(AİHS m. 6, 50)
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
14. Çekoslovakyada doğmuş olan Bay Georg Broziek, şimdi vatandaşı olduğu Federal Almanya Cumhuriyetinin Steinalben kentinde oturmaktadır.
15. Başvurucu 13 Ağustos 1975te, bir siyasi parti tarafından düzenlenen açık hava şenliği için dikilmiş bazı küçük süs bayraklarını yırtıp atmasından kısa bir süre sonra, Pietra Ligure (Savona) yerel polisi tarafından gözaltına alınmıştır. Düzenleyicilerden birinin şikayeti üzerine olaya müdahale eden polis, başvurucuyu üzerinde herhangi bir kimlik belgesi bulunmadığı ve polisin anlatımına göre başvurucuyu şenliğe katılanların saldırısından korumak için, kendisini polis merkezine götürmüştür. Bu sırada başvurucu, polis memurlarından birini yaralamıştır.
Olaya müdahale etmiş olan bir İtalyan adli polis memuru (carabinieri) ertesi gün, 14 Ağustos'ta, Savona savcılığına bir rapor sunmuştur. Aynı gün Bay Brozicek, Savona Emniyet Müdürlüğüne Fransızca bir mektup göndermiş, bu mektup daha sonra savcılığa iletilmiş, savcılık 31 Ocak 1976da bu mektubun İtalyancaya çevrilmesini istemiştir.
16. Savcılık olay hakkında bir soruşturma açmış ve 23 Şubat 1976da, başvurucunun o sırada ikamet ettiği Nurembergdeki adresine iadeli taahhütlü mektupla bir "adli tebligat" (judicial notification) (bk. aşağıda parag. 24-25) göndermiştir. Savcılık bu mektupla başvurucuya, polise direnme, saldırma ve yaralama suçlarından (Ceza Kanunu md. 337 ve 582) kendisi hakkında soruşturma açıldığını bildirmiştir. Savcılık ayrıca, başvurucuyu kendi seçeceği bir müdafi atamaya davet etmiş ve kendisi avukat atamazsa, avukat Bay T. S.nin yetkili makamlar tarafından kendisine avukat olarak atanacağını bildirmiştir.
Bay Brozicek, bu belgeyi 1 Mart 1976da aşağıdaki not ile birlikte savcılığa geri göndermiştir:
"Ekteki belgeyi anlamakta güçlük çektiğim için göndericiye iade ediyorum. 14 Ağustos tarihli şikayetimi yaparken, ki şikayet konusu olayların çok önemli sonuçları olabileceği halde henüz bir işlem yapılmamıştır ve İtalyan makamlarıyla bugüne kadar bütün yazışmalarımda, yanlış anlaşılma riskini önlemek için, ilgili kişinin anadilinin veya Birleşmiş Milletler'in uluslararası resmi dillerinden birinin kullanılması gerektiğini açıkça talep etmiştim."
Savcılık bu mektubu 3 Mart 1976 tarihinde almış, bir cevap vermediği gibi mektubun çevirisini de yaptırmamıştır.
17. Savcılık 17 Kasım 1978 tarihinde, ikinci bir "adli tebligat" içeren bir iadeli taahhütlü mektup göndermiştir. Savcılık, birinci adli tebligatta yer alan bilgilere ilave olarak, başvurucudan İtalyada bir tebligat adresi göstermesini istemiştir (Ceza Usul Kanunu, md. 177 bis).
Alman posta idaresi bu mektubu "sahipsiz" (unclaimed) damgasıyla, 5 Aralık 1978de geri göndermiştir.
Alındı belgesinin üstündeki, alıcı imzası için ayrılan yerden farklı bir yerde "Brozicek" adı yer almaktadır. Hükümet bu imzanın başvurucuya ait olduğunu ileri sürmüş; fakat başvurucu bunu inkar etmiş, bu mektubu almadığını çünkü o tarihte evden ayrılmış olduğunu iddia etmiştir. Mahkeme tarafından istenen uzman raporunda (bk. yukarıda parag. 5 ve 8), bu mesele çözülememiştir.
18. Savcılık 13 Aralık 1978 tarihli bir kararında, başvurucuya tebligat yapılmasının mümkün olamadığını ve "doğum yerinde ve son ikametgahında yapılan diğer araştırmaların" da bir sonuç vermediğini belirtmiştir. Savcılık bir müdafi atamış ve soruşturma sırasında sanığa bildirilmesi gereken bütün belgelerin, savcılık yazı işlerine tevdi edilmesine karar vermiştir.
Hükümet, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi önündeki 22 Mayıs 1989 tarihli duruşmada, "diğer araştırmalar" ifadesinin muhtemelen yanlışlıkla kullanıldığını teyit etmiştir. Hükümet, başvurucuya uygulanan hükmün, tebligat için bir adres vermemiş olan sanıklar için böyle araştırmalar yapılmasını gerektirmeyen, Ceza Usul Kanununun 177bis maddesinin ikinci fıkrasının ikinci kısmı olduğunu (bk. aşağıda parag. 26) belirtmiştir.
Savcı, 30 Aralık 1978de ifade vermek üzere hazır bulunması için Brozieceke davetiye çıkarmış; fakat cevap alamamış; aynı gün Savona Bölge Mahkemesi Başkanından başvurucuyu davaya sevk etmesini (commit for trial) istemiştir.
19. Yargılamanın 3 Kasım 1980de başlamasına karar verilmiş; fakat bu tarih geldiğinde, duruşma gününün sanığa tebliğ edilememiş olduğu anlaşıldığından, yargılamayı ertelemek gerekmiştir.
Savona Mahkemesi Başkanı 11 Mart 1981de, başvurucu tebligat için İtalyada bir adres bildirmemiş olduğundan, Ceza Usul Kanununun 170. maddesi gereğince, her türlü tebligatın yazı işlerine yapılmasına (bk. aşağıda parag. 26) karar vermiştir. Başkan ayrıca, sanığı temsil etmesi için bir avukat atamıştır.
Yargılama, muhakeme dışı sebeplerle ertelendikten sonra, 1 Temmuz 1981de yapılmıştır.
Bu tarihte başvurucu, gıyabında (in absentia) mahkum edilmiş, beş ay hapis cezasına ve mahkeme masraflarını ödemesine hükmedilmiştir. Ancak hapis cezası ertelenmiş; bu mahkumiyetin, özel şahısların isteyeceği adli sabıka kaydında yer almamasına karar verilmiştir.
20. Bu karar da, mahkeme yazı işleri müdürlüğüne verilmek suretiyle başvurucuya tebliğ edilmiş sayılmıştır; çünkü mahkeme başkanı, yine Ceza Usul Kanununun 177. maddesi gereğince, 2 Temmuz'da Bay Brozicekin İtalyada bir tebligat adresi vermemiş olduğunu kaydetmiştir.
Karara üst başvuruda bulunulmamış ve hüküm 7 Temmuz 1981de kesinleşmiştir.
21. Başvurucu 5 Mayıs 1984te, Federal Alman Adalet Mahkemesi Başsavcılığından bir mektup almıştır. Mektupta, başvurucu hakkında Savona Mahkemesi tarafından 1 Temmuz 1981de mahkumiyet kararı verildiği ve bu kararın 7 Temmuz 1981de kesinleştiği ve bu mahkumiyetin Alman adli siciline (Adli Sicil Kanunu, md. 52) işlendiği belirtilmiştir.
Başvurucu, Almanya Adalet Bakanlığına gönderdiği mektupta, Savona Mahkemesi tarafından verilen hükmün en kısa sürede düzeltilmesinin veya kaldırılmasının sağlanması için yardım talebinde bulunmuştur.
Başvurucu, İtalya Adalet Bakanlığına gönderdiği mektupta, yargılama hakkında kendi dilinde bir bilgi almadığını ve kendisini savunma imkanı bulamadığını, çünkü iddianamenin veya hükmün kendisine tebliğ edilmediğini iddia etmiştir. Başvurucu bu karara karşı üst başvuruda bulunmak için hangi yolların bulunduğunu sormuştur.
İtalya Adalet Bakanlığı verdiği cevapta, kanuna uygun olarak kendisine tebligat yapılmamış ise, bu karara karşı normal süresi dışında (bundan sonra "gecikmiş üst başvuru" diye geçecek olan) bir üst başvuruda bulunabileceğini ve yargılamanın iadesini (retrial) isteyebileceğini belirtmiştir.
Başvurucu bu imkanlardan herhangi birini kullanmamıştır.
23. Almanya Dışişleri Bakanlığı, Cenovadaki Alman konsolosluğuna talimat vererek, 1 Temmuz 1981 tarihli hükme karşı bir üst başvuru yolunun bulunup bulunmadığının belirlemesini istemiştir. Konsolosluk, Savona mahkemesiyle ilk temasından sonra 10 Temmuz 1989da, büyük bir bölümü el yazısıyla yazılmış olan hükmün İtalyanca metninin bir fotokopisini başvurucuya göndermiştir. Bay Brozicek, 18 Temmuz 1989 tarihli bir mektupla, bu metni aldığını bildirmiştir.
II. Konuyla ilgili iç hukuk
A. Adli tebligat (judicial notification)
24. Bir adli tebligat, adli makamların suç işlediğinden şüphe edilen kişiye, bir soruşturmanın başladığını bildirdikleri ve kendi seçtiği bir avukatı atamaya ve tebligat adresi bildirmeye davet ettikleri bir belgedir. Bu belgede, ihlal edilmiş olan kanun hükümleri ve iddia konusu suç tarihi belirtilmek zorundadır.
25. "Resmi" (formal) soruşturmanın bulunması halinde soruşturma yargıcı, "acele" (summary) soruşturma halinde ise savcı, soruşturmanın hemen başlangıcında bu bildirimi göndermek zorundadır (Ceza Usul Kanunu, md. 304 ve 390).
Tebligat, iadeli taahhütlü bir mektupla gönderilir. Eğer mektup, alıcının izi bulunamayan (untraceable, irreperibile) kişi olması nedeniyle teslim edilemiyorsa, bu bildirimi bir tebligat memuru (bailiff) normal usule göre tebliğ etmek zorundadır (Ceza Usul Kanunu, md. 168-175).
B. Tebligatlar (notifications), gıyapta yargılama (trial in absentia) ve "gecikmiş üst başvuru" (late appeal)
26. Mahkeme iki kararında (bk. 10.12.1982 tarihli Foti ve Diğerleri kararı, parag. 33-36 ve 12.02.1985 tarihli Colozza kararı, parag. 21-23), "izi bulunamayan" kişi veya sanığa tebligat, gıyapta yargılama ve "gecikmiş üst başvuru" konularında, o tarihlerde yürürlükte olan İtalyan mevzuatının kısa bir özetini vermiştir.
Ceza Usul Kanununun bu konudaki 177bis maddesi şöyledir:
"Muhakeme belgelerinde, sanığın yurtdışında ikamet ettiği yer konusunda kesin bir bilgi varsa, savcı veya dava yargıcı, sanık aleyhindeki davayı taahhütlü bir mektupla göndererek, muhakemenin yapıldığı yerde bir tebligat adresi göstermesini ister. Bu formalite, muhakemeyi durdurmaz veya geciktirmez.
Yurtdışında bulunan sanığın adresi bilinmiyorsa veya sanık tebligat için bir adres vermiyorsa veya sanığın verdiği bilgi yeterli değilse, yargıç veya savcı, 170. maddede öngörülen kararı verir.
Tutuklama müzekkeresinin zorunlu olduğu hallerde, yukarıdaki hüküm uygulanmaz."
Ceza Usul Kanununun 170. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:
"Yargıç veya savcı .... muhakemenin yürütüldüğü yerde sanığın bir avukatı yoksa, sanığı temsil etmesi için bir müdafi atanmasına ve tebligatların tebliğ edilmesinin mümkün olmadığının anlaşılması halinde, ilgili belgelerin muhakemenin yürütüldüğü yargı organın yazı işlerine tevdi edilmesi suretiyle yapılmasına karar verir. Bu tür tebligatlar hiç geciktirilmeden müdafie bildirilir."
"Gecikmiş üst başvuru"da bulunma imkanı, zamanla Ceza Usul Kanununun 500. ve 199. maddelerinin yorumundan türetilmiştir. Bu maddeler şöyledir:
Madde 500
"Gıyapta yargılama halinde bir karar veya hüküm özeti, çelişmeli bir yargılamada verilen bir hüküm bakımından kendisine açık olan üst başvuru yolunu kullanabilecek bir sanığa, 199. maddenin üçüncü fıkrası hükümleri çerçevesinde tebliğ edilir."
Madde 199
"...
Yasanın 500. maddesinde sözü edilen kararlar veya hükümler bakımından sanığın üst başvuruda bulunabileceği süre, karar veya hükmün tebliğinden itibaren başlar.
..."
Mahkemeler bu hükümlere dayanarak sürekli bir biçimde, eğer gıyapta verilen bir karar veya hüküm özetinin tebliği, sanığın muhakemede yer almak istemediği şeklinde hatalı bir varsayım nedeniyle kanuna uygun değil ise, ilgili kişinin üç gün içinde bu tür bir tebligata karşı çıkabileceğine ve söz konusu kararın kesinleşmesine itiraz edebileceğine karar vermişlerdir. Sanık bunda başarılı olacak olursa, bu karara karşı üst başvuruda bulunabilmesi için kendisine yeniden süre verilir.
24 Ekim 1989 tarihinde yürürlüğe giren yeni Ceza Usul Kanunu, "sürenin yeniden başlatılması" imkanı için açık hükümler getirmektedir.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
27. Bay Brozicek, 7 Mayıs 1984 tarihinde Komisyona başvuruda bulunmuştur. Başvurucu, kendisine isnat edilen suçun niteliği ve sebebi hakkında anlayabileceği bir dilden bilgilendirilmediği için Sözleşmenin 6(3)(a) bendinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca, kendisini savunma imkanı verilmeden gıyapta yargılandığı için, adil yargılanmadığı gerekçesiyle Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlalinden ötürü şikayetçi olmuştur.
28. Komisyon, 11 Mart 1987 tarihinde başvuruyu kabuledilebilir bulmuştur. Komisyon 22 Mart 1988 tarihli raporunda, iki çekimser ve bir oya karşı on bir oyla Sözleşmenin 6(3)(a) bendinin ve bir çekimsere on üç oyla Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiği görüşünü açıklamıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. Hükümetin ilk itirazı
29. Hükümete göre Bay Brozicekin tüketmediği üç tane iç hukuk yolu bulunmaktadır. Bunlar, "gecikmiş üst başvuruda" bulunma hakkı; Ceza Usul Kanununun 170 ve 177bis maddelerinin Anayasanın 10. ve 24. maddelerine aykırılığının denetlenmesi için başvurma hakkı ve dilin kullanılmasıyla ilgili şikayet konusunda, muhakemenin Savona Bölge Mahkemesi önündeki aşamasında talepte bulunma ve bundan sonraki aşamada adli tebligatın ve soruşturmayla ilgili diğer belgelerin tebliğinin hükümsüzlüğünü iddia etme imkanıdır.
A. Kabuledilebilirlik
30. Yerleşik içtihatlarına göre Mahkeme, bu tür ilk itirazları inceleme yetkisine sahiptir. Ancak, diğer şartlarla birlikte, devletin bu meseleyi Mahkeme önünde, dilekçe vermesi için kendisine tanınan sürenin dolmasından önce ileri sürmüş olması gerekir.
Anayasanın 10. maddesine dayanma imkanıyla ilgili Hükümet itirazının ikinci kısmı, bu şartı taşımamaktadır. İtirazın bu kısmı, süresi dışında yapıldığı gerekçesiyle reddedilmelidir (bk. diğerleri arasında, 08.12.1988 tarihli Barbera, Messegue ve Jabardo kararı, parag. 56).
B. Diğer itirazların esası
1. "Gecikmiş üst başvuru"
31. Hükümete göre başvurucu, 1 Temmuz 1981 tarihli hükmün özetinin mahkeme yazı işlerine verilmesi suretiyle kendisine yapılmış sayılan tebligatın hukukiliğine karşı çıkabilmek ve böylece söz konusu kararın kesinliğine itiraz edebilmek için "gecikmiş üst başvuruda" bulunabilirdi. Bu da başvurucunun olayında evvela, nerede oldukları bilinen ve fakat muhakemenin yürütüldüğü yerde tebligat için bir adresi olmayan yurtdışındaki sanıklarla ilgili kuralların uygulanması sorununu ileri sürmesine (bk. yukarıda parag. 26, Ceza Usul Kanunu md. 177bis/2teki ikinci ihtimal) ve daha sonra da, mahkumiyete karşı üst başvuruda bulunmasına imkan verecekti.
Ne var ki Komisyon, uyulması gereken sürenin kısalığı, yani sürenin hükmün tebliğinden veya ilgili kişinin hüküm hakkında yeterli bilgiye sahip olmasından itibaren üç gün olması nedeniyle, bu iç hukuk yolunun kullanılmasını mevcut olayda tamamen teorik hale getirdiğini düşünmüştür.
32. Sözleşmenin (eski) 26. maddesinin tüketilmesi kuralının gerektirdiği hukuk yolları, sadece ihlal iddialarıyla ilgili olan ve aynı zamanda mevcut ve yeterli olan hukuk yollarıdır. Bu koşulların yerine getirilmiş olduğunu ortaya koymak, iç hukuk yollarının tüketilmediği iddiasında bulunan davalı devlete düşer (bk. diğerleri arasında, 22.02.1989 tarihli Ciulla kararı, parag. 31) .
Mahkeme, bu davanın koşulları çerçevesinde söz konusu üst başvurunun yeterince mevcut olduğunu düşünmemektedir. O sırada bu tür bir üst başvuruda bulunma imkanı, mevzuatta açıkça ifade edilmiş olmayıp, sadece Ceza Usul Kanununun o tarihte yürürlükte olan 500. ve 199. maddelerinin yargısal yorumuna dayandırılmıştır (bk. yukarıda parag. 26) . Ayrıca, 1 Temmuz 1981 tarihli hükmün Bay Brozicekin şahsına tebliğ edilmemiş olması nedeniyle, üst başvuruda bulunma niyetini bildirmek için üç günlük sürenin ne zaman başlayacağı da tereddüde açıktır. Hükümet, sürenin 5 Mayıs 1984te değil ve fakat başvurucunun hükmün bir kopyasını aldığı Temmuz 1984te (bk. yukarıda parag. 23) dolmuş olması "muhtemel"dir dediği için, aslında bu tereddüt bir ölçüde Hükümet tarafından da kabul edilmiştir.
Başvurucunun, bütün bu risklerden kurtulmak için üst başvuruda bulunma niyetine sahip olduğunu belirten bildirimi, 5 Mayıs tarihini izleyen üç gün içerisinde yapmış olması gerekirdi; tabi ki bunu ancak, bu süre içinde, İtalyan ceza usul hukukunu bilen bir avukata veya başka bir kişiye danışarak yapabilirdi. Mahkemeye göre, başvurucunun özellikle kendisi hakkındaki mahkumiyet kararının birkaç yıl önce kesinleştiğini öğrendikten sonra bunu yapmasını beklemek, makul bir şey değildir.
33. Kaldı ki "gecikmiş üst başvuru", bu olayda iddia edilen ihlalleri giderebilecek bir yol olarak görünmemektedir.
Üst mahkemenin, mahkumiyeti denetlemeden önce, üst başvuruyu kabuledilebilir bulması gerekecektir. Bunun için başvurucunun, üst mahkemeyi, Savona Bölge Mahkemesinin kendisinin bu şehirde bir tebligat adresi vermek istemediği sonucuna varmakta hatalı olduğuna ikna etmesi gereklidir.
Dahası, Hükümet tarafından atıfta bulunulan içtihatlar, söz konusu hukuk yolunun Bay Brozicekin olayında etkili olduğunu ortaya koymamaktadır. Bu noktada Mahkeme, kendisinin Colozza kararına dayanmaktadır (bk. 12.02.1985 tarihli Colozza kararı, parag. 31).
2. Ceza Usul Kanununun 170 ve 177bis maddelerinin Anayasanın 24. maddesine aykırılığının denetlenmesi için başvurma
34. Hükümete göre, başvurucunun her zaman Ceza Usul Kanununun 170 ve 177bis maddelerinin Anayasanın 24. maddesine aykırılığının denetlenmesi için başvuruda bulunma imkanı vardı. Böylece "yargılamayı canlandırabilirdi" (reactivate).
Mahkeme, İtalyan hukuk sisteminde bireyin, bir yasanın anayasallığının denetimi için doğrudan Anayasa Mahkemesine başvurma hakkına sahip olmadığını gözlemlemektedir. Sadece davanın esasını gören bir mahkeme, taraflardan birinin talebi üzerine veya resen, bunu Anayasa Mahkemesine iletme imkanına sahiptir. Bu durumda böyle bir başvuru, Sözleşmenin 26. maddesine göre tüketilmesi gereken bir yol sayılamaz.
Ayrıca böyle bir başvuru pratikte, Mahkemenin bu olayda yeterince mevcut ve etkili görmediği bir "gecikmiş üst başvuru"ya (bk. yukarıda parag. 32-33) bağlanmak zorunda kalacaktı.
3. Adli tebligatın ve soruşturmayla ilgili diğer belgelerin tebliğinin hükümsüzlüğünü iddia etme imkanı
35. Hükümete göre başvurucu, adli tebligatta veya Ceza Usul Kanununun 177bis maddesinde öngörülen bildirimde İtalyanca kullanılmasıyla ilgili şikayetini ulusal mahkemeler önünde ileri sürebilirdi.
Mahkeme, başvurucu kendisine karşı açılan dava hakkında gereği gibi bilgilendirilmediğini savunduğu için, böyle bir şikayeti Savona Bölge Mahkemesi önünde nasıl formüle edeceğini anlamakta güçlük çekmektedir. Bu sorunu "gecikmiş üst başvuru"yla bağlantılı olarak ileri sürme ihtimali konusunda ise Mahkeme, yukarıdaki paragrafın son alt paragrafına göndermede bulunmaktadır.
4. Sonuç
36. Yukarıda anlatılanlardan çıkan sonuca göre ilk itirazların bir kısmı süresi dışındadır; kalan kısmı ise temelsizdir.
II. Sözleşmenin 6. maddesinin ihlali iddiası
37. Bay Brozicek, Sözleşmenin 6(1). fıkrası ile 6(3)(a) bendinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Bu hükümler şöyledir:
"Herkes, ... hakkındaki bir suç isnadının karara bağlanmasında, ... bir yargı yeri tarafından adil ... yargılanma hakkına sahiptir. ...
3. Hakkında suç isnadı bulunan herkes asgari şu haklara sahiptir:
(a) kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebepleri hakkında anlayabileceği dilde ve ayrıntılı olarak derhal bilgilendirilme;
... ."
Mahkemenin görüşüne göre, ilk olarak Sözleşmenin 6(3)(a) bendine dayanan argümanları incelemek uygun olacaktır.
A. Sözleşmenin 6(3)(a) bendi
38. Başvurucu, hakkında açılan ceza davasından "kendisinin anladığı dilde bilgilendirilmediğini" iddia etmiştir. Ayrıca kendisine göre, 23 Şubat 1976 tarihli adli tebligat (bk. yukarıda parag. 16), "suçlamanın niteliği ve sebebi" hakkında "ayrıntılı bilgi" içermemektedir.
Mahkeme bu belgenin, Sözleşmenin 6. maddesi anlamında bir "suçlama" (accusation) oluşturduğunu kaydeder.
39. Başvurucu, 23 Şubat 1976 tarihli adli tebligatı aldıktan sonra, Savona Savcılığına, dilsel sebeplerle bu yazının içeriğini anlamakta güçlük çektiğini belirten bir mektup göndermiştir. Başvurucu, kendi ana dilinin veya Birleşmiş Milletler'in resmi dillerinden birinin kullanılmasını talep etmiştir (bk. yukarıda parag. 16).
Adli makamlar Bay Broziceke cevap vermemişler, kendisine gönderilecek belgeleri İtalyanca yazmaya devam etmişlerdir. Savona Bölge Mahkemesinin, sanığın İtalyancayı anlayabildiğinden söz eden 1 Temmuz 1981 tarihli kararı dışında, dil problemine değinilmemiştir.
40. Komisyona göre ilgili makamlar, başvurucunun İtalyanca bilip bilmediğini doğrulamak için bir adım atmamışlar, fakat sadece kendisinin adli tebligatı anladığını varsaymışlardır. Hükümet olayların bu şekilde yorumlanmasına karşı çıkmıştır. Hükümet, Bay Brozicekin yeterince İtalyanca bildiğinin dosyadaki belgelerden kesinlikle anlaşıldığını savunmuştur.
41. Mahkemeye göre, şu gerçeklerden hareket edilmelidir: Başvurucu İtalyan kökenli değildir ve İtalyada ikamet etmemektedir. Başvurucu, İtalyanca bilmediği için yazının içeriğini anlamakta güçlük çektiğini, İtalyan adli makamlarına çok açık bir şekilde bildirmiştir. Başvurucu bu yazının ya kendisinin ana dilinde veya Birleşmiş Milletler'in resmi dillerinden birinde gönderilmesini istemiştir.
İtalyan adli makamlarının, başvurucunun aslında aleyhindeki isnadları bildiren mektubun anlamını tebligattan anlayabilecek kadar yeterli İtalyanca bildiğini kanıtlayamadıkları tardirde, Sözleşmenin 6(3)(a) bendindeki şartların yerine getirilmesini sağlamak üzere gerekli adımları atmaları gerekirdi.
Dosyadaki belgelerden veya 23 Nisan 1989da dinlenen tanıklardan (bk. yukarıda parag. 5-7), buna ilişkin bir delil bulunduğu görülmemektedir. O halde bu noktada, Sözleşmenin 6(3)(a) bendi ihlal edilmiştir.
42. Öte yandan Mahkeme, 23 Şubat 1976 tarihli adli tebligatı "suçlamanın ... niteliği ve sebebi hakkında ... ayrıntılı olarak" bildirmediği iddiasını temelsiz görmektedir. Bu yazı, Bay Broziceki hakkında açılan soruşturma konusunda bilgilendirmeyi amaçlamaktadır; yazıda, kendisine isnat edilen suçlar yeterli bir şekilde sıralanmış, suçların işlendiği yer ve zaman gösterilmiş, Ceza Kanununun ilgili maddeleri zikredilmiş ve mağdurun adı belirtilmiştir.
B. Sözleşmenin 6(1). Fıkrası
43. Başvurucu ayrıca, hakkındaki isnadlara karşı kendisini savunmak için, yargılamaya katılmasına imkan verilmediğini iddia ederek, Sözleşmenin 6(1). fıkrasına dayanmıştır. Başvurucuya göre bu durumda kendisi adil yargılanmamıştır.
44. Komisyon bu görüşe katılmıştır. Hükümet ise bu görüşe karşı çıkmıştır. Hükümet, başvurucunun, 23 Şubat 1976 tarihli tebligatla (bk. yukarıda parag. 16) ve daha sonra kendisinin kabul etmediği 17 Kasım 1978 tarihli yazıyla (bk. yukarıda parag. 17), kendisi hakkındaki cezai soruşturmanın varlığından haberdar edildiğini savunmuştur. Hükümete göre başvurucu böylece, fiillerden ötürü mahkemede hesap vermeyi ve haklarını kullanmayı isteyerek reddetmiştir.
45. Dosyadaki deliller Bay Brozicekin, "Sözleşmenin 6(1). fıkrasında açıkça ifade edilmeyen" ve fakat "Sözleşmenin 6. maddesinin amacı ve gayesi"yle varlığı gösterilebilen bir hak olan yargılamaya katılma hakkından (bk. yukarıda geçen Colozza kararı, parag. 27) feragat etmek istediğini kanıtlamamaktadır. Mevcut kararda daha önce, 23 Şubat 1976 tarihli adli tebligatın, Sözleşmenin 6(3)(a) bendindeki şartlardan birini taşımadığı sonucuna varılmıştır. 17 Kasım 1978 tarihli yazı konusunda ise Mahkeme, Bay Brozicekin bundan haberdar olduğuna kanaat getirmemiştir. Bu yazı, Savona savcılığı yazı işlerine, sahipsiz olarak iade edilmiştir (bk. yukarıda parag. 17). Ayrıca, Hükümetin isteği üzerine istenen bilirkişi raporunda, alındı belgesinin başvurucunun imzasını taşımadığı sonucuna varılmıştır (bk. yukarıda parag. 5, 8 ve 17).
Yine Savona Bölge Mahkemesi Başkanı da, Bay Brozicekin mahkemede hazır bulunması için davetiyenin kendisine tebliğ edilmesini istemiş değildir. Başkan, İtalyan hukuku gereğince, davetiyenin mahkeme yazı işlerine bırakılmasına karar vermiş (bk. yukarıda parag. 19), böylece Bay Brozicek, yargılamayla ilgili bütün belgelerden haberdar sayılmış ve gıyabında yargılanmıştır.
46. Buna göre yargılama, Sözleşmenin 6(1). fıkrası anlamında adil bir yargılama değildir.
III. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
47. Başvurucu, Sözleşmenin 50. maddesine göre adil karşılık istemiştir. Bu madde şöyledir:
"Mahkeme, bir Sözleşmeci Tarafın resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan bir tasarrufun tamamen veya kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğunu tespit ederse ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuku verilen kararın veya yapılan tasarrufun sonuçlarını ancak kısmen onarmaya imkan veriyorsa, Mahkeme gerekli gördüğü takdirde zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödenmesine hükmedebilir."
Bay Brozicek Mahkemeden ilk olarak, 1 Temmuz 1981 tarihli kararın hükümsüz olduğuna ve düşürülmesine karar verilmesini talep etmiştir. Ancak Mahkemenin Sözleşmeye göre böyle bir yetkisi yoktur (bk. diğerleri arasında, 24.05.1989 tarihli Hauschildt kararı, parag. 54).
Başvurucu ayrıca zararları için tazminat ile ücretler ve masraflarının geri ödenmesini istemiştir.
A. Zararlar
48. Başvurucu ilk olarak, uğradığı maddi zararlarla karşılık 1,300,000 İsviçre Frangı olarak hesapladığı maddi tazminat talep etmiştir. Ne var ki başvurucu, bu konudaki taleplerini, tespit edilen ihlalle ilgisi olmayan durumlara dayandırmış olduğundan, Mahkeme bu talebi ele almaz.
Başvurucu ayrıca 200,000 İsviçre Frangı manevi tazminat istemiştir. Mahkeme, tespit edilen ihlallerin, bir ölçüye kadar bu nitelikte zararlara sebep olmuş olabileceğini, fakat Sözleşmenin 6. maddesine aykırılık bulunmuş olmasının, bu konuda bu davada yeterli bir adil karşılık oluşturduğunu kabul etmektedir.
B. Ücretler ve masraflar
49. Başvurucu ayrıca, Komisyon ve daha sonra Mahkeme önünde katlandığı ücretler ve masrafların, kendisine verilen adli yardım dışında kalan bölümünün geri ödenmesini istemiştir.
Hükümete göre, başvurucuya adli yardım verilmiş olması, kendisinin bu talebinin reddedilmesi gerektiği anlamına gelmektedir. Her halükarda başvurucu, savunmasının kendisinin belirttiği masraflarda bulunmayı gerektirdiğini göstermemiştir.
50. Bay Brozicek Komisyon önündeki yargılama sırasında, elyazısı konusunda uzman kişilere iki kez inceleme yaptırmıştır. Bunlar kendisine 1,027.27 Alman Markına mal olmuş olup, bu miktar kendisine geri ödenmelidir; çünkü bunlar, bu davada normal bir delil vasıtasıdırlar.
Mahkeme ayrıca, davanın Mahkeme önüne getirilmesinden sonra, davalı devletle dostane bir çözüm yapabilmek için İsviçreli bir avukata ödenen 1,900 İsviçre Frangı ücreti de kabul etmektedir.
Son olarak Bay Brozicek, özellikle Strasbourga seyahat, fotokopi, baskı, telefon görüşmeleri, posta, çeviri ve satın alınan materyallerle ilgili masrafları sıralamıştır. Başvurucu bu masraflarının 5,260 Alman Markı olduğunu hesaplamıştır. Ancak Mahkemeye göre bu masrafların bir kısmı gerçekten gerekli değildir. Mahkeme, Sözleşmenin 50. maddesi gereğince hakkaniyete uygun bir değerlendirme yaparak, başvurucuya bu başlık altında 3,000 Alman Markı ödenmesine hükmetmektedir.
51. Yukarıda anlatılanlardan çıkan sonuca göre davalı Devlet başvurucuya toplam 4,027.27 Alman Markı ile 1,900 İsviçre Frangı ödemelidir.
Bu Gerekçelerle Mahkeme,
1. Beşe karşı on beş oyla, "gecikmiş üst başvuru" imkanı konusunda iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazının reddine;
2. Oybirliğiyle, geri kalan itirazların reddine;
3. Beşe karşı on beş oyla, Sözleşmenin 6(3)(a) bendi ile 6(1). fıkrasının ihlaline;
4. Oybirliğiyle, başvurucunun uğradığı manevi zararlar bakımından, mevcut kararın kendisinin, Sözleşmenin 50. maddesi bakımından yeterli bir adil karşılık oluşturduğuna;
5. Oybirliğiyle, davalı Devlet başvurucuya ücretler ve masraflar için 4,027.27 Alman Markı ile 1,900 İsviçre Frangı ödemesine;
6. Oybirliğiyle, adil karşılık konusundaki diğer taleplerin reddine
Karar Vermiştir.
Yargıçlar Thor Vilhjalmsson, Pettiti, Russo, De Meyer ve Valticos birleşik karşı oy görüşü:
Bu davada iç hukuk yollarının tüketilmediğini düşünüyoruz.
Başvurucu, Savonada verilen ve kendisini mahkum eden karara (bk. karar parag. 26) karşı üst başvuruda bulunabilirdi.
Başvurucu kararın (bk. karar parag. 23) varlığını 5 Mayıs 1984 tarihinde öğrendikten hemen iki gün sonra ve henüz kendisi 10 ile 18 Temmuz 1984 tarihleri arasında kararın bir kopyasını almadığı için (bk. karar parag. 23) üst başvuru yapılabilmesi için öngörülen süreden iki aydan fazla bir zaman önce, daha 7 Mayıs 1984te Komisyona başvurmayı (bk. karar parag. 1) tercih etmiştir.
Eğer başvurucu Sözleşme mekanizmasını bu kadar çabuk bir şekilde harekete geçirebiliyorsa, aynı şekilde İtalyan üst mahkemesine uygun zamanda dava açmak için gerekli adımları da atabilirdi.
Başvurucu, kendisinin söylediğine göre hukuk doktoru ve eski bir avukat olduğu için (bk. 8 Temmuz 1988 tarihli Mahkemeden kendi davasını savunmak için izin isteyen mektubu) belirli bir hukuk bilgisine sahip olduğundan, kendisinin bu davranışını anlamak daha da güçtür. Kendisi için mevcut hukuk yollarıyla ilgili bilgi ve tavsiye edinmek kendisine düşen bir görev olup, bunun için yeterli zamana sahiptir. Başvurucu, 1976dan bu yana, İtalyada kendisi aleyhinde bir cezai soruşturmanın başladığını bildiği (bk. karar parag. 16) için, böyle bir bilgi ve tavsiye edinmek üzere Adalet Bakanlığıyla temasa geçmek (bk. karar parag. 22) zorunda değildir. Ayrıca, başvurucunun tebligat için bir adres vermediği ve vermek de istemediği, davadaki olaylardan açıkça görülmektedir (bk. karar parag. 17-20). Çoğunluk görüşünün aksine (bk. karar parag. 33), üst başvurunun kabuledilebilirliği konusunda pek küçük bir tereddüt vardır.
Başvurucu, davalı devlete kendi iç hukukunda bir giderim imkanı vermediği için, kendisinin haklarının ihlal edildiği sonucuna varmak mümkün değildir.
Yargıç Martensin ayrık görüşü:
1. Bu dava, Mahkemenin 1971 yılında De Wilde, Ooms ve Versyp kararında (bk. De Wilde, Ooms ve Versyp kararı, parag. 47-55) benimsediği doktrinin pratikteki sonuçlarının çarpıcı bir örneğidir.
O kararda Mahkeme, kabuledilebilirlik konusunda iç hukuk yollarının tüketilmemesi gibi bir ilk itirazı, bu itirazların önce Komisyon önünde ileri sürülmüş olması koşuluyla, inceleme yetkisine sahip olduğunu belirtmiştir. Bu doktrin o tarihten bu yana rafine edilmiş (bk. 13.05.1980 tarihli Artico kararı, parag. 24 ve 06.11.1980 tarihli Van Oostrewijk kararı, parag. 25: "davalı Devlet bunları ilk önce Komisyon önünde, kural olarak kabuledilebilirlik incelemesinin ilk aşamasında ileri sürmüş olması ve bunların karakter ve koşullarının izin verdiği ölçüde") ve düzenli olarak uygulanmıştır (bk. örneğin, 06.09.1978 tarihli Klass ve Diğerleri kararı, parag. 32 ve en yakın tarihli karar olarak, 07.07.1989 tarihli Bricmont kararı, parag. 73).
Mevcut dava esas açısından basit olmakla birlikte, davalı devletin Mahkeme önünde yeniden ileri sürdüğü ilk itirazlar, hem Sözleşmenin 26. maddesinin ve hem de İtalyan hukukunun yorumu bakımından zor sorunlar ortaya çıkarmakta ve ayrıca maddi noktaların hassas bir şekilde değerlendirilmesini gerektirmektedir. Bu nedenle Daire, on bir yargıcın en az yarım gün müzakere etmesinden sonra yargı yetkisini Mahkeme genel kuruluna bırakmış; burada da yirmi yargıç, bu sorunlar hakkında müzakereye beş saat kadar daha zaman ayırmışlardır. Bu olay bana, bu koşullarda Mahkemenin, yukarıda sözü edilen doktrinine bağlı kalması mı, yoksa De Wilde, Ooms ve Versyp kararındaki görüşünü değiştirmesi (overrule) mi gerektiğini sormama yol açmıştır. (Bilebildiğim kadarıyla, Mahkemenin içtihatlarında açıkça bir görüş değişikliği örneği yoktur. Elbette ki bu durum, Mahkemenin kendi içtihatlarında görüş değiştirme yetkisine sahip olmadığını söyleyeceği anlamına gelmez; Mahkeme bunu, 27 Haziran 1968 tarihli Neumeister kararının 24. paragrafında söylediklerini yukarıda geçen De Wilde, Ooms ve Versyp kararının 78. paragrafında geri almakla, zımnen yapmıştır. (Bu göndermeyi Yazı İşleri Müdürlüğünün yardımına borçluyum.)
2. Kendi içtihadını değiştirmesi gerekip gerekmediğini incelemekte olan bir mahkeme, bu sorunun çeşitli yönleri üzerinde düşünecektir. Ben bunlardan üç tanesine değineceğim. Bu durumdaki bir mahkeme ilk olarak, yeni vereceği karar için ileri sürülen argümanların, mevcut içtihadının dayandığı argümanlardan kesinlikle daha ikna edici olup olmadığını değerlendirmek durumundadır; çünkü bir mahkeme, ancak yeni doktrinin açıkça daha iyi bir hukuk olduğuna ikna olması halinde görüş değiştirecektir. İkinci olarak, bu sorunun bakılması gereken bir de uygulama (policy) yönü vardır. Son olarak mahkeme, görüş değiştirici darbenin hukuki kesinliğe ne kadar ağır geldiğini inceleyecektir.
Bu konularda bazı şeyler söyleyeceğim.
(...)
SONKARARIN YERİNE GETİRİLMESİ
BAKANLAR KOMİTESİ: DH (93) 63; 14.12.1993
Hükümetin verdiği bilgiye göre: 24 Ekim 1989 tarihinde yürürlüğe giren yeni Ceza Usul Kanununun 169. maddesinin üçüncü fıkrasında, dosyadan sanığın İtalyanca bildiği anlaşılamadığı takdirde, iddianamenin sanığın bildiği dilden yazılması öngörülmektedir.
23 Ocak 1989 tarihli ve 22 sayılı yasanın 1. maddesiyle değiştirilen Ceza Usul Kanununun 183ek maddesi, sürelerin yeniden başlatılması (restitution of time) konusundaki İtalyan mevzuatında bir reform yapmış ve böylece Yeni Ceza Usul Yasasının 175. maddesindeki düzenlemeyi, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi tarafından yorumlanan Sözleşme hükümlerindeki şartlara uygun hale getirmiştir. Buna göre 183ek maddenin ikinci fıkrası, gıyapta verilen hükme karşı temyizde bulunmak için sürenin yeniden başlatılması, sadece istisnai koşullarda ve mecburiyet hallerinde değil, ama ayrıca sanığın kendisi hakkında verilen söz konusu hükmü bilmediğini belgelemesi halinde de talep edilebilir.
Ancak savunma avukatı daha önce bir temyiz başvurusunda bulunmuşsa veya hakkındaki hükmü öğrenememesi sanığın kendi hatasından kaynaklanıyorsa veya sanık kendisi hakkındaki yargılamadan kendini bilgilendirilemeyecek bir duruma sokmuş ise, bu hak kullanılamaz.
İtalyan Hükümeti yukarıda belirtilen yeni düzenlemelerin amacını ve lafzını ve ayrıca İtalyan mahkemelerinin Sözleşme'nin gereklerini göz önünde tutma konusunda giderek artan istekliliklerini (bk. diğerleri ile birlikte Temyiz mahkemesi Birinci Ceza Dairesinin 12 Mayıs 1993 tarihli Medrano kararı) dikkate alarak, İtalyan mahkemelerinin Brozicek kararında yer alan prensiplere aykırı davranmayacakları kanaatindedir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy