(AİHS m. 10, 11, 41, 50)
DAVANIN ESASI (Özet)
Orta öğretimde Fransızca ve Almanca öğretmeni olan başvurucu Bayan Vogt, yaşam boyu memuriyet kadrosuna öğretmen olarak atanmıştır. Mart 1981'de başvurucu hakkında düzenlenen raporda, başvurucunun hem mesleki nitelikleri ve hem de çalışma açısından tümüyle yeterli olduğu belirtilmiştir.
Başvurucu bayan Vogt'un dediğine göre kendisi 1979 yılından beri Alman Komünist Partisinin (DKP) bir üyesidir.
Weser-Ems idare kurulu bir hazırlık araştırmasının ardında, başvurucunun 1980 sonbaharından itibaren içinde bulunduğu siyasi faaliyetlerinin bir sonucu olarak siyasal sadakat ödevine uymadığı gerekçesiyle başvurucu hakkında bir idari soruşturma açmıştır. Bayan Vogt'a isnadlar arasında, DKP adına siyasal faaliyetlerinin memurluk statüsüyle bağdaşmadığının düşünüldüğü yer almıştır. 12 Ağustos 1986'da Wesr-Ems idare kurulu bayan Vogt'u geçici olarak görevden almış ve Ekim ayından itibaren başvurucunun maaşının sadece yüzde 60'ı ödenmeye başlanmıştır.
15 Ekim 1987'de Oldenberg İdare Mahkemesi, anayasa karşıtı amaçlar izleyen bir partide aktif rol oynayan başvurucunun anayasaya sadakat ödevine aykırı davrandığı sonucuna varmıştır. İdare Mahkemesi başvurucuya memuriyetten çıkarılma şeklinde disiplin cezası verilmesine karar vermiştir. Bayan Vogt bu karara karşı Aşağı Saksonya İdare Mahkemesine başvurmuştur. Başvurucunun üst başvurusu reddedilmiştir.
Başvurucu Federal Anayasa Mahkemesine bir anayasa şikayetinde bulunmuştur. Anayasa Mahkemesinde üç yargıçlı bir heyet yaptığı ön incelemede, başvurucunun şikayetinin bir başarı şansı bulunmadığı gerekçesiyle şikayetin görülmesini reddetmiştir.
Başvurucuya 1 Şubat 1991 tarihinden itibaren, Aşağı Saksonya Eyaleti Eğitim Müdürlüğünde yeniden bir öğretmen olarak görev verilmiştir. Bundan önce Eyalet Hükümeti, aşırı görüşlülerin kamu hizmetlerinde istihdam edilmelerine dair kararnameyi değiştirmiştir. Başvurucu bayan Vogt, DKP'deki siyasal faaliyetleri nedeniyle kamu görevinden çıkarılmasının, Sözleşme'nin 10. maddesini ihlal ettiğini iddia etmiştir.
KARAR GEREKÇESİ (Özet)
Sözleşmenin 10. maddesinin ihlali iddiası
Mahkeme Sözleşme'deki güvencelerin, kural olarak memurları da kapsadığını hatırlatmıştır. Mahkeme, daimi memuriyet kadrosuna atanmış bir başvurucuyla ilgili olan mevcut davayı, kamu hizmetine girme meselesinin merkezi bir sorun oluşturduğu Glasenapp ve Kosiek davalarından ayırmıştır.
Başvurucunun siyasal sadakat ödevine aykırı davrandığı gerekçesiyle bir disiplin cezasıyla memuriyetten çıkarılması, ifade özgürlüğünü kullanmasına bir müdahale oluşturmuştur.
Müdahalenin hukuken öngörülebilirliği konusunda Mahkeme, Aşağı Saksonya Memurlar Hakkında Kanunun 61(2). fıkrası dahil Eyalet mevzuatının ve Federal mevzuatın memurlara getirilen siyasal sadakat ödevinin Federal Anayasa Mahkemesi ile Federal İdare Mahkemesi tarafından açıkça tanımlandığını kaydetmiştir. Nazizm kabusundan sonra 1949 yılında 'kendini savunabilir bir demokrasi' kurma arzusuna yol açan Weimar Cumhuriyeti tecrübesi nedeniyle, Almanya'da siyasal (anayasal) sadakat ödevi özel bir öneme sahiptir. Dolayısıyla, başvurucunun memuriyetten çıkarılması Sözleşme'nin 10(2). fıkrasındaki meşru amaçları izlemektedir.
Mahkeme, temel prensiplerini içtihatlarında gösterdiği ifade özgürlüğüne bağlanan önemi hatırlatarak, bunun memurlara da uygulandığını belirtmiştir. Böylece Mahkeme, bireyin temel haklarından olan ifade özgürlüğü ile demokratik bir devletin kamu hizmetlerini gereği gibi yerine getirirken Sözleşme'nin 10(2). fıkrasında gösterilen meşru amaç arasında adil bir denge kurup kurmadığını belirmek durumundadır.
Mahkeme bu denetimi yaparken, memurların ifade özgürlüğü söz konusu olduğunda, 10(2). fıkrada geçen "ödevler ve sorumluluklar"ın özel bir önem kazandığını ve söz konusu müdahalenin yukarıdaki amaçlarla orantılığını belirken ulusal makamlara belirli bir takdir alanı bırakmayı gerektirdiğini hatırlatmıştır.
57. Bu davada Mahkemenin görevi, bayan Vogtun memuriyetten çıkarılmasının toplumsal ihtiyaç baskısını karşılayıp karşılamadığını ve izlenen meşru amaçla orantılı olup olmadığını belirlemektir. Bu amaçla Mahkeme, dava konusu olayları, söz konusu tarihte Federal Almanya Cumhuriyetinde mevcut durumun ışığında inceleyecektir.
58. Bayan Vogt, 1972 yılında DKP üyesi olmuştur. Bu durumun başvurucu 1979 yılında kadrolu memur olarak atanırken ve hatta memuriyetteki deneme süresi sona ermeden önce yetkili makamlar tarafından bilindiği konusunda bir tartışma yoktur. Ancak, başvurucunun siyasal faaliyetleri hakkında araştırma yapıldıktan sonra, başvurucu hakkında 1982 yılında disiplin soruşturması başlatılmıştır ... Bu soruşturma, daha başka araştırmaların yapılması için bir çok kez durdurulmuş, fakat bayan Vogt en sonunda 15 Ekim 1987de, siyasal sadakat ödevini ihlal ettiği gerekçesiyle memuriyetten çıkarılmıştır. Başvurucunun DKP içindeki çeşitli siyasal faaliyetleri, bu partideki konumu ve Eyalet Parlamentosu seçimlerinde bu partiden adaylığı ..., başvurucuya karşı eleştirilerin odağında yer almıştır.
Almanyada memurların tabi olduğu siyasal sadakat ödevi, Federal Anayasa Mahkemesinin 22 Mayıs 1975 tarihli kararında tanımlandığı şekliyle, bütün memurlara, Devlete saldıran ve mevcut anayasal sistemin özüne karşı çıkan guruplardan kendilerini tereddüde yer bırakmayacak bir şekilde soyutlama ödevi yüklemektedir. Olayların geçtiği dönemde Alman mahkemeleri, DKPnin kendi resmi programına dayanarak bu partinin amacının, Federal Alman Cumhuriyeti anayasal düzenini ve toplumsal yapıyı yıkmak ve yerine Demokratik Alman Cumhuriyetindekine benzer bir siyasal sistem kurmak olduğu sonucuna varmışlardır.
59. Mahkeme, demokratik bir Devletin memurlarından, üzerinde kurulu bulunduğu anayasal ilkelere sadakat göstermelerini isteme hakkı bulunduğu temelinden hareket etmektedir. Bu bağlamda Mahkeme, Almanyanın, Weimar Cumhuriyeti altında ve bu rejimin çöküşünden 1949 tarihli Anayasanın kabulüne kadar geçen dönemde yaşadığı acı tecrübeleri dikkate almaktadır. Almanya yeni Devletini, kendini savunabilir bir demokrasi düşüncesi üzerinde kurmak suretiyle, bu tecrübelerin tekrarından kaçınmak istemiştir. Almanyanın o tarihteki siyasal bağlam içindeki konumu da unutulamamalıdır. Bu koşullar, bu temel kavrama ve buna karşılık gelen memurlara yüklenen siyasal sadakat ödevine daha fazla ağırlık verilmesini gerektirmektedir.
Bu durumda bile, bu ödevin Alman mahkemeleri tarafından yorumlandığı gibi mutlak bir niteliğe sahip olması çarpıcıdır. Görevi ve düzeyi ne olursa olsun, bütün memurlar eşit ölçüde bu ödevle yükümlüdür. Bu ödev, kendi görüşleri ne olursa olsun, bütün memurların yetkili makamın Anayasaya hasım gördüğü bütün guruplardan ve hareketlerden hiç tereddüde yer bırakmayacak bir şekilde uzak durmak zorunda olduğunu ima etmektedir. Bu ödev, hizmet yaşamı ile özel yaşam arasında bir ayrım yapmamaktadır; her zaman ve her koşulda vardır.
Konuyla ilgili bir başka nokta, olayların geçtiği tarihte, Avrupa Konseyi Üyesi başka bir Devlette memurlara aynı sert sadakat ödevinin yüklenmiş olduğu görülmemektedir; kaldı ki, Almanyada bile bu ödev, ülkenin her yanında aynı tarzda yorumlanıp uygulanmamıştır; Eyaletlerin önemli bir kısmı, burada söz konusu olan faaliyetlerin bu ödev ile bağdaşmaz olduğunu düşünmemektedirler.
60. Bununla birlikte Mahkemeden, bu sistemi değerlendirmesi istenmemiştir. Buna göre Mahkeme, bayan Vogtun memuriyetten çıkarılması meselesi üzerinde yoğunlaşacaktır.
Bu bağlamda Mahkeme ilk olarak, bir orta öğretim öğretmeninin ödeve aykırılık nedeniyle disiplin tedbiri yoluyla memuriyetten çıkarılmasının çok ağır tedbir olduğunu düşünmek için bir çok sebep bulunduğunu kaydeder. Çünkü, birincisi, böyle bir kişinin itibarını etkileyeceği ve ikincisi bu şekilde menuriyetten çıkarılan orta öğretim öğretmenleri genellikle geçim kaynaklarını kaybedeceği için, disiplin mahkemesi bunlara aylıklarının bir kısmının ödenmesinin devamına karar verebileceğinden, bu tedbir önemlidir. Son olarak, bu durumdaki bir orta öğretim öğretmeninin, başka bir yerde öğretmenlik işi bulması hemen hemen imkansızdır; çünkü Almanyada memuriyet dışında öğretmenlik kadroları çok çok azdır. Sonuç olarak bu kişiler yapmayı istedikleri, öğrenimini gördükleri ve yetkisini ve tecrübesini kazandıkları tek mesleği icra etme imkanından, hemen hemen kesin olarak yoksun kalacaklardır.
Kaydedilmesi gereken ikinci nokta, bayan Vogtun, niteliği gereği güvenlik riski taşımayan bir kadroda, orta öğretimde Almanca ve Fransızca öğretmenliği yapmasıdır.
Öğretmenlere yüklenen ödev ve sorumluluklara aykırı olarak, bayan Vogtun dersler sırasında öğrencilerini endoktrine etmek (aşılamak) veya başka bir şekilde uygunsuz etkide bulunmak amacıyla konumunun getirdiği avantajdan yararlanma ihtimali şeklinde bir risk vardır. Ancak şimdiye kadar kendisine bu noktadan hiçbir eleştiri yapılmamıştır. Tam tersine, başvurucunun okuldaki çalışmaları amirleri tarafından bütünüyle tatmin edici bulunmuş ve öğrencileri ve velileri ile diğer meslektaşlarından saygı görmüştür ...; disiplin mahkemeleri, başvurucunun görevini her zaman eleştiriye maruz kalmayacak bir şekilde yerine getirdiğini kabul etmişlerdir ... Gerçekten de yetkili makamların, disiplin soruşturması açtıktan dört yıl gibi uzun bir süre sonra başvurucuyu görevden almaları ..., öğrencileri başvurucunun etkisinden uzaklaştırma ihtiyacının acil olmadığını düşündüklerini göstermektedir.
Öğretmenler, öğrencilerin gözünde otorite oldukları için, öğretmenlerin özel ödev ve sorumlulukları, belirli bir ölçüde okul dışındaki faaliyetleri için de geçerlidir. Ancak, bayan Vogtun okul dışında bile, anayasaya aykırı beyanlarda bulunduğunu veya anayasaya aykırı bir tutum benimsediğini gösteren her hangi bir delil yoktur. Kendisine yöneltilen tek eleştiri, DKPnin aktif bir üyesi olması, parti içindeki konumu ve Eyalet Parlamentosu seçimlerinde aday olmasıdır. Bayan Vogt, bu faaliyetlerinin, Alman anayasa düzenin ilkelerinin taraftarı olmakla bağdaştığına dair kişisel kanaatini ısrarla savunmuştur. Disiplin mahkemeleri, başvurucunun kişisel kanaatini hukuki bakımından önemli görmemekle birlikte ..., samimi ve içten bulmuşlardır.
Akılda tutulması gereken son bir nokta da, DKPnin Federal Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmamış olduğu ve sonuç olarak başvurucunun bu parti için yaptığı faaliyetlerin tamamen yasal olduğudur. 6
61. Yukarıda anlatılanlar ışığında Mahkeme, bayan Vogtun ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyi haklı göstermek için Hükümetin ileri sürdüğü gerekçelerin konuyla ilgili olduğu, fakat demokratik bir toplumda gerekliliğini ikna edici bir şekilde ortaya koymak için yeterli olmadığı sonucuna varmaktadır. Devlete belirli bir takdir alanı tanınmış olsa bile, bayan Vogtu disiplin yaptırımıyla orta öğretim öğretmenlik kadrosundan çıkarmanın, izlenen meşru amaçla orantısız olduğu sonucuna varılmalıdır.
Buna göre Sözleşmenin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
Sözleşmenin 11. maddesinin ihlali iddiası
64. Sözleşmenin 11. maddesinin özerk bir rolü ve ayrı bir uygulama alanı bulunmakla birlikte, mevcut davada Sözleşmenin 10. maddesinin ışığında ele alınmalıdır (bk. 13.08.1981 tarihli Young, James ve Webster kararı, parag. 57 ve 26.04.1991 tarihli Ezelin kararı, parag. 37). Sözleşmenin 10. maddesinin güvence altına aldığı kişisel görüşleri koruma, 11. maddede yer alan toplanma ve örgütlenme özgürlünün de hedeflerinden biridir.
65. Kadrolu bir memur olan bayan Vogt, yukarıda Sözleşmenin 10. maddesi bakımından belirtilen ... prensipler gereğince, Sözleşmenin 11. maddesinin de korumasında yararlanır.
Başvurucu, kişisel görüşüne göre DKP üyeliğinin sadakat ödeviyle bağdaşmaz olmadığı gerekçesiyle kendisini bu partiden soyutlamayı ısrarlı bir şekilde reddettiği için memuriyetten çıkarılmıştır.
Buna göre Sözleşmenin 11(1). fıkrasıyla korunan hakkın kullanılmasına bir müdahale vardır.
66. Böyle bir müdahale, son cümlesindeki istisna dışında, Sözleşmenin 10(2). fıkrasındaki şartlarla aynı olan Sözleşmenin 11(2). fıkrasındaki şartları yerine getirmedikçe, 11. maddeye bir aykırılık oluşturur.
67. Bu noktada Mahkeme, söz konusu görevlinin işgal ettiği kadroyu dikkate alarak, bu maddedeki Devlet idaresi deyiminin dar yorumlanması gerektiğine dair Komisyon görüşüne katılmaktadır.
68. Ancak öğretmenler, Sözleşmenin 11(2). fıkrası bakımından Devlet idaresinin bir unsuru olarak kabul edilseler bile, ki Mahkeme mevcut davada bu sorunu karara bağlamayı gerekli görmemektedir, bayan Vogtun memuriyetten çıkarılması, Sözleşmenin 10. maddesi bakımından daha önce gösterilen gerekçelerle ..., izlenen meşru amaçla orantı değildir.
Buna göre, Sözleşmenin 11. maddesi de ihlal edilmiştir.
Sözleşmenin 41. maddesinin uygulanması
Adil karşılık sorunu karara hazır değildir. Bu nedenle kararın saklı tutulması gerekir. (bk. no. 588)
BU GEREKÇELERLE MAHKEME,
1. İkiye karşı on yedi oyla, bu davada Sözleşmenin 10. maddesinin uygulanabilir olduğuna;
2. Dokuza karşı on oyla, Sözleşmenin 10. maddesinin ihlaline;
3. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 11. maddesinin uygulanabilir olduğuna;
4. Dokuza karşı on oyla, Sözleşmenin 11. maddesinin ihlaline;
5. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 10. maddesiyle bağlantılı olarak 14. maddesine göre incelemenin gerekli olmadığına;
6. İkiye karşı on yedi oyla, Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanabilirliği sorununun karara olmadığına
...
Karar Vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy