(AİHS m. 6)
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
7. Başvurucu bay Gunnar Boden, 1939 doğumlu bir İsveç vatandaşı olup, Falunda ikamet etmekte ve taksi sürücülüğü yapmaktadır. Başvurucu, erkek kardeşi B. Boden ile birlikte, Kallvikende 1:18, 1:25 ve 1:26 numaralı taşınmazların sahibidir.
8. 30 Haziran 1977de, Falun Belediye Meclisi, başvurucuya ait taşınmazların da içinde bulunduğu alanın iskan bölgesi (housing estate) olarak geliştirilmesi için bir plan kabul etmiştir. Belediye Meclisi 9 Şubat 1978de, bu alanın kamulaştırılması için izin almak üzere Hükümete başvurmayı kararlaştırmıştır.
9. Başvurucu, söz konusu üç taşınmazdan ikisinin kamulaştırılmasına itiraz etmiştir; çünkü, Hükümete yazdığı dilekçeye göre başvurucu, bu arsaların düşünülen geliştirme için gerekli olduğundan kuşku duymakta ve ayrıca bu taşınmazlardan birinde bulunan aile evinde annesiyle birlikte yaşamak istemektedir. Başvurucuya göre, Belediye Meclisi bu planı hazırlarken ve kabul ederken, kendisinin menfaatlerini yeterince dikkate almamıştır; oysa, kendisinin menfaatleri dikkate alınarak değişiklikler yapılabilecektir. Ancak Hükümete göre Belediye Meclisi, başvurucunun taşınmazlarını da bu plana dahil etmeyi gerekli görmüş olduğundan, 1972 tarihli Kamulaştırma Yasasında belirtilen koşullar yerine getirilmiştir. Hükümet, 1 Mart 1979da, kamulaştırma izni vermiştir.
10. Hükümetin kararında belirtildiğine göre, bu iznin ardından Belediye, taşınmaz mahkemesine 3 Mart 1980den önce dava açmalıdır. Kamulaştırma şartlarını karara bağlayacak olan bu dava (bk. aşağıda parag. 15), Falun İlçe Taşınmaz Mahkemesinde başlamıştır.
11. Bu arada başvurucu, kardeşi ve Belediye, 2 Temmuz 1984 tarihine kadar bir çözüm için görüşmeler yapmışlardır. Bu tarihte, yani asıl duruşmanın başlamasından önce, nihayet bir anlaşmaya varmışladır. Bu anlaşmaya göre, başvurucu ve kardeşi, taşınmazlarını Belediyeye satacaklar, ancak bu taşınmazların üzerindeki bir ev beş yıl süreyle, ki bu süre uzatılabilir, başvurucuya kiralanacaktır. Taşınmaz Mahkemesi 17 Ağustosta, varılan çözüm nedeniyle Belediyenin kamulaştırma talebini geri alması üzerine, davanın düşmesine karar vermiştir.
12. Falun Belediyesi, mevcut davanın İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi önüne getirilmesinden sonra, 17 Aralık 1986da, taşınmazlar için 1984te ödediği 235,000 İsveç Kronu karşılığında, bu taşınmazları başvurucuya iade satışı yapmak üzere, başvurucuyla bir anlaşma yapmıştır.
II. Konuyla ilgili iç hukuk
A. İmar hukuku (town-planning law)
13. 1947 tarihli Yapı Yasası (Building Act), arazinin inşaat için kullanılması ve kentsel gelişim konusunda planlamayı düzenleyen temel hukuki belgedir. Bu yasa, bir beldede kent planları ve inşaat planları gibi, daha ayrıntılı diğer planların çatısını kuran bir nazım planın (genel plan) yapılmasını sağlamaktadır.
Mevcut olayda olduğu gibi bir belediye meclisi, bir nazım (master) plan yerine bir alan (area) planı yapabilir. Alan planlarının yapılma tarzı ve içeriği, 1947 tarihli Yasada düzenlenmemiştir; fakat tabi ki, idare hukukunun genel prensipleri, burada da geçerlidir.
B. Kamulaştırma izni konusundaki mevzuat
14. Kamulaştırma izni konusu, 1972 tarihli Yasada düzenlenmiştir. Bu yasanın 3. bölümünün 1. maddesine göre, böyle bir izin, kural olarak Hükümet tarafından verilir.
Mevcut olay gibi olaylarda, kamulaştırma iznini haklı kılan sebepler, 1976 tarihli Yasayla değişik 1972 tarihli Yasanın 2. bölümünün 1. maddesinde belirtilmiştir. Bu sebepler şunlardır:
"Toplumun gelecekteki ihtiyaçları nedeniyle, kentsel gelişim veya gelişimle bağlantılı yapılar için, bir arazi üzerinde belediyenin ihtiyaç duyduğu hakları kazanabilmesini sağlamak üzere, kamulaştırmaya izin verilir. ... Kentsel gelişim alanlarında ise ancak, yerin, önceden görülebilir bir süre içinde, kamu yararı bakımından önemli sayılabilecek bir yapılaşmaya veya diğer bazı inşai faaliyetlere açılacağını, veya belediyenin planlanan yapılaşmayı gerçekleştirmesi veya benzeri sebeplerle, bu yer üzerinde hakları edinmesine acil ihtiyacın bulunduğunu kabul etmek için bir sebebin bulunması halinde, kamulaştırmaya izin verilir. ..."
Ancak, kamulaştırmayla ulaşılmak istenen hedefe, başka uygun araçlarla varılabilecek ise veya kamu veya birey açısından kamulaştırmanın dezavantajları, avantajlarından daha ağır basıyorsa, kamulaştırmaya izin verilmez (1972 tarihli Yasa, Bölüm 2, md. 12).
15. 1972 tarihli Yasanın 3. Bölümünün 4. maddesine göre, kamulaştırma izninin doğurduğu tek hukuki sonuç, izin sahibine bir taşınmazı kazanma hakkı tanımış olmasıdır. Sonuç olarak kamulaştırma izninin verilmiş olması, mülk sahibinin taşınmazı kullanmasını, satmasını, kiralamasını veya ipotek etmesini engellemez (bk. aşağıda parag. 17) ve otomatik olarak kamulaştırmaya yol açmaz.
Kamulaştırmanın sonuçlanmasından önce, kamulaştırma için ödenecek bedel ve kamulaştırılacak olan yerin sınırları gibi kamulaştırma şartlarının, taşınmaz mahkemesinde görülecek bir davayla çözülmesi gerekir. Dahası kamulaştırma, kural olarak taşınmazın piyasa bedeline eşdeğer (equivalent) ödenmedikçe, tamamlanmış olmaz.
16. Taşınmaz mahkemesi önündeki dava, kamulaştırma izni sahibi tarafından, belirlenen süre içinde açılır; süre geçtikten sonra kamulaştırma izni sona erer (1972 tarihli Yasa, bölüm 3, madde 6).
1972 tarihli Yasada, zamanaşımı süresi ve sürenin tespiti için bir kriter bulunmamaktadır. Ancak Yasanın 3. bölümünün 6. maddesi, bu sürenin istisnai hallerde uzatılabileceğini veya taşınmaz sahibinin talebi üzerine ve kamulaştırma sürecinin devam etmesinin kendisine vereceği sıkıntıyı arttıracağını ortaya koyması halinde sürenin indirilebileceğini öngörmektedir. Kamulaştırma izninin verilmesinden itibaren bir yıl geçmedikçe, zamanaşımı süresinin indirilmesi için karar verilemez.
17. Zamanaşımı süresinin kısıtlanması ve kamulaştırma izninin geçerlilik süresiyle ilgili sebeplerden bazıları, 1972 tarihli Yasanın gerekçesinde belirtilmiştir:
"Tabi ki, tek başına kamulaştırma izni bile, mülk sahibini bir belirsizlik durumuna sokar. Uygulamada, mülk sahibinin taşınmazı satarak, kullanımını başkasına vererek veya taşınmaz üzerinde bina inşa ederek mülkten yararlanma imkanı çok kısıtlıdır. Mülk sahibi ayrıca, binasında zorunlu onarımları yapma ve modernize etme konusunda masraf yapıp yapmamaya karar verirken de, güçlükle karşılaşabilir. Kamulaştırma izninden kaynaklanan dezavantajların, uzun bir süre dava açılmadığı takdirde, daha da artacağından kuşku yoktur."
C. Mevcut iç hukuk yolları
18. Genel olarak söylemek gerekirse İsveç idari makamları, adliye (general) mahkemelerinin denetimine tabi değildir. Bu mahkemeler sadece, sözleşmeden doğan sorumluluklarla ve bazı yasalara göre verilen idari kararlarla ilgili sorunlarda, Devlet aleyhine açılan davalara bakabilirler.
İdari tasarrufların yargısal denetimi, öncelikle İdare Mahkemelerinin görev alanına girer. Bu mahkemeler üç aşamalıdır: İl İdare Mahkemesi, Üst İdare Mahkemesi ve Yüksek İdare Mahkemesi. Bu mahkemeler, yaşam boyu görev süresi için atanan bağımsız yargıçlardan oluşur; kural olarak, bir idari tasarrufu sadece iptal değil, fakat onu değiştirme veya yerine başka bir tasarruf koyma gibi geniş yetkiler kullanırlar. Ancak bu ilkenin önemli bir istinası vardır: Hükümet kararlarına karşı yargı yoluna başvurulamaz (bk. aşağıda parag. 20).
1. Belediyenin alan planını kabul veya kamulaştırma iznini uygulama kararlarına başvuru
19. 1977 tarihli Belediyeler Yasasının 7. Bölümünün 1. maddesi, belediyelerin verdikleri kararlara karşı başvuru hakkını genel bir şekilde öngörmekte ve düzenlemektedir. Bu Yasa, belde sakinlerine, örneğin belediye meclisinin bir alan planı kabul etme veya kamulaştırma iznini uygulama kararlarına karşı itiraz etme imkanı vermektedir.
Söz konusu dönemde bu hukuk yolu, İl İdare Kuruluna başvurmak suretiyle kullanılabilirdi. Fakat bu başvuru da sadece, yasada öngörülen usule uyulmaması, kanuna aykırı davranılması, yetki tecavüzünde bulunulması, şikayetçinin kendi haklarının ihlal edilmesi ve başka bir şekilde gayri adil davranılması sebepleriyle yapılabilirdi. Bir itiraz, kararla ilgili tutanakların kabul edildiğinin belediye ilan tahtasında ilan edilmesinden itibaren üç hafta içinde yapılmak zorundaydı. İl İdare Kurulu kararına karşı, şikayetçiye tebliğinden itibaren üç hafta içinde, Yüksek İdare Mahkemesine başvurulabilirdi.
Bu hükümler, 1980de yapılan ve 1 Ocak 1981 yürürlüğe giren yasayla biraz değiştirilmiştir. Buna göre, ilk başvuru, artık İl İdare Kuruluna değil, ama Üst İdare Mahkemesine yapılır.
2. Bir kamulaştırma izni kararına karşı başvuru
20. İsveç hukukunda, Hükümetin kamulaştırma izni kararlarına karşı adliye veya idare mahkemelerine başvurulabileceğini öngören bir hüküm yoktur. Bu durumda, söz konusu kararlar, kural olarak bir mahkeme denetimine tabi değildir.
Ancak, yeniden yargılama (re-opening of the proceedings) için Yüksek İdare Mahkemesine başvurma şeklinde kısıtlı bir imkan bulunmaktadır. Bu hukuk yolunun ayrıntıları, Sporrong ve Lönnroth kararında verilmiştir (bk. 23.09.1982 tarihli Sporrong ve Lönnroth kararı, parag. 50).
3. Zarara karşılık tazminat imkanları
21. 1972 tarihli Yasa kural olarak, bir kamulaştırma izninin uzun süre geçerli kalmış olması veya bu iznin kullanılmamış olmasından doğan zararlar için tazminat verilmesini öngörmemektedir. Ancak, bunun bir istisnası vardır (Bölüm 5, md. 16). Buna göre, kendisine kamulaştırma izni verilen kişi veya kurum, bir taşınmaz mahkemesinde dava açtıktan sonra (bk. yukarıda parag. 15-16) davadan vazgeçmiş ise, kamulaştırma izninin verilmiş olmasından doğan zararlara tazminat ödenir.
22. 1972 tarihli Medeni Sorumluluk Yasasının 3. Bölümünün 2. maddesine göre, kamu makamlarının kusur (fault) veya ihmalleriyle (negligence) verdikleri zararlardan dolayı tazminat ödenir. Ancak 7. maddeye göre, Parlamentonun, Hükümetin, Yüksek Mahkemenin, Yüksek İdare Mahkemesinin veya Milli Sosyal Güvenlik Mahkemesinin verdikleri kararlara karşı tazminat davası açılamaz.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
24. Bay Gunnar Boden, 10 Ocak 1984 tarihinde Komisyona yaptığı başvuruda, verilmiş olan kamulaştırma izninin Birinci Protokolün 1. maddesine aykırı olduğu ve kamulaştırma izni sorunuyla ilgili uyuşmazlığı Sözleşmenin 6(1). fıkrasının şartlarını taşıyan bir mahkeme önüne götürme imkanı bulunmadığı gerekçesiyle şikayetçi olmuştur.
24. Komisyon 5 Aralık 1985 tarihinde, Sözleşmenin 6(1). fıkrası bakımından yapılan şikayeti kabuledilebilir bulmuştur. Komisyon başvurunun geri kalan kısmını kabuledilemez bulmuştur.
Komisyon 15 Mayıs 1986 tarihli raporunda, oybirliğiyle, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiği görüşünü açıklamıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali iddiası
26. Başvurucu, hissedarı olduğu iki taşınmazı etkileyen kamulaştırma iznine (bk. yukarıda parag. 7-9) karşı, İsveç hukukuna göre bir mahkemeye başvurma imkanına sahip bulunmadığından şikayetçi olmuştur. Başvurucu Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Bu fıkranın ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes, kişisel hakları ve yükümlülükleriyle ... ilgili bir uyuşmazlığın karara bağlanmasında, ... bir yargı yeri tarafından ... yargılanma hakkına sahiptir. ..."
27. Yapılan iddia ve savunmalara göre, çözülmesi gereken ilk mesele, bu hükmün uygulanabilirliği meselesidir; daha açıkçası, bu davanın "kişisel bir hak"kın "karara bağlanması"nı içerip içermediğidir.
A. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının uygulanabilirliği
28. Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre Sözleşmenin 6(1). fıkrası sadece, en azından savunulabilir sebeplerle, iç hukukta tanınmış (kişisel) "haklar ve yükümlülükler" üzerindeki "uyuşmazlıkları" kapsar; bu fıkranın kendisi, Sözleşmeci Devletlerin maddi hukuklarında, kişisel "hak ve yükümlülükleri" belirli bir içerikle güvence altına almaz (bk. en yakın tarihli karar olarak, 08.07.1987 tarihli W. -- Birleşik Krallık kararı, parag. 73).
29. Başvurucunun taşınmazlar üzerindeki mülkiyet hakkı, hiç kuşkusuz kişisel bir haktır; bu noktada bir tartışma da yoktur (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 23.09.1982 tarihli Sporrong ve Lönnroth kararı, parag. 79 ve 23.04.1987 tarihli Poiss kararı, parag. 48).
30. Sözleşmenin 6(1). fıkrası anlamında bir "uyuşmazlık" bulunup bulunmadığı konusunda ise, Mahkemenin içtihatlarında ortaya çıkan ve Benthem kararında (bk. 23.10.1985 tarihli Benthem kararı, parag. 32) özetlenen ilkeleri göz önünde tutmak gerekir:
(a) Sözleşmenin ruhuna uygunluk, "uyuşmazlık" kelimesinin "çok da teknik" olmayan bir biçimde ve "biçimsel olmaktan çok maddi bir anlam" verilmesini gerektirir.
(b) Bir "uyuşmazlık" sadece "bir .... hakkın fiilen varlığı" ile değil, ama aynı zamanda bu hakkın kapsamı veya kullanılma tarzıyla da ilişkili olabilir. Bu uyuşmazlık hem "maddi sorunlar" ve hem de "hukuki sorunlar" ile ilgili olabilir.
(c) Bir "uyuşmazlık" gerçekten varolmalı ve ciddi bir niteliğe sahip bulunmalıdır.
(d) "Kişisel haklar ve yükümlülükler üzerindeki bir uyuşmazlık, sonucu bu tür haklar ve yükümlülükler için belirleyici olan bütün yargılamaları kapsar". Ancak ince bir bağlantı veya uzak sonuçlar, Sözleşmenin 6(1). fıkrası için yeterli değildir; yani kişisel haklar ve yükümlülükler, uyuşmazlığın konusu veya konularından biri olmalıdır; yargılamanın sonucu, bu tür bir hak için doğrudan belirleyici olmalıdır.
31. Hükümet, kamulaştırma izninin sadece ilkesel (policy) bir karar olduğunu ve bu nedenle, yargısal değerlendirmeye tabi maddi veya hukuki sorunlarla ilgili gerçek bir "uyuşmazlık" bulunmadığını savunmuştur. Hükümete göre burada söz konusu olan şey, daha çok bir değerlendirme olup, "normal yargısal yetkinin kullanım alanının dışına çıkarıldığı ölçüde, Sözleşmenin 6. maddesindeki güvencelerin kapsamına giren bir anlaşmazlık olarak görülemez." Hükümet bu konuda van Marle ve Diğerleri kararına dayanmaktadır (bk. 26.06.1986 tarihli van Marle ve Diğerleri kararı, parag. 36).
32. Mahkeme bu görüşe katılmamaktadır.
Bay Gunnar Bodenin Komisyon önünde yaptığı savunmada, başka şeylerin yanında, kendisiyle ilgili olayda 1972 tarihli Yasanın uygulanması keyfi olduğunu ve yetkili makamların, kendisine ait taşınmazların kamulaştırılmasında kamu yararı bulunup bulunmadığını gereği gibi takdir etmediklerini iddia etmiştir. Daha da önemlisi, Hükümetin Mahkemeye verdiği bilgiye göre başvurucu, kamulaştırma izni verilmeden önce, kendisine ait taşınmazların tasarlanan gelişme için gerekliliğine itiraz etmiş ve Belediye Meclisinin alan planı hazırlarken ve kabul ederken, kendisinin menfaatlerini yeterince dikkate almadığını ileri sürmüştür (bk. yukarıda parag. 9). Bu durumda, bay Gunnar Boden ile İsveç makamları arasında, yürürlükteki İsveç mevzuatına göre, kamulaştırma izninin hukukiliği meselesini doğuran (bk. yukarıda parag. 14) ciddi bir uyuşmazlık bulunduğu görülmektedir.
Ayrıca kamulaştırma izni, başvurucunun mülkiyet hakkı bakımından çok büyük bir önem taşımaktadır. Kamulaştırma izni, mülk sahipliğinin özünü etkilemiştir; çünkü bu izin, Falun Belediyesine, izinde belirlenen süre içinde dilediği zaman kamulaştırma yetkisi vermiştir. Bu suretle bay Gunnar Bodenin mülkiyet hakkı, istikrarsız (precarious) ve kaldırılabilir (defeasible) bir hale gelmiştir (bk. yukarıda geçen Sporrong ve Lönnroth kararı, parag. 60).
Başvurucunun, Belediye Meclisinin kamulaştırma izin isteğine karşı Hükümete yaptığı itirazlar, Sözleşmenin 6(1). fıkrası anlamında, kendisinin "kişisel hakları"ndan biri üzerinde bir "uyuşmazlık" doğurmuştur. Bu nedenle bu hüküm, mevcut davada uygulanabilir.
B. Sözleşmenin 6(1). fıkrasına uygunluk
33. Hükümet, Mahkemenin Sözleşmenin 6(1). fıkrasını uygulanabilir bulması halinde, başvurucuya bu fıkradaki koruyucuların sağlanmamış olduğunu kabul etmiştir. Bununla birlikte Mahkeme, başvurucunun Sözleşmenin 6(1). fıkrasında güvence altına alınmış olan "mahkeme hakkı"ndan (bk. 21.02.1975 tarihli Golder kararı, parag. 36) yararlanmış olup olmadığına belirlemek durumundadır.
34. Hükümet, Falun Belediye Meclisinin hem alan planını kabul kararına ve hem de kamulaştırma izni için talepte bulunma kararına karşı İl İdare Kuruluna ve sonra da Yüksek İdare Mahkemesine başvurulabileceğini (bk. yukarıda parag. 19) belirtmiştir. Ancak bu iki karar, kendi başlarına başvurucunun kişisel haklarına müdahale etmeyen, sadece hazırlık adımlarıdır (bk. yukarıda geçen Sporrong ve Lönnroth kararı, parag. 85). Bu durumda Mahkeme, bu hukuk yollarını daha ayrıntılı incelemek için bir sebep görmemektedir.
35. Hükümetin kamulaştırma izni konusundaki kararına karşı, ne adliye mahkemelerine, ne idare mahkemelerine ve ne de Sözleşmenin 6(1). fıkrası bakımından "yargı yeri" sayılabilecek bir organa başvurma yolu açıktır (bk. yukarıda parag. 18 ve 20).
Tabi ki başvurucu, Yüksek İdare Mahkemesinden yeniden yargılama talep etmek suretiyle, böyle bir kararın hukukiliğine itirazda bulunabilirdi. Ancak bu olağanüstü hukuk yolu, Sporrong ve Lönnroth kararında gösterilen gerekçelerle (bk. yukarıda geçen Sporrong ve Lönnroth kararı, parag. 86), Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki şartları taşımamaktadır.
36. Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki şartlar, başvurucunun zararları için açmış olabileceği bir tazminat davasıyla (bk. yukarıda parag. 21-22) da karşılanmış olmayacaktı. Böyle bir dava sadece, kamulaştırma izninin belirli etkileriyle ilgili olacak ve meselenin hukukiliğini karara bağlamayacaktı.
C. Sonuç
37. Buna göre Sözleşmenin 6(1). fıkrası ihlal edilmiştir.
II. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
38. Sözleşmenin 50. maddesi şöyledir:
"Mahkeme, Sözleşmeci Tarafların resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan tasarrufun tamamen ya da kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğu sonucuna varırsa, ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuku, bu karar veya tasarrufun sonuçlarını kısmen onarmaya imkan veriyorsa ve gerekli gördüğü takdirde zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödenmesine hükmedebilir."
Başvurucudan alınan 12 ve 18 Şubat 1987 tarihli dilekçelerde başvurucu, adil karşılık olarak, gördüğünü iddia ettiği zararlar için tazminat ve katlandığı ücretler ve masrafların geri ödenmesini istemiştir. Hükümet, 23 Mart 1987 tarihli duruşmada, başvurucunun zarar konusunda Mahkemeye kesin bir bilgi vermediğini söylemiştir. Hükümet, ücretler ve masraflar konusunda ise, Mahkemenin başvurucudan, 24 Nisan 1987de verdiğinden daha fazla ayrıntı vermesini istemesi gerektiğini belirtmiştir. Hükümet ve Komisyon başka bir yorumda bulunmamışlardır.
Mahkeme, bu şartlarda adil karşılık sorununun karara hazır olduğunu kabul etmiştir.
A. Zararlar
39. Başvurucu, geçen on yıl içinde bina maliyetlerinde meydana gelen artış nedeniyle maddi zararı için 100,000 İsveç Kronu tazminat istemiştir.
Hükümet, Sözleşmenin 50. maddesi bakımından bu davada her hangi bir şekilde maddi zarar doğmadığını ileri sürmüştür.
40. Mahkemenin tespit ettiği ihlal, başvurucunun kamulaştırma izninin hukukiliğine itiraz etmek için bir yargı yolu (court remedy) bulunmamasından meydana gelmektedir.
Bununla birlikte başvurucu, kendisi için böyle bir hukuk yolu mevcut bulunmuş olsaydı, ulusal mahkemenin kendi lehine bir karara varabileceğine dair yeterli kanıt göstermemiştir. Kamulaştırma iznini İsveç hukukuna göre esastan incelemek de Mahkemeye düşmez.
Ayrıca tarafların, 1984 yılında taşınmazların temlikine ve 1986da iade satışına dair nihai anlaşmaya varmış oldukları da gözlenmektedir.
Sonuç olarak Mahkeme, maddi zarar bakımından başvurucuya tazminat ödenmesine hükmedilmesi için bir sebep görmemektedir.
41. Başvurucu ayrıca, 85,000 İsveç Kronu manevi tazminat istemiştir. Bu talep bakımından Mahkeme ihlal tespitinin, bu davanın şartları içinde, Sözleşmenin 50. maddesi bakımından yeterli bir adil karşılık oluşturduğuna dair Komisyonun ve Hükümetin görüşüne katılmaktadır.
B. Ücretler ve masraflar
42. Başvurucu:
(a) Strasbourg yargılamasından doğan avukatlık ücretleri için 5,400 Kron;
(b) Ulaşım, yazım, telefon, posta gibi çeşitlim masraflar için 7,000 Kron;
(c) Taşınmazların iade satışının tescil bedeli için 7,7100 Kron;
(d) Çeşitli İsveç makamlarına gitmeye zorlanmış olması nedeniyle kazanç kayıpları 2,000 Kron;
(e) Davaya hazırlanmak için yaptığı çalışmalar nedeniyle 7,000 Kron
talep etmiştir.
Hükümet, Mahkemenin Sözleşmenin bir ihlalini tespit etmesi halinde, başvurucu tarafından bu davayla ilgili katlandığı bütün makul ve gerekli ücretleri ve masrafları ödemeye hazır olduğunu belirtmiştir.
43. (a) Talep edilen avukatlık ücretlerinin gerçekten ve gerekli olarak katlanılmış olduğuna (bk. diğerleri arasında, 13.07.1983 tarihli Zimmermann ve Steiner kararı, parag. 36) itiraz edilmemiş ve Mahkeme de kabul etmiştir.
(b) Başvurucu her hangi bir fatura sunmamış olmasına rağmen Mahkeme, Sözleşme organlarından bir giderim elde etmek için çeşitli masrafların yapılmış olduğuna kanaat getirmiştir. Mahkeme bu başlık altında 3,500 Krona hükmedilmesinin hakkaniyete uygun olacağı sonucuna varmaktadır.
(c) Öte yandan, taşınmazların iade satışı için tescil masrafları, bir yargı yolu bulunmamasından kaynaklanmamıştır. Bu nedenle, Mahkeme tarafından tespit edilen ihlal ile bu masraflar arasında bir nedensellik ilişkisi bulunmamaktadır.
(d) Kamu makamlarına gidilmesinin sebep olduğu iddia edilen kazanç kayıpları ile bu davada Mahkeme tarafından tespit edilen Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali arasında yeterli bir bağlantı bulunduğu kanıtlanamamıştır.
(e) Başvurucu Komisyon önünde bir avukatın hukuki yardımını aldığından ve kendisi Mahkeme önündeki yargılamaya katılmadığından, Mahkeme, başvurucunun 7,000 Kron talep ettiği kendi çalışmasını, Sözleşmenin 50. maddesi bakımından "gerekli" görmemektedir.
Sonuç olarak bay Gunnar Bodene, ücretler ve masraflar için toplam 8,900 İsveç Kronu ödenmesine hükmedilmeli, bu miktardan kendisine Avrupa Konseyi tarafından daha önce adli yardım olarak ödenen 3,410 Fransız Frangı düşülmelidir.
Bu Gerekçelerle Mahkeme Oybirliğiyle,
1. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının mevcut davada uygulanabilir olduğuna;
2. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiğine;
3. Davalı Devletin başvurucuya ücretler ve masraflar için toplam 8,900 İsveç Kronu ödenmesine, bu miktardan bu kararın verildiği tarihte uygulanan kur üzerinden İsveç Kronuna çevrilen 3,410 Fransız Frangı düşülmesine,
4. Adil karşılık konusundaki diğer taleplerinin reddine
Karar Vermiştir.
SON KARARIN YERİNE GETİRİLMESİ
BAKANLAR KOMİTESİ:DH (88) 15; 26.10.1988
Hükümetin verdiği bilgiye göre: Bazı idari kararların yargısal denetimine ilişkin 21 Nisan 1988 tarihli Yasa hükümlerine göre, Hükümet Tasarrufları Yasasının 8. bölümünün 2 ve 3. maddelerinde sözü edilen hükümlerin uygulanması ile ilgili idari kararların, işlemin tarafı olan özel şahsın talebi üzerine, Yüksek İdare Mahkemesi tarafından yargısal denetimi yapılabilecektir.
Hükümet Tasarrufları Yasasının 8. bölümünün 2 ve 3. maddelerinde, özel şahısların kişisel statüleri, şahısların kişisel ve ekonomik ilişkileri, şahısların topluma karşı yükümlülükleri ile yine şahısların kişisel ve ekonomik durumlara müdahaleleri hakkında hükümler bulunmaktadır. Bu nedenle yeni Yasa, kamulaştırma izniyle ilgili konulara da uygulanacaktır. 21 Nisan 1988 tarihli Yasa, 1 Haziran 1988 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, geçiş dönemi olarak 1 Haziran 1988 ile 31 Aralık 1991 tarihleri arasında alınan idari kararlara da uygulanacaktır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy