(AİHS m. 5, 6, 50)
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
8. Bayan Hendrika Wilhelmina van der Leer, bir Hollanda vatandaşı olup, halen Laheyde ikamet etmektedir.
9. 28 Eylül 1983te Lahey Belediye Başkanı, Bayan van der Leerin yerel psikiyatri hastanesine yatırılmasına (confinement) karar vermiştir. Bayan van der Leer, daha önce de birkaç kez hastanede kalmıştır. Yatışın uzatılması talebinin Bölge Mahkemesi başkanı tarafından 3 Ekim 1983 tarihinde reddedilmesine rağmen, Bayan van der Leer gönüllü olarak hastanede kalmaya devam etmiştir.
18 Kasım 1983te Lahey Kanton Mahkemesi yargıcı, kocasının başvurusu üzerine Bayan van der Leerin aynı hastanede altı ay süreyle zorunlu olarak yatırılmasına karar vermiştir. Kocası bu konudaki başvurusunu, 16 Kasım 1983te Bayan van der Leeri muayene etmiş olan bir psikiyatrın verdiği raporla desteklemiştir. Psikiyatr bu rapordaki ilgili soruyu, Bayan van der Leerin bir yargıç tarafından dinlenmesinin faydasız veya tıbbi açıdan tavsiye edilmez olmadığı şeklinde yanıtlamıştır.
Kanton Mahkemesi yargıcı bir duruşma açmamış ve bu nedenle bir tutanak düzenlememiştir. Yargıç verdiği kararda, sağlık raporunun başvurucunun bir psikiyatri hastanesine yatırılmasının gerekliliğini yeterince gösterdiğini belirtmiştir. Matbu karar formunda önceden yazılmış ifadeye göre, duruşma yapılmasına gerek duyulmamıştır; çünkü duruşmanın faydasız veya tıbbi açıdan tavsiye edilemez olacağı ifadesi silinmiştir.
Bayan van der Leere yatış kararının yazılı bir kopyası verilmediği gibi, kendisi bu karardan haberdar bile edilmemiştir.
10. Başvurucu 28 Kasım 1983te tek başına tutulmamaya başlanınca, bu yatışın zorunlu olduğunu anlamış ve hemen avukatıyla temas kurmuştur. Avukatı 6 Kasım'da Hastane Kurulundan başvurucunun hastaneden çıkarılmasını (discharge) istemiştir. Bu talep, hastane başhekiminin olumsuz görüşüne dayanılarak, 15 Kasım'da Kurul tarafından reddedilmiştir. Bu talep daha sonra 20 Aralık 1983te savcılığa gönderilmiş, savcılık da 6 Şubat 1984te Lahey Bölge Mahkemesine göndermiştir.
11. Bölge Mahkemesi 5 Mart, 16 Nisan ve 7 Mayıs 1984 tarihlerinde duruşma yapmıştır. Her bir duruşmada van der Leer avukatı tarafından temsil edilmiştir. 26 Mart 1984te Bölge Mahkemesi, başvurucuyu tedavi etmekte olan doktoru dinlemek istemiş ve kendisinin duruşmada hazır bulunmasına ve hastanenin sağlık raporlarının mahkemeye sunulmasına karar vermiştir. Ancak bu ara karar (interlocutory decision) ne 16 Nisan ve ne de 7 Mayıs 1984 tarihli duruşmalarda yerine getirilmiştir. Daha sonra mahkeme, Bayan van der Leerin akıl hastalığının tehlike oluşturduğuna dair bir delil bulunmadığından, kendisinin çıkarılmasına karar vermiştir.
12. Ancak Bayan van der Leer izin almadan, daha 31 Ocak 1984te, kocasının yardımıyla hastaneyi terk etmiştir.
Hastane kendisine 7 Şubat'tan itibaren denetimli izin vermiştir; başvurucu Mart ayı içinde bunu dolaylı yoldan öğrenmiştir.
II. İlgili iç hukuk ve uygulama
13. Hollandada akıl zayıflığı bulunan kişilerin hastaneye yatırılmaları, genellikle Akıl Hastaları Hakkında Yasa olarak bilinen, 27 Nisan 1884 tarihli Akıl Hastalarının Devlet Gözetimi Hakkında Yasa tarafından düzenlenmiştir.
A. Acil yatırma usulü
14. Acil bir durumun bulunması halinde belediye başkanı, "akıl hastası" olan bir kimsenin psikiyatri hastanesine zorunlu kabulüne karar verme yetkisine sahiptir. Yasanın 35(c) bendine göre belediye başkanı, önce bir psikiyatrdan görüş almalıdır; eğer bu mümkün değilse, başka bir pratisyen doktordan görüş istemelidir. Belediye başkanı hastaneye yatırma kararı verdiğinde, bu durumu savcılığa bildirmek ve dayandığı sağlık raporunu kendisine iletmek zorundadır. Savcı bu belgeleri en geç ertesi gün, gerekiyorsa yatışın devamı talebiyle, Bölge Mahkemesi Başkanına gönderir. Mahkeme Başkanı üç gün içinde karar vermek zorundadır. Mahkeme Başkanı yatışın devam ettirilmesi talebini reddederse, yatış kararı hemen kalkar.
B. Geçici yatış kararı verilmesi
15. Yasanın 12. maddesi, başka kişilerin yanında, akıl hastasının eşinin, kamunun veya kişinin sağlığı için geçici bir süreyle bir akıl hastanesine yatırılmasına izin vermesini sağlamak üzere, yerel kanton mahkemesine yazılı olarak başvurmasına imkan vermektedir.
Yasanın 16. maddesi, böyle bir başvuruya, akıl veya sinir hastalıkları konularında uzman bir hekimin vereceği gerekçeli bir sağlık raporunun eklenmesini gerektirmektedir. Bu raporda, hastanın bir akıl hastası olduğu ve bir akıl hastanesinde tedavisinin gerekli veya arzu edilir olduğu belirtilmelidir. Raporda ayrıca, mümkün olduğu kadar, hastanın durumu itibarıyla, yargıcın hastayı dinlemesinin faydasız veya tıbbi açıdan tavsiye edilmez olup olmadığı belirtilir.
16. Yargıç, sağlık raporunun bizzat veya ilgili olaylarla veya sunulan belgelerle bağlantılı olarak, bir psikiyatri hastanesinde tedavinin "gerekli veya arzu edilir" olduğunu yeterince ortaya koyması halinde, geçici tutmaya izin veren karar talebini kabul eder (Yasa md. 17(1)). Hollanda Yüksek Mahkemesi bu ifadeyi, hastanın kendisine, başkalarına veya genel olarak kamu düzenine, kendisinin bir psikiyatri kliniğinde tedavisini gerekli veya arzu edilir kılacak şekilde tehlike arz etmesi anlamında yorumlamıştır (4 Kasım 1983 tarihli karar, Nederlandse Jurisprudentie (NJ) 1984 no. 162).
Yargıç, sağlık raporundan faydasız veya tıbbi açıdan tavsiye edilmez olduğu sonucuna varmadıkça, yatırılması istenen kişiyi dinlemekle yükümlüdür (md. 17(3)). Yüksek Mahkeme, hastanın dinlenmemesine dair kararın gerekçeli olması gerektiğini belirtmiştir (27 Kasım 1981 tarihli karar, NJ 1983, no. 56).
Yargıç, "mümkün olduğu kadar", başka kişilerin yanında, yatış için talepte bulunan ve hastanın eşinden bilgi almaya çalışır (md. 17(4)).
Yargı Teşkilatı Kanununa göre çıkarılmış Tüzüğün 72. maddesi gereğince, yargıç tarafından yapılan "duruşma ve incelemelerde" bir katibin bulunması zorunludur.
Yatış kararı aleyhine itirazda bulunulamaz ve karar ilgili kişiye bildirilmez (md. 17(1) ve (8)); kararın uzatılması, verildiği tarihten itibaren altı ay içinde istenmelidir (md. 22).
C. Hastanın çıkarılması
17. Yasanın 29. maddesi gereğince bir hasta, hastaneden çıkarılması için her zaman Hastane Kuruluna başvurabilir. Kurul, hemen sağlık birimi yöneticisine danışmak zorundadır. Doktorun görüşü olumsuz ise, Kurul kendi görüşünü de ekleyerek bu talebi savcılığa iletir; savcı da genellikle bu talebi, karar vermesi için Bölge Mahkemesine gönderecektir.
18. Usul konusunda Yasanın 29. maddesi, 23. maddesine atıfta bulunmaktadır; bu maddeye göre ise, Bölge Mahkemesi hastayı dinlemekle yetkilidir; fakat dinlemek zorunda değildir. Ancak Yüksek Mahkeme 2 Aralık 1983 tarihli kararında (NJ 1984, no. 164) bu hükümlerin, Sözleşmenin 5. maddesi ışığında, tutulu olan hastaya dinlenme ve salıverilmesini sağlamasına yardımcı olacak deliller sunma hakkı verdiği şekilde yorumlanması gerektiğini belirtmiştir. Bu durum, sadece bir avukattan yardım alma hakkını değil, fakat aynı zamanda hastane kurulunun argümanlarına karşı bir uzmanın hazır bulunmasını talep hakkını da doğurmaktadır.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
19. Bayan van der Leer, Komisyona yaptığı 18 Mayıs 1984 tarihli başvurusunda, bir psikiyatri hastanesine zorunlu yatışına, Sözleşmenin 5(1). fıkrası anlamında ne "hukukun öngördüğü usule" ve ne de "hukuka" göre karar verildiğini iddia etmiştir. Başvurucu, Sözleşmenin 5(2) ve (4). fıkralarının da ihlal edildiğinden, çünkü 18 Kasım 1983 tarihli karardan haberdar edilmemiş ve özgürlükten yoksun bırakılmasının hukukiliğinin bir mahkeme tarafından "süratle" denetlenmesine imkan verilmemiş olmasından şikayet etmiştir. Başvurucu son olarak, kişisel haklarının ve yükümlülüklerinin karara bağlanmasında adil bir muhakeme görmemesi nedeniyle Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
20. Komisyon başvuruyu 16 Temmuz 1986da kabuledilebilir bulmuştur.
Komisyon 14 Temmuz 1988 tarihinde kabul ettiği raporunda oybirliğiyle, Sözleşmenin 5(1), (2) ve (4). fıkralarının ihlal edildiği, fakat 6(1). fıkrasının ihlal edilmediği konusunda görüş bildirmiştir.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. Sözleşmenin 5(1). fıkrasının ihlali iddiası
21. Başvurucu, Sözleşmenin 5(1). fıkrasının ihlalinden ötürü mağdur olduğunu iddia etmiştir. Bu fıkranın ilgili bölümü şöyledir:
"1. Herkes kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahiptir. Aşağıdaki haller dışında ve hukukun öngördüğü bir usule uyulmadıkça, hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
(e)
akıl zayıflığı
olanların
hukuka uygun olarak tutulması;
"
Başvurucu, bir psikiyatri hastanesine yatırılmasına izin veren kararın, hukukun öngördüğü usule göre verilmediğini, bunun da tutulmasını hukuka aykırı kıldığını iddia etmiştir.
İlk olarak ve her şeyden önce, Kanton Mahkemesi yargıcı, Akıl Hastaları Hakkındaki Yasanın 17(3). fıkrası gereğince karar vermeden önce, psikiyatr Bayan van der Leerin dinlenmesine karşı çıkmadığı için kendisini dinlemek zorunda olduğu halde (bk. yukarıda parag. 9), dinlememiştir.
Başvurucu ayrıca söz konusu kararın, Hollanda Yüksek Mahkemesi ile İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin böyle bir tedbirin geçerliliğini tabi tuttuğu şartlara uymadığını ileri sürmüştür. Yargıcın, ilgili kişinin, kendisine, başkalarına ve genel olarak kamu düzenine karşı bir tehlike oluşturduğunu ortaya koyduğu görülmemektedir. Başvurucu, kendisinin Sözleşmenin 5(1)(e) bendi anlamında akıl zayıflığı bulunan bir kimse olduğu sonucuna varılmasını destekleyecek nitelikte yeterince objektif olan psikiyatrın değerlendirmesinin, bir uzman raporu olarak görülüp görülemeyeceğini sorgulamıştır.
Başvurucu ayrıca kocasının Kanton Mahkemesi yargıcı tarafından dinlenmiş olması gerektiğini (Akıl Hastaları Hakkında Yasa, md. 17(4)) veya en azında niçin dinlemediğinin belirtilmiş olması gerektiğini düşünmüştür.
Başvurucu son olarak, yargıç tarafından yapılan duruşmada ve incelemelerde bir katibin bulunması gerektiren, Yargı Teşkilatı Kanunu gereğince çıkarılmış olan Tüzüğün 72. maddesine (bk. yukarıda parag. 16) aykırı davranıldığını iddia etmiştir.
22. Mahkemeye göre, bu olayda karar bağlanması gereken tek mesele tutmanın, "hukukun öngördüğü bir usule" uygunluğu da içerecek şekilde "hukuki" olup olmadığıdır. Sözleşme burada esas itibarıyla ulusal hukuka gönderme yapmakta ve ulusal hukuktaki kuralların uygulanması gereğini ortaya koymaktadır; ayrıca bireyi özgürlüğünden yoksun bırakan bir tedbirin, bireyi keyfiliğe karşı koruma şeklindeki Sözleşmenin 5. maddesinin amacına da uygun olmasını gerektirmektedir (bk. özellikle 24.10.1979 tarihli Winterwerp kararı, parag. 39 ve 45; 18.12.1986 tarihli Bozano kararı, parag. 54; ve 29.02.1988 tarihli Bouamar kararı, parag. 47).
23. Akıl Hastaları Hakkındaki Yasanın gerekleri ne olursa olsun, bir duruşma yapmaktan kaçınabileceği yasal koşullar bulunmadığı halde, Kanton Mahkemesi yargıcı, Bayan van der Leerin yatırılmasına karar vermeden önce kendisini dinlememiştir. Yargıç en azından verdiği kararda, psikiyatrın bu konudaki görüşünden ayrılmasına yol açan gerekçeleri belirtebilirdi. Hükümet bunu kabul etmiştir.
Bu nedenle, bu bakımından Sözleşmenin 5(1). fıkrası ihlal edilmiştir.
24. Mahkeme, bu noktada temel bir usul gereğine uyulmadığı sonucuna vardığından, başvurucunun Sözleşmenin 5(1). fıkrası bakımından ileri sürdüğü diğer şikayetleri incelemeyi gerekli görmemektedir.
II. Sözleşmenin 5(2). fıkrasının ihlali iddiası
25. Başvurucu, Sözleşmenin 5(2). fıkrasının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Bu fıkra şöyledir:
"Gözaltına alınan bir kimse, gözaltına alınma nedenleri ile kendisine isnat edilen suç hakkında anlayabileceği bir dilde derhal bilgilendirilir."
Başvurucuya göre bu fıkra, kendisinin yatırılmasına izin veren karar hakkında hemen bilgilendirilmesini gerektirmektedir. Aslında bu kararı, tek başına tutulmaya başlandığı zaman sadece tesadüfen öğrenmiştir.
26. Hükümet, Bayan van der Leeerin derhal bilgilendirilmiş olması gerektiğini, fakat bunun Sözleşmenin 5(4). fıkrasının bir sonucu olduğunu kabul etmiştir. Hükümet öte yandan, Sözleşmenin 5(2). fıkrasının böyle bir olaya uygulanabilir olmadığını, çünkü bu fıkradaki "gözaltı" ve "isnat" sözcüklerinin de gösterdiği gibi, bu fıkranın sadece ceza hukukundan doğan olaylarla ilgili olduğunu savunmuştur. Bu fıkradaki "ve" bağlacı da bunu teyid etmektedir.
27. Mahkeme, Sözleşmenin 5(2). fıkrasında kullanılan sözcüklerin ceza hukukunu çağrıştırdığının farkındadır. Ancak Mahkeme bu sözcüklerin "özerk" bir şekilde ve özellikle Sözleşmenin 5. maddesinin herkesi keyfi özgürlükten yoksun bırakmaya karşı koruma amacına ve gayesine uygun olarak yorumlanması gerektiğine dair Komisyonun görüşüne katılmaktadır. Bu nedenle, Sözleşmenin 5(2). fıkrasında geçen "gözaltı" kelimesi, cezai tedbirler alanının ötesine geçmektedir. Aynı şekilde, Sözleşmeyi hazırlayanların amacı, bu fıkrada "bir isnat" ("toute accusation") ifadesini kullanarak fıkranın uygulanabilirliğine ilişkin bir koşul getirmek olmayıp, fıkranın dikkate alabileceği olaylara işaret etmektir.
28. Sözleşmenin 5. maddesinin (2) ile (4) fıkraları arasındaki yakın ilişki, bu yorumu desteklemektedir. Tutulmasının hukukiliği hakkında süratle karar verilmesi için başvurma hakkına sahip bir kimse, özgürlükten yoksun bırakılma nedenleri hakkında hemen ve yeterli bir şekilde bilgilendirilmedikçe, bu hakkını etkili bir şekilde kullanamaz (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 05.11.1981 tarihli X -- Birleşik Krallık kararı, parag. 66).
Sözleşmenin 5(4). fıkrası, özgürlükten yoksun bırakılmış kişiler arasında, gözaltına alınmış veya tutulmuş olma esasına dayanarak bir ayrım yapmamaktadır. O halde, tutmayı Sözleşmenin 5(2). fıkrasının dışında tutmak için bir sebep yoktur.
29. Sözleşmenin 5(2). fıkrasının uygulanabilir olduğu sonucuna varan Mahkeme, bu olayda bu fıkraya uygun davranılmış olup olmadığını belirlemek durumundadır.
30. Başvurucu, "gönüllü" (voluntary) bir hasta olarak tedavi olmak üzere hastanede bulunmuştur. Başvurucu tek başına kalmaya başlayınca, çıkmak istediği halde on gün önce verilmiş bir karar gereğince artık çıkmakta serbest olmadığını, 28 Kasım 1983te öğrenmiştir. (bk. yukarıda parag. 9 ve 10). Hükümet bu duruma itiraz etmemiştir.
31. O halde, başvurucuyu özgürlükten yoksun bırakan tedbirler hakkında ne bilgilendirilme tarzı ve ne de bu bilginin kendisine iletilme süresi, Sözleşmenin 5(2). fıkrasının gereklerini karşılamaktadır. Aslında bu tedbirlerin kendisinin dikkatine sunulması her şeyden daha önemlidir; çünkü kendisinin içinde bulunduğu durumu maddi anlamda değiştirmeyen Kanton Mahkemesi yargıcının kararından daha önce bir psikiyatri hastanesinde bulunuyordu.
Buna göre, Sözleşmenin 5(2). fıkrası ihlal edilmiştir.
III. Sözleşmenin 5(4). fıkrasının ihlali iddiası
32. Başvurucu, Sözleşmenin 5(4). fıkrasının iki kez ihlal edildiğini iddia etmiştir. Bu fıkra şöyledir:
" Gözaltına alma veya tutma nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılan bir kimse, tutulmasının hukukiliği hakkında süratle karar verebilecek ve tutulması hukuki değilse salıverilmesine hükmedebilecek bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir."
Başvurucu ilk olarak, bu fıkrada söz edilen başvuruyu yapabilmek için, tutulmasının dayandırıldığı olaylar ve sebepler hakkında derhal ve yeterli bir şekilde bilgilendirilme hakkına aykırılıktan dolayı mağdur edildiğinden şikayetçi olmuştur. Başvurucu ikinci olarak, Bölge Mahkemesinin itiraz konusu kararın hukukiliği hakkındaki kararını, başvurunun yapılmasından ancak beş ay geçtikten sonra vermiş olması nedeniyle, bu mahkemenin mesele hakkında "süratle" karar vermemiş olduğunu iddia etmiştir.
33. Mahkeme başlangıçta, Sözleşmenin 5(4). fıkrasının gerektirdiği hukukilik denetiminin, bu olayda başvurucuyu özgürlükten yoksun bırakan karara içselleştirilmiş olmadığını, çünkü yargıç tutma kararı vermeden önce, özgürlükten yoksun bırakma alanında uygulanmakta olan temel usul güvencelerinden birine uygun davranmadığını (bk. yukarıda parag. 23 ve 18.06.1971 tarihli De Wilde, Ooms ve Versyp kararı, parag. 76) gözlemlemektedir. O halde başvurucuya başvurma imkanı verilmiş olmalıydı.
34. Mahkeme, Bayan van der Leere iletilmiş olması gereken bilgi meselesini, daha önce Sözleşmenin 5(2). fıkrası bağlamında karara bağlamıştır. Mahkeme bunu Sözleşmenin 5(4). fıkrası ışığında yeniden incelemeyi gerekli görmemektedir.
35. Mahkeme, "sürat" şartına bu olayda uygunluk meselesiyle ilgili olarak, dikkate alınacak sürenin belirlenme yöntemi konusunda, yargılamaya katılanların görüşleri arasında belirli bir farklılık bulunduğunu gözlemlemektedir. Sözleşmenin 5(4). fıkrası, gözaltına alınmış veya tutulmuş kişilerin başvurma hakkını güvence altına alırken, ayrıca böyle bir başvurunun yapılmasının ardından, özgürlükten yoksun bırakılmalarının hukuka aykırı olduğu kanıtlandığı taktirde, bunu sona erdiren, süratli bir yargısal karar edinmeye hakları olduğunu açıklamaktadır.
Başvurucunun ne kaçmış olması ne de kendisine denetimli serbestlik izni verilmiş olması, böyle bir kararın verilmesini gereksiz kılmaktadır. Bayan van der Leer, izinsiz olarak hastaneden ayrıldıktan sonra, bir an bile, kendisinin iradesine aykırı bir biçimde geri götürülmemiştir. Kendisine izin verilmiş olması, kendisi açısından fark etmemiştir. Hastanenin kararının kendisinin dikkatine sunulması mümkün olmadığı için, başvurucu hastaneye geri dönmeye zorlanma korkusu içinde kalmış olmalıdır. Buna göre bu olayda söz konusu süre, yatırma kararına karşı başvuruyla eşdeğerde görülmesi gereken salıverilme başvurusunun yapıldığı tarihte başlamakta, kendisinin salıverilmesi emrinin verildiği karar tarihine kadar devam etmektedir; bir başka deyişle, 6 Aralık 1983 ile 7 Mayıs 1984 arasıdır.
36. Sonuç olarak yargılama beş ay sürmüştür. Olayın özel şartları içinde Mahkeme, bu sürenin aşırı olduğunu düşünmektedir. Bayan van der Leerin salıverilme başvurusunda vurguladığı gibi, yargıç tutulmasına karar vermeden önce kendisini dinlememiştir. Dahası, başvurucu hakkında alınan tedbirden ilgili kişiyi bilgilendirme yükümlülüğüne uyulmamak suretiyle, mahkemeye başvurması önemli ölçüde geciktirilmiştir. O halde olayda, ağırdan almaktan kaçınmak için zorlayıcı sebepler vardır. Hükümetin kendisinin de kabul ettiğine göre, 20 Aralık 1983te mesele kendisine gönderilen savcı, 6 Şubat 1984 tarihine kadar dosyayı Lahey Bölge Mahkemesine iletmemiştir (bk. yukarıda parag. 10). Bu gecikmeyi haklı kılacak herhangi bir sebep olmadığından, Mahkeme Sözleşmenin 5(4). fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
IV. Sözleşmenin 6 (1). fıkrasının ihlali iddiası
37. Başvurucu Komisyon önünde ayrıca Sözleşmenin 6(1). fıkrasına dayanmış, fakat 26 Eylül 1989da, bu şikayetinden vazgeçmiştir. Mahkeme bu sorunu kendiliğinden incelemeyi gerekli görmemektedir.
V. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
38. Sözleşmenin 50. maddesi şöyledir:
"Mahkeme, bir Sözleşmeci Tarafın resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan bir tasarrufun tamamen veya kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğunu tespit ederse ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuku verilen kararın veya yapılan tasarrufun sonuçlarını ancak kısmen onarmaya imkan veriyorsa, Mahkeme gerekli gördüğü takdirde zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödenmesine hükmedebilir."
39. Bayan van der Leer ilk olarak, maddi ve manevi zararları için 10,000 Hollanda Guldeni talep etmiştir. Başvurucu, hukuka aykırı tutulmasının sebep olduğu zarara ilave olarak, hastaneden kaçtıktan sonra sadece yeniden hastaneye döndürülme korkusuyla değil, ama aynı zamanda mahkemedeki yargılamanın ve yatış koşullarındaki gerginliğin bir sonucu olarak acı çektiğini ileri sürmüştür.
40. Başvurucu ayrıca, kendisini Komisyon ve Mahkeme önünde temsil etmiş olan avukatın ücret ve masrafları için 30,997.55 Gulden ödenmesini istemiştir.
Hükümet, başvurucunun adli yardım aldığını kaydetmiştir. Hükümete göre başvurucu, avukatına, geri ödenmesini talep edebileceği bir ilave ücret ödemek zorunda kaldığını gösterememiştir.
41. Hükümet, dostane çözüme varılmasını sağlamak amacıyla başvurucuya, gördüğü zararları ve Strasbourg organları önünde bir avukatla temsil edilmekten kaynaklan masrafları kapsayacak şekilde, toplam 15,000 Gulden ödemeyi önermiştir. Bu öneri, duruşmada tekrarlanmıştır.
42. Mahkemeye göre başvurucu, bir ölçüde manevi zarara uğramış olmalıdır. Başvurucu Kanton Mahkemesi yargıcı tarafından dinlenmemiş olduğundan, bunun kendisinde yol açılan hayal kırıklığı duygusuna bir de, söz konusu kararın "süratle" alınmamış olmasından kaynaklanan gecikme sırasında hastaneye yeniden gönderilme korkusu eklenmiş olmalıdır.
Mahkeme, Sözleşmenin 50. maddesi gereğince hakkaniyete uygun bir değerlenme yaparak, başvurucuya talep ettiği bütün başlıklardan toplam 15,000 Gulden ödenmesine hükmetmektedir.
Bu Gerekçelerle Mahkeme OYBİRLİĞİYLE,
1. Sözleşmenin 5. maddesinin (1), (2) ve (4). fıkralarının ihlaline;
2. Olayı ayrıca Sözleşmenin 6(1). fıkrası bakımından ele almanın gerekli olmadığına;
3. Hollandanın başvurucuya 15,000 Hollanda Guldeni ödemesine;
4. Adil karşılıkla ilgili diğer taleplerin reddine
Karar Vermiştir.
SON KARARIN YERİNE GETİRİLMESİ
BAKANLAR KOMİTESİ: DH (93) 23; 11.06.1993
Hükümetin verdiği bilgiye göre: Psikiyatri Hastanelerine kabul ile ilgili 29 Ekim 1992 tarihli yasa, resmi gazetenin 1992 yılı 671. sayısında yayınlanmıştır. Yeni yasa 1 Ocak 1994 tarihinde yürürlüğe girecektir. Yeni yasanın 2(4), 8(1), 9(2)(a), 49(1)(2)(5) ve (9) maddeleri, Mahkemenin tespit ettiği ihlallerin bir daha meydana gelmemesini sağlayacaktır (bk. 24 Ekim 1979 tarihli Winterwerp kararında tespit ettiği ihlallerle ilgili olarak Bakanlar Komitesinin 24 Ekim 1982 tarihli DH (82) 2 sayılı kararı). (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy