(AİHS m. 8, 10)
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
7. 1942 doğumlu bir İsviçre vatandaşı olan birinci başvurucu Edmund Schönenberger, Zürihte avukatlık yapmaktadır.
1950 doğumlu bir Türk vatandaşı olan ikinci başvurucu Mehmet Durmaz, İsviçrenin Onex şehrinde oturan bir taksi şoförüdür.
A. Schönenbergerden Durmaza gönderilen mektup ve eklerin iletilmemesi
8. 16 Şubat 1984te, Zürih Kantonu Pfaffikon savcısı, O adında birinin verdiği ifade üzerine, bay Durmaz hakkında, uyuşturucu kullanılmasıyla ilgili federal yasadaki suçu işlediği kuşkusuyla bağlantılı olarak, tutuklama müzekkeresi (arrest warrant) çıkarmıştır.
Bay Durmaz aynı gün Cenevre polisi tarafından gözaltına alınmış (arrest) ve ertesi gün Zürihe getirilmiştir; başvurucu burada ilk kez bir savcı tarafından sorgulanmıştır. Başvurucu 23 ve 24 Şubat tarihlerinde bir kez daha sorgulanmış ve diğer zanlılarla yüzleştirilmiştir; başvurucu her defasında kendisine sorulan bütün sorulara cevap vermiştir.
9. Bu tutuklama olayından 16 Şubatta haberdar edilen bay Durmazın eşi bayan Durmaz, Pfaffikon savcısıyla 20 ve 24 Şubat tarihlerinde telefonla görüşmüştür. Bayan Durmaz, bu görüşmeler sırasında eşinin bir avukatı bulunup bulunmadığını sormuştur. Savcı, bay Durmazın avukatı bulunmadığını, fakat kendisiyle ilgileneceğini söylemiştir. Bayan Durmaz ayrıca, 21 ve 24 Şubat tarihlerinde kocasına mektuplar yazmıştır. Bayan Durmaz, 28 Şubatta bay Durmazın eline geçen ikinci mektubunda, ismini belirtmediği bir "avukatın kendisiyle ilgileneceğini" söylemiştir. Bayan Durmaz 24 Şubatta, avukat bay Schönenbergerden, bay Durmazın savunmasını üstlenmesini istemiştir.
Birinci başvurucu bay Schönenberger, vekalet formlarını (authorisation forms) ve bir mektup göndereceğini söylemek üzere savcıyı telefonla aramıştır. Ayrıca, 24 Şubatta, ilgili mevzuat gereği, savcılığa bir mektup ve ekleri göndererek, savcıdan bu ekleri gönderildiği kişiye iletmesini istemiştir.
Ekler arasında, savcılığa gönderilen üst yazının bir kopyası, iki adet vekalet formu ve bay Durmaza hitaben bir mektup yer almaktadır. Mektup şöyledir:
"Sayın Bay,
Eşiniz tarafından savunmanızı üstlenmem istendi. Ekte, bana vekalet verdiğinizi gösteren iki form bulacaksınız. Sizi temsil etmem için bana vekalet vermek isterseniz, bu formları imzaladıktan sonra birini savcılığa diğerini bana gönderiniz.
Beyanda bulunmama hakkına sahip olduğunuzu hatırlatmak görevimdir. Söyleyeceğiniz her şey, aleyhinize delil olarak kullanılabilir. Susmayı yeğleyecek olursanız, savcı sizin suçluluğunuzu, tanık gibi başka delillerle kanıtlamak zorunda kalacaktır. Bu durumda genellikle, tanıkların, diğer zanlıların ve başka kişilerin ifadeleri alınıncaya kadar, tutuklu kalmanız gerektiğini savunmak suretiyle, sizi etkilemeye çalışacaktır. Tutukluluğunuzun uzaması ihtimali sizi kaygılandırmıyorsa, beyanda bulunmama hakkınızı kullanmanız sizin avantajınıza olacaktır.
Sizden vekalet aldıktan sonra, sizi ziyaret etmek için izin isteyeceğim ve gelip sizi göreceğim. Her halükarda sabırlı olun; bir aşamada salıverilmeniz gerekecek!
Saygılarımla
"
10. Savcı, mektubu ve bay Durmaza gönderilen ekleri muhtemelen 27 Şubatta almış, fakat bunları aldığını bay Durmaza bildirmeden elinde tutmuştur. Savcı aynı gün, bay Durmazdan bir avukat seçmesini istemiştir. Bir avukata ücret ödeyebilecek durumda olmayan bay Durmaz, Zürihte tanıdığı tek avukat olan bay Garbadenin kendisine avukat olarak atanması için başvurmuştur. Pfaffikon Mahkemesi Başkanı, 1 Martta bay Garbadeyi avukat olarak atamıştır.
11. Savcılık 1 Martta, bay Durmaza gönderilen mektubu ve formları kendisine iletmemeye karar vermiştir. Bu kararı aşağıdaki gerekçeyle vermiştir:
"Edmund Schönenberger, sanığın yetkili temsilcisi olmadığı sürece, kendisine Cezaevi Tüzüğünün (bk. aşağıda parag. 18) genel hükümleri uygulanır. Tüzüğün 53(3). fıkrası, bir davaya hazırlıkla ilgili mektupların iletilmesini yasaklamaktadır. Mevcut mektupta Edmund Schönenberger sanığa, davaya hazırlık için belirli bir şekilde davranmasını tavsiye etmektedir. Yukarıda sözü edilen hüküm gereğince, bu mektup iletilmeyecektir."
Savcılık, üst yazıyla birlikte, söz konusu belgeleri bay Schönenbergere geri göndermiştir.
12. Bay Durmaz, 5 Mart ile 23 Mart 1984 tarihleri arasındaki bazı günlerde yine sorgulanmış ve diğer sanıklarla yüzleştirilmiştir. Bay Durmaz ayrıca bay Garbade tarafından ziyaret edilmiştir. Bay Garbade 8 Martta, mahkeme başkanından, bay Durmaza savunma avukatı olarak bay Schönenberger ile kendisi arasında bir seçim yapması için öneride bulunmasını istemiştir. İki avukat 9 Martta konuşmuşlar ve sonuç olarak, bay Garbadenin bay Durmaza hukuki yardımda bulunmaya devam etmesi ve bay Schönenbergerin 1 Mart tarihli karara (bk. aşağıda parag. 14-16) itiraz etmesi üzerinde anlaşmışlardır.
13. Bay Durmaz, 23 Mart 1984te serbest bırakılmıştır. Zürih savcısı, birilerinin bay Durmazla ilgili olarak hataya düşmüş olma ihtimali giderilemediği için, kendisi hakkındaki soruşturmanın sona erdirilmesine (no case to answer) karar vermiştir. Savcı, bay Durmazın tutukluluğu için 3,000 İsviçre Frangı verilmesine hükmetmiş, bu miktar Zürih Mahkemesi tarafından 30 Ekim 1985 tarihli kararla 3,565 İsviçre Frangına yükseltilmiştir.
B. Pfaffikon savcısının 1 Mart 1984 tarihli kararına karşı başvuru
14. Başvurucular 1 Mart 1984 tarihli karara (bk. yukarıda parag. 11) karşı iki başvuruda bulunmuşlardır. Bunlardan birincisi, Zürih Kantonu Adalet Bakanlığı (Department of Justice) tarafından 19 Mart 1984 tarihinde reddedilmiş; ikincisi ise Pfaffikon Mahkemesi Başkanı tarafından 11 Nisan 1984 tarihinde reddedilmiştir.
15. Başvurucular Adalet Bakanlığının bu kararına karşı 7 Nisan 1984 tarihinde Federal Mahkemeye bir kamu hukuku başvurusunda bulunmuşlardır; başvurucular, Federal Anayasanın ve Sözleşmenin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Başvurucular bu yargılama sırasında, ikinci başvurularının reddine karşı itirazda bulunmayı düşünmediklerini belirtmişlerdir.
16. Federal Mahkeme 20 Haziran 1984te verdiği ve 6 Kasım 1984te tebliğ edilen kararında, başvuruyu kısmen kabul etmiştir.
Federal Mahkeme ilk olarak bay Schönenbergerin, Cezaevi Tüzüğünün 53(3). fıkrasıyla tutukluların savunma avukatlarına verilen ayrıcalıklara dayanamayacağını kaydetmiştir. Federal Mahkeme daha sonra, savcılığın bay Schönenbergerin bay Durmaza gönderdiği mektuba el koymakla, Anayasayı veya Sözleşmeyi ihlal etmediğini, çünkü bu mektubun yürütülmekte olan bir cezai soruşturmayla ilgili olduğunu ve gönderilen kişiye soruşturma sırasında gösterebileceği tavırla ilgili tavsiyelerde bulunulduğunu belirtmiştir.
Öte yandan Federal Mahkeme, iki vekalet formu ile savcılığa gönderilen üst yazı kopyasının elde tutulması kararının Anayasaya aykırı olduğu sonucuna varmıştır. Federal Mahkemeye göre, bu belgeler yürütülmekte olan bir cezai soruşturmayla ilgili olmadığından, bu belgeler için Tüzüğün 53(3). fıkrası uygulanmaz. Federal Mahkeme ayrıca, hakkında suç isnadı bulunan bir kimsenin, her zaman bir avukat isteme ve vekalet vermek için bir form alma hakkı bulunduğunu belirtmiştir. Federal Mahkeme, itiraz konusu tedbirin, haberleşme özgürlüğü ve savunma haklarıyla orantısız bir kısıtlama olduğu sonucuna varmıştır. Sonuç olarak Federal Mahkeme, Adalet Bakanlığının kararını iptal etmiş (set aside) ve başvurucuya 500 İsviçre Frangı ödenmesine hükmetmiştir.
II. Konuyla ilgili iç hukuk ve uygulama
17. Ceza usulü genel ilkelerine göre bir şüpheli (suspect), ifade verme yükümlülüğü altında değildir. Federal Mahkeme, Anayasa göre şüphelinin susma hakkı bulunduğunu ve bir hakkı kötüye kullanmadıkça, sırf sorulara yanıt vermediği gerekçesiyle soruşturmayı engellemekten sorumlu görülemeyeceğini belirtmiştir (İsviçre Federal Mahkemesi Kararları, c. 106 (1980), bölüm I a), s. 8, ve c. 109 (1983), bölüm I a), s. 169).
Zürih Kantonunda cezaevinde bulunan kimselerin haberleşmesinin izlenmesi, İsviçre Ceza Kanununu yasalaştıran 6 Temmuz 1941 tarihli yasanın 73. maddesine göre çıkarılan 19 Nisan 1972 tarihli Cezaevleri Tüzüğünün 53. maddesinde düzenlenmiştir.
Tüzüğün 53(3). fıkrası şöyledir:
"Yakın akraba olanlar hariç, diğer mahpuslarla (prisoner / tutuklu veya hükümlü) ve eski mahpuslarla haberleşmek yasaktır. Tutmanın amacını veya cezaevinin güvenliğini tehlikeye sokan mektuplar iletilmez; yürütülmekte olan bir cezai soruşturmayla (criminal proceedings) ilgili mektuplar, ancak savunma avukatıyla haberleşme kapsamında olmaları şartıyla iletilir. Mektubunun iletilmediği mahpusa bildirilir."
19. Federal Mahkeme 1973te, 1972 tarihli Zürih Cezaevi Tüzüğünün bazı hükümlerinin anayasaya uygunluğunu incelemiştir. Federal Mahkeme, haberleşme özgürlüğü üzerindeki kısıtlamalar konusunda, şöyle demiştir:
"Tüzüğün 53. maddesi özellikle, içeriği uygunsuz (improper) olan veya yürütülmekte olan bir cezai soruşturmayla ilgili olan mektupların iletilmeyeceğini belirtmektedir. Diğer mahpuslarla veya eski mahpuslarla haberleşmek de yasaklanmıştır. Öte yandan, denetim makamlarına veya bir savunma avukatına gönderilen mektuplar, her hangi bir kısıtlamaya tabi değildir.
Başvurucu, içeriği uygunsuz deyimiyle iletileri yasaklamanın, amacın çok ötesine geçtiğini ve haberleşmeyi izlemekle yetkili görevlilere çok geniş takdir yetkisi verdiğini iddia etmiştir. Başvurucuya göre bu yasak, sadece içeriği yasadışı (illicit) olan iletilere uygulanmalıdır. Bu ifade değişikliği önemli bir farklılık doğurmamaktadır; çünkü ikinci kavram da mevcut bağlamda çok belirsizdir. Başvurucu belirli türde içeriğe sahip mektupların gönderilmesinin yasaklanması gereğine karşı çıkmamaktadır; zaten izlemenin amacı da budur. O halde, kaçma planının hazırlanmasına veya yeni bir suçun işlenmesine yardım edebilecek veya cezai soruşturma üzerinde kabul edilemez bir etkiye sahip olabilecek (hile tehlikesi) haberleşmeleri yasaklama zorunluluğu açıktır. Esas itibarıyla dış dünya ile temasların sürdürülmesi arzu edilir olmakla birlikte, bu temaslar tutmanın amacını tehlikeye sokmamalıdır. Ayrıca denetim makamlarına, cezaevindeki düzeni tehlikeye sokabilecek mektupları göndermeme yetkisi de tanınmalıdır. Buna karşılık yetkili makamlar, tutmanın amacını veya cezaevinin düzenini tehlikeye sokmayan ve nicelik bakımından da izin verilebilir ölçüde bulunan mektupları iletmeyi reddedemezler (md. 52). Bu durumda, denetim makamının bu tür mektupların içeriğini onaylayıp onaylamadığı pek fark etmez (krş. Almanyadaki hukuki durum, Federal Anayasa Mahkemesinin 14 Mart 1972 tarihli kararı, c. 33, no. 1). Kesin bir çizginin çekilebileceği genel bir beyanda bulunmak mümkün değildir; çünkü bu, her olayın özel şartlarına göre değişir. Buna göre tartışma konusu tüzükte yer alan genel prensiplerin, en azından denetim makamlarına ve savunma avukatına gönderilen mektupların belirli bir derecede kontrole tabi olmadığı gözden uzak tutulmadıkça, anayasaya aykırı olduğu söylenemez." (İsviçre Federal Mahkemesi Kararları, c. 99, bölüm I a), s. 288-289)
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
20. Başvurucular 10 Ocak 1985 tarihinde Komisyona başvuruda bulunmuşlardır. Başvurucular, Pfaffikon savcısının, bay Schönenberger tarafından bay Durmaza gönderilen mektubu iletmemesinin, haberleşmeye saygı haklarını (Sözleşme md. 8) ve ifade özgürlüklerini (Sözleşme md. 10) ihlal ettiğini iddia etmişlerdir.
21. Komisyon başvuruyu 4 Mart 1986 tarihinde kabuledilebilir bulmuştur. Komisyon 12 Aralık 1986 tarihli raporunda, oybirliğiyle, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edildiği ve 10. madde bakımından ayrı bir sorun bulunmadığı görüşünü açıklamıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. Sözleşmenin 8. maddesinin ihlali iddiası
23. Başvurucular, yetkili İsviçre makamlarının bay Schönenbergerin bay Durmaza yazdığı mektubun içreğini değerlendirmiş olmalarından değil, fakat mektubu gönderilen kişiye iletmemiş olmalarından şikayetçi olmuşlardır. Başvuruculara göre bu tedbir, Sözleşmenin 8. maddesine aykırıdır. Bu madde şöyledir:
"1. Herkes
haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda gerekli bulunan müdahalelerin dışında, kamu makamları tarafından hiç bir müdahale yapılamaz."
Hükümet bu iddiayı reddederken, Komisyon katılmıştır.
24. Mahkeme önüne çıkan taraflar, Sözleşmenin 8(1). fıkrasında güvence altına alınmış olan haberleşmeye saygı hakkının kullanılmasına kamu makamları tarafından bir "müdahale" bulunduğunu konusunda hemfikirdirler. Ayrıca taraflar, tartışma konusu müdahalenin "hukuka uygun" olduğu konusunda da bir itirazda bulunmamışlardır. Buradaki sorun, müdahalenin Sözleşmenin 8(2). fıkrasındaki diğer iki koşulu, yani bu fıkrada gösterilen meşru amaçlardan birini izleme ve "demokratik toplumda gerekli olma" koşullarını yerine getirmiş olup olmadığı konusundadır.
25. Başvurucular birinci koşulla ilgili kuşkularını dile getirmişlerdir; fakat Mahkeme, mektubun Pfaffikon savcısı tarafından iletilmemesinin, "suçun veya düzensizliğin önlenmesi" amacına sahip olduğuna dair Komisyonun ve Hükümetin görüşünü paylaşmaktadır. Mahkemenin içtihatlarına göre, bu gayenin izlenmesi, "bir hükümlüye, serbest bir kişiden daha geniş müdahale tedbirleri uygulanmasını haklı kılabilir" (bk. 21.02.1975 tarihli Golder kararı, parag. 45). Aynı gerekçe, bay Durmaz gibi tutuklu bulunan ve aleyhinde ceza davası açmak için araştırmalar yapılan bir kimseye de uygulanır; çünkü böyle bir olayda genellikle hile (collusion) riski bulunur.
26. İkinci koşulun ise, Komisyon ve başvurucu, bu olayda bulunmadığını düşünmüşlerdir; Hükümet olayda bu koşulun da bulunduğunu iddia etmiştir.
27. Mahkeme, bir müdahalenin demokratik toplumda gerekli olabilmesi için, toplumsal bir ihtiyaç baskısına dayanması ve ayrıca izlenen amaçla orantılı olması gerektiğini belirtir (bk. en yakın tarihli karar olarak, 24.03.1988 tarihli Olsson kararı, parag. 67).
28. Hükümet, iddia konusu mektubun iletilmemesinin gerekli olduğuna dair savunmasını desteklemek için, ilk olarak söz konusu mektubun içeriğine dayanmıştır. Hükümete göre bu mektup, bay Durmaz hakkında yürütülmekte olan cezai soruşturmayla ilgili olup, soruşturmanın gereği gibi yürütülmesini tehlikeye sokacak nitelikte bir tavsiyede bulunmaktadır.
Mahkeme bu savunmayla ikna olmamıştır. Bay Schönenberger, ikinci başvurucuya, "bir beyanda bulunmama" hakkını kullanmasının kendisinin "avantajına" olacağını söylemek suretiyle, beyanda bulunmama hakkı bulunduğu konusunda kendisini bilgilendirmek istemiştir (bk. yukarıda parag. 9). Bu yolla, bay Durmazın, hukuka uygun bir taktik olan susma taktiğini benimsemesini tavsiye etmiştir; bu taktik hukuka uygundur, çünkü İsviçre Federal Mahkemesi içtihatlarına göre, ki benzeri diğer Sözleşmeci Devletlerde de vardır, sanık susabilir (bk. yukarıda parag. 17). Bay Schönenberger, bay Durmaz ile görüşmeyi beklerken, kendisine bu hakkının bulunduğunu ve bu hakkını kullanmasının muhtemel sonuçlarını söylemeyi de görevi olarak görebilir. Mahkemeye göre, bu şekilde verilen bir tavsiye, mektubu gönderen ile alıcısı arasında bir hile tehlikesi yaratabilecek durumda olmayıp, soruşturmanın normal bir şekilde yapılmasına karşı bir tehdit de oluşturmamaktadır.
29. Hükümet, her şeyden öte, mektubun bay Durmaz tarafından atanmış bir avukat tarafından gönderilmemiş olduğunu vurgulamıştır.
Schönenbergerin bayan Durmazın talimatı üzerine harekete geçmiş olmasını ve dahası Pfaffikon savcısına 24 Şubat 1984te telefonla açıklamada bulunmuş olmasını (bk. yukarıda parag. 9) göz önünde tutan Mahkeme, bay Schönenbergerin bay Durmaz tarafından atanmış bir avukat olmamasını pek önemli görmemektedir. Bu tür temaslar, ikinci başvurucunun kendi seçtiği bir savunma avukatının yardımından yararlanabilmesini ve böylece Sözleşmenin başka bir temel hükmü olan 6. maddesinde yer alan bir hakkı kullanabilmesini sağlamak için atılan ilk adımlardır (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte yukarıda geçen Golder kararı, parag. 45). Olayın özel şartları içinde, bay Schönenbergerin resmen atanmış olmamasının pek bir önemi yoktur.
30. Sonuçta, tartışma konusu müdahale, "demokratik bir toplumda" haklı görülemez; bu nedenle Sözleşmenin 8. maddesi ihlal edilmiştir.
II. Sözleşmenin 10. maddesinin ihlali iddiası
31. Başvurucular Komisyon önünde, Sözleşmenin 10. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün de ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
Komisyon raporunda, bu konuda ayrı sorun doğmadığını belirtmiştir. Mahkeme, kendi içtihatlarına uygun olan bu görüşe katılmaktadır (bk. 25.03.1983 tarihli Silver ve Diğerleri kararı, parag. 107). Ne ilgili kişiler ve ne de Hükümet, bu görüşe karşı bir görüş ileri sürmemişlerdir.
III. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
32. Başvurucular adil karşılık olarak, maddi ve manevi tazminat ile ücretler ve masrafları istemişlerdir. Başvurucular Sözleşmenin 50. maddesine dayanmışlardır:
"Mahkeme bir Sözleşmeci Tarafın resmi makamları veya diğer makamlar tarafından verilen bir kararın veya yapılan bir tasarrufun tamamen veya kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğunu tespit ederse ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuku verilen kararın veya yapılan tasarrufun sonuçlarını ancak kısmen onarmaya imkan veriyorsa, mahkeme gerekli gördüğü takdirde zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödemesine hükmedebilir."
A. Maddi zararlar
33. Bay Schönenberger, bay Durmaz kendisine vekalet vermiş olsaydı, alacağı ücreti kaybetmiş olmaktan doğan zararının (lucrum cessans) karşılanmasını istemiştir. Başvurucu kaybettiği ücretin, Zürih yetkili makamlarının bay Garbadeye ödenmiş oldukları 2,735 İsviçre Frangı kadar olduğunu belirtmiştir (bk. yukarıda parag. 10). Bay Durmaz ise, 22 Şubat 1988de Strasbourgtaki duruşmaya gelmesi nedeniyle, 450 İsviçre Frangı kazanç kaybı olduğunu belirtmiştir (bk. yukarıda parag. 6).
34. Mahkeme, birinci başvurucunun talebiyle ilgili olarak, Hükümetin de katıldığı Komisyon temsilcisinin görüşünü paylaşmaktadır. Buna göre, bay Durmaz söz konusu mektubu almış olsaydı bile, bay Schönenbergere savunması yapması için vekalet vereceğini kanıtlayan bir şey yoktur. Ayrıca, bay Garbadenin ikinci başvurucuya 9 Mart 1984 tarihinden sonra hukuki yardımda bulunmaya devam ettiği (bk. yukarıda parag. 12), ilgili üç kişinin de bilgisi dahilindedir.
Bay Durmazın talebiyle ilgili olarak Mahkeme, bunu Strasbourga seyahat için katlanılan masrafların geri ödenmesi talebi şeklinde yorumlamaktadır. Mahkeme bunu aşağıda ele alacaktır (bk. aşağıda parag. 37 ve 38).
B. Manevi zararlar
35. Başvurucular ayrıca, manevi kayıpları için de tazminat istemişlerdir. Bay Schönenberger bunun miktarını 1,500 İsviçre Frangı olarak belirtmiş ve itibarının ve mesleki durumunun uğradığı zararlarla haklı göstermeye çalışmıştır. Bay Durmaz ise bunun miktarının tespitini, Mahkemenin takdirine bırakmıştır.
36. Söz konusu mektubun iletilmemesi, başvurucuları engellemiş (obstruct) bulunabilir ve kendilerinde boşuna uğraşmış olma (frustration) hissi uyandırmış olabilir; fakat bu, tazminata hükmedilmesini gerektirecek kadar olmamış olmalıdır; Sözleşmenin 8. maddesinin ihlalinin tespit edilmiş olması, bu konuda adil bir karşılık oluşturur (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 24.10.1983 tarihli Silver ve Diğerleri kararı, parag. 10).
C. Ücretler ve masraflar
37. Bay Schönenberger ücretler ve masraflar bakımından, İsviçredeki yargılama ile daha sonra Sözleşme organları önünde Mahkemeye sunduğu dilekçeye kadar olan süreç için, ayrıntılı bir listesini de verdiği 3,820 İsviçre Frangı talep etmiş; 22 Şubat 1988 tarihli duruşma için saat ücreti olarak 150 İsviçre Frangı istemiş ancak kendisinin veya yardımcısının çalıştığı saati belirtmemiştir.
Bay Durmaz ise, Mahkeme önündeki yargılamayla ilgili olarak, avukatının ücreti için saati 150 İsviçre Frangı olmak üzere 23 saat olarak hesapladığı 3,450 İsviçre Frangı ile ayrıca Şubat 1988de Strasbourgdaki duruşmada bulunması (bk. yukarıda parag. 34) nedeniyle 450 İsviçre Frangı istemiştir. Bu noktada Mahkeme, kendi İçtüzüğünün 30 ve 33(3). fıkrasına göre, bireysel başvurucuların bazı koşullarda yargılamaya katılabileceklerini ve bu olayda da bunun gerçekleştiğini hatırlatır. Dahası, kendilerinin mahkeme salonunda bulunmaları, hiç kuşkusuz Mahkemeye, kendilerini etkileyen hususlar hakkında görüşlerini alabilme imkanı sağlamaktadır (bk. en yakın tarihli örnek olarak, 08.07.1986 tarihli Lingens kararı, parag. 54).
38. Mahkeme, elindeki yetersiz bilgilere, önüne çıkan tarafların gözlemlerine ve bu konudaki kendi içtihatlarına (bk. en yakın tarihli örnek olarak, 29.04.1988 tarihli Belilos kararı, parag. 79) dayanarak, hakkaniyet esasına uygun bir belirlemeyle, birinci başvurucuya İsviçredeki yargılama giderleri ile daha sonra Strasbourgta Ekim 1987de dilekçe verinceye kadar dönem için 3,820 İsviçre Frangı ve 22 Şubat 1988 tarihli duruşma için 2,500 İsviçre Frangı; ikinci başvurucuya bay Garbadenin Mahkeme önündeki hizmetleri için 2,500 İsviçre Frangı ve ikinci başvurucunun seyahat ve iaşe masrafları için 250 İsviçre Frangı ödenmesine karar vermiştir.
Bu Gerekçelerler Mahkeme Oybirliğiyle,
1. Sözleşmenin 8. maddesinin ihlaline;
2. Sözleşmenin 10. maddesi bakımından ayrı bir sorun bulunmadığına;
3. Davalı Devletin bay Schönenbergere 6,320, bay Durmaza 2,750 İsviçre Frangı ödemesine
Karar Vermiştir.
SONKARARIN YERİNE GETİRİLMESİ
BAKANLAR KOMİTESİ: DH (89) 12; 27.04.1989
Hükümetin verdiği bilgiye göre: Federal Adalet ve Güvenlik Bakanlığı 20 Haziran 1988 tarihli yazıyla, Mahkeme'nin kararını resmen Zürich Kantonu Adalet Müdürlüğünün dikkatine sunmuştur.
Bunun yanında kararın daha geniş bir çevreye yayılması için Adalet Bakanlığı Federal Bürosu, Mahkeme kararının İçtihatlar Dergisinde yayınlanmasına karar vermiştir. Bu yayın İsviçre'deki hukuk çevrelerini karardaki prensiplere daha fazla aşina kılacaktır. İsviçre Federal Mahkemesi'nin 2 Kasım 1988 tarihli yayınlanmamış bir kararında, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'nin Schönenberger ve Durmaz kararına atıfta bulunduğu da kaydedilmelidir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy