(AİHS m. 6, 50)
Başvuru no: 18990/91
DAVANIN ESASI
1. Dava konusu olaylar
6. Bay Armin Nideröst-Huber 1940 doğumlu bir İsviçre vatandaşı olup, Rickenbachda (İsviçre) ikamet etmektedir.
7. Başvurucunun İsviçre hukukuna göre kurulmuş bir limited şirket (Aktiengesellschaft) olan aile şirketindeki yönetim kurulu başkanlığı (Verwalt ungsratsprasident) ve genel müdürlük (Geschaftsführer) görevlerine, hisse sahipleri arasındaki çoğunluğun değişmesinin ardından, 9 Aralık 1985te, kendisine bir bildirimde bulunmadan son verilmiştir.
8. Başvurucu, maaş ödemesindeki gecikme ve maaşta kesinti nedeniyle, 29 Temmuz 1986da şirket aleyhine dava açmıştır. Schwyz Bölge Mahkemesi, 22 Eylül 1988de başvurucu aleyhine karar vermiştir.
9. 19 Haziran 1990da Schywz Kanton Mahkemesi (Kantonsgericht) başvurucu tarafından yapılan başvuruyu (Berufung) reddetmiştir. Kanton Mahkemesi alt mahkemenin gerekçelerini onaylarken, başvurucunun talebinin reddedildiğini çünkü azınlık hissesi sahipleri ile Bay Nideröst-Huber arasındaki uyuşmazlıkta, başvurucunun kendi çıkarları için azınlığın çıkarlarını ihmal ettiğini açıklamıştır. Sonuç olarak yeni çoğunluk, başvurucunun şirketi dürüstçe yöneteceğine artık güvenmemektedir.
10. Başvurucu daha sonra Kanton Mahkemesine 12 Ekim 1990da yaptığı üst başvuru (Berufung) ile Federeal Mahkemeye müracaat etmiştir. Kanton Mahkemesi 22 Ekim tarihinde, bu başvuruyu, dava dosyası ve başvurucuya iletilmeyen bir sayfalık bir görüş (Stellungnahme zur Berufung) ile birlikte Federal Mahkemeye yollamıştır. Kanton Mahkemesi bir sayfalık görüşünde, özellikle Bay Nideröst-Huberin görevden alınmasının şirketin başında bulunduğu yıllar boyunca yaptığı kontrolsüz ve hukuka yakırı davranışların bir sonucu olduğunu vurgulanarak, başvurunun reddedilmesi ve başvurunun gerekçelerinin çürütülmesi gerektiğini ileri sürülmüştür.
11. Şirket 12 Aralık 1990da savunmasını sunmuş, bu savunma Bay Nideröst-Hubere iletilmiştir.
12. Federal Mahkeme 1 Mart 1991de, şirkette elinde tuttuğu oy çokluğunu kendi çıkarlarına hizmet etmek için azınlık oy sahiplerini sistematik bir şekilde dikkate almayarak ve hatta bağlayıcı yargı kararlarına uymayarak kötüye kullandığından, başvurucunun bildirimsiz şekilde görevine sön verilmesinin Kanton Mahkemesi tarafından haklı olarak doğru bulunduğu düşüncesiyle başvuruyu reddetmiştir; bu nedenle yeni çoğunluk başvurucunun işine hemen son vermekte haklı bulunmuştur.
13. Karar başvurucuya 30 Nisan 1991de tebliğ edilmiştir. Aynı gün başvurucu Federal Mahkemeden, Kanton Mahkemesinin görüşünün (bk. yukarıda parag. 10) bir kopyasının gönderilmesini talep etmiştir.
II. Konuyla ilgili iç hukuk
14. 16 Aralık 1943 tarihli Federal Yargı Örgütü Kanununun 56. maddesine göre:
Kanton Mahkemesindeki yetkili, en kısa zamanda karşı tarafı, başvuru süresinde yapılmamış görünse bile başvuru nedeninden haberdar eder ve başvurunun yapılmasına neden olan belgeleri, hükmü ve öncesinde alınan ara kararların bir örneğini, dosyayı ve gerekiyorsa kendi görüşünü Federal Mahkemeye gönderir. Ayrıca kararın alındığı tarihi, başvurunun kendisine ulaştığı veya postalandığı günü ve karşı tarafa iletildiği günü Federal Mahkemeye bildirir.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
15. Bay Nideröst-Huber, 17 Ekim 1991de Komisyon'a yaptığı başvurusunda (no. 18990/91), Sözleşmenin 6(1). fıkrasına aykırı olarak Schywz Kanton Mahkemesi tarafından Federal Mahkemeye yollanan görüşün bir örneğini almadığını ve bu nedenle Federal Mahkeme karar verirken bunlar hakkında yorum yapma imkanından yoksun bırakıldığından yakınmıştır.
16. Komisyon 17 Ocak 1995te başvurunun kabuledilebilir olduğunu açıklamıştır. 23 Ekim 1995 tarihli raporunda (Madde 31), dörde karşı yirmi altı oyla 6(1). maddenin ihlali bulunduğu düşüncesini açıklamıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
MAHKEMEDEN NİHAİ TALEPLER
17. Hükümet dilekçesinde Mahkemeden Bay Nideröst-Huberin başvurusuna neden olan olaylarda İsviçrenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini ihlal etmediğine karar vermesini istemiştir.
18. Başvurucu ise Mahkemeden Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlaline karar vermesini talep etmiştir.
KARAR GEREKÇESİ
1. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali iddiası
19. Bay Nideröst-Huber, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiğini ileri sürdüğü ilgili bölümü şöyledir:
1. Herkes,
kişisel hak ve yükümlülükleri(nin)
karara bağlanmasında,
bir yargı yeri tarafından,
adil
yargılanma hakkına sahiptir.
Başvurucu, açıkça istemiş olmasına rağmen, Federal Mahkemenin karar vermeden önce, Schywz Kanton Mahkemesinin görüşünü kendisine yollamadığını, bunun da kendisinin bunları incelemesini ve gerektiği taktirde bunlar hakkında yorum yapmasını tamamen imkansız hale getirdiğini ileri sürmüştür. Bu görüşün kendisine gönderilmesini gerektiren çok daha önemli bir sebep, Federal Mahkemenin verdiği kararda bu görüşün çok etkili olmuş olması ve kararında bu görüşten bazı bölümlere yer vermiş olmasıdır. Kısacası, silahların eşitliği ve adil yargılanma hakkı ihlal edilmiştir.
20. Hükümet, tartışma konusu görüşün daha önce 19 Haziran 1990 tarihli Kanton Mahkemesi kararında açıkça ve ayrıntılı olarak söylenenlerden farklı bir şey içermediğini ileri sürmüştür. Eğer bu görüş, Federal Mahkemenin dikkate almayı istediği önemli ve yeni uyuşmazlıklar içerseydi, Federal Mahkeme taraflardan yeni dilekçeler isteyecek ve düşüncelerin sözlü olarak açıklanması için duruşma yapacaktı; ancak bunu yapmamıştır.
Federal Yargı Örgütü Kanununun 56. maddesinde (bk. yukarıda parag. 14) sağlanan imkanın tek amacı, Kanton Mahkemelerine kararları aleyhine yapılan eleştirilere karşı kendilerini savunma hakkı vererek, Federal Mahkeme önündeki yargılama sırasında zaman kaybını önlemektir. Kanton Mahkemeleri bu imkanı hiçbir şekilde, kararlarını genişletmek amacıyla kullanamazlar.
Bu olayda davalı şirket de bir görüşün kopyasını almadığından, görüşün Bay Nideröst-Hubere gönderilmemiş olması, sonucu hiçbir şekilde etkilememiştir. Görüşün birer kopyası taraflara gönderilmiş olsaydı, bu sadece kendilerini bilgilendirme amacı taşıyacaktı; çünkü söz konusu görüşün içeriği, tarafların yanıt vermesini gerektirmeyecekti; başvurucu üst başvuruda bulunduğu sırada, şirket de buna karşı savunmasını yaptığı sırada iddia ve savunmaları için bütün imkanları kullanmış durumdaydılar.
Kısacası, yargılama bir bütün olarak ele alındığında, görüşün başvurucuya gönderilmemiş olması, kendisinin durumunu hiçbir şekilde olumsuz yönde etkilememiştir.
21. Komisyon, silahların eşitliği ilkesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır. Öte yandan Komisyon, görüşün başvurucuya bir örneğinin gönderilmemesin ve görüş hakkında gerektiği aşamada yorum yapmasına imkan verilmemiş olmasının, Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki adil yargılanma hakkını ihlal ettiği görüşüne ulaşmıştır.
22. Mahkeme ilk olarak, her ne kadar Avrupa Konseyi üyesi devletlerin uygulamasında nadiren rastlansa bile, bu davada olduğu gibi görüşün sunulmasının, adil yargılama gerekleriyle çelişmediğini düşünmektedir. Bu davada sadece görüşün başvurucuya iletilmemiş olması, ortaya bir problem çıkarmaktadır.
23. Daha geniş bir kavram olan adil yargılamanın unsurlarından biri olan silahlarda eşitlik ilkesi, her bir tarafa davasını, kendisini karşı taraf karşısında ciddi düzeyde dezavantajlı hale düşürmeyecek şartlar altında sunmasını sağlayacak makul imkanların verilmesini gerektirir (bk. diğer kararların yanında, 23.10.1996 tarihli Ankerl - İsviçre kararı, parag. 38).
Bu davada Kanton Mahkemesinin görüşü, Federal Mahkeme önündeki uyuşmazlığın taraflarından herhangi birine, yani başvurucuya veya davalı şirkete iletilmemiştir. Tarafsız bir mahkeme olan Kanton Mahkemesi de taraflardan birinin muhalifi olarak görülemez. Buna göre, silahların eşitliği ilkesi ihlal edilmemiştir.
24. Bununla birlikte adil yargılama kavramı, kural olarak ayrıca davanın taraflarına, dosyaya sunulan tüm delil ve görüşler hakkında bilgi sahibi olma ve bunlar üzerinde yorum yapma hakkının verilmesini de ifade etmektedir (bk. 20.02.1996 tarihli Lobo Machado - Portekiz kararı, parag. 31 ve yine 20.02.1996 tarihli Vermeulen - Belçika kararı, parag. 33).
25. Hükümet bu kuralın, yukarıda geçen Lobo Machado ve Vermeulen kararları ile 22.02.1996 tarihli Bulut - Avusturya kararında olduğu gibi, yetkili bir makamın bir mahkemeye tavsiyede bulunmak veya mahkemeyi etkilemek amacıyla argümanlar veya görüşler sunmaya giriştiği zaman da uygulanabileceğini savunmuştur. Ancak Hükümete göre bu davada Kanton Mahkemesi sadece, kendi kararına karşı yapılan eleştirilere cevap vermiştir. Bunu yaparken verilen kararın dışında herhangi bir noktaya temas etmemiştir.
26. Mahkeme, söz konusu görüş sadece bir sayfa tutmasına rağmen, üst başvurunun esası hakkında gerekçeli bir görüş oluşturduğunu ve açıkça üst başvurunun reddedilmesini istediğini kaydetmektedir. Komisyon temsilcisinin de gözlemlediği gibi bu görüş, açıkça Federal Mahkemenin kararını etkilemeyi amaçlamıştır.
27. Bu bağlamda, görüşün karar üzerindeki etkisinin gerçekte ne kadar olduğunun pek bir önemi yoktur. Her halükarda, bu görüş daha önce davanın esasına ilişkin inceleme yaparak dosya hakkında tam bir bilgi sahibi olan, tarafsız bir mahkemeden geldiğinden, Federal Mahkemenin bu görüşe hiç önem vermemesi pek olası değildir.
28. Ayrıca davanın, Hükümetin haklı olarak işaret ettiği gibi ulusal makamların cezai alana göre daha geniş serbesti içinde oldukları bir hukuk uyuşmazlığıyla ilgili olmasının da pek bir önemi yoktur (bk. 27.10.1993 tarihli Dombo Beheer B.V. - Hollanda kararı, parag. 32 ve 23.10.1996 tarihli Levages Prestations Services - Fransa kararı, para 46). Yukarıda geçen Loho Machado ve Vermeulen kararlarına göre, bu noktada, çelişmeli yargılanma hakkından türetilen şartlar, hem hukuk davalarında ve hem de ceza davalarında aynıdır (bk. Loho Machado kararı, parag. 31 ve Vermuelen kararı, parag. 33).
29. İlgili mahkemelerin düşüncesine göre, görüşün tartışma konusu kararda yer almayan olay veya iddialarla ilgili olmaması da durumu değiştirmez. Durumun böyle olup olmadığına, sadece bir uyuşmazlığın tarafları karar verebilir; bir belgenin kendilerinin yorumunu gerektirip gerektirmediğini söylemek, onlara düşer. Burada özellikle risk altında olan şey, uyuşmazlığın taraflarının, başka şeylerin yanında, dosyaya giren her belge üzerinde fikirlerini bildirme fırsatına sahip oldukları bilgisine dayanan adaletin işleyişine olan güvenleridir.
30. Mevcut davadaki gibi dosyaya görüş koymanın, zamandan tasarruf etmek ve davayı hızlandırmak için tasarlandığına şüphe yoktur. Mahkeme içtihatlarının da gösterdiği gibi, Mahkeme bu amaca büyük önem vermektedir. Bununla birlikte, bu durum, çelişmeli yargılanma hakkı (right to adversarial proceedings) gibi temel bir ilkeyi göz ardı etmeyi haklı kılmaz. Gerçekten de Sözleşmenin 6(1). fıkrası, her şeyin ötesinde, tarafların menfaatlerini adaletin gereği gibi işlemesini güvence altına almayı amaçlamaktadır (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 21.11.1995 tarihli Acquaviva - Fransa kararı, parag. 66).
31. Mevcut davada Sözleşmenin 6(1). fıkrasında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, Bay Nideröst-Huberin Kanton Mahkemesinin görüşü hakkında haberdar edilmesini ve bunun üzerine yorum yapma imkanına sahip olmasını gerektirirdi.
Bunun da ötesinde, Mahkeme önündeki duruşma sırasında Hükümetin açıklamasına göre, bu aslında Federal Mahkemenin normal uygulamasıdır. Ancak bu davada izlenmemiştir.
32. Buna göre Sözleşmenin 6(1). fıkrası ihlal edilmiştir.
II. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
33. Sözleşmenin 50. maddesine göre:
Sözleşmeci Tarafların resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan tasarrufun tamamen ya da kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğu sonucuna varırsa, ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuku, bu karar veya tasarrufun sonuçlarını kısmen onarmaya imkan veriyorsa Mahkeme gerekli görürse zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık verilmesine hükmeder
A. Zarar
34. Bay Nideröst-Huber, maddi zararlarına ilişkin olarak Federal Mahkemenin davalıya ödemesine karar verdiği 5,000 İsviçre Frangı ve 3,500 Franklık faizden oluşan 8,500 Franklık zararının tazminini istemektedir. Ayrıca manevi zararları için de 3,000 Frank talep etmiştir.
35. Hükümet, Mahkemenin İsviçre makamlarının yerine geçip, konuyu yeniden yargılamasının mümkün olmadığını ileri sürerek, Mahkemeden taleplerin reddini istemiştir.
36. Komisyon temsilcisi Mahkemenin bu konu hakkında yukarıda geçen Lobo Machado ve Vermeulen davalarındaki kararlarını hatırlatmıştır.
37. Mahkeme şikayet edilen ihlal ile istenen maddi tazminat arasında bir nedensellik bağı olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme, davada Sözleşmenin 6(1). fıkrasının şartlarına uyulsaydı, sonucun ne olacağına dair bir spekülasyonda bulunamaz.
Manevi zarara ilişkin olarak Mahkeme, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiğinin tespit edilmesinin yeterli bir adil karşılık oluşturduğunu kabul etmektedir.
B. Ücretler ve masraflar
38. Bay Nideröst-Huber, ayrıca Federal Mahkemede 7,725 İsviçre Frangı ve daha sonra Sözleşme organları önünde 10,775 Frank ödediği ücret ve masrafların için 18,500 Frank talep etmiştir.
39. Komisyon temsilcisi yukarıda geçen Vermeulen ve Bulut kararlarına atıfta bulunmuştur.
40. Mahkeme içtihatlarına göre, ücretler ve masrafların Mahkeme kararıyla karşılanması için, zarar gören tarafın Sözleşmenin ihlalini engellemek veya düzeltmek amacıyla hareket ederken bu zarara uğramış olması gerektiğini, Komisyon ve sonra Mahkeme önünde de aynı amaçla hareket etmesi ve bu nedenle çözüm araması gerektiğini düşünmektedir. Ayrıca ödenen ücretlerin ve yapılan masrafların, gerçek ve zorunlu olduğunun ve miktar olarak makul olduğunun gösterilmesi gerekir (bk. 27.08.1991 tarihli Philis - Yunanistan (No.1) kararı, parag. 74).
Mahkeme, Federal Mahkemede yapılan harcamaların bu mahkemedeki davayı etkileyen ihlalleri engellemek veya düzeltmek için yapılmadığını gözlemlemektedir. Buna göre Hükümetin talebin bu kısmının reddedilmesi gerektiği yönündeki talebini yerinde görmektedir.
Bay Nideröst-Huberin Strasbourgta temsil edilmesi nedeniyle yaptığı harcamalar konusunda ise Mahkeme, bu meblağın, yani 10,775 İsviçre Frangının tazmin edilmesine karar vermiştir.
C. Gecikme faizi
41. Mahkemeye verilen bilgiye göre, kararın verildiği tarihte İsviçredeki kanuni faiz yıllık yüzde 5tir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlaline;
2. Bu kararın görülen tüm manevi zararlar için yeterli bir karşılık oluşturduğuna;
3. a. Davalı Devletin üç ay içerisinde başvurucuya ücretler ve masraflar karşılığında 10,775 (on bin yedi yüz yetmiş beş) İsviçre Frangı ödemesine;
b. Yüzde 5lik yıllık basit faizin yukarıda bahsedilen üç aylık sürenin bitiminden borç ifa edilinceye kadarki dönemde ödenebilir hale geleceğine;
4. Tazminat için yapılan diğer taleplerin reddine
Karar Vermiştir.
Yargıç De Meyerin farklı gerekçeli görüşü:
Bu davada adil yargılamanın zorunlu olarak (ve sadece ilke olarak değil) davanın tarafları için sunulan tüm deliller ve görüşler hakkında bilgi sahibi olma hakkı (bk. yukarıda parag. 24) anlamına da geldiğini ve Kanton Mahkemesi tarafından Federal Mahkemeye sunulan görüşlerin Bay Nideröst-Hubere yollanmaması (bk. yukarıda parag. 10) suretiyle bu hakkın açıkça ihlal edildiğini belirtmek yeterli olacaktı.
Olayda olanları doğrulamak için sunulan inandırıcı olmayan iddialarla vakit kaybetmemeliydik.
Bu iddialara cevap vermeyi zorunlu hissetmemiz ayrıntılı açıklamalarda söylemememiz daha iyi olacak ifadeleri kullanmamıza neden oldu.
İlk olarak, bu alanda Sözleşmeci Devletlerin hukuk davalarında cezai alandan daha geniş bir serbesti kullandıkları (bk. yukarıda parag. 28) tamamen açık değildir. Bu açıklamanın, yeterli bir gerekçe yokken, daha önceki kararlarda söylenmiş olması, burada tekrarlanması için bir neden değildir.
Bunun da ötesinde, mevcut davadaki gibi dosyaya görüş koymanın, zamandan tasarruf etmek ve davayı hızlandırmak için tasarlandığını kabul etmek (bk. yukarıda parag. 30), tamamen gereksizdir. Tek başına adil yargılama gerekleriyle çelişmediğini kabul ederken (bk. yukarıda parag. 22), zaten yeterli (ve belki de çok fazla) anlayış göstermiştik. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy