(AİHS m. 5, 50)
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
10. 1950 Palermo doğumlu olan Bay Salvatore Ciulla hakkında İtalya'da değişik savcılıklar tarafından soruşturmalar açılmış ve ayrıca kendisi "önleyici" (preventive) tedbirlere tabi tutulmuştur. Bu dava söz konusu soruşturmalara ilişkin değilse de, mevcut davadaki olaylarla bağlantılı olduğu için, bunlar arasından Milan'da başlatılmış olan soruşturma hakkında bazı bilgiler verilmelidir.
A. Milan'daki ceza davası
11. Başvurucu, Nisan 1982'de, uyuşturucu suçlarıyla ilgili olarak tutuklanmıştır. Bu olayın soruşturması devam ederken başvurucu, 9 Aralık 1982'de adli gözetime (court supervision) tabi olarak salıverilmiştir.
12. Milan Mahkemesi 24 Ekim 1983'te, başvurucuyu 11 yıl altı ay hapis cezasına ve 70 milyon liret para cezasına mahkum etmiş ve bir güvenlik tedbiri (security measure) olarak 8 yıl sürecek bir gözetim kararı vermiştir.
13. Aynı mahkeme, 8 Kasım 1983'te, savcılığın talebi üzerine ve Ceza Usul Kanununun 277. maddesine göre, başvurucu hakkındaki salıverme kararını kaldırmış ve kaçma tehlikesi bulunduğu gerekçesiyle yeni bir tutuklama kararı vermiştir.
Temyiz Mahkemesi, Bay Ciulla'nın başvurusu üzerine ve Başsavcılığın aynı yöndeki mütalaasından sonra, yeni tutuklama kararını 30 Ocak 1984'te kaldırmıştır. Temyiz Mahkemesi, başvurucunun salıverilmesine dair 9 Aralık 1982 tarihli kararın kaldırılmasının "hukuka aykırı" (unlawful) olduğunu; çünkü, bu kaldırma kararının başvurucunun mahkum edildiği ve cezasının verildiği hükmün içinde yer almadığını belirtmiştir. Yeni tutuklama kararı da "gerekçesiz olmakla malul"dür (bad for lack of reason); çünkü, ne verilen cezanın ağırlığı ve ne de suç ortaklarının kaçmış olması bunu haklı kılacak şekilde ilgili ve yeterlidir. Temyiz Mahkemesi, bu birinci mesele nedeniyle dosyayı Milan Mahkemesi'ne geri göndermiştir. Bunun üzerine Milan Mahkemesi tarafından yapılan işlemler hakkında, söz konusu işlemlere katılanlar tarafından hiçbir bilgi verilmemiştir.
Başvurucu hemen salıverilmiştir.
14. Milan Üst Mahkemesi, 24 Ekim 1983 tarihli hükmü 1 Şubat 1985'te verdiği kararla, dokuz yıl hapis ve 50 milyon liret para cezasına indirmiştir. Temyiz Mahkemesi, 22 Ocak 1986'da, Ciulla'nın temyiz başvurusunu reddetmiş ve savcılık tarafından yapılan temyizi de kabuledilemez bulmuştur.
B. Başvurucu hakkında bir önleyici tedbir olarak verilen zorunlu ikamet kararı
15. Başvurucu hakkındaki davanın ilk aşamasının sonuna doğru yaklaşılırken (bk. yukarıda parag. 12), Milan Emniyet Müdürlüğü ve savcısı, başvurucu hakkında Milan Mahkemesinden önleyici bir tedbir olarak "özel gözetim" kararı ile aynı zamanda belirli bölgelerde oturmasını yasaklayan bir karar vermesini talep etmişlerdir. Ayrıca, malvarlığına el konulması (seizure) ve müsadere edilmesi (confiscation) gibi, mali nitelikte ek kararlar vermesini de talep etmişlerdir. Birinci taleple ilgili olarak, 1423 sayılı ve 27 Aralık 1956 tarihli Yasanın 3. maddesine; ikincisiyle ilgili olarak ise, 575 sayılı 31 Mayıs 1965 tarihli Yasaya dayanmışlardır (bk. aşağıda parag. 19-20).
16. Milan 6. Ceza Mahkemesi, 19 Aralık 1983'te bir ön duruşma yapmış, fakat bazı tebligatların usulüne uygun yapılmamış olması nedeniyle duruşmayı ertelemiştir.
Daha sonra bu başvuru için, 5 Mart 1984 tarihine yeniden gün verilmiştir. Bu arada savcılık, 29 Şubat'ta talebini değiştirmiş ve yine 1956 tarihli yasada öngörülen zorunlu ikamet tedbirine karar verilmesini istemiştir.
Başvurucu 5 Mart'taki duruşmaya gelmemiştir. Savcılığın bu yeni taleplerinin kendisine iletilmesi gerektiği için, mahkeme duruşmayı yine ertelemiştir.
Daha sonra Ciulla'nın da hazır bulunduğu duruşma 8 Mayıs'ta yapılmış ve bu duruşmada savcı, 1956 tarihli Yasanın 6. maddesi gereğince (bk. aşağıda parag. 19), Ciulla'nın tutuklanmasını talep etmiştir. Milan 6. Ceza Mahkemesi Başkanı bu talebi kabul etmiş ve Ciulla aynı gün Milan Cezaevi'ne konulmuştur.
Savcı, olayda Yasanın 6. maddesi anlamında "özel ağırlıkta sebepler" bulunduğunu ortaya koymak üzere, başka şeylerin yanında, başvurucuya aynı mahkeme tarafından daha evvel verilmiş olan ağır cezaya (bk. yukarıda parag. 12) değinmiştir. Mahkeme başkanının verdiği kararda şu ifadeler yer almaktadır:
"Savcılığın, 1956 tarihli ve 1423 sayılı Yasanın 6. maddesi gereğince, Salvatore Ciulla'nın tutuklanması için 8 Mayıs 1984 tarihli başvurusunu inceleyen
6. Ceza Mahkemesi Başkanı,
Salvatore Ciulla'nın belirli bir bölgede oturmasına karar verilmesi için bir başvuru yapıldığını ve bu tedbir için ciddi sebepler bulunduğunu, yani buna ilişkin bütün delillerin Emniyet Müdürlüğünün ve Savcılığın başvurusunda gösterildiğini ve kısa bir süre önce Ciulla'ya ağır uyuşturucu suçlarından on bir yıl hapis ve 70 milyon liret para cezası verildiğini; yine dosyadaki bütün delillerin, mafya tarzı örgütlere mensup bir kişi olduğundan kuşku duyulan Salvatore Ciulla'nın yasadışı uluslararası uyuşturucu kaçakçılığına karıştığını gösterdiğini; ve mevcut delillerin istenen tedbir bakımından kendisinin topluma karşı tehlikeli bir kişi olduğunu yeterince kanıtladığını; ve Savcılığın talebini desteklemek için ileri sürdüklerini dikkate alarak,
Bu gerekçelerle, 1956 tarihli ve 1423 sayılı Yasanın 6. maddesi gereğince,
21 Şubat 1950 Palermo doğumlu Salvatore Ciulla'nın, bu davada verilecek kararın uygulanabilir hale gelmesine kadar, Milan Cezaevi'nde tutulmasına
KARAR VERİR."
Ciulla'nın avukatı, müvekkilinin salıverilmesi için hemen başvuruda bulunmuş, ancak mahkeme bu kararını değiştirmemiştir.
17. 6. Ceza Mahkemesi 24 Mayıs'ta, 1956 tarihli Yasanın 3. maddesi gereğince, başvurucunun ikametinin beş yıl süreyle belirli bir bölgeyle sınırlanmasına ve bazı mallarının müsaderesine karar vermiştir.
25 Mayıs'ta polis, Ciulla'yı Ancona ilinin küçük bir kasabasına götürmüştür. Başvurucu, başka bir davada Palermo soruşturma yargıcı tarafından çıkarılan tutuklama kararı gereğince tutuklandığı 24 Ekim 1984 tarihine kadar burada kalmıştır.
18. Başvurucu halen, Milan Üst Mahkemesi tarafından verilen cezayı (bk. yukarıda parag. 14) çekmektedir.
II. Konuyla ilgili iç hukuk ve uygulama
A. Olayların geçtiği dönemde yürürlükteki mevzuat
19. 27 Aralık 1956 tarihli ve 1423 sayılı Yasa, "kamu düzenine ve genel ahlaka karşı tehlike oluşturan kişiler" hakkında önleyici tedbirler alma yetkisi vermektedir. Bu yasanın temel unsurları, Mahkeme'nin Guzzardi davasında verdiği kararda özetlenmiştir (bk. 06.11.1980 tarihli Guzzardi kararı, parag. 45-51). Bu nedenle burada, bu yasanın sadece 22 Mayıs 1975 tarihli ve 152 sayılı Yasa ile değişik 6. maddesini zikretmek yeterlidir:
"Belirli bir bölgede zorunlu ikamete tabi tutulma şeklinde bir önleyici tedbir talebinde bulunulmuş ise, ciddi sebeplerin bulunması halinde, Ceza Mahkemesi başkanı, yargılama sırasında, gerekçeli bir kararla, önleyici tedbir kesinleşinceye kadar ilgili kişinin bir cezaevinde tutulmasına karar verebilir.
Mahkeme, ilgili kişinin belirli bir bölgede zorunlu ikametine karar verirken, tutulmakta olduğu cezaevinden polis tarafından alınıp, zorunlu ikamete tabi tutulacağı yere götürülmesine ve buradaki yerel polise teslim edilmesine de karar verir."
20. 1982 tarihli değişik 31 Mayıs 1965 tarihli ve 575 sayılı Yasa, 1956 tarihli Yasaya, mafya türü örgütlere mensup olduklarından kuşkulanılan bireyler için, hem kişiler hem de mallar üzerinde uygulanabilen hükümler eklemiştir. Bu hükümlerin, 1956 tarihli Yasanın 6. maddesi üzerinde herhangi bir etkisi olmamıştır (bk. ayrıca yukarıda geçen Guzzardi kararı, parag. 52).
B. 1988 tarihli değişiklik
21. 1956 ve 1965 tarihli Yasalar, bu davadaki olaylardan sonra, 3 Ağustos 1988 tarihli ve 327 sayılı Yasayla değiştirilmişlerdir. Bu yeni Yasaya göre, artık, zorunlu ikamete tabi tutma talebi incelenirken, kişiyi cezaevinde tutmak mümkün değildir; zorunlu ikamet tedbiri, bundan böyle kendisinin ikamet ettiği veya genellikle ikamet ettiği yerde infaz edilir. 1956 tarihli Yasanın 6. maddesi, şimdi şu şekildedir:
"1. Özel gözetim başvurusuyla birlikte, zorunlu ikamet kararı veya yurtdışına çıkış yasağı talep edilmiş ise, Ceza Mahkemesi başkanı, yargılama sırasında ..., geçici olarak ilgili kişinin pasaportunun geri alınmasına ve kendisinin ülkeden çıkmasına imkan veren eşdeğer herhangi bir belgenin geçerliliğinin askıya alınmasına karar verebilir.
2. Özel ağırlıkta sebepler bulunması halinde, başkan, önleyici tedbir kesinleşinceye kadar, ilgili kişi hakkında geçici olarak zorunlu ikamete tabi tutma veya yurtdışına çıkma yasağı koyabilir."
C. Sözleşme'nin iç hukuk düzenindeki statüsüne ilişkin içtihatlar
22. Mahkeme önündeki tarafların sundukları belgelere göre İtalyan Anayasa Mahkemesi, ilk derece mahkemeleri ve üst mahkemeler ile idare mahkemeleri, 4 Ağustos 1955 tarihli ve 848 sayılı Yasa ile içselleştirilmiş olan Sözleşme'nin İtalya hukuk düzeni içindeki statüsüne ilişkin birçok karar vermişlerdir.
Hesap Mahkemesi'nin (Court of Audit) 27 Mayıs 1980 tarihli bir kararı dışında, bu kararlarda Sözleşme'ye anayasal bir statü tanınmamıştır. Ayrıca, söz konusu mahkemelerin, bazı hukuk akademisyenlerinin ileri sürdükleri gibi, Sözleşme'nin Anayasa ile kanunlar arasında bir yerde bulunup bulunmadığı, yani Sözleşme'nin İtalya tarafından onaylanmasından sonra çıkarılmış kanunlara üstün olup olmadığı konusunda bir görüş de belirtmedikleri görülmektedir.
23. Sözleşme'nin 5. maddesi konusunda Hükümet, altı karar metni sunmuştur; ancak bunların hiçbiri, 1956 tarihli Yasayla ilgili değildir.
İlkin, Temyiz Mahkemesinin dört kararı bulunmaktadır. Bunlar, çeşitli biçimlerde İnsan Hakları Avrupa Komisyonu'nun bir raporuna atıfta bulunmuş (Birinci Daire, 7 Aralık 1981 tarihli Minore kararı); bir yorum aracı olarak Sözleşme'nin kullanılabilirliğine dikkat çekmiş (Genel Kurul, 13 Temmuz 1985 tarihli Buda kararı) ve Sözleşme'nin 5(2). fıkrasının ihlal edilmediğine karar vermiştir (Birinci Ceza Dairesi, 9 Temmuz 1982 tarihli Signorelli kararı ve 25 Mart 1986 tarihli Trinco kararı).
Bunlara bir de, Roma Mahkemesi'nin Sözleşme'nin 5. maddesine ilişkin iki kararı eklenebilir. Bunlardan ilkinde (15 Mayıs 1973), mahkeme tazminata hükmetmemiştir; çünkü mahkeme, Sözleşme'nin 5(1). fıkrasının ihlal edilmediği sonucuna varmıştır (Luttazzi kararı, Foro italiano 1973, I, cols. 2933-2936); ikincisinde (7 Ağustos 1984) ise, davacıya tazminat ödenmesine hükmetmiştir (Mustacchia kararı, Temi Romana 1984, s. 977-980).
KOMİSYON'DAKİ YARGILAMA
24. Bay Ciulla, 5 Haziran 1984 tarihinde Komisyon'a başvurmuştur. Başvurucu, zorunlu ikamet tedbirinden şikayetçi olmamış; fakat 8 - 25 Mayıs 1984 tarihleri arasında özgürlüğünden yoksun bırakılmış olmasının (bk. yukarıda parag. 16 -- 17), Sözleşme'nin 5(1). fıkrasını ihlal ettiğini iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca, özgürlüğünden yoksun kalması nedeniyle tazminat ödenmediği gerekçesiyle Sözleşme'nin 5(5). fıkrasına da dayanmıştır.
25. Komisyon, 5 Aralık 1985'te başvuruyu kabuledilebilir bulmuştur. Daha sonra Hükümet, bir kez daha Komisyon'dan başvurunun kabuledilemez olduğuna karar vermesini talep etmiş; fakat Komisyon, Sözleşme'nin (eski) 29. maddesinin uygulanması için gereken şartların bulunmadığını belirtmiştir.
Komisyon, 8 Mayıs 1987 tarihli raporunda, ikiye karşı on oyla, Sözleşme'nin 5(1) ve (5). fıkralarının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkeme'nin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. Hükümetin ilk itirazları
27. Hükümete göre, Bay Ciulla'nın tüketmediği dört iç hukuk yolu mevcuttur. Bunlar:
(a) Sözleşme'nin 5(1). fıkrasına göre yaptığı şikayet bakımından, kişi özgürlüğünün kısıtlanması meselesini "özü itibarıyla" ileri sürmüş olmak için, tartışma konusu 8 Mayıs 1984 tarihli kararı: (i) gerekçeden yoksun olduğu veya gerekçenin çelişkili olduğu, ve (ii) yukarıda geçen fıkrayla bağdaşmadığı için temyiz etmek, (iii) 1956 tarihli Yasanın 6. maddesinin anayasaya aykırılığı itirazında bulunmak; ve
(b) Sözleşme'nin 5(5). fıkrasıyla ilgili iddialar bakımından (iv) Devlete karşı tazminat davası açmaktır.
A. Estoppel (itiraz hakkının düşmesi)
28. Mahkeme, bu tür ilk itirazları, itirazların niteliği ve şartların izin verdiği ölçüde, davalı Hükümetin Komisyon önünde bu itirazları ileri sürmüş olması koşuluyla ve ileri sürdüğü ölçüde ele alır; bu itirazların, normal koşullarda kabuledilebilirliğin ilk aşamasında yapılmış olması gerekir. (bk. diğerleri arasında, 18.12.1986 tarihli Bozano kararı, parag. 44).
29. Bu koşul, yukarıdaki itiraz gerekçelerinden (ii), (iii) ve (iv)'te bulunmamaktadır. Hükümet ise, Komisyon'un 5 Aralık 1985 tarihli kabuledilebilirlik kararının 14 ve devamı paragraflarında özetlenmiş olan o dönemdeki mütalaalarına atıfta bulunarak bunun tam tersini ima etmiştir. Ancak Hükümet, bu mütalaalarında sadece bay Ciulla'nın "hata" (erroneousness) ve "gerekçesizlik" (lack of reason) sebepleriyle temyiz etmeyi ihmal ettiğini söylemiştir. Bu da (i). itirazlar gerekçesine karşılık gelmekte olup, bunun esasına girilmelidir; diğer itiraz sebepleri bakımından ise, itiraz hakkının düşmesi (estoppel) söz konusudur.
B. (i). itiraz sebebinin esası
30. Hükümete göre, başvurucu, Milan 6. Ceza Mahkemesi Başkanı tarafından verilen 8 Mayıs 1984 tarihli kararı, hukuki temelden yoksun bulunması veya gerekçesinin çelişik olması nedeniyle iptal ettirmek için Temyiz Mahkemesi'ne başvurabilirdi ve başvurmalıydı.
31. Sözleşme'nin (eski) 26. maddesinin tüketilmesini gerektirdiği hukuk yolları, sadece ihlal iddialarıyla ilgili olan ve aynı zamanda mevcut ve yeterli olan hukuk yollarıdır; bu tür hukuk yollarının varlığı, sadece teoride değil, pratikte de yeterince kesin olmalıdır; eğer değilse, ulaşılabilirlik ve etkililik şartlarını taşımazlar (bk. özellikle 22.05.1984 tarihli de Jong, Baljet ve van den Brink kararı, parag. 39). Bu koşulların yerine getirilmiş olduğunu ortaya koymak, iç hukuk yollarının tüketilmediği iddiasında bulunan davalı Devlete düşer (bk. diğerleri arasında, 18.12.1986 tarihli Johnston ve Diğerleri kararı, parag. 45).
32. Oysa Hükümet, gerekli delili gösterememiştir. İlk olarak, Hükümetin değindiği hukuk yolu, iddia edilen ihlalle ilgili değildir. Çünkü Bay Ciulla'nın şikayeti, mahkeme başkanının kararında yeterli gerekçe olmadığına ilişkin değil; fakat Sözleşme'nin 5. maddesinin ihlal edildiğine ilişkindir. Ayrıca, söz konusu hukuk yolu yeterli de olmayacaktır. Maddi meseleleri inceleme yetkisi bulunmayan Temyiz Mahkemesi, Sözleşme organları önündeki yargılamada, söz konusu tutuklama kararının 1956 tarihli Yasanın 6. maddesine uygunluğuna itiraz etmeyen Bay Ciulla'nın durumuna bir çözüm getirebilecek durumda değildir. Her halükarda Temyiz Mahkemesi, on altı gün süren şikayet konusu özgürlük kısıtlamasından daha kısa bir sürede karar veremeyecektir. Bu bağlamda, Bay Ciulla'nın başka bir tutukluluk döneminin hukukiliği ile ilgili başvurusunun Temyiz Mahkemesi tarafından karara bağlanmasının üç ay sürdüğünü (bk. yukarıda parag. 12-13) kaydetmek yeterlidir.
C. Özet
33. Özet olarak, ilk itirazlardan (i) temelsizdir; diğer üç gerekçe bakımından ise, itiraz hakkı düşmüştür (estoppel).
II. Sözleşme'nin 5. maddesinin ihlali iddiası
34. Bay Ciulla, Sözleşme'nin 5. maddesinin (1) ve (5) fıkralarının ihlal edildiğini iddia etmiştir; bu fıkralar şöyledir:
1. Herkes kişi özgürlüğü ve kişi güvenliği hakkına sahiptir. Aşağıdaki haller dışında ve hukukun öngördüğü bir usule uyulmadıkça, hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.
a) bir kimsenin yetkili mahkemenin mahkumiyet kararından sonra hukuka uygun olarak hapsedilmesi;
b) bir kimsenin mahkemenin hukuka uygun bir kararına uymaması nedeniyle veya hukukun öngördüğü bir yükümlülüğü yerine getirmesini sağlamak için hukuka uygun olarak gözaltına alınması veya tutulması;
(c) bir kimsenin suç işlediğinden makul kuşku duyulması üzerine veya suç işlemesini engellemek ya da işledikten sonra kaçmasını önlemek için kendisini tutmayı gerektiren makul nedenler bulunması halinde, kendisini kanunen yetkili makamların önüne çıkarmak amacıyla hukuka uygun olarak gözaltına alma veya tutma;
...
2. 4. ...
5. Bu madde hükümlerine aykırı olarak gözaltına alınmaktan veya tutulmaktan mağdur olan herkes, icrası mümkün bir tazminat alma hakkına sahiptir."
Milan 6. Ceza Mahkemesinin 8 Mayıs 1984 tarihinde verdiği tutuklama kararı, hiç kuşkusuz bir özgürlükten yoksun bırakmadır; bu nedenle Sözleşme'nin 5. maddesi olayda uygulanır.
A. Sözleşme'nin 5(1). Fıkrası
35. Hükümet, söz konusu özgürlükten yoksun bırakmayı haklı göstermek için, Sözleşme'nin 5(1). fıkrasının sadece (b) ve (c) bendlerine dayanmıştır; diğer bendler bu şikayetlerle ilgili değildir.
1. Sözleşme'nin 5(1). fıkrasının (b) bendi
36. Hükümet, "bir kimsenin mahkemenin ... bir kararına uymaması nedeniyle" tutma bulunduğunu iddia etmemiş, fakat bay Ciulla'nın, "hukukun öngördüğü bir yükümlülüğü yerine getirmesini sağlamak için" gözaltına alındığını ve tutulduğunu ileri sürmüştür.
"Hukukun öngördüğü bir yükümlülüğü yerine getirmesini sağlamak için" terimleri, ilgili kimse üzerinde mevcut, özel ve somut bir yükümlülüğü ifade eder (bk. 06.11.1980 tarihli Guzzardi kararı, parag. 101). Ancak olayda, gösterilen yere gitme ve orada yaşama yükümlülüğü, ki özel ve somut bir yükümlülüktür, şikayet konusu kararın verildiği 8 Mayıs 1984 tarihinde değil, 24 Mayıs 1984 tarihinde doğmuştur (bk. yukarıda parag. 17).
2. Sözleşme'nin 5(1) fıkrasının (c) bendi
37. Hükümete göre, Sözleşme'nin 5(1)(c) bendi de şikayet konusu tutmayı haklı kılmaktadır; çünkü, başvurucunun "suç işlediğine" dair "makul kuşku" vardır ve ayrıca burada "bir suç işledikten sonra kaçmasını önlemek için kendisini tutmayı gerektiren makul nedenler" bulunmaktadır.
38. Mahkeme, Sözleşme'nin 5(1)(c) bendinin, sadece ceza muhakemesiyle bağlantılı olarak özgürlükten yoksun bırakmaya izin verdiğini belirtir. Bu durum, aynı fıkranın (a) bendiyle ve aynı maddenin 3. fıkrasıyla birlikte yorumlanması gereken ve bir bütün oluşturan (c) bendinin ifade tarzından da bellidir (bk. bu son nokta ile ilgili olarak, daha önce geçen de Jong, Baljet ve van den Brink, parag. 44).
39. Hükümete göre ilk olarak, ceza muhakemesindeki tedbir ile 1956 tarihli Yasada öngörülen önleyici tedbir (bk. yukarıda parag. 19) arasında benzerlikler bulunmaktadır. Hükümetin dayandığı, fakat Bay Ciulla'nın reddettiği argümana göre, Milan Ceza Mahkemesi zorunlu ikamet kararını, bizzat Ceza Kanununun 416bis maddesi gereğince suç olan mafya tipi davranışlar nedeniyle vermiştir. Bu şekilde karar verilen bir tedbir, cezaya denktir (equated); bu nedenle Bay Ciulla'nın 8-25 Mayıs 1984 tarihleri arasındaki tutukluluğu, bir kimsenin suç işlediğinden kuşkulanılmasının bir gereğidir. O halde bu tedbir, Sözleşme'nin 5(1)(c) bendinde sözü edilen hallerden birincisini karşılamaktadır.
Mahkeme'ye göre, 1956 tarihli Yasada öngörülen önleyici tedbir, ceza muhakemesinden farklı amaçlar için düşünülmüştür. Yasanın 3. maddesinde düzenlenen zorunlu ikamet kararı, bir mahkumiyet veya hapis cezasından farklı olarak, kanıtlamadan çok kuşkuya dayanmaktadır; bu olayda olduğu gibi, bazen bu karara ön gelen Yasanın 6. maddesindeki özgürlükten yoksun bırakma, Sözleşme'nin 5(1)(c) bendinde düzenlenen tutuklamaya denk değildir.
Hükümet ayrıca, söz konusu dönemde, başvurucu hakkında Ceza Kanunun 416bis maddesine göre yürütülmekte olan bir ceza yargılaması bulunduğunu söylemiştir. Bay Ciulla buna karşı çıkmıştır. Mahkeme ise, İtalyan yargısal makamlarının, başvurucuyu bu davalar nedeniyle tutuklamadıklarını kaydeder.
40. Hükümet ayrıca, söz konusu tutma kararının, "bir suç" işlenmesini "önlemek için kendisini tutmayı gerektiren makul nedenler" bulunduğu için de verilmiş olduğunu ileri sürmüştür.
Bu argüman kabul edilecek olsa bile, söz konusu kararın ceza yargılaması bağlamında verilmediği ortadadır. Gerçekten de Bay Ciulla'nın, Milan Ceza Mahkemesi tarafından mahkum edilmesinden sonra tutuklanmasına dair verilen 8 Kasım 1983 tarihli karar, Temyiz Mahkemesi tarafından 30 Ocak 1984'te kaldırılmıştır (bk. yukarıda parag. 13). Başvurucunun 8 Mayıs 1984 tarihinde tutuklanması, "alınabilecek olan önleyici tedbirden kurtulma" riskini ortadan kaldırmak için düşünülmüştür. Mahkeme, buna delil olarak, savcılığın aynı günlü talebindeki ifadeyi ve buna atıfta bulunan Milan 6. Ceza Mahkemesi başkanının kararını göstermektedir (bk. yukarıda parag. 16). Ne savcılık ne de mahkeme başkanı, Bay Ciulla'nın işlemesinin engellenmesi gereken, Sözleşme'nin 5(1)(c) bendi ile alakalı olabilecek özel ve somut suçları (bk. yukarıda geçen Guzzardi kararı, parag. 102) belirtmişlerdir; Milan Ceza Mahkemesi tarafından geçmişte verilmiş ve "ağır ceza"ya yol açmış olan "ağır suçlara" (bk. yukarıda parag. 12) ve "topluma karşı tehlike" oluşturduğuna işaret eden "olaylara" dayanmışlardır.
3. Sonuç
41. Hükümet, mevcut davada Sözleşme'nin 5(1) fıkrası yorumlanırken, tartışma konusu tutmanın genel ardalanının göz önünde tutulması gerektiğini ileri sürmüştür.
Elbette Mahkeme, İtalya'nın örgütlü suçlara karşı verdiği mücadelenin önemini hafife almamaktadır; ancak, Sözleşme'nin 5(1). fıkrasında sıralanan sınırlı sayıdaki istisnanın da dar yorumlanması gerektiğini belirtmektedir (bk. en yakın tarihli karar olarak, 29.02.1988 tarihli Bouamar kararı, parag. 43). Dahası Mahkeme, 3 Ağustos 1988 tarihli ve 327 sayılı Yasanın, 1956 tarihli Yasanın 6. maddesini değiştirdiğini ve böylece bir kimsenin bir önleyici tedbir infaz edilmeden önce tutulması ihtimalini ortadan kaldırdığını (bk. yukarıda parag. 21) kaydetmektedir. Yasama organı, böyle bir kararı, meşru bir talebi durdurmadan evvel de verebilirdi.
42. Sonuç olarak, Sözleşme'nin 5(1). fıkrası ihlal edilmiştir.
B. Sözleşme'nin 5(5). Fıkrası
43. Başvurucu, ayrıca İtalyan hukukunun Sözleşme'nin 5(1). fıkrasının ihlali için İtalyan mahkemelerinden tazminat istenmesine imkan tanımadığı iddiasıyla, Sözleşme'nin 5(5). fıkrasına dayanmıştır.
Hükümet ise, aslında böyle bir ihlal halinde, ki olayda bunun kanıtlanmadığını ileri sürmüştür, bu tür bir imkanın bulunduğunu belirtmiştir. Hükümete göre, Bay Ciulla bu yolu kullanmadığı için, Sözleşme'nin 5(5). fıkrasına aykırılık bulunduğunu iddia edemez.
44. Mevcut uyuşmazlık, Brogan ve Diğerleri davasından farklı olarak (bk. 29.11.1988 tarihli Brogan ve Diğerleri kararı, parag. 66-67), iç hukuk düzeninde Sözleşme'yi içselleştirmiş bir devletin bu fıkraya uygun davranması meselesini ortaya çıkarmaktadır.
Hükümet, bu konudaki savunmasını desteklemek için, 15 Mayıs 1973 ve 7 Ağustos 1984 tarihlerinde Roma Mahkemesi tarafından verilmiş iki kararı (bk. yukarıda parag. 23) zikretmiştir. Ancak bu kararlardan hiçbiri, İtalya'nın Sözleşme'yi onayladığı tarihten sonra çıkarılmış olan 1956 tarihli Yasa ile ilgili değildir. Hükümet, Sözleşme'nin İtalya'da anayasa düzeyinde olduğunu ve en azından, çıkarılma tarihleri ne olursa olsun, diğer bütün kanunlardan üstün olduğunu savunmuştur. Ancak Hükümetin bu argümanı, İtalyan ilk derece ve üst mahkeme kararlarının taşıdığı ağırlıkla (preponderance) uyumlu değildir; çünkü Mahkeme'nin dikkatine sunulan kararlardan hiçbiri, Sözleşme'nin kanunlara üstünlüğünü (prevail) açıkça tanımamaktadır (bk. yukarıda parag. 22). Bu durumda, Sözleşme'nin 5(5). fıkrasında güvence altına alınmış olan haktan etkili bir şekilde yararlanma imkanı, olayın şartları içinde, yeterli kesinlikle sağlanmış değildir.
Dahası Hükümet, Bay Mario Guido Naldi'nin yaptığı 9920/82 sayılı başvuru bakımından Komisyon tarafından sonuçlandırılan dostane çözümün bir unsuru olarak, " 'tazminat hakkını' Sözleşme'nin 5(5). fıkrasında öngörüldüğü gibi, tam bir kesinlikle sağlamak için' ", Meclise bir yasa "değişikliği" tasarısı sunmayı taahhüt etmiştir (bk. 11 Mayıs 1985 tarihli rapor, Decisions and Reports no. 42, s. 71).
45. O halde, Sözleşme'nin 5(5). fıkrası da ihlal edilmiştir. Bu sonuç, Mahkeme'nin, Sözleşme'nin 50. maddesi uyarınca adil karşılık olarak tazminata hükmetme yetkisini ortadan kaldırmaz.
III. Sözleşme'nin 50. maddesinin uygulanması
46. Sözleşme'nin 50. maddesi şöyledir:
"Mahkeme, bir Sözleşmeci Tarafın resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan bir tasarrufun tamamen veya kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğunu tespit ederse ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuku verilen kararın veya yapılan tasarrufun sonuçlarını ancak kısmen onarmaya imkan veriyorsa, Mahkeme gerekli gördüğü takdirde zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödenmesine hükmedebilir."
47. Başvurucu, ücretler ve masrafların geri ödenmesi için bir talepte bulunmamıştır; bu konu, Mahkeme'nin re'sen incelemesi gereken bir konu değildir (bk. en yakın tarihli karar olarak, yukarıda geçen Brogan ve Diğerleri kararı, parag. 70).
48. Öte yandan başvurucu, zararlarına karşılık, tespitini Mahkeme'nin takdirine bıraktığı bir miktar tazminat ödenmesini istemiştir. Bu noktada Komisyon temsilcisi, bu konuda verilecek karar için, Guzzardi kararının (bk. yukarıda geçen Guzzardi kararı, parag. 112-114) esas alınması gerektiğini düşünmüştür.
Hükümetin de belirttiği gibi Bay Ciulla, 8-25 Mayıs 1984 tarihleri arasında tutulu bulunması nedeniyle gördüğünü iddia ettiği zararın niteliği ve boyutu hakkında hiçbir bilgi vermemiştir. Bay Ciulla'nın avukatı, Mahkeme'ye yaptığı sunuşta, müvekkilinin asıl isteğinin, kendisinin tutulmasının Sözleşme'nin 5. maddesine aykırı olduğunun açıklanması olduğunu söylemiştir.
Öte yandan Mahkeme, başvurucunun manevi zarara uğramış olabileceğini; fakat olayın şartları içinde, Sözleşme'nin 5. maddesinin ihlal edildiğinin tespit edilmiş olmasının, Sözleşme'nin 50. maddesi bakımından yeterli bir adil karşılık oluşturduğunu kabul etmektedir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME,
1. Oybirliğiyle, Hükümetin,
(a) temyiz talebinin desteklenmesi için Sözleşme'nin 5. maddesinin ileri sürülmesi;
(b) 1956 tarihli Yasanın anayasaya aykırılığının denetlenmesi için başvurulması; ve
(c) Devlete karşı tazminat davası açılması
konularında iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralına dayanma hakkının düştüğüne (estopped);
2. Oybirliğiyle, iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazının kalan bölümünün temelsiz olduğu için reddine;
3. İkiye karşı on beş oyla, Sözleşme'nin 5(1). fıkrasının ihlaline;
4. Dörde karşı on üç oyla, Sözleşme'nin 5(5). fıkrasının ihlaline;
5. Oybirliğiyle, mevcut kararın, Sözleşme'nin 50. maddesi bakımından yeterli bir adil karşılık oluşturduğuna
Karar Vermiştir.
Yargıç Valticos'un yazdığı ve Yargıç Matscher'in katıldığı karşı oy görüşü; yargıçlar Bindschedler-Robert ve Gölcüklü'nün ortak kısmi karşı oy görüşü karara eklenmiştir.
- Yargıç Valticos'un yazdığı ve Yargıç Matscher'in katıldığı karşı oy görüşü:
1. Bu davada Sözleşme'nin ihlal edildiğine karar veren Mahkeme çoğunluğunun görüşünü paylaşmamam, "teknik" düzeydeki gerekçeye katılmadığımdan değil, fakat daha çok meseleye daha geniş bir açıdan bakılması gerektiğini düşündüğümdendir.
Benim görüşüme göre, Sözleşme'nin 5. maddesi hükümlerine, sözü ve özüyle, ayrıca Ciulla davasında İtalya'daki çeşitli davalara bir bütün olarak bakılmalıdır.
Sözleşme'nin 5(1). fıkrasının esas itibarıyla, bireylere polisin veya idarenin özgürlükten yoksun bırakma sonucunu doğuracak keyfi işlemlerine karşı yargısal koruyucular sağlamayı düşündüğü açıktır.
Ciulla davasında İtalya'daki yargılamada, soruşturmalar ve çeşitli düzeylerdeki mahkemelerin verdikleri kararlar iç içe geçmiş ve Bay Ciulla'nın dokuz yıl hapis cezası almasıyla sonuçlanmıştır. Başvurucunun bu karmaşık yargılamalar sırasında karşılaştığı on altı günlük özgürlükten yoksun bırakma işlemine, bu durumdan ayrı olarak bakılamaz; bu işlem, bir parçasını oluşturduğu yargılamanın bütününden ayrılmamalıdır. Dahası, bu özgürlükten yoksun bırakma işleminin kendisi, tam olarak bir yasanın uygulanmasıyla ilgili bir karar olmasa bile, buna yargı organının bir üyesi olan bir yargıç tarafından karar verildiği göz ardı edilmemelidir. Kanımca bu aşamayı, dava her ne kadar karmaşık olursa olsun, yargılamanın genelinden ayrı olarak ele almak yapay bir çaba olur. Olaya bir bütün olarak bakıldığında, Sözleşme'nin 5(1). fıkrasının ihlali sonucuna varmanın makul olmadığını tespit ediyorum.
2. Sözleşme'nin 5(5). fıkrası konusunda ise, ilk olarak, Sözleşme'nin 5(1). fıkrasına bir aykırılık bulunmadığı görüşünde olduğum için, bir sorun bulunmadığını düşüyorum. İkinci olarak, diğer davalarda da işaret edildiği gibi, Sözleşme'nin 5(5). fıkrasının tam olarak ele alınması, çözümü zor problemler doğurmaktadır. Bunlarla ilgili olarak çok kısa bir biçimde düşüncemi belirtecek olursam, sadece şu prensipten hareket edilmesi gerektiğini söyleyebilirim: Sözleşme onaylanınca, ulusal bir anayasal sisteme, Sözleşme'yi iç hukuk düzenine otomatik olarak içselleştirme görevi yükleyemez; ve hatta, Sözleşme'yi olağan yasalardan üstün tutmayı da gerektirmez. Durum böyle olunca, Sözleşme'nin 5(5). fıkrasında öngörülen tazminat meselesine, Sözleşme hükümleri iç hukukta içselleştirilmiş olsa da olmasa da, Sözleşme'nin iç hukuk düzenine içselleştirilmesi meselesinden bağımsız olarak bakılmalıdır. Her halükarda iç hukuk, Sözleşme hükümlerini içselleştirmiş olsa bile, bu hükümlerin içeriğini daha ayrıntılı olarak ifade eden daha özel ulusal hükümler bulunmadıkça, bir ulusal mahkemenin Sözleşme'nin 5(5). fıkrasını nasıl uygulayacağını düşünmek zordur. Sözleşme'nin bu hükmü, ulusal mahkeme kararları çerçevesinde, kendiliğinden uygulanabilir (self-executing) bir hüküm değildir. O halde, normal şartlarda Sözleşme'nin 5(5). fıkrası, iç hukukun doğrudan ve açık hükümleriyle uygulanabilir.
Ayrıca ortada, hukuki olmaktan çok mantıksal nitelikte güçlükler de bulunmaktadır. Bir Hükümetten, Mahkeme tarafından Sözleşme'nin 5(5). fıkrasına bir aykırılık tespit edilmeden önce, kendi makamları tarafından kendi mevzuatına uygun ve fakat Sözleşme'nin 5. maddesine aykırı olarak verilen bir gözaltı veya tutma kararı için, doğrudan tazminat ödemesi beklenebilir mi? (Tabi Hükümet, bunu daha önce, en azından belirsiz bir şekilde anlamamış ise). Bu durum, Sözleşme'nin 5(5). fıkrasının uygulanması sorununun, aslında Mahkeme tarafından Sözleşme'nin 5(5). fıkrasının maddi hükümlerinin ihlal edildiğinin tespit edilmesinden ve bu ihlalin kendisine tebliğ edilen Hükümetin, Sözleşme'nin 5(5). fıkrasını uygulamamasından sonra doğduğunu göstermektedir. Bu iki aşama tamamlanmadan, Sözleşme'nin 5(5). fıkrasının ihlalinden söz etmek zordur.
- Yargıçlar Bindschedler-Robert ve Gölcüklü'nün ortak kısmi karşı oy görüşü:
Mahkeme çoğunluğunun Sözleşme'nin 5(5). fıkrasının ihlali konusunda vardığı sonuçla ilgili olarak Valticos'un karşı oy görüşünün ikinci bölümünde gösterdiği gerekçeye katılıyoruz.
Kararın geri kalan bölümünü ise benimsiyoruz.
SONKARARIN YERİNE GETİRİLMESİ
BAKANLAR KOMİTESİ: DH (90) 13; 14.05.1990
Hükümetin verdiği bilgiye göre: 1956 tarihli yasanın 6. maddesini değiştiren 3 Ağustos 1988 tarihli ve 327 sayılı Yasayla, bu davada söz konusu olan özel tutma şekli kaldırılmıştır. Bu değişiklik, Mahkeme'nin karar verdiği 22 Şubat 1989 tarihinden önce yapılmıştır. 24 Ekim 1989 tarihinde yürürlüğe giren Yeni Ceza Usul Yasasının 314. ve 315. maddeleri belirli durumlarda haksız tutma için tazminat alma hakkını getirmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy