(AİHS m. 3, 5, 6, 50)
DAVANIN ESASI
7. 1952 doğumlu bir Fransız vatandaşı Félix Tomasi, Bastiada (Haute-Course) ikamet etmektedir. Kendisi dükkan sahibi ve aylıklı bir muhasebecidir. Gözaltına alındığı sırada yerel seçimler için aday gösteren Korsikacı siyasal partinin aktif bir üyesi ve saymanıdır.
8. 23 Mart 1983de polis Tomasiyi dükkanında yakalamış ve 25 Marta kadar Bastia merkez polis karakolunda gözaltında tutmuştur.
Polis, Tomasinin 11 Şubat 1982 günü yılın o döneminde faaliyette bulunmayan Yabancı Lejyonun dinlenme merkezine yapılan bir saldırıda yer aldığından kuşkulanmıştır. Merkeze bakmak ve korumakla görevli olup silahsız durumdaki kıdemli onbaşı Rossi ve er Steinte saldırıda vurulmuşlar ve birincisi öldürücü derecede, ikincisi de çok ağır bir biçimde yaralanmıştır. Saldırı, yüzlerini gizlemek için başlık giyen kişiler tarafından gerçekleştirilmiştir. Ertesi gün, Korsikanın bağımsızlığını isteyen ve bir kararname ile feshedilmiş olan "eski Korsikacı Ulusal Bağımsızlık Cephesi" (FLNC), bu saldırının ve aynı gece gerçekleştirilen diğer yirmi dört bombalı saldırının sorumluluğunu üstlenmiştir.
9. 12 Şubat 1982de "Bastia tribunal de grande instance", cinayet, cinayete teşebbüs ile 1. sınıf ve 4. sınıf silah ve mühimmat taşımaktan soruşturma başlatmıştır. Soruşturma yargıcı aynı gün, Ajacciodaki Bölgesel Suç Soruşturma Bölümünü (SRPJ) delilleri toplamakla görevlendirmiştir.
I. Başvurucu hakkındaki ceza davası
A. İlk soruşturma (25 Mart 1983 - 27 Mayıs 1986)
1. Bastiadaki soruşturma (25 Mart 1983 - 22 Mayıs 1985)
(a) Soruşturma tedbirleri
i. Yargıç Pancrazi
10. Bastia soruşturma yargıcı Pancrazi, 25 Mart 1983 tarihinde ilk kez yargıç karşısına çıkartılan Tomasinin tutuklanmasına karar vermiştir. Bu yargıç, aynı tedbir kararını Pieri için de vermiştir. Yargıç, 8 Nisanda Tomasiyi bu suçlara karışmış olma iddiası ile ilgili sorgulamıştır.
11. Bu yargıç, 28, 29 ve 31 Martta, 14 ve ve 29 Nisanda, 30 Mayıs ve 2 Haziran 1983 tarihlerinde tanıkların ifadesini almıştır.
Yargıç 19 Mayısta, Pierinin ve 26 Mayısta da, 24 Mart 1983 tarihinden beri tutuklu olan suç ortağı Moracchininin ifadesini almıştır. Yargıç bu kişiler arasında 30 ve 31 Mayıs ile 1 Haziran tarihlerinde yüzleştirme yapmıştır.
Yargıç, ayrıca 26 Mayıs ve 27 Ekim 1983te alınacak ifadeler için yazılı talimatlar vermiştir.
12. 18 Ekim 1983te Tomasi ve Pierinin, 21 Kasımda Moracchininin yeniden kısa ifadeleri alınmıştır.
Yargıç 26 Ekim 1983te suçun işlendiği yerde bir keşif yapmıştır.
ii. Yargıç Huber
13. Olayın soruşturulması, 2 Ocak 1984ten itibaren diğer soruşturma yargıcı Hubere geçmiştir.
Pieri, 22 Ocak 1984te tutukevinden kaçmış; ancak 1 Temmuz 1987de yeniden ele geçirilmiştir.
Yargıç Huber 4 Mayıs 1984 ile 10 Ocak 1985 tarihleri arasında birçok belgenin dosyaya girmesi ve bunların kovuşturma makamlarına iletilmesi için talimatlar vermiştir.
24 Ocak 1985te başvurucunun dosyaya belge eklenmesi talebini reddetmiştir.
(b) Salıverilme talepleri
14. Tomasi on bir kez salıverilme talebinde bulunmuştur.
15. Soruşturma yargıcı bu talepleri 3 Mayıs, 14 Haziran ve 24 Ekim 1983, 2 Ocak 1984, 24 Ocak, 20 Mart, 5 Nisan, 24 Nisan, 3 Mayıs ve 7 Mayıs 1985 tarihlerinde reddetmiştir. Yargıç 6 Haziran 1984te başvurucunun Marseilledeki tutukluluk şartları hakkında ifadesinin alınması için talimat vermiştir. Bu ifade 18 Haziranda alınmıştır.
16. Başvurucu, tutukluluk ile ilgili 14 Haziran 1983, 2 Ocak 1984 ve 24 Ocak ile 20 Mart 1985 tarihli kararlara karşı itiraz etmiş; fakat Bastia Ceza Üst Mahkemesi ("chambre daccusation"), bu kararları 7 Temmuz 1983, 26 Haziran 1984 ile 20 Şubat ve 17 Nisan 1985te onaylamıştır.
Bu Ceza Üst Mahkemesi 20 Şubat 1985 tarihinde, tanıkları baskıya karşı korumak, suç ortakları arasında kurulabilecek hukuka aykırı işbirliğini önleyebilmek, kamu düzenini suçun neden olduğu zarara karşı korumak ve Tomasinin istendiği zaman adli makamların huzuruna çıkarılabilmesini sağlamak amacıyla, başvurucunun tutukluluğunun devamına karar vermiştir.
(c) Soruşturmayı nakil talebi
17. 10 Ocak 1985te Bastia savcısı, aynı yerin Başsavcısına adada hüküm süren gergin ortam nedeniyle soruşturmanın nakli için başvurmuştur.
18. 25 Martta Üst Mahkeme Başsavcısı konuyu Temyiz Mahkemesi (Ceza Dairesi) önüne getirmiş, Temyiz Mahkemesi Dairesi de 22 Mayısta kararını vermiştir. Bu mahkeme soruşturmayı, Ceza Usul Yasasının 662. maddesindeki "adaletin gereği gibi dağıtılması için" Bordeaux soruşturma yargıcına devretmiştir.
2. Bordeauxdaki soruşturma (22 Mayıs 1985 - 27 Mayıs 1986)
(a) Soruşturma tedbirleri
19. 5 Eylül 1985te Bordeaux soruşturma yargıcı Nicod, ilk ve son kez Tomasinin ifadesini almıştır.
Bu yargıç, Moracchiniyi 1 Ekim ve 15 Kasım 1985te diğer suç ortağı Sattiyi 15 Kasım 1985te sorgulamıştır. Ayrıca 13 Aralık 1985te bu kişilerin yüzleştirmesini yapmıştır.
20. 14 Ocak 1986da soruşturma yargıcı, belgelerin iddia makamına iletilmesine karar vermiştir.
14 Şubat 1986da Bordeaux savcısı, dava dosyasının Başsavcılığa gönderilmesine karar vermiştir.
Soruşturma yargıcı 1986 Mart ortasından Nisan ortasına kadar dosyaya çeşitli belgeler eklemiştir. Soruşturma yargıcı, 17 Nisanda Bordeaux savcılığının görüp uygun bulduğu dosyayı iddia makamına havale emrini vermiştir.
Dava dosyası 22 Nisan 1986 tarihli kararla Başsavcılığa gönderilmiştir.
(b) Salıverilme talepleri
21. Tomasi yedi kez salıverilme talebinde bulunmuştur.
Soruşturma yargıcı bu başvuruları 31 Mayıs, 7 Haziran, 29 Haziran, 13 Ağustos, 10 Eylül ve 8 Ekim 1985 ile 14 Ocak 1986 tarihlerinde reddetmiştir.
22. Soruşturma yargıcının çeşitli kararlarına karşı yapılan itirazı inceleyen Bordeaux Üst Mahkemesinin Ceza Dairesi, 3 Eylül ve 29 Ekim 1985 tarihlerinde bu kararları onaylamıştır.
Bu onaylama kararlarından ilki suçların ağırlığına; "açık ve ikna edici delillerin", tanıkların baskı görme ve hukuka aykırı hile ile karşılaşma tehlikesinin varlığına, kamu düzenini koruma ihtiyacına ve başvurucunun duruşmada hazır bulundurulmasını sağlama amacına dayanmıştır.
İkinci karar aşağıdaki gerekçeyi içermektedir:
"Başvurucunun itham edildiği suçların özel bir ağırlığa sahip olduğu ve bunların kamu düzenini bozucu suçlar olduğu açıktır; sanık avukatının davanın uzunluğu ile ilgili kaygılarının haklılığını göz ardı etmeksizin, yine de soruşturma yargıcının verdiği kararda olduğu gibi, Tomasinin tutukluğunun devamı, kamu düzenini söz konusu suçların neden olduğu zarardan korumak ve tanıkları baskıdan veya hukuka aykırı hileden korumak ve sanığın duruşmada hazır bulunmasını sağlamak için gerekli görünmektedir."
23. Başvurucu her iki kararı temyiz etmiş; ancak bu başvurular, Temyiz Mahkemesi Ceza Dairesinin 3 Aralık 1985 ve 22 Ocak 1986 tarihli kararlarıyla reddedilmiştir.
İkinci karar aşağıdaki gerekçelere dayanmaktadır:
"Temyiz Mahkemesi dosyadaki deliller ışığında, Ceza Dairesinin tutukluğun devamına ilişkin kararını özel şartlara ve Ceza Usul Yasasının 144. maddesindeki hükümlere dayanarak verdiğine ikna olmuştur; kararın gerekçesinde ayrıca bu davada Sözleşmenin 5(1)(c) bendindeki, ... sanığın suç işlediğine dair makul kuşku bulunduğu görülmekte; buradan da olayın ve davanın özel koşulları göz önünde alındığında, tutukluluk süresinin makul olduğu sonucu çıkmaktadır."
B. Son soruşturma (27 Mayıs 1986 - 22 Ekim 1988)
1. Duruşma için sevk
(a) Birinci sevk
24. 27 Mayıs 1986da Bordeaux Ceza Üst Mahkemesi, Tomasi ve Pieriyi tasarlayarak cinayet, tasarlayarak cinayete teşebbüs ve 1. sınıf ve 4. sınıf silahlar ile birlikte mühimmat taşımakla suçlamış ve kendilerini Moracchini ve Satti ile birlikte Gironde Ağır Ceza Mahkemesine sevk etmiştir.
25. Temyiz Mahkemesi Ceza Dairesi, 27 Mayıs tarihli duruşmada son sözün savunma tarafına verilmediği gerekçesiyle, başvurucunun 27 Temmuz 1986 tarihinde yaptığı itirazı 13 Eylül 1986da kabul etmiştir.
Temyiz Mahkemesi, dosyayı Poitiers Ceza Üst Mahkemesine geri göndermiş ve bu mahkemeye, suçlama nedenleri bulunması halinde sanığı yargılaması için Gironde Ağır Ceza Mahkemesine sevk etmesi talimatı vermiştir (Ceza Usul Yasasının 611. maddesi).
(b) İkinci sevk
26. 9 Aralık 1986da Poitiers Ceza Mahkemesi, Tomasiyi yargılaması için Gironde Ağır Ceza Mahkemesine sevk etmiştir. Bu karar temyiz edilmemiştir.
(c) Üçüncü sevk
27. 3 Şubat 1987de Bordeaux Ceza Üst Mahkemesi, üç suç ortağını değil, ama başvurucuyu yargılaması için Gironde Ağır Ceza Mahkemesine, yani jürisiz bir Ağır Ceza Mahkemesine sevk etme yetkisi bulunmadığına karar vermiştir. Başsavcılık terör eylemleri ile suçlanan bir sanığın böyle bir yargısal makam tarafından yargılanmasını gerektiren 9 Eylül 1986 tarihli ve 86-1020 sayılı yasa hükümlerini uygulamasını istemiştir.
28. 7 Mayıs 1987de Temyiz Mahkemesi Ceza Dairesi, Bordeaux Üst Mahkemesi Başsavcılığı bu konudaki itirazını reddetmiştir.
29. 16 Haziran 1987de Poitiers Ceza Mahkemesi, savcılık tarafından yapılan 20 Mayıs 1987 tarihli başvuruyu kabul etmiş ve başvurucuyu Gironde Ağır Ceza Mahkeme çerçevesinde özel olarak oluşturulan bir mahkemede yargılanması için sevk etmiştir. Poitiers Ceza Mahkemesi bu çerçevede, Tomasiye isnat edilen suçların "sindirme veya terörle kamu düzenine ciddi bir biçimde zarar vermeyi amaçlayan tek başına veya topluca işlenen eylemlerle ilgili" olduğunu belirtmiştir.
30. 24 Eylül 1987de Temyiz Mahkemesi Ceza Dairesi, başvurucu tarafından yapılan bir başka başvuruyu reddetmiştir.
2. Salıverilme talepleri
(a) Birinci başvuru
31. Bordeaux Ceza Dairesi, Tomasinin 6 Mayıs tarihli salıverilme başvurusunu 27 Mayıs 1986 tarihli kararla (bk. yukarıda parag. 24) reddetmiştir. Bu kararda aşağıdaki gerekçeler gösterilmiştir:
"25 Mart 1983te başlayan tutukluluk çok uzun bir süre devam etmiştir. Ancak bu durum sanığın sistematik tavrı ve soruşturma yargıcının karşılaştığı büyük zorluklarla açıklanabilir. Tutukluluk süresinin uzun olması, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesini kendiliğinden ihlal etmez. Buna karşılık, suçların ağırlığı ve Tomasinin salıverilmiş olsaydı kaçmakta tereddüt etmeyeceği göz önünde tutulacak olursa, tutukluluğun devamı gerekli görülmektedir."
32. Başvurucu bu kararı temyiz etmiş; fakat Temyiz Mahkemesi Ceza Dairesi, Sözleşmenin 5(3). fıkrasının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan bu başvuruyu reddetmiştir. Bu konuda, 13 Eylül 1986 tarihli kararda şöyle denilmektedir:
"Temyiz Mahkemesi dosyadaki deliller ışığında, Ceza Usul Yasasının 145. maddesinde sayılan durumun bulunduğuna ve 144. maddede belirtilen durumun niteliklerine bakarak özel sebepleri gösteren bir kararla, 148. maddenin birinci fıkrasında gösterilen hükümlere uygun olarak tutukluluğun devamına karar verildiğine kanaat getirmiş;
Ayrıca Ceza Mahkemesi, çelişkiden uzak ve yeterli durumdaki vakıalar hakkında tutarlı bir değerlendirme yaparak davanın karmaşıklığını ve uzunluğunu tartışmış, tutukluk süresinin makul süreyi aşmadığı sonucuna varmış ve başvuruyu reddetmiştir"
(b) İkinci başvuru
33. Tomasi salıverilmek için 19 Ocak 1987de yeniden başvurmuştur.
Bordeax Ceza Dairesi 3 Şubat 1987 tarihli kararıyla (bk. yukarıda parag. 27), Poitiers Ceza Dairesinin sevk kararı vermesi nedeniyle başvuruyu inceleme yetkisi bulunmadığı sonucuna varmıştır.
(c) Üçüncü başvuru
34. Başvurucu salıverilmek için 17 Nisan 1987de bir başka başvuru daha yapmıştır.
Bordeaux Ceza Dairesi, 28 Nisanda sevk kararının açık ve ayrıntılı gerekçelere dayandırılmış olması, suçların çok ağır olması ve tutukluluğun kamu düzenini korumak için gerekli olması nedeniyle, bu başvuruyu reddetmiştir.
(d) Dördüncü başvuru
35. Başvurucu, salıverilmesi için 22 Mayıs 1987de Poitiers Mahkemesi Ceza Dairesine başka bir başvuru daha yapmıştır; bu başvuru da, 2 Haziranda aşağıdaki nedenlerle reddedilmiştir:
"Soruşturma süresince tanıklara, polislere ve yargıçlara yönelik sindirme hareketi sürdürülmüştür;
Suçların kamu düzenine ciddi bir biçimde zarar vermiş olmasının ötesinde, Tomasiye isnad edilen suçların ... sadece beyan edilmesi bile sanığın tutukluluğun devamını haklı göstermek için yeterlidir; salıverilecek olsa, yargılamadan kurtarmak için kendisine yardım etmekten memnunluk duyacak olan FLNC üyeleriyle temasa girmesi tehlikesi bulunmaktadır; bu koşullarda tutukluluğunun devamı, Sözleşme hükümlerine aykırı görünmemektedir..."
(e) Beşinci başvuru
36. Başvurucu, 6 Kasım 1987de salıverilmek için bir kez daha Bordeaux Ceza Dairesine başvurmuştur.
Tomasinin bu başvurusu da 13 Kasımda, isnat edilen suçların çok ağır oluşu ve bu suretle kamu düzenini yaratılan tehlikeye karşı koruma gereği nedeniyle reddedilmiştir.
37. Tomasi daha sonra bu kararı temyiz etmiş ve Temyiz Mahkemesi Ceza Dairesi 2 Mart 1998de bu başvuruyu reddetmiştir.
3. Yargılama (trial)
38. 22 Ocak 1987de Bordeaux Ceza Üst Mahkeme Başkanı, duruşmanın Ceza Mahkemesinde 16 Mayıs 1988 tarihinde başlanmasına karar vermiştir.
Mart ve Nisan aylarında savcılık ile Tomasi ve Pierinin avukatları arasında yapılan görüş alış verişinden sonra, Mahkeme Başkanı 28 Nisanda, duruşmanın başlamasını 17 Ekim 1988 tarihine ertelemiştir.
Başkan 15 Temmuz ve 23 Eylülde mahkemenin kompozisyonunu değiştirmiştir.
39. Duruşma, 17-22 Ekim 1988 tarihlerinde yapılmıştır. Duruşmanın son günü başvurucunun beraatine karar verilmiş ve kendisi hemen salıverilmiştir. Başvurucu ile birlikte yargılanan üç sanığa ise 1. sınıf silah taşımak ve bulundurmaktan birer yıl hapis cezası verilmiş ve bu cezalar tecil edilmiştir.
C. Tazminat Davası (18 Nisan 1989 - 8 Kasım 1991)
1. Tazminat Dairesine başvuru
40. Tomasi 18 Nisan 1989da, Ceza Usul Yasasının 149. maddesine göre Temyiz Mahkemesi Tazminat Dairesine başvurmuştur. Bu maddeye göre, "... bir kimse muhakeme süresince tutuklu kaldığı muhakemenin dava açılmasına gerek olmadığı veya beraat kararıyla son bulması halinde, bu karar kesinleştikten sonra ve tutukluluğun fevkalade açık ve özellikle ciddi nitelikte bir zarara neden olması halinde, bu kimse için tazminata hükmedilebilir".
2. Temyiz Mahkemesi Başsavcılığının görüşü
41. Temyiz Mahkemesi Başsavcılığı aşağıdaki görüşünü 5 Haziran 1991de Temyiz Mahkemesi Tazminat Dairesine iletmiştir:
"...
TUTUKLULUK KONUSUNDA
Tomasi tutukluluk süresince Bastia soruşturma yargıcına on bir kez ve Bordeaux soruşturma yargıcı ile Ceza Dairesine dokuz kez olmak üzere yirmi kez salıverilme talebinde bulunmuştur.
Dördü Bastia ve ikisi Bordeaux Ceza Dairesi tarafından olmak üzere bu kararları onaylayan altı hüküm verilmiştir.
Nihayet Temyiz Mahkemesi Ceza Dairesinin 17 Ekim ve 2 Mart tarih 1988 tarihli kararları, Tomasinin Bordeaux Ceza Dairesi tarafından verilen iki kararına karşı yaptığı itirazları reddetmiştir.
Soruşturma yargıçları ve Ceza Dairesinin salıverilme ile ilgili talepleri reddeden kararlarında, suçların fevkalade ağır oluşu, kamu düzenine verilen zarar, sanığın adli makamlar huzurunda hazır bulundurulmasını sağlama gereği ve tanıklara baskı yapma riski gerekçe olarak gösterilmiştir.
TARTIŞMA
1. Muhakemenin uzunluğu
- Soruşturmanın başladığı 12 Şubat 1982 tarihinden 25 Mart 1983e kadar Tomasinin olayda adı geçmemektedir.
- Tomasiye suç isnat edildiği 25 Mart 1983 tarihinden kendisinin özetleyici sorgusunun yapıldığı 18 Ekim 1983 tarihine kadar muhakeme normal adımlarla ilerlemiş ve hiç bir gecikme olmamıştır.
- Kasım 1983ten Mayıs 1984e kadar muhakeme yavaşlamış ve istinabe sorgusu (commissions rogatoires) veya bunlarla ilgili kararlar önceden alınmadığından, daha önce alınabilecek tedbirleri bu dönemde almak gerekmiştir.
- Böylece mağdurun görüşleri ile ilgili istinabeyle alınan ifadesi Mart 1984e kadar iletilmemiştir; ..., soruşturmanın başlangıcında yapılması doğru olduğu halde 27 Ekim 1983 tarihine kadar verilememiştir.
- Aynı şekilde, mağdurlar ile Sorbo-Ocagnano kampı hakkında araştırma ve müştemilatların yapılması gereken krokileri ve üzerindeki çalışmalar hakkında istinabe soruşturması 26 Mayıs 1983e kadar çıkarılmamıştır...
- İstinabe soruşturmasıyla sağlanan delillere 1984 yılının Mart ve Nisan aylarında ulaşılmıştır; bu da kaçınılmaz olarak muhakemeyi uzatmıştır.
- Mayıs 1984 ile Ocak 1985 arasında muhakemede hiç bir ilerleme kaydedilmeyişi anlaşılır gibi değildir. Dosyanın soruşturma makamlarına havale edilmesi kararının verildiği 4 Mayıs 1984 ile balistik incelemesi için ek soruşturma talebinin yapıldığı 31 Temmuz 1984 arasında yaklaşık üç ay geçmiştir. Soruşturma yargıcı uzman incelemesi için yapılan bu talebi reddeden kararını 15 Kasımdan önce, yani üç buçuk ay geçmeden verememiştir.
- Dosyanın Ceza Dairesine ve sonra Temyize, daha sonra da Bordeauxya havalesi için Ocak 1985den Mayıs 1985e kadar geçen süre normal görünmektedir.
- Öte yandan, dosyanın Bordeaux soruşturma yargıcına havale edilmesinden ve Tomasinin salıverilmesi için yaptığı dört başvuruyu yargıcın reddetmesinden sonra, 5 Eylül 1985te Tomasinin ifadesini alarak yaptığı ilk esaslı soruşturma işlemine kadar üç aydan fazla bir süre geçmiştir.
- Soruşturma yargıcının tutuklu bir kişi ile ilgili bir olaya öncelik vermesi gerektiği, olayı iyice anlama ve mümkün olduğu kadar soruşturmayı ilerletme görevi bulunduğu için geçen bu süre aşırı gibi görünmektedir.
- Soruşturma işlemleri, Eylül 1985ten 14 Ocak 1986ya kadar ayda bir kez sorgu ve yüzleştirme yapılması şeklinde devam etmiştir. İfade almalar kısa aralıklarla yapılmış olsaydı, muhakemenin süresi önemli ölçüde düşerdi.
- Dosyayı tamamlamak ve ağır ceza mahkemesine sevk etmek için Ocak 1986dan Mayıs 1986ya kadar geçen süre normal görünmektedir.
- Öte yandan, Mayıs 1986dan Mart/Nisan 1988e kadar muhakemede bir gecikme vardır ki, bu gecikme yasal haklarını kullanan sanığın yaptığı başvurular gerekçe gösterilerek haklı kılınamaz.
- Nihayet Mayısta yapılacak duruşmadan vazgeçilmesi ve duruşma için 17 Ekim 1988 gününün tayin edilmesini sağlayan Mart ve Nisan 1988deki kararın, iddia makamının ve savunma tarafının anlaşması sonucu alındığı kaydedilmelidir.
- Sonuç olarak soruşturma, olayın önemi ve karmaşıklığı nedeniyle ortalama soruşturma süresinden daha fazla sürmüştür. Ancak, yukarıda kaydedilen çeşitli gecikmeler olmasaydı, bu süre önemli ölçüde kısalabilirdi.
2. Muhakeme süresince Tomasiyi tutuklu halde tutma gereği:
Suçların niteliği ve ağırlığı ile polis soruşturmasının sonuçlarına bakıldığında, Tomasinin 18 Ekim 1983teki özetleyici sorgusuna kadar tutukluğu haklı görünmektedir.
Dahası, bu tarihe kadar Tomasi salıverilme için başvuruda bulunmamıştır. 18 Ocak 1983 tarihine kadar tanıkların ifadeleri alınmış ve yüzleştirmeler yapılmıştır.
Bu tarihten sonra yapılan işlemler, tutukluluğun devamını haklı gösteremeyecek olan Tomasinin gözaltındaki koşullarla ilgili beyanının ardından istenen tıbbi uzman incelemesi dışında, özellikle istinabe soruşturması ve uzman incelemeleri, Tomasiyi doğrudan ilgilendirmemektedir.
Ayrıca belirtilmelidir ki, özetleyici tutanağın düzenlendiği 18 Ekim 1983ten ağır ceza mahkemesinde duruşmanın başladığı 17 Ekim 1988e kadar, başka bir deyişle beş yıl içinde, Tomasi sadece bir kez 5 Eylül 1985te kendi talebi üzerine sorgulanmıştır.
Tomasinin çeşitli salıverilme taleplerini reddeden kararlar, suçların çok ağır oluşuna, kamu düzenine verdiği zarara, sanığın adli makamlar önünde hazır tutulmasını sağlama gereğine ve tanıklara yapılabilecek baskı riskine dayandırılmıştır.
Niteliği fevkalade olsa bile bir suçun ağırlığı, sadece tutulan kişi aleyhine yeterli delil olması halinde tutukluluk nedeni oluşturabilir.
Bu olayda sürekli olarak masum olduğunu iddia eden ve defalarca açlık grevi yapan Tomasiye, sadece Moracchininin yargılama boyunca açıklıktan yoksun olduğu söylenen ifadesine dayanılarak suçlama yapılmıştır.
Aslında dosyadaki çeşitli belgelere ve özellikle:
- Savcının Bastia Başsavcısına yazdığı 11 Nisan 1983 tarihli yazıya ...,
-Ajacciodaki SRPJnin 8 Haziran 1983 tarihli memorandumuna ...,
-Bastia soruşturma yargıcının olayı nakil için yaptığı 10 Ocak 1985 tarihli başvuruya ... göre Moracchini, Tomasinin 11-12 Şubat 1982 terör saldırısı gecesinde (nuit bleue) yer alacağını ve özellikle Sorbo-Ocagnanodaki Yabancı Lejyon kampına saldırıyı gerçekleştireceğini ima ettiği söylenmiştir.
Moracchininin ifadeleri dikkatlice okunacak olursa, Tomasinin nuit bleueye katılacağını kendisine ima ettiğini söylediği; ancak hiçbir zaman Yabancı Lejyon kampına saldırıdan söz etmediği görülür...
Tam tersine, Moracchini her zaman, saldırıyı ilk kez olayın meydana gelişinin ertesi günü öğrendiğini söylemiştir.
Bu nedenle Moracchini, örneğin soruşturma yargıcı karşısına ilk kez çıkarıldığı zaman sorgulanması sırasında şöyle demiştir:
"Pierinin, Félix Tomasiyi tanıdığını biliyordum. Tomasi olaydan birkaç gün önce aslında bana nuit bleueye katılmamı önerdi. Ben bunu reddettim. Fakat bana ne tür bir saldırı yapabileceğimi hiçbir zaman söylemedi. Bana gelince, ben Lejyon olayını 12 Şubat günü gazetelerden öğrendim."
Ayrıca, Moracchininin ifadelerini teyit eden tanıklar, sadece kendilerine anlatılanları söylemişlerdir. Hiçbiri olayların doğrudan tanığı değildir.
Buna ek olarak, daha önce bir mahkumiyeti bulunmayan Tomasinin duruşmada hazır bulunması için sağlam güvence alınarak salıverilmesi, tanıklara veya serbest olan diğer suç ortağı Moracchiniye baskı yapma riskine yol açacak gibi görünmemektedir.
Gerçekten, Pieri ve Moracchini gibi Tomasi de, olaydan bir yıl sonrasına kadar tutulmamış, Tomasi gibi aynı tanıklarca olaya karıştırılan Pieri 22 Ocak 1984te hapisten kaçmış, 1 Temmuz 1987de yakalanıncaya kadar üç buçuk yıl serbest kalmış ve tanıklara hiçbir baskı uygulanmamıştır.
Son olarak Félix Tomasi, 10 Mart 1987de, İnsan Haklarını Korumaya dair Avrupa Sözleşmesinin 25. maddesine göre İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna başvurmuş ve şu şikayetlerde bulunmuştur:
- tutukluluk süresinin aşırı uzunluğu (Sözleşmenin 5(3). fıkrasının ihlali);
- gözaltı sırasında insanlıkdışı ve aşağılayıcı muamele görmesi (Sözleşmenin 3. maddesinin ihlali)
- tazminat talebi ile yapılan bir şikayetin ardından yapılan soruşturma süresinin aşırı uzunluğu (Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali).
Bu başvuru, İnsan Hakları Avrupa Komisyonu tarafından 11 Aralık 1990da kabul edilmiş; bu raporda Komisyon başvurunun kabuledilebilirliğini beyan etmiş ve incelenen olayda ikiye karşı on iki oyla Sözleşmenin 3. maddesinin ve bire karşı on üç oyla Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ve oybirliğiyle Sözleşmenin 5(3). fıkrasının ihlal edildiği görüşüne varmıştır.
SONUÇ
Yukarıda belirtilen çeşitli nedenlerle, yaklaşık beş yıl yedi ay tutuklulu olarak geçen ve zayıf ve yetersiz delillerin yol açtığı soruşturma dolayısıyla Félix Tomasi, özellikle tutukluluğunun sıkıntılı koşulları nedeniyle bir hayli zarara uğramıştır.
Tüm bu nedenlerle Kuruldan uygun bir tazminata hükmetmesini talep etmekteyim."
3. Tazminat Dairesi kararı
42. Tazminat Dairesi, 8 Kasım 1991 tarihli kararında gerekçe göstermeden başvurucuya 300,000 Fransız Frangı tazminat ödenmesine hükmetmiştir.
II. Başvurucu tarafından açılan ceza davası
A. Şikayetin kökeni ve yapılması
43. Tomasi, 23 Mart 1983te sabah saat 9:00da yakalanmıştır (bk. yukarıda parag. 8). Başvurucu, yargıç Pancrazinin 24 Mart sabah saat 6:00da gözaltı süresini uzatan yirmi dört saat daha süre vermesi üzerine, 25 Mart sabah saat 9:00a kadar toplam 48 saat gözaltında kalmıştır.
44. Bu süre içinde başvurucu:
(a) 23 mart sabah 9:15den 12:50ye kadar evinin aranmasında bulunmuş;
(b) birçok kez sorguya alınmış:
- 23 Mart günü 13:15den 14:30a, 17:30dan 20:00ye ve 20:40tan 22:15e kadar toplam beş saat yirmi dakika;
- 24 Mart günü 1:30dan 2:00ye, 4:00den 4:45e, 11:00den 13:00e 15:40tan 20:00ye, 20:30dan 9:20ye toplam sekiz saat yirmi dakika;
- 25 Mart günü 4:30dan 4:50ye kadar toplam yirmi dakika sorgulanmıştır.
(c) 24 Mart günü bir doktor tarafından muayene edilmiş ve sağlığının gözaltının uzatılmasına elverişli olduğu sonucuna varılmıştır.
Başvurucu, gözaltının sonunda düzenlenen özetleyici tutanağı imzalamış; fakat son sorgusunu imzalamayı reddetmiştir.
45. Başvurucu, ilk kez 25 Mart 1983te önüne çıkarıldığı soruşturma yargıcına şu beyanda bulunmuştur:
"Bana bildirdiğiniz suçlamaları anladım. Ben CCNnin (Cunsulta di i cumitati naziunalisti) aleni bir üyesiyim. Fakat FLNCnin üyesi değilim. Daha sonra, avukatım Stagnara hazır bulunduğunda ifade vereceğim.
Bununla beraber, gözaltında tutulurken polisler tarafından dövüldüm; isimlerini vermek istemiyorum. Bana dinlenme imkanı verilmedi. Beni muayeneye gelen doktordan yiyecek bir şeyler istemem gerekti; çünkü aç bırakıldım ve yediğim tek şey sadece bir sandviç oldu. Bu sabah açık bir pencerenin önünde iki veya üç saat kadar çıplak bırakıldım. Daha sonra giydirildim ve dövüldüm. Bu durum polis nezareti boyunca devam etti. Göğsümdeki bereleri ve sol kulağımın altındaki kırmızı lekeyi gösterebilirim."
Yargıç, bu ifadenin sonuna "görüldü, doğrudur" sözlerini eklemiştir.
46. Tomasi 29 Mart 1983te isim belirtmeden şikayette bulunmuş ve "kamu görevlilerinin görevlerini yerine getirirken ve resmi görevlerini kötüye kullanarak yaptıkları müessir fiil nedeniyle" açılacak davaya katılmak için başvurmuştur.
Ertesi gün kıdemli soruşturma yargıcı, başvurucunun 1,200 Frank yatırmasına ve dosyanın savcılığa havale edilmesine karar vermiştir.
B. İlk Soruşturma (29 Mart 1983 - 6 Şubat 1989)
1. Bastiadaki soruşturma
(a) Soruşturma tedbirleri
i. Yargıç Pancrazi
47. Soruşturma yargıcı Pancrazi 29 Martta, Bastia Cezaevi Kıdemli Doktoru Bereniyi tanık olarak dinlemiştir. Dr Bereni şöyle demiştir:
"Ben Cezaevi doktoruyum ve bütün mahpuslara yaptığım gibi, cezaevine girdiklerinde Charles Pieriyi ve Félix Tomasiyi muayene ettim.
...
Félix Tomaside, sol kulağının arkasından yanağa doğru yayılan cilt altı kanama (haematoma) gözlemledim. Göğsünde yüzeysel hafif çizikler (scratches) gördüm. Tomasi ayrıca başında, boynunda, bacaklarında, kollarında ve sırtında ağrı olduğundan söz etti; ancak daha önce belirttiğim gibi, bu şikayetleri destekleyecek objektif deliller tespit edemedim.
Her iki yara da ciddi niteliği bulunmayan hafif yaralar olup iş göremezliğe neden olmaz."
48. Yine yargıç Pancrazi 25 Mart 1983te, Bastia Üst Mahkemesine bağlı olarak çalışan bir uzman olan Dr. Rovereye aşağıdaki görevleri yerine getirmesi talimatını vermiştir:
"1. Mağdurun yaraları, hastalıkları veya maluliyetleri konusunda muayene yapınız; bunları betimleyiniz; bunların yol açabileceği izleri (sequelae) tespit ediniz ve bunların nedenleri hakkında görüşünüzü belirtiniz;
2. İş göremezliğin boyutunu betimleyiniz ve muhtemel süresini takdir ediniz."
Doktor, Tomasiyi 26 Mart 1983 günü öğlen saat 12:00de cezaevinde soruşturma yargıcının önünde muayene etmiş ve 30 Martta raporunu vermiştir. Raporda şöyle denilmektedir:
"III. MEVCUT DURUM
(1) Şikayetler:
Félix Tomasinin şikayetleri şunlardır:
. sol kulakta ani başlayan kulak ağrısı (acute otalgia)
. başın her iki yan bölgesinde ani başlayan şiddetli baş ağrısı (acute parietal ve bilateral cephalalgia)
. hafif sırt ağrısı
. karnın üst bölgesinde (upper abdomen) ağrılar
Başka bir rahatsızlıktan şikayet edilmemiştir.
(2) Klinik muayene:
...
(a) Genel muayene:
. ağırlık: 60kg, Boy: 1 m 65 cm (tahmini)
. Kan basıncı: 11, 5/7
. Nabız: dakikada 84 atım
. Kalp ve akciğer (cardiopulmonary) muayenesi: normal.
(b) Kafa-yüz (Cranio-facial) bölümü:
- biri sağ şakakta ve diğeri sağ kaşın üstünde olmak üzere görülebilir iki sıyrık (abrasion)
- sol göz kapağının üst kısmında, yatay hizada, 2 santim kadar uzunluğunda, mor-kırmızı renkte küçük bir bere
- kafatasının sağ yan kısmına dokunulduğunda ağrı şikayeti
- her iki gözakında travmadan kaynaklanmayan kırmızılık (hasta bunun gözaltından önce de var olduğunu söylemektedir)
- Nörolojik muayene:
. eşit büyüklükte, düzenli ve büzülebilir gözbebekleri
. gözbebeğinin istemsiz hareketi (nystagmus) yok
. Romberg negatif
. asimetri yok, hedefe yönelik hareketlerde istemsiz şaşalama (dysdiadochokinesis) yok
. kiriş (tendon) refleksleri normal
. işaret parmağı testinde ve kapalı gözlerle yürüyüş testinde sapma yok
- Sol kulak:
. kulak kepçesinde ve kulak girişinde (helix ve anthelix) ateşli, dokunulduğunda ağrı veren koyu kırmızı bere
. dış kulak yolunda (external auditory meatus) ve kulak zarında travmaya bağlı bir yaralanma işareti görülmemekte.
(c) Boyun kemikleri (Cervical rachi)
-görünürde darbe bir travma izi yok
-boyun omurlarından (cervical vertebrae) C1 ve C2nin dikensi çıkıntılarına (processus spinosis) bastırıldığında ağrı duyulduğu söylenmekte
-boyun hareketlerinde kısıtlama yok, başın yan hareketleri sırasında eklem yerlerinden gelen kıtırtı sesleri duyulmakta (otuz yaşından sonra olağandır)
-kaslarda kasılmışlık (contraction) yok
(d) Göğüs ve karın (Thorax ve abdomen)
-çizgisel ekimotik alanlar (ecchymotic striae - vibices) şöyledir:
. bir tane göğüs orta hat kemiği üst (praesternum) hizasında
. bir tane göğüs orta hat kemiği orta (metasternum) hizasında
. üç tane üst karın (epigastric) bölgesinde
. bir tane sağ karın (hypochondrium) hizasında.
Bu işaretler kırmızı renkte, mor bir halka ile çevrili, doğal ışıkta görülen ve dokunulduğunda ağrı olduğu söylenmekte.
- karaciğer büyümesi (hepatomegaly) yok
- dalak böyümesi (splenomegaly) yok
- karında hafif gerginlik (slight abdominal distension)
(e) Bel bölgesi (Lumbar region):
. açıkça görünen bir travma izi yok
. bel hareketi alanında kısıtlılık yok
. omurga çevresindeki kaslarda (paravertebral) kasılmışlık yok
(f) Sol kol:
Kolun arka iç yüzeyinin (postero-internal) üst kısmında, 8 santim uzunluğunda ve 4 santim genişliğinde, alt kısımlarının çevresi mor olan kırmızı renkte bir bere (bruise) bulunmakta, dokunulduğunda ağrı verdiği söylenmekte.
Bu berenin altında, daire şeklinde 1.5 santim çapında, daha az koyu renkte iki bere daha görülmekte.
IV. TARTIŞMA VE SONUÇ
Félix Tomasinin 26 Mart 1983 günü yapılan muayenesinde görüldüğü şekliyle, aşağıdaki bulgular gözlenmektedir:
- sol gözkapağının üst kısmında, göğüste, karın üst bölgesinde ve sağ karın bölgesinde (hypochondrium), sol kolda ve sol kulakta yüzeysel bereler
-sağ şakak üzerinde açıkça görülebilen ciltte iki sıyrık (cutaneous abrasions)
Çevrelerinde mor hale bulunan kırmızı renkli berelerin 26 Mart 1983 tarihli muayeneden iki ile dört gün arasında bir zaman önce meydana gelmiş olması muhtemeldir.
Sıyrık ve berelerin (abrasions and bruises) aynı anda varoluşu, bu yaraların travmadan kaynaklandığını söylemeyi mümkün kılmaktadır; bununla beraber, diğer tıbbi nedenlere bağlı olmadığını söyleyebilmek için biyolojik testler yapılabilir.
Bunların boyutları ve biçimleri ilk kez nasıl meydana geldiklerine dair belirti vermemektedir; bunlar, Tomasinin beyanları ile uygunluk içindedir; fakat aynı ölçüde başka bir travmatik nedene de dayanabilirler.
Bu yaralar toplam olarak üç gün geçici iş göremezliğe neden olur."
49. Yargıç Pancrazi, 24 Haziran 1983te Tomasinin sanık olarak ifadesini almıştır. 12 Şubat 1982 tarihli saldırının mağdurlarıyla ilgili tıp uzmanının raporları başvurucu ve diğer suç ortaklarına okunduktan sonra, başvurucu şöyle demiştir:
"Önce Dr Rovere ve daha sonra doktorlar Rocca ve Ansaldi tarafından yapılan muayeneler sırasında üzerimde tespit edilen yaralar, Polis Müdürü (D.) ve yardımcısı (A.)nın ve suç soruşturma bölümünün diğer bazı görevlilerinin fiilleri sonucu meydana gelmiştir.
Kırk sekiz saat boyunca hiç aralıksız dövüldüm. Bir an bile dinlenme fırsatım olmadı. Aç ve susuz bırakıldım.
Gördüğümde teşhis edebileceğim bir polis, beni konuşturmak için dolu bir tabancayı şakağıma ve ağzıma dayadı. Defalarca yüzüme tokat vuruldu. Penceresi ve kapısı açık bir odada gece vakti çıplak olarak tutuldum. Mart ayıydı.
Gözaltındaki süremin hemen hepsini ayakta ve arkadan ellerim kelepçeli olarak geçirdim. Başımı duvara vurdular, önkol darbeleriyle karnıma vurdular ve sürekli tokatlanıp tekmelendim. Yere düştüğüm zaman kalkmam için tekmelendim ve tokatlandım.
Ayrıca beni öldürmekle tehdit ettiler. Polis Müdürü (D.) ve polis (A.), kaçmaya teşebbüs edersem beni öldüreceklerini söylediler. Ailemi öldüreceklerini de söylediler. Lumioda bir saldırı olduğunu ve burada bir kişinin yaralandığını ve aynı şeyin aileme de olabileceğini ve onları öldürmek için patlayıcı kullanabileceklerini söylediler.
Sol kulağımdaki yara ile ilgili olarak, Dr. Rovere tarafından tespit edilen bereye ilave olarak, kanadığını, daha açık bir deyişle, bir bez parçasını kulağıma sürdüğümde kanadığını gördüğümü söylemek isterim. Bu iki hafta kadar sürdü. Bir uzmana görünmek istedim ve Dr Vellutini bana kulak zarımda delik olduğunu söyledi. Kırık bir dişimin olduğunu daha sonra fark ettim. O nedenle bunu uzmanlara söyleyemedim.
Doktorlar Rocca ve Ansaldi, sol göz kapağımın üstündeki bereye gözlüğümün neden olmuş olabileceğini söylediler; fakat ben gözlüğümü burnumun üstüne takarım, burnumun üstünde iz bırakabilir, ama hiçbir biçimde gözümün üst tarafında iz bırakmaz."
ii) Yargıç NGuyen
50. Tomasinin şikayeti ve savcının talebi üzerine Bastia tribunal de grande instance Başkanı 2 Haziran 1983te, soruşturma yargıcı NGuyene görev vermiştir.
Yargıç NGuyen, yetkili mahkemenin tayini için yapılan başvurunun sonucunu beklemeksizin (bk. yukarıda parag. 55), daha önce Bastia Üst Mahkemesinde görevli olup, başvurucuyu 29 Mart 1983te cezaevinde muayene etmiş olan ve 1 Nisanda raporlarını vermiş bulunan iki uzman Dr. Rocca ve Dr. Ansaldiyi görevlendirmiştir. Bu doktorların söz konusu raporları şöyledir:
"OLAYIN ÖZETİ
Hasta şunları söylemektedir:
23 ve 24 Mart 1983 tarihlerinde otuz altı saat süresince dövüldüm. Çoğunlukla karnımdan, başımdan ve yüzümden defalarca yumruklandım ve tekmelendim.
ŞU ANKİ ŞİKAYETLER:
Hasta şu belirtilerden şikayet etmektedir:
- sol kulakta ağrı;
- kulaklarda uğultu;
- baş ağrısı;
- bel bölgesinde ağrı;
- karın ağrısı;
-(okunamıyor) (illegible).
BUGÜN YAPILAN KLİNİK MUAYENE
- Kilo: 60kg
- Boy: 1 m 65 cm
- Kan basıncı: 13/8
- Nabız: dakikada 72 atım
1. Yüz ve kafa muayenesi:
Tomasi miyop olduğu için lens kullanmaktadır.
Yaptığımız muayenede şunları tespit ettik:
- sol göz kapağının üst bölgesinde mor renkte ve 2 santim boyunda hafif bir bere
- Birincisi sağ şakak hizasında, ikincisi sağ kaşın üstünde olmak üzere 3 milimetre çapında küçük sıyrıklar (abrasions).
Yüz muayenesine devam ederken şunları gördük:
- masticatory mascles bölgesi, özellikle sağ taraf, dokunulduğunda aşırı duyarlı idi;
- başka yere dokunulduğunda, ocular autokinesis normal;
- yüzün yüzey duyarlılığı normal;
- yüzdeki doğal hareketler normal.
Daha başka yerlerin muayenesi yapıldığında:
- sol kulak kepçesinde (auricle) yaygın kızarıklık (erythema),
- saat sesiyle ve fısıldayarak yapılan teste göre işitme yeteneği normal görünmektedir.
2. Göğus ve karın (thoraco-abdominal) muayenesi:
Yapılan muayenede:
- birkaç milimetre boyunda, sağ karın bölgesinde (hypochondirum), karın üst bölgesinde (epigastrium), göğsün orta hat kemik bölgesine (metasterunum) yakın bir bölgede sol göğüs kemiği (parasternal) yanında birkaç cilt sıyrığı;
- akciğerin stetoskopla dinlenmesi, parmak vuruşlarıyla ve elle yapılan muayenesi normal
- karın muayenesinde ağrı yok, batın serbest.
- stetoskopla dinleme, dokunma ve göğse vuruşlarla akciğer normal.
- üreme organlarının dış muayenesinde bereye, cilt altı kanamaya (haematoma), nebdeye, travma izine rastlanmadı.
3. Kolların muayenesi:
- Sol kolda, arka-iç (postero-internal) yüzeyde, kolun orta kısmında, 8 santim uzunluğunda 4 santim genişliğinde ve oval biçimde bir bere.
Bu berenin orta kısımları sarı ve çevresi yeşildir.
- Bu bereye yakın yerde yuvarlak biçimde, 4 santim çapında yeşik renkte iki küçük bere daha bulmakta idi.
4. Bacakların muayenesi:
Muayene sonucu tamamıyla normal
5. Nörolojik muayene:
- Romberg test: negatif
- İşaret parmağı testinde bir sapma yok
- Kas gücü (okunamadı) bozulmamış
- Kiriş (tendon) refleksleri var ve simetrik
- His muayenesi: normal
- Koordinasyon: normal
TARTIŞMA VE SONUÇ
Félix Tomasinin ifadesi aldıktan ve klinik işlemleri tam olarak yapıldıktan sonra, aşağıdaki yaraları tespit ettik:
- sol göz kapağında küçük ve sol kolda büyük olmak üzere iki bere;
- ayrıca, göğüs ve göğüs kemiği yan bölgeleri (thoracic ve parsternal) üzerinde ve sol şakak ile sağ kaş üstünde sıyrıklar vardı. Bu sıyrıklar küçük boyutlarda idi.
Kulaktaki ağrılar ve uğultular için kulak-burun-boğaz uzmanının görüşü gereklidir.
Berelerin rengi, neden olan travmaların bundan dört ile sekiz gün kadar önce meydana gelmiş olabileceğini göstermektedir.
Sol koldaki bereler, el ve parmaklarla kuvvetli bastırmanın sonucu olabilir. Sol göz kapağının üstündeki bere Tomasinin taktığı gözlüğün biçimini andırmaktadır.
Görülen cilt sıyrıkları belirli bir travmaya işaret etmemektedir.
İşkence yapıldığını gösteren yara izi (scar), yanık izi (burn mark) veya herhangi bir yaralama (injury) tespit edilmemiştir."
51. 21 Nisan 1983te soruşturma yargıcının talebi üzerine doktorlar ek bir rapor vermişlerdir. Bu raporda, "Félix Tomasinin toplam iki gün geçici iş göremez durumda olduğu" sonucuna varılmıştır.
52. 1 Temmuz 1983te yargıç NGuyen, başvurucuyu ceza soruşturmasına katılan sıfatıyla dinlemiştir. Tomasi şöyle demiştir:
" -... Polis karakoluna sanıyorum öğle vakti vardık. Beni sorgulamaya başladılar ve birinci ifadeyi kayda geçirdiler. CNNnin faal bir üyesi olduğumu söyledim. Bana neden burada olduğumu bilip bilmediğimi sordular. Ben de CCN üyelerini ilk kez gözaltına almadıkları yanıtını verdim.
- O anda bana vurmaya başladılar; Polis Müdürü (superintendent) (D.) bana arka arkaya tokat vurdu. Odaya her gelişinde adamlarını buna teşvik etti. Beni konuşturacaklarını ve bunun için her yöntemi kullanacaklarını söylediler.
İki günlük gözaltı boyunca bana hep vurdu.
- Müdür Yardımcısı (A.) da bana vurdu. Hiçbir iz bırakmadığını söyleyerek bileği ile dirseği arasındaki bölge ile midemin üzerine vurdu. Saçlarımdan çekerek kafamı duvara vurdu.
Orada başkaları da vardı, fakat onların adlarını bilmiyorum: Adının (G.) olduğunu sandığım kısa boylu, siyah saçlı biri vardı. O beni tokatladı ve yumrukladı.
Sonra (L.)nin adını da verebilirim, çünkü adını bana kendisi söyledi.
Daha başkaları da vardı, fakat adlarını bilmiyorum.
Konuştuğum zamanlar hariç, bu adamlar bana sürekli vurdular. Sustuğum anda bana vurmaya devam ettiler.
- Ellerimin arkadan kelepçeli olduğunu, duvardan elli santim kadar uzakta durmak zorunda olduğumu belirtmeliyim. Bu durum gözaltının ilk anlarında başladı. Vücut araması (body search) giriş katında değil, fakat ikinci katta yapıldı.
- (A.)nın yanında bulunan aynı boyda, açık başlı birini daha hatırlıyorum. O da gözaltı süresince bana vurdu. Başımı tutup duvara çarptı.
- Birinci ve ikinci gece hiç dinlenmedim.
- Sırayla on beş kadar polis tarafından sorgulandım. Sayıları bazen üç, ama genellikle beş on arası oluyordu. Kırk sekiz saatin hemen hepsini aynı odada geçirdim.
- 25 Mart günü sabah altı sularında yine aşağıya indirildim. O andan itibaren hiç dinlenmedim. Ne yiyecek ne de içecek bir şey verildi.
- İlk gece yiyecek ve içecek istedim. Polisler bana hiçbir şey vermedi. Ertesi gün doktora görünmek istedim. Doktor geldi. Kendisine yirmi dört saat boyunca sürekli dövüldüğümü, bana işkence yapıldığını söyledim. Midemin üzerine ve yüzüme vurulan darbelerin izlerini gösterdim. Cevap vermedi. Tansiyonumu ölçtü. Polislere dayanabileceğimi söyledi. Aslında bu konuda Tabipler Odasına (medical association) yazdım. Kendisine yiyecek hiçbir şey verilmediğini söylediğimde, o polislere döndü.
Polisler sıkılmış görünüyorlardı. Bana ne istediğimi sordular. Bir fincan kahve ve bir sandviç istediğimi söyledim. Kahve vermediler; konuşursam kahve alabileceğimi söylediler. Sandviç kömür tozuna bulanmış gibiydi. Ancak ertesi sabah yerel polisler (lUrbaine) bana ayçörekleri ve çikolata ile birlikte üç veya dört kahve verdiler. İşte bu nedenle, mahkeme binasına geldiğimde sallanır durumdaydım.
Polis (L.)nin tabancasını belinden çıkarttığını, dolu tabancasını şakağıma ve ağzıma dayadığını da belirtmeliyim. Bana, konuş, dedi. Bir şey uyduramayacağımı söyledim. Bana diğerlerinin verdikleri ifade tutanaklarını okudu. Benim de aynı şeyleri söylemem gerektiğini söyledi.
- Bundan sonra (G.) on defa kadar yüzüme tükürdü ve tokatladı.
- İşkenceci (D.) sık sık odaya geldi ve birçok kez onu henüz soymadınız mı? diye sordu.
- Akşam vakti beni başka bir odaya aldılar. Bu oda da ikinci katta idi; fakat dışarıdan görülebilecek gibi değildi. Burada baştan aşağıya soyuldum. Bu ikinci akşam oldu. Çoraplarım dışında tamamen çıplaktım. (D.) geldi ve neden çoraplarımı da çıkarmadıklarını sordu. Beni tokatladı ve kapı ve pencere açık bir ortamda beni sorgulamaya devam etti. Soğuk bir Mart günüydü. Tekrar ediyorum ki, koyulduğum odanın dışından görülemezdim. Diğer odada ise, ışıkları açmadan önce metal perdeyi indirmeyi ihmal etmiyorlardı.
-Bir ara oturmama izin verildi. Bu (B.)nin geldiği zamandı. Beni gömleği veya ceketi ile tuttu ve itti. Ellerimi arkadan bağlayan kelepçeyi çıkardı ve beni oturttu. Bütün polislerin ve müdürlerin çıkmalarını istedi. Bir şey isteyip istemediğimi sordu. Kendisine lavaboya gidip kendimi yıkamak istediğimi söyledim. Gitmeme izin verdi; sonra benimle bir saat kadar konuştu. Bugün konuştuğumuz gibi konuştuk.
- Bu olduğunda ayın 24ü ve akşam saat 8 veya 10 gibiydi. (B.) ayrıldı. Tekrar kelepçelediler ve vurmaya devam ettiler.
- Kollarımın ve ayaklarımın uyuştuğunu da söylemeliyim. Bazen öyle vurdular ki, yere düştüm. Polisler beni tekmeleyerek ve başımı duvara vurarak kaldırdılar.
- Ayrıca ailem için de tehdit edildim. Ailemin yaşadığı daireyi bombalamakla tehdit ettiler. Lumioda evi bombalanan ve yaralanan bir kadından söz ettiler ve aynı şeyi ailemi öldürmek için yapacaklarını söylediler. Ayrıca erkek ve kız kardeşlerimin ailelerini öldüreceklerini söylediler.
- Polis (L.) dükkanımı kapattıracağını söyledi. Dükkanı bir Fransız satın alacakmış. Bütün Korsikalıların gitmelerini sağlayacağını söyledi. Ayrıca dükkana bir bomba konacağını da söyledi.
- Beni de tehdit ettiler. İşkenceciler beni öldürmekle tehdit ettiler. Beni Calvideki Lejyon kampına götürüp oradaki lejyonerlere teslim edeceklerini söylediler.
Daha başka şeyler de oldu. Fakat kırk saati aşkın süre içinde olanların hepsini bir saatte saymak mümkün değil.
(A.) benim solcu (left-winger) olduğumu söyledi. Mitterranda oy verdiğimden emin olduğunu ve işte bunların meydana geldiğini söyledi. On beş kadar güvenilir polis olduklarını ve şikayette bulunmazsam benim için daha iyi olacağını söylediler. Yerel polisler için aynı şeyin söz konusu olmadığını; çünkü aralarında sempatizanların bulunduğunu ve bunlardan emin olmadıklarını söylediler.
Eğer salıverilirsem, çünkü masumum ve eğer bana bir şey olacak olursa, daha uzağa bakmaya gerek yok. Eğer salıverilecek olursam, benimle meşgul olacaklarını söylediler."
53. Başvurucunun avukatı 3 Temmuz 1983 tarihli dilekçeyle soruşturma yargıcından, müvekkili ile sorgulamada yer alan görevliler arasında yüzleştirme yapılmasını talep etmiştir. Avukat yargıçtan ayrıca, "Bastia polis karakolunda yapılan kötü muameleyi görmüş veya duymuş olabilecekleri için" aynı anda gözaltında tutulan diğer dört kişinin ve ayrıca kulağından problemi olduğunu söyleyen Tomasiyi muayene etmesi istenen Dr. Vellutininin ifadelerini almasını istemiştir. Avukat ayrıca, başvurucunun ilk kez yargıç önüne çıkarıldığı zaman Yargıç Pancraziye verdiği ifade tutanağının da dava dosyasına koyulmasını istemiştir.
54. Davanın tarafları Komisyona veya Mahkemeye, 1 Temmuz 1983 ile 15 Ocak 1985 tarihleri arasında alınmış olabilecek herhangi bir soruşturma işlemi ile ilgili bir bilgi vermemişlerdir.
(b) Tayin edilecek yetkili mahkeme için başvurular
i. Birinci başvuru
55. 31 Mart 1983te Bastia savcısı "soruşturma veya yargılamayla yetkili mahkemenin" tayin edilmesi talebiyle Temyiz Mahkemesi Ceza Dairesine bir dilekçe sunmuştur. Savcı bu suretle, "polis soruşturma bölümünün bir görevlisinin, görevi ile ilgili olsun olmasın, görevini yaptığı bölgede işlediği iddia edilen bir suç isnadı"nın söz konusu olduğu olaylarla ilgili olan Ceza Usul Yasasının 687. maddesi gereğince hareket etmiştir.
56. Temyiz Mahkemesi 27 Nisan 1983te, Tomasinin şikayeti üzerine soruşturulacak kişilerin adlarının ve görevlerinin belirlenmemiş olması nedeniyle bu talebi reddetmiştir.
ii. İkinci başvuru
57. Bastia savcısı 15 Ocak 1985te yetkili mahkemenin tayini için Ceza Dairesine yeniden başvurmuştur.
58. Temyiz Mahkemesi 20 Mart 1985te kararını açıklamıştır. Mahkeme, başvurucunun ceza soruşturmasına katılan olarak suçladığı kişileri teşhis ettiği tarih olan 1 Temmuz 1983ten sonra yapılan soruşturma işlemlerini geçersiz kılmıştır.
2. Bordeauxdaki soruşturma (20 Mart 1985 - 6 Şubat 1989)
(a) Soruşturma yargıçları tarafından (23 Nisan 1985 - 23 Haziran 1987)
i. Yargıç Nicod
59. Bordeaux savcısı 23 Nisan 1985te soruşturmanın başlaması için başvurmuş ve "Bordeaux tribunal de grande instance" Başkanı, soruşturma yargıcı Nicodu görevlendirmiştir.
60. Yargıç Nicod, sadece bir kez 5 Eylül 1985te Tomasinin ifadesini almıştır.
Yargıç Nicod 24 Eylül'de, Bastiada açılan dava dosyasındaki birçok belgenin, ayrıca gözaltındaki tutanakların, başvurucunun ilk kez soruşturma yargıcı önüne çıkarıldığında verdiği ifadenin ve tıp uzmanlarının raporlarının onaylı birer örneğini dosyaya koymuştur.
Başvurucu 4 Ekim tarihli dilekçeyle, kendisini sorgulayan polislerle yüzleştirilmeyi talep etmiştir.
Soruşturma yargıcı, 13 Aralık 1985 ve 13 Ocak 1986da, başvurucu ile birlikte aynı mekanda ve aynı zamanda gözaltında tutulan kişileri tanık olarak dinlemiştir. Bunlardan biri, başvurucuyu dördüncü gün Bastia Cezaevinde gördüğünü ve karnındaki çizikleri ve bir kulağındaki akıntıyı fark ettiğini söylemiştir.
ii. Yargıç Lebehot
61. "Bordeaux tribunal de grande instance" Başkanı, Nicodun yeni bir göreve atanması nedeniyle yerine 7 Ocak 1987de başka bir soruşturma yargıcı Lebehotu getirmiştir.
62. Yargıç Lebehot 13 Ocak 1987de, Milli Polis Genel Müfettişliğine tam bir soruşturma yapması için talimat yazısı (commission rogatoire) yazmıştır.
Gözaltına almada, aramada ve sorgulamada yer alan on beş polisin 3 ile 24 Şubat 1987 tarihleri arasında ifadeleri alınmıştır. Polislerden hiçbiri gözaltında tutulan kişilere tacizde bulunduğunu kabul etmemiş ve Tomasi ile yüzleştirilmemiştir.
6 Mart 1987de talimatın yazısının sonuçları mahkemeye ulaşmıştır.
63. 23 Haziran 1987de soruşturma yargıcı kovuşturmaya yer olmadığını belirten bir karar vermiştir. Yargıç, bir önceki gün Bordeaux savcısının mütalaasında gösterdiği gerekçeden alıntı yapmıştır:
"... birkaç objektif tıbbi rapor tarafından desteklense bile, görevlilerin açık ve kesin inkarları karşısında, şikayetçi tarafından yapılan suçlamalar kendiliğinden bir veya birden fazla kişinin suçlanmasını haklı gösterebilecek ciddi ve destekleyici türden bir suçun delilini oluşturmaz."
(b) Ceza Üst Mahkeme Dairesi tarafından (26 Haziran 1987 - 12 Temmuz 1988)
64. Tomasi 26 Haziran 1987 tarihli dilekçesiyle, kovuşturmaya yer olmadığı sonucuna varan karara karşı Bordeaux Üst Mahkemesinin Ceza Dairesine başvurmuştur. Başvurucu, başka şeylerle birlikte, polislerle yüzleştirilme yapılmadığından ve gözaltında meydana gelen olayların, özellikle daha sonraki muayenelerde gösterildiği gibi kulak zarının delinmesinin dikkate alınmadığından şikayet etmiştir.
Başvurucu yüzleştirme yapılması talebiyle 12 Ekimde Başkana dilekçe yazmıştır.
65. Ceza Dairesi 3 Kasım 1987de verdiği kararda, başvurucunun üst başvurusunu kabul etmiş ve esas hakkında bir karar vermeden önce daha başka araştırmaların yapılması talimatını vermiştir.
Bu araştırmadan sorumlu yargıç 19 Ocak 1988de, Milli Polis Genel Müdürlüğüne bir talimat yazısı göndermiştir. Bu suretle üç polisin ve Tomasi ile aynı zamanda gözaltında tutulan Filippi dahil dört kişinin ve ayrıca Tomasiyi Nisan 1983te muayene eden kulak-burun-boğaz uzmanı Dr. Vellutininin ifadeleri alınmıştır.
Filippi, 28 Ocak 1988de verdiği ifadede başvurucuyu 25 Mart 1983 sabahı gördüğünü söylemiştir. Tomasinin yüzü "berelenmiş ve şişmişti", saçları "darmadağınıktı", "göğsünde, karın bölgesinde ve sağ koltuk altının aşağısında bereler vardı"; "sürekli dövüldüğünden" şikayet etti ve "hatta cebinden bir diş çıkardı".
Dr. Vellutini 25 Şubat 1988 günü şu ifadeyi vermiştir:
"...
Félix Tomasiyi Bastia Hastanesinde ayakta tedavi gören bir hasta (outpatient) olarak muayene ettim. Tarihi tam olarak hatırlayamıyorum, fakat 1983 yılında idi. Kendisini kulak enfeksiyonu ve muhtemelen kulak zarı delinmesi nedeniyle tedavi ettim. Onu bir veya iki kez muayene ettim, daha fazla değil. Bunu daha önce soruşturma yargıcı NGuyene odasında söyledim. Benim muayenem olağan konsültasyonun bir parçası idi ve bu durumda tıbbi bir rapor yazmadım; ben sadece bana getirilen hastaları tedavi ettim.
..."
Yargıç, 18 Nisan 1988de araştırmasının sonuçlarını Ceza Dairesine sunmuştur.
66. Ceza Dairesi, 12 Temmuz 1988de kovuşturmaya yer olmadığı sonucuna varan kararı aşağıdaki gerekçelerle onaylamıştır:
"...
Tomasi ile aynı anda polis nezaretinde tutulan Antoine Filippinin, polis karakol koridorunda Tomasiyi gördüğünü ve yüzünün "bereli ve şişik olduğunu" ve daha sonra göğsünde, karın bölgesinde ve sağ koltuk altında bereleri gördüğünü söylediğinden kuşku yoktur.
Diğer suç ortağı Joseph Moracchini, Tomasinin göğsünün sıyrıklarla dolu olduğunu ve kulağından bir sıvı aktığını belirtmiştir.
Bu ifadeler Tomasinin ofise geldiğinde göğsündeki berelerin ve sol kulağının altındaki kızarıklığın varlığı hakkında soruşturma yargıcının kendisi ve ayrıca muhakemenin çeşitli aşamalarında tayin edilen doktorlar tarafından yapılan gözlemlere bir şeyler katmaktadır.
Gözaltı sırasında 24 Mart 1983 günü sabah saat 11:00de Doktor Gherardi, dövüldüğü hakkında şikayette bulunan Tomasiyi muayene etmiş, fakat kendisi bu aşamada herhangi bir şey gözlemlememiştir.
25 Mart 1983 günü Tomasi cezaevine vardığında, gözaltında tutulanların sistematik kontrolleri çerçevesinde kıdemli Doktor Bereni tarafından muayene edilmiş, sol kulağının arkasında yanağa doğru yayılan hafif bir kan pıhtısı (haematoma) ve göğüste hafif doğal olmayan tırmık izleri (scratches) görülmüş ve başvurucunun başta boyunda, bacaklarda, kollarda ve sırtta herhangi bir dış belirti göstermeyen ağrılardan söz ettiği not edilmiştir.
Soruşturma yargıcı tarafından görevlendirilen uzman Dr Rovere, 26 Mart 1983 öğlen 12:00de Tomasiyi muayene etmiş ve Tomasinin sol göz kapağının üstünde, göğsünde ve mide bölgesinde ve sağ hypochondirumda, sol kolda ve sol kulakta doğal olmayan bereler, ayrıca sağ şakakta rahatça görülebilen ciltte iki sıyrık tespit etmiştir. Doktor, çevrelerinde eflatuni hale bulunan kırmızı renkli berelerin, muayeneden iki ile dört gün kadar önce meydana gelmiş olmasının mümkün olduğunu ifade etmiş ve aşınma ile berelerin aynı anda varolmalarının, bunların travmatik nitelikte olduklarını teyit ettiğini, ancak bu travmanın gerçek sebebini göstermediğini belirtmiş ve toplam olarak üç gün süreyle geçici olarak iş göremezlik tespit etmiştir.
Kimlikleri bilinmeyen kişiler hakkında (bk. yukarıda parag. 46) açılan soruşturma ile ilgili olarak Dr. Rocca ve Dr. Ansaldi tarafından verilen uzman raporları, 29 Martta yapılan muayene sırasında Tomaside, sol göz kapağının üzerinde başvurucunun gözlüğünün çerçevesinin şekline benzeyen küçük bir tane, diğeri ise sol kolda, muhtemelen el veya parmaklarla bastırmanın sonucu olabilecek büyük bir tane olmak üzere iki berenin, yine nedeni belli olmayan göğüs ve karın bölgesine yayılan, ayrıca sağ şakakta ve sağ kaşın üzerinde aşınmaların varlığını ortaya koymuştur.
Başvurucunun kulak zarının delinmiş olması ve kulağının kanaması, kulak-burun-boğaz uzmanı olan Dr Vellutini tarafından teyid edilmemiş ve doktorlar Rovere ve Bereni tarafından da açıkça reddedilmiştir.
Her halükârda, Tomasinin şiddet eylemlerinin yapıldığını söylediği tarihten kısa bir süre sonra birçok doktor ve uzman tarafından yapılan çeşitli tespitlerin karşılaştırmalı olarak incelenmesi, bu tür şiddet eylemleri (yumruklar ve tekmeler; kolla vurmalar; kafayı kırk saat kadar duvara çarpmalar) ile kaynağı tartışmalı ve tespit edilemeyen hafif nitelikteki travmalar arasında gerçek bir uygunsuzluk vardır.
Suçu kovuşturan polisler, suçlamaları açıkça reddetmişlerdir.
Bu aşamada herhangi bir yüzleştirme gereksiz görünmektedir.
Tomasinin suçlamalarının gerçekliği hakkında kuşku bulunmaktadır."
(c) Temyiz Mahkemesi tarafından (21 Temmuz 1988 - 6 Şubat 1989)
67. Tomasi, söz konusu kararı 21 Temmuz 1988de Temyiz Mahkemesi Ceza Dairesine temyiz etmiş, Ceza Dairesi 6 Şubat 1989da bu temyizi aşağıdaki gerekçelerle kabul edilemez bulmuştur:
"Temyiz Mahkemesi, şikayetin içeriğinde yer alan olayları analiz ettikten sonra görevlerini yerine getirmeleri sırasında görevliler tarafından saldırı suçunun işlenmiş olduğuna dair herhangi bir görevli aleyhine yeterli kanıt bulunmadığı sonucuna varan Ceza Dairesinin söz konusu kararını onaylarken, itiraz konusu hükümde verilen gerekçelerden tatmin olmuştur.
Yargıçların dayandığı maddi ve hukuki nedenlere karşı başvuran temyiz başvurusu, ceza soruşturmasına katılanın Ceza Dairesinin kovuşturmaya yer olmadığına (no case to answer) karar vermesi ve soruşturma makamlarının da buna itiraz etmemesi halinde, kararı temyiz etmekle yetkili bulunduğunu öngören Ceza Usul Yasasının 575. maddesindeki temyiz gerekçeleri bulunmamaktadır."
C. Daha sonraki gelişmeler
68. Halen Bastia Cezaevinde Başhekim olan Dr. Bereni, Tomasinin talebi üzerine yazdığı 4 Temmuz 1989 tarihli raporu, "hukuki amaçlarla kullanılması için" başvurucunun kendisine vermiştir. Bu raporda şunlar yazılıdır:
"... Tomasinin 2 Nisan 1983te Toga Bastia Hastanesinde çekilen röntgenlerini inceledim.
Sol şakak röntgeni, kulak zarındaki bir delik ile birlikte dış kulak kanalında bir kalınlaşma (thickening) ve kulak zarının ötesinde bir kan pıhtısının (haematoma) varlığını göstermektedir.
Yüz yapısının özel-açı röntgeni, üstü sol çene kemiğinin hizasında, birinci azı dişinin bulunmadığını göstermektedir.
Bu incelemelerden sonra kulak-burun-boğaz bölümünün kıdemli danışmanı Dr. Vellutini kulak damlası (Otipax) ve ben de ağrı kesici ve uyku hapı verdik.
Aşağıda imzası olan ben Dr Jean Bereni, ... bu raporu onaylarım."
69. 26 Ağustos 1991 tarihli yazıya yanıt olarak, Basita Bölge Hastanesi Müdürlüğü, başvurucuya şu yazıyı göndermiştir:
"(a) Yapılan ek incelemeler, sizin muhtemelen 1 Nisan 1983te Bastia Genel Hastanesine ayaktan hasta olarak kulak-burun-boğaz bölümüne gelmeniz konusunda benim 4 Temmuz 1989 tarihli tanıklığımda belirttiğim konulara ilave olarak tıbbi nitelikte yeni bir bilgi ortaya koymamaktadır.
(b) Siz geldiğiniz sırada, eski Toga Hastanesinin uzmanlık bölümlerinde ayaktan hastaların konsültasyonu ile meşgul olunabilmesi için yapılaştırılmış bir sistemi yoktu. Bu çerçevede, bir uzman tarafından muayene edilmek üzere hastaneye yatırılmaksızın sadece hastaneye gelinmiş olduğundan, tıbbi kayıtlar sistematik olarak tutulmuş değildir. (O sırada hastanede kulak-burun-boğaz uzmanı olan Dr. Vellutininin, sizin konunuzla ilgili olarak benim bölümümle ilişkiye geçip, hatırlamış olabileceği bir bilginin ötesinde başka bir bilgiyi sağlaması mümkün değildir).
(c) Aslında büyük bir ihtimalle, sizinle ilgili röntgen veya röntgenler (hastaneye yatırılmayan tutuklular bakımından yapılageldiği üzere) hastanede bir kopyası tutulmaksızın, cezaevi görevlilerine verilmek için size refakat eden kişiye hemen teslim edilmiş olmalıdır.
(d) Ayrıca 1985te, yeni hastanenin açılışı ve eski hastaneden nakil, sizin tıbbi belgelerinizin başına gelmesi pek mümkün olmadığı halde, birçok dosyanın kaçınılmaz olarak tahrip olmasına yol açmıştır.
(e) Moracchini ve Pieri ile ilgili belgelerin aranması sonuçsuz kalmıştır.
Her halükârda, sizin dediğiniz gibi, Bastia Hastanesi aleyhine sözlü bir emir biçiminde yapılacak bir başvurunun veya açılabilecek bir davanın, arşivlerde bulunması hiç de muhtemel olmayan ve arandığı halde bulunamamış olan tıbbi belgelerin ortaya çıkmasını sağlayacağını anlamak zordur."
KOMİSYON'DAKİ YARGILAMA
70. Tomasi 10 Mart 1987 tarihinde Komisyona yaptığı başvuruda (no. 12850/87) Sözleşmenin 3. maddesine, 6(1), ve 5(3). fıkralarına dayanmıştır. Tomasi, gözaltında tutulduğu sırada insanlıkdışı ve aşağılayıcı muameleye tabi tutulduğunu iddia etmiş; ayrıca gördüğü bu muamele konusunda açtığı davanın uzunluğundan şikayet etmiş; nihayet tutukluluk süresinin "makul süre"yi aştığını ileri sürmüştür.
71. Komisyon 13 Mart 1990 tarihinde başvurunun kabuledilebilirliğini beyan etmiştir. Komisyon 11 Aralık 1990 tarihli raporunda (Madde 31), ikiye karşı on iki oyla 3. maddenin, bire karşı on üç oyla 6(1). fıkrasının ve oybirliğiyle 5(3). fıkrasının ihlal edildiği görüşünü açıklamıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
MAHKEME'DEN NİHAİ TALEPLER
72. Hükümet verdiği dilekçede (memorial) Mahkemenin "bu davada Sözleşmenin 3. maddesinin, 5(3). ve 6(1). fıkralarının ihlal edilmediğinin tespit edilmesini" talep etmiştir.
73. Başvurucunun avukatları ise Mahkemeden şunları talep etmiştir:
Diğerleri saklı kalmak üzere;
Tomasinin karakolda gözaltında tutulması sırasında, Sözleşmenin 3. maddesindeki insanlıkdışı ve aşağılayıcı muamele hükmünün ihlalinden ötürü mağdur olduğunun beyan edilmesi.
Bu muameleler sonucu gördüğü zarar nedeniyle tazminat alabilmek için Tomasi tarafından açılan davanın Sözleşmenin 6(1). fıkrasına aykırı olarak makul bir sürede görülmediğinin beyan edilmesi.
Sözleşmenin 5(3). fıkrasına aykırı olarak Tomasinin tutuklu iken makul sürede yargılanmadığının veya yargılama dava devam ederken salıverilmediğinin beyan edilmesi.
Fransız yetkililerin Sözleşmenin 5(3). ihlal etmelerinin bir sonucu olarak uğranılan zarar nedeniyle adil bir karşılık olarak 2 milyon 376 bin 588 frank ödenmesine hükmedilmesi.
Fransız yetkililerinin Sözleşmenin 3. maddesinin ve 6(1). fıkrasının ihlal etmelerinin bir sonucu olarak Félix Tomasinin uğradığı zararlar nedeniyle adil karşılık olarak 500 bin frank ödenmesine hükmedilmesi.
Bu davanın, savunma giderleri de dahil, 237 bin 200 frank olarak hesaplanan masraflar, ücretler ve muhakeme masraflarından Fransa Cumhuriyetinin sorumlu olduğunun beyan etmesi.
74. Komisyon Temsilcisi sunduğu yazılı görüşte, Hükümetin Sözleşmenin 26. maddesi ile ilgili itirazının kabuledilemez bulunup reddedilmesini istemiştir.
KARAR GEREKÇESİ
I. Sözleşmenin 5(3). fıkrasının ihlali iddiası
75. Başvurucuya göre tutukluluk süresinin uzunluğu, Sözleşmenin 5(3). fıkrasını ihlal etmiştir. Fıkrada şöyle denmektedir:
"Bu maddenin birinci fıkrasının (c) bendine göre gözaltına alınan veya tutulan bir kimse...makul bir sürede yargılanma ve yargılama sürerken salıverilme hakkına sahiptir. Salıverme, bu kişinin duruşmada hazır bulunması için güvenceye bağlanabilir."
A. Hükümetin ilk itirazları
76. Hükümet, başvurunun kabuledilebilirliği hakkında iki itirazda bulunmuştur. Birincisi, başvurucunun iç hukuk yollarını tüketmediği; ikincisi, başvurucunun mağdurluk statüsünü kaybettiği şeklindedir.
77. Mahkeme yerleşik içtihadına dayanarak (bk. en son kararlardan Drozd ve Janousek - Fransa ve İspanya kararı, parag. 100), birinci itiraz hakkında Komisyonun aksi görüşüne rağmen, bu itirazları incelemeye yetkili olduğunu tespit etmiştir.
1. İç hukuk yollarının tüketilmediği itirazı
78. Hükümet, Komisyon önünde de belirttiği gibi, Tomasinin 10 Mart 1987de Komisyona başvurduğunu ve bunun, 18 Nisan 1989da Temyiz Mahkemesi Tazminat Dairesine yaptığı başvurudan bile önce olduğunu söylemiştir (bk. yukarıda parag. 1 ve 40). Bu tarihten sonra 8 Kasım 1991de hükmedilen tazminat, Sözleşmenin 5(3). fıkrasına göre yapılan şikayeti amacından yoksun bırakmaktadır (bk. yukarıda parag. 42).
79. Başvurucu ve Komisyon temsilcisi gibi Mahkeme de, ilkin bir özgürlükten yoksun bırakma halinin sona erdirilmesini güvence altına alma hakkını, özgürlükten yoksunluğa karşı tazminat alma hakkından ayırmak gerektiğini düşünmektedir. Mahkeme, daha sonra Ceza Usul Yasasının 149. maddesine göre tazminat verilmesini, Sözleşmenin 5(3). fıkrasında öngörülmeyen özel koşulların yerine getirilmesine, yani "sanık hakkında kovuşturmaya yer olmadığına (no case to answer) veya beraatine dair bir kararın" verilmesine ve "fevkalade açık ve özellikle ciddi nitelikte bir zarar"ın varlığına bağladığını gözlemlemektedir (bk. yukarıda parag. 40). Nihayet, Tomasi dört yıl tutuklu kaldıktan sonra Strasbourga başvuruda bulunmuştur.
Bu nedenle bu itiraz reddedilmelidir.
2. Mağdurluk statüsünün kaybedildiği itirazı
80. Hükümetin itirazına göre başvurucu, Sözleşmenin 25(1). fıkrası anlamında "mağdurluk" statüsünü kaybetmiştir. Tazminat Dairesi, başvurucuya 300 bin frank ödenmesine dair 8 Kasım 1991 tarihli kararında "makul süre"nin aşıldığını kabul etmiş ve doğan zararı telafi etmiştir.
Başvurucu bu görüşe karşı çıkmıştır.
81. Mahkeme öncelikle, bu itirazın ilk kez 25 Şubat 1992 tarihli duruşmada yapıldığını ve Mahkeme İçtüzüğünün 48. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen süre içinde yapılmadığını kaydetmektedir. Bununla beraber Mahkeme, Tazminat Dairesinin kararının kabulünden önce Hükümetin savunmasını verdiğini ve bu nedenle savunmanın süresinden önce yapılmış sayılamayacağını tespit etmektedir.
Öte yandan iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazına karşı gösterilen gerekçelerin aynısı bu itiraza karşı da gösterilebilir. Bu nedenle itiraz yersizdir.
B. Şikayetin esası
82. Tomasi tutukluluk süresinin aşırı olduğunu belirtmiş; Hükümet bunu reddetmiş; Komisyon ise Tomasiye katılmıştır.
83. Dikkate alınacak süre, başvurucunun gözaltına alındığı tarih olan 23 Mart 1983te başlamış ve Gironde Ağır Ceza Mahkemesinin beraat kararı vermesinin ardından salıverildiği 22 Ekim 1988 tarihinde sona ermiştir (bk. yukarıda parag. 8 ve 39). Bu nedenle tutukluluk 5 yıl yedi ay sürmüştür.
84. Belirli bir olayda sanığın tutukluluğunun makul bir süreyi aşmamasını güvence altına almak, öncelikle ulusal yargı makamlarının görevidir. Bu amaçla ulusal yargı yerleri, masumluk karinesini dikkate alarak, kişi özgürlüğüne saygı kuralından ayrılmayı haklı kılan kamu yararının gerçekten varolduğu hakkında lehte ve aleyhte ileri sürülen bütün koşulları incelemeli ve salıverilme talebi hakkında verdikleri kararlarda bunları göstermelidirler. Mahkemeden de esasen, bu kararlarda gösterilen gerekçeler ile başvurucunun salıverilme ve üst başvurularında belirttiği maddi olaylara dayanarak, Sözleşmenin 5(3). fıkrasına bir aykırılık olup olmadığı hakkında karar vermesi istenmektedir.
Gözaltına alınan kişinin bir suç işlediğinden makul kuşku duyulmasındaki süreklilik, tutukluluğun devamının geçerliliği için olmazsa olmaz (sine qua non) bir koşuldur; fakat belirli bir sürenin geçmesinden sonra artık yeterli değildir. Bu nedenle Mahkeme, yargısal makamlar tarafından gösterilen diğer gerekçelerin özgürlükten yoksun bırakmayı haklı kılmaya devam edip etmediğini tespit etmelidir. Bu gerekçeler "ilgili" ve "yeterli" ise, Mahkeme, yetkili ulusal makamların muhakemeyi icra ederken "özel bir özen" gösterip göstermediğini de belirlemelidir (bk. en son kararlardan Clooth, parag. 36).
1. Tutukluluğun devamına ilişkin gerekçeler
85. Soruşturma yargıçları Tomasinin salıverilme başvurularını reddederken, ayrı ayrı veya birlikte olmak üzere dört tane temel gerekçe göstermişlerdir. Bunlar, isnat edilen suçların ağırlığı; kamu düzeninin korunması; tanıklara karşı yapılabilecek bir baskıyı engelleme veya suç ortakları arasında yapılabilecek bir işbirliğini bertaraf etme gereği; başvurucunun kaçma tehlikesidir.
(a) İsnat edilen suçların ağırlığı
86. Soruşturma yargıçları ve Ceza Mahkemeleri, başvurucunun suçlandığı cezai fiillerin özel veya istisnai ağırlığını vurgulamışlardır (bk. yukarıda parag. 22, 31, 34, 35 ve 36).
87. Başvurucu bunu inkar etmemekte, fakat kendisinden kuşkulanmak için milliyetçi bir hareketin üyesi olmasından başka hiçbir neden bulunmadığı halde, bunu, bu kadar uzun bir süre tutuklu kalmasını haklı kılmak için yeterli görmemektedir. Kendisinin tutukluluk süresi, on yıldan fazla hapis cezasına mahkum olmuş birinin fiilen içeride geçireceği hapislik süresine karşılık gelmektedir.
88. Hükümet, suç ortağı Moracchininin, Tomasinin saldırıyı hazırladığını ve organize ettiğini belirten ifadelerinin birbiriyle tutarlı oluşunu vurgulamıştır.
89. Söz konusu kişinin suç işlediği hakkında kuvvetli belirtilerin varlığı ve bunun devamlılığı, hiç kuşkusuz alakalı faktörlerdir; fakat Komisyon gibi Mahkeme de, bunların tek başlarına böylesine uzun bir tutukluluk süresini haklı gösteremeyeceğini kabul etmektedir.
(b) Kamu düzeninin korunması
90. Söz konusu mahkeme kararlarının çoğunluğu, başvurucunun suçlandığı cezai fiillerin neden olduğu zararlardan kamu düzenini koruma gereğini önemle ve hemen hemen aynı terimlerle ifade etmişlerdir (bk. yukarıda parag. 16, 22, 34, 35 ve 36).
Hükümetin uygun bulduğu bu gerekçeye, başvurucu ve Komisyon karşı çıkmaktadırlar.
91. Mahkeme bazı suçların, özel ağırlıkları ve halkın bunlara tepkisi nedeniyle, en azından kısa bir süre için tutukluluğu haklı kılmaya yetecek kadar halkın huzursuzluğuna yol açabileceğini kabul etmektedir.
O halde bu faktör, istisnai şartlarda ve tabi ki yeterli delil varsa (bk. yukarıda parag. 84), Fransız Ceza Usul Yasasının 144. maddesinde suçun kamu düzenine zarar vermesi kavramının yer alışı gibi iç hukukta tanınması halinde, Sözleşme bakımından dikkate alınabilir. Ne var ki bu sebep sadece, sanığın salıverilmesinin kamu düzenine gerçekten zarar vereceğini göstermeye yeterli olaylara dayandırıldığı zaman ilgili ve yeterli sayılabilir. Ayrıca tutukluluk, sadece kamu düzeninin gerçekten tehlikede olması halinde meşruluğunu sürdürebilir; tutukluluğun devamı hapis cezasının verilmesini beklemek için kullanılamaz (bk. en yakın tarihli karar Kemmache - Fransa (No. 1 ve No.2), parag. 52).
Bu davada soruşturma yargıçları ve Ceza Daireleri, özgürlükten yoksun bırakmayı sürdürme gereğini sadece suçların ağırlığını vurgulayarak (bk. aynı karar, parag. 52) veya bunların etkilerini kaydederek, tamamen soyut bir görüş açısıyla değerlendirmiştir. Ancak, Yabancı Lejyon dinlenme merkezine yapılan saldırı, silahlı mücadeleyi savunan gizli bir örgütün sorumluluğu üstlendiği düşünülen bir terör eylemidir. Bu eylem bir kişinin ölümü ve bir başkasının çok ciddi bir biçimde yaralanmasıyla sonuçlanmıştır. Bu nedenle, başlangıçta kamu düzenine zarar verme riski bulunduğunu varsaymak makuldür; ancak bu risk belirli bir zaman sonra kaybolmuş olmalıdır.
(c) Tanıklar üzerinde baskı yapma ve suç ortakları arasında işbirliği riski
92. Bu olayda verilen birçok yargısal kararda, tanıklar üzerinde baskı uygulama ve suç ortakları arasında işbirliği riskine dayanılmış, hatta Poitiers Ceza Dairesi "sindirme faaliyetlerine" atıfta bulunmuş; fakat bu kararlar, her nedense bu risklerle ilgili herhangi bir ayrıntı vermemiştir (bk. yukarıda parag. 16, 22 ve 35).
93. Hükümete göre Moracchiniye yapılan tehditler, Tomasinin salıverilmesinin kabulünü imkansız kılmıştır: Tomasi, soruşturmanın kökeninde yer alan ve intihara teşebbüs eden Moracchini üzerinde yapılan baskının etkililiğini arttırabilecekti.
94. Başvurucu bunu reddetmiş, Komisyon bu konuda görüş belirtmemiştir.
95. Mahkemenin görüşüne göre başlangıçta gerçekten tanıklar üzerinde baskı yapılması riski vardı. Ancak bu tehlike tamamen ortadan kalkamasa bile tedricen azalmıştır.
(d) Başvurucunun kaçma tehlikesi
96. Hükümet, başvurucunun kaçma tehlikesi bulunduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, Tomasinin tehdidi altında bulunduğu cezanın ağırlığını dile getirmiştir. Hükümet bu görüşünü ayrıca, başvurucu ile aynı suçlardan soruşturulan ve onun gibi sürekli masum olduğunu savunup üç buçuk yıl firarda kalan Pierinin kaçmış olmasıyla desteklemiştir. Hükümet son olarak, Korsikadaki durumun özel koşullarını vurgulamıştır.
97. Başvurucu buna, duruşmaya gelmesi için yeterli güvenceleri vermeye muktedir olduğu biçiminde karşılık vermiştir. Kendisinin bir dükkan sahibi olması, temiz polis kayıtlarının bulunması ve iyi bir üne sahip olması bu güvenceleri oluşturmaktadır.
98. Mahkeme ilk önce, Hükümet tarafından bu konuda ileri sürülen gerekçenin itiraz konusu yargısal kararda görünmediğini kaydetmektedir. İtiraf edildiği gibi yargısal kararlar genellikle, Tomasinin yargısal makamlar huzurunda hazır bulundurulmasını güvence altına alma ihtiyacına dayandırılmış (bk. yukarıda parag. 16, 22, 31 ve 35); fakat sadece biri, yani Poitiers Ceza Dairesinin 22 Mayıs 1987 tarihli kararı bu bağlamda özel bir unsura, yani eski-FLNC üyelerinin başvurucuya yargılanmaktan kaçması için verebilecekleri yardım unsuruna yer vermiştir (bk. yukarıda parag. 35).
Mahkeme ayrıca, sadece alınabilecek cezanın ağırlığına dayanılarak kaçma riskinin ölçülemeyeceğine işaret etmektedir. Kaçma riskinin varlığını teyit eden veya kaçma tehlikesini tutuklamayı haklı kılmayacak kadar hafifleten konuyla ilgili daha birçok etmene dayanarak değerlendirme yapılmalıdır (bk. Letellier kararı, parag. 43). Bu davada adli soruşturma makamlarının (judicial investigating authorities) kararları, başvurucunun salıverilme başvurularında ileri sürdüğü argümanlara rağmen, kaçma riskinin kesinliğini neden kabul ettiklerini ve bu riski neden örneğin bir güvenlik önlemini şart koşarak ve adli kontrol altına alarak karşılamaya çalışmadıklarını açıklayabilecek pek az gerekçe içermektedir.
(e) Özet
99. Sonuç olarak, Tomasinin başvurularının reddedilmesi için gösterilen bazı gerekçeler hem ilgili ve hem de yeterlidir; ancak gösterilen gerekçeler zamanın geçmesiyle bu niteliklerini yitirmeye başlamış ve bu nedenle muhakemenin icrasını da ele almak gerekli hale gelmiştir.
2. Soruşturmanın yürütülmesi
100. Başvurucuya göre, soruşturma hiç de karmaşık değildir; aslında soruşturma özetleyici incelemenin yapıldığı 18 Ekim 1983 gibi erken bir tarihte tamamlanmıştır. Fakat yargısal makamlar tarafından birçok hata yapılmış ve ihmaller gösterilmiştir. Özellikle savcı, mütalaa vermemiş (réqisitions), daha önce yapılmış olan soruşturma tedbirlerinin alınmasını talep etmiş, yetkinin Bastia mahkemesinden devrini istemiş, yargı yetkisi bulunmayan bir mahkemeye hatalı olarak dava açmış ve sanığı soruşturma makamlarından çok uzak bir mesafede tutmuştur. Başvurucu, görülmekte olan davalara 9 Eylül 1986 tarihli Yasanın da uygulanmasını sağlayan 30 Aralık 1986 tarihli Yasanın, o sırada yaklaşık dört yıldır tutuklu bulunan kendisi gibilerin durumunu daha karmaşık hale getirdiğini belirtmiştir. Başvurucu, soruşturma yargıcı tarafından beş yılda sadece bir kez, 5 Eylül 1985de Bordeaxda sorgulandığını ifade etmiştir (bk. yukarıda parag. 19).
Başvurucu, salıverilmesi ile ilgili olarak yirmi üç başvurusundan yirmi birini özetleyici incelemeden sonra yaptığına (bk. yukarıda parag. 14, 21, 31, 33-36) ve Bordeaux Ceza Dairesinin 27 Mayıs 1986 tarihli kararına karşı temyizi sonucu, savunma haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle kaldırılmasına karar verildiğine işaret etmiştir (bk. yukarıda parag. 25).
Komisyon, esas itibariyle başvurucunun görüşlerine katılmıştır.
101. Hükümet ise, söz konusu tutukluluk süresinin makul olduğunu düşünmektedir. Hükümet ilk önce, 30 Aralık 1986 tarihli Yasanın işleyişi ve Poitiers ve Bordeaux Ceza Dairelerinin müşterek yetkileri nedeniyle, başvurucuyu ve üç suç ortağını suçlama sürecinin karmaşıklığını vurgulamıştır (bk. yukarıda parag. 17-18, 24-30). Hükümet ayrıca, yetkililerin sürekli olarak gerekli özeni gösterdiklerini yansıtan soruşturmada alınan tedbirlerin birbirleriyle olan uyumuna, soruşturmadaki iki ertelemeye Bastia yargıcının yetki terkinin ve 30 Aralık 1986 tarihli Yasasının uygulanmasının neden olduğuna işaret etmiştir. Hükümet, Tomasinin Temyiz Mahkemesine yaptığı birçok temyiz başvurusunu eleştirmiş, özellikle Bordeauxda verilen 27 Mayıs 1986 tarihli birinci sevk kararına karşı yapılan başvurunun duruşmanın başlamasını önemli ölçüde geciktirdiğini iddia etmiştir. Hükümet son olarak, salıverilme için çok sayıda başvuru yapıldığını vurgulamış ve tutukluluğun uzunluğu konusunda başvurucunun kendisinin de sorumlu olduğunu ifade etmiştir.
102. Mahkeme, tutuklu sanığın durumunun ivedilikle incelenmesini isteme hakkının, mahkemelerin görevlerini gerekli özenle yerine getirme çabalarını aşırı derecede engellememesi gerektiğini takdir etmektedir (bk. Toth kararı, parag. 77). Bununla beraber deliller, Fransız mahkemelerinin bu davada gerekli çabuklukla hareket etmediklerini göstermektedir. Dahası Temyiz Mahkemesi Başsavcısının Tazminat Dairesine verdiği 5 Haziran 1991 tarihli mütalaada bu gecikme kabul edilmiş; özellikle Kasım 1983ten Ocak 1985e ve Mayıs 1986dan Nisan 1988e kadar olan "çeşitli ertelemeler olmasaydı" soruşturma "önemli ölçüde kısalmış olurdu", denmiştir (bk. yukarıda parag. 41). Buna göre itiraz konusu tutukluluk süresi, esas olarak davanın karmaşıklığına veya başvurucunun tutumuna bağlanabilir görünmemektedir.
3. Sonuç
103. Bu nedenle Sözleşmenin 5(3). fıkrası ihlal edilmiştir.
II. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiği iddiası
104. Tomasi, Bastia polis karakolunda gözaltında tutulduğu sürece Sözleşmenin 3. maddesine aykırı olarak kötü muameleye tabi tutulduğunu iddia etmiştir. Sözleşmenin 3. maddesi şöyledir:
"Hiç kimse işkenceye, insanlıkdışı veya aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz."
A. Hükümetin ilk itirazları
105. Hükümet, başvurucunun iç hukuk yollarını tüketmediği itirazında bulunmuştur. Hükümet başvurucunun, kamu görevlilerinin görevlerini yerine getirirken kusurlu davrandıkları iddiasıyla gördüğü zararlardan ötürü devlet aleyhine hukuk mahkemelerinde dava açmış olması gerektiğini iddia etmiştir.
106. Sözleşmenin 3. maddesi bağlamında iç hukuk yollarının tüketilmediği sorununa ilişkin Hükümet tarafından yapılan tek iddia, tamamen başka bir konuyla, yani Fransız mahkemelerinde davanın esası hakkında bir karara varılmadığı için Starsbourga yapılan başvurunun zamanından önce yapıldığı iddiasıyla ilgilidir. Komisyon Temsilcisi gibi Mahkeme de, buradan Hükümetin bu itiraza dayanma hakkının düşmesi (estopped) gerektiği sonucuna varmaktadır.
B. Şikayetin esası
107. Bu olay çerçevesinde Tomasinin şikayeti, birbirine bağlı olsa da, iki ayrı sorunu ortaya çıkarmaktadır. İlkin, başvurucunun gözaltında bulunduğu sırada gördüğünü iddia ettiği muamele ile daha sonra soruşturma yargıcı ve doktorların tespit ettiği yaralar arasında nedensellik ilişkisi var mı; böyle bir muamele varsa, ikinci olarak, yapılan muamelenin ağırlığıdır.
1. Şikayet konusu muamele ile tespit edilen yaralar arasındaki nedensellik ilişkisi
108. Başvurucuya göre, her ne kadar 2 Nisan 1983te Bastia Hastanesinde alınan röntgenlerin (bk. yukarıda parag. 41) hapishane yetkilileri tarafından verilmemesi esef edilecek bir durum ise de (bk. yukarıda parag. 68), Bastia soruşturma yargıcının 25 Mart 1983 tarihinde yaptığı tespit ve gözaltının sonunda çeşitli doktorların düzenlediği raporlar (bk. yukarıda parag. 45, 47, 48 ve 50), kendisinin iddialarını teyit etmektedir. Bedenindeki izlerin tek bir sebebi vardır; o da, kendisinin sorgulanmasından sorumlu bazı polislerin kırk saat boyunca kendisine yaptıkları kötü muameledir. Kendisi tokatlanmış, tekmelenmiş, yumruklanmış ve dirsek darbeleri almıştır; hiçbir yere dayanmaksızın, elleri arkadan kelepçeli olarak uzun süre ayakta tutulmuştur; üstündekiler tamamen çıkarılmış ve açık bir pencere karşısında çıplak olarak dikilmiş, yiyecek verilmemiş, silah kullanılarak tehdit edilmiş ve başka şeyler yapılmıştır.
109. Hükümet, yaraların nedeni ile ilgili bir açıklama yapamayacağını kabul etmekte; fakat bunların Tomasinin şikayet ettiği muameleden kaynaklanmadığını ileri sürmektedir. Hükümete göre tıbbi raporlar, tespit edilen hafif bere ve aşınmaların başvurucunun tanımladığı şiddet eylemleri ile tamamen tutarsız olduğunu göstermektedir. Bastia Cezaevi başhekiminin 4 Temmuz 1989 tarihli raporu olaydan uzun bir zaman sonra düzenlenmiş olup, önceki raporlarla tamamen çelişki içindedir. Başvurucu tarafından itiraz edilmemiş olan soruşturma sürelerinin kronolojisi, iddiaları hiçbir biçimde karşılamamaktadır. Son olarak, o sırada polis nezaretinde bulunan diğer beş kişi, ne bir şey görmüşler ne de duymuşlardır; içlerinden biri Tomasinin bir dişinin çıkmış olduğunu söylemiş olmasına rağmen, bu olay altı yıl boyunca bir doktor tarafından dile getirilmemiştir. Kısaca, nedensellik ilişkisinin varlığına dair herhangi bir varsayımı ortadan kaldıran açık bir kuşku mevcuttur.
110. Komisyon gibi Mahkeme de, kendi görüşünü faklı noktalara dayandırmaktadır.
İlk olarak hiç kimse, başvurucunun vücudu üzerinde tespit edilen izlerin gözaltına alınmasından önceki bir tarihte meydana gelmiş olabileceğini veya başvurucunun kendi kendine yaptığı eylemlerden kaynaklanmış olabileceğini veya kaçmaya teşebbüs etmesinin bir sonucu olduğunu ileri sürmemiştir.
Ayrıca başvurucu, sorgu yargıcının karşısına ilk çıktığında göğsünde ve kulağındaki izlere dikkat çekmiş, yargıç bunu tespit etmiş ve hemen bir uzman görevlendirmiştir.
Dahası, biri cezaevi doktoru olan dört değişik doktor, gözaltının bitiminden sonraki günlerde başvurucuyu muayene etmişlerdir. Bu doktorların raporları, açık ve birbiriyle uyumlu tıbbi tespitler içermekte ve yaraların meydana geliş tarihi olarak polis binalarında geçirilen gözaltı dönemine işaret etmektedirler.
111. Mahkemenin vardığı bu sonuç, bu muamelelerin söz konusu görevlilerce yapıldığı iddiasının daha başka noktalardan araştırılmasını gereksiz kılmaktadır.
2. Şikayet edilen muamelenin ağırlığı
112. Başvurucu, İrlanda - Birleşik Krallık kararına (bk. İrlanda - Birleşik Krallık kararı) dayanarak, aldığı darbelerin insanlıkdışı ve aşağılayıcı muamele oluşturduğunu ileri sürmüştür. Bu darbeler kendisinde sadece yoğun bir fiziksel ve ruhsal acıya neden olmamış, aynı zamanda utandırmak ve fiziksel ve ruhsal direncini kırmak için yeterli korku, acı ve aşağılık duygusu uyandırmıştır.
Başvurucu, Fransız gözaltı sisteminin bilhassa bir avukatın yardımından yoksun olma ve dış dünya ile bağlantı kuramama gibi özelliklerine, Mahkemenin özel bir dikkat göstermesi gerektiğini belirtmektedir.
113. Komisyon, gözaltında tutulan bir kişinin korunmasız (vulnerability) oluşunu vurgulamış ve başvurucuyu sorgulamak için seçilen zamanlar ile ilgili olarak hayretini ifade etmiştir. Tespit edilen yaralar kısmen hafif olarak görünse bile, yine de özgürlüğünden yoksun bırakılmış ve bu nedenle bayağılık (inferiority) duygusu içinde olan bir kişinin üzerindeki fiziksel gücün görülebilen izlerini oluşturmaktadır. Bu nedenle yapılan muamele hem insanlıkdışı ve hem de aşağılayıcıdır.
114. Öte yandan Hükümete göre yapılan muamele, Mahkeme içtihatlarının öngördüğü "asgari ağırlık düzeyine" varmamıştır (İrlanda kararı ve Tyrer - Birleşik Krallık). Hükümete göre sadece yaraların hafifliğini değil, olayın diğer unsurlarını da dikkate almak gereklidir. Bu unsurlar, Tomasinin gençliği ve sağlık durumunun iyiliği, üç saati gece olmak üzere toplam on dört saat süren sorgulamaların ortalama uzunluğu, o sırada Korsikanın içinde bulunduğu "özel durum" ve Tomasinin bir kişinin ölümü ve bir diğerinin ağır bir biçimde yaralanması ile sonuçlanan terör saldırısına katıldığından kuşkulanılmış olması gibi unsurlardır. Hükümetin görüşüne göre bu davada Komisyonun 3. madde hakkındaki yorumu, verilen hükmün amacını yanlış anlamaya dayanmaktadır.
115. Mahkeme Hükümetin bu argümanı kabul edemez. Mahkeme, Fransadaki gözaltı sistemi ve buna ilişkin kuralları veya bu olayda başvurucunun sorgulanma süresini ve zamanlamasını incelemesi gerektiğini düşünmemektedir. Mahkeme, tamamen bağımsız hekimler tarafından düzenlenen tıbbi belge ve raporların Tomasiye çok sayıda darbe vurulmuş olmasını ve darbelerin şiddetini doğrulamış olmasını yeterli bulmaktadır. Bunlar böyle bir muameleyi insanlıkdışı ve aşağılayıcı muamele olarak nitelemek için yeterli ciddiyette iki unsurdur. Sorgulama şartları ve bir suça, özellikle terör suçlarına karşı mücadelenin doğasında bulunan inkar edilmeyecek güçlükler, bireylerin maddi bütünlüklerinin korumasına sınır getirilmesi sonucunu doğuramaz.
3. Sonuç
116. Buna göre Sözleşmenin 3. maddesi ihlal edilmiştir.
III. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiği iddiası
117. Başvurucu son olarak, gözaltı sırasında tabi tutulduğu kötü muamele konusunda muhakemeye müdahil olarak katılma başvurusu ile birlikte kimliğini bilmediği kişiler hakkında yaptığı şikayetin incelenmesi için geçen zaman hakkında şikayette bulunmuştur. Başvurucunun dayandığı Sözleşmenin 6(1). fıkrası şöyle demektedir:
"Herkes, kişisel hak ve yükümlülükleri(nin)... karara bağlanmasında,... yargı yeri tarafından, makul bir sürede,... yargılanma hakkına sahiptir. "
A. Hükümetin ilk itirazları
118. Hükümet, Komisyon önünde ileri sürdüğü gibi, başvurucunun Adli Teşkilat Yasasının 781-1. maddesine göre tazminat için Devlete karşı dava açabileceği halde açmadığı için, iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür.
119. Mahkeme bu savunmanın kendisi önünde ilk kez 25 Şubat 1992 tarihli duruşmada yapıldığı ve Mahkeme İçtüzüğünün 48. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen zaman sınırı içinde yapılmadığı için, zamansız bir itiraz olduğunu tespit etmekle yetinmektedir.
B. Şikayetin esası
1. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının uygulanabilirliği
120. Hükümetin görüşüne göre itiraz konusu dava, "kişisel hakların ve yükümlülüklerin... karara bağlanması" kavramının alanına girmemektedir. Cezai bir fiilden zarar gördüğünü iddia eden bir kişi, muhakemeye müdahil olarak katılmak için başvuruda bulunmakla soruşturmayı harekete geçirmiş (set in motion) olmakta veya soruşturma makamlarının daha önce açtıkları muhakemeye katılmış olmaktadır. Başvurucu söz konusu suçun faillerinin mahkumiyetini ve cezalandırılmasını istemiş, maddi bir tazminat talep etmemiştir. Başka bir deyişle, böyle bir başvuru yapılması üzerine açılan soruşturma, böyle bir hakla değil, suçun varlığı ile ilgilidir.
121. Başvurucu ve Komisyon gibi Mahkeme de bu görüşü kabul etmemektedir.
Ceza Usul Yasasının 85. maddesi, muhakemeye müdahil olarak katılmak için dilekçeyle başvuruda bulunmayı düzenlemektedir. Temyiz Mahkemesi içtihatlarına göre (Ceza D. 9 Şubat 1961, Dalloz 1961, s. 306) bu hüküm, sadece Yasanın 2. maddesine uygulanır. Bu madde şöyle demektedir:
"Bir suçtan (crime, délit or contravention) şahsen zarar gören bir kimse, zararın tazmini için hukuk davası açabilir.
..."
Soruşturma yargıcı bu olayda yaptığı gibi, gösterilen olaylar ışığında, iddia edilen zararın ve zararla suç arasında doğrudan bir bağlantının varlığını kabul ederek, kişisel başvuruyu kabuledilebilir bulacaktır.
O halde Tomasi tarafından istenen tazminat şikayetin sonucuna, başka bir deyişle, şikayet edilen muamelenin faillerinin mahkumiyetine bağlıdır. Her ne kadar ceza mahkemesi yetkili ise de, bu bir kişisel haktır (bk. Moreira de Azevedo, parag. 67).
122. Sonuç olarak Sözleşmenin 6(1). fıkrası davaya uygulanabilir.
2. Sözleşmenin 6(1). fıkrasıyla ilgili şikayet
123. Geriye "makul süre"nin aşılıp aşılmadığını tespit etmek kalmaktadır. Başvurucu ve Komisyon aşıldığını düşünmekte, Hükümet ise bunu reddetmektedir.
(a) Göz önüne alınacak süre
124. Göz önüne alınacak süre, Tomasinin şikayetini yaptığı 29 Mart 1983 tarihinde başlamış, başvurucunun Bordeaux Ceza Dairesi kararını temyiz etmesi üzerine Temyiz Mahkemesinin bu başvuruyu kabuledilemez bulan hükmünü verdiği 6 Şubat 1989 tarihinde son bulmuştur (bk. yukarıda parag. 46 ve 67). Böylelikle beş yıl on ay sürmüştür.
(b) Yargılamanın uzunluğunun makul olup olmadığı sorunu
125. Yargılamanın uzunluğunun makul olup olmadığı, Mahkemenin içtihatlarında ortaya konan kriterlere dayanarak ve bütünsel bir değerlendirmeyi gerektiren bu olayın özel şartları altında belirlenmelidir.
Bu yargılamada verilen kararların okunması (bk. yukarıda parag. 63, 66 , 67), bu davanın çok da karmaşık bir dava olmadığını göstermektedir. Ayrıca başvurucu, muhakemeye gerek olmadığı sonucuna varan karara karşı Bordeaux Ceza Dairesinde itiraz etmekle ve Daireden yeni bir soruşturma yapılmasını talep etmekle, yargılamanın gecikmesine katkıda bulunmuş olamaz (bk. yukarıda parag. 64). Gecikmelerin sorumluluğu esas itibariyle adli makamlara aittir. Özellikle Bastia savcısının Temyiz Mahkemesinden yetkili soruşturma makamının tayinini talep etmesi için bir buçuk yıl geçmiştir (bk. yukarıda parag. 57-58). Bordeaux soruşturma yargıcı Tomasiyi sadece bir kez dinlemiştir; Mart ve Eylül 1985 ve Ocak 1986 ile Ocak 1987 arasında herhangi bir soruşturma tedbiri almış görünmemektedir.
Bu nedenlerle, Sözleşmenin 6(1). fıkrası ihlal edilmiştir.
IV. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
126. Sözleşmenin 50. maddesine göre:
"Mahkeme, bir Sözleşmeci Tarafın resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan bir tasarrufun tamamen veya kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğunu tespit ederse ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuku verilen kararın veya yapılan tasarrufun sonuçlarını ancak kısmen onarmaya imkan veriyorsa, Mahkeme gerekli gördüğü takdirde zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödenmesine hükmedebilir."
Başvurucu gördüğü zararlar için yukarıdaki hükme göre tazminat verilmesini ve masraflarının geri ödenmesini istemektedir.
A. Zarar
127. Tomasi üç kategori zarar göstermektedir:
(a) Sözleşmenin 5(3). fıkrasının ihlalinden kaynaklanan maaş (600 bin Frank) ve ticari gelir (300 bin Frank) kayıplarına karşılık 900 bin Frank maddi zarar;
(b) yine Sözleşmenin 5(3). fıkrasıyla bağlantılı olarak, ailesinin kendisini cezaevinde görmek için otuz iki kez gelişleri nedeniyle toptan hesaplanan 200 bin Franklık zarar;
(c) Sözleşmenin 5(3). fıkrasının ihlali nedeniyle bir milyon Frank ve 3 ve 6. maddelere aykırılık için 500 bin Frank olmak üzere 1,5 milyon Frank olarak hesaplanan manevi zarar.
128. Hükümetin görüşüne göre Tazminat Dairesi tutukluluğun aşırı uzunluğu ile ilgili olarak daha önce tazminat ödenmesine karar vermiştir. Mahkeme Sözleşmenin 6(1). fıkrasına ve 3. maddesine aykırılık tespit edecek olursa, Mahkemenin bu tespiti adil bir karşılık sağlamış olacaktır.
129. Komisyon temsilcisi maddi ve manevi zararları karşılayan toplam bir ödemenin yapılmasını tavsiye etmiş, fakat bu ödemenin miktarının takdirini Mahkemeye bırakmıştır.
130. Mahkeme, başvurucunun inkar edilmez maddi ve manevi zararlara uğradığı sonucuna varmıştır. Mahkeme, Tazminat Dairesinin kararı da dahil, konuyla ilgili çeşitli noktaları dikkate alarak ve Sözleşmenin 50. maddesine göre hakkaniyet temelinde bir değerlendirme yaparak, başvurucuya 700 bin Frank ödenmesine karar vermiştir.
B. Ücretler ve masraflar
131. Tomasi ayrıca ücretler ve masrafların geri ödenmesini talep etmiştir. Fransız mahkemeleri önündeki yargılama için 276,500 Frank (By Leclerc ve Lachaud: 141, 500 Frank; Stagnara: 100 bin Frank; Boulanger: 5 bin Frank; Bayan Waquet: 30 bin Frank); Sözleşme organları önündeki yargılama konusunda 237,200 Frank talep etmiştir.
132. Hükümet ve Komisyon temsilcisi, birinci miktar konusunda bir görüş belirtmemişlerdir. İkinci miktar konusunda Hükümet, Fransa ile ilgili davalardaki kararlara atıfta bulunmuş, Komisyon konuyu Mahkemeye bırakmıştır.
133. Mahkeme, hakkaniyet temelinde değerlendirme yaparak ve bu alanda uyguladığı ölçüyü dikkate alarak, başvurucuya toplam olarak 300 bin Frank verilmesine hükmetmiştir.
Bu gerekçelerle mahkeme OYBİRLİĞİYLE,
1. Hükümetin ilk itirazlarının reddine;
2. Sözleşmenin 5(3). fıkrasının, 3. maddesinin ve 6(1). fıkrasının ihlaline;
3. Davalı Devletin üç ay içinde başvurucuya zararlar için 700 bin (yedi yüz bin) ücretler ve masraflar için 300 bin (üç yüz bin) Fransız Frangı ödemesine;
4. Adil karşılık için geri kalan taleplerin reddine,
Karar Vermiştir.
SONKARARIN YERİNE GETİRİLMESİ
BAKANLAR KOMİTESİ: DH (94) 34
Hükümetin verdiği bilgiye göre: İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin Tomasi kararı, ulusal mahkemelerin Sözleşmenin 5. maddesinin üçüncü fıkrası ve 6. maddesinin birinci fıkrası bakımından varolan görevlerine dikkat çekmek amacıyla, Fransız Temyiz Mahkemesi haber bülteninde yayınlanmıştır.
Buna ek olarak 4 Ocak 1993 tarihli ve 93-2 sayılı yasayla, Sözleşmenin 6. maddesinin birinci fıkrası bakımından meydana gelen gecikmenin önemli bir sebebi olan yargı muafiyeti kaldırılmıştır.
Yukarıda sözü edilen 93-2 sayılı yasa ve 24 Ağustos 1994 tarihli ve 93-1013 sayılı yasalarla ceza yargılama usulünde yapılan reformlar, Sözleşmenin 3. maddesi ihlalinin tekrarlanmasını önlemek amacıyla gözaltında tutulan kişilere sağlanan korumayı artırmıştır. Reformun temel unsurları şunlardır:
1) Genel olarak usul: Ceza Usul Kanununun 63. maddesinin birinci fıkrası bundan sonra artık zımnen değil ve fakat kural olarak, sadece adli polisin bir kimseyi gözaltında tutabileceğini belirtmektedir. Yine, basit bir tanığın gözaltında tutulma süresinin ancak ifade verme süresi kadar devam edebileceğini öngören 63. maddenin ikinci fıkrası, bundan böyle tanık olarak kabul edilebilecek kişileri daha sıkı bir biçimde tanımlamaktadır. Son olarak 63. maddenin dördüncü fıkrası ve 77. maddenin üçüncü fıkrası, kendisinden dava açılmasını gerektirecek nitelikte bilgi edinilen kişilerin durumu hakkında, yani serbest mi kalacakları yoksa yargıç önüne mi çıkarılacakları hususunda adli kolluğun değil, fakat savcılığın karar vermesini hükme bağlamaktadır.
2) Savcıya veya soruşturma yargıcına bilgi verilmesi: Adli kolluk, bir kimsenin gözaltına alındığını mümkün olan en kısa süre içinde savcıya veya soruşturma yargıcına bildirir.
3) Üçüncü kişileri bilgilendirme hakkı: Gözaltında tutulan herkes bundan böyle, genellikle birlikte yaşadığı veya yakın akrabalarına veya işverenine gözaltında tutulduğunu bildirme hakkına sahiptir (Yasanın 63. maddesinin ikinci fıkrası).
4) Doktor tarafından muayene edilme hakkı: Gözaltında tutulan kimseler bundan böyle kendilerinin veya ailelerinin veya savcının veya adli kolluğun talebi üzerine savcılık tarafından görevlendirilen doktor tarafından muayene edilmesi için doktora götürülür (Yasanın 63. maddesinin üçüncü fıkrası). Uyuşturucu olaylarının ve on altı yaşından küçüklerin söz konusu olduğu özel hükümlerle düzenlenen durumlarda doktorun müdahalesi zorunludur.
5) Avukatla görüşme: Yasanın 63. maddesinin dördüncü fıkrası, bundan böyle gözaltında tutulan bir kimsenin gözaltına alınmasından itibaren 24 saat geçtikten sonra, kendi seçtiği veya Baro tarafından atanan bir avukatla 30 dakika süreyle görüşmesine izin verilmesini isteyebileceğini öngörmektedir. Görüşmenin veya görüşülen konuların başkalarına bildirilecek olması halinde gözaltı süresince avukatla görüşmeye izin verilmez. Görüşmeden önce avukata soruşturma konusu suçların niteliği hakkında bilgi verilir. Avukata bu bilgi adli kolluk tarafından verilir. Görevliler bu formalitenin yerine getirildiğini tutanakla tespit ederler. Soruşturmanın konusu özel olarak belirtilmiş bazı örgütlü suç faaliyetleriyle ilgili olayları içeriyorsa, avukatla görüşme ancak gözaltında tutmanın otuz altıncı saatinden sonra gerçekleştirilebilir. Bu istisnanın uygulanacak olması halinde adli polis savcıyı mümkün olan en kısa süre içinde bilgilendirir. Tutulan kişilerle ilgili olayların nitelendirilmesi konusu dahil, bu tür özel hükümlerin kullanılması üzerinde sıkı bir kontrol yapabilmesi için savcıya her türlü bilgi verilir. Bu denetimin etkinliği, gözaltının yirmi birinci saatinden, yani avukatın olaya müdahalesinden önce savcının bilgilendirilmesini gerektirir. Atanan avukatlara, mahkemelerdeki adli yardıma benzer biçimde ücret ödenir (93-1013 sayılı yasanın 47. maddesi). (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy