenmediğinden şikayetçi olmuştur.
35. Bay ve Bayan Bricmont 9 Ağustos 1983te, ek bir dilekçe vermişlerdir. Başvurucular, Ceza Usul Kanununun 420bis maddesinin ikinci fıkrasının hükmüne rağmen, adil yargılanma ve savunma haklarının gerekleri göz önünde tutulduğunda, bu dilekçelerin kabuledilebilir olduğunu düşünmüşlerdir. Başvurucular, Prensin sorgulanmasında benimsenen özel usul nedeniyle, silahlarda eşitlik ilkesinin ihlalinden şikayetçi olmuşlar ve savunmalarını muhakemenin hükümsüzlüğüne (yüzleştirme yapılmaması, basın toplantısı, mahkemeye saygısızlık davası, vs) dayandırmışlardır.
36. Temyiz Mahkemesi 18 Ocak 1984te, Ceza Usul Kanununun 420bis maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen süre içinde verilmeyen ek temyiz dilekçesini dikkate almaksızın, temyiz talebini reddetmiştir.
Temyiz Mahkemesi temyiz başvurusunun, Brüksel ilk derece mahkemesi chambre du conseili tarafından 3 Haziran 1980de verilen kararıyla ilgili bölümünü, bir ceza davasında tarafların aynı karar hakkında iki kez Temyiz Mahkemesine başvuramayacakları gerekçesiyle, kabuledilemez bulmuştur.
Temyiz Mahkemesi temyiz başvurusunun, Üst Mahkemenin 9 Mart 1983 tarihli hükmüyle ilgili bölümü bakımından, önce, ilk soruşturmanın hükümsüzlüğü iddiası konusunda karar vermiştir. Başvurucular, ilk derece mahkemesi kararında not edilen kuraldışılıkları üst başvuru nedeniyle sıralarken, ilk derece mahkemesinin kendilerinin anlattıkları durumdan Sözleşmenin 6. maddesinin ihlaliyle ilgili sonuçlar çıkarmadığından şikayet etmekle yetinmişlerdir; çünkü Üst Mahkemenin "kabuledilemez bulabileceği soruşturma tedbirlerini, birbirleriyle tutarsız bir bütün oluşturacak şekilde örülmüş oldukları için birbirinden ayırması" mümkün değildir. Temyiz Mahkemesine göre ise, Üst Mahkeme her bir isnadı yakından inceleyerek, soruşturmanın iddia edildiği şekilde tutarsız olmadığına zımnen ve fakat kesin olarak karar vermiştir.
Temyiz Mahkemesi daha sonra, Üst Mahkemenin itiraza konu hükmünde, 3 Mayıs 1977 tarihli mektubun gizliliğiyle ilgili iddiayı ele aldığını belirtmiş ve gösterilen gerekçeyi zikretmiştir.
Temyiz Mahkemesi, olaya savcılık tarafından aleniyet kazandırılmasıyla ilgili iddia konusunda ise, sırf savcılığın mesleki gizliliğe sözde aykırı davranmış olmasından, savunma haklarının veya Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiği sonucunu çıkaramayacağını belirtmiştir.
Ayrıca, Temyiz Mahkemesine göre, bir davanın adil bir şekilde görülüp görülmediği değerlendirilirken, yargılamaya bir bütün olarak bakılmalıdır. Bay ve Bayan Bricmont, dava mahkemeleri önündeki yargılama sırasında, kendileri aleyhine iddia makamı tarafından gösterilen delillere serbestçe itiraz etme imkanı buldukları için, savunma haklarının veya Sözleşmedeki anlamıyla adil yargılanma haklarının ihlal edilmesinden ötürü mağdur olduklarını iddia edemezler.
Temyiz Mahkemesi, başvurucuların A1, A3 ve C4 olayları (bk. yukarıda parag. 22) nedeniyle mahkumiyetleri hakkında gerekçe gösterilmediğine dayanan temyiz taleplerini, meşru menfaatten yoksun oldukları gerekçesiyle reddetmiştir; çünkü, Bay Bricmonta verilen cezayı, kanıtlanan diğer isnadlar haklı kılmaktadır. Temyiz Mahkemesi, Bayan Bricmontun da A9 olayı nedeniyle savunma haklarının ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
Temyiz Mahkemesi son olarak, Bay Bricmontun şahsi davacı olarak (bk. yukarıda parag. 33) yaptığı temyizi de kabuledilemez bulmuştur; çünkü Bay Bricmont, bu konudaki dilekçesini, doğrudan zikredilen taraf olan Prense tebliğ ettirmemiştir.
III. Davanın tartışmalı yönleri
A. Prensin sorgulanması ve kendisiyle yüzleştirme
37. Prens 26 Ekim 1977de soruşturma yargıcına bir yazı göndererek, Brüksel Üst Mahkeme Başkanı önünde ifade vermek istediğini belirtmiştir. Soruşturma yargıcı ertesi gün bir mektupla, Üst Mahkeme Başkanından Prensin ifadesini almasını istemiş ve Ceza Usul Kanununun 511. maddesi gereğince (bk. yukarıda praag. 17), elli kadar soruyu bir liste halinde eklemiştir.
38. Üst Mahkeme Başkanı 9 Kasım 1977de, Prensin yeminsiz olarak ifadesini almıştır. Yukarıda sözü edilen sorulara sadece verilen cevaplar kaydedilmiştir.
39. Soruşturma yargıcı 21 Nisan 1978de Brüksel Üst Mahkemesi Başkanına, Prensin ikinci kez sorgulanmasının gerekli olduğunu düşündüğü bildirmiş ve kırk kadar sorunun yer aldığı bir liste hazırlamıştır. Prens 28 Nisanda, yine yeminsiz olarak ifade vermiş ve yine aynı şekilde tutanak tutulmuştur.
40. 2 Temmuz 1979 tarihli bir Kraliyet kararı, Ceza Usul Kanununun 510. maddesine atıfta bulunarak (bk. yukarıda parag. 17), Prense şikayetçi ve şahsi davacı olarak, ilk derece mahkemesi soruşturma yargıcının önüne çıkma izin vermiştir. 18 Temmuz 1979da, A8 ve A10 olaylarıyla (bk. yukarıda parag. 22) ilgili olarak Prensin ifadesi alınmıştır. Prens ayrıca, Bay Bricmontun lehine yaptığı vasiyetnameyle ilgili olarak verdiği 9 Kasım 1977 tarihli ifadesindeki bir noktayı açıklığa kavuşturmak istediğini ima etmiştir. Prens şöyle demiştir:
"Bir yanlış anlama oldu; kendisi için yazılan miktara bir sıfır ekleyen Bay Bricmont değildir. Kendisinin talebi üzerine miktarı değiştiren benim. Beş milyon yerine elli milyonu yazısını ben yazdım.
Soruşturma klasöründeki 195. belgeye 3. numaralı eki bana gösterdiniz; söz konusu belge budur.
Daha sonra Bay Bricmontun isteği üzerine, kendisi vasiyetnameyi icra edecek kişi olarak atanmıştır."
41. Soruşturma yargıcı 23 Ekim 1979de, Prens ile Bricmont arasında bir yüzleştirme düzenlemiştir. Başka şeylerin yanında, kendilerine 19 Mayıs 1976 tarihli bağış senedini (bk. aşağıda parag. 64) sormuş, kendilerinin bu konudaki beyanlarını kaydetmiş, onlarda bu beyanları onaylamışlardır. Vasiyetname meselesi yine görüşülmüştür.
42. Bay ve Bayan Bricmont, chambre du conseil önündeki yargılama sırasında, özellikle Prensten ifade almada kullanılan usul nedeniyle savunma hakları ihlal edildiği için soruşturmanın hükümsüz olduğunu iddia etmişlerdir. Başvurucular mahkemeden, Prensin sorgulanması ve diğer isnadlarla ilgili olarak kendileri ile Prens arasında bir yüzleştirme yapılması dahil, çeşitli soruşturma işlemleri (bk. yukarıda parag. 21) yapılıncaya kadar muhakemenin durdurulmasını istemişlerdir.
43. Chambre du conseil 3 Haziran 1980 tarihli kararında, tartışma konusu sorguların Ceza Usul Kanununun 511. maddesine uygun olarak yapıldığını ve Bay ve Bayan Bricmont tarafından yapılması istenen işlemlerin, maddi olayların bütünüyle öğrenilmesi bakımından, davaya sevk başvurusu hakkında karar verebilmesi için gerekli olmadığını kabul etmiştir.
44. Yukarıda sözü edilen 510. madde gereğince verilen 21 Ağustos 1981 tarihli bir Kraliyet kararıyla, 21 Eylül 1981de yargılamanın başlayacağı Brüksel ilk derece mahkemesi önüne Prensin tanık olarak çıkmasına izin verilmiştir. 8 Eylül 1981de, Prensin özel doktoru Dr. Devos ile kendisine danışılan bir hastane hekimi olan Dr. Verhelst, Prensin genel fiziksel ve psikolojik durumunun, kendisinin mahkemedeki duruşmalara katılmasına izin vermediğini beyan etmişlerdir. Bu doktorlar, Prensin karşılaşacağı psikolojik ve duygusal gerilimin, kendisinin kaldırılabileceğinden fazla bir yük getireceğini düşünmüşlerdir.
Brüksel Kraliyet savcısının talebi üzerine, Bruges Kraliyet savcısı 12 Eylül 1981de, Prensin sağlık durumunun anlatıldığı gibi olup olmadığını doğrulamak için, bir uzman hekim görevlendirmiştir. Uzman olarak tayin edilen Dr. Flore, 18 Eylül tarihli raporunda şöyle demiştir:
"Kendisi yaşlı, uzunca boylu ve zayıf (undernourished) bir adamdır. Alıngan (frailty) ve kırılgan (vulnerability) olduğu izlenimini vermektedir.
Kendisine şikayetleri sorulduğunda, astımı, kronik bronşiti, romatizması ile kendisini oturur durumda uyumaya zorlayan fıtıktan şikayet etmiştir. Kendisi ayrıca, stresli bir durumda hemen kolaylıkla hastalandığını ve sonra panikleyen bir kimse gibi tepki verdiğini söylemiştir. Bir tıp uzmanının kendisini ziyaret edeceği haberi bile, bu tür bir tepki göstermesine sebep olmuştur. Böyle bir durumda, yine aynı şekilde kalp çarpıntısı atakları olmuş, düzgün bir şekilde hareket edebilme kabiliyetini yitirmiş ve tamamen kendini kaybetmiştir.
Seyahat etmek zorunda kaldığında, araBayı kendisi kullanmak zorundadır; ama altı yıl kadar önce araba kullanmayı bırakmıştır.
Yavaş adımlarla ve tereddütlü bir şekilde, hafif topallayarak ve sağ elindeki bastona yaslanarak yürümektedir.
Güvenilir, duygulu ve dostça konuşmaktadır; fakat bazen zayıf ve boğuk bir ses tonuyla, hafif safça ve çocuksu bir şekilde ve zaman zaman öksürerek konuşmaktadır.
Aklı başındadır (lucid); fakat belirli bir süre için yoğunlaşma güçlüğü vardır; bazen söylediklerin tekrar etmekte ve sık sık kelime düşünmektedir. Bu şekilde konuşmanın ucunu kaçırdığında sinirlemekte, kızarmakta, öz güvenini yitirmekte ve kendisini dinleyenden yardım istemektedir.
Kısacası, zayıflığı giderek artan yaşlı bir adamdır; bir süredir koruyucu bir çevre içinde, ince ve hassa bir denge içinde yaşamaktadır. En hafif bir stresin, kendisine çok ağır geleceği açıktır. Konuşmanın sonunda, çok yorulduğu gözlenmiştir.
Bu nedenlerle, kendisinin fiziksel ve psikolojik direncinin, duruşmada tanık olarak dinlenmesi için yeterli olmadığı ve durumunun bu şekilde dinlenmesini engellediği sonucuna varıyorum."
45. Kraliyet savcısı, yargılamanın sona ermesinden kısa bir süre önce, adli tıp uzmanından bir kez daha görüş alınmasını istemiştir. Dr. Flore 4 Aralık 1981 tarihli raporunda, Prensin sağlık durumunun önceki muayenede olduğundan daha iyi olmadığını kaydetmiştir.
46. Bay ve Bayan Bricmont, 23 Eylül 1981 tarihinde verdikleri dilekçede (bk. yukarıda parag. 27), Brüksel ilk derece mahkemesinden, Prensle bir yüzleştirmenin yapılabilmesi ve Prensin tanık olarak dinlenebilmesi için kendisinin sağlık durumu düzelinceye kadar, muhakemenin durmasına karar vermesini istemişlerdir. Bu mahkeme aynı gün verdiği kararla, Prensin sağlık durumundan ve yargılamaya devam etmenin Sözleşmenin 6. maddesini ihlal etmeyeceğinden söz ederek, bu başvuruyu reddetmiştir. Bay ve Bayan Bricmont bu karara karşı üst başvuruda bulunmuşlar, fakat daha sonra üst başvurularını geri almışlardır.
47. Brüksel ilk derece mahkemesi 15 Şubat 1982 tarihli kararında (bk. yukarıda parag. 27-29), bütün isnadlar bakımından başvurucular ile Prens arasında bir yüzleştirme yapılmamış olması gibi, ilk soruşturmadaki bazı kusurlara yer vermiştir. Bu mahkeme çok istemiş olmasına rağmen, bu kusurları giderememiştir; çünkü Prens, sağlık raporlarının ağırlığı üzerine, hiç bir duruşmada bizzat hazır bulunmamıştır. Bu mahkeme ayrıca, Prensin Üst Mahkeme Başkanı tarafından 9 Kasım 1977 ve 28 Nisan 1978 tarihlerinde yapılan sorgularının kuraldışı olduğunu, çünkü Prensin bir tanık olarak değil, ama şahsi davacı olarak ifadesinin alındığını, böylece Ceza Usul Kanununun 510 ve 511. maddelerinin uygulanmadığını, soruşturma yargıcı tarafından ifadesinin alınmış olması gerektiğini belirtmiştir. Tabi ki bu mahkemeye göre, hükümsüz görülebilecek soruşturma işlemlerini kendisinin iptal etme yetkisi yoktur; fakat Bay Bricmont tarafından şikayet edilen kuraldışılıkları göz önünde tutması ve başvurucunun kuraldışı işlemlere dayanarak karar verilmemesi gerektiği yönündeki talebini kabul etmesi gerekmiştir.
48. Bay ve Bayan Bricmont, 17 Kasım 1982 tarihli üst başvuru dilekçelerinde (bk. yukarıda parag. 30), özellikle 9 Kasım 1977de Prensten ifade alma tarzından şikayetçi olmuşlardır. Bay Bricmont özellikle, kendisi ile Prens arasında yüzleştirme yapmadıkları ve Prensin bütün isnadlardan sorgulamadıkları gerekçesiyle soruşturma yargıcını ve chambre du conseili eleştirmiştir. Bay Bricmonta göre böylece, Sözleşmenin 6(3)(d) bendini ihlal etmişlerdir. Bay Bricmont ayrıca, savcılığın yukarıda geçen 510. madde gereğince, Prensin Üst Mahkemeye bir tanık olarak çıkmasına izin verecek bir Kraliyet kararı talep etmemiş olması nedeniyle, Sözleşmenin 6. maddesine dayanmıştır.
49. Bay ve Bayan Bricmontun, şu sözleri duruşma tutanağına geçmiştir: "İddia makamı, Baron Richardın kısa bir süre önce, Louise Caddesinde Flanders Kontu ile birlikte yürüdüğünün doğru olduğunu kabul ettiğini söylemiştir."
50. Üst Mahkeme 9 Mart 1983 tarihli kararında (bk. yukarıda parag. 31-33), Prensin 9 Kasım 1977 ve 28 Nisan 1978de beyanlarının (bk. yukarıda parag. 38-39), "muhtemelen kendisinin şahsi davacı olduğu düşünülmeden, hukuken haklı görülemeyecek ve dahası, hukuka aykırı olmayan fakat normal dışı koşullara yol açan bir düşünceyle" olağandışı bir tarzı alınmış olmasını, esef verici olarak görmüştür. Ancak Üst Mahkeme, söz konusu beyanların muhakemeyi hükümsüz kılacak nitelikte olmadığını belirtmiş ve şöyle demiştir:
"... Flanders Kontunun bir tanık olarak değil, ama bir şikayetçi olarak ifadesi alındığından, dahası, kendisini tanık olarak sorgulama yetkisine sahip bir yargıç tarafından da ifadesi alınmadığından, Flanders Kontunun söz konusu beyanları, sanki soruşturma yargıcının resmi bir yazısına karşılık olarak yazılı biçimde veya bir polis memuruna sözlü olarak açıklamalar yapmış gibi, veya kendisinin hakkı olduğu şekilde ve bir şahsi davacıdan alınabileceği şekilde sanki soruşturma yargıcının kendisinden yeminsiz ifade almış gibi, sadece bilgi verme ağırlığına sahiptir."
B. Tanıkların sorgulanması
51. Bay Gilson de Rouvreux 25 Ağustos 1977 tarihli bir yazıyla, olayla ilgili bilgi verebilecek bazı kişilerin adlarını Kraliyet Başsavcı Yardımcısına bildirmiştir. Bu isimlerden aralarında Bay Cassenin (bk. yukarıda parag. 18) de bulunduğu üç kişi davet edilmiştir.
52. Bay ve Bayan Bricmont, chambre du conseile verdikleri dilekçede (bk. yukarıda parag. 21), Bay Cassenin ve Bay Grunerin sorgulanmasını istemişlerdir (bk. yukarıda parag. 18). Ancak chambre du conseil, başvurucuların davaya sevk edilmelerine karar vermek için, bu kişilerden ifade alınmasının gerekli olmadığını kabul etmiştir.
53. Bay ve Bayan Bricmont, Bay Grunerin ölümünden sonra Brüksel Kraliyet savcılığına gönderdikleri ve 19 Mart 1981de tebliğ edilen yazıda, Bay Cassenin A1 isnadıyla (bk. yukarıda parag. 22) ilgili olarak verdiği 16 Şubat 1981 tarihli bir imzalı ifadesi hakkında sorgulanması için talimat yazısı (letters rogatary) yazılmasını istemişlerdir. Chambre du conseil dosyasına giren bu ifade, 21 Aralık 1979 tarihli olup ceza dosyasına konulmuş olan diğer iki ifadeye açıklık getirmiştir. Bay Casse bu ifadesinde, Kasım 1976da Prens ile yaptığını iddia ettiği bir konuşmayı anlatmaktadır; buna göre Prens, Sansovino taşınmazına sahip olan Caldanadaki (bk. yukarıda parag. 11) ortaklık haklarının satış bedeli olarak iki milyon Fransız Frangı aldığını söylemiştir. Tebliğ edilen metin şöyledir:
"Bay Bricmont hakkında yapılan ilk soruşturma sırasında ... Bay ve Bayan Bricmont ve şikayetçiyle birlikte, iddia makamının davaya sevk için 2 Kasım 1979 tarihli başvurusunda göstermesi gereken maddi olayların hayati tanıkları olan iki kişinin, yani Cenevre Barosundan Bay Reme Merktin avukat olmayan çalışma arkadaşı Bay Pierre Gruner ile yeminli araştırmacı ve Cannesdaki mahkemelerde danışmanlık yapan Bay Cassein de ifadeleri alınmamıştır;
Ek soruşturma işlemleri yapılması için Bay ve Bayan Bricmontlar tarafından chambre du conseile yapılan bütün başvurular, iddia makamının tanıklar Gruner ile Cassenin dinlenmesine karşı çıkması üzerine reddedilmiştir;
Bay Gruner ölmüş ve onun ölümü, gerçeğin ortaya çıkarılmasını ve sonuç olarak Bay ve Bayan Bricmontun kendilerini savunmalarını daha da güç hale getirmiştir;
Bay ve Bayan Bricmont bugün, Bay Gabriel Cassenin talimat yoluyla en kısa sürede dinlenmemesi halinde, çok önemli bir tanıktan yoksun kalma riskiyle karşı karşıyadırlar; çünkü Bay Casse çok yaşlı olup, çok ağır sağlık sorunlarını henüz atlatmıştır;
...
Yargısal bir makam, Bay Gabriel Casseye 16 Şubat 1981 tarihli ifadesini teyid edip etmediğini sormalı ve bu makam aynı zamanda gerçeğin ortaya çıkarılması için gerekli gördüğü her türlü soruyu sormalı ve ayrıca Bay Cassenin mesleki ve kişisel itibarı hakkında Brüksel Kraliyet savcılığına bilgi verebilmelidir;
Sözü edilen 16 Şubat 1981 tarihli ifade, 2 Aralık 1972 tarihinde Belçika Prensi tarafından imzalanmış olan belgeye dayandığı iddia edilen dolandırıcılık isnadının, ki daha sonraki isnadlar bu isnada dayanmaktadır, kanıtlanması üzerinde doğrudan bir etkiye sahiptir.
...
Bay ve Bayan Bricmontun, çok önemli maddi olaylar hakkında münhasıran geniş kişisel bilgilere sahip oldukları için şikayetçinin suçlamalarının temelsiz olduğunu gösterebilecek olan bu iki tanığın sorgulanması taleplerinin reddedilmesinden kaynaklanan soruşturmada meydana gelen kusurların giderilmesine acil ihtiyaç bulunmaktadır.
Başvuru, İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Korumaya dair Avrupa Sözleşmesinin 6(3)(d) bendine dayanmaktadır;
... ."
Başvuruculara göre Bay Cassenin sorgulanması, A1, A9 ve C4 olaylarında (bk. yukarıda parag. 22) kanıtlandığı kabul edilen üç isnaddan aklanmalarını sağlayacaktır.
54. Grasse savcılığı 27 Mart 1981de, Bay Cassenin: "(1) Bay ve Bayan Bricmontlar ile geçmişteki ve sürdürüyorsa şimdiki ilişkisi hakkında, ve (2) ekli ifadelerin içeriği hakkında" sorgulanmasına dair Brüksel Kraliyet savcılığının talimatını yerine getirmiştir.
Bay Casse 20 Haziran 1981de Cannes polisi tarafından sorgulanırken, birinci soruyu yanıtlamış ve 16 Şubat 1981 tarihli beyanını teyid etmiştir.
55. Brüksel ilk derece mahkemesi 15 Şubat 1982 tarihli kararında (bk. yukarıda parag. 27-29), ilk soruşturmadaki başka kusurların yanında, ilk soruşturmanın sona ermesinden sonra ölen Bay Grunerden ifade alınmamış olmasını, Bay ve Bayan Bricmontların resmen istemiş olmalarına rağmen, bilgi verebilecek konumda olan bazı kimselerin tanık olarak davet edilmemiş ve dinlenmemiş olduklarını kaydetmiştir.
56. Bay ve Bayan Bricmont 17 Kasım 1982 tarihli dilekçelerinde (bk. yukarıda parag. 30), "meslektaşı ve müşterisi olan Georges Bricmontun 3 Mayıs 1977de fotokopisini gönderdiği gizli mektubun taşıdığı tarihi ve hangi koşullarda gönderildiğinin ortaya çıkarılması için" Bay Merktin yeminli tanık olarak (bk. yukarıda parag. 18) dinlenmesini istemiştir (bk. yukarıda parag. 32). Bay ve Bayan Bricmont, Sözleşmenin 6. maddesine dayandıklarını, mahkemenin ifade almasını istedikleri tek kişi Bay Merkt olduğundan, savunma haklarını da kötüye kullanmadıklarını savunmuşlardır.
57. Başvurucular Aralık 1982de, Bay Cassenin daha önceki beyanlarını yeminli olarak mahkemede teyid edebileceğini söylediği 17 Aralık 1982 tarihli yeni bir beyanını sunmuşlardır (bk. yukarıda parag. 53).
58. Üst Mahkeme 9 Mart 1983 tarihli kararında (bk. yukarıda parag. 31-33), Bay Merktin dinlenmesi için yapılan başvuru hakkında açık bir hüküm vermemiş, fakat dosyada 3 Mayıs 1977 tarihli mektubun (bk. yukarıda parag. 56) mevcudiyetinden doğduğu iddia edilen hükümsüzlük sebebini ele alırken, Bay Merktin mesleki gizlilik ihlalinde bulunmadığını belirtmiş; Bay Cassenin beyanlarına verilmesi gereken ağırlık konusunda bir şey söylememiştir.
C. Mali soruşturma ve hesapların incelenmesi
59. Brükseldeki soruşturma yargıcı, Mont-de Marsanda (Fransa) ilk derece mahkemesi yargıcına gönderdiği 27 Eylül 1977 tarihli bir telgrafla, Bay ve Bayan Bricmontun işgal ettiği Vielle-Soubirandaki bir taşınmaza arama müzekkeresi çıkarmasını ve on bir şirket ile Anstaltenle ilgili belgelere el konulmasını istemiştir. Aynı gün, Cenevredeki bir soruşturma yargıcına da telgraf göndererek, ilk önce, Bay Grunerden sonra çalışmaya başlamış olan muhasebeci Bay Natalizzinin evinde arama yapılmasını ve belir bir şirkete ait olan bütün hisselere ve dört Anstaltene ait bütün belgelere el konulmasını; ikinci olarak, Bay Merktten, bazı Anstaltenlerle ilgili defterlerin, dosyaların ve muhaberatın alınması istemiştir.
Cenevredeki soruşturma yargıcı 28 Eylül 1977de, bu yönde bir karar vermiştir. İşte bunun üzerine, Bay Bricmontun Bay Merkte gönderdiği 3 Mayıs 1977 tarihli mektup (bk. yukarıda parag. 32) ele geçirilmiştir.
Brükseldeki soruşturma yargıcı 30 Eylül 1977de, Grassedeki ilk derece mahkemesine benzer bir telgraf göndermiştir. 19 Ekim 1977de başka bir telgrafla, Paristeki bir soruşturma yargıcından, Banque de Paris et des Pays-Bas ile Banque Nationale de Paristen, başvurucular adına ve bir şirket adına açılan bütün hesaplardaki işlemleri gösteren bir yazının istenmesini talep etmiştir. Cenevredeki soruşturma yargıcından 9 Ocak 1978 tarihli başka yazıyla da, Prense bazı mobilyaların satış bedelinin ödendiğini belgeleyen 18 Şubat 1974 tarihli sözde sahte bir belgeyle ilgili olarak bazı belgelere el konulmasını ve Cenevredeki Banque de Paris et des Pays-Basta araştırma yapılmasını istemiştir.
Yapılan çeşitli aramalarda, Anstalten ile ilgili defterlerin nerede olduğu ortaya çıkarılamamıştır.
60. Bay ve Bayan Bricmont, chambre du conseil önündeki yargılama sırasında, Banque de Paris et des Pays-Basın Cenevre şubesinden yetkililerin ifadelerinin alınmasını istemişler, fakat talepleri reddedilmiştir.
61. Brüksel ilk derece mahkemesi 15 Şubat 1982 tarihli kararında (bk. yukarıda parag. 27-29), soruşturmadaki başka kusurların yanında, gönderilen talimatlar üzerine banka muameleleri hakkında ve Prens ile başvurucular adına açılmış olan hesaplar hakkında bir inceleme yaptırılmadığını kaydetmiştir (Bu kişilerin Belçika veya yabancı bankalardaki bir çok hesapları dosyada bulunmaktadır). Söz konusu Anstaltenin hesapları üzerinde ise inceleme yapıldığı anlaşılmaktadır; ele geçirilen belgeler bir çok beyanı içerdiği için, bu hesaplarda en azından konuyla ilgili olarak, hangi işlemlerin yapıldığını ortaya çıkarmak üzere bankalardan bilgi istenmesi mümkün olmuştur. Bütün bunlarda, tersine bir şey yoktur. Aynı zamanda mahkeme, Bay Bricmontun, Prens namına aldığı paraları veya yaptığı ödemeleri sistematik ve kronolojik bir şekilde gösteren hesaplar tutmamış olmakla ve mahkemenin açık sorularına bazen yanıt vermemekle "büyük hata" ettiği sonucuna varmıştır.
62. Bay ve Bayan Bricmont, üst yargılama sırasında verdikleri dilekçede, hesaplar üzerinde inceleme yaptırılmamış olması konusunda dava mahkemesinin kaydettiği eksikliklerden söz etmiş ve ilk soruşturmanın taşıdığı kusur nedeniyle hükümsüz sayılması için bu tespite dayanmıştır. Bay Bricmont, dava mahkemesinin kendisiyle ilgili eleştirileri konusunda ise, gerçeğin ortaya çıkmasına yardımcı olmayan Prensin, bizzat kendisinin isteği üzerine, banka kayıtları kullanılmaksızın yapılan para nakilleriyle ilgili olarak not tutma şekli nedeniyle muhalifini suçlamasını, kabul edilmez bir şey olarak düşündüğünü söylemiştir.
63. Üst Mahkeme 9 Mart 1983 tarihli kararında (bk. yukarıda parag. 31-33), başvurucuların soruşturmanın hükümsüzlüğüne dair savunmaları konusunda açık bir hüküm vermemiştir. Üst Mahkeme, A3 ve A10 isnadlarının kanıtlandığını beyan ederken, başka şeylerin yanında, Bay Bricmontun muhasebe belgelerini sunmamış olmasını da göz önünde tutmuştur. Üst Mahkeme, cezayı tayin ederken de, Bay Bricmontun savunma dilekçesinden, Prensin malvarlığını mümkün olduğu kadar vergi makamlarından, alacaklılarından ve yasal mirasçılarından gizlemek istediğinin ve Bay Bricmontun Prensi kandırmak için bundan yararlandığının ortaya çıktığını kaydetmiştir.
D. "Cannes Üzerinde Fırtına" adlı suluboya resmin delil olarak sunulması için başvurulması
64. Bay Bricmont 30 Ağustos 1978de, soruşturma yargıcına 19 Mayıs 1976 tarihli bir belgenin bir kopyasını göndermiştir. Bu belge şöyledir:
"Aşağıda imzası olan ben Flanders Kontu, Belçika Prensi Charles, işbu belgeyle, Brüksel Barosundan Bay Georges Bricmonta, kendisinin bulunmadığı yerde Bayan Bricmonta, sahibi olduğum veya kontrolüm altında bulunan şirketler ile Anstalten üzerinde tasarruf etme yetkisi (power to dispose) veriyorum."
Bay Bricmont bu belgeyle, Kont Flandersin "elden hediyeler"in varlığını kabul ettiğini ve Medeni Kanunun 938. maddesi uygulanması suretiyle, hisseleri veya şirketler veya Anstalten üzerindeki haklarla ilgili belgeleri kendisinin üzerine geçirdiği isnadlarının, böylece hayati bir unsurdan yoksun kaldığını iddia etmiştir. Bay Bricmont, soruşturma yargıcına gönderdiği 8 Eylül 1978 tarihli bir mektupta, aslında hediyenin, esasen karısına verildiğini belirtmiştir.
65. Bayan Bricmont 22 Kasım 1978de Grasse mahkeme başkanından, bir limited şirket olan Sansovinonun başkanı ve genel müdürü olarak ve ticari olmayan mülkiyet ortaklığı olan Caldananın genel müdürü olarak Şubat 1976ya kadar ofis olarak kullandığı bir chateaunun içindekileri tespit etmesi için, bir icra müdürü olan Bay Bernardın görevlendirilmesini sağlayan bir karar almıştır. Bay Bernardın bu işle görevlendirilmesinin Brükselde devam etmekte olan ceza davasıyla bir ilgisi yoktur; bu iş, Bayan Bricmontun, Caldana şirketine kayyım olarak mahkeme tarafından atanmış olan Bay Denapeye teslim edilmiş eşyalarının bir listesinin hazırlanmasını istemesi üzerine yapılmıştır. Bu nedenle icra müdürünün görevi, burada başka şeylerin yanında bazı resimlerin bulunduğunu kaydetmek olup, bunlar üzerindeki ithaf yazılarını kaydetmek değildir.
Bay Bernard 3 Ocak 1979da, idare ofisindeki kilitli bir sandıkta, Kont Flanders imzalı olup, Bay ve Bayan Bricmonta 21 Ocak 1976 tarihinde ithaf edilmiş, aralarında "Cannes Üzerindeki Fırtına" adlı sulu boya resmin de bulunduğu dört resim bulunduğunu kaydetmiştir.
66. Bayan Bricmont, eşinin 19 Mayıs 1976 tarihli bağış senedi hakkında 2 Ekim 1979 tarihinde sorgulanmasından sonra, 22 Ekim 1979da soruşturma yargıcına bir mektup yazmıştır. Bayan Bricmont, Prensin "Cannes Üzerindeki Fırtına" adlı suluboya resmi kendisine verdiğini gösteren bu 21 Ocak 1976 tarihli ithaf yazısından haberdar olmasının çok önemli olduğunu düşünmüştür. Bayan Bricmont bu mektupta şöyle devam etmiştir:
"Bunu Prense göstermenizi tavsiye ederim; bunu gerçekten kendisinin yazıp yazmadığını size söyleyebilecektir. Prens size ayrıca, boş olarak imzalamış olduğu belgelerin hayali kullanımı hakkındaki yanlış imalarını geri alıp almadığını da söyleyebilecektir.
Ekte, icra müdürü Bay Bernardın 3 Ocak 1979 tarihli tutanağı bulunmaktadır. Bay Bernard, Bay Denape ile görüştükten sonra, söz konusu dört resmin, Chateau Sansovinodaki ofisimde bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bu resimler, kilitli olan ofisteki yine kilitli bir madeni sandıkta bulunmaktadır. Ofis ve sandık anahtarlarım var, fakat bunlara ulaşamıyorum. Bu konuda bir mahkeme kararı olmadığı halde, sadece Bay Denape tarafından yasaklanmış durumdayım; buraya girmeye ve bana ait eşyaları almaya teşebbüs ettiğimde, bekçiler ve Bay Busuttil tarafından fiziksel olarak engellenmekteyim. Söz konusu eşyaların bana ait olduğu konusunda kimsenin bir itirazı bulunmadığından, Bay Denapenin bu tamamen gereksizdir.
Bu durumda size, Sansovinodaki evde bulunan ve savunmam için çok önemli olduğunu düşündüğüm yukarıda geçen şahsi eşyalarımın, özellikle mektupların, notların, fotoğrafların ve resimlerin bana iade edilmesi, eğer iade edilemiyorsa bunlara el konulması için, Alpes Denizyolları Müdürlüğüne talimat yazmanızı rica ediyorum.
Bay Denape ve benim anahtarlarımız bulunduğunda, evin bölümlerinin ve eşyaların kilit altında tutulması gerekli değildir.
Talimat yazınızı icra etmekle görevli Fransız polisine, binayı ve eşyaları açmamız ve sizin bilginize sunulması ve savunmam için bana geri verilmesini istediğim parçaları kendilerine göstermemiz için, benden ve Bay Denapedan kendilerine eşlik etmemizi istemeleri yeterli olacaktır."
67. Bay ve Bayan Bricmont, chambre du conseil önündeki yargılamada yine ithaf yazısının sunulmasını istemişler, fakat sonuç alamamışlardır.
68. Brüksel ilk derece mahkemesi 15 Şubat 1982 tarihli kararında (bk. yukarıda parag. 27-29), soruşturmadaki diğer kusurların yanında, "Cannesda geçici kayyım Bay Denapein elinde olan ve sanıklara ithaf edilmiş olması nedeniyle olayların kendilerinin anlattıkları şekilde olduğuna güven uyandıracak olan "Cannes Üzerindeki Fırtına" adlı suluboya resminin üzerinde, kime ithaf edildiğini gösteren yazının kaydedilmesi için sanıkların yaptıkları başvurunun, soruşturma yargıcı tarafından gerekçe gösterilmeden reddedildiğinden" söz etmiştir. Bu mahkeme, 19 Mayıs 1976 tarihli bağış senediyle ilgili A8 isnadını (bk. yukarıda parag. 22 ve 64) ele alırken, "savunma hakları gerektirdiği halde, soruşturma tedbirinin (talimat yazısının) alınmamış olmasını" üzüntü verici bulmuştur (bk. yukarıda parag. 22 ve 64); bu mahkeme "bir anı olmasına rağmen, bu ithaf içeriğinin sanıklara verilmemiş olmasını da aynı şekilde üzüntü verici" bulmuştur.
69. Bay ve Bayan Bricmont, A8 isnadıyla ilgili 17 Kasım 1982 tarihli üst başvuru dilekçelerinde, "21 Ocak 1976 tarihli ithaf, bağışlayan tarafından gerçekten de böyle bir bağışta bulunulmak istendiğini göstereceği için", "Cannes Üzerindeki Fırtına" adlı suluboya resmin, şahsi davacı tarafından sunulmasını istemişlerdir.
Brüksel Üst Mahkemesi 9 Mart 1983 tarihli kararında (bk. yukarıda parag. 31-33) bu konuda açık bir hüküm vermemiştir. Ancak bu mahkeme, şahsi davacı Kont Flandersin, bu başvuruyu "saptırma taktiği" olarak nitelendirdiği dilekçesine atıfta bulunmuştur.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
70. Bay ve Bayan Bricmont, 13 Şubat 1984 tarihinde Komisyona yaptıkları başvuruda, Prensin durumu nedeniyle adil yargılanmadıklarını iddia etmişlerdir. Başvurucular çok sayıda şikayette bulunmuşlardır. Başvurucular özellikle, ilk soruşturmadaki kusurlar nedeniyle yargılamanın adil olmadığını iddia etmişler; davaya bir bütün olarak bakıldığında, Sözleşmenin 6(1). fıkrasıyla ve ayrıca, bazı noktalar bakımından, Sözleşmenin 6(3)(b) bendiyle (hesaplar üzerinde inceleme yaptırılmaması, "Cannes Üzerindeki Fırtına" adlı suluboya resmin sunulamaması) ve 6(3)(d) bendiyle (Prens ile yüzleştirme yapılmaması ve kendisinden ifade alınmaması, bazı tanıkların hiç veya yeterli bir biçimde sorgulanmamış olması) bağdaşmaz olduğunu düşünmüşlerdir.
71. Komisyon 15 Temmuz 1986da, başvurucuların soruşturmayla ilgili şikayetlerini kabuledilebilir bulmuş ve geri kalan şikayetleri kabuledilemez bulmuştur. Komisyon, 15 Ekim 1987 tarihli raporunda şu sonuca varmıştır:
(a) başvurucuların, yargılama sırasında Prensten daha az avantajlı durumda olmaları nedeniyle (bire karşı on oyla) Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ve Bay Merktin dinlenmemiş olması nedeniyle (beşe karşı altı oyla) ihlaline;
(b) suluboya resmin sunulamamış olması ve bazı hesapların üzerinde özel olarak inceleme yaptırılmamış olması nedeniyle Sözleşmenin 6(3)(b) bendinin, Bay Gruner ile Bay Cassenin dinlenmemiş olması nedeniyle 6(3)(d) bendinin ihlal edilmediğine (oybirliğiyle);
(c) Bay Grunerin Bay Cassenin ve Bay Merktin dinlenmemiş olması bakımından veya suluboya resmin sunulamamış ve hesaplar üzerinde inceleme yaptırılmamış olması nedeniyle, Sözleşmenin 6(1). fıkrası bakımından ayrı bir sorun doğmadığına (oybirliğiyle).
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. İç hukuk yollarının tüketilmediğine dair ilk itiraz
72. Hükümet, başvurucuların iç hukuk yollarını tüketmediğini, çünkü Bay Cassenin, Bay Grunerin ve Prens Charlesın sorgulanması için veya kendilerinin Prensle yüzleştirilmeleri için veya hesaplar üzerinde inceleme yaptırılması için Belçika mahkemelerine ve daha özel olarak Brüksel Üst Mahkemesine başvurmadıklarını savunmuştur.
73. Mahkeme bu tür ilk itirazları, niteliği ve şartların izin verdiği ölçüde, davalı Hükümetin Komisyon önünde bu itirazları ileri sürmüş olması koşuluyla ve ileri sürdüğü ölçüde ele alır; bu itirazlar normal olarak kabuledilebilirliğin ilk aşamasında yapılmış olmalıdır (bk. en yakın tarihli karar olarak, 22.02.1989 tarihli Ciulla kararı, parag. 28).
Ancak, Komisyon temsilcisinin de kaydettiği gibi, bu koşulların bu olayda yerine getirilmediği dosyadan bellidir. O halde itiraz hakkı düşmüştür (estoppel).
II. Sözleşmenin 6(1). fıkrası ile 6(3)(b) ve 6(3)(d) bendlerinin ihlali iddiası
74. Başvurucular, Sözleşmenin 6(1). fıkrası ile 6(3)(b) ve 6(3)(d) bendlerinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Bu hükümler şöyledir:
"Herkes, ... bir suç isnadının karara bağlanmasında, ... bir yargı yeri tarafından ... adil ... yargılanma hakkına sahiptir. ...
2. ...
3. Hakkında bir suç isnadı bulunan bir kimse, asgari şu haklara sahiptir:
(a) ...
(b) savunmasını hazırlamak için yeterli zamana ve kolaylıklara sahip olma;
(c) ...
(d) aleyhine olan tanıkları sorguya çekme ve sorguya çektirme; lehine olan tanıkların aleyhine olan tanıklarla aynı şartlarda hazır bulunmalarını ve sorguya çekilmelerini sağlama;
(e) ..."
Başvurucular, ilk soruşturmadaki kusurlardan şikayetçi olmuşlardır. Başvuruculara göre Prensin yargılamadaki durumu, Bay Grunerden, Bay Casseden ve Bay Merktten ifade alınmamış olması, hesaplar üzerinde inceleme yaptırılmamış olması ve "Cannes Üzerindeki Fırtına" adlı suluboya resminin sunulamamış olması, kendileriyle Prens arasında Prensin lehine bir dengesizlik yaratmış olup, bu olayda adil yargılanma hakkını ihlal etmiştir.
Hükümet bir ihlal bulunmadığını savunmuş, Komisyon ise başvurucunun iddialarına kısmen katılmıştır.
75. Sözleşmenin 6(3). fıkrasındaki güvenceler, Sözleşmenin 6(1). fıkrasında yer verilen adil yargılanma kavramının özel yönlerini yansıttığı için (bk. diğerleri arasında, 24.11.1986 tarihli Unterpertinger kararı, parag. 29), mevcut davada başvurucuların şikayetlerine, 6. maddenin 1 ve 3. fıkraları birlikte ele alınarak bakılması uygun görünmektedir.
1. Şahsi davacıdan ifade alma usulü ve kendisiyle başvurucular arasında bütün isnadlar konusunda bir yüzleştirme yapılmaması
(a) Şahsi davacıdan ifade alma usulü
76. Başvurucular ilk olarak, Kraliyet savcılığı ile soruşturma yargıcı arasında "ön anlaşma" üzerine, Brüksel Üst Mahkemesi tarafından 9 Kasım 1977 ve 28 Nisan 1978 tarihlerinde Prensten yeminsiz olarak ifadeler alınmasının (bk. yukarıda parag. 17, 38 ve 39), usulü gayri adil hale getirdiğini iddia etmişlerdir.
Hükümete ise bu iddiaya karşı çıkmıştır. Hükümete göre, Prensten ifade alma usulü, her ne kadar olağan bir usul değil ise de, her hangi bir şekilde hukuka aykırı bir usul değildir; kaldı ki, bu usul daha sonra kaldırılmıştır.
77. Mahkeme, söz konusu usulün bazı kuşkular doğurduğunu, fakat bu kuşkuların sürmediğini (bk. yukarıda parag. 40) kaydeder. Brüksel ilk derece mahkemesi 15 Şubat 1982 tarihli kararında, uygulanan bu usulün kuraldışı (irregular) olduğunu belirtmiştir (bk. parag. 28); Brüksel Üst Mahkemesi 9 Mart 1983 tarihli kararında, bu usulün olağandışı olduğunu kabul etmiş, fakat bunun muhakemeyi hükümsüz kılmadığını belirtmiştir (bk. yukarıda parag. 50).
Devletin üst düzey şahsiyetlerinden ifade alınmasını ve bunların sorgulanmalarını düzenleyen özel kurallar, Avrupa Konseyine üye Devletlerinin bir çoğunun iç hukukunda bulunmaktadır. Bu tür kurallara sahip olmanın objektif sebepleri vardır ve bunlar Sözleşmenin 6. maddesiyle çelişmez.
(b) Bütün isnadlar bakımından başvurucuların şahsi davacıyla yüzleştirilmemesi
78. Başvurucular göre, yargılamanın adil olabilmesi için, kendileri ile Prens arasında bütün isnadlar bakımından yüzleştirilme yapılmış olması gerekirdi. Başvuruculara göre Prensten ifade alınmaması, haksız bir uygulamadır.
Hükümet ise, kapsamlı bir yüzleştirme yapılamadığını, çünkü Prensin kendi malvarlığı hakkında bir şey bilmediğini, sağlığının kötü olduğunu ve kendisine Bay Bricmontun 23 Ekim 1979da soru sorma fırsatı bulduğunu söylemiştir. Dahası Üst Mahkeme, başvurucular hakkında mahkumiyet kararı verirken Prensin beyanlarını kullanmamıştır; çünkü dosyadaki bir çok belgenin, olayları kanıtladığı sonucuna varmıştır.
79. Mahkeme hemen ilk başta, muhakemenin hemen her aşamasında başvurucuların Prens ile yüzleştirme yapılmasını istediklerini (bk. yukarıda parag. 42, 46 ve 48) kaydeder.
Prens ile Bayan Bricmont arasında bir yüzleştirme yapılmamıştır. Bayan Bricmontun eşi ile Prens arasında 23 Ekim 1979da yapılan tek yüzleştirme de, sadece 19 Mayıs 1976 tarihli bağış senedi konusundaki A8 isnadı ve daha sonra muhakemesinin sürdürülmeyen bir isnad olan sahte vasiyetname konusundadır (bk. yukarıda parag. 41).
İlk soruşturmanın gizliliği nedeniyle, Bay Bricmont bu dönemde ceza dosyasına ulaşamamış ve bu durum Prensi bütün isnadlarda sorgulamasını engellemiştir.
80. Brüksel ilk derece mahkemesi 15 Şubat 1982 tarihli kararında, ilk soruşturmadaki diğer kusurların yanında, kapsamlı bir yüzleştirme yapılmamış olduğunu da kaydetmiştir. Bu mahkeme, şahsi davacının mahkeme huzuruna gelememesini haklı kılmak için sağlık raporları sunarak, ki bunlar mahkeme tarafından atanmış uzmanlar tarafından iki kez kontrol edilmiştir, bizzat huzura gelememiş olması nedeniyle, bu kusurları giderememiş olmasını esef verici bulmuştur (bk. yukarıda parag. 47). Üst Mahkeme ise 9 Mart 1983 tarihli kararında, başvurucular alt mahkemenin tespitlerine dayandıkları halde, Prensten niçin ifade alınmasına karar vermediğini açıklamamıştır (bk. yukarıda parag. 48 ve 50).
81. Başvurucular aleyhine açılan ceza davası, Prensin suçlamalarına dayandırılmıştır. Adil yargılanma hakkının önemli bir kısmını oluşturan savunma haklarının mevcut olayın şartları içinde kullanılması, kural olarak, aleni biçimde veya gerekirse şikayetçinin evinde yapılacak bir yüzleştirme veya sorgu sırasında, şikayetçinin anlattıklarının her hangi bir yönüne karşı başvurucuların itiraz edebilme imkanına sahip olmasını gerektirir. Bu durum, belirli olayların açıklığa kavuşturulmasını ve Prensin olaylar hakkında daha ayrıntılı bilgi vermesini ve hatta bir veya bir kaç isnaddan vazgeçmesini mümkün kılacaktır. Bu bağlamda Mahkeme, Prensin soruşturma yargıcı tarafından 18 Temmuz 1979da ve yine Bay Bricmontun huzuruyla 23 Ekim 1979da sorgulanırken, Üst Mahkeme Başkanına verdiği 9 Kasım 1977 tarihli ifadenin, sanığın lehine düzenlediği vasiyetnameyle ilgili olarak yanlış anlamaya sebep olduğunu kabul ettiğini (bk. yukarıda parag. 40 ve 41) kaydeder. Chambre du conseil, bu noktayla ilgili olarak takipsizlik kararı vermiştir (bk. yukarıda parag. 22).
82. Bununla birlikte, Brüksel Üst Mahkemesinin başvurucuları mahkum ederken, Prensin suçlamalarına ne ölçüde dayandığı tespit edilmelidir.
83. Üst Mahkeme karar gerekçesinde, kanıtlandığı sonucuna varılan altı isnaddan dördü (A1, A3, A8 ve A10) konusunda, şahsi davacının iddialarından söz etmiştir. Üst Mahkeme böylece, şahsi davacının iddialarında (A1 ve A10) "belirtilen", "zikredilen" ve "dayanılan" deliller ışığında, Bay Bricmontun savunmalarını reddetmiş; bu delillerin, Bay Bricmontun cezai fiillerde bulunduğuna dair "ciddi, açık ve tutarlı karineler" ortaya çıkardığını (A10) kabul etmiştir. Üst Mahkeme A10 isnadı konusunda ayrıca, Prensin soruşturma yargıcı tarafından 18 Temmuz 1979 tarihinde sorgulanırken verdiği beyana dayanmıştır.
Tabi ki Üst Mahkeme yargıçlarının önünde, Prensin iddialarında "doğru bir şekilde zikrettiği" veya "kaydettiği", "ilk soruşturma sırasında toplanan deliller" de vardır. Dahası başvurucular, ilk soruşturma ve yargılama sırasında, kendi görüşlerini serbestçe sunabilmişlerdir. 9 Mart 1983 tarihli kararda, başvurucuların ikna edici bir açıklamada bulunmadıkları veya yazılı bir anlatım sunmadıkları vurgulanarak, bunlardan sık sık söz edilmiştir.
84. Komisyon haklı olarak, Prensin beyanlarına verilen ağırlığın doğru bir şekilde değerlendirilmesinin güçlüğüne işaret etmiştir.
9 Mart 1983 tarihli kararda, Bay Bricmonta, bir sorgulama veya yüzleştirme suretiyle bütün isnadlar hakkında şikayetçiden başvurucunun huzurunda ifade alınmasına imkan vermeksizin, A1, A3 ve A10 isnadlarının kanıtlandığı sonucuna varırken, Üst Mahkemenin şahsi davacının suçlamalarına dayandığı görülmektedir; sadece A8 isnadı konusunda bir yüzleştirme yapılmıştır (bk. yukarıda parag. 79).
85. Buna göre Bay Bricmont, Üst Mahkemenin kendisini suçlu bulduğu beş isnaddan üçünde, Sözleşmenin 6. maddesinde güvence altına alınmış olan savunma haklarını ihlal eden bir muhakemeden sonra mahkum edilmiştir.
86. Bayan Bricmont aleyhindeki isnadlar bakımından, kendisi ile Prens arasında bir yüzleştirme yapılmamış olması, Sözleşmenin 6. maddesi anlamında bir adil yargılanma hakkı sorunu doğurmamaktadır; çünkü Üst Mahkeme burada şahsi davacının iddialarına değil, fakat diğer delillere dayanmıştır.
2. Başvurucuların diğer şikayetleri
(a) Tanıkları sorgulayamama
87. Başvurucular, en iyi bilgi verebilecek durumda bulunan kişilerin ve özellikle Bay Gruner, Bay Casse ve Bay Merktin tanık olarak dinlenmemiş olmalarından şikayet etmişlerdir.
Hükümet ise, başvurucuların bu kişilerde ifade alınmasını istemedikleri, istenmiş olsaydı, bu kişilerin ifadelerinin bir öneminin bulunmayacağı şeklinde yanıt vermiştir.
88. Komisyon gibi Mahkeme de, Bay Gruner ve Bay Cassenin ifadelerinin alınmamış olmasının, Sözleşmenin birlikte ele alınan 6(1). fıkrasına ve 3(d) bendine aykırı olup olmadığını belirlemesi gerekmediğini düşünmektedir. Bay Gruner, chambre du conseil önündeki duruşma ile ilk derece mahkemesi önündeki yargılama arasındaki bir tarihte ölmüştür; başvurucular Bay Cassenin dinlenmesi için Üst Mahkemeye başvurmamışlardır.
89. Komisyon, Bay Merktin dinlenmemiş olmasının ise, Sözleşmenin 6(3)(d) bendinde güvence altına alınan hakkı ihlal ettiğini, çünkü bu konuda bir gerekçe gösterilmediğini belirtmiştir.
Bir tanığın davet edilmesinin gerekli veya yararlı olup olmadığına karar vermek, kural olarak ulusal mahkemelere düşen bir görevdir. Mahkemenin, bir kimsenin tanık olarak dinlenmemiş olmasının, Sözleşmenin 6. maddesiyle bağdaşmaz olduğu sonucuna varmasına yol açabilecek istisnai durumlar bulunabilir; fakat mevcut olayda, Mahkemenin bu tür bir durumun varolduğu görüşünü oluşturabileceği yeterli sebepler bulunmamaktadır (bk. yukarıda parag. 56 ve 58). Buna göre Mahkeme, birlikte ele alınan Sözleşmenin 6(1). fıkrası ile 6(3)(d) bendine bir aykırılık olmadığı sonucuna varmaktadır.
(b) Hesaplar üzerinde inceleme yaptırılmamış olması
90. Bay ve Bayan Bricmont, hesaplar üzerinde inceleme yaptırılmamış olmasından şikayetçi olmuşlardır.
Hükümet bu iddiaya karşılık, soruşturma yargıcının muhasebe (book-keeping) kayıtlarının toplanmasına özel bir özen gösterdiğini; başvurucuların para akışıyla ilgili açıklamada bulunmaktan kaçınmak için çeşitli vasıtalara başvurmaya teşebbüs ettiklerini; ve bizzat başvurucuların kabulüne göre söz konusu işlemlerin bir banka kaydı olmadan yapıldığını belirtmiştir.
91. Mahkeme, olayın niteliği gereği, hesaplar üzerinde bir inceleme yaptırılmasının arzu edilir bir durum olduğunu kabul etmektedir. Ancak Komisyon gibi Mahkeme de, işlemlerden bir çoğunun, gizlilik kuralına bağlı şirketler vasıtasıyla, ulaşılabilir nitelikte banka kayıtları tutulmaksızın yapıldığını, bizzat başvurucuların iddia ettiğini kaydeder. Bu durumda Belçika mahkemelerinin, böyle bir inceleme yaptırılmasının bir amaca hizmet etmeyeceğine inanmaları için sebep vardır. O halde başvurucular, hesaplar üzerinde inceleme yaptırılmasına karar verilmemiş olmasından şikayetçi olamazlar; kaldı ki başvurucular açıkça böyle bir talepte bulunmamışlardır. Bu durumda, birlikte ele alınan Sözleşmenin 6(1). fıkrası ile 6(3)(b) bendi ihlal edilmemiştir.
(c) Suluboya resmin sunulamamış olması
92. Başvurucular, Prens tarafından yapılmış olan "Cannes Üzerindeki Fırtına" adlı suluboya resmin yargılamada sunulmasına karar verilmemiş olmasının, kendilerinin yeterli bir savunma hazırlamalarını engellendiğini, çünkü savunmalarını desteklemek için resmin üzerindeki ithafa dayanamadıklarını ileri sürmüşlerdir.
Hükümet ise, başvurucuların bizzat kendi davranışlarıyla, suluboya resmin sunulmasının yararsız olduğunu gösterdiklerini savunmuştur.
93. Mahkeme, kendi önüne gelinceye kadar, başvurucuların hiç bir şekilde ithaf yazısının ayrıntıları hakkında bir bilgi vermediklerini kaydeder. Buna göre başvurucular, birlikte ele alınan Sözleşmenin 6(1). fıkrası ile 6(3)(b) bendinin, bu noktada ihlalinden ötürü mağdur olduklarını ileri süremezler.
III. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
94. Sözleşmenin 50. maddesi şöyledir:
"Mahkeme, bir Sözleşmeci Tarafın resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan bir tasarrufun tamamen veya kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğunu tespit ederse ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuku verilen kararın veya yapılan tasarrufun sonuçlarını ancak kısmen onarmaya imkan veriyorsa, Mahkeme gerekli gördüğü takdirde zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödenmesine hükmedebilir."
Başvurucular bu maddeye göre tazminat ile ücretler ve masrafların geri ödenmesini talep etmişlerdir.
Hükümet, "Mahkemenin vardığı sonucu öğrenmeden önce" bu talepler hakkında bir görüş belirtmenin mümkün olmadığını savunmuştur. Bunun sonucunda, Komisyon temsilcisi kendi görüşünü saklı tutmuştur.
95. Bununla birlikte Mahkeme, Bay Bricmontun talepleri hakkında bir karar vermek için yeterli materyalin bulunduğunu düşünmektedir. Bayan Bricmont bakımından bir ihlal tespit edilmediği için, kendisinin taleplerini incelemek gerekli değildir.
1. Zararlar
(a) Maddi zararlar
96. Bay Bricmont ilk önce, 12 Ekim 1977den 12 Ekim 1989a kadar yoksun kaldığı mesleki gelir nedeniyle uğradığı maddi zararlar için, bir "fırsat kaybı" olarak değerlendirdiği 10,965,552 Belçika Frangı talep etmiştir. Başvurucu bu hesabı yaparken, tazminata karar verileceği tarihteki ilgili mevzuatı, enflasyonunun etkisini, faizi ve vergiyi dikkate almıştır.
97. Mahkeme, başvurucu aleyhine Belçika mahkemelerinin kanıtlandığı sonucuna vardıkları beş isnaddan üçü bakımından, Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir; fakat buradan, bu mahkumiyetlerin temelsiz olduğu çıkmaz. Mahkeme, Sözleşme ihlal edilmemiş olsaydı, iç hukuktaki muhakemenin sonucunun ne olacağı konusunda bir spekülasyonda bulunamaz. Tespit edilen ihlal ile uğrandığı iddia edilen zarar arasında bir nedensellik bağı kurulamadığından, bu talep reddedilmelidir.
(b) Manevi zararlar
98. Bay Bricmont ayrıca, manevi zararları için 10 milyon Belçika Frangı talep etmiştir. Başvurucu, 981 gün tutulu kalması ve Belçika Hükümetin tutumu nedeniyle ıstırap çektiğini iddia etmiştir.
99. Mahkeme, Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edildiğinin tespit edilmiş olmasının, bu konuda yeterli bir adil karşılık oluşturduğu kabul etmektedir.
2. Ücretler ve masraflar
100. Bay Bricmont ayrıca, Belçika ve Kanada mahkemeleri ile Sözleşme organları önündeki yargılamalar nedeniyle katlandığı ücretler ve masrafların geri ödenmesini istemiştir.
101. Mahkeme sürekli olarak, ücretler ve masraflara (a) Komisyon ve daha sonra Mahkeme tarafından tespit edilmiş bir ihlalin, zarar gören tarafça iç hukuk vasıtasıyla ihlalin önlenmesi ve düzeltilmesi veya bunun giderimi için gerçekten ve gerekli olarak ve (b) miktar bakımından makul olan ücretler ve masrafların geri ödenebileceğini belirtmiştir.
(a) ulusal muhakemedeki masraflar
102. Bay Bricmont, Kanadadaki muhakeme konusunda, avukatlık ücreti için 907,482.57, sekreterlik masrafları için 84,698.60 ve fotokopi için 2,593.63 Belçika Frangı olmak üzere toplam 994,774.80 Belçika Frangı istemiştir.
Başvurucu Belçikadaki muhakeme konusunda, avukatlık ücreti için 1,224,949, mahkeme masrafları için 70,367.50, para cezası için 2,000, Komisyon önündeki muhakeme dahil sekreterlik masrafları için 50,000 ve fotokopi için 7,157 Belçika Frangı olmak üzere toplam 1,354,473.50 Belçika Frangı istemiştir.
103. Kanadadaki muhakeme bakımında geri ödemeye karar verilemez. Belçikadaki muhakeme bakımından ise, Bay Bricmontun talep ettiği miktarın, sadece tespit edilen Sözleşme ihlaliyle bağlantılı olarak katlanmış olduğu kadarına hükmedilebilir. Mahkeme, Belçikanın Bay Bricmonta 200,000 Belçika Frangı ödemesinin hakkaniyete uygun olacağını kabul etmektedir.
(b) Strasbourg muhakemesindeki masraflar
104. Mahkeme, önündeki belgelere dayanarak, Belçikanın başvurucuya, Strasbourg muhakemesindeki masraflar bakımından (seyahat masrafları, otel ve yemek faturaları) 19,825.90 Belçika Frangı ve ayrıca kendini Komisyon önünde savunurken eşini de temsil eden ve bir avukat yardımı alan Bayan Bricmont tarafından avukatlık ücreti olarak karşılanan 25,000 Belçika Frangı ile seyahat ve diğer harcamalar için 29,510.05 Belçika Frangı ödenmesine hükmedilmesinin hakkaniyete uygun olacağını kabul etmektedir.
Bu Gerekçelerle Mahkeme,
1. Oybirliğiyle, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazının düştüğüne;
2. İkiye karşı beş oyla, şahsi davacı ile Bay Bricmont arasında mahkumiyet kararı verilen beş isnaddan üçü hakkında bir yüzleştirme yapılmaması nedeniyle Sözleşmenin 6. maddesinin ihlaline;
3. Oybirliğiyle, şahsi davacı ile Bayan Bricmont arasında bir yüzleştirme yapılmamış olması nedeniyle Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edilmediğine;
4. İkiye karşı beş oyla, hesaplar üzerinde inceleme yaptırılmamış olması nedeniyle Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edilmediğine;
5. Oybirliğiyle, başvurucular tarafından ileri sürülen diğer noktalar bakımından Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edilmediğine;
6. Oybirliğiyle, Belçikanın Bay Bricmonta toplam 274,335.95 Belçika Frangı ödemesine;
7. Oybirliğiyle, adil karşılık konusundaki diğer taleplerin reddine
Karar Vermiştir.
Yargıçlar Matscher ile De Meyerin karşı oy görüşleri:
Bizim görüşümüze göre savunma hakları ihlal edilmemiştir. Özellikle, Üst Mahkemenin kanıtlandığı sonucuna vardığı beş isnaddan üçü hakkında yüzleştirme yapılmamış olması, bir ihlal oluşturmamıştır.
Prensten hangi biçimde veya hangi sıfatla beyan alınmış olursa olsun ve bu beyanların kanıtlayıcı gücü (probatory force) ne olursa olsun, ulusal mahkemeler sadece bu beyanlara dayanarak karar vermiş değildirler. İlk derece mahkemesi ve Üst Mahkeme, her bir isnadı esas itibarıyla dava dosyasında mevcut diğer deliller ışığında, her biri bir çok duruşmadan oluşan farklı muhakemeler sırasında yazılı veya sözlü olarak yapılan açıklamaları göz önünde tutarak karar vermişlerdir. 15 Şubat 1982 ve 9 Mart 1983 tarihli kararlar için verilen uzun gerekçeler dikkatlice incelendiğinde, bunu yeterince ortaya koymaktadır. Bu iki mahkeme, farklı sonuçlara ulaşmışlardır. İlk derece mahkemesi isnadları reddetmiş, ama Üst Mahkeme bazı isnadların kanıtlandığı sonucuna varmıştır.
"Söz konusu muhakeme bir bütün olarak ele alınıp" (bk. 06.12.1988 tarihli Barbera, Messgue ve Jabardo kararı, parag. 89) incelenecek olursa, özellikle Prensin fiziksel ve zihinsel sağlık durumunun ışığında olayın bütün şartları göz önünde tutulduğunda (Dr. Devos ve Dr Verhelstin 8 Eylül 1981 tarihli, Dr. Florenin 18 Eylül 1981 ve 4 Aralık 1981 tarihli raporları. Bay Bricmontun kendisi de, Prensin vesayet altına alınması gerektiği görüşündedir), Prensin söylemiş olduğu veya daha sonra söyleyebileceği şeylerin, sanıklar ve şikayetçiler tarafından engellenen gerçeğin ortaya çıkarılmasına katkıda bulunacağını söylemek pek mümkün değildir.
Soruşturma yapmakla veya karar vermekle görevli adli makamlar, 23 Ekim 1979da yaptıkdıkları yüzleştirmeden sonra, Prens ile Bay Bricmont arasında bir kez daha yüzleştirme yaptırmanın, kendilerine ait takdir yetkilerini aşmaksızın gerekli olmadığını kabul etmişlerdir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte karar, parag. 89 ve 91).
Yargıçlar Pinheiro Farinha ve Russonun karşı oy görüşleri:
1. Şahsi davacı ile Bay Bricmont arasında, kendisinin mahkumiyetine karar verilen beş isnaddan üçü hakkında yüzleştirme yapılmamış olması nedeniyle Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varan çoğunlukla (hüküm fıkrası 2. bendi) aynı görüşteyiz. Ancak biz, çoğunluktan farklı olarak, her iki başvurucuyla ilgili hesaplar üzerinde inceleme yaptırılmamasının da, bir ihlal oluşturduğu yönünde oy kullandık.
2. Mahkeme çoğunluğu bile, "olayın niteliği gereği, hesaplar üzerinde bir inceleme yaptırılmasının arzu edilir bir durum olduğunu" kabul etmiştir (bk. yukarıda Mahkeme kararı, parag. 91). Brüksel ilk derece mahkemesi 18 Şubat 1982 tarihli kararında, "dosyadaki bütün belgelerin "gerçeğin aramasında, açık ve garip bir özensizliğin" bulunduğunu (Mahkeme kararının 28. paragrafından alıntı) kaydetmiştir. İlk derece mahkemesi, "soruşturmadaki başka kusurların yanında, gönderilen talimatlar üzerine banka muameleleri hakkında ve Prens ile başvurucular adına açılmış olan hesaplar hakkında bir inceleme yaptırılmadığını kaydetmiştir (Bu kişilerin Belçika veya yabancı bankalardaki bir çok hesapları dosyada bulunmaktadır). Söz konusu Anstaltenin hesapları üzerinde ise inceleme yapıldığı anlaşılmaktadır; ele geçirilen belgeler bir çok beyanı içerdiği için, bu hesaplarda en azından konuyla ilgili olarak, hangi işlemlerin yapıldığını ortaya çıkarmak üzere bankalardan bilgi istenmesi mümkün olmuştur. Bütün bunlarda, tersine bir şey yoktur. Aynı zamanda ..., Bay Bricmont, Prens namına aldığı paraları veya yaptığı ödemeleri sistematik ve kronolojik bir şekilde gösteren hesaplar tutmamış olmakla ve mahkemenin açık sorularına bazen yanıt vermemekle "büyük hata" etmiş"tir (bk. Mahkeme kararının 61. paragrafındaki özet).
3. Gerçekten de olayın niteliği, maddi kanıt bulunmaması, suç isnadında bulunan Prensin anlatımı ile sanık başvurucunun anlatımı arasında açık bir çelişki bulunması ve durum gerektirdiği halde bir yüzleştirme yapılmamış olması, mahkeme resen karar vermiş olması gerektiği halde, pek açık olmasa da Bay ve Bayan Bricmont talep etmiş oldukları için, hesaplar üzerinde bir inceleme yaptırılmasının gerekli olduğu sonucuna götürmektedir.
4. Belçika adli makamları, banka kayıtlarının gizliliği prensibini askıya alarak, bankalardan ellerindeki kayıtları isteyebilirler ve uzmanlar da her türlü ihtimali tam olarak inceleyebilirlerdi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy