(AİHS m. 10)
Karar Tarihi: 22.02.1989
Başvuru no: 11508/85
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
7. Başvurucu Bjorn Barfod, 1919 doğumlu bir Danimarka vatandaşıdır. Başvurucunun mesleği değerli taş işçiliği olup, Greenlanddaki Narssaqda oturmaktadır.
8. Greenland Yerel Hükümetinin 1979 yılında, Greenlanddaki Amerikan tesislerinde çalışan Danimarka vatandaşlarına vergi koymaya karar vermesi üzerine, aralarında Barfodun bulunmadığı birkaç kişi bu karara karşı Greenland Yüksek Mahkemesine başvurmuşlardır. Bu kişiler, söz konusu kararın hukuka aykırı olduğunu, çünkü başka şeylerin yanında, Greenlanddaki yerel seçimlerde oy kullanma hakları bulunmadığını ve Greenland makamlarının her hangi bir hizmetinden yararlanmadıklarını iddia etmişlerdir. Bu dava, biri meslekten yargıç (professional judge) ve ikisi meslekten olmayan yargıç (lay judges) oluşan mahkeme tarafından görülmüştür. Meslekten olmayan yargıçların ikisi de Yerel Hükümet memurlarıdırlar. Bu mahkeme, 28 Ocak 1981 tarihinde verdiği bu şikayete konu olmayan kararda, oybirliğiyle Yerel Hükümetin lehine karar vermiştir. Bu karar daha sonra, 8 Eylül 1983te, Doğu Danimarka Yüksek Mahkemesi tarafından ("1981 vergi davası") onanmıştır.
9. Başvurucu, Greenland Yüksek Mahkemesinin kararını öğrendikten sonra, bu karar hakkında bir makale yazmış ve bu makale Ağustos 1982de "Gronland Dansk" adlı bir dergide yayınlanmıştır.
Başvurucu makalesinde, meslekten olmayan iki yargıcın, Anayasanın 62. maddesine göre (bk. aşağıda parag. 62) yargıçlık yapamayacaklarını (disqualified) ifade etmiştir. Başvurucu ayrıca bu yargıçların, işverenlerine karşı açılmış bir davada tarafsız hareket etme kabiliyetlerinin ve güçlerinin bulunup bulunmadığını da tartışmıştır. Makalede şu pasaj yer almaktadır:
"Yerel Hükümet üyelerinden bir çoğu, biri müze müdürü ve diğeri kentsel konut işlerinde danışman olan ve Yerel Hükümet tarafından doğrudan istihdam edilen bu iki meslekten olmayan yargıcın işlerini yapmalarını izlemek için zaman ayırmışlar, onlar da işlerini yapmışlardır. Karar, bire karşı iki oyla (krş. aşağıda parag. 13) Yerel Hükümetin lehine çıkmıştır; böyle yargıçların bulunduğu bir heyette, kimin nasıl oy kullandığını tahmin etmek zor değildir."
10. Greenland Yüksek Mahkemesindeki meslekten yargıç, meslekten olmayan iki yargıç hakkındaki bu sözlerin, halkın gözünde kendilerinin itibarını zedeleyecek ve böylece hukuk sistemine güveni olan güveni zayıflatacak nitelikte olduğunu düşünmüştür. Bu yargıç, Greenland adliyesinin başkanı olarak, cezai bir soruşturma açması için Greenland Emniyet Müdürlüğüne başvurmuştur. Daha sonra başvurucu hakkında, Greenland Ceza Kanununun 71(1). fıkrasındaki iftira (defamation) suçunu (bk. aşağıda parag. 17) işlemekten, Narssaq Bölge Mahkemesinde dava açılmıştır.
11. Yetkili mahkeme sorunu (question of venue) çözüldükten sonra, dava 9 Aralık 1983te, Narssaq Bölge Mahkemesinde görülmüştür. Başvurucu, söz konusu makaleyi kendisinin yazdığını teyid etmiş, fakat Danimarka Anayasasının 62. maddesinin (bk. aşağıda parag. 15), meslekten olmayan yargıçların bir vergi davasında yer almalarını engellendiğini ve kendisi aleyhinde açılan iftira davasının, Danimarka Anayasasının 77. maddesinde (bk. aşağıda parag. 16) güvence altına alınmış olan ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini iddia etmiştir. Bölge Mahkemesi aynı gün verdiği kararda şöyle demiştir:
"Mahkememiz bu davada, Greenland Yüksek Mahkemesi tarafından verilmiş olan 28 Ocak 1981 tarihli kararın geçerliliğini inceleyecek değildir. Mahkememizin önündeki tek sorun, sanığın makalesiyle, o davada yer alan iki yargıcı tahkir (insult) edip etmediğidir.
Mahkememiz, sanığın söz konusu makalenin bir paragrafında, bu iki yargıcın şereflerinin zedelendiğinden haklı olarak kaygı duymalarına yol açan kelimeler kullandığı sonucuna varmıştır.
Sanık tarafından ileri sürülen Anayasanın 77. maddesindeki ifade özgürlüğünün ihlal edilmediği sonucuna varılmıştır; çünkü sanık, hiçbir sansüre uğramadan görüşlerini söyleme imkanına sahip olmakla birlikte, yine de mahkemeler tarafından sorumlu görülebilir.
Buna göre Mahkememiz, sanığı Greenland Ceza Kanununun 71(1). fıkrasına aykırı davranmaktan suçlu bulmuştur; çünkü Mahkememiz, sanığın yine aynı Kanunun 71(2). fıkrasına göre, söz konusu makaledeki kelimeleri haklı olarak kullandığını kanıtlayamadığı sonucuna varmıştır."
Bölge Mahkemesi başvurucuyu 2,000 Danimarka Kronu para cezasına mahkum etmiştir.
12. Başvurucu bu karara karşı Doğu Danimarka Mahkemesine başvurmuş, fakat bu davada uygun üst yargı yeri Greenland Yüksek Mahkemesi olduğu kabul edilerek, dosya Greenland Mahkemesine gönderilmiştir. Greenland Mahkemesinde dava görülürken, meslekten yargıç bu davanın açılması sürecini başlattığı için davadan çekilmiş (disqualified) ve yerine vekillerinden biri geçmiştir (bk. yukarıda parag. 10 ve aşağıda 18).
13. Yüksek Mahkeme, Bölge Mahkemesinin kararını onaylayan 3 Temmuz 1984 tarihli kararında, başvurucunun 1981deki vergi davasında verilen karardaki oyları yanlış anladığını, o kararın sadece gerekçesi bakımından muhalefet bulunduğunu, fakat sonuç bakımından her üç yargıcın da Yerel Hükümet lehine karar verdiklerini (bk. yukarıda parag. 8) vurgulamıştır. Yüksek Mahkeme başvurucu aleyhindeki suçlama ile ilgili olarak ise, başka şeylerin yanında, şöyle demiştir:
"Bölge Mahkemesi gibi Yüksek Mahkeme de, Greenlanddaki iki meslekten olmayan yargıcın işlerini yaptıkları, yani işverenleri olan Yerel Hükümetin lehine karar verme işini yerine getirdikleri anlamında makaledeki bazı sözlerin, kendilerini halkın gözünde küçük düşürecek nitelikte ağır bir suçlama oluşturduğu konusunda iddia makamının görüşüne katılmaktadır. Bu suçlamaya ilişkin kanıt gösterilememiştir, gösterilemezdi de; çünkü bu yargıçlar Yerel Hükümet tarafından istihdam edilmiş olmasalardı, yine aynı sonuca ulaşabilecekleri ihtimali gözden uzak tutulamaz. Bu nedenle sanığın, Ceza Kanununun 71(1). fıkrasını ihlal ettiği kabul edilmelidir.
Son olarak Yüksek Mahkeme, iki meslekten olmayan yargıcın ehliyetleri sorunuyla ilgili olarak sanığın söylediklerine katılmaktadır. Sanık, bu iki yargıcın davalı tarafça önemli görevlerde istihdam edildikleri için davaya bakamayacaklarını düşünerek bu davadan çekilmeleri gerektiğini söylemiştir; sanık bu noktaya dikkat çekmekte haklıdır.
Bir yandan suçlamanın ağırlığı ve sanığın mevcut ekonomik durumuyla ilgili eldeki bilgi, ki verilen para cezasının önemli ölçüde artırılmasına sebep olmaktadır, öte yandan ehliyetle ilgili makul kurallara uymamaya dikkat çekilmiş olması göz önünde tutulduğunda, Mahkeme, sanığa verilen para cezasının onanması gerektiği sonucuna varmaktadır."
14. Başvurucu daha sonra, Temyiz Mahkemesine başvurmak için Adalet Bakanlığından izin istemiş, fakat başvurucunun talebi 14 Mart 1985te reddedilmiştir.
II. Konuyla ilgili iç hukuk ve uygulama
A. Danimarka Anayasası
15. Danimarka Anayasasının 62. maddesine göre yargı, yürütmeden ayrıdır; bu konudaki hükümler kanunla düzenlenir.
16. İfade özgürlüğü, Anayasanın 77. maddesinde düzenlenmiş olup, bu madde şöyle demektedir:
"Herkes, hakkında açılabilecek bir dava nedeniyle sorumlu tutulma hali saklı kalmak kaydıyla, görüşlerini sözlü, yazılı veya basılı olarak açıklama hakkına sahiptir. Sansür veya başka önleyici tedbirler konamaz."
B. Greenland Ceza Kanunu
17. İftira suçu, Greenland Ceza Kanununun 71. maddesinde tanımlanmıştır. Bu madde şöyledir:
"(1) Tahkir edici söz veya davranışlarla bir başkasını küçük düşüren veya diğerleri arasında kendisinin itibarını zedeleyici suçlamada bulunan veya yayan veya başka bir şekilde diğer kişilerle olan ilişkisine zarar veren bir kimse, iftira suçundan mahkum olur.
(2) Ancak failin, bu beyanı bir yükümlülüğü nedeniyle veya açık bir kamu yararı veya bizzat kendisinin menfaati nedeniyle, iyi niyetle veya doğruluğu kanıtlanan bir suçlamada bulunması halinde, mahkumiyet kararı verilmez.
(3) Delille desteklenen bir suçlamada bulunan bir kimse, suçlama tarzı gereksiz yere tahkir edici ise veya failin suçlamada bulunması için makul bir sebep yoksa, yine mahkum olur.
(4) İftira niteliğindeki bir suçlamanın haksız olması halinde, tahkir edilen taraf bu yönde bir beyanın kararın hüküm fıkrasında yer almasını isteyebilir."
C. Greenlandda yargı organı
18. Greenlandaki yargı, burada eskiden beri devam eden gelenekler, ülkenin çok büyük olması ve yerleşim yerlerinin pek seyrek olması gibi, mevcut özel koşullarının etkisi altında şekillenmiştir. Yargı sistemi iki derecelidir; ilk derece mahkemesi olan Bölge Mahkemeleri (District Court) ile üst mahkeme olan, fakat belirli davalarda ilk derece mahkemesi olarak da görev yapan Yüksek Mahkemeden (High Court) meydana gelmektedir. Yüksek Mahkemenin üst başvuru üzerine veya ilk derece mahkemesi olarak karar vermesine bağlı olarak, bu mahkemenin kararlarına karşı Adalet Bakanlığının izin vermesi üzerine Temyiz Mahkemesine (Supreme Court) veya Doğu Danimarka Yüksek Mahkemesine başvurulabilir.
Yüksek Mahkemeye, Yüksek Mahkeme Yargıcı veya vekillerinden biri başkanlık eder; bu yargıçların hepsi hukuk öğrenimi görmüş kişilerdir. Yüksek Mahkemede ayrıca iki tane meslekten olmayan yargıç bulunur; bunlar, Yüksek Mahkeme Yargıcının önerisi üzerine Greenland Parlamentosu tarafından dört yıllığına atanırlar. Bölge Mahkemeleri, dört yıllığına atanan üç meslekten olmayan yargıçtan meydana gelmektedir; bunların başkanı Yüksek Mahkeme Yargıcı tarafından atanır; diğer iki meslekten olmayan yargıç, Yüksek Mahkeme Yargıcının önerisi üzerine yerel makamlar tarafından atanır.
Meslekten olmayan yargıçlar bu görevlerini, asıl işlerinin yanında, kamusal görev (civic obligation) olarak icra ederler. Yerel seçimlerde oy verme hakkı bulunan herkes, meslekten olmayan bir yargıç olarak atanabilir. Meslekten olmayan bir yargıç, ancak bu görev kendisine çok ağır gelecekse, Yüksek Mahkeme Yargıcı tarafından görevinden affedilebilir.
19. Bir yargıcın tarafsız olması ve sadece hukuka ve sunulan delillere göre karar vermesi, Danimarka yargısında olduğu gibi Greenland yargısında da temel bir prensiptir. Bu prensip, yargısal gücü kullanan herkes için, yani hem meslekten yargıçlar ve hem de meslekten olmayan yargıçlar için geçerlidir.
20. Yargıçların davaya bakamamaları ile ilgili hükümler, Greenland Usul Kanununda bulunmaktadır. Ancak Kanundaki hükümlerde genel ifadeler yer almakta ve yargıçlar ile taraflar arasındaki işçi - işveren ilişkisinden, davaya bakamamanın bir sebebi olarak açıkça söz edilmemektedir.
21. Bir yargıcın, hukuktan veya gösterilen delillerden başka düşüncelerin, örneğin işverene olan bağlılığın etkisi altında karar vermesi, açıkça görevin ihlalini (breach of duty) oluşturur; buna, Greenland Adliye Teşkilatı Kanunundaki disiplin cezası veya Greenland Ceza Kanunundaki kamu görevini kötüye kullanma (abuse of public authority) cezası verilir.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
22. Bay Barfod, İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna yaptığı 22 Mart 1985 tarihli başvuruda, kendisi aleyhindeki iftira davasında söz konusu yargıçlardan hiç birinin tanık olarak dinlenmemiş olması nedeniyle Sözleşmenin 6(3). fıkrasının, iftira suçundan mahkum edilmiş olması nedeniyle Sözleşmenin 10. maddesinin ve Temyiz mahkemesine izin talebinin Adalet Bakanlığı tarafından reddedilmiş olması nedeniyle Sözleşmenin 13. maddesinin ihlalinden şikayetçi olmuştur. Başvurucu ayrıca Sözleşmenin 17. maddesini ileri sürmüştür.
23. Komisyon 17 Temmuz 1986da, Sözleşmenin 10. maddesindeki "ifade özgürlüğüne haksız bir müdahale bulunduğu yönündeki şikayeti" kabuledilebilir bulmuş; geriye kalan şikayetleri kabuledilemez bulmuştur. Komisyon 16 Temmuz 1987 tarihli raporunda, bire karşı on dört oyla, Sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
24. Başvurucu, iftira suçundan Greenland Yüksek Mahkemesi tarafından mahkum edilmesinin, Sözleşmenin 10. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Bu madde şöyledir:
"1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ulusal sınırlarla kısıtlanmaksızın, bir görüşe sahip olma, haber ve düşünceleri elde etme ve bunları ulaştırma özgürlüğünü de içerir. Bu madde Devletin radyo yayıncılığını, televizyon ve sinema işletmeciliğini izne bağlamasına engel değildir.
2. Bu özgürlükleri kullanırken ödev ve sorumluluk içinde hareket edilmesi gerektiğinden, ulusal güvenlik, ülke bütünlüğü veya kamu güvenliği, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının şeref ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi, yargı organının otorite ve tarafsızlığının korunması amacıyla, demokratik bir toplumda gerekli bulunan ve hukukun öngördüğü formalitelere, şartlara, yasaklara ve yaptırımlara tabi tutulabilir."
Hükümet bu iddiayı reddetmiş, Komisyon ise kabul etmiştir.
25. Tartışma konusu olduğu kadarıyla başvurucunun mahkumiyeti, kendisinin Sözleşmenin 10. maddesinde yer alan ifade özgürlüğüne bir kamu makamı tarafından açıkça bir müdahale oluşturmuştur. Bu tür müdahaleler, bu maddenin ikinci fıkrasında gösterilen şartları yerine getirmiş olmaları halinde, Sözleşmeye aykırı düşmezler.
26. Başvurucu, bu müdahalenin "hukuken öngörülmüş olduğuna" veya müdahalenin amacının Hükümet tarafından ileri sürülen amaçlara, yani başkalarının şerefini koruma amacına girdiğine itiraz etmemiştir. Komisyon gibi Mahkemenin de, müdahalenin bu yönlerden Sözleşmenin 10(2). fıkrasındaki şartları taşıdığından kuşku duyması için bir sebep yoktur.
27. Mahkeme önünde tartışılan tek sorun, müdahalenin, yukarıda sözü edilen amacı gerçekleştirmek için "demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığıdır.
28. Mahkeme sürekli olarak, Sözleşmeci Devletlerin, böyle bir gerekliliğin varlığını ve boyutunu değerlendirirken belirli bir takdir alanına sahip olduklarını, fakat bu alanın Avrupa denetimine tabi olduğunu ve hem mevzuatı ve hem de bu mevzuatı uygulayan bağımsız bir mahkeme tarafından verilmiş kararları da kapsadığını vurgulamıştır.
O halde Mahkeme, bir "kısıtlama" veya "ceza"nın, ifade özgürlüğüyle bağdaşabilir olup olmadığı konusunda nihai kararı vermekle yetkilidir. Mahkeme bu konuda karar verirken, şikayet konusu 3 Temmuz 1984 tarihli kararı, başvurucunun yazısındaki beyanları ve bunların yazılma bağlamı dahil, bir bütün olarak olayın ışığında ele almak zorundadır. Mahkeme ayrıca, demokratik bir toplumda ifade özgürlüğünün önemine gerekli dikkati göstererek, söz konusu müdahalenin "izlenen meşru amaçla orantılı" olup olmadığını karar bağlamak durumundadır (bk. 24.05.1988 tarihli Müller ve Diğerleri kararı, parag. 32-33).
29. Mevcut olayda orantılılık, kamuyu ilgilendiren konularda açık tartışmanın değeri ile Sözleşmenin 10(2). fıkrasında belirtilen amaçları izlemenin tartılması gerektiğini ima eder (bk. ayrıntılarda farklılıklarla birlikte, 08.07.1986 tarihli Lingens kararı, parag. 42). Mahkeme, bu menfaatler arasında adil bir denge kurarken, başvurucu ve Komisyonun da haklı olarak işaret ettiği gibi, kamuyu ilgilendiren meselelerde, cezai veya diğer yaptırım korkusuyla insanları görüşlerini dile getirmekten caydırmamanın büyük bir öneme sahip olduğunu göz ardı edemez.
30. Başvurucunun yazısında iki unsur bulunmaktadır; ilk olarak, 1981deki vergi davasında Yüksek Mahkemenin kompozisyonuna yönelik bir eleştiri; ikinci olarak, iki meslekten olmayan yargıcın "işlerini yaptıkları" şeklindeki beyanı olup, bu sözler bu bağlamda ancak, bu yargıçların bağımsız ve tarafsız yargıçlar olarak değil, ama Yerel Hükümetin memurları olarak oylarını kullandıkları anlamına gelecek sözlerdir (bk. yukarıda parag. 9).
31. Başvurucunun ifade özgürlüğüne müdahaleye, sadece bu ikinci unsur yol açmıştır. Ne var ki Komisyona göre bu beyan, yargı organı dahil, kamu idaresinin işleyişiyle ilgili kamusal yarara giren konularla ilgili bir beyandır. Komisyona göre bu konulardaki gereklilik testi, çok daha katı olmak zorundadır; bu nedenle, söz konusu yazı, iki meslekten olmayan yargıca bir saldırı olarak yorumlansa bile, yargı organının işleyişi hakkında aleni tartışmadaki genel menfaat, bu iki meslekten olmayan yargıcın başvurucunun yazısında ifade ettiği türden eleştirilere karşı korunma şeklindeki menfaatlerine göre çok daha ağır basmaktadır.
Başvurucu, Komisyonun bu görüşünü desteklemiştir. Başvurucu ayrıca sarf ettiği sözlerin, Yüksek Mahkeme Yargıcının davaya bakmaması gereken meslekten olmayan yargıcı önerdiği zaman yaptığı usul hatasına dikkat çektiği için, açıkça kamuyu ilgilendiren bir konuyla ilgili olduğunu savunmuştur.
Hükümet, Komisyonun başvurucunun tartışma konusu beyanlarını Yüksek Mahkemenin kompozisyonuna yönelik basit bir eleştiri olarak görmekle, bu beyanları önemsizleştirdiğini savunmuştur. Hükümete göre aslında bu sözler, Greenland Ceza Kanununun 28. maddesini (bk. yukarıda parag. 21) ihlal edecek nitelikte, kamu görevini kötüye kullanma şeklinde bir suçlamadır. Hükümet ayrıca, Komisyonun gereklilik testine ilişkin yorumuna da katılmamış, ulusal makamların takdir alanını önemle vurgulamıştır. Hükümete göre başvurucunun suçlamaları, kanıtlarla desteklenmeyen bir iftira niteliğinde olup, aslında yanlıştır da; dahası, meslekten olmayan yargıçların 1981 yılındaki vergi davasına bakıp bakamayacakları bir yana, kendileri hakkındaki suçlamalar, demokratik bir toplumda korunmaya değer nitelikte kamuoyu görüşü meydana getirilmesine katkı oluşturmamıştır.
32. Greenland Yüksek Mahkemesi kararı, yargı yetkisini kendi usulüne göre kullanma sonucu yaptığı tespite dayanmaktadır. Bu karara göre, "
iki meslekten olmayan yargıcın işlerini yaptıkları, yani işverenleri olan Yerel Hükümetin lehine karar verme işini yerine getirdikleri anlamındaki makalede yer alan bazı sözler, kendilerini halkın gözünde küçük düşürecek nitelikte ağır bir suçlama"dır. Bu kararı ve başvurucunun mahkumiyetine yol açan diğer koşulları göz önünde tutan Avrupa Mahkemesi, başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin, 1981 tarihli vergi davasında Yüksek Mahkemenin kompozisyonunu alenen eleştirme hakkını kısıtlamayı amaçlamadığına kanaat getirmiştir. Aslında başvurucunun bu konudaki görüşlerini dile getirme hakkı, Yüksek Mahkemenin 3 Temmuz 1984 tarihli kararında açıkça tanınmıştır (bk. yukarıda parag. 13).
33. Ayrıca mahkumiyetin, başvurucunun bu hakkını etkili bir şekilde kısıtlama sonucu doğurduğu da kabul edilemez.
Meslekten olmayan iki yargıca şahsen saldırmadan da, Yüksek Mahkemenin kompozisyonunu sorgulamak pek ala mümkündü. Ayrıca, başvurucunun eleştirisinin iki unsurunun (bk. yukarıda parag. 30), meslekten olmayan iki yargıçla ilgili beyanını meşru kılacak kadar birbirleriyle bağlantılı olduğuna inanmakta haklı olduğunu gösteren bir delil de sunulmamıştır. Meslekten olmayan yargıçlara yöneltilen suçlamalarla ilgili kanıt bulunmadığına dair Yüksek Mahkemenin tespiti (bk. yukarıda parag. 13), itiraz edilmeden durmaktadır. O halde başvurucunun suçlamalarını sadece, meslekten olmayan iki yargıcın, 1981 tarihli vergi davasında davalı olan Yerel Hükümet tarafından istihdam edilmelerine dayandırdığı kabul edilmelidir. Bu durum, mahkemenin gereği gibi oluşup oluşmadığı konusunda farklı fikirlere yol açsa bile, tabi ki fiilen tarafgirliğin bir kanıtı sayılamaz; başvurucunun da bunun farkında olmadığı düşünülemez.
34. O halde, meslekten olmayan iki yargıcın itibarını koruma konusundaki Devletin menfaati, Yüksek Mahkemenin yapısal tarafsızlığı meselesi hakkındaki aleni tartışmaya serbestçe katılabilmesi şeklindeki menfaatiyle çelişmemektedir.
Yüksek Mahkeme yine de, verilen para cezasının miktarını değerlendirirken, şikayet konusu beyanın, bu mahkemenin 1981deki oluşumuna yönelik başvurucunun eleştirileri bağlamında yayınlandığını göz önünde tutmuştur (bk. yukarıda parag. 13).
35. Başvurucu, 1981 tarihli vergi davasının siyasal ardalanı dikkate alındığında meslekten olmayan yargıçlara karşı suçlamalarının daha geniş bir eleştiri sınırını haklı kılan siyasal tartışmanın bir bölümü olarak görülmesi gerektiğini iddia etmiştir.
Mahkeme bu argümanı kabul etmemektedir. Meslekten olmayan yargıçlar, yargısal bir görev yerine getirmişlerdir. Tartışma konusu ifade, 28 Ocak 1981 tarihli karar gerekçesinin bir eleştirisi olmayıp, Yüksek Mahkemenin 3 Temmuz 1984 tarihli kararında tespit ettiği gibi, meslekten olmayan yargıçları kamuoyu gözünde aşağılayacak şekilde, destekleyici deliller olmadan ileri sürülen, iftira niteliğinde bir suçlamadır. Bu düşünceler ışığında, vergi davasının içinde yer aldığı siyasal bağlam, orantılılık sorunuyla ilgili görülemez.
36. Yukarıda anlatılanları göz önünde tutan Mahkeme, mevcut davanın koşulları içinde, Sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmaktadır.
Bu Gerekçelerle Mahkeme,
Bire karşı altı oyla, Sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edilmediğine
Karar Vermiştir.
Yargıç Gölcüklünün karşı oy görüşü:
Çoğunluğu oluşturan meslektaşlarımın görüşünü derin saygı duymakla birlikte, Mahkemenin bu davada vardığı sonuca katılamadığım için üzgünüm. Benim görüşüm, şu düşüncelere dayanmaktadır:
1. Başvurucu, bu davaya yol açan yazısında, "kendilerinin işvereni" olan Yerel Hükümetin memurları bulunan meslekten olmayan iki yargıcın, tarafsızlığını sorgulamıştır. Başvurucu kendi görüşünü desteklemek için, Danimarka Anayasasının 62. maddesini zikretmiştir.
2. Bay Barford, Hükümetin davalı olduğu ilk davanın taraflardan biri veya davada doğrudan veya dolaylı yoldan menfaati bulunan biri olmadığından, meslekten olmayan yargıçlara bireysel olarak saldırma saikine (motiv) sahip değildir. Başvurucu onların tarafsızlığını, söz konusu davadaki fiili tutumlarını eleştirmek suretiyle değil, fakat Hükümet görevlileri olmaları, bir başka deyişle, bağımsız ve tarafsız olması gereken bir mahkemede hükümetin memurları olarak yer almaları nedeniyle sorgulamıştır.
3. Meslekten olmayan bu iki yargıç, dar anlamıyla politikacı olmamakla birlikte, bu davanın belirli bir yargı sistemine, yani, başvurucunun görüşüne göre halka güven vermeyen Greenland yargı organına ve yargının kompozisyonuna eleştiriler içerdiği ölçüde, siyasal bir renge sahip olduğunu düşünüyorum.
Benim görüşüme göre, Mahkemenin "politikacıların" politikacı olmayanlara göre daha fazla eleştiriye açık olmaları gerektiği söylediği Lingens davasından (bk. 08.07.1986 tarihli Lingens kararı, parag. 42) tam tersi bir argüman çıkarmak mümkün değildir. Tabi ki bununla Mahkeme, siyasal konulardaki aleni eleştirilerin, sadece politikacılara veya Devlet kurumlarına karşı yöneltilebileceğini ve dar anlamda politikacı olmadıkları halde kamusal işlerde yer alanların, serbest fikir ve demokratik tartışma ortamından hariç tutulduklarını söylemek istememiştir.
4. Mahkemenin Handyside kararında söylediği gibi demokrasi, ifade özgürlüğünün temel bir rol oynadığı açık bir yönetim sistemidir (bk. 07.12.1976 tarihli Handyside kararı, parag. 49 ve daha yakın tarihli 24.05.1988 tarihli Müller ve Diğerleri kararı, parag. 32). İnsan Hakları Avrupa Komisyonunun şu görüşüne tamamen katılıyorum: "
Vatandaşların kamu yetkilerinin kullanılması üzerinde kritik bir öneme sahip olan denetimlerini sürdürebilmeleri için, yargı organı dahil, kamu makamlarının faaliyetlerine ilişkin fikirlerini yayınlamalarına yapılacak müdahalelerin dar sınırlar içinde tutulması esastır" (rapor, parag. 64); ve "
söz konusu yazı, meslekten olmayan iki yargıcın haysiyet ve itibarlarına bir saldırı olarak yorumlanacak olsa bile, yargı organının işleyişi hakkında kamusal bir tartışmaya imkan vermedeki genel yarar, bu iki yargıcın, başvurucunun yazısında ifade edilen eleştirilere karşı korumalarındaki menfaate çok daha ağır basmaktadır" (aynı yer, parag. 71).
5. Bay Barfodun, biraz basit ve aşırı bir ifadeyle söylediği sözler ile:
- Greenland Temyiz Mahkemesinin (
) sözleri;
- Danimarka Anayasasının 62. maddesi ve Danimarka Hükümetinin (
) sözleri;
- bu Mahkeme kararlarında bir çok kez dediği gibi: Adalet sadece yerine getirilmemeli, yerine getirilmiş görülmeli de,
sözleri arasında pek bir fark görmemekteyim.
6. Son olarak, nihai amacı Avrupa standartları meydana getirmek olan Sözleşme ile Hükümet tarafından ileri sürülen özgün milli nitelikleri bağdaştırmanın güç olduğunu vurgulamak isterim.
7. Yukarıda belirtilen gerekçelerle, başvurucunun ifade özgürlüğünü kullanmasına yapılan müdahalenin "demokratik bir toplumda gerekli" görülemeyeceğini ve bu nedenle Sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edildiğini kabul ediyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy