(AİHS m. 2, 50)
Başvuru no: 18984/91
DAVANIN ESASI
12. Aşağıda anlatılan olaylar, Cebelitarık Soruşturmasında (bk. aşağıda parag. 103) elde edilen delillere dayandırılmış olan 4 Mart 1994 tarihli Komisyon raporunda (bk. aşağıda parag. 132-142) tespit edilmiştir.
I. Dava konusu olaylar
13. Birleşik Krallık, İspanya ve Cebelitarık yetkilileri, 4 Mart 1988 tarihinden önce, muhtemelen ve en azından 1988 yılın başlarında, Geçici IRAnın (İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu - "IRA") Cebelitarıkta bir terör eyleminde bulunacağı öğrenmişlerdir. Elde edilen istihbarattan ve Cebelitarık polisinin tespitlerinden anlaşıldığına göre eylemin hedefi, İngiliz Kraliyet Muhafız Alayının her Salı günü saat 11:00de Inces Hallun güneyinde nöbet değişimi için toplanılan alan olacaktır.
14. 4 Mart 1988den önce, Cebelitarık Emniyet Müdürü (Commisioner) Joseph Canepaya tavsiyede bulunmak ve kendisine yardım etmek için bir danışma grubu oluşturulmuştur. Bu grupta, Asker F (Özel Hava Hizmetlerinde "SAS" kıdemli askeri danışman ve görevli), Asker E (SAS eylem komutanı), Asker G (bomba tertip danışmanı), Bay Colombo (Emniyet Müdür Vekili), "Özel Dal"a bağlı bulunan Baş Müfettiş Dedektif Ullger ile Emniyet Müdürlüğü görevlileri yer almıştır.
A. Askeri Görev Talimatı
15. 4 Mart 1988 tarihinden önce, Asker E ve bir kaç SAS askerinin de dahil olduğu Asker Fnin grubu Cebelitarıka varmıştır. Kendilerine daha önce Londrada Savunma Bakanlığı tarafından ilk brifingler verilmiştir. Savunma Bakanlığının Asker Fye verdiği "Flavius Operasyonunda Komutanlığın Askeri Görev Talimatı" başlığını taşıyan Askeri Görev Talimatına göre, askeri güçlerin Cebelitarıkta bulunmasının amacı, Cebelitarık polisi tarafından askerlerin olaya müdahale etmesi talep edildiği taktirde, IRAnın eylem birimini ("ASU") üyelerini gözaltına almak için Cebelitarık polisine yardım etmektir. Talimat Fnin, Emniyet Müdürünün emrine göre hareket etmesini öngörmektedir.
16. Talimat ayrıca, askerlerin hangi koşullarda zor kullanabilecekleri şöyle belirtmektedir:
"Zor Kullanma:
4. Sen ve adamların, Cebelitarık Emniyet Müdürü tarafından görevlendirilen kıdemli polis görevlilerin talebi olmadıkça veya yaşamı korumak için gerekmedikçe zor kullanmayacaksınız. Sen ve adamların, yaşamı korumak için gerekli olandan fazla zor kullanamazsınız.
Ateş açılması:
5. Sen ve adamların sadece, bir kimsenin sizin yaşamınızı veya başkalarının yaşamını tehlikeye sokma ihtimali bulunan bir eylemi yapmakta veya yapmak üzere olduğuna inanmak için makul nedenlerinizin bulunması ve bunu başka türlü önleme yolu bulunmaması halinde, o kimseye karşı ateş açabilirsiniz.
Uyarısız ateş açma:
6. Sen ve adamların, uyarıda bulunmanız veya ateş etmedeki gecikmeniz sizin veya başka kişilerin ölümüne veya yaralanmasına yol açabilecek ise veya uyarıda bulunmak açıkça elverişsiz ise, uyarıda bulunmadan ateş açabilirsiniz.
Ateşten önce uyarma:
7. Yukarıda 6. paragraftaki koşulların uygulanamadığı hallerde ateşten önce uyarı zorunludur. Uyarı mümkün olduğu kadar açık olmalı ve teslim ol emrini içermeli ve eğer emre itaat edilmezse ateş açılacağına dair açık bir uyarı yapılmalıdır."
B. Emniyet Müdürünün operasyon emri
17. 5 Mart 1988de düzenlenen Emniyet Müdürünün Operasyon Emrinde, Cebelitarıkta bir terör saldırısı planlandığından, hedefin çok yüksek bir ihtimalle 8 Mart 1988de Inces Hallda nöbet değişim töreni sırasında İngiliz Kraliyet Muhafız Alayının Birinci Kıtasının bando ve nöbetçileri olduğundan kuşkulanıldığı ifade edilmiştir. Emirde, "kullanılacak olan yöntemin patlayıcı, muhtemelen bir araca yerleştirilmiş bomba olacağına dair belirtiler" bulunduğu ifade edilmiştir. Bu nedenle operasyonun aşağıdaki amaçları taşıdığı belirtilmiştir:
"a. Yaşamı korumak
b. Teşebbüsü engellemek
c. Suçluları yakalamak
d. Yakalananları güvenli bir biçimde gözaltında tutmak."
18. Polisin gizli izlemesi ve her türlü ihtimale karşı koyabilecek uygun donanımlı yeterli personel bulundurulması, kullanılabilecek metotlar olarak sıralanmıştır. Ayrıca, zanlıların asgari zor kullanılarak gözaltına alınacağı ve silahtan arındırılıp haklarında dava açılması için delillerin toplanacağı ifade edilmiştir.
C. Tahliye Planı
19. Eylem yapılmasının beklendiği alanın boşaltılması için 5 Mart 1988de Baş Müfettiş Lopez tarafından bir plan hazırlanmıştır. Plana göre Pazartesi veya Salı (7-8 Mart) günleri uygulamaya geçirilecektir. Bu plan Ince Hallun çevresinde 200 metre yarı çaplı bir dairenin kordon altına alınmasına ve boşaltılmasına ilişkin düzenlemeleri içermekte, kapatılacak geliş yollarını belirlemekte, gerekli trafik değişikliğini ayrıntı olarak anlatmakta ve planı uygulayacak personeli sıralamaktadır. Plan her nedense diğer görevlilere dağıtılmamıştır.
D. Ortak operasyonlar odası
20. Cebelitarıktaki operasyon faaliyeti, beklenen terör eylemini engellemek üzere Cebelitarık merkezindeki ortak operasyonlar odasından başlatılmıştır. Operasyonlar odasında, SAS ve bomba tertip personelinden oluşan askeri bir grup, bir polis grubu ve gözetim veya güvenlik hizmetleri grubu olmak üzere üç ayrı grup yer almıştır. Her grubun kendisi, yerdeki personeli ile iletişim kurabileceği ayrı bir kontrol sistemiyle çalışan araçlara sahiptir. İzleme ağı veya taktik veya askeri ağ olarak bilinen iki radyo iletişim ağı kullanıma hazırdır. Meşgul olmayan bir bomba tertip ağı da bulunmaktadır; polis de bir ağa sahip olduğu halde, bunun güvenli olmadığı düşünülmüş ve Merkez Polis Müdürlüğü ile gerekli iletişim için telefonun kullanıldığı görülmüştür.
E. 4 Mart 1988de zanlıların ilk kez görülmesi
21. 4 Mart 1988de Eylem Biriminin ("ASU") İspanyada Malagada görüldüğü bildirilmiştir. Emniyet Müdürü bu kişilerin Cebelitarıka nasıl ve ne zaman geleceğinden emin olmadığı için, izlenmeleri yoğunlaşmıştır.
F. 5 Mart 1988deki operasyon brifingi
22. Emniyet Müdürünün 5-6 Mart 1988 gece yarısı düzenlediği brifinge, Güvenlik Hizmetlerinden görevlilerin (izleme takımından gözetleyici H, I, J, K, L, M ve N), askeri personelin (Askerler A, B, C, D, E, F ve G) ve Cebelitarık Emniyet görevlilerinin (görevliler P, Q ve R ile Dedektif Baş Müfettiş Ullger, Özel Bölüm Başkanı ve Dedektif Polis Viagas) katılmıştır.
Emniyet Müdürü brifingin polisiye yönünü işlemiş, Güvenlik Hizmetleri üyeleri operasyonun istihbarat yönleri üzerinde durmuşlar, izleme takımının başkanı izlemenin işleyişini ele almış ve Asker E de kendilerinden yardım istenecek olursa askeriyenin rolünü açıklamıştır. Brifinge katılanların daha sonra küçük gruplara ayrıldığı, Enin kendi komutası altındaki askerlere aynı yerde bilgilendirmeye devam ettiği anlaşılmaktadır.
Emniyet Müdürü ayrıca, Görev Talimatını ve silah kullanma usullerini açıklamış ve teröristlerin daha sonra yargılanmaları için delil toplanmasının polis için önemini ifade etmiştir.
23. Brifing, Güvenlik Hizmetleri temsilcisinin yaptığı aşıdaki değerlendirmeleri içermektedir:
"a. IRA 8 Mart 1988 sabahı Inces Hallun dışında toplantı alanındaki nöbet değişim törenine saldırıda bulunmayı tasarlamaktadır;
b. Bu saldırıyı gerçekleştirmek için Daniel McCann, Sean Savage ve daha sonra adı belirlenen Mairead Farrellden oluşan üçlü bir ASU timi gönderecektir. McCann daha önce patlayıcı bulundurmaktan mahkum olmuş ve 2 yıl hapis cezası almıştır. Farrell daha önce patlamaya neden olmaktan mahkum edilmiş ve 14 yıl hapis cezası almıştır. Kendisi hapiste bulunduğu sırada, IRAnın mahkumlar kanadının tanınmış lideri olduğu bilinmektedir. Savage, uzman bir bomba yapımcısı olarak tanınmıştır. Her üç zanlının fotoğrafları gösterilmiştir;
c. Yüksek bir ihtimalle silahlı olan ve güvenlik güçleri ile karşılaştıkları anda silahlarını kullanmaları muhtemel olan bu üç kişinin, tehlikeli birer terörist olduklarına inanılmıştır;
d. Saldırı, bir arabaya yerleştirilmiş bombayla yapılacaktır. Bombanın sınırdan bir araçla geçirileceği ve aracın içinde gizlice tutulacağı düşünülmüştür;
e. Bomba bulunduran arabaya yer tutmak için bomba bulundurmayan başka bir arabanın toplantı alanında park edileceği bir "yer tutma aracı" kullanılabileceği de düşünülmüş, ancak buna pek ihtimal verilmemiştir."
Güvenlik Hizmetleri Kıdemli Görevlisi O.nun soruşturma sırasındaki ifadesine göre bu ihtimal hesaptan çıkarılmıştır; çünkü: (1) bu, iki kez yolculuk yapmayı gerektirecektir; (2) bir gece öncesi veya Salı sabahı park yeri bulmak mümkün olduğundan ikinci araba gerekli olmayacaktır; (3) başkalarının dikkatsiz park yapmaları yüzünden yer tutma aracının kendi kendini engelleme ihtimali de mevcuttur.
ASUnun Pazartesi gecesi veya Salı günü son anda geleceği düşünülmüştür. Öte yandan, brifingde bulunmayan Baş Müfettiş Lopez, Salı günü yoğun ve park yeri bulmanın zor olması nedeniyle, kendisi olsaydı bombayı Salı gününden önce getireceğini ifade etmiştir.
1. Bombanın patlatılma tarzı
24. Brifingde bombanın zaman ayar aracı RCIED (uzaktan kumandalı kendiliğinden patlama aracı) veya kablolu kumanda ile patlatılabileceğine ilişkin çeşitli yöntemlerden söz edilmiştir. Patlatıcıya kablo ile bağlı bir bombanın yerleştirilmesini gerektiren bu olasılık, bu koşullarda uygulanacak gibi görünmediğinden, ihtimaller arasından çıkarılmıştır. O.ya göre zaman ayarlı cihazın kullanılması, kısa bir süre önce IRAnın Enniskillende çok sayıda sivil kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan zaman ayarlı bombalama olayı dikkate alınarak, bunun pek de olası olmadığı düşünülmüştür. Patlamadan önce bombadan uzaklaşabilecek teröristler için daha güvenli olması ve faaliyete geçtikten sonra durdurulması gerçekten imkansız olan zaman ayarlı bombaya yerine, kontrol edilebilir olması nedeniyle uzaktan kumandalı bombanın kullanılması daha olası görülmüştür.
25. Brifingde bulunan diğer kişilerin bu konuda hatırladıkları birbirinden farklıdır. Polis tanıkları, hem zaman ayarlı ve hem de uzaktan kumandalı cihazın görüşüldüğünü anımsamışlardır. Emniyet Müdürü ve Yardımcısı, her iki tür cihazın da kullanılabileceğini beklemişlerdir. Baş Müfettiş Ullger, uzaktan kumandalı cihazın kullanılmasının daha büyük bir olasılık olduğunun özellikle belirtildiğini hatırlamaktadır. İzleme görevlileri, uzaktan kumandalı cihazın kullanılmasının vurgulandığını düşünmüşlerdir.
26. Buna karşılık askeri tanıklar, bunun mutlaka uzaktan kumandalı bir cihaz olacağına inandırılmış görünmektedirler. Asker F, zaman ayarlıdan söz etmemiş fakat bunun "düğme işi", yani bombanın bir düğmeye basılarak patlatılabilecek telsiz kontrollü olacağının kendilerine anlatıldığını ifade etmiştir. Asker F, Enniskillendeki bombalı katliamı tekrarlamamak ve böylece masum sivillerin öldürülmesini en az sayıda tutabilmek için, IRAnın bir talimatının bulunduğunu sanmaktadır. Teröristlerin, eğer yağmur yağacak olursa gösterinin iptal edileceğini ve zaman ayarlı bomba kullanılması halinde hedefine ulaşmamış bir bombanın patlamış olacağını bildikleri düşünülmüştür.
Asker E de, bombanın bir "düğme" ile harekete geçirileceği hakkında brifingde bilgi verildiğini ifade etmiştir. Bir jüri üyesinin sorusuna verdiği yanıtta, bir "düğmeli"nin gerektirebileceği çok kısa zaman faktörü karşısında, askerlerin öldürmek için ateş etmek zorunda kalabileceklerinin daha yüksek bir olasılık olduğunun askerlere söylendiği ifade etmiştir.
27. Askerler A, B, C ve D, kendilerine bu cihazın telsiz kontrollü bir cihaz olacağının brifingde söylendiğini belirtmişlerdir. Asker C, Enin kendilerine bunun bir "düğmeli" olacağını vurguladığını söylemiştir.
2. Teröristlerle karşılaşma halinde bombanın patlatılma ihtimali
28. Asker O, eğer patlatma cihazı telsiz kontrollü ise, zanlılarla karşılaşma halinde cihazı patlatmak istemelerinin mümkün olduğunun düşünüldüğünü belirtmiştir.
Asker F, üç teröristten birinin cihazı taşıyabilecekleri değerlendirmesinin yapıldığını hatırlamıştır. Bu varsayımın, IRAnın sivillerin öldürülmesini en aza indirmek istediği değerlendirmesi ile çeliştiğine işaret eden bir soruya karşılık asker F, teröristlerin her şeye rağmen bir ölçüde propaganda yapabilmek için bombayı patlatabileceklerini ifade etmiştir. İstihbarattan olan kişilerin, teröristler köşeye sıkıştırılacak olursa bombayı patlatmayı denemeleri ihtimali bulunduğu biçiminde brifing verdikleri belirtilmiştir.
Asker E, bu üç zanlının insafsız olduklarının ve bunlarla karşılaşmaları halinde taşıdıkları bir silah veya "düğmeli" de olsa, bunları kullanacaklarının söylendiğini teyid etmektedir. Asker E, kendi askerlerine bu üç zanlıdan en az birinin bir "düğmeli"yi taşıyacak olmasının büyük bir ihtimal olduğunu özellikle belirtmiştir.
29. Bu durum içeriği itibariyle, Askerler C ve D tarafından hatırlanmıştır. Asker B, zanlıların yakalanacak olurlarsa bombayı patlama girişiminde bulunacaklarının kendilerine söylendiğini hatırlamamıştır; ancak böyle bir ihtimalin bulunduğunun farkındadır. Askerler, zanlıların çok tehlikeli, kendilerini bu işe adamış ve fanatik oldukları yolunda uyarılmışlardır.
30. Patlatılması beklenen uzaktan kumandalı bombanın olası büyüklüğü, harekete geçirilme tarzı ve etkinlik alanı hakkında brifingde herhangi bir görüşme yapılmadığı anlaşılmaktadır. Askerlerin kendi brifinglerinde bilgi aldıkları görülmektedir. Asker F, patlatıcı bir telsizin tam olarak ne kadar büyüklükte olabileceğini bilmemektedir; ancak cihazın bir kişinin üzerinde gizlenebilecek kadar küçük olduğu kendisine söylenmiştir. Asker Dye, cihazın küçük bir boyutta olabileceği ve sadece bir düğmeye basılarak patlatılabileceği söylenmiştir.
31. Asker F, cihazın etkinlik alanı konusunda IRAnın sahip olduğu ekipmanın telsiz kontrollü bombayı bir veya bir buçuk milin üzerinde bir mesafeden patlatılabileceğinin askerlere söylendiğini belirtmiştir.
G. 6 Mart 1988 tarihindeki olaylar
1. Askerler A, B, C ve Dnin alana çıkmaları
32. Operasyon odası saat 8:00de açılmıştır. Emniyet Müdürü 10:30dan 12:30a kadar burada nöbette kalmıştır. Emniyet Müdürü buradan ayrılınca, Yardımcısı Colombo, Müdürün yerini almıştır. Gözetim timleri Cebelitarık sokaklarında, Askerler A, B, C ve D ile operasyondaki polis kuvvetleri görev başındadırlar. Askerler A, B, C ve D sivil giysili olup, her biri pantolonun bel kısmında taşınabilen 9 milimetrelik Browning marka tabanca bulundurmaktadır. Ayrıca her biri üzerlerinde gizlenmiş bir telsiz taşımaktadır. İkili gruplar halinde dolaşmaktadırlar. Her çiften biri taktik ağ, diğeri gözetim ağı üzerinden telsiz bağlantısına sahiptir. Bir gözaltına alma durumunda askerlere yardım etmekle görevli polisler P, Q ve R de, sivil giysili ve silahlıdırlar.
2. Sınırda gözetim
33. Detektif Polis Huart, 6 Mart 1988 tarihinde saat 8:00 sularında, İspanya göçmen bürosundaki bilgisayar odasından üç zanlının izlenmesini sürdürebilmek için sınıra gitmiştir. Üç zanlının gerçek adalarını bilmektedir ve bunların fotoğrafları kendisine gösterilmiştir. Bilgisayar odası sınırdaki geçiş noktasının biraz uzağındadır. Göçmen bürosundaki görevliler bir görüntü aracının yardımıyla pasaportları kendisine göstermektedirler. Kendisine sadece iki erkek ve bir bayan taşıyan araçların geçiş kağıtlarının gösterildiği anlaşılmaktadır. Gün boyunca kendisine çok sayıda görüntü yansıtılmış, ancak Polis Huart zanlıları tanıyamamıştır. Çapraz sorgulamaya göre yapılan Soruşturma sırasında, ilk başta bu üç zanlının kullanabilecekleri diğer isimlerden herhangi birinin kendisine verildiğini hatırlayamamıştır. Fakat daha sonra, Savage için Coyne adının verildiğini hatırladığını ve o zaman İspanyol görevliler gibi kendisinin de her üçünün adını bildiğini kabul etmiştir. Huarta brifing veren Baş Müfettiş Ullger de, 6 Marttan önce Coyne adının geçtiğini hatırlayamamış ve sadece McCann ile ilgili olarak Reilly adını hatırlayabilmiştir. Ancak, eğer Huart böyle hatırlamış ise, bundan kuşku duymadığını belirtmiştir.
34. Sınırın Cebelitarık tarafında görev başındaki gümrük görevlilerine ve polislere, çok sayıda kişinin duymasına yol açacağı için izlemeyle ilgili bilgi verilmemiş ve olaya karıştırılmamışlardır. Arabaları giriş yaparken yavaşlatmak veya pasaportları çok yakından incelemek için bir önlem alınmamıştır; çünkü bu gibi hareketlerin zanlıların kendilerini sakınmalarına yol açacağı düşünülmüştür. Ayrıca sınırda ayrı bir gözetim timi ve havaalanının yanında bir gözaltına alma grubu vardır. Sınırdaki gözetim timine başkanlık yapan tanık M, Cebelitarıkta olayla ilgili çeşitli gruplar arasında bir işbirliğinin bulunmamasından duyduğu hayal kırıklığını ifade etmiş, ancak güvenlik nedeniyle olayın böyle düzenlendiğini düşünmüştür.
35. Soruşturma sırasında, Cebelitarık tarafında neden daha titiz önlemler almadığı konusunda sıkıştırılan Baş Müfettiş Ullger, şöyle demiştir:
"Bu olayda tehlikeli teröristlerden söz ediyoruz. Başarıya ulaşmak zorunda olan çok büyük ve çok hassas bir operasyondan söz ediyoruz. Sanırım başarıya ulaşabilmesinin tek yolu, teröristlerin sınırdan girmelerine izin vermek, gözetimle ilgili olduğu sürece, teröristlerle nasıl uğraşıldı ise, o şekilde uğraşmaktı."
36. Asker E ve F, zanlıları sınır bölgesinde durdurma ve gözaltına alma gibi yeğlenebilecek bir şıktan söz etmişler ama, hüviyet tespiti için her arabaya 10 veya 15 saniye gibi çok kısa bir süre ayrılması ve İspanya tarafının önceden uyarılmaması nedeniyle hüviyet tespitinin mümkün olmayacağı gibi bir düşünceyle bu şıkkın uygulanmadığı anlaşılmaktadır.
3. Gözaltına alma seçenekleri: Danışma Grubunun hareket tarzı
37. Asker F askeri şıkkın, zanlıların toplantı alanında yaya olarak bulundukları sırada gözaltına alınmaları tercihine ve onları silahtan arındırdıktan sonra bombayı etkisizleştirme biçimine dönüştürüldüğünü ifade etmiştir. Asker F ayrıca Emniyet Müdürüne rehberlik etmesi amacıyla, Danışma Grubu tarafından formüle edilen dört temel belirtiden söz etmiştir. Bunlar şöyledir:
1. Arabanın, eylem biriminin tespit edilemeyen bir üyesi tarafından Cebelitarıka sokulması ve toplantı alanında park etmesi;
2. Arabanın bir ASU üyesi tarafından uyarı yapılmadan toplantı alanına sokulması;
3. ASUnun diğer üyelerinin Cebelitarıkta bulunmaları;
4. Teröristlerin bombalı arabayı Cebelitarıkta terk etmeyi amaçladıklarına, yani sınıra doğru yöneldiklerine ilişkin açık belirtilerin bulunması.
Bu plan, bütün ASU üyeleri tespit edildikten ve terk etme amacıyla arabayı park etmelerinden sonra uygulanabilecek bir gözaltına alma planıdır. Bundan önce yapılacak bir eylemin, yakalanmamış ASU üyesi bırakma riski yaratabileceği ve polisin mahkemeye sunabileceği hiç bir delil bırakmayabileceği için, vakitsiz olacağı düşünülmüştür.
4. Savagein görülmesi
38. Dedektif Polis Viagas, teröristler tarafından getirilecek arabanın park edilmesi beklenen alanın görülebileceği bir bankada izleme nöbetindedir. Kendisi saat 12:30 sularında, izleme ağından, gözetlenen toplantı alanındaki park yerine bir arabanın park ettiğine dair bir haber alır. Güvenlik Hizmetinden bir görevli, şoförün koltukların arasındaki bir şeyle vakit geçirdiğini ve arabadan çıkmasının zaman aldığını söylemiştir. Dedektif Polis Viagas, adamın arabayı kilitlediğini ve Southport Gatee doğru yürüdüğünü görmüştür. Orada bulunan Güvenlik Hizmetleri görevlilerinden biri, bu kişiyi teşhis edilebilmek için çalışma arkadaşlarından birine danışmış, fakat emin olamamıştır. Teşhisi teyid etmek için bir alan görevlisi istenmiştir. Viagas bulunduğu yerden bu kişiyi teşhis edememiştir.
39. Toplantı alanındaki park yerinde gözetim görevinde olan Güvenlik Hizmetleri takımından tanık N, saat 12:45 sularında, Renault marka beyaz bir arabanın geldiğini ve park ettiğini, sürücünün iki veya üç dakika sonra çıkıp yürüdüğünü hatırlamıştır. Daha sonra aynı alanda saat 14:00 sularında, zanlıya benzeyen genç bir adam görülmüştür. Teşhisi doğrulamak üzere gönderilen tanık H, aynı saatlerde zanlıyı görmüş ve hiç zorlanmadan Savagei tanımıştır. Tanık N de zanlıyı John Mackintosh Hallun arkasında görmüş ve saat 14:10da telsizle operasyon odasına Savagei teşhis ettiğini ve bu kişinin daha önce toplantı alanına arabayı park eden kişi olduğunu haber vermiştir.
Caddede görevli olan Q, saat 14:30 sularında izleme ağından Savagein teşhis edildiğini duyduğunu hatırlamıştır.
40. Ancak Emniyet Müdürü saat 15:00de operasyon odasına gelinceye kadar, Savagenin teşhis edildiği konusunda bilgilendirildiğini hatırlamamıştır. Colombo da Savagein 14:50 sularında diğer iki zanlı ile buluştuğu bildirilinceye kadar, Savage hakkında her hangi bir duyum aldığını hatırlamamıştır. Ancak Askerler E ve F, Savagein muhtemel görülüşünün 14:30 sularında bildirildiğini anımsamışlardır. Asker G ayrıca, Savagein daha sonra 14:50de görülüşünün, Savagein ilk kez teşhis edilmesi olarak belirtmiştir.
41. Operasyon odasının alandan bilgi almasında veya buraya bilgi ulaştırmasında belirli bir zaman aralığı bulunduğu görülmektedir. Askerler E ve F, olay hakkında Emniyet Müdürüne göre daha fazla bilgiye ulaşmış olabilirler; çünkü onlar, ağ üzerinden gelen ve Emniyet Müdürünün kontrol istasyonundan uzakta bulunan masasından net biçimde duyulmayan bilgiyi daha yakından izlemişlerdir.
42. Tanık H, zanlıyı yaklaşık bir saat kadar izlemiştir. Tanık H, zanlının arka caddelerde dolambaçlı yoldan gitmek gibi, anti-izleme teknikleri kullandığını hatırlamıştır. Tanık N de Savage yaklaşık 45 dakika izlemiş ve ihtiyatlı davrandığını, örneğin arkasından geleni görmek için geçitlerin sonundaki köşelerde durduğunu görmüştür.
5. McCann ve Farrellin görülmeleri
43. Sınırdaki gözetime başkanlık eden Tanık M, saat 14:30 sularında, başlangıçta kesin olarak teşhis edilemeyen iki zanlının yaya olarak sınırı geçtiğini belirtmiştir. Kendileri yayadır ve denildiğine göre karşı-izleme önlemleri almaktadırlar (Farrell sık sık geriye bakmaktadır). Cebelitarık içinde yürüyüşleri izlenmiştir.
44. Askerler E ve F, saat 14:30 sularında, McCann ve Farrellin görüldüklerine dair alınan bir mesajı hatırlamışlardır. Derhal Emniyet Müdürüne haber verilmiştir.
6. Üç zanlının toplantı alanında görülmeleri
45. Saat 14:50 sularında operasyon odasına, zanlılar McCann ve Farrellin, zanlı Savage olarak teşhis edilen ikinci bir adamla buluştukları ve her üçünün de toplantı alanındaki park yerinde bulunan Renault marka beyaz arabaya baktıkları haber verilmiştir.
Tanık H kendi değerlendirmesine göre, üç zanlının sanki bombanın etkisi bakımdan kesinlikle doğru bir yer olduğundan emin olmak için düşünüyorlarmış gibi, arabanın park edildiği yere bakarak uzun bir süre geçirdiklerini belirtmiştir. Dedektif Polis Viagas da her üç zanlının döndüğünü ve arabanın park edildiği yere baktıklarını söyleyerek, bu üç zanlının park yerinde buluşmalarına tanıklık etmiştir. O sırada saatin 14:55 olduğunu söylemiştir. Viagas, Güvenlik Hizmetlerinin her üçünü de o anda teşhis ettiğini belirtmiştir.
Tam bu sırada gözaltına alma işleminin gerçekleştirilmesi düşünülmüştür. Hatırlananlar farklıdır. Colombo, gözaltına alma için kontrolü askeriyeye verip vermeyeceğinin kendisine sorulduğunu, fakat kendisinin de zanlıların tam olarak teşhis edilip edilmediklerini sorduğunu, yüzde 80 oranında teşhis edildiklerinin söylendiğini belirtmiştir. Tam bu sırada üç zanlı Southport Gatee doğru arabadan uzaklaşmışlardır. Colombo, üç zanlının güneye doğru yürümelerinin, bunların keşif yapmakta olduklarına ve arabaya yeniden dönebileceklerine işaret edip etmediği tartışmasına yol açtığını hatırlamaktadır. İşte bu nedenle, bu sırada henüz gözaltına almama kararı verilmiştir.
46. Colombo, bu kişilerin büyük bir olasılıkla McCann ve Farrell olduklarını bildirmek için saat 15:00 sularında Emniyet Müdürünü telefonla aramıştır. Bundan kısa bir süre sonra Emniyet Müdürü oraya vardığında Colombo, zanlılar McCann ve Farrellin, Savage olduğu sanılan üçüncü kişiyle buluştuklarını ve gözaltına alınmak üzere olduklarını haber vermiştir.
47. Emniyet Müdürü, her üç zanlının tam olarak teşhis edilip edilmediklerini sormuştur. Yapılan teşhis, üç zanlının toplantı alanına döndükleri ve yeniden arabaya bakmaya başladıklarının bildirildiği saat 15:25te teyid edilmiştir. Üç zanlı kuzeye doğru giderek arabadan uzaklaşmışlardır. Askerler E ve F, kontrolün askeriyeye geçirildiğini, fakat hemen ardından Emniyet Müdürünün bir kez daha zanlıların kimliklerinin doğrulanmasını istemesi üzerine kontrolün geri alındığını hatırlamaktadırlar. Emniyet Müdürünün istediği kimlik teyidi, hemen o anda verilmiştir.
7. Toplantı alanındaki şüpheli arabanın incelenmesi
48. Asker G, üç zanlının kimliklerinin teyid edilmesinden ve onların toplantı alanından uzaklaşmalarından sonra şüpheli arabayı incelemiştir. Arabaya dokunmaksızın dışarıdan bir inceleme yapmıştır. Asker G, bunun yeni gibi görünen beyaz bir Renault olduğunu belirtmiştir. Dışarıdan görüldüğü kadarıyla arabanın içinde veya koltukların altına gizlenmiş ters bir şey görmemiştir. Arabanın paslı olan anteninin dışarıda olduğunu fark etmiştir. İki dakikadan az bir süre burada kalmıştır. Asker G operasyon odasına dönmüş ve Emniyet Müdürüne arabayı "bomba şüpheli araç" olarak gördüğünü bildirmiştir. Soruşturma sırasında bu terimin, kuşkulanılacak şartlarda park etmiş olup bombalı bir araba olduğuna inanmak için her türlü nedenin varolduğu, bombalı araba olmadığının söylenemeyeceği durumdaki bir araç için kullandıkları mesleki bir terim olduğunu açıklamıştır.
49. Emniyet Müdürü, Gnin kısmen yeni olan bir arabaya eski bir antenin ortadan takılı olması nedeniyle bunun kuşkulanılacak bombalı bir araç olduğunu bildirdiğini hatırlamıştır. Sonuç olarak, bunun "muhtemelen bombalı araç" olduğunu düşündüklerini söylemiştir.
50. Asker F, antenin aracın kuşkulanılabilecek oluşunu gösterdiğini belirtmiş ve bu bilginin yerdeki bütün herkese iletildiğini ifade etmiştir.
51. Asker E daha kesin konuşmuş ve Gnin "alelacele gözle yaptığı incelemeden sonra söyleyebildiği kadarıyla, zanlıların bombalı bir arabayla meşgul oldukları yolundaki kuşkularını teyid edebildiği"ni belirtmiştir.
52. Asker A, bu alanda bir bomba olduğuna ve zanlıların uzaktan kumanda cihazına sahip olduklarına ve silahlı olduklarına yüzde yüz inandığını söylemiştir. Telsizle kendisine söylenen budur. Asker C, Inces Hall bölgesinde üç zanlıdan biri tarafından kullanılabilecek bir infilak cihazının bulunduğunun, bu kişinin de muhtemelen daha önce arabada bir şeyle vakit geçiren Savage olduğunun Asker E tarafından söylendiğini hatırlamıştır.
Asker D, Asker Enin kendisine orada bir bomba bulunduğunu söylediğini belirtmiştir. Hatırladığına göre o Pazar günü hiç kimse kendilerine, bu üç zanlının uzaktan kumanda cihazı taşımıyor olabilecekleri veya bomba getirmemiş olabilecekleri ihtimalinden söz etmemiştir. Kendisine tamamen güvendiği Asker E, arabada bir bomba bulunduğunu söylemiştir.
53. Soruşturma sırasında Asker G, bomba tertip danışmanı olarak tanıtılmıştır. Kendisinin Kuzey İrlandada bombalı arabalarla ilgili tecrübesi olmuş, ancak Soruşturma sırasında çeşitli sorulara verdiği yanıtlarda, kendisinin telsiz iletişim uzmanı veya patlayıcı uzmanı olmadığını belirtmiştir. Arabadan anteni çıkartarak kuşkulandığı bombayı etkisizleştirmeyi düşünmemiştir. Çapraz sorgu sırasında kendisine bunun nedeni sorulduğu zaman, anteni çıkarmaya teşebbüs etmenin potansiyel olarak tehlikeli olacağını söylemiştir.
8. Gözaltına almak üzere kontrolün askeriyeye geçişi
54. Asker Gden haberi aldıktan sonra ve üç zanlının arabayı geride bırakarak kuzey tarafa doğru ilerlemeleri karşısında, Emniyet Müdürü bu üç zanlının adam öldürmeye teşebbüs kuşkusuyla gözaltına alınmaları gerektiğine karar vermiştir. Saat 15:40ta, askeriyeden zanlıları durdurmalarını ve yakalamalarını talep eden bir form imzalamıştır. Daha önce askeriye tarafından düzenlenen formda şöyle denmektedir:
"Emniyet Müdürü olan ben Joseph Luis Canepa, Cebelitarıktaki terör durumunu düşünerek ve silahlı askeri plan üzerinde bütünüyle bilgilendirilmiş olarak, başkalarının yaşamını kurtarmak için, öldürücü güç kullanmayı da kapsayacak askeri seçeneğe geçmenizi talep ediyorum."
Form imzalandıktan sonra Asker F taktik ağın başına gitmiş ve askeriye müdahale talimatları vermiştir.
Asker E, askerlerin pozisyonlarını telsizle belirlemiştir. Bu sırada askerler C ve D Line Wall Roadda ve Smith Dodrrien Avenueda bulunan zanlıların hareketlerini izlemektedirler. Askerler A ve B ise, Casemates Square ve Landport tüneli yoluyla kuzeye doğru gitmektedirler. Askerlere, zanlıları gözaltına almak için kontrolün kendilerine geçtiği bildirilmiştir.
55. Emniyet görevlileri R ve Dedektif Polis Ullger tarafından Soruşturma sırasında verilen ifadeye göre bu askerler, 6 Mart 1988 tarihinden önce bir çok kez polisle birlikte gözaltına alma tatbikatı yapmışlardı. Bu tatbikata göre askerler zanlılara çok yakın bir mesafeden yaklaşacaklar, tabancalarıyla zanlıları kuşatarak "Dur. Polis. Eller yukarı" veya aynı anlama gelen sözleri bağıracaklardı. Daha sonra silahları zanlıların vücutlarına temas ettirmeden, polisin zanlıları gerektiği gibi gözaltına almasına kadar yerde yatmalarını sağlayacaklardır. Dedektif Polis Ullger ayrıca, teröristlerin gözaltına alınmalarından sonra gözaltında tutulabilecekleri Cebelitarıkta uygun bir yer bulunması için özel bir çaba sarf edildiğini söylemiştir.
56. Smith Dorrien Avenue ile Winston Churchill Avenuenun birleştiği kavşağa gelince, üç zanlı caddenin karşısına geçmişler ve karşı tarafta durup konuşmuşlardır. Görevli R, gazeteleri değiştiklerini görmüştür. Bu noktada Askerler C ve D, Smith Dorrien Avenuedan kavşağa doğru yaklaşmaktadır. Landport tünelinden çıkmakta olan Askerler A ve B de, geçidin Corral Road ile birleştiği ara yoldan üç zanlıyı görmüşlerdir.
57. Askerler kavşağa yaklaştıkları sırada, Savage, diğer zanlılar McCann ve Farrellden ayrılmış ve güneye Landport tüneline doğru dönmüştür. McCann ve Farrell ise Winston Churcill Avenuenun sağ kaldırımından kuzeye doğru devam etmişlerdir.
58. Savage, asker Bnin omzuna sürtünerek, A ve Bnin yanından geçmiştir. Asker B tam gözaltına almayı gerçekleştirmek üzere iken, asker A zanlılar McCann ve Farrelle doğru gitmeleri gerektiğini, bölgede olduklarını bildikleri C ve Dnin Savagei gözaltına alabileceklerini söylemiştir. A ve Bnin zanlılar McCann ve Farrelli izlediklerinin farkında olan Askerler C ve D, Smith Dorrien Avenueyu geçip Savagei izlemişlerdir.
9. McCann ve Farrellin vurulmaları
59. Askerler A ve Bnin Soruşturma sırasında verdikleri ifadeler aşağıdaki gibidir.
60. Askerler A ve B, arayı kapatmak için hızlı adımlarla yürüyerek McCann ve Farrellin ardından Winston Churchill Avenuenun kuzeyine doğru devam etmişlerdir. McCann, kaldırımın iç tarafından ve Farrellin sağında yürüyordur. McCann beyaz pantolon ve beyaz gömlek giymiştir, ceketsizdir. Farrell ise etek ve ceket giymiştir, büyük bir el çantası taşıyordur.
61. Asker A, kaldırımın iç tarafında olan McCannnın arkasına on metre kadar (belki de daha fazla) yaklaştığında, McCann başını sol omzunun üzerinden geriye doğru çevirmiştir. McCann doğrudan Aya bakmış, yüzünde sanki Anın kim olduğunu ve tehlikeli biri olduğunu anlamış gibi bir ifade belirmiştir.
Aynı anda Asker A, dur uyarısı yapmak amacıyla tabancası çekmiştir. Ancak uyarı sözlerinin gerçekten ağzından çıktığından emin değildir. McCannnın eli aniden ve saldırı yapacakmış gibi önüne doğru hareket etmiştir. Asker A, McCannnın elinin bombayı patlatmak için düğmeye gittiğini sanmış ve ateş etmiştir. McCannı üç metre veya daha yakın bir mesafeden, bir el ateşle arkasından vurmuştur. Asker A, göz ucuyla Farrellin hareketlerini görmüştür. Farrell, kaldırımın yola yakın tarafından McCannın solunda yürüyordur. Farrellin sol koltuğunun altında bulunan çantasına el atarak sağ tarafındaki McCanna doğru döndüğünü görmüştür. Asker A, Farrellin de düğmeye yöneldiğini düşünerek bir el ateşle arkasından vurmuştur. Adli tıp raporunda belirtildiğine göre (bk. aşağıda parag. 11) üç adımdan vurmuş olup olamayacağının sorulması üzerine, Asker A bunu reddetmemiştir. Asker A daha sonra McCanna dönmüş ve bir kez daha vücudundan ve iki kez de başından vurmuştur. Asker A bunları yaparken Asker Bnin de ateş ettiğinin farkında değildir. Asker A toplam olarak beş vuruş yapmıştır.
62. Asker B, kaldırımın yol tarafında bulunan Farrelle tam arkasından yaklaşmaktadır. Asker B Farrelle bakmaktadır. Kendilerine üç-dört metreye kadar yaklaştıkları sırada, McCannın omzunun üstünden bakmak için başını geriye çevirdiğini görmüştür. Asker Adan geldiğini sandığı ve gözaltına alma işleminin başladığını düşündüğü bir bağırma duyar. Hemen hemen aynı anda, sağından bir ateşleme olur. O esnada Farrell, sol koltuğunun altındaki çantayı önüne getirerek sağ tarafına hızlı bir dönüş yapar. Asker B Farrellin ellerini veya çantayı göremeyince ellerinin düğmeye gitmesinden korkar. Farrelle ateş açar. McCannın ellerini de göremeyince tehlikede olduğunu sanarak ateşi McCannın üzerine çevirir. Sonra Farrelle yeniden döner ve Farrellin artık bir tehlike oluşturmayacağından emin oluncaya dek, yani elleri bedeninden ayrı düşünceye kadar ateşe devam eder. Toplam yedi vuruş yapmıştır.
63. Her iki Asker de, Farrell ve McCannın teslim olmak için ellerini havaya kaldırmaya teşebbüs ettikleri veya iki zanlı yerde yatarken kendilerinin onlara ateş ettikleri iddialarını reddetmişlerdir. Soruşturma sırasında Asker A, kendi niyetinin "McCannı tehlike yaratmasını ve bombayı patlatmasını önlemek için" öldürmek olduğunu açıkça ifade etmiştir.
64. Vurma olayı, Winston Churchill Avenueda bulunan benzin istasyonun önündeki kaldırımda meydana gelmiştir.
Vurma olayından sonra askerler, polis tarafından tanınabilmek için berelerini takmışlardır. Bir polis otosunun siren çalarak güneş saatinin güneyinden Winston Churchill Avenuenun karşı tarafına doğru geldiğini görürler. Bir kaç polis arabadan inip ve orta bariyerin üzerinden atlarlar. Asker A tabancasını hala elinde tutuyordur. Ellerini havaya kaldırır ve "Polis" diye bağırır. Asker A, polis otosu yaklaşırken arkadan gelen silah seslerini hatırlamıştır.
Bu askerler vurma olayının sonuna kadar polis otosunun veya siren sesinin farkında olmadıkları halde, askerlerin gözaltına alma işlemine destek olmak için çevrede bulunan polislerden P, Q ve R ile gözetim timinden bir kaçı polis, ayrıca sivil tanıkların da dahil olduğu tanıkların çoğu, silah atışlarından çok kısa bir süre önce başlayan polisin siren sesini hatırlamışlardır. Daha yakın bir yerden onları izlemekte olan Görevliler P ve Q, Farrell ve McCannın siren sesiyle harekete geçtiklerini düşünmüşlerdir. Q siren sesinin, Farrell ve McCannın durup dönmelerine neden olduğu görüşündedir.
65. Polis otosunun olay yerine gelmesi tasarlanmamıştır. Emniyet Müdürü 15:40 sularında kontrolü askeriyeye terk ettikten sonra, Colomboya bir polis aracı sağlaması talimatını vermiştir. Colombo, Merkez Polis Karakolunda bulunan Baş Müfettiş Lopeze telefon etmiş, Lopez de Polis Denetçisi Goodmana nöbetçi polis otosunu geri çağırması için bu talimatı ulaştırmıştır. Denetçi bu telefonu saat 15.41de kaydetmiştir. Denetçi telsizle devriye polis otosunu arayarak derhal geri dönmelerini istemiştir. O sırada otonun nerede olduğunu ve geri çağırmanın nedenini bilmiyordur. Otoda bulunan Müfettiş Revagliatte bunun acil olup olmadığını sorduğunda, Denetçi kendisine bunun öncelik taşıyan bir mesaj olduğunu ve gelmelerinden sonra diğer talimatların verileceğini söylemiştir.
66. Polis otosu mesaj geldiği sırada Smith Dorrien Avenueda trafikte bekliyordur. Müfettiş Revagliatte sürücüden sireni ve ışıklı ikazı açmasını istemiştir. Polis otosu trafik kuyruğundan ayrılmak için ters yola girmiştir. Winston Churchill Avenue kavşağındaki ışıklarda yeniden doğru yola girmiş ve Winston Churchill Avenue boyunca dış yoldan kuzeye doğru devam etmiştir. Otoda bulunan dört polis Shell garajından geçerken silah sesleri duymuşlardır. Müfettiş Reevagliatte sürücüye devam etmesini söylemiştir. Geriye baktığında, kaldırımda iki kişinin yattığını görmüştür. Polis otosu güneş saati göbeğinin çevresinden dolanmış ve Shell garajının karşısında yolun öteki tarafında durmak için dönmüştür. Bu süre içinde polis sireni açıktır. Oto durduğunda, dört polis içinden çıkmış, üçü ortadaki bariyerden atlamış, müfettiş Ravagliatte olay yerine gelmek için dolanmıştır.
67. Shell benzin istasyonunun çevresinde olan görevliler P, Q ve R de hızla McCann ve Farrellin vuruldukları olay yerine varmışlardır. Görevliler P ve Q ceketlerini çıkarıp cesetlerin üstünü örterler. Görevli P eğilirken silahını düşürmüş ve tekrar kılıfına koymak durumunda kalmıştır. Görevli Q ve müfettiş Revagliatte cesetleri yoklamışlardır.
10. McCann ve Farrellin vurulmalarında görgü tanıklarının ifadeleri
68. Vurma olayı caddelerde kalabalığın ve yollarda yoğun trafiğin olduğu güzel bir Pazar öğlenden sonrası meydana gelmiştir. Shell garajı bir kaç apartmandan görülebilecek bir yerdedir. Bu nedenle vurma olayını, operasyona katılan polisler, başka bir görev için oradan geçmekte olan polisler, gözetim timi mensupları, bir kısım sivil kişiler ve görevli olmayan polisler dahil çok sayıda kişi görmüştür.
69. Soruşturma sırasında ifade veren hemen hemen bütün tanıklar, Farrellin çantasını, Askerler A ve Bnin söylediği gibi sol kolunda değil ama sağ kolunda taşıdığını söylemişlerdir. Soruşturmacı jüriye yaptığı özette, çantayı vücudunun ön tarafına çektiği iddiasının askerlerin ateş açmakta haklı olduğu iddiası bakımından önem taşıyabileceğini belirtmiştir.
70. Daha da önemlisi, iki tanesi "Kayalıklarda Ölüm" adlı tartışmalı dokümanter televizyon programına mülakat veren kişiler olmak üzere üç tanık, McCann ve Farrellin yerde yatarken vurulduklarını belirten ifadeler vermişlerdir. Bu tanıklar vurma olayını Shell benzin istasyonuna bakan apartmandan gördüklerini belirtmişlerdir (bk. aşağıda parag. 125).
71. Bayan Celecia, kaldırımın üzerinde, kolları yana açılmış olarak yatan bir adam görmüştür. Bir silah görmemiş, ancak o yönden geldiğini sandığı silah seslerini duymuştur. Bu gürültüden sonra, vuran kişi olduğunu sandığı adamı, ceketinin içine bir şey koyarken görmüştür. Bayan Celeciaya olayın hemen ardından çekilen bir fotoğrafın kendisine gösterilmesi üzerine Asker A veya Byi vuruşu yaptığını sandığı kişi olarak teşhis edememiştir.
72. Bay Proetta, bir kızın ellerini havaya kaldırdığını görmüş ise de, bunun teslim olmaktan çok şaşkınlığa düşmekten olduğunu düşünmüştür. Proetta, kız vurulduktan ve yere düştükten sonra bir başka yaylım ateşi duymuştur. Yanındaki kişinin ateşe devam ettiğini sanmış ancak, o bölgede yankı olduğunu ve sesin Landport tünel bölgesinden gelmiş olabileceğini düşünmüştür.
Bayan Proetta, avuçları açık olarak ellerini omuzlarından yukarıya kaldırmış bir adam ve bir bayan görmüştür. Onun hatırlamasına göre bu kişiler, bariyeri aşan atlayan adamlar tarafından vurulmuşlardır. Cesetler yerde iken, daha başka silah sesleri duymuş ve hemen yanında yere eğilen bir adamın elinde bir silah görmüş ise de, silahtan çıkan duman veya fırlayan kovanlar görmemiştir. Bir silah gördüğü için ateşlemenin buradan geldiğini sanmıştır. Bedenler yere düştüğünde, alçak duvar nedeniyle bu tanıkların görüş alanlarının engellendiği ve bayan tanığın sadece bulundukları yönü gösteren bir adamı görebildiği anlaşılmaktadır.
73. Bullock, ateş altında elleri arkaya düşen bir adamın geriye doğru sendelediğini hatırlamıştır.
Diğer tanıklardan hiçbiri, McCann ve Farrellin ellerini havaya kaldırdıklarını veya askerlerin yerde yatanlara ateş ettiklerini görmemişlerdir.
74. Gözetim timinin bir üyesi olan tanık I, McCann ve Farrellin yere çokça yaklaştıkları, ama henüz yerde yatmadıkları bir sırada vurulduklarını belirtmiştir.
75. Askerler, Asker Anın ağzından her hangi bir sözün çıktığından emin olmadıkları halde, dört tanık (Görevliler P ve Q, Tanık K ve Polis Parody) "Polis, dur" gibi sözleri duyduklarını kesin olarak hatırlamaktadırlar.
76. Kuzeyden yaklaşmış olan ve Shell garajının çevre duvarına ulaşmış olan görevli P, McCannın elinin silahına doğru bir hareket yaparken ve Farrellin patlatıcıya doğru gittiğini düşündüren bir hareketle el çantasına doğru hareket ettiğini görmüştür. Yolun diğer yanından izleyen görevli Q da, olay yerine bakan bir apartmandan durumu izleyen görev dışındaki polis Parody gibi, Farrellin el çantasına doğru hareket ettiğini görmüşlerdir.
11. Savagein vurulması
77. Soruşturma sırasında Askerler C ve Dnin verdiği ifadeler aşağıdaki gibidir.
78. Üç zanlı kavşakta birbirlerinden ayrıldıktan sonra Asker D yolun karşısına geçmiş ve Landport tüneline gitmekte olan Savagei takip etmiştir. Savage pantolon, gömlek ve ceket giymiştir. Asker C, trafiğin yoğun olması yüzünden yolun öteki tarafında kalmış, ancak Savagee yaklaşmakta olan Dye yetişmiştir. D biraz daha yaklaşıp, tabancasını çekip, "Dur, Polis, Eller yukarı", diyerek gözaltına almaya niyetlenmiştir. D üç metreye kadar yaklaştığında, biraz daha yaklaşma ihtiyacı hissetmiştir; çünkü çevrede bir çok insan vardır ve aynı hizada bir bayan bulunuyordur. Ancak D önündekine yaklaşamadan önce, arkadan gelen silah seslerinin duyar. Aynı anda C "Dur" diye bağırır. Savage geriye döner ve eli sağ kalçasına doğru gider. D, Savagenin elinin patlatıcıya doğru gittiğini düşünür. Bir eliyle bayanı aradan iter ve iki-üç metrelik mesafeden ateş açar. D, önce Savagein vücudunun ortasına, son ikisi başına olmak üzere hızla dokuz kez ateş eder. Savage yere düşerken çevresinde döner. D, ateşi bitirirken Savagein başının yerden bir kaç santim uzak olmasının muhtemel olduğunu eklemiştir. Savage yerde hareketsiz kalıp elleri bedeninden ayrılıncaya kadar ateşi sürdürmüştür.
79. Savagein arkasındaki Asker Dnin biraz gerisinde olan Asker C şunları hatırlamıştır. Savage geçidin girişinden sekiz adım veya belki biraz daha fazla uzaktadır. Farrell ve McCannnın gittiği yönden gelen silah seslerini duyduğunda Cnin düşüncesi gözaltına alma işlemini yapmak için harekete geçmektir. Savage geriye döner. C "Dur" diye bağırır ve tabancasını çeker. Savage sağ elini ceketinin cebine doğru götürür ve tehlikeli ve saldırgan bir tutum alır. C ateş açar, çünkü Savagein bombayı patlatmak üzere olduğundan korkar. Savagein ceketinin sağ cebinin üzerinde, bunun bir patlatıcı düğme olduğunu düşündüğü bir kabarıklık görmüştür. Savageden beş altı adım uzaklıktadır. Savage bulunduğu yerde dönerek düşerken, vücudunu hedef alarak altı el ateş eder. Biri boğazına ve ikisi vücuduna isabet eder. C, Savagein öldüğünden ve cihazı kullanamayacak durumda olduğundan emin oluncaya kadar ateşe devam eder.
80. Her iki asker Soruşturma sırasındaki çapraz sorguda, bir kez ateş etmek gerektiğinde, o kişinin artık bir tehdit oluşturmayacağı ana kadar ateşe devam edeceklerini belirtmişlerdir. Asker C bu sonucu sağlamanın en iyi yolunun, o kişiyi öldürmek olduğunu kabul etmiştir. Asker D, Savagei öldürmek için ateş ettiğini ve her askerin de bu eğitimi aldığını söylemiştir. Her iki asker de, Savagei yerde iken vurduklarını kabul etmemişlerdir.
Harekat komutanı olan Asker E, ateş açma anındaki niyetin öldürmek olduğunu, çünkü tehlikeyi gidermenin tek yolunun bu olduğunu söylemiştir. Ateş açan her askerin izleyeceği yolun bu olduğunu eklemiştir.
81. Askerler olaydan sonra polisler tarafından tanınabilmek için berelerini takmışlardır.
12. Savagein vurulmasında görgü tanıklarının ifadeleri
82. Tanıklar H, I ve J, üç zanlının Smith Dorrien ile Winston Churchill caddeleri civarında izlenmelerine katılmışlardır.
83. Tanık H, Asker A ve Bnin, McCann ve Farrellin arkasından Winston Churchill Avenueya doğru gitmekte olduklarını görmüştür. Tanık H, Landport tüneline doğru dönülen köşede gördüğü Savagei izlemeye başlamıştır. Savagei bu noktada izleyen Askerler C ve Dye işaret etmiştir. H, Savagei izlemek için hareket ederken, McCann ve Farrellin vuruluşunu uzak bir mesafeden görmüştür. Geçite giren Savagein ardından izlemeye devam etmiştir. Siren sesini ve "dur" bağırışını duymuş ve Savagein geriye dönüşünü görmüştür. Askerler Savageden beş adım kadar geridedir. H geriye dönmüş ve vuruşu görmemiştir.
84. Tanık I, tanık H ve Asker D ile karşılaşmış ve Savagenin Landport tüneline doğru gittiğini doğrulamıştır. Yerde olan Savagee yapılan bir ya da iki atışı görmüştür. Sadece bir askerin beş veya altı adımdan ateş ettiğini görmüştür. Askerlerden birinin ayağını Savagenin göğsüne koyarak ateş ederken görmemiştir.
85. Tanık J, McCann ve Farrellden ayrılan Savagei izlemiştir. Savage geçite 20 adım mesafede bir ağıcın yanında iken, arkadan gelen silah seslerini, aynı anda oldukça yakın bir mesafeden polisin siren sesini duymuştur. Savage silah sesleriyle birlikte sersemlemiş olarak çevresinde süratle dönmüştür. J geriye dönmüş ve vuruşu görmemiştir. Geriye döndüğünde Savagei sırtüstü yatarken görmüş ve başına dikilen askerin "Polis çağır" dediğini duymuştur.
86. Robir Mordue vuruşun bir kısmını yani Savagei yere düşerken görmüş, ancak daha sonra görüş alanını bir araba kestiğinden olayın sadece bir kısmını görebilmiştir.
87. Kenneth Asquezin ifadesi çelişkilerle doludur. El yazısı ile verdiği ifadesi Thames Televizyonunun yaptığı "Kayalıklarda Ölüm" adlı dokümanter programda (bk. aşağıda parag. 125) kullanıldığı anlaşılmaktadır. Thames Televizyonu adına Asquez ile görüşen avukatın hazırladığı, fakat kendisinin kabul etmediği yeminli ifadesi bir ara programda geçmiştir. Asquez bu ifadelerinde, bir arkadaşının arabasıyla Corral Road yolunda sınıra doğru giderken Landport tünelini geçtiğini belirtmiştir. "Çatırtılar" duymuş ve yerde kanlar içinde bir adam görmüştür. Ölen adamın boğazına ayağını dayamış, "Dur, Tamam, Ben polisim" diye bağırıp elindeki kimlik kartını gösteren, siyah bere giymiş başka bir adam görmüştür. Aynı anda bu adam üç veya dört el ateş etmiştir. Soruşturma sırasında, bu ifadesindeki vuruş ile ilgili kısmın kendi uydurduğu bir yalan olduğunu söylemiştir. Çokça karıştırdığı ve sık sık kendisiyle tutarsızlığa düştüğü görülmektedir. Soruşturmaya kadar askerlerin bere taktıklarının bilinmediği kendisine söylendiğinde (hiç bir gazete ayrıntıları yazmamıştı), bunu caddede duymuş olduğunu sanmıştır. Soruşturmada, neden bu ifadeyi uydurduğu sorulduğunda, önceki hastalığını, çalışma hayatındaki baskıyı ve basına bir mülakat vermesini isteyen bir kişinin telefon etmesini kesmek isteyişini gerekçe olarak göstermiştir.
88. Bayan Treacy, o sırada tünele çıkan yolda olduğunu ve ateş başladığında aynı hizada olmamakla beraber, Savage ile birinci askerin arasında olduğunu belirtmiştir. Savagenin koştuğunu ve tünele yüzünü döndüğü sırada arkadan vurulduğunu sandığını söylemiş, yerde yatarken vurulduğunu görmemiştir. Treacynin ifadesi diğer tanık ifadeleriyle çelişmektedir. Asker gerçekte sağ elini kullandığı halde, Treacy askerin sol eliyle ateş ettiğini söylemiştir. Kendisinden başka hiç kimse Savagein koştuğunu söylememiştir. Olay yerinde bulunan diğer tanıkların anlatımlarına göre Savagein önce başı ağaca doğru düştüğü halde, Treacy onun bedeninin ağacın bir adım yanına doğru düştüğünü söylemiştir. Soruşturmacı yaptığı özette, Bayan Treacynin ifadesinin, Savagein askerlere yüzünü döndüğü sırada ona bakmamış olabileceği ve o anda Savagein ateşlemeye tepki olarak tünele doğru eğilmesini gördüğü şeklinde anlaşılabileceğini kabul etmiştir.
89. Bullocak ve eşi, Smith Dorrien Avenuedan kavşağa doğru yürürlerken bir adamın kendilerine çarparak geçtiğini ve pantolonunun arkasında bir silah gördüklerini söylemişlerdir. Yine Landport tüneline çıkan geçidin köşesinde, pantolonunda silah bulunan diğer bir adamla buluştuğunu görmüşlerdir. Bu adamlar Shell garajının dışında vuruşu izlemişler ve vuruş bittikten sonra dönmüşler ve gözden kaybolmuşlardır. Bundan sonra başka bir silah cayırtısı olmuştur.
90. Smith Dorrien Avenueda trafik kuyruğunda arabanın içinde olan ve Bullockun korunmak için yere yattığını hatırlayan bir başka tanık Jerome Cruzun anlattıkları da kuşku çekmektedir. Özellikle, Bullockun, Smith Dorrien Avenuenun sonuna yakın olmadığını, fakat Shell garajından 100 metre kadar uzakta ateş sesleri duyulduğu anda yere yattığını söylemiştir. Tünele çıkan yolun girişindeki duvarın ardında çömelerek bakan başka insanlar gördüğünü de belirtmiştir.
13. Vurmadan sonraki olaylar
91. Saat 15:47-15:48de operasyon odasında bulunan E, üç zanlının ele geçirildiğine (apprehension) dair bir mesaj almıştır. Zanlılar gözaltına mı alınmışlar yoksa vurulmuşlar mı, o anda bu belli değildir. Operasyon odasına Saat 16:00-16:05 dolayında üç zanlının vurulduğu haberi ulaşmıştır.
92. Saat 16:05-16:06da Asker F, Emniyet Müdürüne kontrolü iade eden bir formu imzalayarak vermiştir. Emniyet Müdürünün Soruşturma sırasında verdiği ifadenin tutanağına göre Asker Fnin kendisine hitaben yazmış bu formda şöyle denmektedir: "Askeri harekat gücü, 6 Mart saat 16:06da Cebelitarıkta, Eylem Biriminin terörist bombalama eylemine karşı askeri operasyonu tamamlamıştır. Kontrol şu anda sivil otoriteye iade edilmiştir". Emniyet Müdür Yardımcısı Colombo, arındırma planının uygulanması için Merkez Polis Karakoluna telefon etmiştir. Olay yerinin kontrol altına alınması için talimat verilmiştir. Asker Gye arabayı bombadan arındırma işlemini başlatması için talimat da verilmiştir.
93. Vurma olayından sonra üç zanlının üzerleri ve Farrellin el çantası aranmıştır. Silah veya patlama cihazı bulunamamıştır.
94. Shell garajındaki olay mahallinde, boş kovanlar ve kartuşlar, yerleri işaretlenmeden toplamıştır. Cesetlerin pozisyonu da işaretlenmemiştir.
95. Savagein vurulduğu olay mahallinde, sadece bazı kovanların yeri işaretlenmiştir. Cesetlerin durumunu gösteren fotoğraflar çekilmemiştir. Müfettiş Revagliatte, Savagein cesedinin durumunu tebeşirle çizmiştir. Bu çizgi içinde üç tanesi baş bölgesinde olmak üzere beş tane atış işareti bulunmaktadır.
96. Baş Müfettiş Lopez, personele genel bir geri dön emri vermiş ve etrafı kordon altına almak üzere toplanma yerine gitmiştir. İtfaiye araçları da toplantı alanına gelmişlerdir.
Bomba tertip timi kuşkulanılan beyaz Renault marka arabayı açmışlar fakat her hangi bir bomba veya cihaz bulamamışlardır. Saat 19:00 ve 20:00de bu bölgenin güvenli olduğu belirtilmiştir.
H. Vurma olayının ardından yapılan polis soruşturması (investigation)
97. Baş Müfettiş Correa soruşturma yapmakla görevlendirilmiştir.
98. Farrellin el çantasında, içinde iki anahtar bulunan bir anahtarlık ve MA9317AF plakaya ait bir trafik ceza pusulası bulunmuştur. Bu bilgi İspanyol polisine iletilmiş ve polis patlayıcı bulundurabileceği kuşkusuyla bu arabayı aramaya başlamıştır. İspanyol polisi 6-7 Mart gecesi La Lineada bu plakalı kırmızı bir Ford Fiesta marka otomobil bulmuştur. Otomobilin içinde MA2732AJ plakalı bir otomobile ait dört anahtarla birlikte, Farrellin el çantasında taşıdığı pasaportunun üzerinde yazılı adı olan Katharine Smithin 6 Mart günü saat 10:00da kiralandığını gösteren bir oto kira sözleşmesi bulunmuştur.
99. 8 Mart günü saat 18:00 sularında, MA2732AJ plakalı bir Ford Fiesta otomobil, Marbelladaki otoparkın zemin katında görülmüştür. Otomobil Malaga bomba tertip ekibi tarafından açılmış ve otomobilin bagajında yedek lastik bölümüne gizlenmiş bir patlama cihazı bulunmuştur. Bu cihazda 4 patlatıcıya bağlı ve çevresinde 200 defa dolanılarak paketlenmiş beş paket (toplam 64 kilo) Semtex patlayıcı vardır. Ayrıca 10:45 ve 11:15e ayarlı iki zaman ayarı bulunmaktadır. Cihaz kullanıma hazır hale getirilmemiş, yani bağlanmamıştır.
100. İspanyol polisinin düzenlediği Madrid-27 Mart 1988 tarihli raporda, zaman ayarlarından birinin arıza yapması halinde bile patlamayı sağlamak için ikili bir aktifleştirme sisteminin bulunduğu, İspanya-Cebelitarık gümrüğünden geçerken detektöre yakalanmamak için patlayıcının yedek lastiğin boşluğuna gizlendiği; patlayıcı miktarının ve fişeklerin şarapnel olarak kullanılmasının da gösterdiği gibi teröristlerin çok yüksek etki yaratmayı amaçladıkları, cihazın 8 Mart 1988 tarihinde askeri tören sırasında patlamak üzere kurulduğuna inanıldığı sonucuna varılmıştır.
101. Şüpheli Ölümleri Soruşturma Görevlisi (Coroners Officer) olarak da görev yapan olan Baş Müfettiş Correa, her üç zanlının vurulma olayının tanıklarını araştırıp bulmuş ve görüşmüştür. Polis memurları çevredeki konutlara giderek kapıları iki kez çalmışlar ve kapı açılmayınca geri dönmüşlerdir. Başsavcı iki veya üç kez tanıkların ortaya çıkması için halka ricada bulunmuştur. Müfettiş Correa Soruşturma sırasında halkın ifade vermekte her zamankinden daha isteksiz göründüğünü belirtmiştir.
102. 7 Mart 1988de her üç zanlının cesedi üzerinde otopsi yapılmıştır. Birleşik Krallıkta yüksek nitelikli bir patolog olan Profesör Watson bu işlemleri yürütmüştür. Profesör Watsonun raporu, başvurucuların görevlendirdiği Profesör Poundera da verilmiştir. Daha sonra Soruşturma sırasında her iki patolog da otopsi işlemlerindeki noksanlıklardan söz etmişlerdir. Özellikle, cesetlerin Profesör Watson görmeden önce soyulması, giriş ve çıkış izlerinin saptanmasında muhtemel belirtileri toplamaktan yoksun bırakmış, X-ray ışınlarından yararlanılmamış, Profesör Watsona kaynak olabilecek fotoğrafların tam bir seti ile adli tıp ve balistik raporları da verilmemiştir.
I. Cebelitarık Soruşturması
103. Öldürmelerle ilgili olarak 6 Eylül 1988de Cebelitarık Şüpheli Ölümleri Soruşturma Görevlisi (Coroner) tarafından bir soruşturma (Inquest) başlatılmıştır. Bu soruşturmada SAS askerleri ve Birleşik Krallık Hükümeti gibi, öldürülenlerin aileleri olan başvurucular da temsil edilmişlerdir. Yerel halktan seçilmiş bir jürinin de bulunduğu soruşturmaya (inquest), Soruşturma Görevlisi (Coroner) başkanlık yapmıştır.
104. Soruşturmadan önce, 26 Ağustos, 30 Ağustos ve 2 Eylül tarihlerinde İçişleri Bakanlığı, Savunma Bakanlığı ve Cebelitarık Vali Yardımcısı, bazı bilgilerin kamu yararı bakımından ifşa edilmemesini içeren üç yazı göndermişlerdir. Bu yazılarda, kamu yararının gereği olarak aşağıdaki kategorilere giren bilgilerin ifşa edilmemesi gerektiği belirtilmiştir:
1. Yedi asker tanığın durumu bakımından,
i) onların kimliklerini;
ii) 6 Mart 1988 tarihinde askerlerin çalıştıkları birimleri, yerleri, emir komuta zincirlerini, operasyon yöntemini ve kapasitesini;
iii) uzmanlık eğitimlerinin niteliğini ve donanımlarını;
iv) askerlerin daha önce katıldıkları operasyonların niteliğini veya onlardan herhangi birinin her hangi bir zamanda çalıştıkları birimi;
v) Mühimmat Teknik Görevlisi olan Asker G bakımından, değerlendirmesini dayandırdığı bilgiler de dahil, güvenlik güçlerinin karşı önlem kapasiteleri ve her hangi bir savunma istihbarat bilgisini, faaliyetlerini ve operasyonlarını (ve istihbaratın kaynağı) ve operasyon yöntemlerini, uzmanlık eğitimini ve donanımını
açığa çıkartabilecek her hangi bir bilgi veya dokümanın ifşası yasaktır.
2. Güvenlik Güçlerinden olan tanıklar bakımından,
a) Güvenlik Gücü mensuplarının kimliklerini, görevlendirilişlerinin, eğitimlerinin ve donanımlarının ayrıntıları;
b) bütün istihbarat bilgi kaynaklarını;
c) Güvenlik Güçlerinin faaliyet ve operasyonlarının bütün ayrıntılarını,
açığa çıkartabilecek her hangi bir bilgi veya dokümanın ifşası yasaktır.
105. Bununla beraber yazılarda açıkça ifade edildiğine göre, ne askeriyeden ve ne de Güvenlik Güçlerinden tanıkların:
i) Geçici IRA eylem biriminin niteliğine ilişkin genel ifadeler de dahil, korkulan IRA suikastına ilişkin Polis ve diğerlerinin Emniyet Müdürüne ulaştırdıkları bilgilerin niteliği;
ii) Asker Gnin patlayıcı cihaz ve alınması gereken koruyucu önlemlere ilişkin ihtimallerle ve karşılaşılacak risklerle ilgili yaptığı değerlendirmeler;
iii) kontrolün askeriyeye geçirilmesine ilişkin ifadeler de dahil, 6 Mart 1988 günü vurmalara yol açan olaylar ve bunları çevreleyen şartlar
bakımından verdikleri ifadeler yasaklanmamaktadır.
106. 30 Eylüle kadar süren on dokuz günlük soruşturmada, operasyona katılan askerler, polis görevlileri ve izleyici personel de dahil olmak üzere yetmiş dokuz tanık dinlenmiştir. Ayrıca patologlar, adli tıp doktorları ve patlayıcı cihaz uzmanları da dinlenmiştir.
1. Patologların soruşturmadaki ifadeleri
107. 7 Mart 1988 tarihinde cesetler üzerinde otopsi yapan patolog Profesör Watson ve başvurucular namına görevlendirilen Profesör Pounder ifade vermişlerdir (bk. yukarıda parag. 102).
108. Profesör Poundera göre Farrell üç adım kadar mesafeden, arkadan üç atışla vurulmuştur. Başından ve boynundan da beş yara almıştır. Yüzden alınan isabetler, bedeninin ya tamamını veya en azından üst kısmını atış yapana döndüğünü göstermektedir. Yaraların alınışı ilgili olarak, vuruşu yapan ile yüz yüze olduğu sırada yüzünden atışlar aldığı ve sonra gerilerken arkadan atışlar aldığı makul bir açıklamadır. Profesör Watson, Farrelli vuran yukarı kısımdaki mermi yollarının, düşürken veya düştüğü sırada bu vuruşları aldığına işaret ettiğine katılmaktadır. Toplam sekiz isabet almıştır.
109. McCann iki kez arkadan ve üç kez de başından isabet almıştır. Başın tepesindeki yara, göğüs yaralarının baştaki yaralardan olduğunu ve baştaki yaranın yerdeyken veya yere çok yakınken alındığını göstermektedir. Beş kurşun isabet almıştır.
110. Savage ise on altı kurşunla vurulmuştur. Yedi başında ve boynunda, beş tane göğüste beş tane sırtta, her iki omuz başından birer tane, üç tane karında, iki tane sol bacağında, iki tane sağ kolunda, iki tane sol elinde yara izi vardır. Giriş yaralarının durumu bazı yaraların ateş edenle yüz yüze olduğu sırada alındığını göstermektedir. Ancak göğüsteki yaralar, sırttan giriş yapan kurşunların açtığı yaralardır. Profesör Watson, Savagein "kalbura çevrildiği"ni ve bunun "çılgın bir saldırı" olduğunu kabul etmektedir. Watson, kaldırımdaki işaretlere de bakılarak, Savagein başına isabet eden kurşunların yerde yatarken ateşlendiği görüşüne katılmaktadır. Profesör Pounder da, yerdeki vuruş izlerinin ve yaraların açı ve durumunun, Savagein yerde sırtüstü yatarken ayakları doğrultusunda dikilen bir kişi tarafından vurulduğunu gösterdiğine katılmaktadır. Askerlerin avukatının soruları karşısında, yerde tebeşir çizgileri içinde kalan vuruş izlerinin başa isabet eden yaralara karşılık geldiğinde ısrar etmiştir. Onun görüşüne göre, "bu yaralar ya başın yerde olduğu sırada veya yere gerçekten çok yakın olduğu" veya "yere bir kaç santimlik mesafede" sıkıldığı sırada "meydana gelmiş olmalıdır".
2. Soruşturma sırasında adli tıp delilleri
111. Ateşli silahlarda uzmanlaşmış bir adli tıp bilim adamı, atışların yakın mesafeden yapılıp yapılmadığını gösterecek olan barut kalıntılarını tespit için üç cesedin üzerinden çıkan elbiseleri incelemiştir. Farrellin ceket sırtının sağ yukarısında ve Savagein gömleğinin ön solunda yakın mesafeden atış yapıldığını gösteren itici barutun yanık izlerini bulmuştur. Böyle bir sonucun ancak bir Browning tabanca ile altı adım mesafeye kadar yapılan bir atışla elde edilebileceğini gösteren bir deneme yapmıştır. Farrellin ceketindeki yoğunluk hedefe üç adım ve Savagein gömleğindeki yoğunluk dört veya altı adım kadar yaklaşıldığı göstermektedir.
3. Patlayıcı cihazlarla ilgili deliller
112. Soruşturma sırasında, bu üç zanlı uzaktan kumanda cihazı taşıyor olsaydı, varolduğundan kuşkulanılan bombayı, vuruldukları 1,4 kilometre uzaklıktan patlatmalarının mümkün olup olmadığı sorusu ortaya atılmıştır. Ayrıca, zanlıların üzerlerinde gizlemiş oldukları varsayılan cihazı askerlerin görememelerinin makul olup olmadığı ve cihazın sadece bir düğmeye basılarak patlatılıp patlatılamayacağı sorulmuştur.
113. Bay Feraday, kamu tanığı olarak ifade vermiştir. Kendisi patlayıcılar üzerinde otuz üç yıllık bir deneyime sahip, Kraliyet Teçhizat Araştırma ve Geliştirme Kurumunda, Patlayıcılar Tıp Laboratuarında çalışan bir adli tıp uzmanıdır. Kuzey İrlandada kullanılan cihaza örnek olarak piyasadaki standart telsiz telefon büyüklüğünde bir ICOM IC2 iletkeni göstermiştir. Bu Starsbourgdaki yargılama sırasında hem Komisyon ve hem de Mahkeme önünde Hükümet tarafından delil olarak gösterilmiştir (bk. aşağıda parag. 130).
Feraday, hava ve arazi koşulları gibi mesafeyi etkileyen etmenlerden söz ederken, cihazın en asgari koşullarda 30 millik bir mesafeden bile işleyebileceğini belirtmiştir. Onun görüşüne göre, kuşkulanılan araçtaki telsizin etkinliği frekans almak için gerekli uzunlukta olmaması nedeniyle çok zayıf kalmasına rağmen, sinyali alabilecekti. Bu anten kullanılarak bir bombanın bir millik bir mesafeden uzaktan kumanda ile patlatılabileceğini kabul etmiştir.
114. Başvurucular, mühendislik master ve doktora derecelerine ve telsiz operatörü lisansına sahip Dr Scottu davet etmişlerdir. Kendisi İngilteredeki iki IRA davasında yer almıştır. Üç zanlının yürüdüğü yol boyunca aynı alıcılarla deneyler yapmıştır. Vurma olaylarının meydana geldiği yer ile toplantı alanı arasında yokuş olduğunu ve ayrıca kalın bir duvar ve çok sayıda binanın bulunduğunu belirtmiştir. IRA kendi bombalarının yanlış sinyallerle patlamasını engellemek için cihazların üstünde bulunan şifre yapıcı ve şifre çözücü kullanmıştır: Bu da iyi ve temiz sinyalin alınmasını gerektirmektedir. Antenin etkililik bakımından sadece "bir oyuncak" sayılabileceğini, tahmin edilen frekans için yanlış uzunlukta olmasını ve dik durmak yerine daha çok tavana doğru yatık olmasını dikkate alarak, kendi mesleki görüşüne göre, gösterilen alıcının bu koşullar altında bir iletici ile patlatılamayacağını ifade etmiştir. Araç antenin kaldırılması ile bombanın etkisiz hale getirebileceğini ve böyle bir tedbirin patlayıcı cihazın dengesini bozmayacağını da belirtmiştir.
115. Dr Scott ileticinin nasıl çalışacağını da izah etmiştir. İkili frekans setinin kurulduğunu varsayarsak, şifre çözücü üzerindeki açma/kapama şalterinden sonra güç kaynağındaki açma/kapama şalterini bağlamak ve daha sonra iletimi sağlamak için üçüncü bir düğmeye basmak gereklidir. Bombayı patlatabilmek için bir düğmeye (iletici düğmeye) basmayı gerektirecek şekilde cihazın kurulması mümkündür ama, bu kuruluş bataryaların durması tehlikesine rağmen, iletici ve şifre çözücüdeki güç şalterlerini açık bırakmayı gerektirecektir. Ayrıca, caddede yürürken tesadüfen bir çarpma veya bir kurşun gelmesi veya kaldırıma veya kenarına çarpacak şekilde kişinin acemice yere düşmesi sonucu cihazın etkilenmesi tehlikesi de bulunmaktadır.
116. Askerleri temsil eden hukukçular, bu iddiayı çürütmek için Yüzbaşı Edwardsı davet etmişlerdir. Kendisi Kraliyet Sinyal Biriminin bir mensubu olup, alıcı spectrum ağını karıştıran VHF/HF alıcıları üzerinde deneyimlidir. Shell garajı ile Inces Hall arasındaki alanda ICOM tipi alıcı üzerinde ses iletişiminin mümkün olup olmadığını görmek için deneyler yapmıştır. Kullandığı cihazlar Dr Scottun kullandığının aynısı değildir. Toplantı alanından, vurmaların gerçekleştiği noktadan gelen hem ses iletişimini hem de tek bir işitsel tonu almanın mümkün olduğunu ifade etmiştir. Ancak kendisi şifre vericisi kullanmamıştır; onun kullandığı cihazlar birbirine tutturulmuş olup uyumludurlar. Feraday tekrar çağrılmıştır. Kendisi, eğer zayıf bir ses iletişimi alınacak olursa, sinyalin bombayı harekete geçireceğini söylemiştir.
117. IRAnın kısa anteni gerektiren vegöz hizasından etkiye sahip olan yüksek frekanslı cihazların kullanımını geliştirdiği herkes tarafından kabul edilmiş görünmektedir. Bunlar, cihaz operatörünün bomba ile aynı hizada olduğu ve diğer radyo dalga kaynaklarının veya karşı önlemlerin müdahalesinin az bir ihtimal olduğu zaman patlatma için uygun özelliklerdir. Bu tür uzaktan kontrollü patlamanın göz hizası şartlarından başka bir yerde kullanıldığına dair bir örnek bilinmemektedir; en azından böyle bir örnek gösterilmemiştir.
4. Soruşturma sırasında yapılan iddia ve savunmalar
118. Soruşturma sırasında başvurucuların temsilcisi olan P.J. McGrory tanıklara sorular sormuş ve şu anlama gelen bir sunuş yapmıştır: Ya olaydan önce Birleşik Krallık Hükümeti zanlıların öldürülmeleri için vurulmaları kararı almış ve askerlere vuruşları yerine getirme talimatı vermiştir, veya operasyon zanlıların askerler tarafından öldürülmelerini kaçınılmaz kılacak bir biçimde planlanmış ve uygulanmıştır. Her halükarda, bu şartlar altında askerlerin öldürücü zor kullanmaları gerekli değildir; gerekli idiyse, kullanılan zor aşırıdır ve bu nedenle haklı değildir. Öte yandan P.J. McGrory, baştan beri Emniyet müdürünün ve görevlilerin gereği gibi ve iyi niyetle davrandıklarına itiraz etmediğini belirtmiştir.
119. Kıdemli askeri komutan olan Asker F ve taktik komutanı olan Asker E, zanlıların infaz edilmeleri için açık veya örtülü bir planın bulunduğunu reddetmişlerdir. Bu soru Askerler A, B, C ve Dye sorulduğunda, zanlıları öldürmek üzere gönderildiklerinin ne açıkça ve ne de ima suretiyle ifade edilmediğini söylemişlerdir.
5. Soruşturma Görevlisinin jüriye hitabı
120. Soruşturma Görevlisi (Coroner) soruşturmanın sonunda uygulanabilir hukuk konusunda, özellikle Cebelitarık Anayasasının 2. maddesi (bk. aşağıda parag. 132) ile ilgili olarak jüriye hitap etmiştir. Soruşturma muhakemesinde tarafların jüriye sunuş yapmaları mümkün olmadığından, Soruşturma Görevlisi jüriye, başvurucuların temsilcilerinin ve askerler ile iddia makamı temsilcilerinin dayandıkları delilleri özetlemiştir. Askerlerin gösterdiği delillerden kendileri ateş açtıkları zaman öldürme kastıyla atış yaptıkları sonucuna varmış ve jüriyi verebilecekleri muhtemel hükümler hakkında bilgilendirmiştir:
"...Eğer askerler o gün işlerine açık bir öldürme niyeti ile başlamışlarsa, bu bir cinayet olur ve hukuka aykırı adam öldürme hükmü vermek doğrudur. Örnek iki: eğer Savagein (veya diğer ikisinin), yerde tam anlamıyla hareketsiz bırakıldıktan sonra başından vurulduğunu tespit edip, onun işini bitirmek için askerlerin ateşe devam ettikleri sonucuna varacak olursanız, bu da cinayet olur. Her iki durumda da kendilerini veya başkalarını savunmayı veya gözaltına almayı içermeyen bir öldürmeyi amaçlamışlardır... bu nedenle cinayettir ve hukuka aykırı öldürme kararı verirsiniz. Bu ikinci örnekte makulce gerekli olandan fazla zor kullanılması sonucu meydana gelen bir öldürme sonucuna varacak olursanız, hükmünüz yine hukuka aykırı bir öldürme olacaktır, ama bu cinayet olmayacaktır. Önereceğim üçüncü örnek, durumu tam olarak karşılamaktadır. Askerlerin gerçek niyetinin üç zanlıyı yakalayıp Cebelitarık Polisine teslim etmek için gözaltına almak olduğunu ve gözaltına alma işleminden sapılarak olayın, ya (a) gerekli olmadığı halde zor kullanılması, veya (b) kullanılan zorun makulce gerekli olandan fazla olması sonucu üç ölümle sonuçlandığını kabul edecek olursanız, bu bir cinayet olmayacak ... ve karar, daha önce söylediğim gibi hukuka aykırı öldürme olacaktır. Dördüncü örnek: askerlerin gereği gibi hareket ettiklerine, fakat her nasılsa askerlerin cehaleti nedeniyle operasyonun üç zanlının ölümüne varacak şekilde tırmandığına ikna olursanız, yine hukuka aykırı öldürme hükmü vereceksiniz.
... O halde verebileceğiniz üç tür hüküm var. Bunlar:
a) hukuka aykırı öldürme, ki bu adam öldürmedir.
b) hukuka uygun öldürme, ki bu meşru ve makul görülebilir bir adam öldürmedir.
c) açık hüküm (hükme varamamak).
Hükmün hukuka aykırı öldürme olması halinde, makul bir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ikna olmuş olmanız gerektiğini hatırlayarak, üzerinde düşünülmesi gereken iki durum vardır. Birincisi askerlerin kendileriyle ilgilidir; ikincisi ise farkında olmadan üç zanlıyı gözden çıkaran bir entrikanın maşası olmalarıyla ilgilidir.
Askerlerin kendileri bakımından, onların hukuka aykırı olarak öldürdüklerine makul kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ikna olmamış iseniz, o zaman açık hüküm (hükme varamamak) veya meşru adam öldürme hükmü vermeniz gerektiğini söylemeliyim. Size tavsiyem, meşru öldürme, yani hukuka uygun öldürme hükmü vermeniz; çünkü eğer askerlerin kendileri için hukuka aykırı adam öldürme hükmüne varamayacaksanız, olayın şartlarının niteliği gereği, çözümünüz bu olacaktır. Durumun mantığı budur. Her hangi bir biçimde çözemediğiniz bir duruma varabilirsiniz; o zaman tek alternatif açık hüküm vermektir; ancak görevinizi yaparken açık hüküm vermekten kaçınmanızı tavsiye ederim. Askerlerin farkında olmadan maşa oldukları ikinci durum bakımından da aynı şey geçerlidir..."
121. Jüri ikiye karşı dokuz oyla, hukuka uygun öldürme kararı vermiştir.
J. Kuzey İrlandadaki dava
122. Başvurucular bu hükümlerden tatmin olmamışlar ve her üç kişinin ölümü sonucunda malvarlıklarında meydana zarar ve kayıp nedeniyle Savunma Bakanlığı aleyhine Kuzey İrlandada İlk Derece Mahkemesinde hukuk davası açmışlardır. Dilekçeler 1 Mart 1990 tarihinde tebliğ edilmiştir.
123. Commenwealth ve Dışişleri Bakanlığı 15 Mart 1990 tarihinde, 1981 tarihli Kraliyet Yargılama (Kuzey İrlanda) Kararnamesi ile değişik 1947 tarihli Kraliyet Yargılama Yasasının 40(3). fıkrasına göre yazıları göndermiştir. Aynı Yasanın 40(2) (b). fıkrası, Kraliyetin Birleşik Krallıktaki Hükümetine karşı olmadıkça hukuki sorumluluk bakımından Kraliyete karşı Kuzey İrlandada açılan davaları hariç tutmaktadır Kraliyet için aynı istisna 1981 tarihli Kararnameye göre Kuzey İrlandada uygulanır. Bakanlığın bu konudaki kararı kesindir. Kararlar, bu durumda iddia edilen sorumluluğun ne Kraliyetin Birleşik Krallık Hükümeti ve ne de Kraliyetin Kuzey İrlanda Hükümeti bakımından ileri sürülemeyeceğini belirtmektedir.
124. Savunma Bakanlığı daha sonra davaların düşmesini istemiştir. Başvurucular temyiz yoluyla Bakanlık kararlarının hukukiliğine itiraz etmişlerdir. 6 Temmuz 1990 tarihinde tek taraflı (ex parte) olarak temyiz izni verilmiş, ancak tam bir duruşmadan sonra başvurunun hiç bir başarı şansı olmadığı gerekçesiyle 31 Mayıs 1991de izin kaldırılmıştır. Kıdemli avukat bu kararı temyiz etmenin yersiz olduğunu tavsiye etmiştir.
Başvurucuların İlk Derece Mahkemesindeki davaları 4 Ekim 1991de düşmüştür.
K. Televizyon Haber Programı: "Kayalıkta Ölüm"
125. Thames Televizyonu 28 Nisan 1988 tarihinde teröristlere ait aracın İspanyol polisleri tarafından izlendiği iddiasını ve tanıkların McCann ve Farrellin yerde iken vuruldukları iddialarını da içeren vuruşlarla ilgili bir canlandırmanın yapıldığı, "Kayalıkta Ölüm" başlıklı haber programı (bk. yukarıda parag. 70) yayınlamıştır. Kimliği belirtilmeyen bir tanık, bir adamın Savagein göğsüne ayağını basarak onu vurduğunu anlatmıştır. Bağımsız Yayın Kurumu, Commenwealth ve Dışişleri Bakanlığının ölümlerle ilgili soruşturmanın sonuçlanmasına kadar programın ertelenmesi talebini reddetmiştir.
L. Komisyon ve Mahkemeye sunulan diğer deliller
1. Baş Müfettiş Valenzuelanın ifadesi
126. İspanya polisinin rolü hakkında Soruşturmada ifade vermesi için bir İspanyol polisi Cebelitarık polisi tarafından davet edilmesine rağmen, görünüşte üstlerinden izin alamadığı gerekçesiyle katılmamıştır.
127. Hükümet Komisyona, Malagada polis olan Baş Müfettiş Rayo Valenzuelanın 8 Ağustos 1988 tarihli ifadesini bir kopyasını sunmuştur. Bu ifadeye göre Birleşik Krallık polisi, Mart ayının başında, adları Daniel McCann, Mairead Farrell ve Sean Savage olan muhtemel ASU üyelerinin fotoğraflarını İspanyol polisine vermiştir. Bu kişiler 4 Mart 1988de Malaga havaalanında görülmüşler, ancak buradan ayrıldıklarında izleri kaybedilmiştir. Bu kişilerin yerini belirlemek için 5 ve 6 Mart 1988 tarihlerinde arama yapılmıştır.
Hükümetin verdiği bu ifade, İspanyadan ifade veren hiç bir polisin bulunmadığı bir ortamda verildiği için bunun bir duyumdan ibaret kalacağını gerekçesiyle avukat P.J. McGroryin itirazı üzerine, Soruşturmacı da ifadeyi kabul etmemiş ve ifade Soruşturma delilleri arasında yer almamıştır.
2. Harry Debeliusun ifadesi
128. 21 Eylül 1988 tarihinde ve başvurucular için, Thames Televizyonunun "Kayalıkta Ölüm" adlı programın yapımında danışman olarak çalışmış bir gazeteci tarafından bir ifade verilmiştir. Kendisi, ASU tarafından kullanılan beyaz Renault arabanın Cebelitarıka doğru sahilden ilerlerken İspanyol polisinin gözetimi altında olduğunu belirtmiştir. Denildiğine göre gözetim, kuşku çekmemek için helikopter ve sabit gözetim noktalarındaki görevliler yardımıyla, dört veya beş polis arabası tarafından nöbetleşe yapılmıştır. Araçların hareketleri, araçların sınıra yaklaştığının farkında olan Cebelitarıktaki yetkililere iletilmiştir. Debelius bu ifadesi için, Thames Televizyon muhabiri Julian Manyon ile birlikte İspanya güvenlik güçlerinin Madriddeki sözcüsü Augustin Valladolid ile 21 Mart 1988 tarihinde saat 18:00den 19:20ye kadar yaptığı görüşmeye dayanmaktadır.
129. Başvurucular bu açıklamanın da Soruşturmada kanıt olarak gösterilmesini istemişlerdir. Ancak Soruşturmacı, bu açıklamanın Hükümetin sunduğu ifade gibi (bk. yukarıda parag. 127), duyuma dayandığı gerekçesiyle dosya harici tutulmasına karar vermiştir.
3. Taraflarca yapılan gösterimler
130. Komisyon ve Mahkemeye Hükümet tarafından bir şifre yapıcısının bağlandığı ICOM iletme cihazı gösterilmiştir. Cihazın boyutları 18 cm x 6.5 cm x 3.7 cm; şifre yapıcısının boyutları iletim cihazına genellikle şeritle bağlanan ve düz, strepsil bir kutuya yerleştirilebilen, 8 cm x 9 cm x 3 cmdir. İletim cihazından çıkan anten 18 cm uzunluğundadır.
4. Başvurucuların sunduğu öteki materyaller
131. Başvurucular Dr Scottun, üç zanlının vuruldukları alandan ICOM cihazını veya herhangi bir iletim/anten bileşkesini kullanarak hedef alandaki bombayı infilak ettirmelerinin mümkün olmadığına, bunun da uzmanlar tarafından pekala bilenebileceğine dair 22 Ekim 1993 tarihli görüşünü sunmuşlardır. Dr Scott ayrıca, el iletim cihazının insan vücuduna yakınlaştıkça gücünün azalacağına; iletim cihazını çalıştırırken antenle birlikte insan vücudundan mümkün olduğu kadar yüksekte tutulması gerektiğine dikkat çekmektedir.
5. Komisyonun olaylara ilişkin saptamaları
132. Komisyon 4 Mart 1994 tarihli raporunda, maddi olaylara ilişkin şu tespitleri yapmıştır:
- Zanlıların stratejik noktalardaki gözetim elemanları tarafından görülebilmeleri için Cebelitarıka girmelerine izin verilmiştir (parag. 213);
- Bay McCann, Bayan Farrell ve Bay Savagenin öldürülmeleri için tasarlanmış bir planın bulunduğuna dair başvurucuların iddialarını destekleyen bir delil yoktur (parag. 216);
- Askerlerin McCann ve Farrelli teslim olmaya teşebbüs ettikleri anda veya yerde yatarlarken vurduklarına ilişkin iddiaları destekleyen inandırıcı bir delil yoktur (parag. 222 ve 223);
- Zanlılar Farrell ve McCannin tehlikeli görünen hareketlerinden sonra Askerler A ve B tarafından yakın mesafeden vurulmuşlardır. Zanlılar yerde yatarken değil, yere düşerken vurulmuşlardır (parag. 224);
- Savagenin geriye dönüp arkasındaki askerlerle yüz yüze gelmesine muhtemelen, ya polis siren sesi veya McCann ve Farrellin Shell garajında vurulmalarına dair silah sesleri veya her ikisi neden olmuştur. Askerler C ve Dnin Savagenin arkasından gelirken, McCann ve Bayan Farrellin vurulmalarını görmüş olmaları ihtimali yoktur (parag. 228);
- Askerler C ve Dnin vurmalara ilişkin verdikleri ifadeleri çürütecek yeterli delil yoktur. Savage yakın mesafeden yere çarpıncaya kadar ve muhtemelen hemen yere çarparken veya çarptıktan sonra vurulmuştur. Bu sonuç daha sonraki soruşturmada patologların ifadeleriyle desteklenmektedir (parag. 229 ve 230);
- Askerler A, B, C ve D, daha önce patlayıcılarla meşgul olmuş teröristler olduklarını bildikleri zanlıların Cebelitarıkın merkezinde bombalı bir aracı infilak ettirmeleri tehlikesini önlemek amacıyla ateş açmışlardır (parag. 231);
- Emniyet Müdürünün operasyon brifinginde bir biçimde zaman ayarlı bombadan söz edilmiştir. Ancak bu her nedense, askerlerin operasyona yaklaşımlarında göz önünde bulundurulmuş bir faktör değildir (parag. 241).
II. Konuyla ilgili iç hukuk ve uygulama
133. Cebelitarık Anayasasının 2. maddesi şöyle demektedir:
(1) Hiç kimse, mahkum olduğu bir suç nedeniyle mahkemenin verdiği kararın infazı dışında kasten yaşam hakkından yoksun bırakılamaz.
(2) Aşağıdaki hallerde, hukukun izin verdiği şartlarda ve ölçüde makul olarak haklı görülebilecek güç kullanmanın sonucunda bir kimsenin ölmesi bu maddeye aykırı yaşamdan yoksun bırakma sayılmaz.
a. bir kimsenin canını veya malını şiddete karşı savunma;
b. hukuka uygun bir gözaltına alma veya hukuka uygun olarak tutulan bir kimsenin kaçmasını önleme;
...
d. bir kimsenin suç işlemesini önleme".
134. Konuyla ilgili iç hukuktaki içtihatlar, kullanılan gücün makul olup olmadığına, gücü kullanan kişinin varlığına içtenlikle inandığı nedenlere dayanılarak karar verilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu da, gücü kullanan kişinin neye inandığı gibi öznel bir testi ve bu inanç için makul nedenlerinin bulunup bulunmadığı gibi nesnel bir testi uygulamayı gerektirmektedir. İçtenlik ve makul inanç ortaya konulduktan sonra, söz konusu gücü suçu önlemek veya gözaltına almayı gerçekleştirmek için kullanmanın makul olup olmadığı belirlenmelidir (bk. örneğin, Lynch v. Savunma Bakanlığı (1983) Northern Ireland Law Reports 216, R. v. Gladstone Williams (1983) 78 Criminal Appeal Reports 276, s. 281 ve R. v. Thain (1985) Northern Ireland Law Reports 457, s. 462).
135. Kullanılan gücün makul olup olmadığı, meşru müdafaa veya suçu önleme veya gözaltına almak için kullanılıp kullanılmadığına ilişkin test, katı bir testtir. İddianameye tabi suçlarla ilgili hukuki durumu ele almak üzere atanan Kraliyet Komisyonunun Raporunda ((1879) 36 House of Lords Papers 117, s.167) aşağıdaki terimlerle tanımlanmıştır:
"Kişinin canına, özgürlüğüne ve malını yasadışı şiddete karşı savunmasını uygun bulan ve ayrıca suçları önlemek, kamu barışını korumak ve suçluları adalet huzuruna çıkarmak için güç kullanılmasına izin veren, ancak bütün bunları, kullanılan gücün gerekliliği ile, yani önlenmesi istenen zararın daha az bir şiddetle önlenememesiyle ve kullanılan gücün meydana getirdiği veya meydana getirmesi makulce beklenen zararın önlenmek istenen tahribat ve zararla orantılı olmasıyla sınırlayan ilkeyi, "common law"un büyük bir ilkesi olarak kabul ediyoruz."
Yargıç McGonigal, Attorney General for Northern Irelands Referenceda ((1976) Northern Ireland Law Reports 169 (Court of Appeal)) bu yaklaşımı nasıl anladığını aşağıdaki gibi ifade etmiştir (s. 187):
"... bana öyle görünüyor ki, belirli bir olayda kullanılan gücün makul veya makul olmadığını kabul ederken, makullük testi bu paragrafta ortaya konan tarzda belirlenmelidir. Bu durum iki soru ortaya çıkarır:
a) Önlenmek istenen zarar daha az şiddetle önlenebilir miydi?
b) Gücün kullanıldığı zaman meydana getirdiği veya makulce meydana getirmesi beklenen zarar, önlemek istediği tahribat veya zararla orantısız mıdır?
Bunlar objektif olarak, yani o koşullarda makul bir kişinin yapacağı eylem ile sanığın varlığına içtenlikle inandığı ve sahip olduğu kanaat ışığında yanıtlanması gereken sorulardır. Güç:
a) gerekli olandan fazla ise, veya
b) neden olduğu zarar, önlenecek olan kötülükten orantısız bir biçimde daha büyük ise, makul değildir."
136. Emniyet Müdürünün Operasyon Emrine ekli "Görev Talimatı: Ateşli Silahlar" başlıklı belgenin konuyla ilgili hükümleri şöyledir:
"Genel Kurallar:
1. Amacını gerçekleştirmek için gerekli olandan fazla güç kullanma.
2. Ateşli silah kullanıyorsan, çevredeki insanların güvenliğini zedelememek için bir dikkatle kullanmalısın.
3. Ateş etmeden önce uyarı
a) Ateş açmadan önce eğer bulunulabilecek gibiyse, uyarıda bulunmalısın. Uyarı mümkün olduğu kadar yüksek sesle yapılmalı ve saldırının durdurulması emrini ve eğer emirlere uyulmazsa ateş açılacağı sözlerini içermelidir.
b) Uyarıda bulunman veya ateş etmede gecikmen, korumakla görevli olduğun kişinin veya kendinin veya operasyona katılan diğer bir kişinin ölümüne veya ciddi biçimde yaralanmasına yol açacak ise, uyarıda bulunmadan ateş edebilirsin.
4. Ateş açma
Rehine alan bir kimseye karşı,
a) eğer bu kişi ateşli bir silahı veya başka bir silahı kullanabilecek ise veya patlayıcı bir maddeyi patlatabilecek ise ve senin veya operasyona katılan diğer bir kişinin veya korumakla görevli olduğun bir kimsenin öldürülme ve ciddi biçimde yaralanma tehlikesi varsa,
b) eğer bu kişi ateşli silahı veya başka bir silahı kullanmak veya patlayıcı bir maddeyi patlatmak üzere ise ve onun eylemi, senin veya operasyona katılan diğer bir kişinin veya korumakla görevli olduğun her hangi bir kimsenin yaşamını tehlikeye sokma veya ciddi biçimde yaralama olasılığı varsa ..., ateş açabilirsin.
5. Eğer bu kişi, patlaması halinde senin veya operasyona katılan diğer bir kişinin veya korumakla görevli olduğun diğer bir kimsenin yaşamını tehlikeye sokacak veya ciddi şekilde yaralanmasına neden olacak bir patlayıcıyı maddeyi bir taşıta, gemiye, binaya veya yakınına koyma veya düzenleme halinde ise..."
137. Operasyon emrine ekli polisin ateşli silah kullanma kılavuzu da şöyledir:
"Ateşli silahlar: Polis tarafından kullanılması.
Herhangi bir silahlı operasyonunun amacı, ilgili kimselere en az zararla silahlı kişiyi gözaltına almaktır. Polisin ilk görevi insanları korumaktır; ancak polis o kişiyi bir an önce gözaltına alabilmek uğruna kendisinin veya meslektaşlarının yaşamını tehlikeye sokmamalıdır. Ateşli silahı bulunan bir kişinin fiziksel bütünlüğüne, bir polisinkinden daha fazla önem verilmemeli ve polis tarafından gereksiz riskler üstelenilmelidir. Polis, diğer güç kullanmalarda olduğu gibi ateşli silahları kullanırken de hukukun getirdiği sınırlamalara tabidir. Bu konudaki hukuki çalışmalarda ortaya çıkan en önemli sonuç, sorumluluğun şahsi olmasıdır. Ateşli silah kullanan bir polis, mahkemeye veya soruşturmacının yaptığı soruşturmaya hesap vermek durumunda kalabilir; eğer eylemleri hukuka aykırı (veya yolsuz) ise, kişisel olarak cinayet, adam öldürme veya hukuka aykırı olarak yaralama ile suçlanabilir. Aynı şekilde, silah kullanmasında hukuka aykırılık veya ihmal varsa, maddi zararların tazmininin kendisinden istendiği bir hukuk davasında davalı konumuna girebilir. Aynı iddiaların Emniyet Müdürüne karşı da yapılabilmesi, silahı kullanan kişinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Üstün emriyle silah kullanmış olması, polisi kendiliğinden ceza sorumluğundan kurtarmaz. Bir polise silah verilince, silahı kesinlikle hukuka uygun koşullar dışında da kullanma yetkisi verilmiş değildir. Bunun gibi, bir görevli yapılacak bir operasyon hakkında bilgilendirilirken, suçlu hakkında verilen bilgi onun korkunç ve tehlikeli olduğunu ima edebilir. Bu durum göz önünde tutulması gereken etmenlerden biri olmakla birlikte, kendiliğinden onu vurmayı haklı kılmaz.
Eylemlerinden doğan nihai sorumluluk kişiye aittir; bu nedenle, belirli bir anda ateş açılıp açılmaması hakkında nihai karar, ancak o görevli tarafından verilebilir. Bu karar, konu hakkında açık bir hukuki bilgiyle ve o sırada varolan şartlar ışığında verilmelidir".
III. Birleşmiş Milletler Belgeleri
138. Kanun Adamlarının Zor ve Silah Kullanmaları hakkında Birleşmiş Milletler Temel Prensipleri adlı bildiri, Suçların Önlenmesi ve Suçluların Islahı üzerine Sekizinci Birleşmiş Milletler Kongresinde 7 Eylül 1990 tarihinde kabul edilmiştir.
139. BM Zor ve Silah Kullanma Prensiplerinin 9. maddesi, "silahın sadece yaşamı korumak için kesinlikle kaçınılmaz olduğu durumlarda kasten öldürmeye yönelik olarak kullanılabileceğini" öngörmektedir.
İlgili diğer hükümler şöyledir:
Madde 10
"Kanun adamları... kendilerini gereği gibi tanıtarak silah kullanma niyetleri konusunda açık bir uyarıda bulunurlar ve uyarıya uyulabilmesi için yeterli zaman verirler. Eğer uyarıda bulunmak, kanun adamlarını gereksiz yere tehlikeye sokacak ise veya başkaları için ölüm veya ciddi bir biçimde yaralanma riski yaratacak ise veya olayın şartları içinde açıkça gereksiz ve anlamsız ise, uyarı yapılmaz."
Madde 22
"Hükümetler ve kanunen yetkili kuruluşlar ..., etkili bir denetim süreci oluştururlar
bağımsız idari veya kovuşturma makamlarının gerekli gördüklerinde yetkilerini kullanabilme durumunda olmalarını temin eder. Ölüm, ağır yaralama veya başka vahim bir olayın meydana gelmesi halinde, idari inceleme ve yargısal denetimle görevli yetkili makamlara hemen ayrıntılı bir rapor gönderilir.
Madde 23
"Zor ve silah kullanılmasından etkilenen kişiler ve kanuni temsilcileri yargısal usuller dahil, bağımsız bir denetim usulüne katılma hakkına sahiptir. Böyle bir kimsenin ölmesi halinde, bu hüküm o kimsenin himayesi altında bulunan kişilere de uygulanır."
140. Ekonomik ve Sosyal Konsey tarafından 24 Mayıs 1989 tarihli ve 1989/65 sayılı Kararıyla kabul edilen Hukukdışı, Keyfi ve Kısayoldan İnfazları Etkili Biçimde Önlenmesi ve Soruşturulmasına dair B.M. Prensiplerinin ("Hukukdışı İnfazlara dair B.M. Prensipleri"), 9. maddesi şöyledir:
"Hukukdışı, keyfi ve kısayoldan infazdan kuşkulanılan bütün olaylarda ve ayrıca yukarıdaki şartlarda doğal olmayan bir ölümün meydana geldiğine dair yakınların şikayetçi olması veya güvenilir kaynaklardan haber alınması halinde, hemen tam ve tarafsız bir soruşturma yapılır..."
Bu belgenin 9 ve 17. maddelerinde, bu tür ölümleri soruşturma usulleri için ayrıntılı hükümler vardır.
KOMİSYON'DAKİ YARGILAMA
141. Başvurucular 14 Ağustos 1991 tarihinde Komisyona başvurmuşlardır (No. 18984/91). Başvurucular, Daniel McCann, Mairead Farrell ve Sean Savagenin SAS (Özel Hava Hizmetleri) mensupları tarafından öldürülmelerinin, Sözleşmenin 2. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdir.
142. Komisyon başvurucuların şikayetlerini 3 Eylül 1993te kabuledilebilir bulmuştur.
Komisyon 4 Mart 1994 tarihli raporunda (Madde 31), altıya karşı on bir oyla Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edilmediğine dair görüşünü açıklamıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
MAHKEME'DEN NİHAİ TALEPLER
143. Hükümet, başvuruların konusu olan yaşamdan yoksun bırakma olaylarının, Cebelitarıktaki insanların hukuka aykırı şiddete karşı korunması için gerekenden kesinlikle fazla olmayan bir gücün kullanılması sonucu meydana gelmesi nedeniyle, Sözleşmenin 2. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendine göre meşru olduğunu ileri sürmüş ve Mahkemenin öldürülen her üç kişi bakımından Sözleşmeye aykırılık bulunmadığının tespit edilmesini talep etmiştir.
144. Başvurucular Hükümetin, operasyonun planlama ve icrasının makul kuşkuya yer bırakmayacak şekilde Sözleşmenin 2. maddesinin ikinci fıkrasına uygun olduğunu gösteremediğini, bu nedenle öldürmelerin bu hüküm bakımından mutlaka gerekli olmadığını ileri sürmüşlerdir.
KARAR GEREKÇESİ
I. Sözleşmenin 2. maddesinin ihlali iddiası
145. Başvurucular, McCann, Bayan Farrell ve Savagein güvenlik güçleri tarafından öldürülmelerinin, Sözleşmenin 2. maddesini ihlal ettiğini iddia etmişlerdir. Sözleşmenin 2. maddesi şöyledir:
1. Her bireyin yaşama hakkı hukuk tarafından korunur. Kanunun ölüm cezası öngördüğü bir suç nedeniyle mahkemenin verdiği ölüm cezasının infazı dışında, hiç kimse yaşama hakkından kasten yoksun bırakılamaz.
2. Aşağıdaki hallerde yaşamdan yoksun bırakma, kullanılması mutlaka gerekli bir gücün sonucu olarak meydana gelmişse, bu maddeye aykırı sayılmaz:
(a) bir kimsenin hukuka aykırı şiddette karşı savunması;
(b) hukuka uygun bir gözaltına alma kararını uygulama veya hukuka uygun olarak tutulan bir kişinin kaçmasını önleme;
(c) bir ayaklanma veya isyanı hukuka uygun olarak bastırma.
A. Sözleşmenin 2. maddesinin yorumlanması
1. Genel yaklaşım
146. Sözleşmenin 2. maddesini yorumlarken Mahkemeye rehberlik edecek olan şey, Sözleşmenin her bir bireyin korunmasını amaçlayan bir belge olması ve hükümlerini bu korumayı pratik ve etkili kılacak bir biçimde yorumlamayı ve uygulamayı gerektirmesidir (bk. diğerleri arasında Soering -- Birleşik Krallık kararı, parag. 87 ve Loizidou - Türkiye (İlk İtirazlar) kararı, parag. 72).
147. Sözleşmenin yaşamı güvence altına almakla kalmayıp yaşamdan yoksun bırakmanın haklı görülebilecek hallerini de düzenleyen 2. maddesini, yine Sözleşmenin 15. maddesi gereğince yükümlülük azaltma kapsamına sokmaması nedeniyle, bu maddeyi barış zamanının gerçekten en temel hükümlerinden biri durumuna getirdiği de akılda tutulmalıdır. Sözleşmenin 2. maddesi, 3. maddeyle birlikte, Avrupa Konseyini oluşturan demokratik toplumların temel değerlerinden birini içermektedir (bk. yukarıda geçen Soering -- Birleşik Krallık, parag. 88). Bu nedenle, Sözleşmenin 2. maddesinin hükümleri, tam anlamı verilerek yorumlanmalıdır.
148. Mahkeme, 2. maddenin ikinci fıkrasında istisnaların yer almış olmasının, bu maddenin münhasıran kasten öldürmeyle sınırlı olmadığını fakat kasten öldürmeyi de kapsayacak şekilde geniş olduğunu düşünmektedir. Komisyonun da işaret ettiği gibi, Sözleşmenin 2. maddesi bir bütün olarak okunduğunda, ikinci fıkranın esasen bir kimseyi kasten öldürülmeye izin verilen durumları tanımladığı değil, fakat istenmediği halde yaşamdan yoksun bırakma sonucunu doğurabilecek "güç kullanma" hallerini belirttiği görülür. Yine güç kullanma, ikinci fıkranın (a), (b) ve (c) bendlerinde belirtilen amaçlardan birini gerçekleştirmek için "mutlaka gerekli" olandan fazla olmamalıdır (bk. Başvuru no. 10444/82, Stewart -- Birleşik Krallık, (Decisions and Reports) ("DR"), c. 39, parag. 169-171).
150. Mahkeme, bu hükmü demokratik toplumdaki önemine uygun olarak değerlendirirken, özellikle açıkça öldürücü bir güç kullanma halinde, sadece fiilen güç kullanmış Devlet görevlilerin eylemlerini değil, fakat ayrıca bu eylemlerin planlanmasının ve denetlenmesinin içinde yer aldığı tüm koşulları dikkate alarak, yaşamdan yoksun bırakma olayını çok yakından ve dikkatli bir incelemeye tabi tutmalıdır.
2. Sözleşmenin 2(1). fıkrasındaki yaşamı koruma yükümlülüğü
(a) Ulusal hukuk ve uygulamanın 2. madde standartlarına uygunluğu
151. Başvurucular, Sözleşmenin 2(1). fıkrasının yaşamı "korumak" için Devlete pozitif bir yükümlülük yüklediğini ileri sürmüşlerdir. Ulusal hukuk, özellikle bir Devlet görevlisinin kişiyi yaşamından yoksun bırakılabileceği halleri sıkı sıkıya denetim altına almalı ve sınırlamalıdır. Devlet ayrıca, öldürmeye yönelik güç kullanılabilecek operasyonlar için, güç kullanabilecek askerlere ve operasyonların tam denetimini sağlayacak diğer görevlilere gerekli eğitim ve talimatı vermiş ve operasyonla ilgili bilgilendirmeyi yapmış olmalıdır.
Başvuruculara göre buradaki iç hukuk genel nitelikte ve muğlak olup, Sözleşmenin 2. maddesinin mutlaka gereklilik standardını içermemektedir. Bu durum kendiliğinden Sözleşmenin 2(1). fıkrasına aykırılık oluşturmaktadır. İç hukukun Devlet görevlilerinin Sözleşmenin 2(1). fıkrasının kesin standartlarına göre eğitilmelerini gerektirmemesi, bu hükme bir başka aykırılık oluşturmaktadır.
152. Hükümetin görüşüne katılan Komisyona göre Sözleşmenin 2. maddesi, iç hukukta tamamen aynı formülasyonu gerektirdiği biçiminde yorumlanamaz. İç hukukun, Sözleşmedeki hakkı özü itibariyle korunması halinde, bu maddenin şartlarını yerine getirilmiş olur.
153. Mahkeme, Sözleşmenin Devletleri Sözleşme hükümlerini iç hukuka içselleştirmeye (incorporation) zorlamadığını daha önce söylemiştir (bk. 21.02.1986 tarihli James ve Diğerleri -- Birleşik Krallık kararı, parag. 84 ve 09.12.1994 tarihli Kutsal Manastırlar -- Yunanistan kararı, parag. 90). Ayrıca, ulusal mevzuatın veya anayasa hükümlerinin Sözleşme hükümlerine uygunluğunu soyut bir biçimde denetlemek, Sözleşme organlarının görevi değildir (bk. örneğin 06.09.1978 tarihli Klass ve Diğerleri -- Almanya kararı, parag. 33).
154. Yukarıdaki hususlar akılda tutularak, Cebelitarık Anayasasının 2. maddesinin (bk. yukarıda parag. 133), Sözleşmenin 2. maddesiyle hemen hemen aynı olduğu; ancak, yaşamdan yoksun bırakma ile sonuçlanabilecek güç kullanmayı haklı kılmak için Sözleşmenin 2(2). fıkrasındaki "kesinlikle gerekli" terimine karşılık, Anayasanın 2. maddesinde "makul olarak haklı görülebilecek" teriminin yer aldığı kaydedilmelidir. Sözleşmede yer alan standardın ilk bakışta iç hukuktaki standarda göre daha kesin görünmesine rağmen Hükümet, iç hukuktaki standardın ulusal mahkemeler tarafından yorumlanma ve uygulanma tarzına bakıldığında (bk. yukarıda parag. 134-135), her iki kavram arasında esas itibariyle önemli bir fark bulunmadığı ileri sürmüştür.
155. Mahkemeye göre, bu savunmanın geçerliliği ne olursa olsun, bu iki standart arasındaki fark, sırf bu nedenle Sözleşmenin 2(1). fıkrasının ihlal edildiği sonucuna götürecek kadar büyük değildir.
156. Mahkeme, başvurucuların ileri sürdüğü Devlet görevlilerinin eğitim ve öğretimi ile operasyonun denetimi konularının, bu dava bağlamında, gerçekleştirileceği düşünülen terör eylemine Devletin gösterdiği karşılığın orantılılığı ile ilgili Sözleşmenin 2(2). fıkrası bakımından sorunlar doğurduğunu düşünmektedir. Bu noktada askerlere ve polislere verilen Görev Talimatının, güç kullanımını düzenleyen ulusal standartlarla birlikte Sözleşmenin esasını da özenle yansıtan bir dizi kurala yer verdiğini (bk. yukarıda parag. 16, 18 ve 136-37) kaydetmek yeterlidir.
(b) Soruşturma (investigative) mekanizması olarak şüpheli ölüm olaylarını soruşturma (inquest) muhakemesinin yeterliliği
157. Başvurucular ayrıca, "BM Zor ve Ateşli silahlar kullanma İlkeleri"nde (bk. yukarıda parag. 138-9) yer alan ilgili standartlara dayanarak, kamu görevlilerinin gerçekleştirdiği öldürme olaylarını aydınlatmak için Devletin, ölenin yakınlarının da tam olarak katılacakları bağımsız bir yargısal süreç vasıtasıyla etkili bir araştırma usulü sağlamış olması gerektiğini ileri sürmüşlerdir.
Başvurucular, mahkeme arkadaşları (amici curiae) olan Uluslararası Af Örgütü ile Britanyalı-İrlandalı ve Diğerlerinin Haklarını İzleme Örgütü (British-Irish Rights Watch and Others) ile birlikte, yukarıdaki usul şartının, şüpheli ölümleri soruşturma usulündeki kusurlar nedeniyle yerine getirilmediğini ileri sürmüşlerdir. Özellikle, kişilerin vurulmalarıyla sonuçlanan operasyonun her hangi bir yönü hakkında bağımsız bir polis soruşturması yapılmadığını; her zamanki suçun işlendiği olay yeri araştırmasının yapılmadığını; bütün görgü tanıklarının polis tarafından izlenip ifadelerinin alınmadığını; bir "garnizon" kentinden askeriye ile yakın ilişkiler içinde bulunanlar arasından seçilen kişilerin jüri üyesi olarak Soruşturmacının yanında yer aldığını; Kraliyet adamlarının görüntülenmesini önlemek için Soruşturmacının jüri üyelerinin görüntülenmesine de izin vermediğini; kamu yararı gerekçesiyle Hükümet yetkilileri tarafından yapılan yayınların, operasyonun her yönüyle etkili bir biçimde incelenmesini engellediğini ileri sürmüşlerdir.
Başvurucular ayrıca, Soruşturma sürecine Kraliyet ile aynı oranda temsil edilme olanağı bulamadıklarını ve bu nedenle gerçeğin tespit edilmesi için gösterdikleri çabaların büyük bir engelle karşılaştığını, çünkü adli yardım alamadıklarını ve sadece iki hukukçu ile temsil edildiklerini; balistik ve patolog raporları dışında, tanık ifadelerinin önceden Kraliyete ve polis ve askerleri temsil eden hukukçulara verildiği hale, kendilerini temsil eden hukukçulara verilmediğini; günlük işlemlerin 500-700 pound arasında bir miktara varan tutanak fotokopi ücretlerini ödemek için yeterli mali kaynağa sahip olmadıklarını belirtmişlerdir.
158. Hükümet ise Soruşturmanın, Sözleşmenin 2(1). fıkrasında görülebilecek herhangi bir usul şartından daha fazlasını sağlayan etkili, bağımsız ve açık bir denetim mekanizması olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet ayrıca, Mahkemenin ölüm olaylarındaki bütün soruşturmaların değerlendirilebileceği tek bir standartlar dizgesini tespit etmeye girişmesinin uygun olmayacağını belirtmiştir. Dahası, şüpheli ölüm soruşturması ile yaşama hakkını ihlal iddiasıyla açılan hukuk davasını birbirinden ayırt etmek gerekir. Son olarak Hükümet, davaya katılan Britanyalı-İrlandalı ve Diğerlerinin Haklarını İzleme örgütünün, BM Hukukdışı İnfazlar hakkında Prensipler (bk. yukarıda parag. 140) ile bir öldürmenin soruşturulması arasında ciddi bir fark tespit edilmesi halinde, Sözleşmenin 2(1). fıkrasının ihlal edileceğine ilişkin iddiasının, Mahkeme tarafından reddedilmesini talep etmiştir.
159. Komisyona göre, Devletin faaliyetleri geniş, bağımsız ve oldukça açık bir denetime tabi tutulmuş ve bu suretle Sözleşmenin 2. maddesi bakımından yeterli usul güvenceleri sağlanmıştır.
160. Mahkeme, mevcut olayda başvurucular hukuk davası açmak için mahkemeye başvurma haklarını ileri sürmedikleri için, Sözleşmenin 6 ve 13. maddelerine göre incelenmesi daha uygun olan bu hakkın yaşamdan yoksun bırakma ile bağlantılı olarak 2(1). fıkrasından çıkarsanıp çıkarsanamayacağı sorunu hakkında karar vermenin gereksiz olduğunu kabul etmektedir.
161. Komisyon gibi Mahkeme de, Devlet görevlilerinin öldürmeye yönelik güç kullanmalarının hukuka uygunluğunu denetlemek için hiç bir usul bulunmaması halinde, keyfi öldürmelerinin genel olarak hukuken yasaklanmasının etkisiz kalacağını kaydetmekle yetinmektedir. Sözleşmenin 2. maddesine göre yaşamı koruma yükümlülüğü, Sözleşmenin 1. maddesindeki "Sözleşme (de) tanımlanan hak ve özgürlükleri kendi egemenlik alanı içinde bulunan herkes için güvence altına alma" görevi ile bağlantılı olarak okunduğunda, bir kimsenin Devlet görevlileri tarafından güç kullanılması sonucu öldürülmesi, şu veya bu biçimde etkili bir resmi soruşturma yapılmasını zımnen gerektirir.
162. Bununla beraber, başvurucuların hukuken temsil edildikleri ve yetmiş dokuz tanığın dinlendiği duruşmalara katıldıkları açık bir Soruşturma muhakemesi yapıldığından, Mahkemenin bu olayda nasıl bir soruşturmanın hangi şartlarda yapılması gerektiği konusunda bir karar vermesi gerekli değildir. Ayrıca, soruşturma on dokuz gün sürmüş olup, öldürmeleri çevreleyen olaylar hakkında ayrıntılı bir incelemeyi kapsadığı ciltler dolusu Soruşturma tutanaklarından bellidir. Dahası, Soruşturmacının jüriye verdiği özet dahil tutanaklardan, başvurucuların namına hareket eden avukatların anti-terör operasyonun planlama ve yürütümüne katılan asker ve polisler dahil önemli tanıkları çapraz olarak sorgulayabildikleri ve muhakeme sırasında diledikleri sunuşları yapabildikleri anlaşılmaktadır.
163. Yukarıdaki saptamaların ışığında Mahkeme, hem başvurucular ve hem de davaya katılanlar tarafından Soruşturma muhakemesinde varolduğu iddia edilen çeşitli kusurların esas itibariyle, öldürmeleri çevreleyen koşullar hakkında tarafsız, dikkatli ve tam bir inceleme yapılmasını engellemediğini kabul etmektedir.
164. Buna göre buradan, Sözleşmenin 2(1). fıkrasına aykırılık bulunmadığı sonucu çıkmaktadır.
B. Sözleşmenin 2. maddesinin davanın esasına uygulanması
1. Delillerin değerlendirilmesine ilişkin genel yaklaşım
165. Hükümet, Sözleşme organlarının Soruşturma jürisinin kararlarıyla her hangi bir biçimde bağlı olmadığını kabul etmekle birlikte, jürinin verdiği hükümlerin (verdict) ölenlerin öldürülme biçimlerinin daha sonra incelenmesinde merkezi bir öneme sahip olduğunu belirtmiştir. Buna göre, jürinin verdiği hükümlerin usule aykırı olduğuna ilişkin bir belirtinin bulunmaması veya bu hükümlerin bir dava mahkemesinin ulaşamayacağı türden hükümler olmaması halinde, Mahkemenin bu hükümlere esaslı bir ağırlık tanıması gerekir. Bu bağlamda jüri, vurmaları çevreleyen koşulları değerlendirmesi için en uygun biçimde atanmıştır. Jüri üyeleri, çapraz sorgular dahil, yetmiş dokuz tanığı uzun uzadıya ifade verirlerken görmüş ve dinlemişlerdir. Jüri üyeleri bunun sağladığı avantajla, tanıkların verdikleri ifadelerin güvenirliğini ve gerçeğe uygunluklarını değerlendirebilmişlerdir. Hükümet, jürinin ayrıca ölenleri temsil eden hukukçular dahil, tarafların sunuşlarını da dinlediğini belirtmiştir.
166. Başvurucular ise, Soruşturmanın bu olayda olduğu gibi, tartışmalı öldürmelerin tam ve ayrıntılı bir şekilde araştırılması sayılamayacak kadar eksikli olduğunu ileri sürmüşlerdir. Dahası, öldürme olayları Soruşturma sırasında "orantılılık" ve "mutlaka gereklilik" kavramları açısından incelenmemiş, fakat daha düşük ölçüler olan "makul güç" ve "makul gereklilik" ölçüleri açısından incelenmiştir. Ayrıca jüri, iddia edildiği üzere operasyonun planlanmasında ihmal ve dikkatsizlik gibi konular üzerinde değil, askerlerin sanki cezai sorumluluklarını ele alıyormuş gibi onların ateş açtıkları sırada yaptıkları eylemler üzerinde yoğunlaşmıştır.
167. Komisyon olayı, tarafların fikirlerine ve yaptıkları sunuşlara, özellikle Soruşturma tutanaklarına dayanarak incelemiştir. Komisyon, jürinin vardığı sonuçlarla kendini bağlı saymamıştır.
168. Mahkeme, Sözleşme düzeni içinde olayların saptanmasının ve doğrulanmasının (verification) öncelikle Komisyonun görevi olduğunu bilmektedir (Sözleşme md. 28 ve 31). Buna göre Mahkeme bu alandaki yetkisini, sadece istisnai durumlarda kullanır. Mahkeme yine de, Komisyonun olaylara ilişkin tespitleriyle bağlı olmayıp, önündeki materyallerin ışığında kendi değerlendirmesini yapmakta serbesttir (bk. diğer kararlar arasında, 20.03.1991 tarihli Cruz Varas ve Diğerleri -- İsveç kararı, parag. 74 ve 20.09.1993 tarihli Klaas -- Almanya kararı, parag. 29).
169. Bu davanın Mahkeme önündeki yargılama sırasında Hükümet veya başvurucular, olayların Komisyon tarafından yapılan tespitlerine itiraz etmemişler, ancak bu tespitlerden esas itibariyle Sözleşmenin 2. maddesi bakımından farklı sonuçlar çıkarmışlardır.
Mahkeme, kendi önünde yapılan sunuşlara ve Soruşturma muhakemesine bakarak, yukarda 13. paragraftan 132. paragrafa kadar özetlenen Komisyonun olaylara ilişkin yaptığı tespitlerini, bu davanın temelini oluşturan olayların gerçek ve güvenilir öyküsü olduğunu kabul etmektedir.
170. Mahkeme, bu olayların Sözleşmenin 2. maddesine göre değerlendirilmesi konusunda, jürinin tanıkları ilk elden dinleme, davranışlarını gözlemleme ve onların tanıklıklarının gerçeklik değerlerini takdir etme üstünlüğüne sahip olduğunu kabul etmektedir.
Bununla beraber, jürinin vardığı sonucun hukuka uygun öldürme kararı ile sınırlı olduğu ve jürinin vardığı sonuç için her zaman olduğu gibi burada da gerekçe göstermediği akılda tutulmalıdır. Ayrıca, Soruşturma muhakemesinin ilgi odağı ve jürinin uyguladığı standart, askerlerin öldürmelerinin yukarda belirtildiği anlamda (bk. yukarıda parag. 120 ve 148-49) Sözleşmenin 2(2). fıkrasına göre "mutlaka gerekli" olup olmadığı değil, fakat öldürmelerin makul olarak haklı kılınıp kılınamayacağıdır.
171. Bu ard alana karşısında Mahkeme, Komisyon tarafından tespit edilen olayların Sözleşmenin 2. maddesini ihlal edip etmediği konusunda kendi değerlendirmesini yapmalıdır.
172. Başvurucular ayrıca, Devletin bilerek öldürücü güç kullanılmasının yazılı olarak tasarlandığı bir olayda Devletin eylemleri incelenirken, operasyonun planlanma ve yürütümünün makul bir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde Sözleşmenin 2. maddesine uygun olduğunu kanıtlama külfetinin Hükümete yüklenmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Buna ek olarak Mahkeme, Devlet görevlilerinin sanki cezai sorumlulukları söz konusuymuş gibi kendilerine şüpheden yararlanma imkanı tanımamalıdır.
173. Mahkeme mevcut olayda Sözleşmenin 2. maddenin ihlal edilip edilmediğini tespit ederken, doğrudan veya dolaylı olarak ilgisi bulunan kişilerin cezai sorumluluklarını değerlendirmemektedir. Bu nedenle her zamanki uygulamasına göre Mahkeme, gerek başvurucular ve gerekse Hükümet tarafından önüne getirilen ve gerekiyorsa kendisinin sağladığı bütün materyallerin ışığında sorunları değerlendirecektir (bk. İrlanda -- Birleşik Krallık kararı, parag. 160 ve yukarıda geçen Cruz Varas ve Diğerleri -- İsveç kararı, parag. 75).
2. Öldürmelerin tasarlanmış olduğuna dair başvurucuların iddiaları
174. Başvurucular, söz konusu kişileri öldürmek için tasarlanmış bir plan bulunduğunu iddia etmişlerdir. Başvurucular, Savunma Bakanlığının üst düzey yetkililerinin doğrudan emir verdiğine ilişkin bir delil bulunmadığını kabul etmekle birlikte, kendi iddialarını destekleyen güçlü belirtilerin de bulunduğunu söylemişlerdir. Başvuruculara göre öldürme planı, öldürmek için ateş edip hedefi etkisizleştirmek üzere eğitilmiş olduklarını Soruşturmada söyleyen SAS komandoları gibi askeri birimlerin bu iş için seçilmiş olmaları yanında, ima ve dolaylı anlatım yöntemleriyle de yapılmış olabilir. Bu olayda olduğu gibi askerlere yanlış bilgi verilmesi, öldürücü atışı muhtemel kılacaktır. Bu olayda SAS askerlerinin kullanılması, öldürme eyleminin tasarlandığının bizzat kanıtıdır.
175. Başvurucular ayrıca, Cebelitarık polisinin hukuka aykırı böyle bir girişimin farkında olmasının istenmediğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular, SAS görevlisi Enin kendi adamlarına Cebelitarık polisinin bulunmadığı gizli bir brifing verdiğini söylemişlerdir. Dahası, askerler vurmalardan sonra polis karakoluna geldikleri zaman, askerlerin orada sadece silahları teslim etmek için bulunduklarını söyleyen ordunun bir avukatı kendilerine refakat etmiştir. Buna ek olarak, askerler polis tarafından ifadeleri alınmadan hemen Cebelitarıktan çıkarılmışlardır.
176. Başvurucular iddialarını desteklemek için, başka bazı noktalarla birlikte şunları ileri sürmüşlerdir:
- Bombanın patlamasını önlemenin ve zanlıları ele geçirmenin en iyi ve güvenli yolu, onları durdurmak ve bombanın ve onların Cebelitarıka girişini engellemek olurdu. Yetkililer onların fotoğraflarına sahiptiler; onların gerçek adlarını ve kod adlarını, taşıdıkları pasaporttaki adlarını da biliyorlardı;
- Gazeteci Debeliusun iddia ettiği gibi zanlılar İspanyol yetkililerinin yakın takibi altında idiyseler, beyaz Renault marka aracın kiralandığını görmüş ve bomba taşımadığını biliyor olmalıydılar (bk. yukarıda parag. 128);
- Yetkililerin olaydan önce bombayı etkisiz hale getirmemiş ve halkı korumak için çevreyi güvenlik altına almamış olmaları, yukarıdaki iddiayı desteklemektedir. Cebelitarıkta bombanın bulunduğu alanı süratle güvenlik altına alabilecek çok sayıda deneyimli asker bulunmaktaydı. Bu güvenlik ihmalinin tek açıklaması olabilir: o da güvenlik güçlerinin araçta bomba bulunmadığını bilmeleridir.
- Aracı incelemeye gönderilen ve araçta bomba olduğundan kuşkulandığını söyleyen Asker G, Soruşturmada telsiz sinyal iletiminde uzman olmadığını kabul etmiştir (bk. yukarıda parag. 53). Bu önemlidir, çünkü bu değerlendirmenin tek dayanağı antenin araçtan daha eski görünmesidir. Dr Scottun dediği gibi gerçek bir uzman, patlayıcıyı tahrip etmeden telsiz ateşleyicisini iptal etmek için anteni çıkarmayı düşünürdü. Asker Gnin ayrıca, eğer zanlılar telsiz sinyalleri ile bombayı patlatmak isteseydiler bunu sinyal alış gücünü düşürecek olan paslı bir antenle değil, ama temiz bir anten ile gerçekleştirmek isteyeceklerini bilmesi gerekirdi (bk. yukarıda parag. 114). Patlayıcılar konusunda uzman olmadığı yine kendi ifadesinden anlaşılmaktadır. Bu nedenle Asker Gnin gerçek rolü, Cebelitarık polisini, SAS komandolarının öldürücü güç kullanabilmeleri için gerekli olan yetki belgesini imzalamaya ikna etmek üzere araçta bomba bulunduğundan kuşkulandığını haber vermektir.
177. Hükümetin sunuşuna göre jürinin öldürmeleri hukuka uygun bulan hükmü, üç teröristi öldürme planı bulunmadığını ve Cebelitarıktaki operasyonun bu amaçla yapıldığının düşünülemeyeceğini zımnen içermektedir. Operasyonun amacı üç teröristi hukuka uygun olarak gözaltına almaktı; işte bu amaçla askeriyeden yardım istenmiş ve yardım sağlanmıştı. Bundan başka jüri, Askerler A, B, C ve Dnin teröristleri açık bir emir veya aldıkları "baş ve göz işareti" üzerine kasten öldürdüklerine dair başvurucuların iddiasını da reddetmiş olmaktadır.
178. Komisyon, zanlıları öldürmek için tasarlanmış bir plan olduğuna dair başvurucuların iddiasını destekleyecek bir delil bulunmadığı sonucuna varmıştır.
179. Mahkemenin başvurucuların belirttiği şekilde tasarlanmış bir planın bulunduğu sonucuna varması için ikna edici delillere ihtiyacı vardır.
180. Mahkeme önündeki materyalleri incelemesi sonucu, Hükümet veya Savunma Bakanlığının üst düzey komuta kademesinde bir infaz planı bulunduğu veya operasyondan önce Askerler A, B, C ve Dye brifing veren üst düzey görevlilerin öldürmeyi teşvik ettikleri veya talimat verdikleri ve hatta Askerlerin öldürücü güç kullanmalarının haklı bir nedeni olduğuna bakmadan ve gözaltına almaları için verilen talimata uymadan, kendi başlarına zanlıları öldürmeye karar verdikleri kanıtlanamamıştır. Yetkililerin, askerlere üç zanlıyı öldürmeleri için ima veya işarette bulunduklarına dair zımni bir teşvik veya delil de yoktur.
181. Başvurucuların dayandıkları noktalar, kendilerini yetkililerin araçta bomba olmadığını bilmeleri gerektiğine dair bir varsayıma götürmektedir. Ancak yetkililerin aldıkları istihbarat, patlayıcılar ile ilgili geçmişe sahip üç teröristin bilinen kısa biyografileri, Savagein aracı terk etmeden önce "oyalanmış" olması (bk. yukarıda parag. 38) göz önünde tutulduğunda, araçta bomba bulunduğuna dair bir fikir, inanılmaz veya bütünüyle temelsiz değildir.
182. Zanlıları Cebelitarıkta karşılama kararı, her ne kadar tehlikeler içermesi nedeniyle eleştiriye açıksa da, her üç zanlının Cebelitarıka varmalarından ve mahkumiyetlerini sağlamak üzere bombalama eylemiyle ile ilgili yeterli delil elde etmeden onları yakalamak için hiç bir girişimde bulunulmaması gerektiği konusunda Danışma Grubunun formüle ettiği gözaltına alma planına (bk. yukarıda parag. 37) da uygundur.
183. Mahkeme, SAS komandolarının kullanılmasının zanlıların öldürülmek istenmesinin delili olduğuna dair başvurucuların iddiasını da kabul edemez. Bu konuda Mahkeme, SASın terörle mücadele için uzmanlık eğitimi almış özel bir birim olduğunu kaydetmektedir. Bu nedenle, gerçekleştirilmesi yakın bir terör eylemi hakkında duyum alan yetkililerin tehlikeyi en güvenli ve en fazla eğitimli kişiler arcılığıyla önlemek için SASın beceri ve deneyimine başvurmaları doğaldır.
184. Bu nedenle Mahkeme, üç zanlının öldürülmelerinin tasarlanmış olduğuna veya operasyona katılanlar arasında zımni bir anlaşmanın sonucu olduğuna dair başvurucuların iddialarını temelsiz bularak reddetmektedir.
3. Operasyonun planlanması ve icrası
(a) Mahkeme önündeki argümanlar
(1) Başvurucular
185. Komisyonun gibi başvurucular da, Mahkemenin ele alınan sorunu zanlıları öldüren askerlerin eylemlerinin haklılığı sorunuyla sınırlamasının yanlış olacağını ileri sürmüşlerdir. Mahkeme, operasyonun bütün yönleri bakımından Hükümetin sorumluluğunu incelemelidir. Gerçekten de askerler, kendilerine verilen asılsız ve yanlış bilgiye samimiyetle inandıklarını göstermeleri halinde ceza davasında beraat edebileceklerdir.
185. Harekat komutanı Görevli E, askerlere üç zanlının Cebelitarıka bombalı bir araç soktuklarını söylemişken, bomba tertip uzmanı Asker G bunun sadece kuşkulanılan bir bomba olduğunu; bu bombanın uzaktan kumandalı olduğunu; her üç zanlının sadece bir düğmeye dokunmakla Cebelitarıkın her hangi bir yerinden bombayı patlatabileceklerini ve sıkıştıkları anda bunu yapmakta tereddüt etmeyeceklerini söylemiştir. Gerçekte ise bu "kesinlikler" ve "olaylar" şüpheden ve müphem değerlendirmelerden başka bir şey değildir. Ancak bütün bunlar, sadece çok küçük bir tehlike halinde bile vurmak için değil, Soruşturma sırasında verilen ifadelerde ortaya çıktığı gibi, hedeflerine öldürünceye kadar ateşe devam etme eğitimi alan askerlerin önüne birer gerçekmiş gibi konmuştur.
Başvurucular özetle bu öldürmelerin, zanlıları gözaltına almak için yapılan anti-terör operasyonunun planlama ve icrasındaki yetersizlik ve ihmal ile birlikte, üç zanlının yaşama hakları ile karşı karşıya bulunulan tehlikeyi giderme gereği arasındaki dengeyi bulmadaki başarısızlık sonucu meydana geldiğini ileri sürmüşlerdir.
(2) Hükümet
187. Hükümet askerlerin eylemlerinin, Sözleşmenin 2(2). fıkrasının (a) bendindeki kişileri hukuka aykırı bir şiddete karşı koruma bakımından kesinlikle gerekli olduğunu ileri sürmüştür. Hükümete göre her bir asker, saniyenin yarısı kadar bir süre içinde çok sayıda insanın yaşamını etkileyecek bir karar vermek zorundaydı. Zanlılar yollarının kesildiği anda yaptıkları hareketlerle, askerlere bombayı patlatmak üzere oldukları izlenimini vermişlerdir. Bu beyan, söz konusu hareketleri gören diğer tanıklar tarafından da teyid edilmiştir. Askerlerin, ateş açtıkları teröristlerin bir düğmeye basarak bombayı patlamak üzere olduklarına içtenlikle ve makulce inandıkları kabul edilecek olursa, ateş etmekten başka bir alternatifleri olmadıkları görülür.
188. Hükümet, yetkililere ulaşan bilginin çoğunun ve onların vardıkları yargıların gerçek olduğunun ortaya çıktığını da belirtmiştir. Ölen üç kişi, IRAnın Cebelitarıkta eylemini planlayan eylem birimi olup, daha sonra İspanyada bulunan çok miktarda patlayıcıya sahiptirler; eylemin özelliği bombalı bir araç kullanılmasıdır. Bu nedenle Cebelitarıkta bulunanların yaşamlarının karşılaştıkları tehlike, gerçek ve çok ciddidir.
189. Hükümet ayrıca, anti-terör operasyonun planlanması incelenirken, gerçek görüntünün sadece parçalarının bilenebileceğini, istihbarat değerlendirmelerin bütünlükten yoksun bilgilere dayandığının göz önünde bulundurulması gerektiğini belirtmiştir. Dahası geçmiş tecrübeler, IRAnın fevkalade insafsız olduğunu ve karşı istihbarat tekniklerinde becerikli olduğunu ve planlarını yetkililerden gizlemek için ellerinden geleni yaptıkları göstermiştir. Buna ek olarak Kuzey İrlandadaki tecrübeler, IRAnın sürekli olarak ve hızla yeni teknolojiler geliştirdiğini göstermektedir. Bu nedenle Hükümetin IRAnın daha önce kullandığı bilinen ve kolaylıkla gizlenebilir telsiz kontrollü cihazlardan daha gelişmiş bir cihaza sahip olabileceğini göz önünde tutması gerekirdi. Nihayet eylem birimi tarafından yaratılan tehdidi gerektiği gibi değerlendirmemenin sonuçları bir felaket olabilirdi. İspanyada bulunan bombayı patlatmayı başarabilmiş olsalardı, park yerindeki herkes ölebilir veya çok kötü bir biçimde yaralanabilirdi; aralarında bir okulun ve bir huzur evinin bulunduğu çevredeki binalarda çok sayıda kişini yaralanmasına yol açabilirdi.
190. Hükümete göre operasyon sırasında yetkililere sağlanan tabi ki sınırlı bilginin ve teröristlerin kabiliyet ve kaynaklarını eksik değerlendirmenin muhtemel yıkıcı sonuçlarının ışığında yapılan istihbarat değerlendirmeleri makuldür. Bu konuda Hükümet aşağıdaki noktaları dile getirmiştir:
- Uzaktan kumandalı bir cihazın kullanılacağına inanılıyordu, çünkü bu cihaz teröristlere daha fazla kaçma şansı verecek ve sivil kişilerden çok askerlerin öldürülme oranını en üst düzeye çıkarma imkanı verecekti. Dahası, IRA daha altı hafta önce böyle bir cihazı Brükselde kullanmıştı;
- Mahkemeye gösterilen türden her hangi bir uzaktan kumanda cihazının kişinin üstünde kolaylıkla gizlenebilecek kadar küçük olacağı düşünülmüştü. Askerlerin kendileri de aynı boyutlardaki telsizleri başarılı bir biçimde üzerlerinde gizlemişlerdi;
- Yüzbaşı Edwards tarafından Soruşturmada ifade edildiği gibi, yapılan deneyler otoparktaki bir bombanın teröristlerin vuruldukları noktadan patlatılabileceğini göstermişti (bk. yukarıda parag. 116);
- Geçmiş deneyler, teröristlerin tek bir düğmeye basarak harekete geçirebilecekleri bir patlatma cihazı kullanacaklarını kuvvetle telkin ediyordu;
- Tanık O. tarafından Soruşturmada açıklandığı gibi, yer tutmak için başka bir aracın kullanılması gereksiz olacaktı; çünkü teröristlerin 8 Mart günü boş yer bulmakta her hangi bir güçlükle karşılaşacakları beklenemezdi. Ayrıca Cebelitarıka iki kez gelmeyi gerektireceği ve bu da sezilme riskini önemli ölçüde artıracağı için tehlikeli de olacaktı (bk. yukarıda parag. 23, bend e);
- Asker Gnin aracın kuşkulanılan bombalı araç olduğu konusunda yaptığı değerlendirmesinin iyi niyetliliğinden şüphe etmek için bir neden yoktu. Öncelikle kendisi, bombalı araçlar konusunda oldukça deneyimlidir. Dahası araç, bomba yapımcısı olarak bilinen kişi tarafından park edilmiş ve koltukların arasındaki bir şeyle "oyalandığı" ve araç anteninin yerinden çıkık olduğu görülmüştü. Tecrübelere göre IRA, araç bombaları için özel olarak uyarlanmış antenler kullanırdı ve G de yaptığı dış incelemeden sonra aracın kesinlikle bomba taşımadığını söyleyemezdi (bk. yukarıda parag. 48). Ayrıca, her üç zanlı Cebelitarıkı terk edecekmiş gibi görünüyorlardı. Son olarak, aracın çevresindeki alanı kordon altına alma hareketi, yukarıdaki bomba değerlendirmesi yapıldıktan yirmi dakika sonra başladı; çünkü eldeki insan gücünde yetersizlik vardı ve tahliye planlarının 7 veya 8 Mart tarihine kadar uygulanması düşünülmüyordu;
- Eğer yetkililer, teröristler sıkıştıkları sırada bombayı patlatmazlar diye düşünselerdi, bu bir kayıtsızlık olurdu. IRA üyeleri, kendi görüşlerine göre Birleşik Krallık ile savaş halinde olan ve geçmişte kendi güvenliklerini göz ardı edecek kadar umursamazlık gösteren kendilerini adamış teröristlerdi. Sivillerin ölümüne neden olacak bir patlatmayı gerçekleştirmek ile gerçekleştirmemek arasında tercih yapma durumda kalmış olsalardı, teröristlerin birinciyi tercih edeceklerine dair gerçek bir tehlike mevcut idi.
(3) Komisyon
191. Komisyon, askerlerin Cebelitarıktaki insanların yaşamlarının tehlikede olduğu şeklindeki algılayışlarını göz önünde tutarak, üç zanlının vurulmalarının, hukuka aykırı bir şiddete karşı başkalarının yaşamını korumak gibi haklı bir amaç için mutlaka gerekli olarak görülebileceğini kabul etmiştir. Komisyon ayrıca, patlatılmış olsaydı bir çok kişinin hayatını kaybetmesine neden olacak bir bombayı zanlıların arabanın içinde getirmiş olmalarını ve askerlerle karşılaşmış olsalardı bombayı patlatabilecekleri ihtimalini göz önünde tutarak, operasyonun planlanmasında ve icra edilmesinde yaşamı koruma amacıyla orantısız ölçüde öldürücü güç kullanılmasını doğuracak şekilde yetkililerce düşünülmüş bir planın varlığının veya gerekli özen yoksunluğunun ortaya çıkmadığı sonucuna varmıştır.
(b) Mahkemenin değerlendirmesi
(1) Ön tespitler
192. Mahkeme, Sözleşmenin 2. maddesine göre inceleme yaparken, Birleşik Krallık yetkililerinin Cebelitarıkta terör eylemi yapılacağına dair aldıkları bilginin kendilerini esaslı bir ikilem içine soktuğunu akılda tutmalıdır. Yetkililerin bir yandan kendi askeri personeli dahil Cebelitarıktaki insanların yaşamlarını koruma görevini yerine getirmeleri, diğer yandan da iç hukuktan ve uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülükleri altında bu tehlikeye yol açan zanlılara karşı öldürücü güce asgari ölçüde başvurmaları gerekliydi.
193. Daha bir çok faktörün dikkate alınması gerekir.
Birincisi yetkililer, bombalama suçlarından mahkum olmuş ve patlayıcı uzmanı olarak bilinen IRAnın eylem birimi ile karşı karşıyadırlar. Geçmiş eylemlerine bakıldığında IRAnın kendi üyelerininki dahil, insan yaşamına kayıtsız olduğunu görülmektedir.
İkinci olarak yetkililer, pek yakında meydana gelebilecek bir terör eylemi hakkında önceden duyum almışlar ve böylece buna karşı hareketlerini planlamak ve Cebelitarık yetkilileri ile birlikte eylemi önlemek ve zanlıları yakalamak üzere önlem almak için yeterli imkana sahip olmuşlardır. Ancak tabi ki güvenlik güçleri her türlü bilgiye sahip olmadıklarından, kendi davranışlarını eksik hipotezler üzerine kurmuşlardır.
194. Bu ard alana karşılık Mahkeme, kullanılan gücün Sözleşmenin 2. maddesine uygun olup olmadığına karar verirken, yukarda da belirtildiği gibi sadece askerler tarafından kullanılan gücün insanları hukuka aykırı şiddete karşı koruma amacıyla tam olarak orantılı olup olmadığını değil, ama yetkililer tarafından anti-terör operasyonunun öldürücü güce başvurmayı mümkün olduğu kadar asgariye indirecek şekilde planlanıp planlanmadığını ve kontrol edilip edilmediğini dikkatlice incelemelidir.
(2) Askerlerin eylemleri
195. Vuruşları yapan askerlerin (A, B, C ve D) amirleri tarafından, özetle, üç zanlının üzerlerinde gizlemiş olabilecekleri telsiz kontrollü bir cihaz vasıtasıyla patlatabilecekleri bombalı bir araç bulunduğu; bu cihazın bir düğmeye basılarak harekete geçirilebileceği; zanlıların sıkışmaları halinde bombayı patlatmalarının muhtemel olduğu, bu suretle çok sayıda kişinin yaşamını kaybetmesine ve ağır bir biçimde yaralanmalarına yol açabilecekleri ve ayrıca muhtemelen silahlı oldukları ve gözaltına alınmaya karşı direnecekleri konusunda bilgilendirildikleri hatırlanmalıdır (bk. yukarıda parag. 23, 24-7 ve 28-31).
196. Mahkeme, McCann ve Farrellin, Askerler A ve Bye sanki elleri bombayı patlatmaya gidiyormuş gibi gelen hareketlerinden sonra, yakın mesafeden vurulduklarına dair Komisyonun tespitini hatırlatır (bk. yukarıda parag. 132). Deliller, bu kişilerin yerde yatarken değil, yere düşerken vurulduklarını göstermektedir (bk. yukarıda parag. 59-67). Dört tanık uyarı sesini duyduklarını hatırlamışlardır (bk. yukarıda parag. 75). Görevli P, zanlıların el hareketleri konusunda askerlerin ifadelerini doğrulamıştır (bk. yukarıda parag. 76). Görevli Q ve Polis Parady de, Farrellin el çantasına doğru ani ve kuşkulanılabilecek bir hareket yaptığını teyit etmişlerdir (aynı yer).
197. Savagein vurulması konusundaki deliller, McCann ve Farrellin Shell garajında, Savagenin Landport geçidinde vurulmaları arasında bir kaç saniye bulunduğunu ortaya koymaktadır. Komisyon, polis aracının siren sesiyle veya silah sesiyle uyarıldıktan sonra geriye dönen Savagei arkasından izleyen Askerler C ve Dnin birinci vuruşu görmüş olabileceklerinin ihtimal dışı olduğunu tespit etmiştir (bk. yukarıda parag. 132).
Savage sağ elini ceket cebine doğru götürdüğü ve bu suretle bombayı patlatmak üzere olduğu korkusuna yol açması nedeniyle, Asker C tarafından kendisine ateş açılmıştır. Buna ek olarak Asker C, Savagein cebinde patlatıcı iletkeni olduğunu düşündüğü kabarık bir şey görmüştür. Zanlının varolduğu sanılan bombayı patlatmaya çalıştığını düşünerek Asker D de ateş açmıştır. Askerlerin ifadeleri, Savagein polis sirenini veya birinci atışları duyduktan sonra askerlerle yüz yüze gelecek şekilde döndüğünü gören tanık H ve Jnin ifadeleriyle bazı yönlerden doğrulanmıştır (bk. yukarıda parag. 83 ve 85).
Komisyon, Savagein yakın mesafeden yere düşünceye kadar ve muhtemelen yere düşerken veya düştükten sonra vurulduğunu tespit etmiştir (bk. yukarıda parag. 132). Bu tespit patologların Soruşturma sırasındaki ifadeleriyle desteklenmiştir (bk. yukarıda parag. 110).
198. Zanlıların silahlı olmadıkları, üzerlerinde patlatma cihazı taşımadıkları ve araçta bomba bulunmadığı daha sonra anlaşılmıştır (bk. yukarıda parag. 93 ve 96).
199. Dört askerin her biri öldürmek için ateş ettiklerini kabul etmişlerdir. Askerler cihazı patlatamayacak hale gelinceye kadar zanlılara ateş etmeye devam etmeleri gerektiğini düşünmüşlerdir (bk. yukarıda parag. 61, 63, 80 ve 120). Patologların ifadelerine göre, Farrelle sekiz, McCanna beş ve Savagee on altı kurşun isabet etmiştir (bk. yukarıda parag. 108-10).
200. Yukarda görüldüğü üzere Mahkeme, askerlerin kendilerine verilen bilgilerin ışığında, zanlıların bombayı patlatmalarını ve çok sayıda kişinin hayatını kaybetmesine yol açmalarını önlemek için onları vurmaları gerektiğine içtenlikle inandıklarını kabul etmektedir (bk. yukarıda parag. 195). Askerler masum hayatları korumak için amirlerinin emirlerine uyarak yaptıkları eylemlerin, aslında yapılmasını mutlaka gerekli eylemler olarak görmüşlerdir.
Mahkeme, Sözleşmenin 2(2). fıkrasında sayılan amaçlardan birine göre daha sonra yanlışlığı ortaya çıkmasına rağmen, sağlam gerekçeler nedeniyle o sırada geçerli olduğu sanılan samimi bir inanca dayanması halinde, Devlet görevlileri tarafından güç kullanılmasının haklı görülebileceğini düşünmektedir. Aksini düşünmek, Devlete ve onun kanun adamlarına görevlerini yaparlarken, belki de kendilerinin ve diğerlerinin yaşamlarına zarar verebilecek gerçekçi olmayan bir külfet yüklemek olur.
Mevcut olay çerçevesinde yetkililerin karşılaştıkları ikilem göz önünde tutulduğunda, askerlerin eylemlerinin kendiliğinden bu hükmü ihlal etmediği sonucu çıkmaktadır.
201. Bununla beraber, anti-terör operasyonunun bir bütün olarak 2. maddenin gereklerine uyacak bir tarzda kontrol ve organize edilip edilmediği, askerlere verilen ve kaçınılmaz olarak öldürmeye yönelik zor kullanma sonucunu doğuran bilgi ve talimatların, üç zanlının yaşam hakkını yeteri kadar dikkate alıp almadığı sorusu ortaya çıkmaktadır.
(3) Operasyonun kontrol ve organizasyonu
202. Mahkeme ilk önce, Emniyet Müdürünün operasyon talimatından da anlaşıldığı gibi, yetkililerin niyetinin zanlıları en uygun zamanda gözaltına almak olduğunu görmektedir. Gerçekten Soruşturma sırasında, 6 Mart tarihinden önce askerler tarafından gözaltına alma sürecine ilişkin tatbikat yapıldığı ve zanlıları gözaltına aldıktan sonra Cebelitarıkta gözaltında tutabilmek için uygun bir yer bulmak üzere çaba harcandığı ifade edilmiştir (bk. yukarıda parag. 18 ve 55).
203. Üç zanlının Cebelitarık sınırına vardıkları anda niçin gözaltına alınmadıkları ve Müfettiş Ullger tarafından Soruşturma sırasında verilen ifadede ortaya çıktığı gibi zanlıların bombalama işine giriştikleri düşünülmüş idiyse niçin Cebelitarıka girmelerini önlememe kararı alındığı sorulabilir. Teröristlerin niyetleri hakkında önceden duyum alınması, yetkililerin gözaltına alma operasyonu tasarlamalarını mümkün kılmıştır. Üç zanlının beklenenden önce gelmelerinin sürpriz yaratmasına rağmen, sınırda bir gözetim timi ve yanında bir gözaltına alma grubu vardır (bk. yukarıda parag. 34). Buna ek olarak güvenlik güçleri ve İspanyol yetkililer, üç zanlının fotoğraflarına sahip bulunmakta, gerçek adlarıyla birlikte kod adlarını bilmekte ve hangi pasaportu aradıklarını da bilmektedirler (bk. yukarıda parag. 33).
204. Hükümet bu konuyla ilgili olarak, o anda zanlıların tutuklanmaları ve yargılanmaları için yeterli delil bulunamayabileceğini belirtmiştir. Dahası zanlıları, yetkililerin eylem planının farkında oldukları konusunda uyardıktan sonra salıvermek, onları ve diğerlerini yeniden eyleme teşebbüs etmeleri için serbest bırakmak, tabi ki tehlikeyi daha da artıracaktı. Yetkililer, sadece bu üç teröristle meşgul olmaları gerektiğinden veya sadece bu tarzda bir bombalamanın tasarlanmış olduğundan da emin olmazlardı.
205. Hükümetin savunmasının odağında, Cebelitarıktaki insanları yaratılan tehlikeye karşı korumak yer almaktadır. Mahkeme, zanlıların Cebelitarıka girişlerinin önlenmemesi nedeniyle Cebelitarıktaki insanların içine düştüğü tehlikenin, zanlıların tutulmaları ve yargılamaları için yeterli delil bulamamanın muhtemel sonuçlarına göre daha ağır bastığını kabul etmektedir. Mahkemeye göre ya araçta bomba bulunmadığını yetkililer biliyorlardı, ki Mahkeme bu ihtimali göz ardı etmiştir (bk. yukarıda parag. 181), veya operasyonu kontrol etmekle yetkili kişilerin çok ciddi bir biçimde yanlış hesaplaması söz konusudur. Sonuç olarak mizansen, yapılan istihbarat değerlendirmelere göre, büyük bir olasılık olarak değilse bile önceden görülebilir bir ihtimal olarak ölüm vuruşlarıyla tamamlanmaktadır.
Üç teröristin Cebelitarıka girmelerini önlememe kararı, bu başlık altında dikkate alınması gereken konuyla ilgili bir faktördür.
206. Mahkeme, 5 Mart günü Askerler A, B, C ve Dnin katılımıyla yapılan brifingde, eylemin büyük bir ihtimalle bombalı araçla yapılacağının düşünüldüğünü kaydetmektedir. Bir çok kilit değerlendirme yapılmıştır. Özellikle, teröristlerin yer tutmak için başka bir araç kullanmayacakları; bombanın telsiz kontrollü bir cihazla patlatılacağı; patlatmanın bir düğmeye basılarak gerçekleştirileceği; zanlıların sıkışmaları halinde bombayı patlatmalarının büyük bir olasılık olduğu; zanlıların silahlı olduğu ve yüz yüze gelecek olurlarsa büyük bir olasılıkla silahlarını kullanacakları düşünülmüştür (bk. yukarıda parag. 23-31).
207. Teröristlerin bir eylem yapma niyetlerinin dışında, bütün bu önemli varsayımlar fiiliyatta yanlış çıkmıştır. Bununla beraber, IRA ile ilgili tecrübelerine dayanan Hükümetin gösterdiği gibi bütün bunlar, gerçek olayların bilinmediği ve yetkililerin sınırlı istihbarat bilgisine dayanarak çalıştıkları bir durumda, muhtemel hipotezlerdir.
208. Gerçekten, diğer varsayımlara yeteri kadar zaman ayrılmadığı görülmektedir. Örneğin, nöbet değişim töreninin yapılacağı 8 Mart tarihine kadar bombalama eylemi beklenmediği için, bu üç teröristin bir keşif görevinde olmaları aynı ölçüde ihtimal dahilindedir. Bu konu üzerinde kısaca durulduğundan, ciddi bir olasılık olarak görülmediği anlaşılmaktadır (bk. yukarıda parag. 45).
Ayrıca brifinglerde veya zanlılar görüldükten sonra, McCann ve Farrellin sınır bölgesine doğru yürüdükleri sırada teşhis edilme ve ele geçirilme riskleri artacağından, bombayı patlatmak ve bu suretle çok sayıda sivili öldürmek için hazırlıklı olabilecekleri ihtimalinin bulunmadığı düşünülmüş olmalıdır. Bu noktada karşılaşma olduğu zaman, zanlıların var sanılan bombayı derhal patlatabilmeyi umarak iletkeni kurmuş olabileceklerinin ihtimal dahilinde olmadığı da düşünülmüş olmalıdır (bk. yukarıda parag. 115).
Dahası, IRAnın teknik kabiliyetleri konusunda yeteri kadar düşünülmüş olsa bile, Soruşturma sırasında uzmanların patlatma cihazının niteliklerini tanımlamaksızın "düğme işi" şeklinde tasvir etmeleri (bk. yukarıda parag. 115 ve 131), bu cihazların gerçek niteliğini yetkililerin de farkında olmaları gereken bir basitleştirmedir.
209. Bu bağlamda Asker Gnin aracı dışarıdan gelişigüzel incelemesinden sonra "bomba kuşkulu araç" olduğu konusundaki değerlendirmesinin, askerlerin ifadelerine göre, kendilerine araçta böyle bir bomba bulunduğuna dair kesin bir tespit şeklinde iletilmesi de dikkat çekicidir (bk. yukarıda parag. 48 ve 51-2). Asker G bombalı araçlar konusunda deneyimli olduğu halde telsiz iletkenleri ve patlayıcılar konusunda uzman olmadığının anlaşıldığı; bomba kuşkulu araç konusundaki değerlendirmesini antenin yerinden çıkık olmasına dayandırması (bk. yukarıda parag. 53), aracın bombalı olması ihtimalinden çok bir sanı niteliğinde olduğu hatırlanmalıdır.
210. Alternatiflerin düşünülmesi için yeterli zaman ayrılmadan ve yapılan değerlendirmelere göre bir düğmeye basılarak patlatılabilecek bombalı araç bulunduğuna dair tam istihbarat yapılmadan kurulan bir dizi çalışma hipotezinin Askerler A, B, C ve Dye kesin maddi olaylar şeklinde iletilmesi, öldürücü güç kullanılması hemen hemen kaçınılmaz kılınmıştır.
211. Bununla beraber, bir kez ateş açtıklarında zanlıları öldürünceye kadar ateşe devam etmeleri konusunda verilen eğitimle bağlantılı olarak, askerleri bir hata payı için hazırlamamak da dikkate alınmalıdır. Soruşturmacının jüriye Soruşturma sırasında yaptığı özette kaydettiği gibi, her dört asker de zanlıları öldürmek için ateş etmişlerdir (bk. yukarıda parag. 61, 63, 80 ve 120). Asker E, "düğmeli" bir cihazın varlığı nedeniyle daha az zaman bulunacağı için öldürmek için vurmaları gerekeceği ihtimalinin yüksek olduğunun askerlerle konuşulduğunu ifade etmiştir (bk. yukarıda parag. 26). Bu ard alan karşısında yetkililer, kendilerine verilen bilgiyi silah kullanmaları otomatik olarak öldürmek için ateş edecek olan askerlere iletmeden önce değerlendirirken, zanlıların yaşama haklarına azami dikkat gösterme yükümlüğü ile bağlıdırlar.
212. Soruşturma sırasında askerlerin aldığı eğitim üzerine ayrıntılı bir araştırma, kamu yararı için konulan yasaklarla (bk. yukarıda parag. 104, 1. nokta (iii)) önlendiğinden, askerlerin gözaltına alma anında karşılaşacakları mazur görülebilecek özel koşullarda hedeflerini yaralamak için ateş edip edemeyecekleri konusunda değerlendirme yapmaları için kendilerine eğitim veya talimat verilip verilmediği açık değildir.
Bu hayati konuda askerlerin refleks eylemleri, tehlikeli terör zanlıları ile mücadele ederken bile demokratik bir toplumun kanun adamlarından beklenen dikkat derecesinden yoksundur. Refleks eylemler, silah kullanma şartlarına polisin dikkatini çeken ve eylem sırasındaki koşullarda görevlinin hukuki sorumluluğunu vurgulayan talimatlardaki dikkat standardına açık bir aykırılık oluşturmaktadır.
Yetkililer tarafından buna uyulmaması da gözaltına alma operasyonunun denetim ve organizasyonunda gerekli özen bulunmadığını göstermektedir.
213. Özetle Mahkeme, zanlıların Cebelitarıka gelmelerinin önlenmemesi kararını, yetkililerin istihbarat değerlendirmelerinin en azından belirli yönlerden hatalı olabileceği ihtimalini düşünmek için yeterli zaman ayırmamalarını, askerlerin ateş açtıklarında otomatik olarak öldürücü güç kullanmalarını göz önünde tutarak, üç teröristin öldürülmelerinin Sözleşmenin 2. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi bakımından hukuka aykırı şiddete karşı kişinin savunmasında mutlaka gerekenden fazla olmayan güç kullanıma oluşturduğuna ikna olmamıştır.
214. Buna göre Mahkeme, Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. Sözleşmenin 50. maddenin uygulanması
215. Sözleşmenin 50. maddesi aşağıdaki gibidir:
"Mahkeme, bir Sözleşmeci Tarafın resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan bir tasarrufun tamamen veya kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğunu tespit ederse ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuku verilen kararın veya yapılan tasarrufun sonuçlarını ancak kısmen onarmaya imkan veriyorsa, Mahkeme gerekli gördüğü takdirde zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödenmesine hükmedebilir."
216. Başvurucular, Devlet görevlileri tarafından hukuka aykırı olarak öldürülen bir kişinin İngiliz hukukuna göre tazmin edilme miktarına eşit bir tazminat verilmesini talep etmişlerdir. Ayrıca, Mahkemenin öldürmelerin hem hukuka aykırı olduğunu ve hem de kasten veya ağır ihmal sonucu meydana geldiğini tespit etmesi halinde, benzer koşullarda öldürülen kişinin akrabalarına İngiliz hukukunda verilen miktarda bir tazminat istemişlerdir.
217. Ücretler ve masraflar konusunda, akrabaların ve hukukçuların Cebelitarık Soruşturmasına katılmaları ve Strasbourgdaki masraflar dahil, öldürmelerden kaynaklanan bütün giderlerin ödenmesini istemişlerdir. Cebelitarık Soruşturmasında avukat ücretleri ve masraflar için 28 bin Pound ile Strasbourgdaki ücretler ve masraflar 56 bin 200 Pound olarak hesap edilmiştir. Strasbourg ücret ve masraflar için danışman ücreti olarak 16 bin 700 Pound istenmiştir.
218. Hükümet, ihlal tespit edilmesi halinde, maddi veya manevi zarar biçiminde tazminatın gereksiz ve yersiz olacağını belirtmiştir.
Hükümet, Strasbourg organları önünde yapılan ücretler ve masraflar konusunda başvurucuların sadece gerçekten ve gerekli olarak yaptıkları harcama ve giderlerin makul olan miktarının tazmin edilebileceğini ileri sürmüştür. Bununla beraber Hükümet, Cebelitarık Soruşturmasındaki ücretler ve masraflar konusunda (1) ilke olarak, Soruşturama masrafları dahil iç hukuktaki muhakeme giderleri 50. maddeye göre geri ödenemez; (2) başvurucuların avukatları ücretsiz çalıştıkları için, bu konuda başvuruculara ödeme yapma nedeni yoktur; (3) her halükarda, talep edilen miktarlar, avukatlık işindeki normal oranlara dayanarak hesap edilmemiştir.
A. Maddi ve manevi tazminat
219. Mahkeme, başvurucuların sunuşlarında talep ettikleri tazminatın maddi tazminat mı yoksa manevi tazminat mı, yoksa her ikisi mi olduğunun anlaşılamadığını gözlemlemektedir. Her halükarda, öldürülen üç terör zanlısının Cebelitarıkta bir bombalama eylemi tasarlamış olduklarını göz önünde tutun Mahkeme, bu başlık altında bir tazminata hükmetmesinin uygun olmadığını düşünmektedir. Bu suretle başvurucuların taleplerini reddetmektedir.
B. Harcamalar ve ödemeler
220. Mahkemenin içtihatlarına göre, sadece gerçekten ve gerekli olarak yapılmış ve makul miktardaki harcama ve masrafların bu başlık altında geri ödenebileceğini hatırlanmalıdır.
221. Başvurucu Komisyon önünde, Cebelitarıktaki ücretler ve masraflar bakımından avukatlarının ücretsiz iş yaptıklarını belirtmiştir. Bu bağlamda, bu başlık altında istenen miktarı avukata ödeme yükümlülüğünde oldukları iddia edilmemiştir. Bu koşullarda, harcamalar gerçekten yapılmadığı için Sözleşmenin 50. maddesine göre istenemez.
222. Strasbourg organları önündeki yargılama sırasında yapılan masraflar konusunda Mahkeme, hakkaniyete uygun bir değerlendirme yaparak, avukatlar için 22 bin Pound ve danışmanlar için 16 bin 700 Pound olarak tespit edilen miktardan Avrupa Konseyinden adli yardım yoluyla alınan 37 bin 731 Fransız frank düşüldükten sonra verilmesine karar vermiştir.
BU GEREKÇELERE MAHKEME,
1. Dokuza karşı on oyla, Sözleşmenin 2. maddesinin ihlaline;
2. Oybirliğiyle, Birleşik Krallık Hükümetinin üç ay içinde başvuruculara Strasbourg organları önündeki yargılamada yapılan ücretler masraflar için 38 bin 700 Pounddan 37 bin 731 Fransız Frangının bu kararın verildiği tarihteki kur üzerinden pounda dönüştürüldükten sonra düşülerek ödenmesine;
3. Oybirliğiyle, başvurucuların tazminat taleplerinin reddine;
4. Oybirliğiyle, başvurucuların Cebelitarık Soruşturmasındaki ücretler ve masraf taleplerinin reddine;
5. Oybirliğiyle, adil bir karşılık için geri kalan taleplerin reddine
Karar Vermiştir.
Yargıçlar Ryssdal, Bernhardt, Thor Vilhjalmsson, Gölcüklü, Palm, Pekkanen, Freeland, Baka ve Jambrekin Birleşik karşı oy gerekçeleri:
1. Bu davada Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edildiği konusunda meslektaşlarımızın çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.
2. Belli başlı sorunları, kararda yer veriliş sırasına göre ele alacağız.
3. Sözleşmenin 2. maddesinin yorumuna yer verilen bölüm hakkında, yaşamdan yoksun bırakma ile sonuçlanan güç kullanmanın haklı görülmesi bakımından Sözleşme standartları ile ulusal standartlar arasındaki farklılığın, Sözleşmenin 2(1). fıkrasını sırf bu nedenle ihlal etmediği şeklindeki 155. paragrafta varılan sonuca katılıyoruz. Ölümleri meydana getiren şartların ulusal düzeyde araştırılmasında bir kusur bulunmaması nedeniyle 2(1). fıkrasına aykırılık olmadığı şeklindeki 164. paragrafta varılan sonuca da katılıyoruz.
4. Bu davaya 2. maddenin uygulanması ile ilgili bölümde, üç zanlının tasarlanarak öldürüldüğü veya öldürmelerin operasyona katılanlar arasında örtülü bir anlaşma sonucu meydana geldiği şeklindeki başvurucuların iddialarının temelsiz bulunarak reddedilmesini tamamen destekliyoruz (parag. 184).
5. Vuruşları yapan askerlerin eylemlerinin kendiliğinden 2. maddeyi ihlal etmeye müsait olmadığı şeklinde 200. paragrafta varılan sonuca da katılıyoruz. Mahkemenin, bu askerlerin kendilerine verilen bilgiler ışığında, zanlıların bombayı patlatmalarını ve önemli sayıda yaşamın yitmesine yol açmalarını önlemek için nasıl davrandılarsa öyle davranmalarının gerekli olduğuna içtenlike inandıklarının kabul edilmiş olması da doğrudur: Masum yaşamları korumak için yaptıkları eylemin mutlaka gerekli olduğuna inanmışlardı.
6. Ne var ki, yetkililerin icra ettiği operasyonun kontrol ve organizasyonu hakkında çoğunluk tarafından yapılan değerlendirmeye (parag. 202-14) katılamıyoruz. Çok önemli olan bu değerlendirme, 2. maddenin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
7. İlkin, bu davanın maddi olaylarının ulusal düzeyde Cebelitarıkta yapılan bir Soruşturmada, 6 ile 30 Eylül 1988 tarihleri arasında 19 günden fazla bir sürede incelenmiş olduğunu biliyoruz. Askerlerin, polislerin ve operasyona katılan izleme personelinin ve ayrıca patologların, adli tıp doktorlarının ve bomba cihaz uzmanlarının dahil olduğu yetmiş dokuz tanığı dinleyen jüri, Soruşturmacının uygulanabilecek olan iç hukuk hakkında yaptığı sunuştan sonra, ikiye karşı dokuz oyla öldürmelerin hukuki olduğu hükmüne varmıştır. Davanın koşullarını daha sonra Komisyon derinlemesine inceleyip değerlendirildikten sonra, altıya karşı on bir oyla raporunda, Sözleşmenin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
İç hukuka göre işleyen ulusal bir makam olan Soruşturma organının yaptığı tespit, Mahkeme önünde Sözleşme ile ilgili sorunları belirleyici olamaz. Fakat, maddi olayları gereği gibi değerlendirmenin ve tanıkları sorgu ve çapraz sorgu sırasında ifade verirlerken tavırlarını gözlemlemede jürinin sahip olduğu inkar edilmez avantajın hayati önemi dikkate alındığında, Soruşturmanın önemi hafife alınmamalıdır. Aynı şekilde Komisyonun maddi olaylara ilişkin tespitleri ve değerlendirmeleri de Mahkeme için bağlayıcı değildir; fakat, tanıkların verdikleri ifadeden başka bir sonuç çıkararak, Sözleşmede asıl olarak olayların tespiti ile görevlendirilmiş olan ve tabi ki bu görevi yerine getirmede büyük bir deneyime sahip olan Komisyonun raporuna gerekli ağırlığı vermemek, Mahkeme için hata olur.
8. Operasyonun mahkeme kararında eleştirilen çeşitli yönlerine geçmeden önce genel nitelikte üç noktanın altını çizeceğiz.
Birincisi Mahkeme, operasyonun organize edilme ve denetim yolunu değerlendirirken, olayın nitelik ve öneminin sonradan öğrenilmesinin avantajıyla yapılan şaşırtmacalara dikkat ederek, bunlara karşı koymalıdır. Yetkililer o dönemde eksik bilgilere dayanarak planlama yapmak ve karar vermek zorunda idiler. Zanlıların ne tasarladıklarını bütün açıklığıyla yine sadece kendileri biliyorlardı. Onların amaçlarının bir bölümü, hiç kuşku yok ki aldıkları eğitimlerinin de bir bölümü, planlarının mümkün olduğu kadar az ölçüde meydana çıkmasını sağlamaktı. Her şey ortaya çıktıktan sonra geriye bakarak, teröre karşı operasyon yürütme baskıları altında benimsenen bir tutumdansa başka bir tutumun benimsenmesinin daha iyi olacağı ve bu nedenle fiilen benimsenen tutumun kusurlu görülmesi gerektiği sonucuna varmak yanlış olacaktır. O sırada bilinen şartlarda başka bir tutumun yeğlenmiş olması gerektiği ortaya konmadıkça, bu sonuca varılmamalıdır.
9. Zanlılar, güvenlik güçlerinin meşru hedefler olarak görüldüğü ve tesadüfi olarak sivil kişilerin ölmeleri veya yaralanmalarının pek de önemli sayılmadığı bir mantalite ile çalışırlarken, yetkililer için hukukun sınırları içinde davranma gerekliliği kaçınılmaz olarak zanlılara, etkili olmasına izin verilmemesi gereken bir taktiksel avantaj sağlamaktadır. Cebelitarıkın merkezinde bir büyük bombanın patlamasının sonuçları öylesine yıkıcı olabilirdi ki, yetkililer, zanlıların böyle bir bombayı patlamalarına fırsat verme riski altına giremezlerdi. Tabi ki Birleşik Krallıkın Sözleşmenin 2(2). fıkrasına göre yükümlülüğü, sivil veya asker, o sırada Cebelitarıkta bulunan bütün diğerleri gibi, zanlıların yaşamlarını kapsar. Fakat, zanlıların Cebelitarıkta bulunmalarının amacı, diğerlerinden biraz faklı olarak, eğer başarılı olmuş olsaydı bir çok masum kişinin yaşamını kaybetmesiyle sonuçlanması beklenen bir suç teşebbüsünde bulunmaktı. Yetkiler kendilerini, iki görev arasında uzlaşmaz çelişkinin doğması gibi büyük bir tehlikenin varolduğu bir durumun içinde bulmuşlardır.
10. Üçüncü olarak Mahkemenin yetkililerin eylemleri hakkındaki değerlendirmeleri, (a) IRAnın üç kişiden oluşan bir eylem birimiyle Cebelitarıkta büyük bir terör eyleminde bulunmayı planladığı yolunda önceden edinilen bilgiyi; ve (b) Soruşturma sırasında tanık olarak dinlenen O tarafından verilen ifadeye göre, 21 Ocak 1988de Brükselde, büyük miktarda Semtex patlayıcı ile telsiz kontrol sistemli dört patlatıcı bulunmuş olmasını -ki bu ekipman Kuzey İrlandadan bilinen bir patlayıcı meydana getirmektedir- baştan sona dikkate almalıdır.
Yukarda belirtilen (a)nın ışığı altında, Cebelitarık Emniyet Müdürünün talebi üzerine operasyonda yer almaları için SAS mensuplarının askeri yardım olarak gönderilmesi kararı bütünüyle doğrudur. Teröre karşı koymak ve küçük gruplar halinde başarıyla iş görmek için eğitilmiş askerler, Cebelitarık gibi nüfus yoğunluğu yüksek olan ve yoldan geçenlerin tesadüfen de olsa zarar görme riskini mümkün olduğu kadar sınırlamanın zorunlu olduğu bir yerde, IRA eylem biriminin tehdidini karşılamak için en uygun seçimdir.
5 Mart 1988 tarihli ayrıntılı operasyon brifingi (parag. 22-31), o sırada bilinen şartlar altında yapılan değerlendirmenin ne denli makul olduğunu göstermektedir. Cebelitarık Emniyet Müdürünün aynı gün yazılan Operasyon Emri, gerekli olandan daha fazla güç kullanmayı açıkça yasaklamış ve silaha ancak çevredeki kişilerin güvenliği için başvurulmasını istemiştir. Operasyonun amacını yaşamı korumak, suça teşebbüsü engellemek, suçluları yakalamak ve yakalananları emniyet altına almak, olarak tanımlamıştır (parag. 17 ve 18).
Bütün bunlar yetkililerin gerekli özeni gösterdiklerinin işaretidir. Kontrolün 6 Mart 1988de fiilen askeriyeye geçişi de aynı özenle yapılmıştır.
11. Kararda operasyona yöneltilen eleştirilerin önde gelenlerinden biri, üç zanlının Cebelitarıka girmelerini önlememe kararıdır (parag. 203-5). 203. paragrafta, yetkililerin sahip oldukları bilgilerle ve ellerinde bulunan personelle, sınırda bir "yakalama operasyonu yapmalarının" mümkün olduğu belirtilmiştir.
Kararda yine de, yetkililer bakımından zanlıları bu aşamada gözaltına alma ve tutmanın pratik olduğu söylenmemektedir. Bize göre de bu doğrudur, çünkü bu aşamada onların tutuklanmaları ve yargılanmaları için yeterli delil bulunmayabilirdi. Yetkililerin hazırlık durumu konusunda onları uyardıktan sonra salıvermek, onların veya IRA mensuplarının Cebelitarıka yeni bir terör saldırısında bulunmaları riskini artıracaktı. Bilinen şartlar altında, zanlıları sınırda sadece durdurup İspanyaya geri göndermek yerine gözaltına almayı ertelemek, yetkililerin "ciddi bir yanlışı" değildir.
12. Kararın 206. paragrafında, yetkililer tarafından yapılan "kilit değerlendirmeler"in listesi verilmiş ve bunlar 207. paragrafta, gerçek olayların bilinmediği ve yetkililerin sınırlı istihbaratla hareket ettiği bir durumda muhtemel hipotezler olarak kabul edilmişken, yanlış çıktıkları söylenmiştir. 208. paragrafta "başka varsayımlar için yeterli zaman ayrılmadığı" yönünde eleştiri getirmektedir.
13. Bu eleştiriyi temellendirmek üzere aynı paragrafta, 8 Marta kadar bombalama eylemi beklenmediği için "teröristlerin bir keşif görevinde olmalarının aynı ölçüde ihtimal dahilinde" olduğunu ifade edilmektedir.
Ne var ki 5 Marttaki operasyon brifinginde, Cebelitarıka sokulacak arabanın belirtilen nedenlerle bir "yer tutma" arabası olamayacağına ilişkin yapılan değerlendirmede makul olmayan bir yön yoktur (bk parag. 23, şık e). Bu nedenle, zanlılardan biri arabayı park ettiği ve her üçünün de Cebelitarıka geldikleri tespit edildiği zaman, yetkililerin bu aracın bomba taşıdığı varsayımı üzerinde durmaları normal olup, zanlılar aynı yere iki kez gelme tehlikesinin altına girmeyeceklerinden, keşif görevinde olmaları "aynı ölçüde" muhtemel değildir.
Buna ek olarak, Cebelitarık Emniyet Müdürünün kıdemli askeri danışmanı olan Asker F Soruşturma sırasında, istihbarat bilgilerine göre, daha önce keşif görevinin bir çok kez yapıldığını belirtmiş, kedisine söylendiğine göre keşif görevi tamamlanmış ve operasyon başlamaya hazır hale gelmiştir. Bu koşullarda yetkililerin, zanlıların bölgede bulundukları sırada patlatılabilecekleri bomba taşıyan bir araç bulunduğuna dair kötü bir senaryo üzerinde ilerlemekten başka bir tutum almaları, kamu güvenliğini tehlikeye atan bir umursamazlık olacaktı.
14. İkinci olarak, 208. paragrafın ikinci alt paragrafında, brifinglerde veya zanlılar görüldükten sonra, " McCann ve Farrellin sınır bölgesine doğru yürüdükleri sırada teşhis edilme ve ele geçirilme riskleri artacağından, bombayı patlatmak ve bu suretle çok sayıda sivili öldürmek için hazırlıklı olabilecekleri ihtimalinin bulunmadığı düşünülmüş olmalı" denmektedir.
Tabi bununla beraber, sorun daha çok, zanlıların sınıra doğru yürürken teşhis edildiklerini ve yakalanacaklarını anladıkları zaman bombayı patlatmak için hazırlıklı olma ihtimali bulunmadığı varsayımı üzerinden yetkililerin hareket edip edemeyecekleridir. Bizim görüşümüze göre yanıt açıktır: IRA hakkındaki önceki tecrübeler, bir çok sivilin öldürülmesi ihtimalinin kendi başına yeterli bir caydırıcı unsur olacağı veya zanlıların sıkıştıkları zaman sivillere zarar veren bir patlamayı tercih etmeyecekleri sonucuna varmak için güvenilir bir neden olmadığını ortaya koymuştur. Asker Fnin Soruşturma sırasında verdiği ifadeye göre kendisine verilen istihbaratın bir kısmı, IRAnın "büyük bir olay" yaratma baskısı altında olduğu biçimindedir. Asker F ayrıca, zanlıların sıkıştırıldıklarında bir ölçüye kadar propaganda yapabilmek için düğmeye basmakta tereddüt etmeyeceklerine, yani Cebelitarıka bomba sokmuş olma dışında böyle bir başarıya ulaşmaya çalışacaklarına ve onların düşüncelerine göre bunun sivil kayıplarından doğan propaganda kaybına daha ağır bastığına inandığını belirtmiştir.
15. 208. paragrafın ikinci alt paragrafı, "bu noktada", yani anlaşıldığına göre McCann ve Farrell "sınara doğru yürürlerken", "karşılaşma olduğu zaman, zanlıların var sanılan bombayı derhal patlatabilmeyi umarak iletkeni kurmuş olabileceklerinin ihtimal dahilinde olmadığı düşünülmüş olmalı" diyerek devam etmektedir.
Bizim düşüncemize göre burada sorun, zanlıların teşhis edildiklerinin farkına varmadan önce değil ise de anladıktan hemen sonrası için, iletkenin bombayı patlamak üzere hazır tutulması gibi çok küçük bir ihtimale dayanmaktan başka bir yolun yetkililer tarafından ihtiyatla izlenip izlenemeyeceği sorunu olmalıdır.
16. 208. paragrafın üçüncü alt paragrafında daha sonra, "IRAnın teknik kabiliyetleri konusunda yeteri kadar düşünülse bile, Soruşturma sırasında uzmanların patlatma cihazının niteliklerini tanımlamaksızın düğme işi şeklinde tasvir etmeleri ..., bu cihazların gerçek niteliğini yetkililerin de farkında olmaları gereken bir basitleştirme" olduğu söylenmektedir. Bu eleştirinin gerçek anlamı tartışmaya açıktır. Ortada olan bir şey varsa o da, başvurucuların Soruşturma sırasında uzmanlarının da kabul ettiği gibi, bu olayda kullanıldığı düşünülen türden bir iletkenin, bir düğmeye basılarak patlamayı sağlayabilmesi için kurulmuş olabileceğidir; geçmişte edinilen tecrübelerin ışığında, IRAnın bu alanda teknolojik ilerleme içinde bulunduğu ihtimalini dikkate almamak büyük bir akılsızlık olacaktı.
17. Kararın 209. paragrafı, Asker G tarafından "bomba kuşkulu bir araç" bulunduğu yolundaki değerlendirmesinin, sanki araçta bomba olduğu kesinlikle tespit edilmiş izlenimini askerlerde uyandıracak biçimde iletildiği rahatsızlığını ifade etmektedir. Fakat, uzaktan kumandanın kullanılması ihtimali üzerinde yapılan değerlendirmeler ve aracın gerçekten bomba taşıdığından kuşkulanılmasını gerektiren çeşitli belirtiler dikkate alındığında, askerlerin mesajı kavrayışları açıkça anladıkları gibi veya Asker Gnin açıkça kastettiği gibi olsa da, kendilerinden yapmaları beklenmesi gereken eylem aynı olacaktı. Tehlikenin niteliğine bakıldığında her iki durumda da, Cebelitarıktaki insanların karşılaştıkları tehlikenin varlığı haklı olarak, verilen karşılığı teşvik edecekti.
18. Paragraf 209da Asker G tarafından yapılan değerlendirmelerden söz edilirken, kendisinin araç bombaları üzerinde deneyime sahip olduğu halde, telsiz ileticileri ve patlayıcılar konusunda bir uzman olmadığı hatırlatılmaktadır. Bu değerlendirmeyi kabul etmekle birlikte, Asker Gnin aracı kısa bir sürede incelemesine rağmen, özellikle aracın yaşına göre antenin olağandışı görünmesi ve IRAnın geçmişte uygun hale getirilmiş antenli araçlar kullandığı bilgisinin, bunun bomba kuşkulu araç olduğu sonucuna kendisini götürmeye yettiğini eklemek doğru olur.
Her halükarda yetkililer sadece Asker Gnin değerlendirmelerine dayanarak hareket etmiyorlardı. "Yer tutma" için bir aracın kullanılma ihtimali bulunmadığına dair yukarda 13. paragrafta sözünü ettiğimiz bir ön değerlendirme de yapılmıştı. Ayrıca araba, bomba yapım uzmanı olarak tanınan Savage tarafından park edilmişti ve tanıkların ifadesine göre iki veya üç dakika koltuklar arasında bir şeyle uğraştıktan sonra araçtan inmişti.
19. Kararın 210. paragrafında, alternatif ihtimaller için yeterli zaman ayrılmaması ve "düğmeye basılarak patlatılabilecek bir araç bombası bulunduğuna dair kesin haber"le bozulmuş bir dizi çalışma hipotezinin Askerler A, B, C ve Dye iletilmesiyle, aslında öldürücü güç kullanılmasının "hemen hemen kaçınılmaz" hale getirildiği iddia edilmektedir.
Alternatif ihtimallere yeterli zaman ayrılmadığı tespitini desteklemek için ileri sürülen görüşleri 13-16. paragraflarda ve bombalı bir aracın bulunduğuna haberi ile ilgili sorunu 17 ve 18. paragrafta ele aldık.
Şimdi, yetkililerin bu konuda yanlışları nedeniyle öldürmeye yönelik güç kullanılmasının "hemen hemen kaçınılmaz" hale geldiği konusunda varılan sonucunu sorgulayacağız. Diğer düşüncelerden ayrı olarak bu sonuç, tesadüfün olayda oynadığı rolü yeterince dikkate almamaktadır. McCann ve Farrell, Askerler A ve B kendilerine yaklaşırken polis aracından tesadüfen çıkan ve kendilerini ürkütmüş olabilecek siren sesiyle harekete geçmemiş olsalardı, büyük bir olasılıkla ateş edilmeden yakalanmış ve gözaltına alınmış olacaklardı. Yine Savage, Askerler C ve D kendisine yaklaşırken, McCann ve Farrell olayından gelen ve kendisini ürkütmüş olabilecek silah sesiyle hareket etmemiş olsaydı, O da vurulmadan yakalanıp gözaltına alınmış olacaktı.
20. 211. paragrafın sonundaki, yetkililerin kendilerine verilen bilgileri "silah kullanmaları otomatik olarak öldürmek için ateş etmeyi içeren" askerlere iletmeden önce değerlendirme yaparken yeterli özeni göstermedikleri yolundaki görüş, paragrafın başındaki, "askerleri bir hata payı için hazırlamamak" ifadesinden başka bir şeye dayanmamaktadır. Burada belirtilen hata payı gösterilmediği iddiasıyla aynı olduğunu düşündüğümüz "alternatif ihtimaller için yeterli zaman ayrılmadığı" konusunu daha önce ele almıştık (yine, bk, yukarda parag. 13-16). Yetkililerin ellerinde bulunan bilgilerin takdirine ilişkin bir değerlendirme, her halükarda, bu bilginin eksikliğini hesaba katma gereğini dikkate almalıdır (bk yukarda parag. 8), ayrıca makulce bilinmesi gereken fakat bilinmeyen bilgilerin bulunduğunu düşünmek için inandırıcı bir neden de yoktur.
21. 212. paragraf, kamu yararı yasaklarının kısıtlayıcı sonucuna şöyle bir değindikten ve "askerlerin gözaltına alma anında karşılaşacakları mazur görülebilecek özel koşullarda hedeflerini yaralamak için ateş edip edemeyecekleri"nin açık olmadığını söyledikten sonra, "bu hayati konuda askerlerin refleks eylemleri, tehlikeli terör zanlıları ile mücadele ederken bile demokratik bir toplumun kanun adamlarından beklenen dikkat derecesinden yoksun olup, polis tarafından silah kullanılmasında kendilerinin dikkatleri çekilen ve eylem sırasında meydana gelen koşullar ışığında her bir görevlinin hukuki sorumluluğunu vurgulayan talimatlardaki dikkat standardına açık bir aykırılık oluştur" diye devam etmektedir. Paragraf, "yetkililer tarafından buna uyulmaması da, gözaltına alma operasyonunun denetim ve organizasyonunda gerekli özen bulunmadığını göstermekte" olduğu iddiasıyla son bulmaktadır.
22. Askerlerin eğitimi ve yerine getirmeleri gereken talimatlar hakkında bir değerlendirme istendiğinden, askerlerin yaralamak için ateş etmeyi o sırada varolan koşullarda düşünmüş olmaları gerektiği konusu ele alınırken, bu koşulların zanlıların bir düğmeye basarak bombayı patlatabileceklerine dair samimi bir inancı da kapsadığını hatırlamak gerekir. Bu durumda, sadece yaralamak için ateş etmek çok tehlikeli bir eylem olabilirdi: çünkü sadece yaralamak, zanlıyı hareketsiz bırakmayacaktı ve eğer düğmeye basmak zorunda kalacak olursa bunu yapmasına imkan tanıyacaktı.
23. Daha genel olarak verilen eğitim konusunda, askerlerin (ve sadece bu askerlerin değil), bu olayda olduğu gibi, bir çok insanın yaşamını çok yakın bir tehlikeye soktuklarına inandıkları zanlı teröristlerin yarattıkları düşünülen tehlikeye karşı, zanlının direncinin kırıldığı anlaşılıncaya kadar ateş açarak karşı koymak ve bunu başarmanın yolunun da öldürmek için ateş etmek olduğu hakkında eğitildikleri, Soruşturma sırasında bir çok kez ifade edilmiştir. Soruşturmada ayrıca, takdir yetkilerini kullanamayan ve düşüncelilik gösteremeyen askerlerin SASa kabul edilmeyecekleri belirtilmiştir. Bu nedenle, hiç düşünmeden dosdoğru gidip ateş edemezlerdi, etmemişlerdir. Fakat çok hızlı hareket etmeleri gerekmiştir. Ayrıca, SAS mensuplarının geçmişteki olayların çoğunluğunda teröristleri yakalarken başarılı oldukları da belirtilmiştir.
24. Soruşturmadaki deliller çerçevesinde ve terörist faaliyetlerle mücadelede elde edilen deneyimin boyutu karşısında Mahkemenin, askerlere biraz daha farklı ve daha fazla tercih edilebilecek bir eğitimin verilmiş olması gerektiği ve askerlerin bu olaydaki eylemlerinin "demokratik bir toplumun kanun adamlarından silah kullanma sırasında beklenen dikkat derecesinden yoksun olduğu" biçiminde bir sonuca varması için yeterli neden bulunduğuna ikna olamadık. (Deliller ışığında, "bu hayati konuda refleks eylem" kavramına göndermede bulunmanın ne denli doğru olduğunu da anlayamıyoruz. Hızlı hareket etmek için eğitilmek ve olayın şartları gerektirdiğinde böyle hareket etmek, refleks eylemde bulunma demek değildir.)
Polislere silah kullanılması ile ilgili verilen rehber (karar parag. 137) ile Emniyet Müdürünün Operasyon Emrine eklenen "Silahlar-Görev Talimatı" (parag. 136) arasındaki faklılığın, bu ikincisinin Savunma Bakanlığı tarafından Asker Fye tebliğ edilen Görev Talimatı (parag. 16) ile birlikte ele alınması halinde, askerlere verilen dikkat talimatının yeterli olmadığı itirazını desteklemek için geçerli bir biçimde ileri sürülebileceğini de kabul etmiyoruz. Bu farklılıklar hiç kuşku yok ki, her bir gruba daha önce verilen eğitim dikkate alındığında, eğitimi alanların ard alanlarındaki ve eğitimin gereklerindeki farklılığa bağlanabilir (Asker Fnin Soruşturmada verdiği ifadeye göre, SAS askerlerine hukuk devleti ve gücün asgari kullanımı kavramları hakkında bir çok ders verilmekte olduğu kaydedilmelidir). Askerlere verilen talimatların nasıl olup da silah kullanımında gerekli dikkatin gösterilmesinden yoksun bir biçimde okunduğunu anlayamıyoruz.
Buna göre, yetkililerin yakalama operasyonun denetim ve organizasyonunda gerekli dikkate sahip olmadıklarına dair nihai eleştirinin haklı olmadığını düşünüyoruz.
25. Bir Devletin Sözleşmenin 2. maddesiyle korunan yaşama hakkını ihlal etmekle suçlanması çok ciddi bir olaydır. Yukarda gösterilen nedenlerle, kararın 203ten 213e kadar olan paragraflarında yapılan değerlendirme, bu davada 2. maddeye aykırılık bulunduğu sonucunun gerekçelendirilmesinde için bize yeterli görünmemektedir. Biz Komisyonun kapsamlı, özenli ve büyük ölçüde gerçekçi raporunda gösterdiği gerekçelere ve vardığı sonuca katılıyoruz. Komisyon gibi biz de, operasyonun denetim ve organizasyonunda yetkililerin kusurlu olmadıklarına ve zanlılara karşı kullanılan zorun masum kişileri hukuka aykırı şiddetten korumak amacıyla orantısız olduğu gibi bir sonucu haklı gösterilebileceğine ikna olduk. Öldürmeye yönelik zora başvurma ihtiyacı her ne kadar üzücü olsa da, bu olayda bu tür zor kullanılması, o sırada bilinen koşullarda, bu amaç için "mutlaka gerekli" olanı aşmamış ve Birleşik Krallıkın Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüğe aykırı düşmemiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy