(AİHS m. 6, 50)
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
A. Özel dil okulu açma izni almak için yapılan başvurular
6. Başvuruculardan Bay David Hornsby 1937 yılında ve eşi Ada Ann Hornsby 1939 yılında Birleşik Krallıkta doğmuşlardır. Başvurucular İngilizce öğretmeni olup, Rodos adasında yaşamaktadırlar.
7. Bayan Hornsby 17 Ocak 1984te Atinada Eğitim Bakanlığına başvurarak, Rodosta İngilizce eğitimi vermek amacıyla özel okul (frontistirion) kurma izni istemiştir (bk. aşağıda parag. 29). Bakanlık 25 Ocakta, böyle bir iznin ancak Yunan vatandaşlarına ilgili ilin Orta Öğretim Müdürlüğü tarafından verilebileceği gerekçesiyle reddetmiştir.
8. 12 Mart 1984te Bayan Hornsby bu defa Onikiada Valiliği Orta Öğretim Müdürlüğüne başvurmuştur. Görevli memur dilekçeyi almamıştır. Bayan Hornsby bir şikayet dilekçesi yazarak avukat aracılığıyla tebligat yaptırmıştır. 5 Haziran 1984te ilgili Müdürlük, o tarihte yürürlükteki mevzuat uyarınca özel okul açma izninin ancak Yunan vatandaşlarına verilebileceğini bildirmiştir.
9. Bayan Hornsby özel okul açmada vatandaşlık koşulu aramanın 25 Mart 1957 tarihli Roma Andlaşmasına aykırı olduğunu düşünerek, Avrupa Toplulukları Komisyonuna başvurmuştur. Komisyon başvuruyu Avrupa Toplulukları Adalet Divanına götürmüştür. Adalet Divanı 15 Mart 1988 tarihli kararında (no. 147/86, Avrupa Toplulukları Komisyonu - Yunan Cumhuriyeti) Yunan Cumhuriyetinin ülkesinde diğer üye Devlet vatandaşlarına okul açma izni vermemekle, Roma Andlaşmasının 52 ve 59. maddelerinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucuna varmıştır.
10. 1 Nisan 1988de Bayan Hornsby, Onikiada Valiliği Orta Öğretim Müdürlüğüne aynı konuda yeni bir başvuruda bulunmuş, aynı gün Bay Hornsby de aynı makama benzer bir başvuruda bulunmuştur. Fakat idare 12 Nisanda, ilk cevabındaki gerekçelerle (bk. yukarıda parag. 8) bu başvuruları reddetmiştir.
11. 15 Eylül 1988de Onikiada Milli Eğitim Müdürlüğü başvuruculara, yabancıların özel okul açma talepleri konusunun yetkili makamlar tarafından incelenmekte olduğunu bildirmiştir.
12. 23 Kasım 1988de başvurucular Başbakanlığa başvurmuşlar ve Adalet Divanının 15 Mart 1988 tarihli kararına (bk. yukarıda parag. 9) uygun olarak gerekli işlemlerin yapılmasını istemişlerdir.
B. Yüksek İdare Mahkemesi önündeki dava
13. 8 Haziran 1988de başvurucular Onikiada Valiliğinin red kararının (bk. yukarıda parag. 10) iptali için Yüksek İdare Mahkemesine ayrı ayrı iptal davası açmışlardır.
Yüksek İdare Mahkemesi 9 ve 10 Mayıs 1989 tarihlerinde verdiği iki kararla (no. 1337/1989 ve no. 1361/1989), idari kararları şu gerekçelerle iptal etmiştir:
Bu davada başvurucunun talebini reddeden Oniki Ada Orta Öğretim Müdürlüğünün 12 Nisan 1988 tarihli kararının iptali istenmektedir
2545/1940 sayılı Kanunun 68(1). maddesi şöyle demektedir: Özel okul açma izni, resmi ilk ve orta öğretim okullarında çalışma niteliklerine veya benzer akademik niteliklere sahip gerçek kişilere verilir. Ayrıca Devlet Memurları Kanununa 18(1). fıkrası, ki bu Kanunun 2. maddesinin 3. fıkrası ilk ve orta öğretim öğretmenlerine de uygulanır, şöyle demektedir: Yunan vatandaşı olmayanlar kamu görevlerine atanamazlar. Bu hükümlerden çıkan sonuca göre, Yunan vatandaşı olmayan bir kimseye yabancı dil öğretimi için okul açma izni verilmesi kanuna aykırıdır.
Bununla birlikte Avrupa Ekonomik Topluluğunu kuran 25 Mart 1957 tarihli Andlaşmanın 52. maddesi, taraf bir ülke vatandaşına başka bir taraf ülkede yerleşme ve ekonomik faaliyette bulunma hakkı tanımakta olup, serbest çalışan kişilerin faaliyette bulunma ve iş kurma hakları bakımından vatandaşlığa dayalı her türlü ayrımcılığı yasaklamaktadır. Bu madde
Yunan kanunlarında ayrıca bir değişiklik yapılmasına gerek kalmaksızın, 1 Ocak 1981 tarihinden itibaren Yunanistanda doğrudan uygulanabilirlik niteliği taşımaktadır.
Yunan vatandaşı olmayanlara yabancı dil öğretimi için okul açma izni vermeyen söz konusu işlem, Avrupa Topluluklarına üye Devletlerin vatandaşları bakımından AET Andlaşmasının 52. maddesine aykırıdır (Avrupa Toplulukları Adalet Divanı 15 Mart 1988 tarihli kararı, no. 147/86, Komisyon - Yunan Cumhuriyeti); çünkü, yukarıda anlatılanlar gereğince bu işlemin 1 Ocak 1981den itibaren bir hukuki dayanağı yoktur. Sonuç olarak başvurucunun talebini reddeden itiraz konusu karar, şikayet konusu engelin Avrupa Topluluklarına üye Devletlerin vatandaşları ile üye olmayan Devletlerin vatandaşları arasında ayrım yapmaksızın Yunan vatandaşı olmayan herkese uygulanmaya devam edeceği şeklinde hatalı bir öncüle dayandığından, hukuka aykırı olup iptal edilmelidir.
Bu nedenle incelenmekte olan başvuru kabul edilmelidir.
Bu gerekçelerle
Yüksek İdare Mahkemesi, Rodos Orta Öğretim Müdürlüğünün 12 Nisan 1988 tarihli kararının iptaline karar verir.
14. 3 Temmuz 1989da Rodosta bulunan iki özel okul derneği ile üç özel okul sahibi başvurucular lehine verilen iptal kararlarına karşı, katılan taraf olarak Yüksek İdare Mahkemesine itirazda bulunmuşlardır. Bu başvuru 25 Nisan 1991 tarihinde Yüksek İdare Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.
15. Başvurucular 8 Ağustos 1989da, Yüksek İdare Mahkemesi kararlarını da ekleyerek izin için Oniki Ada Orta Öğretim Müdürlüğüne iki başvuruda bulunmuşlar ve izin verilmesinin geciktirilmesi için haklı bir sebep bulunmadığını vurgulamışlardır. Ancak kendilerine her hangi bir cevap verilmemiştir.
Başvurucuların avukatları 27 Şubat 1990da bir kez daha idareye başvurmuşlardır.
C. Rodos Ceza Mahkemesindeki dava
16. 28 Mart 1990da başvurucular, Ceza Kanununun 259. maddesine dayanarak, Onikiada Valiliği Orta Öğretim Müdürü ve ilgili bütün memurlar aleyhine Rodos Ceza Mahkemesinde şahsi ceza davası açmışlardır (bk. aşağıda parag. 24).
22 Ekim 1993te Rodos Ceza Mahkemesi kararını vermiştir. Bu karara göre Eğitim Müdürü izin talebini reddederken hukuka aykırı davranmış olsa bile, Ceza Kanununun 259. maddesinin aradığı anlamda kast unsuru kanıtlanamadığından, davanın reddi gerekir.
D. Rodos Asliye Hukuk Mahkemesindeki dava
17. 14 Kasım 1990da başvurucular, idarenin Yüksek İdare Mahkemesi kararını uygulamaması nedeniyle uğradıkları zararın giderilmesi için, Medeni Kanunun 914 ve 932. maddelerine ve buna Ek Kanunun 104 ve 105. maddelerine (bk. aşağıda parag. 26) göre Rodos Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmışlardır. Kazanç mahrumiyeti şeklinde uğradıkları zarar için Bay Hornsby 30,025,200 Drahmi, Bayan Hornsby ise 41,109,200 Drahmi, manevi zararlar için 100,000,000 Drahmi talep etmişlerdir.
18. 30 Ocak 1992de Rodos Asliye Hukuk Mahkemesi, önüne getirilen uyuşmazlığın idare mahkemelerinin görev alanına girdiği gerekçesiyle davayı reddetmiştir.
E. Rodos İdare Mahkemesindeki dava
19. 3 Temmuz 1992de başvurucular Rodos İdare Mahkemesinde tazminat davası açmışlardır. Başvurucular, başka şeylerin yanında, Medeni Kanunun 914 ve buna Ek Kanunun 105. maddelerine dayanmışlardır. Başvurucular ayrıca, sadece uğradıkları maddi ve manevi zararlarının değil, ama aynı zamanda istedikleri iznin idari makamlar tarafından verilmesine kadar geçecek süre içinde uğrayacakları zararların da tazmin edilmesini istemişlerdir.
İdare Mahkemesi 15 Aralık 1995te (no. 346/1995), idari makamların Yüksek İdare Mahkemesi ve Adalet Divanı kararlarına (bk. yukarıda parag. 9 ve 13) rağmen, Bayan Hornsbynin 12 Mart 1984 tarihli izin başvurusunun (bk. yukarıda parag. 8) gereğini hukuka aykırı olarak yerine getirmediklerini kabul etmiş, ancak başvurucuların uğradıkları zararı açık biçimde kanıtlayamadıkları gerekçesiyle, daha başka soruşturma tedbirlerine karar vermiştir.
F. Milli Eğitim Bakanlığına yapılan başvurular
20. Başvurucular 20 Nisan 1990da, Eğitim Bakanlığından olaya müdahale etmesini istemişler; 14 Ocak ve 29 Temmuz 1991de aynı konuda ek dilekçe vermişlerdir. Başvurucular 25 Ekim 1991de de Başbakanlığa başvurmuşlardır.
21. 14 Ocak 1993te Onikiada Orta Öğretim Müdürü başvuruculara durumlarını Eğitim Bakanlığına yazdığını ve Bakanlıktan Yüksek İdare Mahkemesinin 25 Nisan 1991 tarihli kararlarının (bk. yukarıda parag. 14) uygulanması için izin verilip verilmeyeceğini sorduğunu bildirmiştir. 3 Mayıs 1993te Orta Öğretim Müdürü başvuruculara yeniden verdiği bilgide, Bakanlığa Yüksek İdare Mahkemesi kararları üzerinden iki yıl geçtiğini, başvurucuların daha önce Bakanlığa üç başvuru yaptıklarını, bunlara da cevap verilmediğini hatırlattığını bildirmiştir.
22. Bu arada 10 Ağustos 1994te yayınlanan bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi (no. 211/1994) ile Avrupa Toplulukları üyesi Devletlerin vatandaşlarına Yunanistanda özel okul kurma hakkı tanımıştır (bk. aşağıda parag. 28). Bununla birlikte, Yunanistandan verilmiş bir orta öğretim diploması bulunmayanlar, Yunan dili ve tarihinden sınavı başarmak zorundadırlar.
20 Ekim 1994'te Eğitim Bakanı, Onikiada Orta Öğretim Müdürlüğüne gönderdiği bir yazıyla, davacıların dilekçelerini yeniden inceleyerek Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine uygun işlem yapmasını istemiştir.
11 Kasım 1994te Orta Öğretim Müdürü başvuruculara Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin bir fotokopisini de ekleyerek yeni duruma göre gerekli adımları atmalarını tavsiye etmiştir. Orta Öğretim Eğitim Müdürü 7 Şubat 1996da başvuruculara bir yazı daha göndermiş ve yabancı dil sınavına başvurmamış olduklarını hayretle karşıladığını, kendilerinin Yunan vatandaşlarına ait mevcut bir özel okulda çalışmaya devam etmelerinin yasaya aykırı olduğunu ve kendilerine yaptırım uygulanmasını istemiyorlarsa, durumlarını buna göre düzenlemeleri gerektiğini bildirmiştir.
II. Konuyla ilgili iç hukuk
A. Anayasa
B. Ceza Kanunu
C. Medeni Kanun
D. Medeni Kanuna Ek Kanun
E. Yüksek İdare Mahkemesinde iptal davası açma
F. Cumhurbaşkanlığının 211/1994 sayılı Kararnamesi
G. Özel okullar ve yatılı okullar hakkında 2545/1940 sayılı Kanun
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
30. Bay ve bayan Hornsby 7 Ocak 1990 tarihinde Komisyona başvuruda bulunmuşlardır. Başvurucular, idari makamların Yüksek İdare Mahkemesinin iki kararına uymamaları nedeniyle Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiğini iddia etmişledir.
31. Komisyon başvuruyu 31 Ağustos 1994te kabuledilebilir bulmuştur. Komisyon 11 Nisan 1995te, Sözleşmenin 29. maddesi gereğince başvurunun kabuledilebilir olmadığına karar vermesini isteyen Hükümetin talebini reddetmiştir. Komisyon 23 Ekim 1995 tarihli raporunda, bire karşı yirmi yedi oyla, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiği görüşünü açıklamıştır.(31)
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. Hükümetin ilk itirazları
33. Hükümet, Komisyon önünde yaptığı gibi asıl savunma olarak, başvurunun Sözleşmenin (eski) 26. maddesinde yer alan altı aylık süre kuralına uymadığı ve iç hukuk yollarını tüketme şartını yerine getirmediği için reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
A. Altı aylık süre kuralına uymama
34. Hükümet başvurucuların Komisyona, Yüksek İdare Mahkemesinin 1337/1989 ve 1361/1989 sayılı kararları vermesinin üzerinden altı aylık süre geçtikten sonra başvurdukları için, Mahkemeden bu başvuruyu Sözleşmenin 26. maddesi gereğince reddetmesini istemiştir.
35. Komisyon gibi Mahkeme de başvurucuların şikayet ettikleri durumun, Yüksek İdare Mahkemesi kararlarının veriliş tarihinden sonra başladığını kaydeder. Başvurucuların okul açma izin talebi bu kararlardan sonra yinelenmiş ve reddedilmiştir. Yüksek İdare Mahkemesi kararların uygulanmaması, başvurucuların Komisyona başvurdukları 7 Ocak 1990 sonrasında da sürmüştür. Başvurucular Nisan 1990 ile Ocak ve Temmuz 1991 tarihlerinde Eğitim Bakanlığına bu konuda yazı yazmışlardır (bk. yukarıda parag. 20). Ayrıca Yüksek İdare Mahkemesi üçüncü kişi müdahalesini de reddetmiştir. Bu durumda bu itirazın reddi gerekir.
B. İç hukuk yollarını tüketmeme
36. Hükümete göre başvurucular, Sözleşmenin 26. maddesinin gerektirdiği Yunanistan hukukunda kendileri için mevcut hukuk yollarını tüketmemişlerdir. İlk olarak başvurucular, Medeni Kanunun kişisel haklarla ile ilgili 57. maddesi ve manevi zararlarının giderilmesiyle ilgili 59. maddesine göre hukuk mahkemelerine tazminat davası (bk. yukarıda parag. 25) açmamışlardır. İkinci olarak 8 Ağustos 1989da yeniden izin taleplerine (bk. yukarıda parag. 15) cevap verilmemesi nedeniyle zımnen red işleminin iptali için dava açmamışlardır. Son olarak Rodos İdare Mahkemesinde açtıkları tazminat davası (bk. yukarıda parag. 19) halen sürmektedir.
37. Mahkeme, Medeni Kanunun 57 ve 59. maddelerinde öngörülen tazminat davalarının, bu olayda başvurucuların şikayetleri için yeterli giderim sağlayacak bir yol olarak görülemeyeceğini düşünmektedir. Zira bu davaların başvurucular lehine sonuçlanacağı düşünülse bile, manevi zararlar veya kişisel hakların ihlali için hükmedilecek tazminat, Yunanistan hukuk sisteminin başvuruculara sağlaması gereken ve başvurucuların yabancı dil öğretimi için özel okul açılmalarının önündeki hukuki engelleri kaldıran Yüksek İdare Mahkemesi kararlarının yerine getirilmemiş olmasını telafi eden bir tedbire alternatif bir çözüm olmayacaktır.
Yüksek İdare Mahkemesindeki iptal davası hakkında ise, başvurucuların istedikleri izni bu yolla elde edebileceklerini düşünmek için bir sebep yoktur; çünkü Cumhurbaşkanlığının 18/1989 sayılı Kararnamesinin 50(3). fıkrası gereğince Yüksek İdare Mahkemesi, bu tür dosyaları ilgili makama geri gönderecektir (bk. yukarıda parag. 27). Ancak başvurucular yaptıkları başvurulara rağmen yetkili makamların en azından Mayıs 1993e kadar ısrarlı bir biçimde kendilerini cevapsız bırakmaları karşısında (bk. yukarıda parag. 21), böyle bir hukuk yolunun istedikleri sonucu vereceğini bekleyemezlerdi.
Son olarak Mahkeme, Rodos İdare Mahkemesindeki davaların, ancak Sözleşmenin (eski) 50. maddesine göre adil karşılığa hükmetme sorunuyla bağlantılı olarak önem taşıdıklarını düşünmektedir.
Buna göre, bu itiraz da reddedilmelidir.
II. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali iddiası
38. Başvurucuların iddiasına göre idare, Yüksek İdare Mahkemesinin 9 ve 10 Mayıs 1989 tarihli kararlarını uygulamamış olmakla, kişisel hakların etkili bir biçimde yargısal korunmasını sağlayan Sözleşme hükmünü ihlal etmiştir. Başvurucular 6(1). fıkrasına aykırı dayanmışlardır. Bu madde şöyledir:
Herkes, kişisel hak ve yükümlülükleri ile
karara bağlanmasında, hukuken kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından, makul bir sürede,
yargılanma hakkına sahiptir.
39. Hükümet, Yüksek İdare Mahkemesindeki davanın başvurucuların kişisel haklarıyla ilgili olduğuna itiraz etmemiştir. Hükümet, Yüksek İdare Mahkemesinin 6. maddenin şartlarına tamamen uygun davrandığını ve başvurucuların lehine iki karar verdiğini, idari makamların da bu kararların içeriğine bir itirazı bulunmadığını belirtmiştir.
Hükümete göre başvurucuların şikayeti, sözcük anlamıyla sadece yargılamanın adilliğini, yani sırf yargısal makam önünde görülen davanın adilliğini güvence altına alan Sözleşmenin 6. maddesine girmemektedir. Başvurucuların 8 Ağustos 1989da iki başvuruda bulunmuş olmaları ve idari makamların bunlara cevap vermemiş olmaları (bk. yukarıda parag. 15), kişisel haklar üzerinde yeni bir uyuşmazlık yaratmış değildir. İdari makamların Yüksek İdare Mahkemesi kararlarına uymayı geciktirmeleri, bu hakların varlığının yargısal olarak karara bağlanmasından tamamen farklı bir sorundur. Yüksek İdare Mahkemesi kararlarının yerine getirilmesi kamu hukuku alanına ve özellikle yargı organları ile idari makamlar arasındaki ilişkiye girmekte olup, Sözleşmenin 6. maddesinin kapsamında görülemez. Böyle bir sonuç, Sözleşmenin 6. maddesinin ifadesinden ve hatta Sözleşmeyi hazırlayanların amaçlarından da çıkarılamaz.
Son olarak Hükümet, Komisyonun bu dava ile Van de Hurk davası (bk. 19.04.1994 tarihli Van de Hurk - Hollanda kararı) arasında kurduğu benzerliği eleştirmiştir. Hükümete göre Van de Hurk davasında İdarenin yasal olarak bir kararı tamamen veya kısmen uygulamama yetkisi, adaletin yerine getirilmesini önemsiz kılmıştır. Bu davada ise idari makamlar, kesin bir yargı kararını hukuka aykırı olarak yerine getirmemişlerdir; ama Yunan hukuk sistemindeki çeşitli hukuk yolları ile yerine getirmeye zorlanabilirlerdi.
40. Mahkeme bu konuda önceki kararlarını hatırlatır. Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre Sözleşmenin 6(1). fıkrası herkesin, kişisel haklarına ve yükümlülüklerine ilişkin uyuşmazlıklarını bir mahkeme veya yargı yeri önüne getirme hakkını güvence altına almaktadır. Böylece bu fıkra, mahkemeye başvurma hakkının, yani kişisel konularda dava açma hakkının bir yönünü oluşturduğu mahkeme hakkını içermektedir (bk. 27.08.1991 tarihli Philis - Yunanistan, parag. 59). Ne var ki, bir Sözleşmeci Devletin hukuk sisteminin, nihai ve bağlayıcı bir yargısal kararın davanın taraflarından birinin aleyhine olarak hükümsüz (inoperative) kalmasına imkan vermesi halinde, bu hakkın içi boşalacaktır. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının uyuşmazlığın taraflarına muhakemenin adilliği, aleniliği ve süratliliği konusunda usul güvencelerini ayrıntılı bir şekilde tanıdığı halde, yargısal kararın yerine getirilmesini korumayacağı düşünülemez. Sözleşmenin 6. maddesini mahkemeye başvurma hakkı ve davanın yürütülmesiyle sınırlı bir şekilde yorumlamak, Sözleşmeci Devletlerin Sözleşmeyi onaylarken saygı göstermeyi üstlendikleri hukukun üstünlüğü prensibiyle bağdaşmayan durumlara yol açabilecektir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 21.02.1975 tarihli Golder - Birleşik Krallık kararı, parag. 34-36). O halde bir mahkeme tarafından verilen hükmün yerine getirilmesi, Sözleşmenin 6. maddesi bakımından yargılamanın bütünleyici bir parçası olarak görülmelidir. Dahası, Mahkeme bu prensibi, daha önce yargılamanın uzunluğuyla ilgili davalarda kabul etmiştir (bk. en yakın tarihli kararlar, 26.09.1996 tarihli Di Pede - İtalya kararı, parag. 20-24 ve 26.09.1996 tarihli Zappia - İtalya kararı, parag. 16-20).
41. Yukarıdaki prensipler, sonucu davacının kişisel hakları bakımından belirleyici öneme sahip bir uyuşmazlıkla ilgili idari bir dava söz konusu olduğunda, daha da büyük önem taşır. Davacı, Devletin en yüksek idari yargı organı önünde bir iptal davası açmakla, yalnızca anlaşmazlık konusu işlemin iptalini değil, fakat aynı zamanda ve her şeyden öte, bu işlemin yaratmış olduğu bütün sonuçların ortadan kaldırılmasını istemektedir. Bu tür bir davada davacının etkili biçimde korunması ve hukuki durumun düzeltilmesi için, idari makamların bu mahkemenin kararına uyma yükümlülüğünün bulunmasını gerektirir. Mahkeme bu bağlamda idari makamların, hukuka bağlı Devletin bir unsurunu oluşturduğunu ve bu nedenle idari makamların menfaatlerinin adaletin gereği gibi yerine getirilmesiyle örtüştüğünü gözlemlemektedir. İdari makamların yargı kararına uymamaları ve hatta uymayı geciktirmeleri halinde, davacının yargılama aşamasında kullandığı Sözleşmenin 6. maddesindeki güvencelerin bir anlamı kalmayacaktır.
42. Mahkeme, Avrupa Adalet Divanının verdiği kararın ardından, başvurucuların istedikleri iznin sırf vatandaşlık nedeniyle Orta Öğretim Müdürlüğünün red kararlarına karşıYüksek İdare Mahkemesi tarafından iki iptal kararı (bk. yukarıda parag. 7-8 ve 13) verdiğini kaydeder. Başvurucular bu kararların bir sonucu olarak, taleplerinin yerine getirilmesini istemişlerdir. Başvurucular bu taleplerini 8 Ağustos 1989da (bk. yukarıda parag. 15) yinelemekle, aslında idari makamlara, iptal karalarının verilmesine yol açan ihlal edilmiş hukuk kurallarına uygun karar alma yükümlülükleri hatırlamakla yetinmişlerdir. Ne var ki yetkililer, 20 Ekim 1994e kadar karşılık vermemişlerdir (bk. yukarıda parag. 22). Tabi ki başvurucular, zımni red kararına karşı 18/1989 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 45 ve 46. maddelerine dayanarak yeni bir iptal davası açabilirlerdi. Fakat olayın şartları içinde Mahkeme, başvurucuların böyle bir dava açmaları halinde bu yolun kendilerini istedikleri sonuca götürmelerini beklemelerinin makul olmadığını düşünmektedir (bk. yukarıda parag. 37).
43. Mahkeme ulusal makamların, Yüksek İdare Mahkemesinin kararları üzerine yabancı dil öğretme amaçlı özel okul açma izni konusunda uluslararası yükümlülüklere uygun ve öğretimin niteliğini artırıcı düzenleme yapmak istemelerini anlayışla karşılamaktadır. Söz konusu kararların gereğini yerine getirmek için yetkililerin makul bir süreye ihtiyaç duymaları da doğaldır.
44. Bununla birlikte Avrupa Toplulukları Adalet Divanı karar (bk. yukarıda parag. 9) tarihi olan 15 Mart 1988den sonra ve her halükarda Yüksek İdare Mahkemesinin 9 ve 10 Mayıs 1989 tarihli kararlarından (bk. yukarıda parag. 13) itibaren, 10 Ağustos 1994 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine kadar geçen dönemde, okul açmak isteyen Yunan vatandaşlarından arandığı gibi Topluluk üyesi Devlet vatandaşlarında da bir üniversite diplomasına sahip olmanın aranmasına dair değişiklik dışında, Yunan mevzuatında bir değişim olmamıştır.
Dahası, başvurucuların bir okul açma hedefinden vazgeçtikleri görülmemektedir. Başvurucular 3 Temmuz 1992de Rodos İdare Mahkemesine başvurdukları zaman, sadece uğramış oldukları zararların değil, ama ayrıca istedikleri izin idari makamlar tarafından verilinceye kadar uğramaya devam edecekleri zararların da tazmin edilmesini istemişlerdir (bk. yukarıda parag. 19).
45. Yunan idari makamları beş yıldan daha uzun bir süre, bu davada kesin ve uygulanabilir bir yargı kararına uymak için gerekli tedbirleri almaktan kaçınmakla, Sözleşmenin 6. maddesi hükümlerinin yararlı sonuç doğurmasını engellemişlerdir.
Bu nedenle Sözleşmenin 6(1). fıkrası ihlal edilmiştir.
III. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
46. Başvurucular Sözleşmenin 50. maddesine göre çeşitli taleplerde bulunmuşlardır. Bu madde şöyledir:
Mahkeme, bir Sözleşmeci Devletin resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan bir tasarrufun tamamen ya da kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğu sonucuna varırsa, ve bu Sözleşmeci Devletin iç hukuku bu karar veya tasarrufun sonuçlarını ancak kısmen onarmaya imkan veriyorsa, Mahkeme gerekli gördüğü taktirde zarara uğrayan tarafa adil bir kaşlık ödenmesine hükmedebilir.
47. Hükümet duruşmada, Mahkemenin bir ihlal tespit etmesi halinde, başvurucuların Yunanistan hukuk sistemine göre tam olarak tazmin edilebileceklerini bildirmiştir. Aslında başvurucuların Rodos İdare Mahkemesine açtıkları dava (bk. yukarıda parag. 19) hala sürmekte olup, bu davada talep ettikleri miktar büyük ölçüde Sözleşmenin 50. maddesi bakımından istedikleri miktara karşılık gelmektedir.
48. Komisyon temsilcisi bir yorum yapmamıştır.
49. Mahkeme, Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması sorununun karara hazır olmadığını düşünmektedir. Buna göre davalı Devlet ile başvurucular arasında bir anlaşmaya varılması ihtimalini de dikkate alarak, bu konuda karar vermeyi saklı tutmaktadır.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME,
1. Bire karşı sekiz oyla, Hükümetin ilk itirazlarının reddine;
2. İkiye karşı yedi oyla, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının olayda uygulanabilir olduğuna ve ihlaline;
3. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması sorununun karara hazır olmadığına;
buna göre,
(a) bu konudaki kararı saklı tutmaya;
(b) Hükümet ile başvurucuları üç ay içinde bu konudaki görüşlerini sunmaya ve özellikle varabilecekleri bir anlaşma hakkında kendisini bilgilendirmeye davet etmeye;
(c) bundan sonraki usulü saklı tutmaya ve bu konuda Daire Başkanını yetkilendirmeye
Karar Vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy