(AİHS m. 5, 50)
Başvuru no: 11209/84
Usul ve Esas
1. Bu dava, Mahkemenin önüne 15 Temmuz 1987de İnsan Hakları Avrupa Komisyonu ile 3 Ağustos 1987de Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallıkı tarafından getirilmiştir. Dava, 18 Ekim 1984, 22 Ekim 1984, 22 Kasım 1984 ve 8 Şubat 1985 tarihlerinde dört Britanya vatandaşı Bay Terence Brogan, Bay Dermot Coyle, Bay William McFadden ve Bay Michael Tracey tarafından Komisyona yapılan dört başvurudan kaynaklanmıştır.
2. Mahkeme Esas hakkında verdiği kararda (bk. no. 178), başka şeylerin yanında:
(a) başvurucuların, bir suç işlediklerinden makul kuşku duyulması üzerine ve kendilerini kanunen yetkili bir makam önüne çıkarmak amacıyla tutuldukları için, Sözleşmenin 5(1). fıkrasının ihlal edilmediğine (gerekçe, parag. 49-54 ve hüküm fıkrası 1);
(b) dört başvurucudan her biri, derhal yargıç veya yargılama yetkisine sahip bir görevli önüne çıkarılmadıkları için, Sözleşmenin 5(3). fıkrasının ihlaline (gerekçe, parag. 55-62 ve hüküm fıkrası 2);
(c) başvurucuların, Sözleşmenin 5(4). fıkrasının gerektirdiği nitelikte mahkemeye başvurma hakkına sahip oldukları için, Sözleşmenin 5(4). fıkrasının ihlal edilmediğine (gerekçe, parag. 63-65 ve hüküm fıkrası 3);
(d) dört başvurucudan her biri bakımından, Sözleşmenin 5(3). fıkrasının ihlali nedeniyle ulusal mahkemeler önünde icrası mümkün bir tazminat alma hakları bulunmadığı için, Sözleşmenin 5(5). fıkrasının ihlaline (gerekçe parag. 66-67 ve hüküm fıkrası 4);
(e) başvurucular ücretler ve masraflar bakımından bir talepte bulunmadıkları ve bu konuyu Mahkemenin resen incelemesi gerekli olmadığı için Sözleşmenin 50. maddesi bakımından incelemenin gerekli olmadığına (gerekçe, parag. 70 ve hüküm fıkrası 6)
karar vermişti.
3. Başvurucular 18 Ocak 1988 tarihli dilekçelerinde, uğradıkları zararlar için tazminat talep etmişlerdir. Başvurucular, örnek oluşturacak (exemplary) bir tazminata hükmedilmesinin uygun olacağını, bunun haksız tutmanın her bir saati için 2,000 Sterlin tazminat şeklinde hesaplanması gerektiğini ileri sürmüşlerdir.
Mahkeme esas hakkındaki kararında, Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması sorununun karara hazır olmadığını belirtmiş, bu sorunu saklı tutmuş ve Hükümeti üç ay içinde görüşlerini bildirmeye davet etmiş, özellikle başvurular ile Hükümet arasında varılabilecek bir dostane çözüm hakkında kendisini bilgilendirmeye davet etmişti (gerekçe, parag. 71 ve hüküm fıkrası 7).
4. Yukarıda sözü edilen davet ve Mahkeme Başkanının talimatları gereğince, Hükümet tarafından 24 Şubat 1989da bir dilekçe verilmiş, 28 Mart 1989da başvurucuların buna karşı görüşleri dosyaya girmiştir. Bu belgeler, böyle bir anlaşmanın bulunmadığını ortaya koymuştur.
14 Nisan'da Komisyon temsilcisi, bu davada Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanmasıyla ilgili görüşlerini vermiştir.
5. Mahkeme 25 Nisan 1989da, bir duruşma yapılmasının gerekli olmadığına karar vermiştir.
KARAR GEREKÇESİ
6. Sözleşmenin 50. maddesi şöyledir:
"Mahkeme, bir Sözleşmeci Tarafın resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan bir tasarrufun tamamen veya kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğunu tespit ederse ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuku verilen kararın veya yapılan tasarrufun sonuçlarını ancak kısmen onarmaya imkan veriyorsa, Mahkeme gerekli gördüğü takdirde zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödenmesine hükmedebilir."
Başvurucular 28 Mart 1989 tarihli cevaplarında, uğradıkları zararlar için tazminat istemişler ve bu tazminattan ayrı başlık altında veya bunun tamamlayıcısı olarak, Sözleşme organları önündeki ücretler ve masrafların geri ödenmesini istemişlerdir.
A. Ücretler ve masraflar
7. Mahkeme esas hakkındaki kararında, ücretler ve masrafların geri ödenmesiyle ilgili olarak Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması sorununu incelemeye gerek bulunmadığını belirtmiştir (bk. yukarıda parag. 2(e)). Bu nihai bir karar olduğundan (bk. Sözleşme md. 52), hangi şekilde ileri sürülmüş olursa olsun, Mahkeme başvurucuların bu taleplerini ele alamaz.
B. Zararlar
8. Hükümet, başka şeylerin yanında, Mahkemenin tazminat konusunda bir karar vermeyebileceğini belirtmiştir. Başvurucuların görüşleriyle çelişen Hükümetin görüşüne göre, başvurucuların talebi, Mahkemenin ihlal tespit ettiği Sözleşmenin 5(3) ve (5) fıkralarına değil, fakat ihlal tespit etmediği 5(1). fıkrasına dayanmaktadır.
9. Mahkeme, bu konudaki görüş farklılıklarını çözmeyi gerekli görmemektedir.
Başvurucular masrafların dışında, maddi zarara uğradıklarını iddia etmemişlerdir.
Manevi zararlarla ilgili olarak ise, Mahkeme, Sözleşmenin 5(3) ve (5). fıkralarını ihlali nedeniyle başvurucuların bir ölçüde zarara uğramış olabilecekleri ihtimalini gözden uzak tutmamaktadır. Ancak Mahkeme, olayın şartları içinde ve özellikle yukarıda 2 (a) paragrafında belirtilen karara yol açan gerekçeleri göz önünde tutarak, böyle bir durumda bile, bizzat esas hakkındaki kararda tespit edilen 5. madde ihlallerinin, Komisyon temsilcisi tarafından da söylendiği gibi, Sözleşmenin 50. maddesi bakımından yeterli bir adil karşılık oluşturacağını kabul etmektedir.
Bu Gerekçelerle Mahkeme Oybirliğiyle,
Esas hakkındaki kararın, Sözleşmenin 50. maddesi bakımından yeterli bir adil karşılık oluşturduğuna
Karar Vermiştir.
SONKARARIN YERİNE GETİRİLMESİ
BAKANLAR KOMİTESİ: DH (90) 23; 24.09.1990
Hükümetin verdiği bilgiye göre: Alternatif imkanlar dikkatlice gözden geçirilmeksizin, terör zanlıların tutulmalarının bir yargıç veya hukuken yetkili bir görevli tarafından denetlenmesi konusuyla ilgili olarak Sözleşme'nin 5. maddesinin üçüncü fıkrasının gereklerini yerine getirebilecek bir usul ortaya konamamıştır. Sonuçta Birleşik Krallık Hükümeti, Kuzey İrlanda ile bağlantılı olarak Birleşik Krallıka yönelik terör tehlikesinin devam etmesi nedeniyle, Sözleşme'nin 15. maddesinin, Sözleşmeci Devletlere ulusun yaşamını tehdit eden savaş veya diğer olağanüstü durumlarla ilgili tanıdığı imkan gereğince, 23 Aralık 1988 ve 23 Mart 1989 tarihlerinde yaptığı yükümlülük azaltma bildirimlerinin (derogation) şartlar gerektirdikçe yürürlükte kalması sonucuna varmıştır.
Bu nedenle, önceki 1984 tarihli Yasanın 12. maddesi (ve şimdi 1989 tarihli yasanın 14. maddesi) gereğince, polise ve Bakanlığa verilen gözaltına alma ve tutma yetkisi yürürlükte kalacaktır. Birleşik Krallık Hükümeti Sözleşme'nin 5. maddesinin beşinci fıkrasının ihlal tespiti ile ilgili olarak herhangi bir tedbir alması gerekmediğini kabul etmiştir. Hükümetin görüşüne göre milli hukukun, gerekirse yükümlülük azaltma tedbiriyle değişik olarak, Sözleşme'nin 5. maddesinin 1-4. fıkralarına uygun olması halinde tazminat sorunu doğmaz. Sözleşme'nin 5(5). fıkrası, 5(1) - (4). fıkralarının iç hukuka içselleştirilmesini gerektirmez. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy