(AİHS m. 5, 13, 50)
Başvuru no: 11209/84
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
A. Terence Patrick Brogan
11. Birinci başvurucu bay Terence Patrick Brogan, 1961 doğumludur. Bir çiftçi olan Brogan, Kuzey İrlandada County Tyronede yaşamaktadır.
12. Brogan, 1984 tarihli Terörün Önlenmesi Yasasının 12. maddesine göre, polis memurları tarafından, 17 Eylül 1984 günü sabah 6:15de evinden göz altına alınmıştır (arrest). Başvurucu, Armaghtaki Gough Kışlasına götürülmüş; beş gün on bir saat tutulduktan sonra, 22 Eylül 1984 günü 5:20de salıverilmiştir.
13. Brogan, gözaltına alındıktan bir kaç saat sonra, 11 Ağustos 1984te County Tyronede bir komiser muavinin öldüğü ve bir polis memurunun ağır surette yaralandığı bir polis devriyesine yapılan saldırıya karıştığından kuşkulanıldığı için sorgulanmıştır. Brogan ayrıca, 1984 tarihli Yasa bakımından yasadışı (proscribed) bir örgüt olan Geçici İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu ("IRA") üyesi olduğundan kuşkulanıldığı için sorgulanmıştır. Brogan, sorguda tamamen sessiz kalmış ve kendisine sorulan soruların hiç birine yanıt vermemiştir. Brogan, kendisini sorgulayanlara arkasını dönmüş, yere, tavana veya duvarlara bakmış ve dikkat çekmek için belirli aralıklarla ayağa kalkmıştır. Brogan, 19 ve 21 Eylül 1984 tarihlerinde avukatıyla görüşmüştür.
B. Dermont Coyle
14. İkinci başvurucu bay Dermon Coyle, 1953 doğumludur. Halen işsiz olan Coyle, Kuzey İrlandada County Tyronede yaşamaktadır.
15. Coyle, 1984 tarihli Yasanın 12. maddesine göre, polis memurları tarafından, 1 Ekim 1984 günü sabah 6:35te evinden gözaltına alınmıştır. Coyle, Armaghtaki Gough Kışlasına götürülmüş; altı gün on altı buçuk saat tutulduktan sonra, 7 Ekim 1984 günü saat 11:05te salıverilmiştir.
16. Coyle, gözaltına alındıktan bir kaç saat sonra, County Tyronede, 23 Şubat 1984te, güvenlik güçlerinin öldürülmesi amacıyla mayın döşemek ve 13 Temmuz 1984te yangın bombasıyla saldırmak suçundan sorgulanmıştır. Coyle ayrıca, Geçici IRAya üye olmak ve silah sağlamak suçlarından kuşkulanıldığı için sorgulanmıştır. Coyle, bir kez sigara isteminin dışında, tamamen sessiz kalmıştır. Sorgularından birinde, bir çok kez yere ve masaya tükürmüştür. Coyle, 3 ve 4 Ekim 1984 tarihlerinde avukatıyla görüşmüştür.
C. William McFadden
17. Üçüncü başvurucu bay William McFadden, 1959 doğumludur. Halen işsiz olan McFadden, Kuzey İrlandada Londonderryde yaşamaktadır.
18. McFadden, 1984 tarihli Yasanın 12. maddesine göre, bir polis memuru tarafından, 1 Ekim 1984 günü sabah saat 7:00de evinden gözaltına alınmıştır. Belfastta, Castlereagh Polis Merkezine görülmüş; dört gün altı saat tutulduktan sonra, 5 Ekim 1984 günü öğle 1:00de salıverilmiştir.
19. McFadden, gözaltına alındıktan bir kaç sonra, 15 Ekim 1983 günü Londorerryde bir askerin öldüğü bombalı saldırı ile 23 Nisan 1984 günü yine Londonderryde bir askerin öldüğü yangın bombalı ve silahlı saldırı nedeniyle sorgulanmıştır. McFadden ayrıca, Geçici IRAya üye olma suçundan sorgulanmıştır. McFadden, sorgularından birinde genel nitelikte bir soruyu yanıtlama dışında, kendisine sorulan soruları yanıtlamamıştır. Ayrıca sorgu odasında, belirli aralıklara ayağa kalkmış ve yere oturmuştur. McFadden, 3 Ekim 1984te avukatıyla görüşmüştür.
D. Michael Tracey
20. Dördüncü başvurucu bay Michael Tracey, 1962 doğumludur. Bir marangoz kalfası olan Tracey, Kuzey İrlandada Londonderryde yaşamaktadır.
21. Tracey, 1984 tarihli Yasanın 12. maddesine göre, polis memurları tarafından, 1 Ekim 1984 günü sabah 7:04te, evinden gözaltına alınmıştır. Tracey Belfasttaki Castlereagh Kraliyet Polis Merkezine götürülmüş; dört gün on bir saat tutulduktan sonra, 5 Ekim 1984 günü sabah 6:00da salıverilmiştir.
22. Tracey, gözaltına alındıktan bir kaç saat sonra, 3 Mart 1984 ve 29 Mayıs 1984 tarihlerinde, Londonderry postanesine silahlı soygunda bulunmak ve güvenlik güçlerini öldürmek suçlarından sorgulanmıştır. Tracey ayrıca, yasadışı bir terör örgütü olan İrlanda Milli Kurtuluş Ordusuna ("INLA") üye olmaktan sorgulanmıştır. Tracey, genel nitelikteki bazı soruların dışında, kendisine sorulan sorulardan hiç birine cevap vermemiş; sorgu odasındaki kalorifer demirlerine vurmak, şarkı söylemek, ıslık çalmak ve sandalyesini yere ve duvara çarpmak suretiyle sorguyu kesmek istemiştir. Tracey, 3 Ekim 1984 günü avukatıyla görüşmüştür.
E. Dört başvuru için ortak noktalar
23. Başvurucuların her birine, gözaltına alan memurlar tarafından, 1984 tarihli Yasanın 12. maddesine göre gözaltına alındıkları söylemiş; Kuzey İrlanda meselesiyle bağlantılı olarak terör faaliyetleri için bir araya geldiklerinden, hazırlık yaptıklarından veya terör suçu işlediklerinden kuşku duymak için makul sebepler bulunduğu ifade edilmiştir. Başvurucular, bir şey söylemek zorunda olmadıkları, fakat söyleyecekleri şeylerin delil olarak kullanılabileceği konusunda uyarılmışlardır.
24. Gözaltına alınmalarının ertesi günü her bir başvurucuya, Kuzey İrlandadan sorumlu Bakanın, 1984 tarihli Yasanın 12(4). fıkrasına göre, kendilerinin gözaltında tutulmalarının bir beş gün daha uzatılmasına izin verdiğini söylenmiştir. Başvuruculardan hiç biri, bir yargıç veya hukuken yargılama yetkisine sahip diğer bir görevlinin önüne çıkarılmamış ve salıverildikten sonra hiç birinin hakkında suçlamada (charge) bulunulmamıştır.
II. İlgili iç hukuk ve uygulama
A. Giriş
25. Kuzey İrlandada 1970li yılların başında mevcut olağanüstü durum ve terör faaliyetlerinin ulaştığı seviye, 1974 tarihli Terörün Önlenmesi Hakkında (Geçici Hükümler) Yasasının çıkarılmasını gerektirmiştir. 1972 ile 1983 yılları arasında, Kuzey İrlandada iki binden fazla kişi ve Büyük Britanyada yaklaşık 100 kişi, terör olayları nedeniyle ölmüştür. 1980li yılların ortasında ölü sayısı, 1970li yılların başına göre önemli ölçüde düşüktür; fakat örgütlü terör sürmüştür.
26. 29 Kasım 1974te yürürlüğe giren 1974 tarihli Yasa, IRAyı yasaklamış ve Büyük Britanyada bu örgütü desteklemeyi suç saymıştır. Kuzey İrlandada ise IRA, daha önce yasaklanmış bir örgüttür. Yasada ayrıca, terör tehdidiyle daha etkili mücadele edebilmesi için polise özel bazı gözaltına alma ve tutma yetkileri verilmiştir (bk. aşağıda parag. 30-33).
27. 1974 tarihli Yasanın yürürlüğü, her altı ayda bir Parlamentonun uzatmasına tabi kılınmıştır; böylece, başka şeylerin yanında, özel yetkileri kullanma ihtiyacının sürüp sürmediği incelenmiştir. Yasa bu şekilde Mart 1976ya kadar uzatılmış, bu tarihte bazı değişikliklerle yeniden çıkarılmıştır.
1976 tarihli Yasanın 17. maddesine göre özel yetkiler, her on iki ayda bir parlamentonun uzatmasına tabi kılınmıştır. 1976 tarihli Yasanın yürürlüğü, bazı değişikliklerle 1984 yılında yeninden çıkarılıncaya kadar, her yıl uzatılmıştır. Mart 1984te yürürlüğe giren 1984 tarihli Yasa, IRAnın yanında INLAyı da yasaklamıştır. 1984 tarihli Yasanın yürürlüğü her yıl uzatılmıştır; fakat Hükümet daimi bir yasa getirmeyi düşündüğü için, Mart 1989da sona erecektir.
28. 1976 tarihli Yasanın uygulaması, Lord Shackleton tarafından incelenmiş ve raporu Temmuz 1978de yayınlanmış; daha sonra uygulama Lord Jellicoe tarafından incelenmiş ve onun raporu da Ocak 1983te yayınlanmıştır. 1984 tarihli Yasanın uygulamasıyla ilgili yıllık raporlar, 1984 ve 1985 yılları için Sir Cyril Philips tarafından, 1986 ve 1987 yılları için Viscount Colville tarafından hazırlanıp Parlamentoya sunulmuştur; Viscount Colville ayrıca 1984 tarihli Yasanın uygulanmasıyla ilgili geniş bir incelemeyi 1987de tamamlamıştır.
29. Hükümet tarafından yaptırılan bu incelemeler, yasalara duyulan ihtiyacı anlamasına yardımcı olmak üzere, Parlamentoya sunulmuştur. Bu incelemelerin yazarları, terörün önlenmesinde ve soruşturulmasında mevcut problemler nedeniyle, gözaltına alma ve tutmayla ilgili özel yetkilerin sürdürülmesinin kaçınılmaz olduğu sonucuna varmışlardır. Gözaltında tutmayı uzatma kararlarının yargıçlar tarafından verilmesi önerisi, bu kararların bir hayli hassas bilgilere dayanması ve tutulmakta olan kişilere veya müdafilerine bu bilgilerin gösterilemeyeceği gerekçesiyle, reddedilmiştir. Bu kararlar çeşitli gerekçelerle, idarenin (executive) yetki alanında kalmıştır.
B. 1984 tarihli Yasada ve diğer Yasalarda müzekkeresiz gözaltına alma yetkisi
30. 1974 ve 1976 tarihli Yasalardaki ilgili hükümlerle esas itibarıyla aynı olan 1984 tarihli Yasanın 12. maddesinin ilgili hükümleri şöyledir:
"12 (1) Bir polis (constable):
...
(b) bu Yasanın bu bölümünün uygulandığı terör eylemleri için bir araya gelme (commision), hazırlık yapma (preparation) veya eylemde bulunma (instigation) suçlarına karıştığından veya karışmakta olduğundan;
...
kuşkulanmak için hakkında makul sebepler bulunan bir kimseyi, müzekkeresiz gözaltına alabilir (arrest without warrant).
(3) Bu Yasanın bu maddesinin uygulanacağı terör eylemleri şunlardır:
(a) Kuzey İrlanda meselesiyle (affairs) bağlantılı terör eylemleri;
...
(4) Bu maddeye göre gözaltına alınan bir kimse, gözaltına alma yetkisine dayanılarak, gözaltına alındıktan sonra kırk sekiz saatten fazla bir süre tutulamaz; fakat Devlet Bakanı, belirli bir olayda, kırk sekiz saatlik süreyi, kendisinin belirleyeceği bir süre kadar uzatabilir.
(5) Ek sürenin veya ek sürelerin toplamı beş günü geçemez.
(6) Gözaltına alma yetkisiyle tutulmakta olan bir kimseye, aşağıdaki hükümler (bir sanığı gözaltına aldıktan sonra mahkeme önüne getirme şartı) uygulanmaz
...
(d) 1981 tarihli Sulh Mahkemeleri (Magistrates Courts) (Kuzey İrlanda) Yasasının 131. maddesi;
...
(8) Bu maddeden ayrı olarak kullanılabilen gözaltı yetkilerin saklıdır."
31. 1984 tarihli Yasanın 14(1). fıkrasındaki tanıma göre terörizm, "siyasal amaçlarla şiddet kullanmak demek olup, halkın tamamını veya bir bölümü korkutmak amacıyla şiddet kullanmayı da içerir". 1978 tarihli Kuzey İrlanda Olağanüstü Hükümler) Yasasında yer alan aynı tanım, "geniş ifadeler" içerdiği için Lordlar Meclisi tarafından benimsenmiş; "terörist" kelimesinin yapılacak olan bir tanımı, "günlük dilde terörist kelimesinin bir polise veya sokaktaki bir kişiye çağrıştırdığı anlamı daraltabileceği için", tanımlanmamıştır (McKee v. Chief Constable for Northern Ireland (1985) 1 All England Law Reports 1, at 3-4, per Lord Roskill).
32. 1984 tarihli Yasanın 12(6)(d) bendiyle uygulanmayacağı beyan edilen (bk. yukarıda parag. 30) 1981 tarihli Sulh Mahkemeleri (Kuzey İrlanda) Kanununun 131. maddesi, müzekkeresiz olarak gözaltına alınmış olup da yirmi dört saat içinde salıverilmemiş olan bir kimsenin, mümkün olan en kısa sürede, fakat gözaltına alınmasından itibaren en geç kırk sekiz saat içinde Sulh Mahkemesi önüne çıkarılmasını öngörmektedir.
33. 1978 tarihli Kuzey İrlanda (Olağanüstü Hükümler) Yasası da, müzekkeresiz gözaltına alma yetkisi vermektedir. Bu Yasanın 11. maddesi polisin, terörist olduğundan kuşkulandığı her hangi bir kimseyi, müzekkeresiz olarak gözaltına alabilmesini öngörmektedir. Böyle bir kimse, yargıç önüne çıkarılmadan, yetmiş iki saatten fazla tutulamaz.
1978 tarihli Yasa, 15 Haziran 1987de yürürlüğe giren 1987 tarihli Kuzey İrlanda (Olağanüstü Hükümler) Yasasıyla değiştirilmiştir. 1978 tarihli Yasadaki gözaltına alma yetkileri yerine, 1984 tarihli Yasanın 12. maddesine göre terörist olduğundan kuşkulanılan kimseyi gözaltına almak amacıyla konuta girme ve arama yapma yetkisi konulmuştur.
C. 1984 tarihli Yasanın 12(1)(b) bendindeki gözaltına alma yetkisinin kullanılması
34. 1984 tarihli Yasanın 12(1)(b) bendi bakımından hukuka uygun bir gözaltına alma işleminde bulunabilmek için, gözaltına alan memurun (arresting officer), gözaltına alınan kişinin terör eylemleri için bir araya gelmesinden, hazırlıkta bulunmasından veya suçu işlemesinden makul kuşku (reasonable suspicion) duyması gerekir. Müzekkeresiz bir gözaltına alma, Temyiz Mahkemesinin (House of Lords) Chirstie v. Leachinsky davasında ((1947) Appeal Cases 573 at 587 ve 600) gösterdiği common law kurallarına da tabidir. Buna göre gözaltına alınan bir kimse, şartlar elverdiği taktirde, gözaltına alındığı anda veya bunu engelleyen özel şartlar varsa gözaltına alınmasından sonra mümkün olan en kısa süre içinde, gözaltına alınmasının gerçek sebepleri hakkında bilgilendirilir. Gözaltına alınan kimse niçin gözaltına alındığını özü itibarıyla biliyor olması halinde, bu bilgilendirmenin teknik veya kesin bir dille yapılması zorunlu değildir.
Bir Kuzey İrlanda İlk Derece Mahkemesi, gözaltına alınan bir kişinin habeas corpus kararı için başvuru yaptığı Ex Parte Lynch davasında ((1980) Northern Irealand Reports 126 at 131), bu yasanın 12(1)(b) bendini ele almıştır. Bu olayda gözaltına alan memur, başvurucuya, terör faaliyetlerine karıştığından kuşkulandığı için kendisini 1976 tarihli Yasanın 12. maddesi gereğince gözaltına aldığını söylemiştir. İlk Derece Mahkemesi, memurun başvurucuya gözaltına almanın gerçek sebebini söylediği ve duyduğu kuşkunun niteliği hakkında olayın şartları için makul olduğu kadar başvurucuyu bilgilendirdiğini belirtmiştir. İlk Derece Mahkemesine göre bu durumda, söz konusu gözaltına almanın hukukiliğine bu noktadan itiraz edilemez.
35. Gözaltına alan memurun kuşkusu, olayın şartları içinde makul bir kuşku olmalıdır; böyle olup olmadığına bir mahkemenin karar verebilmesi için, mahkemeye bu kuşkunun kaynakları ve sebepleri hakkında bazı şeyler söylenmiş olmalıdır (per Higgins J. in Van Hout v. Chief Constable of the RUC and the Northern Ireland Office, Northern Ireland High Court kararı, 28 Haziran 1984).
D. 1984 tarihli Yasanın 12. maddesine göre gözaltına alma ve tutmanın amacı
36. Olağan yasalarda, hakkında sırf bir araştırma yapmak için bir kimseyi gözaltına alma ve tutma yetkisi yoktur. Şüpheli kişinin, gözaltına alınabilir bir suçu işlediğinden makul bir kuşkuya dayanarak ifadesini alma (questioning), müzekkeresiz gözaltına alma ve tutma için meşru bir nedendir. Ancak bu ifade almanın amacı, makul kuşkuyu çürütmek veya teyit etmek olmalıdır; teyit edildiğinde, en kısa süre içinde bir mahkemenin önüne çıkarılmalıdır (R. v. Houghton (1979) 68 Criminal Appeal Reports 197 at 205 and Holgate-Mohammed v. Duke (194) 1 All England Law Reports, 1054 at 1059).
Öte yandan Ex Parte Lynch davasında (loc. cit. at 131) Yargıç Lowry LCJ, 1984 tarihli Yasanın 12(1)(b) bendine göre uygun bir gözaltı için, belirli bir suçtan şüphelenilmiş olması gerekmediğini belirtmiştir. Yargıç şöyle devam etmiştir (ibid):
"... Ayrıca, 12(1) fıkraya göre bir gözaltına almanın, ... her hangi bir suçlamada (charge) bulunmadan, belirli bir süre gözaltında tutmaya yol açtığı not edilmelidir. Bunun ardından bir suçlama yapılmayabilir; o halde bir gözaltına alma (arrest), yargısal olarak soruşturulması düşünülen bir suçtan kuşkulanılan kişi aleyhinde bir ceza muhakemesinin ilk adımı değildir."
E. Gözaltında tutma süresinin uzatılması
37. Kuzey İrlandada, ilk kırk sekiz saatten sonra gözaltında tutulmanın uzatılması için yapılan başvurular, Belfasttaki emniyet amirleri tarafından işleme konur ve onaylaması için Kuzey İrlanda Devlet Bakanına veya kendisi müsait değilse, bir bakan yardımcısına havale edilir.
1984 tarihli Yasada (veya öncekilerde), başlangıçtaki tutma süresini uzatma kararları için her hangi bir kriter bulunmamaktadır; ancak uygulamada geliştirilen sert kriterler, Hükümetin yazılarına (memorial) eklenen raporlarda ve incelemelerde sıralanmıştır.
İnsan Hakları Daimi Danışma Komisyonunun yazılı sunuşundan (bk. yukarıda parag. 6) alıntı yapılan istatistiklere göre, 1984 tarihli Yasanın yürürlüğe girdiği Mart 1984 ile Haziran 1987 arasında, Kuzey İrlandada gözaltında tutmanın uzatılması taleplerinin sadece yüzde 2sinden biraz fazlası, Devlet Bakanlığı tarafından reddedilmiştir.
F. Hukuk yolları
38. 1984 tarihli Yasaya göre gözaltında tutulan bir kimse için mevcut başlıca hukuk yolları, habeas corpus kararı için başvuruda bulunma ve haksız özgürlük kısıtlaması (false imprisonment) nedeniyle tazminat için hukuk davası açmadır.
1. Habeas corpus
39. 1984 tarihli Yasaya göre gözaltına alma yetkisiyle gözaltına alınan bir kimse, toplam yedi gün gözaltında tutulabilir (bk. yukarıda parag. 30, md. 12(4) ve (5)). 1984 tarihli Yasanın 3. maddesinin 5(2). fıkrası, 12. maddeye göre gözaltına alma suretiyle gözaltında tutulan bir kimsenin "tutulmaya başlandığında, yasal gözetim (legal custody) altında sayılacağını" öngörmektedir. Ancak, yukarıda geçen 5(2). fıkrası, habeas corpus hukuk yolunu kapamamıştır. Başlangıçtaki gözaltına alma hukuka aykırı ise, bu gözaltına almaya dayanan gözaltında tutma da hukuka aykırı olur (pre Higgins J. in the Van Hout case, loc. cit., at 18).
40. Habeas corpus, gözaltında tutulan bir kimsenin, tutulması hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle, salıverilmek için yapabileceği acil bir başvuru usulüdür.
Bu başvuruyu ele alan bir mahkeme, bir Üst Mahkeme gibi tutmanın esasını incelemez; tutmanın hukukiliğini denetlemekle yetinir. Bu denetimin kapsamı tek tip olmayıp, olayın özel şartlarına ve gerektiği taktirde kullanılan tutma yetkisinin dayandığı ilgili yasa hükümlerine göre değişir. Denetim, böyle bir yasanın teknik şartlarına uygunluğu içerir; başka şeylerin yanında, gözaltına almaya sebep olan kuşkunun makullüğünü araştırmayı da kapsayabilir (ex parte Lynch, loc. cit., ve Van Hout, loc. cit.). Teknik açıdan yasaya uygun olan bir gözaltında tutma, yetkinin kötüye kullanıldığı, yani yetkililerin kötü niyetle, keyfi veya hukuka aykırı amaçlarla hakaret ettikleri iddiaları bakımından da incelenebilir (R. v. Governor of Brixton Prison, ex parte Sarno (1916) 2 Kings Bench Reports 742 ve R. v. Brixton Prison (Governor), ex parte Soblen (1962) 3 All England Law Reports 641).
Habeas corpus kararı için başvuran bir kimsenin ilk önce, olayın varlığını yüzeysel olarak ortaya koyması halinde, tutma kararının yasallığını kanıtlama yükümlülüğü, davalı makamlara aittir.
2. Haksız özgürlük kısıtlaması (false imprisonment)
41. Hukuka aykırı olarak gözaltına alındığını ve tutulduğunu iddia eden bir kimse ayrıca, haksız özgürlük kısıtlaması nedeniyle tazminat almak için dava açabilir. Gözaltına almanın hukukiliği, kuşku için makul bir sebebe dayanıyorsa, böyle bir makul sebebin varlığını kanıtlamak, davalı makama düşer (Dallison v. Caffrey (1965) 1 Queenss Bench Reports 348 ve Van Hout, loc. cit., at 15).
Haksız özgürlük kısıtlamasıyla ilgili bir yargılamada, bir gözaltına almanın makullüğü, yargısal denetimin idarenin takdirini kullanması şeklindeki yerleşik prensibine dayanılarak incelenebilir (Holgate-Mohammed v. Duke, loc. cit.)
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
42. Başvurucular, sırasıyla 18 Ekim 1984, 22 Ekim 1984, 22 Kasım 1984 ve 8 Şubat 1985 tarihlerinde Komisyona başvurmuşlardır. Başvurucular, gözaltına alınmalarının ve tutulmalarının, Sözleşmenin 5(1). fıkrası bakımından haklı olmadığını ve ayrıca 5(2), (3), (4) ve (5). fıkralarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca, diğer şikayetleri bakımından Sözleşmenin 13. maddesine aykırı olarak, etkili bir hukuk yoluna sahip olmadıklarını iddia etmişlerdir.
Başvurucular Sözleşmenin 5(2). fıkrası bakımından yaptıkları şikayetten daha sonra vazgeçmişlerdir.
43. Komisyon, 10 Temmuz 1986da, Komisyon İçtüzüğünün 29. maddesine göre başvuruların birleştirilmesine, ertesi gün başvuruların kabuledilebilirliğine karar vermiştir.
Komisyon 14 Mayıs 1987 tarihli raporunda, Brogan ve Coyle bakımından Sözleşmenin 5(3) ve (5). fıkralarının ihlal edildiği (ikiye karşı on oyla) ve McFadden ve Tracey bakımından 5(3). fıkrasının ihlal edildiği fakat (5). fıkrasının ihlal edilmediği (dörde karşı sekiz oyla) görüşünü açıklamıştır. Komisyon ayrıca, Sözleşmenin 5(1). fıkrasının (oybirliğiyle) ve (4). fıkrasının (ikiye karşı on oyla) ihlal edilmediği ve son olarak, Sözleşmenin 13. maddesi bakımından bir sorun doğmadığı sonucuna varmıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. Mahkeme önündeki davanın kapsamı
45. Başvurucular Komisyona gönderdikleri ilk dilekçede, Sözleşmenin 5(2). fıkrasının da ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Bu madde fıkra şöyledir:
"Gözaltına alınan bir kimse, gözaltına alınma nedenleri ile kendisine isnat edilen suç hakkında anlayabileceği bir dilde derhal bilgilendirilir."
Ancak başvurucular, daha sonra bu iddiayı geri almışlardır; Komisyon da kabuledilebilirlik kararında, başvurucuların artık Sözleşmenin 5(2). fıkrasıyla ilgili şikayette bulunmadıklarını kaydetmiştir.
Başvurucular, 17 Mayıs 1988de dosyaya giren yazılarında, bu şikayetlerini yeniden yapmak için Mahkemeden izin istemişlerdir. Davalı Hükümet ve Komisyon duruşmadaki beyanlarında, başvurucuların bu talebine karşı çıkmışlardır.
46. Mahkemenin yetkisinin kapsamını, Komisyonun ilk başvuru hakkında verdiği kabuledilebilirlik kararı belirlemektedir (bk. diğerleri arasında, 02.03.1987 tarihli Weeks kararı, parag. 37). Mahkeme, mevcut davada Sözleşmenin 5(2). fıkrası bakımından yapılan açık geri almayı göz önünde bulundurmak zorundadır. Sonuç olarak Komisyon, bu şikayetin kabuledilebilirliğini incelemeyi sürdürmemiştir. Başvurucuların bu şikayetini diriltmelerine izin vermek, başvuruların Sözleşmeye göre incelenmesi için kurulmuş mekanizmayı dolanmak olur.
47. Sonuç olarak, Sözleşmenin 5(2). fıkrasının ihlali iddiasına girilemez.
II. Genel yaklaşım
48. Hükümet ağırlıklı olarak, Kuzey İrlandadaki koşulların zorluğundan, özellikle de örgütlü terörün yarattığı tehdit üzerinde durmuştur.
Mahkeme daha önce, modern toplumda terörizmin büyümesini dikkate alarak, Sözleşme sistemine içkin olan, ortak yarar adına demokratik kurumların korunması ile bireysel hakların korunması arasında uygun bir denge kurulması ihtiyacını kabul etmiştir (bk. 06.09.1978 tarihli Klass ve Diğerleri kararı, parag. 48-49 ve 59).
Hükümet, daha önce Kuzey İrlandadaki olağanüstü hale dayanarak Sözleşmenin 15. maddesine yaptığı yükümlülük azaltma (derogation) bildirimini geri aldığını (withdraw), 22 Ağustos 1984 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine bildirmiştir (yükümlülük azaltma bildirimi konusundaki yazışmalar için bk. Yearbook of Convention, c. 14, s. 32 (1971) c. 16, 26-28 (1973), c. 18, s. 18 (1975) ve c. 21, s. 22 (1978); geri alma için bk. Information Bulletin on Legal Activities within the Council of Europe and Membur States, c. 21, s. 2 (Temmuz, 1985)). Buna göre Hükümet, "Sözleşme maddelerinin bütünüyle yerine getirilmekte olduğu" görüşünde olduğunu belirtmiştir. Her halükarda, Hükümetin de işaret ettiği gibi, yükümlülük azaltma, mevcut davaya konu olan hukuki alanda uygulanmaz.
O halde mevcut davada, Kuzey İrlandadaki terör mücadelesi nedeniyle Birleşik Krallığın yükümlülük azaltma bildiriminin Sözleşmenin 15. maddesi bakımından geçerli olup olmadığının incelenmesi gerekmemektedir. Davanın incelenmesine, ihlal edildiğinden şikayetçi olunan Sözleşme maddelerinin tam olarak uygulanabilir olduğu temelinden devam etmek gerekir. Ancak bu, olaydaki şartların ardalanını gereği gibi dikkate almayı önlememektedir. Sözleşmenin 5. maddesi bağlamında bu koşullara bağlanacak önemi belirlemek ve mevcut olayda Sözleşmenin bu maddesinin uygulanabilir hükümlerinin ifade tarzının ve bütünsel amaç ve gayesinin ışığında, bu hükümlere uygun bir denge kurulup kurulmadığını tespit etmek, Mahkemeye düşen bir görevdir.
III. Sözleşmenin 5(1). fıkrasının ihlali iddiası
49. Başvurucular, Sözleşmenin 5(1). fıkrasının aşağıdaki ilgili hükümlerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir:
"1. Herkes kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahiptir. Aşağıdaki haller dışında ve hukukun öngördüğü bir usule uyulmadıkça, hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
...
c) bir kimsenin suç işlediğinden makul kuşku duyulması üzerine ... kendisini kanunen yetkili makamların önüne çıkarmak amacıyla hukuka uygun olarak gözaltına alma veya tutma;
..."
Başvurucuların gözaltına alınmalarının ve tutulmalarının, Kuzey İrlanda hukuku bakımından "hukuki" ve özellikle "hukukun öngördüğü usule göre" olduğu konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. Başvurucular, 1984 tarihli Yasanın 12. maddesi dolayısıyla katlandıkları özgürlükten yoksun bırakmanın, Sözleşmenin 5(1)(c) bendine aykırı olduğunu, çünkü bir "suç" işledikleri kuşkusuyla gözaltına alınmadıklarını veya gözaltına alınmalarındaki amacın, kendilerini yetkili bir makam önüne çıkarmak olmadığını iddia etmişlerdir.
50. Başvurucular, iddianın bir kısmıyla ilgili olarak, gözaltına alınmalarının ve tutulmalarının, belirli bir suçu işledikleri kuşkusuna değil, fakat daha çok belirsiz terör eylemlerine karışmaya dayandığını, bunun da Kuzey İrlanda ceza hukukuna aykırılık oluşturmadığını ve Sözleşmenin 5(1)(c) bendi bakımından bir "suç" olarak görülemeyeceğini ileri sürmüşlerdir.
Hükümet, 1984 tarihli Yasanın, bir gözaltına almanın belirli bir suçtan kuşku duymaya dayanmayı gerektirmediğini tartışmamış, fakat Yasadaki terörizm tanımının, bir suç kavramına uygun olduğunu ve Mahkeme içtihatlarının teyit ettiği şekilde, Sözleşmenin 5(1)(c) bendindeki şartları taşıdığını savunmuştur. Bu bağlamda Hükümet, aslında başvurucuların genel olarak teröre karıştıklarından değil, fakat yasadışı bir örgüte üye olduklarından ve belirli terör eylemlerine karıştıklarından kuşku duyulmuş olduğuna, bu eylemlerin her birinin Kuzey İrlanda hukukunda bir suç oluşturduğuna ve gözaltına alındıktan sonra başvuruculara ifade alma sırasında bunların açıkça sorulmuş bulunduğuna işaret etmiştir.
51. 1984 tarihli Yasanın 14. maddesi terörizmi, "halkın tamamını veya bir bölümü korkutmak amacıyla şiddet kullanmayı" da içeren "siyasal amaçla şiddet kullanma" şeklinde tanımlamaktadır (bk. yukarıda parag. 31). 1972 tarihli Teröristlerin Tutulması Hakkında (Olağanüstü Hükümler) Kuzey İrlanda Kararnamesinde ve 1973 tarihli Kuzey İrlanda (Olağanüstü Hükümler) Yasasında yapılmış olan aynı terörizm tanımı, daha önce Mahkeme tarafından "bir suç tanımıyla uyumlu" bulunmuştur (bk. 18.01.1978 tarihli İrlanda -- Birleşik Krallık kararı, parag. 196).
Buna ek olarak, her bir başvurucu, gözaltına alınmalarından sonra ilk bir kaç saat içinde, belirli suçlara karıştıklarından ve yasadışı örgütlere üye olduklarından kuşkulanıldığı için sorgulanmışlardır (bk. yukarıda parag. 13, 16, 19 ve 22).
Buna göre başvurucuların gözaltına alınmaları ve daha sonra tutulmaları, Sözleşmenin 5(1)(c) bendi anlamında, bir suç işlediklerinden makul kuşkuya dayanmıştır.
52. Sözleşmenin 5(1)(c) bendi ayrıca, gözaltına alma veya tutmanın, ilgili kişilerin kanunen yetkili makamlar önüne çıkarılması amacı taşımasını gerektirmektedir.
Hükümet ve Komisyon, böyle bir niyetin olayda mevcut olduğunu ve başvurucuların gözaltına alınmalarını izleyen hazırlık soruşturması sırasında yeterli ve kullanılabilir deliller elde edilmiş olsaydı, hiç kuşkusuz kendileri hakkında isnadda (charge) bulunulmuş ve yargıç önüne çıkarılmış olacaklarını iddia etmişlerdir.
Başvurucular bu iddialara karşı çıkmışlar; ne haklarında isnadda bulunulduğunu ve ne de tutuldukları sırada bir mahkeme önüne çıkarıldıklarını belirtmişlerdir. 1984 tarihli Yasanın 12. maddesine göre bir gözaltına almadan sonra isnadda bulunmak zorunlu olmayıp, genel hukukta bir kimseyi mahkeme önüne çıkarma şartı, bu Yasaya göre gözaltında tutmaya uygulanabilir olmaktan çıkarılmıştır (bk. yukarıda parag. 30 ve 32). Başvurucuların iddiasına göre, o halde bu tutma yetkisi, özel yetkilerin uygulamadaki kullanılma tarzının da doğruladığı gibi, bilgi toplama amacıyla kullanılan bir idari tutma (administrative detention) yetkisidir.
53. Mahkemenin itiraz konusu mevzuatı soyut olarak (in abstracto) incelemesi gerekli olmayıp, önündeki olayın şartlarını incelemekle yetinmelidir.
Başvurucular hakkında isnadda bulunulmamış veya bir mahkeme önüne getirilmemiş olmaları, tutulmalarının amacının mutlaka Sözleşmenin 5(1)(c) bendine aykırı olduğu anlamına gelmez. Hükümetin ve Komisyonun da söylediği gibi, böyle bir amacın varlığı, amacın gerçekleştirilmiş olmasından bağımsız olarak düşünülmelidir; Sözleşmenin 5(1)(c) bendi, polisin gözaltına alma anında veya başvurucular nezaretteyken, isnadda bulunmak için yeterli delil elde etmiş olmasını varsaymamaktadır.
Bu tür deliller elde edilmemiş olabilir; veya kuşkulanılan suçların niteliği göz önünde tutulduğunda, başkalarının yaşamlarını tehlikeye sokmaksızın, bu delillerin mahkemeye sunulmaları mümkün olmayabilir. Mevcut olaydaki polis soruşturmasının iyi niyetle yapılmadığına ve başvurucuların tutulmalarında, Mahkemenin de tespit ettiği gözaltına almalarındaki somut kuşkuyu (bk. yukarıda parag. 51) güçlendirmek veya çürütmek üzere, bu soruşturmayı derinleştirme amacı bulunmadığına inanmak için bir sebep yoktur. Bu mümkün olmuş olsaydı, polisin isnadda bulunmuş olacağı ve başvurucuların kanunen yetkili makamlar önüne çıkarılmış olacağı düşünülebilir.
O halde, başvurucuların gözaltına alınma ve tutulmalarının, Sözleşmenin 5(1)(c) bendinde belirtilen amaç için gerçekleştirilmiş olduğu sonucuna varılabilir.
54. Sonuç olarak, Sözleşmenin 5(1). fıkrası ihlal edilmemiştir.
IV. Sözleşmenin 5(3). fıkrasının ihlali iddiası
55. 1984 tarihli Yasaya göre, 12. madde gereğince terör eylemelerine karıştığından makul bir kuşku duyulduğu için gözaltına alınan bir kimse, başlangıçta polis tarafından kırk sekiz saat ve daha sonra Kuzey İrlanda Devlet Bakanının verdiği izinle, beş gün daha gözaltında tutulabilir (bk. yukarıda parag. 30-37).
Başvurucular, bu mevzuata göre gözaltına alınmaları ve tutulmalarının bir sonucu olarak, Sözleşmenin 5(3). fıkrasının ihlalinden dolayı mağdur olduklarını iddia etmişlerdir. Bu fıkra şöyledir:
"Bu maddenin birinci fıkrasının c) bendine göre gözaltına alınan veya tutulan bir kimse, derhal bir yargıç veya hukuken yargılama yetkisine sahip diğer bir görevlinin önüne çıkarılır; bu kimse makul bir sürede yargılanma veya yargılama sürerken salıverilme hakkına sahiptir. Salıverme, bu kimsenin duruşmada hazır bulunması için güvenceye bağlanabilir."
Başvurucular, gözaltına bir kimsenin, Kuzey İrlandadaki genel hukuk gereğince, kırk sekiz saat içinde Sulh Mahkemesinin (Magistrates Court) önüne çıkarılmak zorunda olduğunu (bk. yukarıda parag. 32); İngiltere ve Gallerdeki genel hukuka (1984 tarihli Polis Suç Delilleri Yasası) göre ise, isnadda bulunmadan azami gözaltında tutma süresinin dört gün olduğunu ve otuz altı saatten sonraki dönem için yargısal onay gerektiğini kaydetmişlerdir. Başvurucular, genel hukuktan ve hatta 1978 tarihli Kuzey İrlanda (Olağanüstü Hükümler) Yasasında yer alan üç güne kadar özel tutma yetkisinden radikal bir farklılaşma bulunduğuna işaret ederek, niçin yedi günlük bir tutma süresinin gerekli görüldüğü konusunda ikna edici bir gerekçe bulunmadığını ileri sürmüşlerdir.
56. Hükümete göre, terör tehdidinin niteliği ve genişliği ile isnadda bulunmak için yeterli delil elde etme güçlüğünden doğan problemler göz önünde tutulduğunda, mevzuatın uygulanmasına dair incelemelerin ve parlamentodaki görüşmelerin de teyit ettiği gibi (bk. yukarıda parag. 26-29), yedi günlük azami gözaltında tutma süresi, bu tehditlerle mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır. Hükümet özellikle, teröre karışan kişiler tarafından benimsenmiş olan sorguya direnme teknikleri (anti-interrogation techniques) eğitiminin bir sonucu olarak, güvenlik güçlerinin hem kabuledilebilir ve hem de kullanılabilir deliller etmekte karşılaştıkları zorluğa dikkat çekmiştir. Ayrıca, gözaltında tutulan diğer kişilerin verdikleri bilgilerle doğrulamak ve diğer güvenlik güçleriyle irtibat kurmak için de gerekli bilimsel çalışmaları yapma ihtiyacı vardır. Örneğin, 1987 yılında Kuzey İrlandada 365 kişi için gözaltında uzatma verilmiştir. Bunlardan 83 tanesi beş günden fazla tutulmuştur; bunlardan 39 kişiye, uzatma dönemi sırasında, ağır terör eylemleri isnad edilmiştir.
Hükümet, gözaltında tutmanın ilk kırk sekiz saati aşan uzatılmaların bir yargıç tarafından kontrol edilmesi ve hatta izin verilmesi önerisine karşı, kuşkunun dayandığı bazı bilgilerin hassasiyeti nedeniyle, bunları bir mahkeme önüne getirmenin güçlüğüne işaret etmiştir. Böyle bir durum, mahkemenin kapalı oturumunda incelenmekle kalmayacak, tutulan kimse veya müdafi hazır bulunmayacak veya kendilerine ayrıntılar hakkında bilgi de verilmeyecektir. Böyle bir kontrol veya izin, Birleşik Krallık hukukunda ve usulünde, özgürlüğünden yoksun bırakılmış bir kimsenin gözaltında tutulmasıyla ilgili olarak bir mahkeme önündeki yargılamada müdafii tarafından temsil edilebileceği, esaslı ve arzu edilmeyen bir değişikliği gerektirecektir. Ayrıca, istismarlara karşı mevcut düzenlemelerin gerçekleştirmek istediği koruyuculara hiçbir şey eklemeyecektir; yargıya karşı cevaplandırılmayacak eleştirilere yol açabilecektir. Bütün bu koşullarda, Devlet Bakanı bu tür kararları almak ve uyumlu yaklaşımı sürdürmek için daha iyi bir konumdadır. Dahası, her bir uzatma talebinin esası, Devlet Bakanı veya kendisi müsait değilse bir başka bakan tarafından bizzat derinlemesine incelenebilecektir (bk. yukarıda parag. 37).
57. Komisyon raporunda, adi suçlarda dört gün ve istisnai durumlarda beş güne kadar gözaltı süresinin, Sözleşmenin 5(3). fıkrasının gerektirdiği derhal şartıyla uyumlu olduğuna dair yerleşik içtihatlarını zikretmiştir (bk. X. -- Hollanda kabuledilebilirlik kararı, başvuru no. 2894/66, Yearbook of the Convention, c. 9, s. 568 (1966) ile X. -- Belçika kabuledilebilirlik kararı, başvuru no. 4960/71, Collection of Decisions, c. 42, s. 54-55 (1973)). Komisyona göre, başvurucuların gözaltına alındıkları bağlam ile terör suçlarının soruşturulmasındaki özel problemler göz önünde tutulduğunda, normal olaylara göre daha uzun bir tutma süresi haklı görülebilir. Komisyon, dört gün altı saat (McFadden) ve dört gün on bir saat (Tracey) gözaltında tutma sürelerinin, derhallik şartını yerine getirdiği, ama beş gün on bir saat (Brogan) ve altı gün on altı buçuk saat (Coyle) tutmanın bunu yerine getirmediği sonucuna varmıştır.
58. Gözaltında tutulan bir kimsenin belirli bir suçu işlediği şeklinde resmen suçlanmamış (charged) veya bir mahkemenin önüne çıkarılmamış olması, kendiliğinden Sözleşmenin 5(3). fıkrasının birinci hükmünü ihlal etmez. Gözaltına alınmış bir kimse, tutulmasının yargısal denetimi yapılamadan önce "derhal" (promptly) salıverildiği taktirde, Sözleşmenin 5(3). fıkrası ihlal edilmiş olmaz (bk. 22.05.1984 tarihli Jong, Baljet ve van den Brink kararı, parag. 52). Gözaltına alınmış kimse derhal salıverilmez ise, hemen bir yargıç veya yargısal görevli önüne çıkarılma hakkına sahiptir.
Bu "derhalliğin" (promptness) değerlendirilmesi, Sözleşmenin 5. maddesinin amacı ve gayesi ışığında yapılmalıdır (bk. yukarıda parag. 48). Mahkeme, 5. maddenin Sözleşme sistemi içindeki önemini görmektedir; bu madde, bireyin özgürlük hakkının Devletin keyfi müdahalelerine karşı korunmak gibi, temel bir insan hakkını içermektedir (bk. 18.12.1986 tarihli Bozano kararı, parag. 54). Bireyin özgürlük hakkına idarenin yaptığı müdahalelerin yargısal denetimi, keyfilik riskini asgariye indirmeyi amaçlayan Sözleşmenin 5(3). fıkrasındaki güvencelerin temel bir unsurudur. Yargısal denetim, "demokratik bir toplumun temel ilkelerinden bir olan ... ve Sözleşmenin Başlangıcında açıkça belirtilen" (bk. diğerleri arasında 06.09.1978 tarihli Klass ve Diğerleri , parag. 55) ve "Sözleşmenin bütününe esin kaynağı olan" (bk. diğerleri arasında 08.06.1976 tarihli Engel ve Diğerleri kararı, parag. 69) hukukun üstünlüğü kavramının bir gereğidir.
59. İngilizcede "promptly" (derhal), Fransızcada "aussitot" kelimeleriyle ifade edilen Devletin bu yükümlülüğü, daha hafif bir şart olan Sözleşmenin 5(3). fıkrasının ikinci kısmındaki "makul süre" (reasonable time / delai raisonnable) ve hatta 5(4). fıkradaki "süratli" (speedily / a bref delai) yükümlülüklerinden rahatlıkla ayrılabilir. "Promptly" kelimesi ayrıca, Sözleşmenin İngilizce metninin 5(2). fıkrasında geçmekte, Fransızca metin ise "dans le plus court delai" kelimeleri kullanılmaktadır. Mahkemenin İrlanda -- Birleşik Krallık kararında belirtildiği gibi "promptly", sözcük olarak immediately (hemen) anlamına gelen "aussitot"dan daha geniş bir anlama sahiptir (bk. 18.01.1978 tarihli İrlanda -- Birleşik Krallık kararı, parag. 199). Böylece, hukuk yaratan (law-making) bir andlaşmanın eşit ölçüde geçerli fakat tamamen aynı olmayan metinleriyle karşılaşan Mahkeme, söz konusu andlaşmanın amacını gerçekleştirmek ve gayesine varmasını sağlamak için, bunları mümkün olduğu kadar uzlaştırıcı bir şekilde yorumlamak zorundadır (bk. diğerlerin arasında, 26.04.1979 tarihli Sunday Times kararı, parag. 38 ve 23 Mayıs 1969 tarihli Andlaşmalar Hukuku hakkında Viyana Sözleşmesi, md. 33(4)).
Fransızca metinde, yakınlığı çağrıştıran "aussitot" kelimesinin kullanılması, "promptness" kelimesine yüklenen esneklik derecesinin, Sözleşmenin 5(3). fıkrasına göre yapılacak değerlendirme bakımından olayın şartları ihmal edilmeyecek olsa bile, sınırlı olduğunu göstermektedir. Derhallik, her bir olayda, o olayın özelliklerine göre değerlendirilmekle birlikte (bk. 22.05.1984 tarihli Jong, Baljet ve van den Brink kararı, parag. 52), bu özelliklere atfedilen önem hiçbir zaman, Sözleşmenin 5(3). fıkrasında güvence altına alınan hakkın özünü zedeleme noktasına, yani Devletin derhal salıvermeyi sağlama veya derhal yargısal makam önüne çıkarma yükümlülüğünü ortadan kaldırma noktasına getirilmemelidir.
60. Mevcut dava sadece, Kuzey İrlandada terör faaliyetlerine karıştığından kuşkulanılan kişilerin, özel mevzuatla verilen yetki gereğince gözaltına alınmaları ve tutulmalarıyla ilgilidir. Bir sanığın bir mahkemenin önüne çıkarılmasıyla ilgili genel hükümlerdeki şartlar, 1984 tarihli Yasanın 12(6). fıkrasıyla, bu tür gözaltına alma ve tutmalara uygulanabilir olmaktan çıkarılmıştır (bk. yukarıda parag. 30 ve 32). Mevcut davada, her hangi bir dönemde sıradan cezai bir olayda, dört gün gibi bir gözaltı süresinin, genel bir kural olarak Sözleşmenin 5(3). fıkrasıyla bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda karar verilmesi istenmemiştir.
Gerçekten de başvuruculardan hiç biri, bir yargıç veya yargısal bir görevlinin önüne çıkarılmamışlardır. O halde karar verilmesi gereken mesele, Hükümet tarafından belirtilen özel koşullar da dikkate alarak, her bir başvurucunun Sözleşmenin 5(3). fıkrası bakımından "derhal" salıverilmiş olup olmadıklarıdır.
61. Terör suçlarının soruşturulması yetkililere, yukarıda 5(1). fıkrası altında kısmen değinilen (bk. yukarıda parag. 53) özel bazı güçlükler çıkarmaktadır. Mahkeme bu bağlamda Hükümetin zikrettiği bütün faktörleri not etmektedir. Kuzey İrlandada, polisin gözaltı süresinin uzatılması taleplerinin Bakanlığa gönderilmesi ve polisin her bir uzatma talebinin Bakanlık tarafından derinliğine incelenmesi, bir anlamda idari bir denetim sağlamaktadır (bk. yukarıda parag. 37). Ayrıca, özel yetkilerin devam etmesi için duyulan ihtiyaç sürekli olarak Parlamento tarafından ve bu yetkilerin kullanılması da düzenli olarak bağımsız şahsiyetler tarafından incelenmektedir (bk. yukarıda parag. 26-29). Mahkeme, yeterli koruyucuların mevcudiyetine bağlı olarak, Kuzey İrlandada terörizmin, yetkililerin Sözleşmenin 5(3). fıkrasını ihlal etmeden, ağır terör suçlarını işlediklerinden kuşkulandıkları bir kimseyi, bir yargıç veya yargısal bir görevli önüne çıkarmadan önce gözaltında tutma süresinin uzatılması sonucunu doğurduğunu kabul etmektedir.
Şüpheli teröristleri gözaltına alma ve tutma kararları üzerinde yargısal denetim yapılmasında Hükümetin bahsettiği güçlükler, örneğin şüphe duyulan suçların niteliğine göre gerekli usul tedbirlerinin alınmasını gerekli kılarak, Sözleşmenin 5(3). fıkrasının uygulanma tarzını etkileyebilir. Fakat bu güçlükler, Sözleşmenin 5(3). fıkrasına göre "derhal" yapılması gereken yargısal denetimden tamamen sıyrılmayı haklı kılmaz.
62. Yukarıda 59. paragrafta da söylendiği gibi, "derhal" kavramının yorumlanmasında ve uygulanmasındaki esneklik çok sınırlıdır. Mahkemeye göre, söz konusu dört gün gözaltında tutma döneminden en kısa olanı, yani bay McFadden gözaltında geçirdiği 4 gün altı saatlik (bk. yukarıda parag. 18) süre bile, Sözleşmenin 5(3). fıkrasının birinci hükmünün izin verdiği sürenin sınırları dışında kalmaktadır. Bu davadaki özel koşullara, bir yargıç veya diğer bir yargısal görevlinin önüne çıkarmadan geçecek bu kadar uzun bir tutma süresini haklı kılacak şekilde önem vermek, "derhal" kelimesinin olağan anlamını kabul edilemeyecek ölçüde geniş yorumlamak olur. Bu şekilde bir yorum, Sözleşmenin 5(3). fıkrasının içine, bir usul güvencesini bireyin aleyhine ciddi bir zayıflatıcı sokacak ve bu hükümle korunmuş olan hakkın özünü zedeleyecek sonuçlara yol açacaktır. Bu nedenle Mahkeme, başvuruculardan hiç birinin, yargısal bir makam önüne "derhal" çıkarılmadıkları veya gözaltına alındıktan sonra "derhal" salıverilmedikleri sonucuna varmak durumundadır. Başvurucuların gözaltına alınma ve tutulmalarının, bir bütün olarak toplumu terörden koruma şeklinde meşru bir amaç tarafından esinlenmiş olması, kendiliğinden Sözleşmenin 5(3). fıkrasının özel gereklerine uygunluk sağlamak için yeterli değildir.
Bu nedenle, dört başvurucu bakımından da Sözleşmenin 5(3). fıkrası ihlal edilmiştir.
V. Sözleşmenin 5(4). fıkrasının ihlali iddiası
63. Başvurucular, Birleşik Krallık hukukunda Sözleşmenin 5. maddesi içselleştirilmemiş olduğu için, Sözleşmenin 5(4). fıkrasının gerektirdiği etkili bir hukukilik denetiminin yapılamadığını iddia etmişlerdir. Sözleşmenin 5(4). fıkrası şöyledir:
"Gözaltına alınma veya tutulma nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılan bir kimse, tutulmasının hukukiliği hakkında süratle karar verebilecek ve tutulması hukuki değilse salıverilmesine hükmedebilecek bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir."
64. Mevcut davada, başvurucular için habeas corpus hukuk yolu bulunduğu halde, kendileri bu yolu kullanmamışlardır. Böyle bir başvuru, kendilerinin gözaltına alınmalarının ve tutulmalarının hukukiliğinin, 1984 tarihli Yasa hükümlerine ve geliştirilen içtihatlara (bk. yukarıda parag. 39-40) göre incelenmesine yol açacaktı.
Komisyon, Sözleşmenin 5(4). fıkrasındaki şartların yerine getirilmiş olduğu, çünkü Kuzey İrlandadaki mevcut denetimin, kendilerinin tutulmalarının Sözleşmeye göre usul ve esas açısından incelenmesini içereceği sonucuna varmıştır.
65. Mahkemenin yerleşik içtihadına göre, Sözleşmenin 5(4). fıkrasındaki "hukukilik" kavramı, Sözleşmenin 5(1). fıkrasındaki "hukukilik" ile aynı anlama gelmektedir (bk. özellikle, 28.05.1985 tarihli Ashingdane kararı, parag. 52); bir "gözaltına alma" veya "tutma"nın "hukuki" olarak kabul edilip edilemeyeceği, sadece iç hukuk değil, ama ayrıca, genel prensiplerin yer aldığı Sözleşme metni ve Sözleşmenin 5(1). fıkrasında izin verilen kısıtlamaların amacı ışığında belirlenmelidir (bk. özellikle, yukarıda geçen 02.03.1987 tarihli Weeks kararı, parag. 57). Gözaltına alınan veya tutulan kimseler, Sözleşmenin 5(4). fıkrası dolayısıyla, Sözleşmedeki anlamıyla "hukukilik" için önemli usul ve esasa dayanan bir incelemenin yapılmasını isteme hakkına sahiptirler. Bu demektir ki, mevcut davada başvurucular, yetkili mahkemenin, sadece 1984 tarihli Yasanın 12. maddesindeki usul şartlarına uygunluğu değil, ama aynı zamanda gözaltına alma sebebi olan kuşkunun makullüğünü ve gözaltına alma ve sonra tutmayla izlenen amacın meşruluğunu da incelemesine imkan veren bir hukuk yolunu kullanmış olmalıydılar.
Bu şartlar, özellikle Van Hout ve Lynch kararları (bk. yukarıda parag. 40) gibi yerleşik içtihatlarda görüldüğü üzere uygulamada, habeas corpus hukuk yoluyla ilgili olarak Kuzey İrlandadaki mahkemeleri tarafından yerine getirilmiştir.
Buna göre, Sözleşmenin 5(4). fıkrası ihlal edilmemiştir.
VI. Sözleşmenin 5(5). fıkrasının ihlali iddiası
66. Başvurucular ayrıca, Sözleşmenin 5(5). fıkrasının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Bu fıkra şöyledir:
"Bu madde hükümlerine aykırı olarak gözaltına alınmaktan veya tutulmaktan mağdur olan herkes, icrası mümkün bir tazminat hakkına sahiptir."
Birleşik Krallıkta iç hukuka aykırılık bakımından hukuka aykırı özgürlükten yoksun bırakma nedeniyle tazminat talep etmek mümkündür (bk. yukarıda parag. 41, haksız özgürlük kısıtlaması). Sözleşmenin 5. maddesi, Birleşik Krallık iç hukukunun bir parçası olarak kabul edilmediğinden, aynı zamanda Birleşik Krallık hukukuna bir aykırılık oluşturmayan 5. maddenin her hangi bir hükmünün ihlali için tazminat talep etmek de mümkün değildir.
Hükümet, başka şeylerin yanında, Sözleşmenin 5. maddesinin amacının, "hukuka aykırı olarak" gözaltına alınma veya tutulma nedeniyle mağdur olan kimseye tazminat sağlamak olduğunu iddia etmiştir. Bu noktada Hükümet ayrıca, Sözleşmenin 5. maddesinin çeşitli fıkraları bakımından "hukuki"liğin, esas itibarıyla iç hukuka göndermede bulunduğu ve buna ek olarak keyfiliğin her hangi bir unsuruna yer vermediği şeklinde yorumlanması gerektiğini ileri sürmüştür. Hükümet, Sözleşmenin 5. maddesinin ilk dört fıkrasına ihlal tespit edilse bile, 5. fıkranın ihlal edilmediği, çünkü başvuruların özgürlükten yoksun bırakılmalarının Kuzey İrlanda hukuku bakımından hukuka uygun olduğu ve keyfi olmadığı sonucuna varmıştır.
67. Komisyon gibi Mahkeme de, bu şekilde dar bir yorumun, "bu madde hükümlerine aykırı olarak" gözaltına alma veya tutmaya göndermede bulunan 5. fıkranın ifadesiyle bağdaşmadığını kabul etmektedir.
Mevcut davada başvurucular, iç hukuk bakımından hukuka uygun olarak ve fakat Sözleşmenin 5(3). fıkrasına aykırı olarak gözaltına alınmışlar ve tutulmuşlardır. Bu ihlal, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin mevcut kararından önce veya sonra, mağdurlar tarafından ulusal mahkemeler önünde tazminat isteme hakkı doğurmamıştır. Hükümetin de bu konuda bir itirazı yoktur.
Buna göre bu davada her bir başvurucu bakımından Sözleşmenin 5(5). fıkrası da ihlal edilmiştir. Bu tespit, Mahkemenin Sözleşmenin 50. maddesine göre adil karşılık olarak tazminata hükmetmesine engel değildir (bk. 07.05.1974 tarihli Neumeister kararı, parag. 30).
VII. Sözleşmenin 13. maddesinin ihlali iddiası
68. Başvurucular Komisyon önünde, Sözleşmenin 5. maddesine göre yaptıkları şikayetler bakımından Kuzey İrlandada etkili bir hukuk yolu bulunmadığını ve dolayısıyla Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Bu madde şöyledir:
"Bu Sözleşmede düzenlenen hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi sıfatla hareket eden kişilerden başka kimseler tarafından işlenmiş olsa da, ulusal bir makam önünde etkili bir hukuki bir yola başvurma hakkına sahiptir."
Yukarıda, Sözleşmenin 5(4). fıkrası bakımından bir ihlal bulunmadığını tespit etmesini göz önünde tutan Mahkeme, daha hafif şartları bulunan Sözleşmenin 13. maddesine göre inceleme yapmayı gerekli görmemiştir; kaldı ki, başvurucular bu şikayetlerini Mahkeme önünde yeniden ileri sürmemişlerdir (bk. diğerleri arasında, 29.02.1988 tarihli Bouamar kararı, parag. 65).
VIII. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
69. Sözleşmenin 50. maddesi gereğince:
"Mahkeme bir Sözleşmeci Tarafın resmi makamları veya diğer makamlar tarafından verilen bir kararın veya yapılan bir tasarrufun tamamen veya kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğunu tespit ederse ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuku verilen kararın veya yapılan tasarrufun sonuçlarını ancak kısmen onarmaya imkan veriyorsa, mahkeme gerekli gördüğü takdirde zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödemesine hükmedebilir."
70. Başvuruculardan üçü, Komisyon ve Mahkeme önündeki yargılama için adli yardım almış olup, ücretler ve masrafların geri ödenmesi için her hangi bir talepte bulunmamışlardır; bu konu Mahkemenin resen inceleyeceği bir konu değildir (bk. en yakın tarihli karar olarak, yukarıda geçen 29.02.1988 tarihli Bouamar kararı, parag. 68).
71. Öte yandan başvurucular, "ihlallerin bilinçli ve ağır olması nedeniyle, ibretlik (exemplary) bir tazminata veya fazladan bir tazminata hükmedilmesinin ... uygun olacağı"nı ileri sürmüşlerdir. Başvurucular, haksız olarak özgürlüklerinin kısıtlandığı her bir saat için yaklaşık 2,000 Sterlinden hesaplanacak bir tazminata hükmedilmesini istemişlerdir.
Hükümet, Mahkemeden bu meseleyi saklı tutmasını istemiştir.
Bu durumda Mahkeme, uğranılan zarar için talep edilen tazminat bakımından Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması sorununun henüz karara hazır olmadığını kabul etmektedir. O halde meseleyi saklı tutmak ve davalı Devlet ile başvurucular arasında varılabilecek bir anlaşma ihtimalini dikkate alarak, bundan sonraki usulü tespit etmek gereklidir.
Bu Gerekçelerle Mahkeme,
1. Üçe karşı on altı oyla, Sözleşmenin 5(1). fıkrasının ihlal edilmediğine;
2. Yediye karşı on iki oyla, her bir başvurucu bakımından Sözleşmenin 5(3). fıkrasının ihlaline;
3. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 5(4). fıkrasının ihlal edilmediğine
4. Altıya karşı on üç oyla, her bir başvurucu bakımından Sözleşmenin 5(5). fıkrasının ihlaline;
5. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 13. maddesi bakımından incelemenin gerekli olmadığına;
6. Oybirliğiyle, ücretler ve masrafların geri ödenmesi bakımından Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanmasının gerekli olmadığına;
7. Oybirliğiyle, uğranılan zarar bakımından istenen tazminat Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması sorununun karara hazır olmadığına;
buna göre,
(a) bu meselenin saklı tutulmasına;
(b) Hükümeti, bundan sonraki üç ay içinde bu mesele hakkında yazılı görüşlerini bildirmeye ve özellikle kendileri ile başvurucular arasında varılabilecek olan bir anlaşma hakkında Mahkemeyi bilgilendirmeye davete;
(c) bundan sonraki usulü saklı tutmaya ve gerekli gördüğü işlemleri yapmak üzere Mahkeme Başkanını yetkili kılmaya
Karar Vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy