(AİHS m. 6, 25, 46, 50) (765 S. K. m. 146)
Başvuru no: 15530/89
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
8. Başvuruculardan Nasuh Mitap 1947 doğumlu, Abdullah Oğuzhan Müftüoğlu 1944 doğumlu olup her ikisi de Türk vatandaşıdır. Bay Mitap iktisatçı, Bay Müftüoğlu ise avukattır.
9. Bay Mitap 22 Ocak 1981 günü, Bay Müftüoğlu da ertesi günü, DEV YOL örgütü Merkez Komitesi üyesi oldukları gerekçesiyle, Ankara Emniyetine bağlı polisler tarafından gözaltına alınmışlardır. Bu başvurucular 23 Nisan 1981 tarihine kadar gözaltında tutulmuşlardır.
A. Başvurucuların tutuklulukları ile ilgili yargılama
10. Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi, 23 Nisan 1981 tarihinde her iki başvurucunun da tutuklanmasına karar vermiştir.
11. Türkiyenin, Sözleşmenin 25. maddesine ilişkin bildirimde bulunduğu tarih olan 28 Ocak 1987den itibaren, başvurucular Mitap ve Müftüoğlu tam sekiz kez salıverilme talebinde bulunmuşlar, ancak bu taleplerinin tümü reddedilmiştir.
B. Esas hakkındaki yargılama
12. Askeri savcı sanıklar hakkında hazırlamış olduğu iddianameyi 26 Şubat 1982 tarihinde Sıkıyönetim Mahkemesine sunmuştur. Hükümete göre 723 sanıklı bu iddianamede başvurucular anayasal düzeni yıkarak, yerine Marksist-Leninist bir rejim kurmayı amaçlayan bir örgütün kurucuları ve yöneticileri arasında yer almakla itham edilmişlerdir. Ayrıca aşırı sağ militanlar tarafından yapılan saldırılara karşı direniş komitelerinin kurulması için çağrıda bulunmak ve birçok şiddet eylemini kışkırtmış olmak şüphesi altındadırlar. Bu nedenle savcılık, başvurucular hakkında Türk Ceza Kanununun 146(1). fıkrası uyarınca idam cezası talep etmiştir.
13. Sıkıyönetim Mahkemesi 19 Temmuz 1989 tarihli kararında, başvurucuları suçlu bulmuş ve Türk Ceza Kanununun 146(1). fıkrasındaki suçu işledikleri gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına (iyi halden yararlanmaları durumunda 18 yıl hapis cezası yatılacaktır) çarptırmış, ayrıca kamu hizmetlerinden ömür boyu yasaklanmalarına ve hapiste bulundukları sırada vesayet altında tutulmalarına karar vermiştir. Mahkeme ayrıca, tutuklulukta geçen sürenin verilen cezadan düşülmesine karar vermiştir. 19 Temmuz 1989 tarihli bu kararın gerekçeli metninin yazılması 1993 yılına kadar sürmüştür.
14. Başvurucuların çarptırıldığı hapis cezası, 15 yıldan fazla olduğu için, dava dosyası kendiliğinden Askeri Yargıtaya gönderilmiştir.
15. Başvurucular 23 Temmuz 1991 tarihinde şartla tahliye edilmişlerdir.
16. Sıkıyönetim Mahkemelerinin yetkisini ortadan kaldıran 27 Aralık 1993 tarihli yasanın yürürlüğe girmesinde sonra, dava konusunda Yargıtay yetkili konuma gelmiş ve dava dosyası kendisine iletilmiştir. Yargıtay 28 Aralık 1995 tarihli kararı ile yukarıda belirtilen cezaları onamıştır.
II. Sözleşmenin 46. maddesine ilişkin Türkiyenin 22 Ocak 1990 tarihli bildirimi
17. Türk Dışişleri Bakanlığı 22 Ocak1990da, Sözleşmenin 46. maddesine ilişkin aşağıdaki bildirimi Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine iletmiştir:
"Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti adına ve İnsan Haklarının ve Temel Hürriyetlerin korunmasına dair Avrupa Sözleşmesinin 46. maddesi uyarınca, aşağıdaki bildirimi yapıyorum:
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, işbu beyanla İnsan Haklarını ve Temel Hürriyetleri korumaya dair Avrupa Sözleşmesinin 46. maddesi uyarınca, Avrupa İnsan Hakları Divanının (Mahkemenin) yargı yetkisini, söz konusu yetkinin Sözleşmenin 1. maddesinin anlamına uygun şekilde kullanımına ilişkin olarak, Sözleşmenin Türkiye Cumhuriyeti'nin ülkesinin milli sınırları içinde ortaya çıkan olaylarda yorumlanmasına ve uygulanmasına dair tüm konularda ve bu konuların, daha önce Türkiyenin kendisine tevcih ettiği yetkiye dayanarak Komisyon tarafından incelenmiş olması koşuluyla, ipso facto ve özel bir anlaşma gerekmeksizin zorunlu olarak kabul eder. Bu beyan (bildirim) Sözleşmeden doğan yükümlülüklerin karşılığını da kapsayacak şekilde karşılıklılık koşuluyla yapılmış olup, tevdi edildiği tarihten itibaren üç (3) yıl geçerlidir ve işbu Beyanın tevdi tarihini takiben ortaya çıkan olaylara ve böyle olaylara ilişkin mahkeme kararları konularına şamildir."
Bu bildirim, hemen hemen aynı ifadelerle, 22 Ocak 1993 tarihinden geçerli olmak üzere, ikinci bir "üç yıllık süre" için yenilenmiştir.
KOMİSYON'DAKİ YARGILAMA
18. Başvurucular Mitap ve Müftüoğlu, 14 Eylül 1989 tarihinde Komisyona başvurmuşlardır. Başvurucular yargılama sürecindeki tutukluluk süreleri nedeniyle Sözleşmenin 5(3). fıkrasının ihlal edildiğini ve haklarında açılan davada, a) makul sürenin aşıldığı, b) yargılamanın hukuken kurulmuş bir mahkeme tarafından yapılmadığı, veya c) bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir yargılama yapılmadığı gerekçeleriyle de Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
19. Komisyon 10 Ekim 1991 günü başvuruları (Başvuru no. 15530/89 ve 15531/89) kabuledilebilir bulmuştur. Komisyon 8 Aralık 1994 tarihli raporunda (Madde 31), Sözleşmenin 5(3). fıkrasının ihlal edilmiş olduğuna, 6(1). fıkrasının ise, birinci ve üçüncü şikayetler nedeniyle ihlal edilmiş olduğuna, ikinci şikayet bakımından ise ihlal edilmemiş olduğuna ilişkin oybirliğiyle aldığı kararını açıklamıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
MAHKEME'DEN NİHAİ TALEPLER
20. Davalı Hükümet dilekçesinde Mahkemeden "esas olarak,
(a) Türkiyenin yaptığı bildirim (madde 25) nedeniyle, Komisyonun hem zaman bakımından (ratione temporis) hem de iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması bakımından yetkisiz olduğuna, ve
(b) Türkiyenin zorunlu yargı yetkisini tanımaya yönelik bildirimi nedeniyle de (madde 46), Mahkemenin kendisinin yetkisiz olduğuna,
ayrıca, alternatif olarak da,
(c) Sözleşmenin hiçbir şekilde ihlal edilmemiş olduğuna
karar vermesini talep etmiştir.
KARAR GEREKÇESİ
21. Başvurucular, (1) yargılama sırasında tutukluluk süresinin aşırı uzunluğundan, (2) aleyhlerine yürütülen ceza davasının aşırı uzun sürmesinden, (3) Sıkıyönetim Mahkemesinin hukuken kurulmuş bir yargı yeri olmadığından, bağımsız ve tarafsız olmadığından ve kendilerinin adil yargılanmadığından şikayet etmişlerdir.
I. Hükümetin ilk itirazları
22. Hükümet esas itibariyle, zaman bakımından (ratione temporis) yetkisizliğe ve iç hukuk yollarının tüketilmemiş olmasına dayanarak kabuledilebilirlik kararına karşı iki itirazda bulunmuştur.
23. Hükümete göre ilk olarak Türkiye, 28 Ocak 1987 tarihinde Komisyonun yetkisini, sadece bu tarihten sonra meydana gelecek olaylar ile bu tarihi takiben meydana gelmiş olaylara dayalı mahkeme kararları için tanırken, Sözleşmenin 25. maddesine göre yapılan bildirimi sunduğu tarihten önce meydana gelen olayları Komisyonun denetim alanı dışına çıkarmayı amaçlamış; bu olaylara dayalı mahkeme kararlarını da, kararın kesinleşmesi söz konusu tarihten sonraya kalmış olsa dahi, Komisyonun denetim alanı dışında bırakmayı amaçlamıştır. Dolayısıyla, dava 1963 ve 1971 yılında kabul edilmiş bulunan iki yasaya ilişkin olduğu için, Ankara Sıkıyönetim Mahkemesinin yasa tarafından kurulmadığına, bağımsız ve tarafsız olmadığına ilişkin şikayetler ve ayrıca bu mahkeme önündeki yargılamanın adil olmadığına yönelik şikayet yönünden, Komisyon zaman bakımından (ratione temporis) yetkisizdir. Yukarıdaki itiraz, aynı zamanda, Komisyonun yetkisinin Türkiye tarafından tanınmasından önceki döneme ait olan tutukluluk ve yargılama sürelerine ilişkin iddiaların dikkate alınmasını da engellemektedir.
Hükümet ikinci olarak, yargılama sırasındaki tutukluluk süresine ilişkin şikayetler ile yargılama süresi hariç, Sözleşmenin 6(1). fıkrasına dayalı şikayet konusunda da Mahkemenin zaman bakımından yetkisiz olduğunu ileri sürmüştür. Böyle bir inceleme, 1963 ve 1971 tarihli yukarıda sözü edilen iki yasaya dayalı olarak kurulmuş olup 19 Temmuz 1989 tarihinde kararını vermiş bir mahkemenin niteliklerini tartışmayı içermektedir; oysa Türkiye Mahkemenin yargı yetkisini 22 Ocak 1990da tanımıştır.
24. Mitap ve Müftoğluna göre ise Mahkeme davayı inceleme konusunda yetkilidir, çünkü tutuklulukları 23 Temmuz 1991 tarihinde sona ermiştir (bk. yukarıda parag. 15); yargılama ise halen devam etmektedir.
25. Komisyon, 28 Ocak 1987den itibaren kendisine sunulan her şikayeti incelemeye yetkili olduğu kararına varmıştır. Komisyon temsilcisine göre Mahkeme benzer bir yaklaşımı benimsediği takdirde, sadece 22 Ocak 1990dan sonra meydana gelen olaylara dayalı şikayetler konusunda inceleme yapabilecek ve bu durumda sadece yargılamanın süresine ilişkin şikayeti ele alabilecektir. Oysa Mahkeme, başvurucuların Sıkıyönetim Mahkemesi kararını öğrenebildikleri tarih olan 1993e kadar (bk. yukarıda parag. 13) tam olarak mahkum edilmedikleri görüşünü benimserse, diğer şikayetleri de inceleyebilecektir.
26. Mahkeme, Türkiyenin Mahkemenin yargı yetkisini, sadece bildirimde bulunduğu tarih olan 22 Ocak 1990dan sonra meydana gelen olay veya durumlar için kabul ettiğini kaydeder (bk. yukarıda parag. 17).
Başvurucuların ileri sürdüğü şikayetlerden (bk. yukarıda parag. 21) sadece, söz konusu ceza yargılamasının süresinin fazla uzun olmasına ilişkin olan ikincisi bu koşula uymaktadır. Başvurucuların yargılama sürecindeki tutuklulukları, ki ilk şikayetleri bunun süresine ilişkindir, Ankara Sıkıyönetim Mahkemesinin 19 Temmuz 1989 tarihli kararıyla, yani 22 Ocak 1990dan çok önce son bulmuştur; üçüncü şikayet de bu mahkeme kararına ve sona erdirmiş olduğu yargılama sürecine ilişkindir. Bu açıdan bakıldığında bir yargı kararı kavramının temel unsuru kararın okunması (tefhimi) olduğu için, dikkate alınması gereken tarih, Sıkıyönetim Mahkemesinin kararını verdiği tarihtir, yani 19 Temmuz 1989dur.
27. Bunun sonucu olarak, söz konusu iki şikayet, Mahkemenin yetki alanının dışında kaldığı için Mahkeme, Komisyonun zaman bakımından (ratione temporis) yetkisiz olduğuna ilişkin itirazı (bk. yukarıda parag. 23) veya Hükümet tarafından ileri sürülen diğer itirazları incelemeyecektir.
28. Ayrıca Mahkeme, ancak 22 Ocak 1990dan sonraki ceza yargılamasının süresine ilişkin şikayeti inceleyebilecektir. Bununla birlikte, bu şikayeti incelerken, yargılamanın sözü edilen bildirimin yapıldığı tarihteki durumunu da göz önüne alacaktır (bk. diğer kararlar arasında Yağcı ve Sargın - Türkiye kararı, parag. 40 ve Mansur - Türkiye kararı, parag. 44).
II. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali iddiası
29. Başvurucular Mitap ve Müftüoğlu, haklarında sürdürülen ceza davasının süresi hakkında şikayette bulunmuşlar ve Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki, "herkes
hakkındaki bir suç isnadının karara bağlanmasında,
bir yargı yeri tarafından, makul bir sürede
yargılanma hakkına sahiptir" hükmünün ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
30. Hükümet bu görüşe karşı çıkmış, Komisyon ise kabul etmiştir.
A. Makul sürenin hesaplanmasında dikkate alınan dönem
31. Muhakeme süreci 22 ve 23 Ocak 1981 tarihlerinde başvurucuların gözaltına alınmalarıyla başlamış ve 28 Aralık 1995 tarihinde Yargıtayın kararı ile sona ermiştir. Dolayısıyla, yargılama on beş yıldan biraz kısa sürmüştür.
Bununla beraber, bu kararın 28. paragrafında yer alan değerlendirme çerçevesinde Mahkemenin göz önünde tutabileceği süre sadece, Türkiyenin zorunlu yargı yetkisini tanıdığına ilişkin bildirimde bulunduğu 22 Ocak 1990dan itibaren geçen "yaklaşık altı yıllık" süredir. Buna rağmen, Mahkeme, söz konusu tarihe gelene kadar ceza davasının zaten dokuz yıldan beri sürmekte olduğunu da göz önüne almak zorundadır.
B. Yargılama süresinin makullüğü
32. Yargılama süresinin makul olup olmadığı hususu, davanın içinde bulunduğu özel şartlar ile Mahkeme içtihatlarında kullanılan ölçütler çerçevesinde, özellikle olayın karmaşıklığı, başvurucunun ve yetkili makamların tutumları (bk. diğer birçok örnek kararla birlikte (bk. yukarıda geçen Yağcı ve Sargın kararı, parag. 59 ve Mansur kararı, parag. 61) göz önüne alınmak suretiyle değerlendirilebilecektir.
33. Hükümet, davanın karmaşıklığına ve Mitap ve Müftüoğluna isnat edilen suçların niteliğine dayanmıştır. Hükümet, özellikle davanın 723 sanığı bulunduğuna ve bazıları ağır cezalık suç niteliğinde olan 607 dolayında suçtan ötürü açıldığına dikkat çekmiştir. İçlerinde başvurucuların da bulunduğu sanıklar bir terör örgütünün üyeleri olarak suç işlemekle itham edilmişlerdir ve yetkili makamlar bu kişilerin güçlerini, eylemlerini ve bağlantılarını ortaya koymak zorundadır.
Sıkıyönetim Mahkemesi, ilgili yasalar çerçevesinde süratlendirilmiş bir yargılama usulü izlemiş ve davanın hızlı görülmesi için gerekli tüm çabayı sarf etmiştir. 18 Ekim 1982 ile 19 Temmuz 1989 tarihleri arasında, haftada ortalama üç duruşma yaparak 512 duruşma gerçekleştirilmiştir. Tüm sanıkların sorgulanmasının yapıldığı ilk soruşturma beş yıl sürmüştür. 11 Kasım 1987 tarihinde dosyanın gönderildiği savcılık, 1766 sayfalık esas hakkındaki mütalaasını ancak 23 Mart 1988 tarihinde tamamlayabilmiştir. Savunmaların yapıldığı duruşmalar 11 Mayıs 1988 tarihinde başlamış, yaklaşık on aylık bir zaman dilimine yayılmıştır. Son olarak, dava dosyası yaklaşık bin belgeden oluşmuştur; kararın özeti de 264 sayfadan fazladır. Bu koşullar, davanın neden bu kadar süre devam ettiğini açıklamaktadır. Adli makamlara yüklenilebilecek hiçbir ihmal veya gecikmeden söz etmek mümkün değildir.
34. Başvurucular ise, sanıkların sayısının artmasının nedeni olarak değişik olaylar arasında yapay bağlantılar kurulmuş olmasını göstermişler ve isnat edilen 607 suçtan hiçbiriyle ilişkileri olmadığını ileri sürmüşlerdir. Ayrıca adli makamlar, yargılamayı hızlandıracak bazı yöntemleri kullanmayı da ihmal etmişlerdir. Son olarak Sıkıyönetim Mahkemesi, haklarında kullanılacak kanıtların elde edilmesine yönelik hiçbir teşebbüste bulunmamıştır. On beş yıldan fazla süren bir yargılama ile ilgili olarak "makul süre" kavramını kullanmak mümkün değildir.
35. Komisyona göre olay gerçekten karmaşık olup, yargılama süresi esas itibarıyla, ceza yargılaması ile görevli askeri makamların bu denli geniş kapsamlı bir dava açmış olmalarından ötürü uzamıştır. Bununla birlikte yargılama sürecinde, uzun hareketsizlik dönemleri geçirilmiştir. Örneğin Sıkıyönetim Mahkemesinin karar gerekçesini yazması üç yıl sürmüştür. Sonuç olarak, adli makamların bu davayı yürütme biçimlerinden ötürü makul süre aşılmıştır.
36. Mahkeme, yargılamanın kendisine otomatik olarak gelen davayı ele alan Askeri Yargıtayda 19 Temmuz 1989da başladığını ve 28 Aralık 1995te Yargıtayda sona erdiğini, böylece yargılamanın altı yıldan fazla sürdüğünü kaydeder. Mahkeme davanın karmaşık olduğunun farkındadır; fakat Mahkeme, davanın bu denli uzun sürmesini, özellikle ilk derece mahkemesi önünde yaklaşık sekiz yıl altı ay sürdüğü göz önüne alınırsa, haklı gösterecek bir durumdan haberdar edilmemiştir.
37. Sonuç itibarıyla, söz konusu ceza davasının süresi, Sözleşmenin 6(1). fıkrasına aykırıdır.
III. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
38. Sözleşmenin 50. maddesine göre:
"Mahkeme, bir Sözleşmeci Tarafın resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya tasarrufun tamamen ya da kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğu sonucuna varırsa ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu karar veya tasarrufun sonuçlarını ancak kısmen gidermeye imkan veriyorsa, Mahkeme gerekli gördüğü takdirde zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödenmesine hükmedebilir."
A. Zarar
39. Mitap ve Müftüoğlu maddi zararları için 500 bin Fransız Frangı, manevi zararları için de aynı miktarı talep etmişlerdir. Bu taleplerine gerekçe olarak, mesleklerini ifa etmedeki imkansızlıklarını ve haklarındaki yargılamanın süresi ve sonucu açısından karşı karşıya kaldıkları belirsiz durumu ileri sürmüşlerdir.
40. Davalı Hükümet ve Komisyon Temsilcisi, ihlal ile ileri sürülen zararlar arasında nedensellik bağı bulunmaması nedeniyle, başvurucuların maddi zarara uğramadıkları değerlendirmesinde bulunmuşlardır. Manevi zarar konusunda ise Komisyon Temsilcisi tazminata hükmedilmesini gerekli görmüştür. Hükümet ise, o dönemde Yargıtayın henüz kararını vermemiş olduğu gerekçesiyle aynı görüşte olmamıştır.
41. Mahkeme maddi zarar konusunda davalı Hükümetin ve Komisyon temsilcisinin görüşlerini paylaşmaktadır.
Manevi zarar konusunda ise Mahkeme, her şeyden önce zaman bakımından yetkisinin (ratione temporis) 22 Ocak 1990 tarihinde başladığını belirtir. Olayın özel koşullarını da göz önüne alan Mahkeme, başvurucuların önemli ölçüde manevi zarara uğramış olduklarını ve söz konusu zararın bu kararın 37. paragrafında yer aldığı biçimde ihlalinin var olduğu saptamasıyla giderilmesinin mümkün olmadığını kaydeder. Bu nedenle Mahkeme, her birine 80 bin Fransız Frangı ödenmesine karar verir.
B. Ücretler ve masraflar
42. Başvurucular ayrıca, Sözleşme organları önünde davanın savunulmasıyla ilgili olarak yaptıkları masraflar için toplam olarak 260,500 Frank giderlerinin, kendilerine geri ödenmesini talep etmiştir.
43. Hükümet, talep edilen bu miktarın çok yüksek olduğunu ileri sürmüştür. Komisyon temsilcisine göre ise Mitap ve Müftüoğlunun avukatlarının, ilk dilekçelerini sunmak amacıyla gerçekleştirdikleri ilk seyahat için istedikleri 15 bin Frank bir yana bırakılırsa, ileri sürdükleri masraflar aşırı görünmemekte ve bu miktarın hakkaniyete uygun bir biçimde saptanması gerekmektedir.
44. Mahkeme, daha önceki içtihatları ve elindeki bilgiler doğrultusunda, hakkaniyete uygun olarak, başvuruculara masraflar için toplam 60 bin Frank ödenmesine, bu miktardan Avrupa Konseyi tarafından adli yardım olarak ödenen 44 bin 821 Frangın düşülerek, geri kalan 15 bin 179 Frank ödenmesine karar verir.
C. Gecikme faizi
45. Ödenmesi karara bağlanan para miktarı belirlendiği sırada, Türkiyede döviz hesabına uygulanmakta olan yasal faizin ne kadar olduğu konusunda yeterli bilgi elde edilemediğinden, Mahkeme söz konusu kararın verildiği tarihte, Fransada uygulanan yasal faiz oranını, yani yılda % 6.65 esas almayı uygun bulmuştur.
Bu gerekçelerle mahkeme OYBİRLİĞİYLE,
1. Zaman bakımından yetkisizliği konusunda,
a) başvurucuların tutukluluk süreleriyle, Sıkıyönetim Mahkemesinin hukukiliği, bağımsızlığı ve tarafsızlığı ve bu mahkemedeki yargılamanın adilliğiyle ilgili şikayetlerini;
b) bu konularda Hükümetin ileri sürdüğü itirazları,
ele alma imkanı bulunmadığına;
2. Ceza yargılamasının makul süreyi aşmış olması nedeniyle, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edilmiş olduğuna;
3. Davalı devletin her bir başvurucuya üç ay içinde, manevi zarar karşılığı olarak 80 bin Fransız Frangı, avukatlık ücretleri ve masraflar için de her iki başvurucuya toplam olarak 15 bin 179 Frank ödemesine, bu tutarlara üç aylık sürenin bitiminden itibaren ödemeye kadar, yıllık %6.65 oranında faiz işletilmesine;
4. Geri kalan tazminat taleplerinin reddine
Karar Vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy