(AİHS m. 10, 11, 50)
Karar Tarihi: 26.04.1991
Başvuru no: 11800/85
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
9. Fransız vatandaşı olan Bay Roland Ezelin, Basse-Terrede (Guadeloupe) yaşamaktadır. Başvurucunun mesleği avukatlıktır.
A. Davanın ardalanı
10. Birkaç Guadeloupe bağımsızlık hareketi ve sendika, üç militanı kamu binalarına zarar verme nedeniyle hapis ve para cezasına mahkum eden iki mahkeme kararını protesto etmek üzere 12 Şubat 1983te Basse-Terrede bir gösteri yürüyüşü düzenlemişlerdir. Bu tarihte Guadeloupe Barosu Başkan Yardımcısı olan başvurucu, bu yürüyüşte yer almış ve pankart taşımıştır.
11. Aynı gün, Basse-Terre Emniyet Müdürlüğünden bir Emniyet Amiri (Chief Superintendent) bir rapor hazırlamış ve savcılığa göndermiştir. On bir tane eki bulunan raporda, olaylar şu şekilde anlatılmaktadır:
"Ben polis merkezindeyken, Basse-Terredeki Champ dArbaudda, gelişmelerini izlemekte olduğumuz çeşitli bağımsızlık hareketleri tarafından bugün yapılacak olan gösterinin sabah 9:00dan sonra şehirde bir yürüyüş alayı halini aldığı telsizle bana bildirildi. Göstericiler saat 10:30'da harekete geçmişler ve polise ve yargıya karşı düşmanca sloganlar atarak, şehrin caddelerinde yürümeye başlamışlardır. Yürüyüş sırasında, çeşitli binaların duvarlarına ve özellikle Defterdarlık (Central Treasury) olarak bilinen Institut demission dOutre-merin duvarlarına sprey boya ile yazılar yazmışlardır.
Champ dArbauddan ayrılan 450-500 kişilik bir grup, Schoelcher Caddesi'nde 500 kişilik diğer bir grup ile birleşerek, atılacak sloganları hoparlörle söyleyen liderlerinin önderliğinde, yaklaşık 1000 kişilik sıkı bir grup oluşturmuşlardır. Liderler arasında şu kişiler tespit edilmiştir:
Roland Thesauros: Batı Hint Adaları -- Guyana Üniversitesİ;
Luc Reinette: Bağımsızlık Bir Guadeloupe İçin Halk Hareketi (MPGI) lideri, GLA eski üyesi, 10 Mayıs 1981de cezaevinden çıkmıştır;
Max Safrano: Ulusal Kurtuluş Ordusu (ALN) başkanı olduğu tahmin ediliyor; hakkında ceza davası açılmış olup, önceki gün Basse-Terre Cezaevi'nden salıverilmiştir;
Fernand Curier: UTS/UGTG Sendikası'ndan, yakın bir tarihte (1 Şubat 1983te) Basse-Terre Mahkemesi tarafından 15 gün hapis ve 10,000 Frank para cezasına mahkum edilmişti;
Joseyh Samsonun kız kardeşi: 7 Şubat 1983te Basse-Terre Ceza Mahkemesi tarafından aynı cezaya tabi tutulan bir diğer kişi;
Rosan Mounien: UTA/UGTG Sendikası'nın bir başka üyesi;
Marc-Antoine: Alexander, ... ve diğerleri ile birlikte, 7 Eylül 1983te Basse-Terre Üst Mahkemesi tarafından mahkum edilmiş, Rupaire gibi fanatik ve tavizsiz bir aşırı ...
Bu yürüyüş alayı, şu anda Cours Nolivosta olup, de la Republique Caddesi'ne girmektedir; kısa bir süre sonra polis merkezinin önüne varacaktır.
Bu noktada ne olduğunu, kod adı Polaire olan Başkomisere (Chief Constable) anlattım; kendisi iki takım (squad) çevik polisle Adliyede (Law Courts) bulunuyordu; göstericilerin Adliyeye ulaşmalarını ve Adliye binasına ve konsey şube binasına zarar vermelerini önlemek için, çevik polisleri Felix-Eboue Bulvarı'nın sonuna yerleştirmeyi kararlaştırmıştık.
Göstericiler saat 11:10da polis merkezine vardılar ve merkezin önünde toplandılar.
Ben, binaya bir saldırı yapılması halinde karşı koymak üzere gerekli düzenlemeleri yaparken; göstericiler, polis merkezinin önünde konumlarını almışlardı ve orada bulunan polis memurlarının tanımadığı, bölgemiz dışından olan iki liderleri tarafından yönlendirildiler. Creolece konuşan konuşmacılar, polis memurlarını tahrik etti ve kendilerine katılmaya çağırdı. Bunu, ihanetle suçlanan polis memuru Beaugendrea karşı sert bir konuşma (tirade) izledi; sonra gösterici kalabalığı ritmik olarak, BEAUGENDRE-MAKO! UN JOU OU KE PAYE (Bir gün ödeyeceksin) şeklinde slogan attı.
Göstericilerin arasında şu kişiler teşhis edildi: Roland Thesauros, Luc Reinette, Max Safrano, Fernand Curier, Rosan Mounien, Rupaire, Marc-Antoine, Samsonun ailesi (bk rapor 1) ve Dr. Corentin (bk rapor 7) ve bir avukat olan Bay Ezelin; belirtilen son iki kişi, AVUKATLAR -- DOKTORLAR kelimelerinin yer aldığı bir afiş taşıyorlardı (bk rapor 7). Ancak göstericilerin en tahrikçi ve saldırganları dahil, büyük çoğunluğu, Basse-Terrenin dışından, çoğunluğu Grande-Terre adalarından oldukları anlaşılan ve dolayısıyla polisin tanımadığı kişilerdi.
Göstericiler, 11:30 sularında polis merkezinin önünden ayrıldılar ve adliye ile konsey binasının bulunduğu yere doğru yöneldiler. Olaylar hakkında kendisine sürekli bilgi verilen Başkomiser, bana göstericilerin iki tehlikeli noktaya, yani adliyeye ve konsey binasına yaklaşmalarını önlemek amacıyla, anlaşmış olduğumuz şekilde Eboue Bulvarı'nın aşağı ucunu bloke etme düşüncesinden vazgeçtiğini, çünkü göstericilerin sayıca çok üstün olduklarını söyledi.
Yürüyüş alayı, daha sonra Felix-Eboue Bulvarı boyunca ilerledi; önce yargıçlara hakaret etmek için adliyenin önünde ve sonra hükümlü militanlarla dayanışmalarını göstermek üzere cezaevinin dışında olmak üzere, iki kez uzun sürelerle durakladı; bu sırada başka konuşmalar yapıldı ve kalabalık tarafından sloganlar atıldı; yürüyüş alayı Champ dArbauda ulaştı ve buradan dağıldı. Göstericiler geçtikten sonra, bu duraklamalardan yararlanarak kamu binalarının duvarlarına yeşil, kırmızı ve siyah renklerle rahatsız eden (offensive) ve küçültücü (insulting) yazılar yazmış oldukları görüldü.
Hemen ardından yapılan araştırmada, binaların boyanmasından sorumlu kişilerin kimliklerini belirlemek mümkün olamamıştır. Edinilen bilgiye göre, duvarlara yazı yazanların çoğu, Basse-Terreden olmayan kızların işi olup, hiç kuşku yok ki, mümkün olduğu kadar tanınmaktan kaçınmışlardı. Bunlardan birinin Pointe-a-Pitrede bir öğretmen olduğu söylenmiş, fakat bu kanıtlanamamıştır. İstihbarat servisi, duvarlara yazı yazanların, Pointe-a-Pitreden otobüsle gelen göstericiler arasında yer aldığını teyit etmiştir; bunların kimliklerini bilmemektedir.
Size bu raporu şimdi bu haliyle gönderiyorum.
Ancak olay, memurlarım tarafından dikkatle izlenmektedir.
Yeni bir gelişme meydana geldiği veya faillerin kimliklerini belirlemeyi mümkün kılan bir bilgi elde edildiğinde, durum hemen izlenecektir ve size bilgi vermeye devam edeceğim."
B. Adli soruşturma
12. 21 Şubat 1983te, kamu binalarına zarar verme ve yargıya hakaret suçlarından, kimliği bilinmeyen kişiler aleyhine soruşturma başlatılmıştır.
13. 24 Şubat'ta, Basse-Terre Üst Mahkeme Başsavcısı, Guadeloupe Barosu Başkanına şöyle bir yazı göndermiştir:
"21 Şubat 1983 tarihli polis raporunun bir fotokopisini ekte bulacaksınız. Bu rapordan, Guadeloupe Barosundan Bay Ezelinin, yargı organına karşı, Ceza Kanununun 226. maddesindeki suçların (bk. aşağıda parag. 23) işlenmiş bulunabileceği bir gösteride yer aldığı görülmektedir.
Meslektaşınızın açıklamalarını dinledikten sonra, bu konudaki görüşünüzü göndermenizi rica ediyorum."
14. Baro Başkanı, 14 Mart 1983 tarihli yazıyla, yapılan soruşturmanın sonucunu Başsavcılığa şu şekilde bildirmiştir:
"... Bay R. Ezelin, bir başka kişiyle birlikte bir afiş değil, fakat tek başına Güvenlik ve Özgürlük Yasasına karşı Guadeloupe Baro Sendikası kelimelerinin yer aldığı bir pankart taşıyordu.
Kendisinin yargıya hakaret içeren fiili, hal ve hareketi veya sözleri olmamıştır.
Kendisinin gösteriye katılması, Güvenlik ve Özgürlük Yasasının uygulanmasını protesto etmekle sınırlıdır.
... ."
Yazı şu şekilde sonuçlanmıştır:
"Bu durumda:
(a) maddi olaylar: Bay Ezelin bakımından Emniyet Amirinin raporundaki kadar kötü olduğu kabul edilse bile, ... bu rapor Ezelini hakaret içeren hal ve hareketler, eylem veya sözler nedeniyle suçlanmamaktadır; ve
(b) Ceza Kanununun 226. madde hükümleri bakımından, kanaatimce meslektaşım Bay Ezelin, yasaklanmamış bir gösteriye katılma hakkını kullanmakla ve Güvenlik ve Özgürlük Yasasına karşı Guadeloupe Baro Sendikası kelimelerinin yer aldığı bir pankartı taşımakla, herhangi bir suç işlememiştir.
... ."
15. Başvurucu, bir kez ertelemenin ardından, 25 Nisan 1983te, tanık olarak ifade vermek üzere soruşturma yargıcının önüne çıkmış; başvurucu bu ifadesinde, konuyla ilgili olarak söyleyecek bir şeyi olmadığını söylemiştir.
16. Adli soruşturma 19 Mayıs 1983te, duvarlara yazı yazanların veya gösteri sırasında hakaret veya tehdit edici kelimeleri kullananların kimliklerinin belirlenmesini sağlayacak bir delil elde edilemediği gerekçesiyle, takipsizlik kararıyla (discharge order) sonuçlanmıştır.
C. Başvurucu hakkındaki disiplin soruşturması
1. Baronun kararı
17. Başsavcı 1 Haziran 1983te, Baro Başkanına başvuru aleyhine aşağıdaki şikayet yazısını göndermiştir:
"24 Şubat 1983 tarihli yazımın ve 31 Mart'taki konuşmamızın ardından, Guadeloupe Barosu üyesi olan Bay Ezelinin davranışı hakkında, 9 Haziran 1972 tarihli Yönetmeliğin 113 maddesine (bk. aşağıda parag. 25) dikkatinizi çekmek isterim.
Önceki yazımla birlikte size, 12 Şubat 1983 tarihinde Basse-Terredeki gösterilere Bay Ezelinin katılmasıyla ilgili olayları anlatan 21 Şubat 1983 tarihli polis raporunun bir fotokopisini göndermiştim.
Gösterinin amacı, iki mahkeme kararını protesto etmekti; bunlardan biricisi, 1 Şubat 1983te Basse-Terre Üst Mahkemesi tarafından Fernand Curier aleyhine verilmiş karar, ikincisi ise 7 Şubat 1983te ilk derece mahkemesi tarafından Gerard Quidal ve Joseph Samson aleyhine verilmiş karardı; bu kişiler kamu binalarına zarar vermekle suçlanmışlardı.
Gösteriler sırasında Adliyenin duvarlarına sprey boyayla, kararda yer alan yargıçlardan birine faşist, bütün yargıçlara MAKO (pezevenk) diyen, kızdırıcı bazı yazılar yazılmıştı.
Göstericiler, olaylara tanık olan polis memurlarını birçok kez ölümle tehdit eden sloganlar atmışlardı.
Basse-Terre soruşturma yargıcı, kimliği bilinmeyen kişi veya kişilerce kamu binalarına zarar verilmesi nedeniyle yargıya hakaret ve teşvik etme suçlarından soruşturma açmıştı.
Gösteride yer aldığı bildirilen herkes ifade vermiştir; bu kişiler duvarlara yazı yazan herhangi bir kimseyi görmediklerini veya en azından, bundan kimin sorumlu olduğunu bilmediklerini söylemişlerdir.
Sadece Roland Ezelin, sorulara cevap vermemiştir.
Soruşturmanın takipsizlikle sonuçlanması üzerine, kendisinin uygun zamanının bulunması için bir ay ertelendikten sonra, tanık olarak verdiği ifadenin bir fotokopisini size gönderiyorum.
Kanaatimce, amacı hakkında bilgi sahibi olduğu gösteri sırasında dağıtılan fotokopiler ve broşürlerden anlaşılan Ezelin, gösterilerde yer almakla, Guadeloupedaki yargı organını siyasal açıdan eleştiren örgütlerin ibret verici gösterileriyle kaynaşmak istemiş olduğu ve her halükarda, önlerinde savunma yaptığı yargıçlara karşı ölüm tehditleri veya hakaret edici duvar yazılarını bir avukat olarak şaşırtıcı veya çarpıcı bulmadığı görüşünü güçlendirmektedir.
Dahası, tanık olarak soruşturma yargıcına cevap vermeyi reddetmesi, adalete karşı saygısızca bir tutumdur.
Bu koşullarda, 9 Haziran 1972 tarihli Yönetmeliğin 106. maddesinin (bk. aşağıda parag. 25) ihlal edildiğini düşünüyor ve Baro tarafından Bay Ezelin hakkında disiplin soruşturması açılmasını rica ediyorum."
... ."
18. 9 Haziran 1972 tarihli ve 72-468 sayılı Yönetmeliğin 104. maddesine (bk. aşağıda parag. 25) göre yapılan bir disiplin soruşturmasından sonra, Baro Disiplin Kurulu 25 Temmuz 1983te, aşağıdaki kararı vermiştir:
"...
Baro Başkanı, Başsavcılığın isteği üzerine, Bay Ezelin aleyhindeki birinci noktadan isnadlar hakkında 14 Mart 1983te bir görüş vermiştir. Bu görüşten ve Bay Ezelinden daha sonra elde edilen açıklamalara göre, kendisi söz konusu gösteriye, liderlerinden biri olduğu Guadeloupe Baro Sendikasının daveti üzerine, -hazırlık soruşturmasını önleyen- doğrudan dava usulünün (direct-commitial procedure) kullanılmasına ve daha sonra kaldırılan Güvenlik ve Özgürlük Yasasının yürürlüğünün sürdürülmesine karşı protestoda bulunmak amacıyla katılmıştır. Adli soruşturmadan, Ezelinin sözü edilen gösteriye katılmak suretiyle 9 Haziran 1972 tarihli Yönetmeliğe aykırı davrandığı veya bu nedenle kendisine disiplin cezası verilebileceği görülmemektedir.
Ayrıca, bu olaylar hakkındaki soruşturma, takipsizlik kararıyla sonuçlanmış ve karar kesinleşmiştir.
Bay Ezelin aleyhindeki ikinci isnatla ilgili olarak, adli soruşturmadan ve Ezelinin yaptığı açıklamalardan anlaşıldığına göre, kendisinin soruşturma yargıcına ifade vermemesine, Ceza Usul Kanununun 105. maddesine (bk. aşağıda parag. 24) dayanan endişesi ve 9 Haziran 1972 tarihli Yönetmeliğin 89. maddesine (bk. aşağıda parag. 25) uygun davranma düşüncesi yol açmıştır; çünkü, olaylarla bağlantılı olarak soruşturma yargıcı tarafından davet edilen bazı kişiler, daha önce bir avukat olarak Ezelinden görüş almışlardı.
Ezelinin de belirttiği gibi, Başsavcının Baro Başkanını bilgilendiren 24 Şubat 1983 tarihli yazısında, Ezelinin yargıya karşı Ceza Kanununun 226. maddesindeki suçların işlenmiş bulunabileceği bir gösteride yer aldığı doğrudur.
Bu isnat hakkında bilgilendirilen Ezelin, Ceza Usul Kanununun 105. maddesine dayanmakta haklıdır.
Ezelinin ifade vermeyi reddetme gerekçelerini soruşturma yargıcına açıklamaması üzüntü verici olmakla birlikte, bu reddin yargıca veya yargı organına karşı saygısızlık olarak kabul edilebileceği görülmemektedir. Dahası bu red, söz konusu soruşturmanın normal akışını engelleyecek yeterli ağırlıkta sayılsaydı, soruşturma yargıcı, Ceza Usul Kanununun 109. maddesini (bk. aşağıda parag. 24) kullanmaktan veya Ezelinin tanık olarak davet edildiği soruşturmayı kapatan takipsizlik kararı verilmeden önce, kovuşturma için gerekli başvuruları yapmaktan kaçınmayacaktı.
Sonuç olarak, elindeki delilleri, Ezelinin açıklamalarını ve kendisinin her zamanki mükemmel mesleki tutumunu göz önünde bulunduran disiplin kurulu, Ezeline disiplin cezası verilmesini gerektiren bir sebep görmemektedir.
Bu gerekçelerle,
Baro Konseyi, ilk derece disiplin kurulu olarak,
1 Haziran 1983te Başsavcılık tarafından gönderilen yazıda ele alınan konular nedeniyle Roland Ezeline disiplin cezası verilmesi için bir sebep bulunmadığına,
2. Kurul, hem Ezeline ve hem de bütün Baroya, avukatlık statülerinin ilgili olabileceği her türlü faaliyetlerinde, güvenilir ve kararlı davranmaları konusundaki geleneksel kuralları hatırlatmasını Baro Başkanına tavsiye etmeye
... ."
2. 12 Aralık 1983 tarihli Basse-Terre Üst Mahkeme kararı
19. Başsavcı, bu karara karşı Basse-Terre Üst Mahkemesine başvurmuştur. Başsavcı duruşmada mahkemeden, başvurucuya uyarma şeklinde disiplin cezası verilmesini istemiştir.
20. Üst Mahkeme 12 Aralık 1983te, Baronun kararını iptal etmiş ve Ezeline uyarmadan daha ağır bir ceza olan kınama cezası vermiştir:
"...
Ezelinin, 12 Şubat 1983te Basse-Terre caddelerinde yapılan bir gösteride yer aldığı kanıtlanmıştır.
Polis raporu ve ekli belgelerden, bağımsızlık hareketleri tarafından düzenlenen gösteri yürüyüşünün onaylanan amacının, yakın bir tarihte üç militana, kamu binalarına zarar verme suçundan verilen 15 gün hapis ve 10,000 Frank para cezalarını, gürültülü bir şekilde protesto etmek olduğu, çelişkiye yer bırakmayacak biçimde açıktır. "
(Bunu, yukarıda 11. paragrafta verilen raporun bir özeti izlemektedir.)
"Ezelinin, sürekli içinde bulunmaktan ve bir pankart taşımaktan daha aktif bir şekilde gösteriye katıldığı iddia edilmiş değildir.
Bu olaylardan sonra, kimliği bilinmeyen kişi veya kişilerce, kamu binalarına zarar verme, adliyeye hakarette bulunma ve teşvik etme suçlarından bir adli soruşturma açılmıştır. Ezelin, polis memurları tarafından tanınmış diğer bazı kişilerle birlikte, soruşturma yargıcı tarafından tanık olarak davet edilmiştir. Ezelin yemin ettikten sonra, ifadesi şu şekilde tutanağa geçmiştir:
Bu soruşturmaya yol açan olayları bana açıkladınız. Bu konu hakkında söyleyebilecek bir sözüm yok.
Müdahaleden sonra: Bu konuda söyleyecek bir sözümün olmadığını tekrarlıyorum.
Soru: 12 Şubat'ta Basse-Terre caddelerinde süren gösteride bulundunuz mu? Bulunduysanız, şehirdeki çeşitli binaların duvarlarına yazı yazan herhangi bir kimseyi gördünüz mü?
Cevap: Bu konuda söyleyebilecek bir sözüm yok.
Tarafımdan ve katip tarafından okundu, doğrulandı ve imzalandı.
Yukarıda anlatılanlardan anlaşıldığı üzere, Baro üyesi ve Üst Mahkemede avukatlık yapan bir avukat olan Ezelin, yukarıda sözü edilen gösterinin tamamına katılmıştır.
Bu gösteri sırasında, bir polis memuruna karşı sürekli olarak ağır tehditlerde bulunulmuş ve aralarında Üst Mahkeme yargıcının, yörede ve adliye camiasında çok iyi tanınan bir kişinin de bulunduğu bazı kişiler aleyhine hakaretler edilmiş ve Adliye ve konsey binasının duvarları, yine bu kişiler aleyhine özellikle kızdırıcı ve hakaret edici duvar yazılarıyla kaplanmıştır.
Yürüyüş alayında yer alan Ezelinin, bu alay özellikle polis merkezi, Adliye ve cezaevi önünde durakladığında, yargıçların olduğu kadar avukatların da çalışma yeri olan Adliyenin ve konsey binasının bütün duvarlarına çok büyük harflerle yazılan bu hakaret edici ve kızdırıcı duvar yazılarını görmüş olduğundan ve aynı kişilere yönelik hiç durmaksızın yapılan tehditleri ve hakaretleri duymuş olduğundan kuşku yoktur.
Ezelin orada avukat sıfatıyla bulunmuştur; çünkü mesleğini gösteren bir pankart taşımıştır; hiçbir an, kendini göstericilerin kızdırıcı ve hakaret edici eylemlerinden ayırmamış (disassociate) veya yürüyüş alayını terk etmemiştir.
Mesleğini halka gösteren bir Baro üyesinin böylesine kötü davranışı, onun namıma söylendiği gibi kişisel inançlar veya sendikal talimatlarla haklı kılınamaz; bu davranış 9 Haziran 1972 tarihli Yönetmeliğin 106. maddesindeki özen gösterme yükümlülüğüne aykırılık oluşturur.
Ayrıca Ezelin, soruşturma yargıcı tarafından ifadesi alınırken, bilgisi dahilindeki konular hakkında ifade vermeyi, hiçbir gerekçe göstermeden reddetmiştir.
Ezelin böylece, bütün vatandaşları bağlayıcı olan ve bir avukat olarak şartlarından habersiz sayılamayacağı Ceza Usul Kanununun 109(3). fıkrasına aykırı davranmıştır.
Ezelinin bir yasa hükmüne aykırı davrandığı ve özensizlik gösterdiği görüldüğünden, kendisine 9 Haziran 1972 tarihli Yönetmeliğin 107. maddesinde (bk. aşağıda parag. 25) sıralanan disiplin cezalarından biri verilmelidir.
Mesleki tutumu hakkında kendisinin lehine oybirliğiyle olumlu görüş bulunduğunu dikkate alan Mahkeme, kendisine kınama cezası verilmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Bu gerekçelerle,
Heyet halinde toplanan mahkeme,
71-1130 sayılı ve 31 Aralık 1971 tarihli Yasanın 22. maddesi ile 72-468 sayılı Yönetmeliğin 104. maddesini göz önünde tutarak,
23 Temmuz 1983 tarihinde Guadeloupe Barosunun Basse-Terre Üst Mahkemesi bölümünün, disiplin kurulu olarak verdiği kararı iptal etmiş,
Bu Barodan Ezeline disiplin cezası olarak kınama cezası verilmesine; ve
Yargılama giderlerini ödemesine
... ." (Gazette du Palais, 9 Şubat 1984)
3. 19 Haziran 1985 tarihli Temyiz Mahkemesi kararı
21. Başvurucu bu kararı temyiz etmiştir. Başvurucu kendisine verilen disiplin cezasının, özellikle Sözleşmenin 10 ve 11. maddelerine aykırı olduğunu savunmuştur.
Temyiz Mahkemesi (1. Hukuk Dairesi) 19 Haziran 1985te, temyizi reddetmiştir. Temyiz Mahkemesi, başka şeylerin yanında, şöyle demiştir:
"...
Üst Mahkeme Ezelini, ... diğer göstericilerin işledikleri suçlardan kolektif sorumluluk nedeniyle suçlu bulmamış; fakat kısa bir süre önce verilen cezalara karşı gürültülü bir protesto amacı taşıyan gösteri sırasında, bir bütün olarak yargı organına, Üst Mahkemeden bir yargıca ve bu bölümde bir avukat olarak çalışan tanınmış bir kişiye karşı hakaret edici sözlerin sarf edildiğini ve Adliyenin duvarlarına kızdırıcı yazılar yazıldığını söylemiştir. Üst Mahkeme, bir avukat olarak gösteride bulunan, tehditleri ve hakaretleri duyan, yargıçlar gibi avukatların da çalıştığı Adliyenin duvarlarına sprey boyayla yazılar yazıldığını gören Ezelinin, bu aşırılıkları onaylamadığını hiçbir şekilde göstermediğini veya kendisini bu cezai eylemlerden soyutlamak için yürüyüş alayını terk etmediğini eklemiştir. Üst Mahkemenin bu durumdan, söz konusu davranışın bir disiplin suçu oluşturan özen ihlali olduğu sonucuna varmaya hakkı vardır. ...
...
... Ceza Usul Kanununun 109. maddesi, tanık olarak dinlenen herkese, ifade verme görevi yüklemektedir; 9 Haziran 1972 tarihli Yönetmeliğin 106. maddesiyle, herhangi bir şekilde yasalara veya yönetmeliklere aykırı bir fiil, soruşturma yargıcının ifade vermeyi reddeden bir tanığa para cezası vermesi yetkisi dışında, bir disiplin suçu oluşturur. Üst Mahkeme, soruşturma yargıcı tarafından sorulan sorulara ve özellikle, 12 Şubat 1983te Basse-Terre caddelerinde süren gösteride bulundunuz mu? sorusuna karşılık, Ezelinin sadece Bu konuda söyleyecek sözüm yok dediğini tespit etmiştir. Üst Mahkeme, Ezelinin bu tavrını açıklamak için bir gerekçe göstermediğini eklemiştir. Üst Mahkeme bu durumdan, Ceza Usul Kanununun 105. maddesine veya mesleki gizliliğe dayanarak ifade vermeyi reddettiğini haklı göstermeksizin ifade vermeyi reddeden Ezelinin, soruşturma yargıcının karşısında kanuna ve özen yükümüne aykırı hareket ettiğini çıkarsamakta haklıdır. O halde Üst Mahkemenin verdiği karar kanuna uygun olup, temyiz sebeplerinden hiçbirinin temeli bulunmamaktadır ... ." (Gazette du Palais, 11-12 Ekim 1985, s. 16 ve 17).
II. Konuyla ilgili iç hukuk ve uygulama
22. Fransız hukukundaki aşağıdaki hükümlere yer verilmesi gerekir.
A. Genel hükümler
1. Ceza Kanunu
23. Madde 226(1):
"Yazı, söz veya herhangi bir eylemiyle, yargı organının bağımsızlığını ve otoritesini zayıflatacak şekilde, bir mahkemenin kararını veya bir tasarrufunu alenen kötülemeye teşebbüs eden bir kimse, bir aydan altı aya kadar hapis cezası ve 500 Franktan 90,000 Franka kadar para cezası veya bunlardan biriyle cezalandırılır."
2. Ceza Usul Kanunu
24. Madde 105:
"Soruşturmayı yürütmekle görevli bir soruşturma yargıcı, adli bir müzekkere üzerine hareket eden yargıçlar veya adli polis memurları, suçluluğu hakkında esaslı ve tutarlı deliller bulunan kişileri, savunma haklarını kullanmalarını önlemek amacıyla tanık olarak dinleyemez."
Madde 109
"Tanık olarak ifadesi alınmak üzere davet edilen bir kimse, Ceza Usul Kanununun 378. maddesi (mesleki gizlilik ödevi) saklı kalmak koşuluyla, huzura gelmek, yemin etmek ve ifade vermekle yükümlüdür.
Tanık gelmezse, soruşturma yargıcı, savcının talebi üzerine, tanığın polis marifetiyle getirilmesine ve 2,500 Franktan 5,000 Franka kadar para cezasına karar verir. Daha sonra gelen bir tanık, mazeret beyan eder ve açıklama getirirse, savcının mütalaasından sonra, soruşturma yargıcı tarafından verilen ceza kaldırılabilir.
Geldiği halde yemin etmeyi ve ifade vermeyi reddeden bir kimse hakkında, savcının talebi üzerine, aynı ceza verilebilir.
... ."
B. Avukatlarla ilgili özel hükümler
1. Belirli mahkemeler ile hukuk meslekleri hakkında değişiklik yapan 31 Aralık 1971 tarihli Yasanın uygulanmasına, avukatlık mesleğinin düzenlenmesine dair" 9 Haziran 1972 tarihli Yönetmelik
25. Madde 89:
"Bir avukat, herhangi bir konuda, mesleki gizlilik kuralına aykırı bir açıklamada bulunamaz. Özellikle, cezai konulardaki adli soruşturmanın gizliliğine saygı gösterir; yürütülmekte olan bir soruşturma dosyasından bir bilgiyi vermekten veya yazıları veya diğer belgeleri yayınlamaktan kaçınır."
Madde 104:
"Baro Disiplin Kurulu, Baro levhasında veya stajyer listesinde veya onursal avukatlar listesinde bulunduğu sırada, bir avukat veya eski bir avukat tarafından işlenen suçları veya kötü davranışları soruşturur ve cezalandırır."
Madde 106:
"Mesleki olmayan konularla ilgili olsa bile, yasa veya düzenlemelere aykırı davranan, mesleki kuralları çiğneyen veya mesleğin gerektirdiği dürüstlük, şeref ve özene (discretion) aykırı davranan bir avukata, 107. maddede sıralanan disiplin cezalarından biri verilir."
Madde 107
"Disiplin cezaları şunlardır:
Uyarma;
Kınama;
Üç yıldan fazla olmamak üzere askıya alma;
Bara levhasından veya stajyerler listesinden silme veya onursal üyelik statüsünden çıkarma.
Disiplin cezasının verildiği kararda öngörülmüş ise, uyarma, kınama veya askıya alma cezaları alan bir avukat, on yıldan fazla olmamak üzere, Baro Konseyine üye olamaz.
Baro Konseyi bir disiplin cezasının, ek bir ceza olarak, Baro odalarında ilan edilmesine karar verebilir."
Madde 113
"Baro Başkanı kendiliğinden veya Başsavcılığın başvurusu üzerine veya bir tarafın şikayeti üzerine, bir avukat hakkında soruşturma yapabilir. Başkan daha sonra ya takipsizlik kararı verir veya konuyu Baro Konseyine havale eder.
Başkan bir şikayet üzerine soruşturma yapmış ise, şikayet edeni durumdan haberdar eder. Eğer olay kendisine Başsavcı tarafından haber verilmiş ise, bir yazıyla bilgi verir.
... ."
2. Bir avukatın bir duruşmada mesleki kötü davranışı halinde uygulanacak usule dair 15 Haziran 1982 tarihli Yasa
26. Avukatlar bir işe başlarken ettikleri yeminle bağlıdırlar. 15 Haziran 1982 tarihli Yasanın 1. maddesinde yer alan yemin şöyledir:
"Bir avukat olarak mesleğimi ciddi (dignified), dürüst (conscientious), bağımsız ve insani (humane) bir tarzda yerine getireceğime söz veririm."
Bu Yasa yürürlüğe girmeden önce, yemin şu şekilde idi:
"Bir avukat olarak mesleğimi ciddi, dürüst, bağımsız ve insani bir biçimde, mahkemelere, kamu makamlarına ve Baro kurallarına saygı göstererek yapacağıma yasalara, mevzuata, ahlak kurallarına, devletin güvenliğine veya kamu düzenine aykırı bir şey söylemeyeceğime ve yayınlamayacağıma söz veririm." (9 Haziran 1972 tarihli Yönetmelik, md. 23)
15 Haziran 1982 tarihli Yasa yürürlüğe girmeden önce yemin etmiş bir avukat, şimdiki yemini etmiş sayılır.
27. Temyiz Mahkemesi (1. Hukuk Dairesi) 9 Haziran 1964 tarihli bir kararında, bir avukatın etmiş olduğu yeminin, "kendisini ayrıca hiçbir koşulda mahkemelere ve kamu makamlarına saygı gösterme yükümlülüğünden sapmamayla bağlı kıldığını; ..." belirtmiştir. (Juris-Classeur periodique 1964, II, no. 13797, note by J.A.)
Ayrıca, Temyiz Mahkemesi (Ceza Dairesi) 20 Haziran 1965 tarihli bir kararında belirttiğine göre, bir avukat, savunma haklarına karşı bir aykırılığı protesto etme hakkına sahip olmakla birlikte, bir yargıcın şerefine ve takdir yetkisine dokunan ifadelerde bulunmaktan kaçınmak zorundadır.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
28. Ezelin, 16 Ekim 1985 tarihinde Komisyona yaptığı başvuruda, Sözleşmenin 10. ve 11. maddelerine dayanmıştır. Başvurucu, kendisine verilen disiplin cezasının, ifade özgürlüğüne ve toplanma özgürlüğüne ağır bir müdahale oluşturduğunu savunmuştur.
29. Komisyon, 13 Mart 1989da başvuruyu kabuledilebilir bulmuştur. Komisyon 14 Aralık 1989 tarihli raporunda, altıya karşı on beş oyla, Sözleşmenin 11. maddesinin ihlal edildiği ve 10. madde bakımından ayrı bir sorun doğmadığı görüşünü açıklamıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
31. Başvurucu, Basse-Terre Üst Mahkemesi tarafından kendisine verilen disiplin cezasının, Sözleşmenin 10. maddesinde korunan ifade özgürlüğü ve 11. maddesinde korunan toplanma özgürlüğüyle bağdaşmadığını belirtmiştir.
32. Hükümet, bu yaptırımın Ezelini soruşturma yargıcına ifade vermemesi nedeniyle cezalandırmayı da amaçladığına işaret etmiştir. Hükümet, tartışma konusu meselenin sadece başvurucunun gösteriye katılması olduğunu söyleyen Komisyonu eleştirmiştir.
33. Aslında başvurucu, hem "göstericilerin kızdırıcı veya hakaret edici eylemlerini" onaylamadığını göstermediği, hem kendini göstericilerden ayırmak için yürüyüş alayını terk etmediği ve hem de Ceza Usul Kanununun 105. maddesine veya mesleki gizlilik kuralına dayanmadığı halde ifade vermediği için cezalandırılmıştır (bk. yukarıda parag. 20 ve 21). Bununla birlikte başvurucu, gösteride yer almış olması nedeniyle soruşturma yargıcı önüne davet edilmiştir. Bu durumda, kendi başına Sözleşmenin 10. ve 11. maddelerine girmeyen ifade vermeme meselesi, ikincil bir meseledir. Ayrıca Ezelin, soruşturma yargıcının önünde bütünüyle sessiz kalmamıştır; başvurucu bu konuda söyleyecek bir şeyi olmadığını söylemiş, yargıç da Ceza Usul Kanununun 109(3). fıkrasındaki yetkisini kullanmayı uygun görmemiştir (bk. yukarıda parag. 15, 20 ve 21).
I. Sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edildiği iddiası
34. Başvurucu iddialarından birini Sözleşmenin 10. maddesine dayandırmıştır. Bu madde şöyledir:
"1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ulusal sınırlarla kısıtlanmaksızın, bir görüşe sahip olma, haber ve düşünceleri elde etme ve bunları ulaştırma özgürlüğünü de içerir. Bu madde Devletin radyo yayıncılığını, televizyon ve sinema işletmeciliğini izne bağlamasına engel değildir.
2. Bu özgürlükleri kullanırken ödev ve sorumluluk içinde hareket edilmesi gerektiğinden, ulusal güvenlik, ülke bütünlüğü veya kamu güvenliği, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının şeref ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi, yargı organının otorite ve tarafsızlığının korunması amacıyla, demokratik bir toplumda gerekli bulunan ve hukukun öngördüğü formalitelere, şartlara, yasaklara ve yaptırımlara tabi tutulabilir."
35. Bu davanın şartları içinde 10. madde, özel hüküm (lex specialis) olan 11. maddeyle ilişkisi bakımından bir genel hüküm (lex generalis) olarak görülür; bu nedenle 10. maddeyi ayrıca ele almak gerekmez. Bu noktada Mahkeme, Komisyonun görüşüne katılmaktadır.
II. Sözleşmenin 11. maddesinin ihlali iddiası
36. Bu davadaki temel mesele, Sözleşmenin 11. maddesiyle ilgilidir. Bu madde şöyledir:
"1. Herkes barışçıl bir biçimde toplanma özgürlüğü ile, kendi çıkarlarını korumak için sendika kurma ve sendikalara girme hakkı da dahil, örgütlenme özgürlüğü hakkına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği, suçun ve düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarının dışında, hukukun öngörmediği ve demokratik bir toplumda gerekli bulunmayan hiçbir sınırlama konulamaz. Bu madde, bu hakların silahlı kuvvetler, polis teşkilatı ve kamu idaresi mensupları tarafından kullanılmasına hukuka uygun sınırlamalar konulmasını engellemez."
37. Sözleşmenin 11. maddesi, özerk bir rolü bulunmasına ve ayrı bir uygulama alanına sahip olmasına rağmen, mevcut davada Sözleşmenin 10. maddesinin de ışığında ele alınmalıdır (bk. 13.08.1981 tarihli Young, James ve Webster kararı, parag. 57). Sözleşmenin 10. maddesinin güvence altına aldığı kişisel görüşleri koruma amacı, Sözleşmenin 11. maddesinde yer alan toplanma özgürlüğünün de amaçlarından biridir.
A. Toplanma özgürlüğünün kullanılmasına bir müdahale olup olmadığı
38. Hükümetin savunmasına göre Bay Ezelinin, barışçıl bir biçimde toplanma özgürlüğü ve ifade özgürlüğü herhangi bir müdahaleye uğramamıştır; çünkü başvurucu, 12 Şubat 1983teki yürüyüşe bir engelle karşılaşmadan katılabilmiş ve mesleki sıfatıyla ve kanaatlerini dilediği gibi alenen ifade edebilmiştir. Başvurucu, ancak olaydan sonra ve mesleki yükümlülükleriyle bağdaşmaz görülen kişisel davranışları nedeniyle kınama cezası almıştır.
39. Mahkeme bu savunmayı kabul etmemektedir. Sözleşmenin 10. ve 11. maddelerinin ikinci fıkralarındaki "kısıtlamalar" sözcüğü, bir toplantı öncesinde veya toplantı sırasında alınmayan cezalandırıcı tedbirleri içermediği şeklinde yorumlanamaz (bk. krş. özellikle, Sözleşmenin 10. maddesi bakımından, 07.12.1976 tarihli Handyside kararı, parag. 43 ve 24.05.1988 tarihli Müller ve Diğerleri kararı, parag. 28).
40. Hükümet ikinci olarak, Bay Ezelinin niyetinin ve davranışının barışçıl bir nitelik taşımasına rağmen, gösterinin kontrolden çıktığına bakılacak olursa, kendisinin şikayetçi olduğu cezanın, hiçbir şekilde toplanma özgürlüğünü ihlal etmediğini ileri sürmüştür.
Komisyona göre başvurucu, barışçıl olmayan bir niyeti bulunmakla suçlanamaz.
41. Mahkeme, gösteriden önce bildirimin (notice) yapılmış olduğuna ve gösterinin yasaklanmamış bulunduğuna işaret etmektedir. Başvurucu gösteriye katılmakla, toplanma özgürlüğünü kullanmıştır. Dahası, ne Basse-Terre emniyet müdürlüğünden emniyet amirinin hazırladığı rapor ve ne de başka bir delil, Bay Ezelinin bizzat tehditlerde bulunduğunu veya duvarlara yazı yazdığını göstermektedir.
Üst Mahkeme, "kendisini göstericilerin kızdırıcı veya hakaret edici eylemlerinden ayırmadığı veya yürüyüşü terk etmediği" isnadını sabit görmüştür (bk. yukarıda parag. 20). Temyiz Mahkemesi, başvurucunun herhangi bir zamanda "bu aşırılıkları onaylamadığını göstermediğini veya bu cezai fiillerden kendini ayırmak için yürüyüşü terk etmediğini" kaydetmiştir (bk. yukarıda parag. 21).
Buna göre Mahkeme bu olayda, başvurucunun barışçıl bir biçimde toplanma özgürlüğünü kullanmasına bir müdahale olduğunu tespit etmektedir.
B. Müdahalenin haklı olup olmadığı
42. O halde şikayet konusu cezanın, "hukukun öngördüğü", ikinci fıkrada belirtilen meşru amaçlardan birinin tahrik ettiği ve bu amaçları gerçekleştirmek için "demokratik bir toplumda gerekli" bir müdahale olup olmadığı belirlenmelidir.
1. Hukuken öngörülmüş olma
43. Başvurucu, 9 Haziran 1972 tarihli Yönetmeliğin 106. maddesinin, avukatların toplanma özgürlüğünü kısıtlamak gibi bir amacının bulunmadığını ileri sürmüştür. Dahası, "özene ... aykırı davranma" kelimelerinin soyutluğu, bir aykırılığı önceden tanımlamayı imkansız kılmakta ve olaydan sonra herhangi bir cezanın verilmesine imkan tanımaktadır.
44. Hükümet ise, bu maddenin tam tersine "mahkemelerin yardımcıları" olan avukatların, hukuki ve etik nitelikteki mesleki ilkelere saygı göstermelerini gerektirdiğini düşünmektedir. Bu hüküm, bu davada olduğu gibi, mesleki kurallara aykırı davranışın cezalandırıldığı haller bakımından yeterince açıktır.
45. Mahkemenin içtihatlarına göre bir norm, vatandaşın gerekirse uygun bir danışma alarak, belirli bir davranışının sonuçlarını, olayın şartları içinde makul bir ölçüde önceden görebilmesine imkan verecek şekilde yeterli açıklıkta formüle etmediği taktirde, "hukuk" sayılmaz (bk. diğer kararlar arasında, yukarıda geçen Müller ve Diğerleri kararı, parag. 29). Ancak tecrübeler, özellikle toplumundaki egemen görüşlere göre durumun değiştiği alanlarda, yasaları düzenlerken mutlak bir açıklığı sağlamanın mümkün olmadığını göstermektedir (aynı yer).
Mevcut davada şikayet konusu cezanın hukuki temeli, sadece avukatlık mesleğini düzenleyen özel kurallarda bulunmaktadır. Konuyla ilgili 9 Haziran 1972 tarihli Yönetmeliğin 106. maddesi, hiç tereddütsüz, bir avukatın meslek dışı faaliyetlerinde bile özel bazı yükümlülükleri olduğunu belirtmektedir (bk. yukarıda parag. 25); Temyiz Mahkemesi de, yargısal makamlara gerekli saygıyı göstermenin bu yükümlülükler arasında yer aldığını belirtmiştir (bk. yukarıda parag. 27).
Bu durumda söz konusu müdahale, "hukuken öngörülmüş" bir müdahaledir.
2. Meşru amaç
46. Başvurucu, bu cezanın meşru bir amaç izlemediğini iddia etmiştir; bu ceza, kendi görüşlerini ve sendikasının taleplerini ifade etmesini önlemek istemenin bir sonucudur.
Hükümet ise, bu cezanın "düzensizliği önleme" amacı taşıdığını savunmuştur.
47. Bay Ezelinin, gösteriler sırasında meydana gelen kanunsuz olaylardan kendisini ayırmaması nedeniyle bu cezayı aldığı anlaşılmaktadır. Komisyonun da kaydettiği gibi yetkili makamlar, bir avukat olarak başvurucunun bu tutumunu, bu tür aşırılıkları benimsediği ve aktif bir şekilde desteklediğinin bir göstergesi olarak anlamışlardır. O halde bu müdahale, "düzensizliği önleme" meşru amacına sahiptir.
3. Demokratik bir toplumda gereklilik
48. Başvurucuya göre şikayet konusu müdahale, "demokratik bir toplumda gerekli" olmayan bir müdahaledir. Başvurucunun dediğine göre, diğer göstericilerin yaptıkları eylemleri onaylamadığını göstermek için yürüyüş alayını terk etmesi gerektiğini ileri sürmek, kendisinin toplanma özgürlüğünü tanımamak demektir.
49. Hükümet ise, Bay Ezelinin özellikle bir avukat olarak konumuna ve yöredeki geçmişine bakılacak olursa, itiraz konusu tedbirin gerçekten de bir "toplumsal ihtiyaç baskısına" yanıt olduğunu savunmuştur. Başvurucu, kanunsuz olayları reddettiğini göstermeyerek, bunları fiilen onaylamıştır. Hükümet ayrıca, bir "mahkeme yardımcısı"nın, yargı organının otoritesini ve mahkeme kararlarının saygınlığını ciddi olarak zayıflatan bir davranışına karşı, yargısal makamların tepki göstermelerinin gerekli olduğunu ileri sürmüştür. Son olarak, başvurucunun suçlandığı iki mesleki ödev ihlalinin ağırlığı, Mahkemenin içtihatlarında belirttiği orantılılık ilkesine aykırılık oluşturmayan, hafif bir cezayı haklı kılmıştır.
50. Komisyona göre, Bay Ezelinin davranışının yol açabileceği düşüncesine dayanan bir disiplin cezası, "toplumsal ihtiyaç baskısı" şeklindeki katı şart ile bağdaşmaz ve böylece "demokratik bir toplumda gerekli" sayılamaz.
51. Mahkeme, söz konusu disiplin cezasını, özellikle bu cezanın izlenen meşru amaçla orantılı olup olmadığını belirleyebilmek için, olaya bir bütünsellik içinde ve mevcut davada yakın bağlantı içinde olan toplanma özgürlüğü ile ifade özgürlüğünün özel önemini göz önünde tutarak incelemiştir.
52. Orantılılık ilkesi, Sözleşmenin 11. maddesinin ikinci fıkrasında sıralanan şartlar ile caddelerde veya diğer açık alanlarda toplanan kişilerin sözleri, hal ve hareketleri (gesture) ve hatta sessizlikleriyle ifade ettikleri görüşleri arasında bir dengenin kurulmasını gerektirir. Adil bir denge kurma çabası, avukatların disiplin cezasından çekinerek, bu tür olaylarda inançlarını açıklama heveslerinin kırılması sonucunu doğurmamalıdır.
53. Kabul edilmelidir ki, Bay Ezeline verilen ceza, 9 Haziran 1972 tarihli Yönetmeliğin 107. maddesindeki disiplin cezalarının en altındakilerden biridir (bk. yukarıda parag. 25); bu ceza, Baro üyesi olarak kalmaya veya mesleği icra etmeye geçici bir süre için bile yasak getirmediğinden, sadece moral bir güce sahiptir. Ancak Mahkemeye göre barışçıl bir toplantıda -mevcut olayda yasaklanmamış bir gösteride- yer alma özgürlüğü öylesine önemlidir ki, ilgili kişinin bizzat kendisi hadiseler sırasında cezalandırılabilir (reprehensible) bir fiil işlemedikçe, bir avukatın bile bu özgürlüğü herhangi bir şekilde kısıtlanamaz.
Kısacası, şikayet konusu ceza, ne kadar az olursa olsun, "demokratik bir toplumda gerekli" görünmemektedir. Buna göre Sözleşmenin 11. maddesi ihlal edilmiştir.
III. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
54. Sözleşmenin 50. maddesi şöyledir:
"Mahkeme, bir Sözleşmeci Tarafın resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan bir tasarrufun tamamen veya kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğunu tespit ederse ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuku verilen kararın veya yapılan tasarrufun sonuçlarını ancak kısmen onarmaya imkan veriyorsa, Mahkeme gerekli gördüğü takdirde zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödenmesine hükmedebilir."
Başvurucu bu maddeye göre, zararları için tazminat ve masraflarının geri ödenmesinin istemiştir.
A. Zararlar
55. Bay Ezelin, şikayet konusu cezanın, hukuk dergilerinde yayınlanması ve kendisinin itibarına ve menfaatlerine zarar verecek şekilde çevrede duyulması nedeniyle, 25,000 Fransız Frangı manevi tazminat istemiştir.
56. Hükümet, gerçekten bir zarara uğrandığının Mahkeme tarafından tespit edilmesi halinde, bu meseleyi Mahkemenin takdirine bırakmıştır.
Komisyon temsilcisi, bir tazminat ödenmesi gerektiğini savunmuş, fakat bir rakam belirtmemiştir.
57. Bu davanın şartları içinde, Sözleşmenin 11. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmış olması, Ezeline iddia ettiği zarar için bir adil karşılık sağlamaktadır.
B. Ücretler ve masraflar
58. Başvurucu ayrıca, Temyiz Mahkemesi önündeki yargılamada (15,000 Frank) ve Sözleşme organları önündeki yargılamada (Komisyon: 10,000 Frank, Mahkeme: 15,000) katlanılan ücretler ve masraflar için toplam 40,000 Frankın geri ödenmesini istemiştir.
Hükümet veya Komisyon temsilcisi tarafından bir görüş belirtilmemiştir.
59. Elindeki bilgilere ve konuyla ilgili içtihatlarına dayanan Mahkeme, hakkaniyete uygun bir değerlendirme yaparak, başvurucunun taleplerinin tamamını kabul etmektedir.
Bu Gerekçelerle Mahkeme,
1. Oybirliğiyle, olayı Sözleşmenin 10. maddesi bakımından incelemenin gerekli olmadığına;
2. Üçe karşı altı oyla, Sözleşmenin 11. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Oybirliğiyle, bu kararın kendisinin, iddia edilen manevi zarar bakımından yeterli bir adil karşılık oluşturduğuna;
4. Oybirliğiyle, davalı Devletin başvurucuya ücretler ve masraflar için 40,000 Fransız Frangı ödemesine
Karar Vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy