(AİHS m. 6, 50)
DAVANIN ESASI
7. Başvurucu Allenet de Ribemont bir şirket yöneticisidir. Kendisi halen Lamontjoiede (Lot-et-Garonne) ikamet etmektedir.
A. Davanın ardalanı
8. Parlamento üyesi ve eski bir Bakan olan Jean de Broglie, 24 Aralık 1976da başvurucu Allenet de Ribemont ile aynı binada oturan mali danışmanı Pierre De Vargayı ziyaretten çıkarken, başvurucunun kapısının önünde öldürülmüştür. Başvurucu, Varga ile Paristeki "La Rotisserie de la Reine Pedaugue" adlı restoran için ortaklık yapmayı planlamıştır. Bu iş, öldürülen Broglie tarafından sağlanan krediyle finanse edilmiş ve kredi başvurucuya verilmiştir. Kredinin geri ödenmesinde başvurucu sorumluluk almıştır.
9. Bu kasten adam öldürme suçunun faillerinin bulunması için hemen adli soruşturma başlatılmıştır. Paris Emniyet Müdürlüğü cinayet masası ekipleri 27 ve 28 Aralık 1976da, aralarında ölen kişinin mali danışmanının da bulunduğu birkaç kişiyi gözaltına almıştır. Başvurucu Allen de Ribemont da 29 Aralık'ta gözaltına alınmıştır.
B. 29 Aralık 1976 tarihli basın toplantısı ve başvurucunun suça iştirakinden söz edilmesi
10. Fransız emniyetinin gelecek yıl bütçesi hakkında 29 Aralık 1976 tarihinde yapılan basın toplantısında İçişleri Bakanı Michel Poniatowski, Paris adli suçları soruşturma bölümü müdürü Jean Ducret ve cinayet masası şefi Başkomiser Pierre Ottavioli, olayla ilgili yürütülmekte olan soruşturmadan söz etmişlerdir.
11. İki Fransız televizyonu haber bültenlerinde bu basın toplantısına yer vermişlerdir. Haber metinlerinin ilgili bölümleri şöyledir:
"TF1 haberleri:
Spiker Roger Giquel:
Broglie olayının tüm yönlerinin geçen akşam yapılan bir basın toplantısında Michel Poniatowski tarafından açıklanışını sunuyoruz şimdi:
Poniatowski: Olay çözüldü. De Varga-Hirschin gözaltına alınmasından sonra olaya karışan herkes şimdi gözaltında. Çok basit bir olay. Broglie tarafından bankadan alınan kredi, Varga-Hirsch ile Ribemont tarafından geri ödenecekti.
Bir gazeteci: Başkomiser, bu olayda kilit isim kim? De Varga mı?
Ottavioli: Sanırım bu isim De Vargadır.
Ducret: De Varga ile olaydaki yardımcısı de Ribemont cinayetin azmettiricisidirler. Cinayeti planlayan dedektif Simone, katil ise Frechedir.
Giquel: Gördüğünüz gibi bu beyanlar bir çok isnadı da içeriyor. Polisin Adalet Bakanlığı yetkilileri tarafından eleştirilmesinin nedeni işte bu. Ottovioli ile Ducret çok dikkatli konuştukları halde (kayıt sonu).
ANTENNE 2 haberleri:
Spiker Daniel Bilalian:
Böylece bu gece olay açıklığa kavuşturulmuş oldu. Cinayetin failleri ve sebebi artık biliniyor.
Ducret: Cinayeti planlayan dedektif Simone, katil ise Frechedir.
Ottovioli: Bu doğru. Olayın maktul Broglie ile Allenet de Ribemont ve Varga arasındaki mali anlaşmazlıktan doğduğunu söyleyebilirim.
Poniatowski: Çok basit bir olay. Broglie tarafından bankadan alınan kredi, Varga-Hirsch ile Ribemont tarafından geri ödenecekti.
Bir gazeteci: Başkomiser, bu olayda kilit isim kim? De Varga mı?
Ottavioli: Sanırım bu isim De Vargadır.
Gazeteci Jean-François Luciani: Jean de Borglie tarafından çekilen 400 milyon Frank kredi hayat sigortasıyla teminata bağlanmış. Sigortalanan miktar kendisinin ölümü halinde Pierre De Varga-Hirsch ile Allenet de Ribemonta ödenecekti. İlk olarak geçen akşam polis memuru Guy Simone konuşunca düğüm çözüldü. Guy Simone cinayeti planladığını ve milletvekilinin öldürülmesi için silahı temin ettiğini itiraf etmiştir: Simone ayrıca kiralık katil Gerar Frechei tutmuş, kendisine üç milyon Fransız Frangı ödemeye söz vermiş, Simone de kendisine yardım edecek iki kişi bulmuştur. Yakalanmalarının nedenlerinden birincisi, Simonenin adının Jean de Broglienin günlüğünde geçmesidir; ikinci ise, onu Dardanelles Caddesi 2 numaralı evin önünde öldürmesidir. Bu planlanmış değildi. Niyetleri onu alıp bir yere götürmekti, fakat muhtemelen Jean de Broglie katillerine direndi. Her halükarda bu onların ilk hatalarıydı. Anlaşıldığı kadarıyla Varga ve Ribemont kendilerine ödeme yapmak istememişlerdir. Bundan sonra muhbirlerin ve polislerin izlediği barda gizlice buluşulmuştur. İkinci hata Simone tarafından yapılmıştır. Simone, Frenche ile anlaşmadan önce başka bir kiralık katille görüşmüştür; bu kiralık katil işi reddetmiş ancak iş hakkında başkalarıyla konuşmuştur. Polis katilleri yakalamak için gerçekçi davranıp soruşturmayı iki basit fikre dayandırdı. Birincisi, cinayet Jean de Broglienin De Varganın Danalles Caddesi'ndeki evinden ayrıldığı sırada işlenmiştir. Katil ile De Varga arasında bir ilişki olmalıydı. İkinci olarak, De Varganın geçmişi temiz değildi ve polis kendisini pek de dürüst olmayan bir hukuk danışmanı olarak tanıyordu. Bu iki fikir ve soruşturmaya katılan altmıştan fazla memur, cinayetin aydınlanmasını sağladı.
Bilalian: Olayla ilgili açıklama, emniyet konusunun ele alındığı Hükümet toplantısına tesadüf etti
"
12. Allenet de Ribemont kasten adam öldürmeye azmettirme ve yardım ve yataklık (aiding and abetting) suçundan 14 Ocak 1977 tarihinde tutuklanmıştır. Başvurucu 1 Mart 1977de salıverilmiş ve 21 Mart 1980de hakkında takipsizlik kararı (discharge order) verilmiştir.
C. Tazminat talepleri
1. İdareye başvuru
13. Allenet de Ribemont 23 Mart 1977de, başka şeylerle birlikte, Sözleşmenin 6(2). fıkrasına dayanarak, tazminat için Başbakanlığa başvurmuştur. Başvurucu, İçişleri Bakanı ve Emniyet yetkililerinin yukarıdaki beyanları nedeniyle uğradığı maddi ve manevi zararlar için 10 milyon Fransız Frangı tazminat istemiştir.
2. İdari dava
(a) Paris İdare mahkemesinde
14. Başvurucu 20 Eylül 1977de Paris İdare mahkemesine başvurarak, tazminat talebinin Başbakanlık tarafından zımnen reddedilmesi işleminin iptalini istemiş ve tazminat taleplerini tekrar etmiştir. Başvurucu 12 Ekim 1977de dilekçe vermiştir. Adalet Bakanlığı da 21 Şubat 1978de davaya yanıt vermiştir. İdare mahkemesinin tebligatı üzerine İçişleri Bakanlığı 21 Nisan, Başbakanlık da 24 Nisan 1978de cevap vermiştir. Allenet de Ribemont 29 Mart ve 24 Mayıs 1978de başka dilekçeler vermiştir.
Dava dosyanın gönderildiği Kültür Bakanlığı 29 Mart 1979da yanıt vermiştir; yine İçişleri Bakanlığı 6 Haziran 1979da ve 12 Ağustos 1980de; başvurucu 14 Mayıs 1980de dilekçe vermiştir.
15. Paris İdare mahkemesi, 29 Eylül 1980 tarihindeki duruşmadan sonra 13 Ekim 1980de aşağıdaki gerekçelerle karar vermiştir:
"Allenet de Ribemont olarak tanınan Bay Allenet, İçişleri Bakanının 29 Aralık 1976da yaptığı basın toplantısında Jean de Broglienin öldürülmesi olayı ile ilgili olarak kendi adından söz etmiş olması nedeniyle uğradığını iddia ettiği zararlar için devletin kendisine tazminat ödemesine karar verilmesini istemiştir.
Devlet, bir hükümet üyesinin idari eyleminden doğan zarardan sorumlu olmakla birlikte, Bakanın siyasi görevleri sırasında yaptığı beyanlar idare mahkemeleri tarafından denetime tabi değildir. Bu nedenle başvuru reddedilmelidir.
"
(b) Yüksek İdare mahkemesinde (Conseil dEtat)
16. Allenet de Ribemont tarafından verilen kısa temyiz dilekçesi Yüksek İdare mahkemesi tarafından 15 Aralık 1980de kayda girmiştir. 19 Mayıs 1981 tarihli uyarıdan sonra başvurucu 1 Temmuz 1981de gerekçeli temyiz dilekçesi vermiştir. Bu dilekçeler 7 Temmuz'da İçişleri Bakanlığına gönderilmiş, Bakanlıktan 13 Nisan 1982de cevap gelmiştir. Başvurucu bu cevaba 7 Temmuz 1982de karşılık vermiştir.
17. Yüksek İdare mahkemesi 11 Mayıs 1983te yaptığı duruşmadan sonra, davayı 27 Mayıs 1983te aşağıdaki gerekçelerle reddetmiştir:
"Ribemont olarak tanınan Allenet, 29 Aralık 1976 tarihli basın toplantısında Jean de Brogliein öldürülmesi olayı hakkında yapılan adli soruşturmanın bir parçası olarak polisin yürüttüğü araştırmanın sonuçları hakkında İçişleri Bakanı, Paris adli suçları soruşturma bölümü müdürü ve cinayet masası şefi Başkomiser tarafından verilen beyanlar nedeniyle uğradığını iddia ettiği zararlar için tazminat istemiştir. Polis operasyonları sırasında İçişleri Bakanı tarafından verilen beyanat, bu operasyonlardan ayrı düşünülemez. Bu nedenle bu tür beyanatların zararlı sonuçları üzerinde hüküm vermek idare mahkemelerinin görevi değildir.
Buradan çıkan sonuca göre, her ne kadar Paris İdare Mahkemesinin itiraz konusu hükmünde, başvurucunun taleplerinin siyasi görevler sırasında yapılan bir işlemle ilgili olduğu ve bu nedenle idare mahkemeleri tarafından yapılan denetim kapsamına girmediğine karar vermesi hatalı ise de, Allenetin talebinin reddine dair bu hükmün temyizi temelsizdir."
3. Adliye mahkemelerindeki dava
(a) Paris Asliye Mahkemesi (tribunal de grande instance)
18. Allenet de Ribemont, 29 Şubat 1984 tarihinde Başbakan aleyhine ve 5 Mart 1984te Hükümetin adli müşavirliği aleyhine Paris Asliye Mahkemesinde dava açmıştır.
Başbakan 25 Eylül 1984te dava dilekçesine verdiği yanıtta, Asliye Mahkemesinin yetkisiz olduğunu, çünkü bu tür bir eyleme karşı sadece idare mahkemelerinde dava açılabileceğini ileri sürmüştür.
Hükümetin adli müşaviri ise, Bakana atfedilen beyanların tam metinin başvurucu tarafından sunulmasını istediği ve hakaret davasının zamanaşımına uğradığı itirazında bulunduğu cevap dilekçelerini 21 Eylül 1984 ve 28 Mayıs 1985 tarihlerinde vermiştir.
19. Başvurucu bunlara karşılık 14 Kasım 1984 ve 5 Nisan 1985 tarihlerinde görüşlerini yazılı olarak dosyaya sunmuştur. Başvurucu mahkemeden iki Fransız televizyon şirketinden 29 Aralık 1976 tarihindeki basın toplantısının video kasetlerinin istenmesine karar vermesini talep etmiş ve bu konuyla ilgili gazete kupürleri sunmuştur.
20. Asliye Mahkemesi 8 Ocak 1986da şu kararı vermiştir:
"Başbakan aleyhine açılan davanın kabuledilebilirliği:
3 Nisan 1955 tarihli yasanın 38. maddesi, kanundaki istisnalar saklı kalmak kaydıyla devletin vergi veya devlet mallarıyla bağlantılı olmayan sebeplerle borçlu olduğunun tespiti amacıyla adliye mahkemelerinde açılacak bir davanın, hükümetin adli müşavirliği tarafından veya ona karşı açılabileceğini, aksi taktirde davanın reddedileceği hükmünü getirmiştir.
Buradan çıkan sonuca göre Patrick Allenet de Ribemontun İçişleri Bakanına atfettiği beyanlar nedeniyle uğradığı zararlarını giderilmesi için devletten tazminat talebi, davaya taraf olmayan Başbakan yerine, sadece devleti mahkemeler önünde temsil etmeye tek yetkili hükümetin adli müşavirine karşı yöneltebilir.
Yargı yetkisi
Paris Asliye Mahkemesinin sadece, İçişleri Bakanının, polis operasyonu ile bağlantılı olan bu operasyondan ayrıştırılamayan beyanları konusunda yetkili bulunduğuna hükmetmek gerekir.
Jean de Broglienin öldürülmesinden sonra polisin yaptığı araştırmaların sonuçlarıyla ilgili olarak basını bilgilendirmek üzere 29 Aralık 1976 tarihinde İçişleri Bakanı, Suçları Soruşturma Bölümü Müdürü ve Cinayet Masası Şefi tarafından yapılan basın toplantısının, olaydan sonra yürütülen polis operasyonundan ayrıştırılmasının mümkün olmadığı düşünülebilir.
Şikayet konusu beyanlar
Medeni Kanunun 1382. maddesi anlamında hakaret veya küçültme içeren beyanlardan şikayetçi olan bir kimse, söz konusu ifadelerin gerçekten kullanıldığını kanıtlamak zorundadır. Çelişmeli yargılama ilkesine göre taraflara ellerindeki bütün belgeleri ve iddialarını serbestçe sunma imkanı verildiği için, tarafların eksikliklerini gidermek veya gösterdikleri delillere delil eklemek, mahkemenin görevi değildir.
Bu noktada davacı, söz konusu basın toplantısının video kayıtlarını elde edememiş olduğundan ve Hükümetin adli müşaviri de davayı hazırlamakla görevli yargıçtan veya mahkemeden böyle bir delilin istenmesine karar verilmesini talep etme yükümlülüğünde olmadığını düşündüğünden, dosyada bulunan delillere dayanılarak karar verilmelidir.
Patrick Allenet de Ribemont, 29 Aralık 1976 tarihli basın toplantısının ertesi günü veya sonraki günlerde basın toplantısını anlatan haber kupürlerini sunmuştur
Ne var ki gazeteler söz konusu beyanların, dilekçede dendiği gibi İçişleri Bakanı tarafından yapıldığını belirtmemektedir.
Bununla beraber olaydan yıllar sonra çıkan yayınlarda gazeteciler, Patrik Allenet de Ribemontun olaydaki rolü hakkındaki sözleri İçişleri Bakanına atfetmişlerdir. Örneğin 6 Ağustos 1979 tarihli Le Point gazetesinde, Michel Poniatowskinin şu şekilde beyanda bulunmuş olduğunu okumak mümkündür:
"De Varga ile de Ribemont cinayetin azmettiricisidirler. Cinayeti planlayan dedektif Simone, katil Frechedir."
Fakat gazeteciler her ne kadar söz konusu ifadeleri dikkatlice aktarmış olsalar da, Patrick Allenet de Ribemontun dayandığı gazete makaleleri, davalının bu konudaki itirazı dikkate alındığında tek delil olarak kabul edilemez.
Ek bir nokta olarak şu da gözlenebilir ki, söz konusu basın toplantısının yapıldığı tarihteki yayınlar Patrick Allenet de Ribemontun Jean de Brogle cinayetine karıştığı iddiasıyla ilgili sözlerin sadece İçişleri Bakanının ardından konuşan Başkomiser Ottavioli tarafından sarf edildiğini belirtmektedirler.
Buna göre davacı, İçişleri Bakanına atfettiği sözler nedeniyle sadece Devlet aleyhine dava açmış olduğundan, dava ister davacının iddia ettiği gibi hakaret davası isterse Ceza Usul Kanununun 11. maddesinde öngörülen adli soruşturmanın gizliliğinin ihlali davası olsun, zamanaşımı iddialarını incelemeye gerek olmadan, reddedilmelidir.
"
(b) Paris Üst mahkemesinde
21. Bu karara karşı Allenet de Ribemont 19 Şubat 1986da, Hükümetin adli müşaviri 19 Mart'ta Paris Üst mahkemesine itirazda bulunmuşlardır.
22. Başvurucu yine, mahkemeden video kasetlerin basın kuruluşlarından istenmesini talep etmiştir.
23. Dava dosyasını hazırlamakla görevli yargıç, görüşlerini bildirmesi için Allenet de Ribemontya 7 Mayıs 1986da tebligat çıkarmış, ancak bu tebliğ edilememiştir. Bu yargıç, 14 Ekim 1986da başvurucudan 30 Ekim'e kadar elindeki belgeleri dosyaya sunmasını ve 13 Kasım'a kadar da görüşlerini bildirmesini istemiştir. Bu yargıç, dava dosyasının hazırlanmasını bitirmeden önce 19 Kasım'da başvurucuya son bir uyarı göndermiştir. Hükümetin adli müşaviri 28 Kasım'da ve başvurucu da 9 Aralık'ta görüşlerini bildirmişlerdir. 21 Aralık'ta taraflara gönderilen yazıda, davanın görülmeye hazır hale geldiğine dair tutanağın 28 Nisan 1987de çıkarılacağı bildirilmiştir.
24. Allenet de Ribemont, 17 Haziran 1987 tarihli duruşmada erteleme istemiş ve mahkemeden usulüne uygun bir biçimde izin aldıktan sonra 8 Temmuz'da bir dilekçe daha vermiştir.
25. Üst mahkeme, 16 Eylül 1987de bir duruşmada daha yapmış ve 21 Ekim 1987de kararını vermiştir. Üst mahkeme aşağıdaki gerekçelerle başvurucunun aleyhine karar vermiştir:
"Kabuledilemezliğe dair ilk itirazlar:
Zararların analizi ile ilgili aşağıdaki savunmalarda açıkça görüldüğü üzere bu dava, hakaret ve/veya adli soruşturmanın gizliliğini ihlale karşı bir hukuk davasından çok, adalet sisteminin kötü işlemesi (malfunction) nedeniyle devletin sorumluluğunun tespit ettirilmesi için açılmış bir davadır.
Olaylar
Başvurucuya göre Poniatowski şu ifadeyi kullanmıştır: "De Varga ve de Ribemont cinayetin azmettiricisidirler. Cinayeti planlayan dedektif Simone, katil ise Frechedir." İddiaya göre Poniatowski veya kendisine bağlı görevliler Ducret ve Ottavioli tarafından verilen beyanlardan, suçluların gözaltına alındığı, araştırmanın tamamlandığı ve olayın çözüldüğü anlaşılmaktadır. Yine iddiaya göre bu üç kişideki suç saiki, de Ribemontun Rotisserie de la Reine Pedauque şirketinin çoğunluk hissesini alabilmesi için de Broglie tarafından alınan banka kredisidir.
Ne var ki, mahkemenin aşağıda haklı olarak dediği gibi, Allenet de Ribemont tarafından sunulan gazete kupürleri kendisinin iddialarını kanıtlamaya yetmemektedir.
Bu iddiaların kanıtlandığı kabul edilse bile, başvurucu tarafından uğrandığı iddia edilen zararın tartışma konusu beyanlarla ilişkisinin tespit edilmesi gerekir.
Adli soruşturma sırasında yapılan şikayet konusu beyanların, iddia edilen zarara sebep olduğu gösterilememiştir. Bu zarar adli soruşturmanın varlığı ile bağlantılı görülse bile, söz konusu beyanların davanın seyrini etkilediği sonucuna varılamaz.
Tam metinleri ortaya çıkarılmış olsaydı bile, tartışma konusu beyanlar ile iddia edilen zarar arasında nedensellik ilişkisi bulunmadığından, video kayıtlarının istenmesi ile ilgili ikinci talebin incelenmesi gerekli değildir.
"
(c) Temyiz Mahkemesinde
26. Allenet de Ribemont bu karar aleyhine Temyiz Mahkemesine başvurmuş, Temyiz Mahkemesi (İkinci Hukuk Dairesi) 4 Kasım 1988de temyiz talebini incelemiş ve 30 Kasım 1988de aşağıdaki gerekçelerle temyizi reddetmiştir:
"Paris Üst mahkemesinin kararı temyiz edilmiştir; çünkü bu kararda Patrick Tancrede Allenet de Ribemontun başvurusu, kendisinin sunduğu gazete kupürlerinin iddialarını kanıtlamaya yeterli olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Bununla birlikte iddiaya göre, ilk olarak Üst mahkeme, İçişleri Bakanının bu beyanlarda bulunduğunu ortaya koyan ve beyanların tam metnini veren gazete kupürlerinin anlamını değiştirmiş; ikinci olarak, Patrick Tancrede Allenet de Ribemont tarafından uğranılan manevi zararı dikkate almayı reddederek, Medeni Kanunun 1382. maddesine aykırı davranmıştır; son olarak, milyonlarca televizyon izleyicisi tarafından izlenen bu beyanlarla itibarı zedelenen bir kişiye adil bir giderim sağlamamakla, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 13. maddesini de ihlal etmiştir.
Ne var ki Üst mahkeme verdiği kararda, basın toplantısının ertesi günü ve daha sonraki günlerde yayınlanan gazete kupürlerinin, bu beyanların iddia edildiği gibi İçişleri Bakanı tarafından verildiğini belirtmediğine ve fakat sadece Bakan konuştuktan sonra Başkomiserin söylediklerini aktardığına ve Allenet de Ribemontun cinayette azmettirici rolüyle ilgili sözlerin Poniatowskiye atfedilerek olaydan birkaç yıl sonra çıkan bir yayında yer aldığına dair Asliye Mahkemesinin gerekçesini kabul etmiştir.
Delilleri takdir konusunda sınırsız bir yetkiye sahip olan Üst mahkeme, bu yetkisini kullanırken gazete kupürlerinin anlamını tahrip etmeden Patrick Tancrede Allenet de Ribemontun iddialarını kanıtlamaya yetmediği sonucuna varmıştır.
Temyiz talebinde eleştiri konusu edilen ikincil nitelikteki diğer gerekçeler bir kenara bırakıldığında, sadece bu gerekçeyle Üst mahkemenin kararı hukuka uygundur.
"
KOMİSYON'DAKİ YARGILAMA
27. Allenet de Ribemont 24 Mayıs 1989da Komisyona başvurmuştur. Başvurucu, 29 Aralık 1976 tarihli basın toplantısında İçişleri Bakanı tarafından verilen beyanların, Sözleşmenin 6(2). fıkrasında korunan masumluk karinesinden yararlanma hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca, bu beyanlar nedeniyle uğradığını iddia ettiği zararlar için bir giderim elde etmesine imkan veren Sözleşmenin 13. maddesindeki etkili bir hukuk yoluna başvurma hakkının ihlal edildiğinden ve ulusal mahkemelerin Sözleşmenin 6(1). fıkrasına göre bağımsız olmadığından ve bu mahkemeler önündeki davanın çok uzun sürdüğünden şikayet etmiştir.
28. Komisyon 8 Şubat 1993te başvuruyu (no. 15175/89), masumluk karinesi ve dava süresinin uzunluğu bakımından kabuledilebilir bulmuş, geri kalan noktaları kabuledilemez bulmuştur. Komisyon 12 Ekim 1993 tarihli raporunda oybirliğiyle, Sözleşmenin 6(1) ve (2). fıkrasının ihlal edildiği görüşüne varmıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
MAHKEME'DEN NİHAİ TALEPLER
29. Hükümet verdiği dilekçede Mahkemeden, Sözleşmenin 6(1) ve (2). fıkralarının ihlal edilmediğine karar vermesini istemiştir.
30. Başvurucu ise Mahkemeden, Komisyonun 12 Ekim 1993 tarihli görüşünü aynen kabul etmesini ve Sözleşmenin 6(1) ve (2). fıkralarının ihlaline karar vermesini talep etmiştir.
KARAR GEREKÇESİ
I. Sözleşmenin 6(2). fıkrasının ihlal edildiği iddiası
31. Allenet de Ribemont, 29 Aralık 1976 tarihli basın toplantısında İçişleri Bakanı ve yanında bulunan üst düzey emniyet yetkilileri tarafından söylenen sözler nedeniyle şikayetçi olmuştur. Başvurucu Sözleşmenin 6(2). fıkrasına dayanmıştır. Bu fıkra şöyledir:
"Hakkında suç isnadı bulunan bir kimse, hukuka göre suç olduğu kanıtlanıncaya kadar masum sayılır."
A. Sözleşmenin 6(2). fıkrasının uygulanabilirliği
32. Hükümet esas itibarıyla, Mahkemenin verdiği 25 Mart 1983 tarihli Minelli - İsviçre kararına dayanarak, 6(2). fıkrasının olayda uygulanabilirliğine itiraz etmiştir. Hükümet, masumluk karinesinin sadece yargısal organlar tarafından ve mahkumiyet ile sonuçlanan bir yargılama sonucunda verilen karar gerekçesinde, sanığı önceden suçlu gören bir yaklaşımın varolduğunun gösterilmesi halinde ihlal edilebileceğini ileri sürmüştür.
33. Komisyon ise, masumluk karinesinin her şeyden önce ceza yargılamasında bir usul güvencesi olduğunu, ancak kapsamının daha geniş olduğunu, bu ilkenin sadece suç isnadını karara bağlayan ceza mahkemelerine değil, diğer organlara da yükümlülük yüklediğini kabul etmiştir.
34. Mahkemenin görevi bu davadaki olayın, başvurucunun Sözleşmenin 6(2). fıkrasındaki hakkını etkileyip etkilemediğini belirlemektir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte 25.08.1993 tarihli Sekanina kararı, parag. 22).
35. Sözleşmenin 6(2). fıkrasındaki masumluk karinesi, 6(1). fıkrasının ceza yargılamasında gerektirdiği adil yargılama unsurlarından biridir (bk. diğer kararların yanında, 27.02.1980 tarihli Deweer kararı, parag. 56 ve yukarıda geçen Minelli kararı, parag. 27). Hakkında suç isnadı bulunan bir kimse, kendisiyle ilgili yargısal bir kararda hukuka göre suçluluğu kanıtlanmadan önce suçlu olduğunu yansıtan bir düşünce bulunması halinde, masumluk karinesi ihlal edilmiş olur. Sanığı mahkemenin suçlu olarak gördüğüne dair resmi bir tespit varolmasa bile, bunu ima eden bir gerekçe bulunması yeterlidir (bk. yukarıda geçen Minelli kararı, parag. 37).
Bununla birlikte Sözleşmenin 6(2). fıkrasının koruma alanı, Hükümetin sözünü ettiği durumla sınırlı değildir. Adı geçen Minelli davasında ulusal mahkemeler, zamanaşımı süresi dolduğu için davanın düşmesine karar verdikleri, Sekanina davasında da başvurucu hakkında beraat kararı verdikleri halde, Mahkeme bu fıkranın ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Yine Mahkeme aynı şekilde, ulusal mahkemelerin suçu tespit etmek durumunda olmadıkları davalarda (bk. 26.03.1982 tarihli Adolf kararı; 25.08.1987 tarihli Lutz, Englert ve Nölkenbockhoff kararı) da bu fıkranın uygulanabilir olduğu sonucuna varmıştır.
Dahası Mahkeme, Sözleşmenin hakları teorik olarak ve görünüşte değil, fakat pratik ve etkili olarak güvence altına alacak bir biçimde yorumlanması gerektiğini hatırlatır (bk. diğer kararların yanında, 13.05.1980 tarihli Artico, parag. 33; 07.07.1989 tarihli Soering kararı, parag. 87; 20.03.1991 tarihli Cruz Varas ve Diğerleri kararı, parag. 99). Bu ilke, Sözleşmenin 6(2). fıkrasında yer alan hakka da uygulanır.
36. Mahkeme masumluk karinesinin sadece bir yargıç veya mahkeme tarafından değil, fakat diğer kamu makamları tarafından da ihlal edilebileceğini kabul etmektedir.
37. Basın toplantısının yapıldığı 29 Aralık 1976da, Allenet de Ribemont polis tarafından henüz yakalanmıştır (bk. yukarıda parag. 9). Kendisine daha adam öldürmeye azmettirme suçu isnat edilmemiş olmasına rağmen (bk. yukarıda parag. 12), polis tarafından gözaltına alınması ve tutulması, Paristeki soruşturma yargıcı tarafından birkaç gün önce başlatılan adli soruşturmanın bir parçasını oluşturmuş ve başvurucuyu Sözleşmenin 6(2). fıkrası anlamında hakkında suç isnat edilen bir kimse konumuna getirmiştir. Basın toplantısında bulunan üst düzey polis görevlileri, olayı araştıran görevlilerdir. Onların İçişleri Bakanı tarafından desteklenen adli soruşturmaya paralel nitelikteki sözleri, doğrudan bağlantılı olduğu soruşturmanın varlığıyla açıklanabilir. Bu nedenle Sözleşmenin 6(2). fıkrası bu olayda uygulanır.
B. Sözleşmenin 6(2). fıkrasına uygunluk
1. Basın toplantısında olaydan söz edilmesi
38. Sözleşmenin 10. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü, bilgi edinme ve bilgi verme özgürlüğünü de içerir. Bu nedenle Sözleşmenin 6(2). fıkrası, yürütülmekte olan cezai bir soruşturma hakkında yetkililerin kamuoyuna bilgi vermesini önlemez; ancak masumluk karinesine saygı gösterilmesi söz konusu olduğunda, bilginin tam bir dikkat ve ihtiyatla verilmesini gerektirir.
2. Şikayet konusu beyanların içeriği
39. Başvurucu gibi Komisyon da, İçişleri Bakanı ile kendisinin önünde ve kendi emri altındaki olayı araştıran Komiser ve Suçların Soruşturulması Bölümü Müdürü tarafından söylenen sözlerin masumluk karinesiyle bağdaşmadığını kabul etmiştir. Komisyon bu sözler arasında, de Broglie cinayeti azmettiricilerinden birinin Allenet de Ribemont olduğunun söylenmiş olmasını kaydetmiştir.
40. Hükümet ise, bu sözlerin cezai soruşturmanın yürütülmesi hakkında bilgi verme kapsamına girdiğini ve masumluk karinesini ihlal edecek türden olmadığını; çünkü bu sözlerin mahkemeleri bağlamadığını ve daha sonraki soruşturmalarla yanlışlığının kanıtlanabileceğini savunmuştur. Hükümete göre, basın toplantısından sonra iki hafta geçinceye kadar başvurucu hakkında resmen suç isnadında bulunulmamış olmasını ve soruşturma yargıcının başvurucu hakkında takipsizlik kararı vermiş olması bunu göstermiştir.
41. Mahkeme, Fransız polisinden bazı üst rütbeli memurların hiçbir niteleme veya çekince koymadan, Allenet de Ribemontu cinayetin azmettiricilerinden biri olarak ve böylece cinayette suç ortağı olarak gösterdiklerini kaydeder (bk. yukarıda parag. 11). Bu açıkça başvurucunun suçlu olduğunun beyan edilmesi olup, ilk önce başvurucunun suçlu olduğuna kamuoyunun inanmasını sağlamış ve ikinci olarak yargısal makamların olayları takdir tarzına zarar vermiştir. Bu nedenle Sözleşmenin 6. maddesinin ikinci fıkrası ihlal edilmiştir.
II. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali iddiası
42. Allenet de Ribemont, önce idare mahkemesinde ve sonra da adliye mahkemesinde açtığı tazminat davalarının uzun sürmesinden de şikayetçi olmuştur. Başvurucunun dayandığı Sözleşmenin 6(1). fıkrasında şu hüküm yer almaktadır:
"Herkes, kişisel hak ve yükümlülükleri(nin)
karara bağlanmasında
bir yargı yeri tarafından makul bir sürede yargılanma hakkına sahiptir.
43. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının uygulanabilirliği konusunda bir itiraz yoktur. Komisyon gibi Mahkeme de, söz konusu davaların şikayet konusu beyanların bir sonucu olarak başvurucunun itibarının zedelenmesi nedeniyle tazminat talebiyle ilgili olduğu görüşündedir. Bu davaların amacı Sözleşmenin 6(1). fıkrası anlamında kişisel bir hakkın karara bağlanmasıdır.
A. Dikkate alınacak süre
44. Dikkate alınacak sürenin sonu tartışma konusu değildir; yargılama, başvurucunun Paris Üst mahkemesinin 21 Ekim 1987 tarihli kararına karşı temyiz talebinin Temyiz Mahkemesi tarafından reddedildiği 30 Kasım 1988 tarihinde sona ermiştir.
45. Aynı şey sürenin başlangıcı için geçerli değildir.
Hükümetin görüşüne göre idare mahkemelerindeki yargılama dikkate alınmamalıdır. Hükümete göre bu mahkemeler esas hakkında karar vermemişler, idari makamlar ile yargısal makamlar arasındaki kuvvetler ayrılığı ilkesi gereğince yargılama yetkisinden vazgeçmişlerdir; bu ilke idare mahkemelerini, adliye mahkemelerinin çalışma alanına müdahale etmeden ele alamayacakları iddiaları reddetmeye zorlamıştır. Allenet de Ribemontun avukatı bu ilkeden habersiz olamazdı.
Öte yandan başvurucu, yargılamanın Paris İdare Mahkemesinde başladığını savunmuştur; çünkü yargı yetkisi üzerindeki tartışma nedeniyle, adliye mahkemelerindeki yargılama idare mahkemelerindeki yargılamanın zorunlu biçimde devamıdır. Ayrıca, idare mahkemelerinin olay hakkında yargı yetkisinin bulunması öylesine doğal görünmektedir ki, Başbakan bile Paris Asliye mahkemesi önünde adliye mahkemelerinin yetkisine itiraz etmiştir.
46. Komisyon gibi Mahkeme de, başvurucunun savunmasını kabul etmektedir. Mahkeme, yargı yetkisinin idare mahkemeleri ile adliye mahkemeleri arasında nasıl bölündüğü sorununun, özellikle bir Hükümet üyesinin sözleri nedeniyle açılan tazminat davalarında çok karmaşık ve güç göründüğünü kaydetmektedir. Bu nedenle, Allenet de Ribemontun avukatının ilk olarak idare mahkemelerine başvurmasının eleştirilecek bir yönü yoktur.
Böylece yargılama süresinin makul olup olmadığını belirlemek için dikkate alınacak süre, Başbakandan tazminat talep edildiği 23 Mart 1977de başlamakta (bk. yukarıda parag. 13, bu konudaki kararlar arasından, 26.08.1994 tarihli Karakaya kararı, parag. 29) ve yaklaşık on bir yıl sekiz ay sürmektedir.
B. Yargılama süresinin makullüğü
47. Yargılama süresinin makullüğü davanın özel şartları ile Mahkemenin içtihatlarında yer alan davanın karmaşıklığı, başvurucunun tutumu ve yetkili makamlarının tavrı şeklindeki kriterlerin ışığında tespit edilmelidir (bk. diğer kararlar arasında, 27.10.1994 tarihli Katte Klitsche de la Grange kararı, parag. 51). Son noktayı değerlendirirken, uyuşmazlık sırasında başvurucu bakımından tehlikede olan şey dikkate alınmalıdır (bk. diğer kararlar arasında, 23.09.1994 tarihli Hokkanen kararı, parag. 69).
1. Olayın karmaşıklığı
48. Allenet de Ribemontun da görüşüne dayandığı Komisyon, başvurucunun açtığı davaların Devletin sorumluluğuyla ilgili olduğunu görerek, biraz karmaşık olduklarını kabul etmiştir.
49. Hükümetin savunmasına göre olay, söylenen sözlerin önemsizleştirme niteliği bulunduğunu ve iddia edilen zararlara neden olduğunu kanıtlama gibi zor bir sorun doğurmuştur. Bunun yanında, başvurucunun sebep olduğu usul karmaşıklığı da vardır.
50. Mahkemeye göre yukarıdaki gerekçelerle dava karmaşık olmakla birlikte, davanın karmaşıklığı şikayet konusu yargılamanın uzunluğunu bütünüyle haklı kılacak durumda değildir.
2. Başvurucunun tutumu
51. Başvurucu Allenet de Ribemont, yargılamanın yavaşlığından sorumlu olmadığını iddia etmiştir.
52. Hükümet ise tam tersine, başvurucunun yargılamayı yaklaşık altı yıl uzattığını savunmuştur. Hükümete göre başvurucu, Kültür Bakanlığının ve İçişleri Bakanlığının dilekçelerini yanıtlamak için on bir ay, Yüksek İdare mahkemesine yaptığı temyizinin kaydedilmesinden sonra gerekçeli tam temyiz dilekçesini vermek için yedi ay, Yüksek İdare mahkemesinin temyiz talebini reddetmesinden sonra adliye mahkemelerine başvurmak için dokuz ay beklemiş, Temyiz Mahkemesine son görüşlerini vermeden önce dosyayı duruşmaya hazırlayan yargıcın işlemlerine müdahaleler nedeniyle yine toplam on ay gecikme olmuştur. Başvurucu ayrıca Temyiz Mahkemesindeki yargılama sırasında erteleme talebinde bulunarak üç aylık gecikmeye sebep olmuştur.
Dahası, başvurucu Paris İdare Mahkemesinin görevsizlik kararından sonra Fransız hukukuna göre hakkı olduğu şekilde hemen adliye mahkemelerine başvurmamakla, bu karar ile Yüksek İdare Mahkemesinin hükmü arasında geçen iki yıl yedi ay kadar yargılamayı uzatmıştır.
53. Komisyon gibi Mahkemede, Allenet de Ribemontun tutumunun yargılamayı belirli bir ölçüde uzattığı görüşündedir.
Mahkemenin daha önce de belirttiği gibi, olayda kesin olarak hangi yargı organının görevli olduğunu tespitin güç olması nedeniyle (bk. yukarıda parag. 46), başvurucu önce idare mahkemelerine başvurduğu için eleştirilemez. Bu sadece ilk derece mahkemesine başvuru bakımından değil, ama aynı zamanda bunun bir sonucu olarak üst mahkemeye başvuru bakımından da geçerli olduğundan, 13 Ekim 1980 tarihindeki Paris İdare Mahkemesinin kararı ile 27 Mayıs 1983 tarihli Yüksek İdare mahkemesinin kararı arasında geçen iki yıl yedi aylık süre sadece Allenet de Ribemonta yüklenemez.
Bu çerçevede başvurucu, yaklaşık üç yıl dört aylık uzatmadan sorumlu olsa bile, geriye hala sekiz yıllık bir süre kalmaktadır.
3. Kamu makamlarının tutumu
54. Allenet de Ribemont, kamu makamlarının tutumuyla ilgili olarak Komisyonun görüşüne dayanmıştır. Başvurucu bununla beraber, iddialarını kanıtlamasını sağlayacak video kayıtlarının istenmesi konusundaki talebinin bu makamlarca reddedilmesinin, söz konusu uzatmaya katkıda bulunduğunu savunmuştur.
55. Hükümet ise, kamu makamlarının yargılamayı hızlandıracak bir biçimde davrandıklarını savunmuştur. Özellikle Paris Üst Mahkemesinde davayı duruşmaya hazırlayan yargıç, görüşlerini bildirmekte ağır davrandığı için başvurucuya sık sık hatırlatıcı yazılar göndermiştir. Ayrıca, Komisyon tarafından kamu makamlarının sorumluluğuna yüklenen tek hareketsizlik dönemi, bu davada dikkate alınmaması gereken idare mahkemeleri önündeki yargılamada meydana gelmiştir.
56. Komisyon gibi Mahkeme de, kamu makamlarının sorumlu olduğu birçok hareketsizlik dönemi olduğunu kaydeder. Bunlardan birincisi, Paris İdare Mahkemesindeki yargılama sırasında Allenet de Ribemontun 24 Mayıs 1978 tarihli dilekçesini verdikten sonra, dava dosyasının 23 Ocak 1979 tarihinde Kültür Bakanlığına gönderilmesi (bk. yukarıda parag. 14) sekiz ay sürmüştür. Yüksek İdare Mahkemesindeki yargılama sırasında başvurucunun tam temyiz dilekçesini verdiği 1 Temmuz 1982 tarihi ile İçişleri Bakanlığının bu dilekçeyi yanıtladığı 13 Nisan 1982 tarihine kadar (bk. yukarıda parag. 16) dokuz ay iki hafta gibi ikinci bir dönem geçmiştir. Buna ek olarak, Asliye Mahkemesindeki yargılama sırasında haklarında dava açıldıktan sonra Başbakan yedi ay ve Hükümetin adli müşaviri altı ay görüşlerini göndermemiştir (bk. yukarıda parag. 18).
Bunların yanında, Allenet de Ribemontun basın toplantısında söylenenleri kanıtlamasını sağlayacak video kayıtların getirtilmesi, idari makamlar ile yargısal makamlar tarafından sürekli olarak engellenmiştir. İdari makamlar, dava dosyasını Kültür Bakanlığına göndermek gibi yargılamayı geciktirici bazı adımlar atmışlar, video kayıtları ellerinde olmasına rağmen bunu sunmamışlardır. Başvurucu video kayıtlarını kendi imkanlarıyla getirtemediği halde, bunların istenmesi talebini yargısal makamlar reddetmişlerdir. Mahkeme, yargılamanın yavaş ilerlemesinin temel nedeninin bu olduğundan kuşku duymamaktadır.
Ulusal mahkemelerin davayı nasıl ele aldıkları konusunda ise Mahkeme, idare mahkemelerinin görevsizlik kararı vermeleri için beş yıl sekiz ay geçtiğini kaydeder. Üst Mahkemede dava dosyasını duruşmaya hazırlamaktan sorumlu yargıç gerçekten de yargılamayı hızlandırmak için çaba sarf etmiş ise de, adliye mahkemelerindeki yargıçların böyle yaptıkları dosyadan anlaşılamamaktadır.
C. Sonuç
57. Davanın karmaşıklığı ve başvurucunun tutumu, yargılamanın uzunluğunu açıklamaya yeterli değildir. Toplam gecikmenin asıl sebebi, ulusal makamların davayı ele alış tarzları ve özellikle Allenet de Ribemontun delillerin çok önemli bir parçası olan video kayıtlarının getirtilmesi talebinin reddedilmesidir. Başvurucu bakımından tehlikede olan şey göz önünde tutulduğunda, Üst mahkemede ve Temyiz Mahkemesindeki yargılama ayrı ayrı ele alındığında aşırı uzun görünmese bile, yaklaşık olarak toplam on bir yıl sekiz ay makul bir süre olarak görülemez. Bu nedenle Sözleşmenin 6(1). fıkrası ihlal edilmiştir.
III. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
58. Sözleşmenin 50. maddesine göre:
"Mahkeme, bir Sözleşmeci Devletin resmi makamı veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan bir tasarrufun tamamen veya kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğu sonucuna varırsa ve Sözleşmeci Devletin iç hukuku bu karar veya tasarrufun sonuçlarını ancak kısmen onarmaya imkan veriyorsa, Mahkeme gerekli gördüğü taktirde zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödenmesine hükmedebilir."
A. Zarar
59. Başvurucu Allenet de Ribemont ilk önce maddi zararları için tazminat istemiştir. Başvurucu, söz konusu beyanların kendisinin iflasına ve yıkılmasına neden olduğunu ve yeniden iş bulmasını imkansız kıldığını ileri sürmüştür. Banka, kendisine daha önce verdiği krediyi geri almış ve imzaladığı çekleri ödemeyi reddetmiştir. Paris Asliye Mahkemesi 14 Mart 1979 tarihinde başvurucu ile de Broglie arasındaki sözleşmeyi iptal ederken, başvurucunun borcunun bir kısmını hemen ödemesine ve Broglienin ölüm tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine karar vermiş olup, de Broglienin mirasçılarına kendisinin hala önemli bir miktar borcu bulunmaktır. Son olarak, mahkeme tarafından "Rostisserie de la Reine Pedauque" restoranının 7 Şubat 1977de zorunlu olarak kapatılmasına karar verildiği sırada, başvurucu cinayete azmettirme suçundan cezaevinde bulunmaktadır.
Başvurucu ayrıca kendisinin ve ailesinin itibarının zarar görmüş olmasından şikayet etmiştir. Hem beyanların verildiği koşullar, beyanları veren kişilerin statüleri ve hem de de Broglienin uluslararası alanda tanınmış bir kişi olması nedeniyle gördüğü manevi zarar büyük olmuş, 21 Mart 1980 tarihinde salıverilmiş olmasına rağmen devam etmiştir.
Allenet de Ribemont, uğradığı zararın 10 milyon Fransız Frangı bulduğunu belirtmiştir.
60. Hükümetin görüşüne göre başvurucu, iddia konusu 6(2). fıkrasının ihlali ile mali durumunun kötüleşmesi arasında doğrudan bir nedensellik ilişkisinin bulunduğunu ortaya koyamamıştır. Hükümete göre manevi zararlar için Sözleşmenin ihlal tespiti, yeterli bir adil karşılık oluşturacaktır.
61. Komisyon temsilcisine göre, İçişleri Bakanı ve üst düzey polislerin beyanları ile başvurucunun manevi zararı arasında pek bir bağlantı olmadığından, kendisinin talep ettiği miktarın ancak pek azı haklı görülebilir. Öte yandan Komisyon temsilcisine göre, isnadın ağırlığı ile kamu makamlarının basın toplantısının video kayıtlarının istenmesi konusundaki talepleri ısrarlı bir biçimde reddetmelerinin, tazminattan başka bir şeyi gerektiren manevi zarara sebep olmuştur. Temsilci, yargılamanın aşırı uzunluğu nedeniyle uğranılan zararı Mahkemenin takdirine bırakmıştır.
62. Mahkeme, başvurucunun maddi zararlar konusundaki gerekçelerine katılmamaktadır. Bununla beraber Mahkeme, 29 Aralık 1976 tarihli basın toplantısında başvurucu hakkında ağır ithamlarda bulunulmuş olmasının, iş yaptığı insanların kendisine olan güvenini elbette ki sarstığını ve böylece mesleğini icra etmede güçlükle karşılaştığını kabul etmektedir. Bu nedenle Mahkeme, maddi tazminat talebinin bir kısmını haklı görmektedir.
Ayrıca Mahkeme, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ve özellikle (2). fıkrasının ihlal edilmiş olması nedeniyle başvurucunun hiç tartışmasız manevi bir zarara uğradığına dair Komisyon temsilcisinin görüşüne katılmaktadır. De Brogliein çok tanınmış biri olması, öldürülme koşulları ve bu olayın yarattığı heyecan, yetkililerin kamuoyunu süratle bilgilendirmeleri için sağlam bir gerekçe olmakla birlikte, bunlar aynı zamanda medyanın yürütülmekte olan soruşturma hakkındaki beyanlara geniş yer vereceklerini öngörmeyi de sağlar. Kısıtlamanın bulunmamasına ve takdir yetkisine bakınca, başvurucu herkesten daha fazla cezalandırılmış görülmektedir. Dahası, söz konusu beyanlar hem Fransada hem de dışarıda geniş bir çevreye ulaşmıştır.
Mahkeme, çeşitli etmenleri dikkate alıp Sözleşmenin 50. maddesinin gerektirdiği hakkaniyet temelinde bir değerlendirme yaparak, Allenet de Ribemontya 2 milyon Fransız Frangı ödenmesine hükmetmiştir.
B. Güvence
63. Başvurucu ayrıca Mahkemeden, Paris Asliye Mahkemesi tarafından verilen 14 Mart 1979 tarihli kararın herhangi bir biçimde kendisine karşı uygulamaya geçirilmeyeceğine dair Devletin güvence vermesine, güvence vermemesi halinde adil karşılık miktarının daha sonraki bir tarihte arttırılması için kendisine izin verildiğine karar vermesini talep etmiştir.
64. Komisyon temsilcisi bu konuda herhangi bir görüş belirtmemiştir.
65. Hükümet gibi Mahkemede, Sözleşmenin 50. maddesine göre Sözleşmeci Devlete böyle bir talimat verme yetkisi bulunmadığına işaret eder (bk. ayrıntılardaki farklıklarla birlikte, 27.02.1992 tarihli Idrocalce S.r.l. kararı, parag. 26 ve 22.09.1994 tarihli Pelladoah kararı, parag. 44). Mahkeme ayrıca adil karşılık sorununun karara hazır olduğu görüşündedir.
C. Ücretler ve masraflar
66. Allenet de Ribemont son olarak, 211 bin 550 Frank ücretler, 16 bin 480 masraflar ve 42.404 Frank Katma Değer Vergisi olmak üzere Sözleşme organları önünde harcadığı 270 bin 384 Fransız Frangı istemiştir.
67. Hükümet ve Komisyon temsilcisi bu konuyu Mahkemenin takdirine bırakmıştır.
68. Mahkeme hakkaniyet esasına göre değerlendirme yaparak, başvurucuya 100 bin Frank ve KDV ödenmesine hükmetmiştir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME,
1. Bire karşı sekiz oyla, Sözleşmenin 6(2). fıkrasının ihlaline;
2. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlaline;
3. Bire karşı sekiz oyla, davalı devletin başvurucuya zararları için üç ay içinde 2 milyon Fransız Frangı ödemesine;
4. Oybirliğiyle, davalı Devletin başvurucuya ücretler ve masraflar için üç ay içinde 100 bin Fransız Frangı ve KDV ödemesine;
5. Adil karışık konusundaki diğer taleplerin reddine
Karar Vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy