(AİHS m. 5, 13, 50)
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
A. Bay Fox ve Bayan Campbellin durumu
8. Birinci başvurucu Bay Bernard Fox ve ikinci başvurucu Bayan Maire Campbell, evli fakat ayrı yaşamakta olan eşlerdir. Her ikisi de Kuzey İrlandanın Belfast kentinde oturmaktadır.
9. Başvurucular 5 Şubat 1986da, Belfastta polis tarafından durdurulmuş ve Woodbourne Ulster Kraliyet Polis (RUC) karakoluna getirilmişlerdir. Seyahat ettikleri araç burada baştan aşağı aranmıştır. Polis karakoluna getirildikten 25 dakika sonra, yani 15:40ta, 1978 tarihli Kuzey İrlanda Olağanüstü Hal Yasasının (1978 tarihli Yasa) 11(1). fıkrasına dayanılarak (bk. aşağıda parag. 16), resmen gözaltına alınmışlardır (formally arrested). Kendilerine, Yasanın bu maddesine göre gözaltına alındıkları, çünkü gözaltına alan görevlinin, kendilerinin terörist olduğundan kuşkulandığı bildirilmiştir. Ayrıca, 72 saat süreyle tutulabilecekleri söylenmiştir. Aynı gün Castlereagh Polis Bürosuna götürülerek saat 20:15 ile 22:00 arasında ayrı ayrı ifadeleri alınmıştır.
10. Bay Fox ve Bayan Campbell'e, tutuldukları süre içerisinde Geçici İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu (Geçici IRA) için istihbarat toplama ve kuryelik yapma gibi kuşkulanılan davranışları hakkında sorular sorulmuştur. Ayrıca, bu örgüte üye oldukları kuşkusuyla da sorgulanmışlardır. Hükümetin dediğine göre, bu kişilerin arabası durdurulmadan önce, kendilerinden kuşkulanmak için polisin elinde bilgi vardır.
Başvurucular hakkında daha sonra bir suçlamada (charge) bulunulmamıştır. Birinci başvurucu, 7 Şubat 1986 günü 11:40da; ikinci başvurucu, bundan beş dakika sonra salıverilmiştir. Polis karakoluna götürülmek için geçen zaman hariç, birinci başvurucu 44 saat, ikinci başvurucu 44 saat 5 dakika tutulmuştur.
11. Bay Fox ve Bayan Campbell gözaltına alınırken, polis nezaretinde tutulan kişiler için düzenlenmiş bulunan ve sahip oldukları hakları bildiren bir yazı kendilerine gösterilmiştir. Başvurucular ne yargıç önüne çıkarılmış ve ne de kendilerine salıverilmek (release on bail) için başvuruda bulunma olanağı tanınmıştır. 6 Şubat günü, her ikisi de "habeas corpus" muhakeme sürecini başlatmışlar, ancak yaptıkları başvurular henüz bir yargıç önüne getirilmeden salıverilmişlerdir.
12. Fox, 1979 yılında patlayıcı suçlarından toplam 12 yıl hapis, IRAya üye olmaktan ise 5 yıl hapis cezasına mahkum olmuştu. Bayan Campbell ise, 1979da patlayıcı suçlarına karışmaktan 18 aya mahkum olmuş, ancak cezası ertelenmişti.
B. Hartleyin durumu
13. Üçüncü başvurucu Samuel Hartley, Kuzey İrlandada, Antrim vilayetindeki Waterfootda oturmaktadır. 18 Ağustos 1986 günü sabah 7:55te, anne ve babasının evinde bulunduğu bir sırada evden gözaltına alınmıştır. Gözaltına alındığı anda kendisinin terörist olduğundan kuşkulanıldığı için, 1978 tarihli Yasanın 11(1). fıkrasına göre gözaltına alındığı bildirilmiştir. Antrim polis karakoluna getirildiğinde, polis nezaretinde tutulan kişiler için düzenlenmiş yazının bir kopyası kendisine gösterilmiştir. Burada, saat 11:05ten 12:15e kadar polis tarafından sorgulanmıştır.
14. Hartleyin, bir önceki ay Ballymenada, silahlı ve maskeli adamlar tarafından bir kadın ve bir genç adamın zorla alınıp götürüldüğü adam kaçırma (kidnapping) olayına karıştığından kuşkulanılmıştır. Adam kaçırma olayına karışanların Geçici IRA ile bağlantıları olduğu düşünülmüştür. Adam kaçırma olayının ardında, bir genç kadının, geçen yıl bir kişinin suçlu bulunup 3 yıl hapsine neden olan tecavüz iddiasını geri almaya zorlama amacı bulunduğu sanılmaktadır. Hükümet, Komisyondaki duruşmada, Hartleyin ilk ifade tutanaklarının, küçük ve özel bir coğrafi alandaki terör faaliyetleri ve Geçici IRA ile ilişkileri hakkında kendisinin sorgulanmış olduğunu gösterdiğini belirtmiştir. Tutanaklar, bu ifadeden daha ayrıntılı değildir; ancak sözü edilen alan, adam kaçırma olayının meydana geldiği alandır. Başvurucu Hartley, adam kaçırma olayı ile ilişkisi olduğunu reddetmiş; ancak bu konuda sorgulandığını ileri süren Hükümetin iddiasını inkar etmemiştir.
Hakkında hiçbir suçlama yapılmamıştır. Hartley, 19 Ağustos 1986da saat 14:10da, yani 30 saat 15 dakika gözaltında tutulduktan sonra salıverilmiştir. Hartley, gözaltına alınması ve gözaltında tutulmasıyla ilgili herhangi bir dava açmamıştır.
II. Konuyla ilgili iç hukuk ve uygulaması
A. Giriş
15. Nüfusu toplam 1.5 milyon olan Kuzey İrlanda, son 20 yıl boyunca terör faaliyetlerine sahne olmuştur (bk. 18.01.198 tarihli İrlanda -- Birleşik Krallık kararı, parag. 11-77 ve 29.11.1988 tarihli Brogan ve Diğerleri Kararı, parag. 25). 800ü güvenlik güçlerinden olmak üzere 2,750den fazla insan öldürülmüş, 31,900den fazla kişi yaralanmış veya sakat kalmıştır. Terör faaliyetleri, Birleşik Krallıkın diğer yerlerine ve kıta Avrupasına da sıçramıştır.
Kuzey İrlandadaki bu durum ile mücadele edebilmek için özel bir mevzuat getirilmiştir. Bu suretle güvenlik güçlerinin terör tehdidi ile daha etkili bir biçimde baş edebilmeleri için 1978 Yasası, onun da öncesinde 1973 tarihli Kuzey İrlanda Olağanüstü Hal Yasası (1973 Yasası) ve 1975te Kuzey İrlanda Olağanüstü Hal (Değişiklik) Yasası (1975 Yasası) çıkarılmıştır.
B. 1978 tarihli Yasanın 11. maddesi
16. 1978 tarihli Yasanın 11. maddesi, başka şeylerin yanında, gözaltına alma yetkisi vermektedir. 1987de kaldırılan 11. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"1. Bir polis, terörist olduğundan kuşkulandığı bir kimseyi müzekkeresiz gözaltına alabilir.
.....
3. Bu maddeye göre gözaltına alınan kimse, gözaltına alma yetkisiyle 72 saatten fazla tutulamaz; 1964 tarihli (Kuzey İrlanda) Magistrates Mahkemeleri Yasasının 132. maddesi ve 1968 tarihli Çocuklar ve Gençler hakkındaki Yasanın (Kuzey İrlanda) 50(3). fıkrası (gözaltına alınan bir kimsenin en geç 48 saat içinde bir Magistrates mahkemesi önüne çıkarılmasını gerektiren hükmü), bu kimselere uygulanmaz."
İkinci fıkra, terör zanlısının bulunduğu veya bulunduğundan kuşku duyulan yerlere girme ve arama yapma yetkisi vermektedir. Dördüncü fıkraya göre polis, gözaltına alınan kişinin fotoğrafını çekebilir, parmak izini ve avuç izini alabilir.
17. 1978 tarihli Yasanın 31(1). fıkrası, "terörist" ve "terörizm"i tanımlamaktadır. Terörist, "bir terör eyleminin işlenmesiyle veya işlenmeye teşebbüsüyle veya terör amacıyla kişilerin yönetimi, organizasyonu ve eğitimiyle ilişiği bulunan veya bulunmuş olan bir kimse"dir. Terörizm ise, halkın tamamını veya bir bölümünü korkutmak amacıyla şiddet kullanmak dahil, siyasal amaçla şiddet kullanma biçiminde tanımlanmıştır.
1978 tarihli Yasanın 21. maddesinin altındaki ikinci listede bazı örgütler yasaklanmıştır; bunlardan biri de, Geçici IRAyı da kapsayan IRAdır. Böyle bir örgüte dahil olmak (belong) veya dahil olduğunu açıkça söylemek (profess), böyle bir örgüt için yardım istemek (solicit) veya yardıma teşvik etmek (incite), örgüte bilerek katkıda bulunmak veya bu örgüt için katkı almak, bir kimseden böyle bir örgüte üye olmasını veya örgütün bir üyesi tarafından verilen emirleri, talimatları veya istekleri yerine getirmesini istemek ve buna teşvik etmek suçtur.
18. 1978 tarihli Yasanın 11. maddesindeki gözaltına alma ve tutma yetkileri, aslında 1973 tarihli Yasa ile enterne etmenin yerine getirilen geçici nezaret (interim custody) sisteminin bütünleyici bir parçasıdır (bk. yukarıda geçen İrlanda - Birleşik Krallık kararı, parag. 88). 1975 ve 1978 tarihli Yasalarla yeniden çıkarılmış olan bu geçici nezaret düzeni, 1980 yılında 11. madde hariç olmak üzere kaldırılmış ve bundan sonra bu yetki, süreli bir yetki olarak gözaltına alma ve 72 saate kadar tutma biçiminde kullanılmıştır.
Bu yetkiyi veren yasa, çıkarıldığı 1973 yılında itibaren, Parlamento tarafından periyodik olarak uzatmaya tabi tutulmuştur. Böylece söz konusu hükümler, 1978 Yasasının 33. maddesi gereğince uzatılabilir duruma gelmiş; 1987de kaldırılıncaya dek, her altı ayda bir yenilenmiştir.
19. 1983de, Kuzey İrlandadan sorumlu Devlet Bakanı, 1978 tarihli Yasa hükümlerinin, kişisel özgürlüklerin mümkün olduğu kadar tam olarak sürdürülmesi ve toplumu terör suçlarından korumak için güvenlik güçlerine ve mahkemelere yeterli yetkilerin verilmesi arasında doğru bir denge kurup kurmadığını tespit etmek üzere, bu Yasanın uygulamadaki işleyişini incelemesi için emekli yargıç Sir George Bakerı davet etmiştir. Nisan 1984te yayınlanan Baker raporunda (Command Paper, Cmnd. 9222), birkaç tavsiye yer almıştır. Sir George Baker raporunda şu mütalaalarda bulunmuştur:
"263. İçinde bulunduğumuz 1984 yılında tavsiyede bulunurken, 1973 yılından daha geriye gitmeyi gereksiz buluyorum. Ancak 1978 Yasasının gözaltına alma ve tutma ile ilgili maddelerini anlayabilmek için, 1922 tarihli Özel Yetkiler Yasasının (Kuzey İrlanda) 10 sayılı Kararnamesine bakmakta yarar vardır. Kararnamede şu hüküm yer almaktadır:
Herhangi bir RUC görevlisi, huzurun korunması ve kamu düzeninin sürdürülmesi amacıyla sorgulamak için, bir kimseyi müzekkere olmadan gözaltına almaya ve 48 saati geçmemek kaydıyla tutmaya yetkilidir.
Özel Yetkiler Yasası Westminster tarafından kaldırıldığı zaman, sorgulama için genel gözaltına alma yetkisi bütünüyle kalkmış değildir. Bu yetki, 1978 tarihli Yasada ve 1974 ve 1976 tarihli Terörü Önleme (Geçici Hükümler) Yasalarında (TÖY) yeniden yazılmış ve bir ölçüye kadar yeniden yasalaşmıştır. Fakat bu Yasaların hiçbir yerinde, "sorgulama amacıyla" ifadesi yer almamaktadır. Bu ifade, çıkarsamaya bırakılmıştır. Gözaltına alma yetkisinin, "bilgi toplama" veya daha az önemli istihbarat ve taciz için yasadışı amaçlarla kullanılması büyük ölçüde eleştirilmiştir. Tabii, daha uygun bir denetim yapılabilmesi için, RUCun yetkisi Yasayla ayrıntılı olarak ifade edilmiş olsaydı, daha iyi olurdu. TÖY gereğince polisin böyle bir yetkisinin olduğu, İngiliz Üst Mahkemesi'ndeki (Ceza Dairesi), R.-HOUGHTON (1987) davasında (Ceza Üst Mahkeme Raporları 197) Yargıç Lawton tarafından kabul edilmiştir.
264. 1978 tarihli Yasanın terör suçlarının yargılanması ile ilgili olan hükümleri, Avrupa Sözleşmesinin 6. maddesindeki yükümlülüklerde bir azaltma yapmaya (derogation) ihtiyaç göstermez iken, aynı Yasanın gözaltına alma yetkisiyle ilgili hükümleri, Sözleşmenin 5. maddesinin asgari gereklerine aykırı görünmektedir. Bu nedenle Birleşik Krallık, Sözleşmenin 15. maddesine göre yükümlülüklerinde azaltma bildiriminde bulunmuştur. Sözleşmenin 5(1)(c) bendi, sanığın bir suç işlemiş olduğundan makul kuşku duymayı gerektirmekte ve yetkili mahkeme önüne çıkarılması amacıyla sanığın gözaltına alınmasını öngörmektedir. 1978 tarihli Yasasın 11. maddesi ise, ne bunu (mahkemeye çıkarma) ve ne de bir suç işlenmesini gerekli görmektedir. ... Birleşik Krallıkın Sözleşmeye aykırılıkları mazur göstermek için yükümlülükleri azaltma bildirimine dayanmaktan sakınacağı bir düzenleme yapması arzu edilir.
Kuşku ve makul kuşku
280. Sadece bir hukukçu veya bir yasakoyucu kuşku (ile makul kuşku) arasında bir fark bulunduğunu düşünebilir. Fakat aralarında bir fark vardır; çünkü görüşüne katıldığım yargıçların da söylediği gibi, Parlamento iki ayrı terim kullanmakla, bir fark amaçlamış olmalıdır. Yasanın 11. maddesindeki test, sübjektiftir; yani, gözaltına alan görevli kuşku duymuş mudur? Gözaltına aldığı kişinin bir terörist olduğuna dair gerçekten samimi bir kuşku duyuyorsa, bir mahkeme, bu yetkinin kullanılmasını daha derinlemesine inceleyemez. Ancak makul kuşku duyma şartı varsa, duyulan kuşkunun makul olup olmadığına karar vermek mahkemenin görevidir. Bu, objektif bir standarttır. Kuşkuyu doğuran olayların, makul bir sebep oluşturabilecek nitelikte olup olmadıkları, mahkeme tarafından incelenebilir. Makul kuşkunun kendisi, dava açılabilmesi (a prima facie case) için gerekli delilden daha düşük bir standarttır. Bir duyum (hearsay), makul kuşkuyu haklı kılabilir; fakat suçlamak (charge) için yeterli olmayabilir.
281. Kuşkuya makullük şartı eklenirse, öngörebildiğim tek tehlike, kuşkuyu doğuran gizli bir kaynaktan gelen bilgilerin, haksız gözaltına alma (wrongful arrest) nedeniyle açılan bir hukuk davasında mahkemede açıklanamayacak olmasıdır. Buna rağmen, RUC tarafından 1982 ve 1983te yaygın olarak kullanılan TÖYnin 12. maddesinde makul kuşku şartı vardır. Gözaltına alma ile ilgili sayılar şöyledir:
1978 tarihli Yasanın 11. maddesine göre: 1982 / 1,902 kişi; 1983 / 964 kişi
Terörü Önleme Yasasının 12. maddesine göre: 1982 / 828 kişi; 1983 / 883
... Belirli bir olayda, bunlardan hangisinin tercih edilerek kullanılacağı konusundaki ölçü, gözaltına alınacak kişinin tutulacağı sürenin uzunluğudur.
...
283. 12. madde yerine 11. maddenin kullanılmasına karar verilirken, makul kuşku yerine sadece kuşku tercihinin bir faktör olduğu sonucuna götürecek bir beyanda bulunulmadı; aslında bazı üst düzey polis memurları, bunun kendilerini etkilemeyeceğini söylediler. Ayrıca polisin, diğer tüm suçlardaki kuşkunun aynısını terör suçlarında gözaltına almak için de gerekli görecek kadar eğitilmiş olduğunu anladım. Bu nedenle, bir polisin bir kişiyi müzekkere olmadan gözaltına alırken, makul kuşku şartının gerekli kılınmasının ve bu şartın 11(1). fıkra ile 13(1). fıkra yerine önerdiğim yeni gözaltına alma yetkilerine eklenmesi gerektiği sonucuna vardım.
285. 11. maddeye göre gözaltına alırken, vatandaşın hangi suç isnadı üzerine veya kuşku üzerine veya hangi suç nedeniyle ele geçirildiğini bilmeye hakkı vardır diyen common lawun gerektirdiği şekilde belirli bir suçun adını vermeye veya zanlıya hangi sebeplerle gözaltına alınmakta olduğu konusunda bilgi vermeye gerek yoktur. Zanlıya, terörist olduğundan kuşkulanıldığı için ilgili madde gereğince gözaltına alındığının söylenmesi yeterlidir."
20. Yasanın 11(1). maddesindeki gözaltına alma yetkisinin nasıl kullanıldığı, Temyiz Mahkemesi tarafından Mckee v. Kuzey İrlanda Polis Başmüdürlüğü (1985) davasında (1985 1 All England Law Reports 1-4) ele alınmıştır. Temyiz Mahkemesi bu davada, 11. maddedeki gözaltına alma yetkisinin gereği gibi kullanılıp kullanılmadığının, gözaltına alan memurun zihinsel durumuna (state of mind) dayandığını kabul etmiştir. Gözaltına alan memurun gözaltına aldığı kimsenin bir terörist olduğundan kuşkulanması gereklidir; aksi taktirde gözaltına alma hukuka aykırı olur. Bu memur, bir kuşkuyu daha üst görevlilerin kendisine verdiği bilgiye dayanarak oluşturabilir; ancak gözaltına alan memurun bizzat kendisi bu kuşkuyu duymadıkça, bu kuşkuyu duyan amirinin bir talimatıyla, 11. maddeye göre gözaltına alamaz. Diğer yargıçların da katıldıkları yargıç Roskill, bir kuşkunun makul kuşku olması gerekmediğini, ancak kuşkunun samimiyetle (honestly) duyulması gerektiğini belirtmiştir. Polisin kafasındaki kuşkunun gerekli görülmesi, sübjektif bir testtir. Bu nedenle mahkemeler, kuşkunun varolup olmadığını, ancak iyi niyet (bona fides) bakımından araştırabilirler. Tek sorun, polisin bir kuşkuya sahip olup olmadığı ve bu kuşkuyu samimiyetle duyup duymadığıdır.
21. Ayrıca müzekkere olmaksızın gözaltına alma, Temyiz Mahkemesinin Christie v. Leachinsky davasında (1947, Appeal Casese, 573, 587 ve 600) davasında ortaya koyduğu common law kurallarına tabidir. Buna göre gözaltına alınan kimse, olağan şartlarda, gözaltına alınırken, gözaltına alınmasının gerçek nedenleri hakkında anlayabileceği dilde bilgilendirilmelidir; eğer gecikmeyi mazur gösteren özel koşullar varsa, mümkün olan en kısa sürede bilgilendirilir. Bir kimseye terör zanlısı olduğu için 1978 tarihli Yasanın 11(1). fıkrasına göre gözaltına alındığı söylenirse, bu hüküm bakımından geçerli bir biçimde gözaltına alınmış olur (in re McElduff (1972) Northern Ireland Reports 1 ve McKee v. Polis Baş Müdürlüğü, aynı yer).
22. Bu davadaki olayların meydana gelmesinden sonra, 1978 tarihli Yasanın 11(1). fıkrası yerine, 15 Haziran 1987de yürürlüğe giren Kuzey İrlanda Olağanüstü Hal Yasasının 6. maddesi konmuştur. Bu yeni madde, 1984 tarihli Terörün Önlenmesi (Geçici Hükümler) Yasasının 12. maddesine (ki şimdi 1989 tarihli Terörizmin Önlenmesi (Geçici hükümler) Yasasının 14. maddesi haline gelmiştir) göre, gözaltına alma amacıyla konuta girme ve arama yapma yetkisi vermekle sınırlıdır (bk. yukarıda geçen Brogan ve Diğerleri kararı, parag. 30). Bu son hükümler, müzekkere olmadan gözaltına alma yetkisini açıkça, kuşku için "makul nedenler"in bulunduğu hallerle sınırlamıştır.
C. Hukuk yolları
23. Yasanın 11. maddesine göre gözaltına alınmasının veya tutulmasının hukuka aykırı olduğuna inanan bir kimse, iki tür hukuk yoluna başvurabilir. Bunlar, (a) habeas corpus kararı için bir dava açma, ki böylece tutulan bir kimse, salıverilmek için acele başvuruda bulunabilir; ve (b) haksız özgürlük kısıtlaması (false imprisonment) nedeniyle tazminat için hukuk davası açabilir (bk. yukarıda geçen Brogan ve Diğerleri kararı, parag. 39-41). Her iki davada da hukukilik denetimi, gözaltına alınan kişinin gözaltına alınmasındaki gerçek nedenler hakkında gereği gibi bilgilendirilmiş olup olmadığı gibi usul sorunlarının (Christie v. Leachinsky, loc. cit.) ve 11(1). fıkrasındaki gözaltına alma koşullarına uyulup uyulmadığının denetimini kapsar. Yukarıda da belirtildiği gibi bir mahkeme, burada gözaltına almanın nedeni olan kuşkunun makullüğünü değil; ama gözaltına alan memurun duyguğu kuşkunun samimi olup olmadığını inceleyecektir (McKee v. Polis Başmüdürlüğü, loc. cit).
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
24. Bay Fox ve Bayan Campbell 16 Haziran 1986da (no. 12244/86 ve 12245/86), Bay Hartley ise 2 Eylül 1986da (no. 12383/86) Komisyona başvuruda bulunmuşlardır. Her üçü de gözaltına alınmalarının ve tutulmalarının, Sözleşmenin 5(1). fıkrası bakımından haklı olmadığını ve (2), (4) ve (5). fıkralarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Ayrıca, Sözleşmenin 13. maddesine aykırı olarak, şikayetleri için ulusal bir makama başvurma yolu bulunmadığını ileri sürmüşlerdir.
Komisyon 11 Aralık 1986da, İçtüzüğün 29. maddesi gereğince bu üç başvurunun birleştirilmesine karar vermiş ve 10 Mayıs 1988de davanın kabuledilebilir olduğunu açıklamıştır.
25. Komisyonun 4 Mayıs 1989da kabul ettiği rapordaki görüşünde, her üç başvuruyla ilgili olarak 5. maddenin (1), (2) ve (5). fıkralarına aykırılık bulunduğunu (beşe karşı yedi oyla); fakat 4. fıkrasına aykırılık bulunmadığını (üçe karşı dokuz oyla) bildirilmiştir. Komisyon ayrıca, 13. madde ile ilgili olarak incelenecek ayrı bir sorun bulunmadığı (oybirliğiyle) sonucuna varmıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. Genel Yaklaşım
28. Başvurucular, Kuzey İrlandadaki olaylarda terör eylemleriyle mücadele etmek için çıkarılmış yasalar gereğince gözaltına alınmış ve tutulmuş olmaları nedeniyle şikayette bulunmuşlardır.
Kuzey İrlandada 20 yılı aşkın bir süredir devam eden terör eylemleri, özellikle insan yaşamı bakımından ağır kayıplara ve büyük acılara neden olmuştur (bk. yukarıda parag. 15).
Mahkeme daha önce de, Sözleşme sistemine içkin olan, ortak yarar adına demokratik kurumların korunması ile bireysel hakların korunması arasında uygun bir denge kurulması ihtiyacını kabul etmiştir (bk. 29.11.1988 tarihli Brogan ve Diğerleri kararı, parag. 48). Bu nedenle Mahkeme, şikayetleri incelerken, Brogan ve Diğerleri kararında yaptığı gibi, terör suçlarının özel niteliğini ve onlarla mücadele etme zorluklarını, Sözleşmenin olaya uygulanacak hükümlerinin ifade tarzına ve Sözleşmenin bütünsel amaç ve gayesine uygun düştüğü ölçüde dikkate alır.
II. Sözleşmenin 5(1). fıkrasının ihlali iddiası
29. Başvurucular, Sözleşmenin 5(1). fıkrasının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Bu maddenin ilgili bölümü şöyledir:
1. Herkes kişi özgürlüğü ve kişi güvenliği hakkına sahiptir. Aşağıdaki haller dışında ve hukukun öngördüğü bir usule uyulmadıkça, hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.
...
(c) suç işlediğinden makul bir kuşku duyulması üzerine... kanunen yetkili makam önüne çıkarmak amacıyla ... gözaltına alınması veya tutulması
...;"
Başvurucular, Kuzey İrlanda hukukuna göre gözaltına alınmalarının, yukarıdaki "hukukun öngördüğü bir usule göre" diyen hüküm bakımından "hukuki"liğine itiraz etmemişlerdir.
30. Ancak başvurucular, bir suç işlemiş olmaktan ötürü "makul" kuşku üzerine gözaltına alınmış ve tutulmuş olmadıklarını ileri sürmüşlerdir. 1978 tarihli Yasanın 11(1). maddesi, "bir polisin, terörist olduğundan kuşkulandığı bir kimseyi müzekkere olmadan gözaltına alabileceğini" belirtmiştir (bk. yukarıda parag. 9, 13 ve 16). Başvuruculara göre, makullük şartına yer vermeyen bu hüküm, Sözleşmenin 5(1)(c) bendiyle doğrudan çelişki halindedir. Başvurucular ayrıca, gözaltına alınmalarının makul kuşkuya dayandığının maddi olaylarla gösterilemediği biçimindeki Komisyon görüşüne katılmışlardır.
Başvurucular bunlara ek olarak, gözaltına alınmalarındaki amacın, kendilerini "kanunen yetkili makam" önüne çıkarmak olmadığını; fakat cezai bir fiille suçlama niyeti bulunmadan bilgi toplamak olduğunu ileri sürmüşlerdir. Davalı Hükümet ve Komisyon bu görüşü reddetmiştir.
31. 1978 tarihli Yasanın 11(1). fıkrasına göre bir gözaltına almanın hukuki olabilmesi için, Temyiz Mahkemesinin Mckee v. Kuzey İrlanda Polis Başmüdürlüğü davasında yorumlandığı gibi (bk. yukarıda parag. 20), kuşkunun sadece samimiyetle duyulması gereği vardır. Sir George Baker 1984te Parlamentoya sunduğu raporda, 11. maddedeki ölçünün "sübjektif" olduğuna dikkat çekmiş; öte yandan, "makul kuşku"nun "objektif" bir kuşku olduğunu ve "kuşkunun makullüğüne karar vermenin mahkemelerin görevi olduğunu" belirtmiştir (bk. yukarıda parag. 19).
Sözleşmenin 5(1)(c) bendi, samimi ve iyi niyetlibir kuşkudan değil, "makul kuşku"dan söz etmektedir. Ancak Mahkemenin görevi, tartışma konusu yasa hükmünü soyut olarak (in abstracto) denetlemek değil, hükmün belirli bir olayda uygulanışını incelemektir.
32. Bir gözaltına almanın dayanmak zorunda olduğu kuşkunun "makullüğü", gözaltına alma veya tutmanın keyfiliğine karşı Sözleşmenin 5(1)(c) bendinde düzenlenen koruyucunun esaslı bir unsurunu oluşturmaktadır. Komisyon ve Hükümetin görüşüne katılan Mahkemeye göre, "makul kuşku"ya sahip olmak, objektif bir gözlemciyi söz konusu kimsenin suç işlemiş olabileceği konusunda ikna edebilecek maddi olayların veya bilgilerin varlığını gerektirir. "Makul" olarak görülebilecek şey ise, olaydaki bütün koşullara göre belirlenir.
Bu konuda terör suçları, özel bir kategoriye girer. Terör, insan ölümüne ve acılara yol açma tehlikesini beraberinde getirdiği için, polis gizli kaynaklardan edindiği bilgiler de dahil bütün bilgileri toplarken çok çabuk davranmak zorundadır. Dahası polis çoğunlukla, güvenilir olan, ancak kaynağını tehlikeye sokmaksızın zanlıya açıklayamayacağı ve bir isnadı desteklemek için mahkemeye sunamayacağı bilgilere dayanarak, terör zanlılarını gözaltına almak zorunda kalabilir.
Hükümetin de işaret ettiği gibi, Kuzey İrlandadaki terör tipi suçların soruşturulmasında ve kovuşturulmasında varolan güçlükler nedeniyle, bu tür gözaltına almaları gerektiren kuşkunun "makullüğü" her zaman adi suçlarla mücadele ederken uygulanan makullük standartlarıyla değerlendirilmeyebilir. Ancak terör suçlarıyla mücadele etmedeki güçlükler, "makullük" kavramını Sözleşmenin 5(1)(c) bendinde güvence altına alınmış koruyucunun özünü zedeleyecek kadar gevşetmeyi haklı çıkarmaz (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, yukarıda geçen Brogan ve Diğerleri kararı, parag. 59).
33. Başvurucuların da katıldığı Komisyon çoğunluğu, "Hükümetin, Komisyon tarafından başvurucular gözaltına alınırken duyulan kuşkunun Sözleşmenin 5(1)(c) bendi anlamında makul olduğu veya Kuzey İrlanda hukukunun gerektirdiği samimi kuşkudan daha fazla unsura dayandığına dair bir sonuca ulaşılabilmesini sağlayabilecek herhangi bir bilgi vermediği" görüşündedir (bk. Komisyon raporu, parag. 61).
Hükümet, her üç başvuruya karşı duyulan kuşkunun dayanağı olan çok hassas bilgilerin ifşa edilmesinin mümkün olmadığını, çünkü bu bilgilerin kaynağının ifşa edilmesinin tehlikeli olduğunu, bunlar ifşa edilecek olursa, başkalarının yaşamı ve güvenliğinin tehlikeye gireceğini ileri sürmüştür. Hükümet, her şeye rağmen, makul bir kuşkunun bulunduğu görüşünü desteklemek için, ilk iki başvurucunun daha önce Geçici IRA ile bağlantılı olarak ciddi terör eylemlerinden dolayı mahkumiyet almış olduklarına (bk. yukarıda parag. 12) ve her üç başvurucunun gözaltında tutulmaları sırasında kuşkulanılan ayrı terör eylemleri hakkında sorguya çekilmiş olduklarına (bk. yukarıda parag. 10 ve 14) işaret etmiştir. Hükümete göre, bu olaylar gözaltına alan memurun iyi niyete veya samimi bir kuşkuya sahip bulunduğunu teyit etmek için yeterli olup, iyi niyetli veya samimi kuşku ile makul kuşku arasında esas itibariyle bir fark da yoktur. Hükümet ayrıca, başvurucuların kendilerinin dahi, terör eylemleriyle bağlantıları nedeniyle gözaltına alınmış ve tutulmuş olmalarına itiraz etmediklerine dikkat çekmiştir (bk. Komisyon raporu, parag. 55).
Hükümet ayrıca, polisin başvurucuların gözaltına alınmasına yol açan bilgiyi ifşa edememesine ve bilgi veren kaynağın kimliğini açıklayamamasına rağmen, elinde birinci ve ikinci başvurucuların gözaltına alındıkları sırada Geçici IRA için bilgi toplamak ve kuryelik yapmakla meşgul oldukları izlenimi veren sağlam nedenler bulunduğunu ve üçüncü başvurucu hakkında ise sorgulandığı adam kaçırma girişimiyle kendisini ilişkilendirecek materyal bulunduğunu belirtmiştir.
34. Elbette Sözleşmenin 5(1)(c) bendi, Sözleşmeye Taraf Devletlerin güvenlik makamlarının organize terörle mücadelede etkili önlemler almalarını aşırı ölçüde güçleştirici bir biçimde uygulanmamalıdır (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 06.09.1978 tarihli Klass ve Diğerleri kararı, parag. 58 ve 68). Buradan çıkan sonuca göre, Sözleşmeye Taraf Devletlerden destekleyici bilgilerin gizli kaynaklarını açıklaması ve hatta bu tür kaynaklar veya kimlikler bakımından hassas olan olayları açık etmek suretiyle bir zanlı teröristin gözaltına alınmasına sebep olan kuşkunun makullüğünü kanıtlaması istenemez.
Bununla birlikte Mahkeme, Sözleşmenin 5(1)(c) bendinde yer alan koruyucunun özünün korunup korunmadığını tespit edebilme imkanına sahip kılınmalıdır. Bu nedenle davalı Hükümet, gözaltına alınmış olan kişiler hakkında, iddia konusu suçları işlemiş olduklarından makul olarak kuşku duyulmuş olduğuna dair Mahkemeyi ikna edebilecek kadar maddi olay veya bilgiyi ortaya koymak durumundadır. Bu, mevcut davada olduğu gibi, iç hukukun makul kuşkuyu değil de, sadece samimi bir kuşku gibi daha düşük bir eşik değeri şart kıldığı hallerde daha da gereklidir.
35. Mahkeme, her bir başvurucunun gözaltına alınmasının ve tutulmasının, kendilerinin terörist olduğuna dair iyi niyetli bir kuşkuya dayandığını, Hartley de dahil olmak üzere her birinin tutulmaları sırasında kuşkulanıldıkları ayrı terör eylemleri hakkında sorguya çekildiklerini kabul etmektedir.
Bay Fox ve Bayan Campbellin, IRA ile bağlantılı olarak terör eylemleri nedeniyle daha önce mahkumiyet almış olmaları (bk. yukarıda parag. 12), terör tipi suçlara iştiraklerine dair bir kuşkuyu güçlendirse bile, bu durum tek başına, 1986da, yani bundan yedi yıl sonra, gözaltına alınmalarını haklı kılabilecek bir kuşku nedeni oluşturamaz.
Bütün başvurucuların tutulmaları sırasında ayrı terör eylemlerinden sorguya çekilmiş olmaları, gözaltına alan görevlilerin samimi bir kuşku duyduklarını teyit eder; ama objektif bir gözlemciyi, başvurucuların bu eylemleri işlemiş olabilecekleri konusunda ikna edemez.
Yukarıda belirtilen unsurlar, tek başlarına "makul kuşku"nun bulunduğu sonucuna varmak için yeterli değildir. Hükümet, başvuruculara karşı duyulan kuşku hakkında başka bir bilgi vermemiştir. O halde Hükümetin açıklamaları, bir kişinin gözaltına alınması için gerekli kuşkunun makullüğüne hükmetmek için, Sözleşmenin 5(1)(c) bendinde getirilen asgari standardı karşılamamaktadır.
36. Buna göre Mahkeme, 5(1). fıkrasına aykırılık olduğu sonucuna varmaktadır. Böyle olunca, başvurucuların gözaltına alınmalarındaki amaç sorununu inceleme gereği duyulmamıştır.
III. Sözleşmenin 5(2). fıkrasının ihlali iddiası
37.Başvurucular, Sözleşmenin 5(2). fıkrasının ihlal edildiği iddiasında bulunmuşlardır. Bu fıkra şöyledir:
"Gözaltına alınan bir kimse, gözaltına alınma nedenleri ile kendisine isnad edilen suç hakkında anlayabileceği bir dilde derhal bilgilendirilir."
Hükümetin reddettiği bu iddiayı Komisyon kabul etmiştir.
38. Başvuruculara göre Sözleşmenin 5(1)(c) bendi, gözaltına almayı haklı kılan sebepleri belirtmekte olup, gözaltında tutulan kimselere bildirilmesi gereken de bu sebeplerdir. Başvurucular, terör zanlısı olmanın, kendiliğinden 11. maddeye göre gözaltına almayı gerektiren bir suç olmadığını ileri sürmüşlerdir. Bu nedenle, gözaltına alındıkları zaman, gözaltına alınmalarının maddi sebepleri hakkında yeterli ve anlaşılabilir bir bilgi verilmemesi, Sözleşmenin 5(2). fıkrasına aykırılık oluşturmuştur. Başvurucular ayrıca, kendi durumlarında olduğu gibi, kişinin gözaltına alınma nedenlerini sonradan yapılan polis sorgulamalarından çıkarsamasının istenmesinin, ulusal makamların kişiyi "bilgilendirme" göreviyle uyuşmadığını savunmuşlardır.
39. Hükümet, Sözleşmenin 5(2). fıkrasının amacının, gözaltına alınan kişinin, gözaltına alınmasının hukukiliğini değerlendirmesini ve gerekli görürse itiraz etmesini mümkün kılmak olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet ayrıntılı bilgi verilmesi gerekmediğini, gözaltına alınan kişinin, tutulması ile ilgili iç hukuktaki dayanakların ve "tutulmasının hukukiliği hakkında karara varılması için esaslı vakıaların" derhal bildirilmesinin yeterli olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, bu ilkelerin mevcut davaya uygulanması halinde, Sözleşmenin 5(2). fıkrasının aradığı şartların tamamıyla karşılanmış olduğunun görüleceğini belirtmiştir.
40. Sözleşmenin 5(2). fıkrası, gözaltına alınan bir kimsenin, neden ötürü özgürlüğünden yoksun bırakıldığını bilmesini gerekli gören, temel bir koruyucuyu içerir. Bu hüküm, 5. maddeyle sağlanan koruma sisteminin bütünleyici bir parçasıdır; gözaltına alınan bir kimseye, 5(2). fıkrası gereğince, gözaltına alınmasının temel hukuki ve maddi nedenleri teknik olmayan ve anlayabileceği basit bir dilde söylenmeli, böylece kişi gerekli görüyorsa 5(4). fıkraya göre bunun hukukiliğine itiraz edebilmesi için mahkemeye başvurma olanağına kavuşturulmalıdır (bk. 21.02.1990 tarihli Van der Leer kararı, parag. 28). Bu bilgi derhal (promptly, Fransızca: "dans le plus court delai") verilmelidir; ama gözaltına alma anında gözaltına alan memur tarafından bu bilginin tamamının verilmesine gerek yoktur. Bilginin içeriğinin yeterli olup olmadığı ve derhal verilip verilmediği, her bir olayda olayın kendi özel şartlarına göre değerlendirilmelidir.
41. Fox, Campbell ve Hartley, gözaltına alınırken, gözaltına alan memur tarafından kendilerine sadece terörist olduklarından kuşkulanıldığı için 1978 tarihli Yasanın 11(1). fıkrasına göre gözaltına alındıkları söylenmiştir. Hükümetin de kabul ettiği gibi, gözaltının hukuki temeline dair yapılan bu basit bildirim, tek başına ele alındığında, Sözleşmenin 5(2). fıkrasının amacı bakımından yetersizdir.
Ancak her üç başvurucu, gözaltına alınmalarının ardından, ayrı suç eylemlerine karışmak ve yasaklanmış örgütlere üye olmak kuşkusuyla polis tarafından sorgulanmışlardır (bk. yukarıda parag. 9, 10 ve 14). Bu sorgulamaların, başvurucuların neden dolayı gözaltına alındıklarını anlamalarını mümkün kılacak nitelikte olmadığını düşünmek için bir neden yoktur. O halde bu suretle, terörist olduklarından kuşkulanılma nedenleri, sorgulama sırasında başvurucuların bilgisine sunulmuştur.
42. Fox ve Campbell, 5 Şubat 1986 günü saat 15:40da, Woodbourne RUC karakolunda gözaltına alınmışlar ve 20:15 ile 22:00 arasında Castlereagh Polis Bürosunda ayrı ayrı sorgulanmışladır (bk. yukarıda parag. 9). Hartley ise, 18 Ağustos 1986 günü saat 7:55te kendi evinden gözaltına alınmış, Antrim Polis karakoluna götürülerek 11:05 ile 12:15 arasında sorgulanmıştır (bk. yukarıda parag. 13). Bu dava bağlamında, bu birkaç saatlik zamanın, Sözleşmenin 5(2). fıkrasındaki derhal (promptly) kavramıyla getirilen sınırın dışına taştığı söylenemez.
43. Sonuç olarak, her üç başvurucu bakımından Sözleşmenin 5(2). fıkrasına aykırılık yoktur.
IV. Sözleşmenin 5(4). fıkrasının ihlali iddiası
44. Başvurucular, Sözleşmenin Birleşik Krallık hukukuna içselleştirilmemiş olması nedeniyle, tutulmalarının hukukiliği hakkında, Sözleşmenin 5(4). fıkrasına göre ulusal mahkemelere itiraz etme olanağı bulamadıklarını ileri sürmüşlerdir. Sözleşmenin 5(4). fıkrası şöyledir:
"Gözaltına alınma veya tutulma nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılan bir kimse, tutulmasının hukukiliği hakkında süratle karar verebilecek ve tutulması hukuki değilse salıverilmesine hükmedebilecek bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir."
Komisyon çoğunluğu, bu fıkranın ihlal edilmediği sonucuna varmıştır. Komisyon çoğunluğuna göre, bu olayda olduğu gibi, gözaltına alınanlar gözaltına alınmalarının hukukiliği süratle (speedy) karara bağlanmadan önce salıverildiklerinde, Sözleşmenin 5(4). fıkrasında yer alan bu önemli koruyucunun konusu kalmaz (devoid of purpose).
Hükümet, bir "habeas corpus" davasında mahkemelerin, gözaltında tutmanın hem usule uygunluğunu ve hem de bu kimsenin terörist olduğundan samimiyetle kuşku duyulup duyulmadığını inceleyebileceğini belirtmiştir.
Başvurucular buna yanıt olarak, Komisyon üyesi Daneliusun Komisyon Raporundaki karşı oy gerekçesini benimsemişlerdir. Daneliusun görüşüne göre Sözleşmenin 5(4). fıkrasında düzenlenen hak, kısa süreli gözaltında tutmalar için de geçerlidir; bu hak, Mahkeme tarafından Brogan ve Diğerleri kararında yorumlandığı gibi (bk. aynı karar, parag. 65), ne "habeas corpus" hukuk yoluyla ve ne de haksız özgürlük kısıtlamasına tazminat davasıyla korunabilir; çünkü 1978 tarihli Yasanın 11(1). fıkrasına göre gözaltına almanın hukuki olması için makul kuşku gerekmemektedir.
45. Fox ve Campbell yaklaşık 44 saat, Hartley yaklaşık 30 saat gözaltında tutulmuşlardır (bk. yukarıda parag 10 ve 14). Hartley gözaltına alınması ve tutulmasıyla ilgili bir dava açmamıştır (bk. yukarıda parag. 14). Öte yandan Fox ve Campbell, gözaltına alınmalarını izleyen gün, "habeas corpus" davası açmışlar; ancak başvuruları duruşma için yargıç önüne getirilmeden önce salıverilmişlerdir (bk. yukarıda parag. 11).
Üç başvurucu, gözaltına alınmalarının yargısal denetimi yapılmadan önce aceleyle salıverilmişlerdir. Başvurular salıverilmemiş olsalardı, başvurulabilecekleri hukuk yollarının Sözleşmenin 5(4). fıkrasındaki koşulları yerine getirip getirmediği hakkında soyut olarakkarar vermek, Mahkemenin görevi değildir.
Bu nedenle Mahkeme, başvurucuların 5(4). fıkrasıyla ilgili şikayetlerinin esasını incelemeyi gerekli görmemiştir.
V. Sözleşmenin 5(5). fıkrasının ihlali iddiası
46. Başvurucular ayrıca, 5. maddenin beşinci fıkrasına aykırılık iddiasında bulunmuşlardır. Fıkra metni şöyledir:
"Bu madde hükümlerine aykırı olarak gözaltına alınmaktan veya tutulmaktan mağdur olan herkes, icrası mümkün bir tazminat hakkına sahiptir."
Başvurucuların gözaltına alınma ve tutulmalarının, Sözleşmenin 5(1). fıkrasına aykırı olduğuna karar verilmiştir. Bu aykırılık, Mahkeme tarafından bu karara varılmadan önce veya sonra, mağdurlar tarafından Kuzey İrlanda mahkemeleri önünde tazminat talebinde bulunabilmeleri sonucunu doğurmaz.
O halde her üç başvurucu bakımından, Sözleşmenin 5(5). fıkrası ihlal edilmiştir.
VI. Sözleşmenin 13. maddesinin ihlali iddiası
47. Başvurucular son olarak, bu davadaki olayların, 13. maddeye aykırılık bulunduğunu gösterdiğini iddia etmişlerdir. Bu madde şöyledir:
"Bu Sözleşmede düzenlenen hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi sıfatla hareket edenlerden başka kişiler tarafından işlenmiş olsa da, ulusal bir makam önünde etkili hukuki bir yola başvurma hakkına sahiptir."
Mahkeme, yukarıda 43. ve 45. paragraflarda vardığı sonuçlar ışığında, bu şikayeti incelemeyi gerekli görmemiştir.
VII. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
48. Sözleşmenin 50. maddesi şöyledir:
"Mahkeme, bir Sözleşmeci Tarafın resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan bir tasarrufun tamamen veya kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğunu tespit ederse ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuku verilen kararın veya yapılan tasarrufun sonuçlarını ancak kısmen onarmaya imkan veriyorsa, Mahkeme gerekli gördüğü takdirde zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödenmesine hükmedebilir."
Başvurucular, maddi tazminat talebinde bulunmamışlardır. Ancak başvurucular, her birinin katlandığı iddia edilen manevi zararlara karşılık, Mahkemenin hakkaniyete uygun bulacağı önemli miktarda bir tazminat ile birlikte, davayı Sözleşme organları önüne götürebilmek için yaptıkları ödeme ve masraflara karşılık, 37,500 Sterlin istemişlerdir. Başvurucular, uygun bir miktar üzerinde Hükümet ile uzlaşmak için çaba gösterdiklerini ve böyle bir uzlaşmadan kaçınılması üzerine konuyu değerlendirmesi için Mahkemeye havale ettiklerini bildirmişlerdir.
Hükümet ise, Mahkemenin esas konular hakkında karar verinceye kadar, tazminat taleplerine dair görüşlerini saklı tutmanın daha uygun olacağını düşünmüştür.
Bu koşullar altında Mahkeme, Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanmasına dair sorunun karar için hazır olmadığı ve saklı tutulması gerektiğini kabul etmiştir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME,
1. Üçe karşı dört oyla, Sözleşmenin 5(1). fıkrasının ihlaline;
2. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 5(2). fıkrasın ihlal edilmediğine;
3. Üçe karşı dört oyla, Sözleşmenin 5(5). fıkrasının ihlaline;
4. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 5(4). fıkrası ile 13. maddesine göre yapılan şikayetleri incelemenin gerekli olmadığına;
5. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması sorununun karara hazır olmadığına;
buna göre,
(a) bu sorunun saklı tutulmasına;
(b) Hükümeti ve başvurucuları, gelecek üç ay içinde konu hakkındaki görüşlerini bildirmeye ve özellikle aralarında varacakları bir anlaşmayı Mahkemeye bildirmeleri için davet etmeye;
(c) diğer usul işlemlerini saklı tutmaya ve bunlar hakkında Mahkeme Başkanını gerektiği taktirde aynı şekilde yetkili kılmaya
Karar Vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy