(AİHS. m. 3, 5, 6, 8, 26, 50, 7 NOLU PROTOKOL) (İRLANDA - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (ALBERT VE LE COMPTE - BELÇİKA DAVASI) (TYRER - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (X VE Y - HOLLANDA DAVASI)
(Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkı, Aşağılayıcı Muamele Yasağı, Özel Hayatın Gizliliğine Saygı Duyulmasını İsteme Hakkı İhlali İddiaları)
Başkan, R. Bernhardt, Üyeler, T. Vilhjalmsson, I. Foighel, R. Pekkanen, A.N. Loizou, J.M. Morenilla, M.A. Lopes Rocha, J. Makarczyk, K. Jungwiert, H.Petzold
Başvuru No: 20972/92
Karar Tarihi: 16 Aralık 1997
Başvuru sahibi, Finlandiya vatandaşı Bay Raninen, askerlik veya onun yerine geçen alternatif kamu hizmetini yerine getirmek istemeyen bir kişidir. Bu sebeple defalarca mahkum olmuş, serbest bırakılmış, tekrar yakalanmış ve tekrar mahkum edilmiştir. Başvuru sahibi, işlediği tek bir suçla ilgili olarak, tutuklama, mahkumiyet ve sorgulama sayısını, yakalama işleminden birisi sonrası kelepçelenmesini, tutukluluğu boyunca diğer sanıklardan izole edilerek ayrı bir yerde tutulmasını ve yetkililerce "tanımlanamamış psikolojik bir problemden" dolayı askerlik veya yerine geçen bir kamu görevini yerine getirmeye geçici olarak uygun değil bir kişi olarak tanımlanmasını gerekçe göstererek, ilk olarak, Sözleşmenin 3. maddesinde yasaklanan anlamda aşağılayıcı muameleye tabi tutulduğu iddiasında bulunmuştur. Başvuru sahibi, ikinci olarak, aynı gerekçelere dayanarak, Sözleşmenin 8. Maddesinin ihlalini iddia etmiştir.
Başvuru sahibi, ayrıca, 18 Haziran 1992 de serbest bırakılması sonrası 19 Hazirana kadar gözaltında tutulmasının Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlalini oluşturduğunu iddia etmiştir, ilave olarak, başvuru sahibi, 18 Haziranda niçin yakalandığının ve askeri hastaneye götürüldüğünün kendisine açıklanmamasının aynı maddenin 2. fıkrasının ihlali olduğu tezini ileri sürmüştür.
Hükümet ise, ilk olarak, iç hukuk yollarının tüketilmediği yönünde ön itirazda bulunmuştur. Bununla beraber, Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğini kabul etmiş, aynı maddenin 2. fıkrasının 3. ve 8. maddelerin ihlal edildiği iddiasını reddetmiştir.
Neticede, Mahkeme,
1. 3 oya karşı 6 oyla iç hukuk yollarının tüketilmediği ön itirazının reddine,
2. Oybirliği ile, 5 .Maddenin 1. Fıkrasının ihlaline,
3. Oybirliği ile, 5. Maddenin 2. Fıkrasının ihlalinin incelenmesine gerek olmadığına,
4. Oybirliği ile, 3. Maddenin ihlal edilmediğine,
5. 2 oya karşı 7 oyla 8. Maddenin ihlal edilmediğine,
6. Oybirliği ile, davalı hükümetin başvuru sahibine, Manevi tazminat olarak, 10.000 Finlandiya Markı, masraflar ve harcamalar için 50.000 Finlandiya Markı, kararın verilme tarihinden itibaren bu miktarların 3 ay içerisinde ödenmesine, aksi takdirde, % 11'lik gecikme faizinin uygulanmasına karar vermiştir.
I. (Eski) Madde 26
Hükümetin Ön İtirazı, İç Hukuk Yollarının Tüketilmesi Mecburiyeti
26. Maddede öngörülen iç hukuk yollarını tüketme mecburiyeti kuralı, iç hukukta o anda var olan ve ihlal edildiği iddia edilen hakka çözüm üretme noktasında yeterli olan hukuki yol için geçerlidir. Söz konusu hukuki çözüm yollarının, sadece teoride değil uygulamada da kesin, herkese açık ve etkili olması gerekir. Yetersiz ve etkisiz olan iç hukuk yollarının tüketilmesi mecburiyeti yoktur. (Örneğin bkz. Andronicou ve Constantinou v. Kıbrıs, 9.10. 1997 Karan, Reports and Judgments 1997-VI, ss.2094-95)
II. Madde 3
Kötü Muamele (İşkence, İnsanlık Dışı ve Aşağılayıcı Muamele) Yasağı
3. madde, işkence, insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleyi, bu muameleye maruz kalan mağdurun davranışından bağımsız olarak, mutlak olarak yasaklamaktadır. Uygulanan kötü muamelenin 3. Maddenin koruma alanına girebilmesi için, eylem neticesinde verilen acının belirli bir seviyeye ulaşması gerekir. Muamelenin neticesinin bu seviyeye ulaşıp ulaşmadığının değerlendirilmesinde, muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkisi ile mağdurun cinsiyeti, yaşı, o anki sağlık durumu gibi faktörlerin dikkate alınması gerekir (örneğin bkz. İrlanda v. UK, 18 Ocak 1978 Kararı, Ser A No 25, par. 162).
Bir muamelenin aşağılayıcı muamele oluşturup oluşturmadığı değerlendirmesinde, ilave olarak, yapılan eylemin mağduru aşağılama, kendisine olan saygısını kaybettirme amacı taşıyıp taşımadığına ve eylemin sonucu mağdurun kişiliğinin negatif etkilenip etkilenmediğine bakılmalıdır (Bkz. Albert ve Le Compte v Belçika, 10.2.1983 Kararı) Bu noktada, eylemin kamu oyu önünde cereyan etmesi dikkate alınması gereken bir faktör olabilir. Bununla beraber, bir eylemin kamu oyu önünde cereyan etmesi eylemin aşağılayıcı muamele sayılmasının olmazsa olmaz bir şart değildir; Mağdurun eylem neticesi, başkalarının olmasa da kendi gözünde kendisine olan saygısını kaybetmesi yeterlidir (bkz. Tyrer v UK, 25 Nisan 1978 Kararı, Ser A No 26, par.32)
III. Madde 5
Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkı
Bir kişinin serbest bırakılma sonrası, aynı suçu tekrar işleyeceği yönünde yeni delil olmaması karşısında, özgürlüğünün kısıtlanması 5. maddesinin 1. fıkrasına aykırıdır. Yakalayarak bir kişinin özgürlüğünü kısıtlamanın Sözleşmenin 5 .maddesinin 1. fıkrasına ihlalinin tespiti karşısında, aynı hususun 5 .maddenin 2.fıkrası açısından değerlendirmesi sözkonusu olamaz.
IV. Madde 8
Özel Hayata Saygı Duyulmasını İsteme Hakkı
"Özel hayat" kavramı oldukça geniş olup sınırlayıcı bir şekilde tanımlanamaz; olayın şartlarına göre, kişinin maddi ve manevi bütünlüğünü de içine alır (örneğin bkz. X ve Y v. Hollanda, 26.3.1985 Karan, Ser. A No 91, par.22 , Niemietz v. Almanya, 16.12 1992 Kararı, Ser A No 215-B, par.29, Costello-Roberts v UK, 25.3 1995 Kararı, Ser A No 247-C, par. 34-36) Bu kavram, kişinin özgürlüğünün kısıtlandığı durumlar içinde geçerlidir. Ayrıca, madde 8, 3. madde anlamında ihlal oluşturmaya yetmeyen gözaltı ve tutuklama şartları için de koruma sağlayabilir.
KARARDA ATIFTA BULUNULAN DİĞER DAVALAR
1. İrlanda v UK, 18.1.1978 Kararı
2. Tyrer v. UK, 25.4.1978 Kararı
3. Albert ve Le Compte v Belçika, 10.2.1983 Kararı
4. X ve Y v. Hollanda, 26.3.1985
5. Niemietz v. Almanya, 16.12 1992 Kararı
6. Costello-Roberts v UK, 253 1995 Kararı
7. Z v. Finlandiya, 25.2.1997 Kararı
8. Andronicou ve Constantinou v. Kıbrıs, 9.10.1997 Kararı
PROSEDÜR
1. Dava, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu (Komisyon) ve Finlandiya Hükümeti (Hükümet) tarafından, sırası ile, 1996 ve 1997 yıllarında Avrupa insan Hakları Mahkemesine (Mahkeme) gönderilmiştir. Taraflar, Mahkemeden, sözkonusu davanın olaylarını değerlendirerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) m. 3, 5 ve 8'in ihlalinin olup olmadığına dair bir karar vermesini istemiştir.
4. Mahkeme Başkan:, Hükümet temsilcisine, başvuru sahibinin avukatına ve Komisyon delegesine danıştıktan sonra, 25 haziran 1997 duruşmayı gerçekleştirmiştir.
OLAYLAR
Davanın Özel Şartları
7. Başvuru sahibi, Raninen, 1967 doğumlu Finlandiya vatandaşıdır. 1986 yılında askerlik yoklaması için askerlik şubesine çağrılmıştır. Raninen, öğrenciliğinden dolayı askerliği 20 Mart 1992 yılına kadar erteletmiştir. Fakat, Raninen, bu tarih gelmeden önce, askerlik veya onun yerine kabul edilebilecek bir kamu hizmeti fikrine karşı olduğunu askerlik şubesine bildirmiştir. Daha sonra, aynı talebini 7 Nisan 1992 de, sözlü ve yazılı olarak tekrarlamıştır. Bunun üzerine, askerlik görevini yerine getirmeme suçunu işleme şüphesi ile göz altına alınarak 20 Mart 1992 de teslim olması gerektiği Pori askeri birliğine getirilmiştir. Burada da, askerlik fikrine olan itirazını tekrar etmesi üzerine gözaltı işlemi 9 Nisana kadar uzatılmıştır.
8. 11 Nisan 1992 de, Eura Bölge Mahkemesi başvuru sahibini tutuklamış ve Türkü Hapishanesine göndermiştir. 24 Nisanda da, başvuru sahibini, askerlik görevini yerine getirmekten kaçınma suçundan dolayı, Ceza Kanunun 4. ve 15 maddelerine dayanarak mahkum etmiştir. Fakat, bu mahkumiyet, başvuru sahibini askerlik yapma mecburiyetini ortadan kaldırmamaktadır.
9. 24 Nisan 1992 tarihinde serbest bırakılmasına müteakiben, başvuru sahibi, askeri personelce, Pori askeri birliğine geri getirilmiştir. Başvuru sahibinin askerlik görevini yerine getirmeme fikrinde direnmesi üzerine, tekrar yakalanarak mahkeme önüne çıkarılmış ve tekrar hapis cezasına çarptırılmıştır. Başvuru sahibi, iki defa daha, hapis cezasının sona ermesi üzerine, tekrar Pori askeri birliğine götürülmüş ve askerlik yapmak istemediğini belirtmesi üzerine aynı işlemler tekrar edilmiştir.
14. 18 Haziran 1992 de cereyan eden yargılamasından sonra, başvuru sahibi, daha önceki yargılamalarından sonra olduğu gibi tekrar hapishaneye götürülmüştür. Mahkumiyetinin sona ermesi sonrası, Pori Askeri birliğine götürülürken, dışarıda bekleyen askeri araca bindirilmeden önce, başvuru sahibinin elleri kelepçelenmiştir. Başvuru sahibi, dışarıda kendisini desteklemek için gelen olayın fotoğrafını çeken ve video kameraya kayıt eden grubun önünde elleri kelepçeli bir şekilde araca bindirilmiştir. Cezaevinin bulunduğu Turku'dan Pori askeri birliğinin bulunduğu Sakyla'ya kadar olan 100-150 kilometrelik mesafede, başvuru sahibi, 2 saat süre ile bu şekilde seyahat etmiştir. Pori askeri birliğinde yer alan askeri hastane girişinde kelepçeler çıkarılmıştır.
15.Başvuru sahibine göre, askeri polisin kelepçeleme işlemi, kendisinin rızası dışında gerçekleşmiştir.
16. Başvuru sahibi hastanede herhangi bir muayeneye tabi tutulmamış, askeri personelce 19 Haziran 1992 günü sorgulanmış, askerlik yapmayacağını tekrarlaması üzerine, tekrar yakalanmıştır.
17. 22 Haziran 1992 de bölge mahkemesi, başvuru sahibini tekrar tutuklamış, ve ağırlaştırılmış hapis cezasına çarptırmıştır.
18. 5 Ekim 1992 de başvuru sahibi, şartlı olarak salıverilmiş ve 2 yıl süre ile askerlik görevini yerine getirmesi ertelenmiştir.
19. 16 Şubat 1993 de, başvuru sahibi, Parlemento Ombudsmanına gönderdiği bir dilekçe ile, 18 ve 19 Haziran 1992 tarihlerinde özgürlüğünün kısıtlanması ile bu sırada ve daha önce 11 Nisan ve 2 Haziran 1992 tarihlerinde Mahkemeden Hapishaneye götürülüşü sırasında, kelepçe takılması hakkında şikayetlerde bulunmuştur. Şikayetinde, özellikle, 18 Haziran tarihinde, hiç kaçmaya teşebbüs etmediği halde kelepçe takılmasına anlam veremediğini vurgulamıştır. Ayrıca, başvuru sahibi, şikayetinde, askerlik yapmak istemediğini belirtmemesine ve hasta olduğuna dair bir durumun ortada olmamasına ve dolayısı ile askeri hastaneye gitmesi için bir sebep bulunmamasına rağmen rızası dışında kelepçeli olarak hastaneye götürülmesinin hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir.
20. Ombudsmanın talebi üzerine, başvuru sahibinin özgürlüğünü kısıtlayan askeri yetkili R, şüpheli olarak dinlenmiştir. R, ifadesinde, başvuru sahibini askeri birliğe geri getirmesi konusunda askeri birliğin hukuk memurundan (legal offıcer) emir aldığını, bunun üzerine, hapishaneden serbest bırakıldıktan sonra başvuru sahibi hakkında yakalanması emri verdiğini açıklamıştır. R'ye göre, askeri polis, aldığı eğitim çerçevesinde, bir kişiyi yakaladıktan ve kişiye niçin yakaladığını bildirdikten sonra kelepçe takması gerekir.
21. Pori askeri birliğindeki, diğer bir askeri yetkili Ombudsmana, başvuru sahibinin yakalanmasının amacını askeri yetkililerin elinden kaçmasını önlemek olarak açıklamıştır. Askeri polise başvuru sahibinin askeri birliğe getirilmesi sırasında kelepçeleme emri verilmemiştir. Bu tedbire başvurmayı gerektirecek bir durumda sözkonusu olmamıştır. Bununla beraber, bu yetkiliye göre, başvuru sahibinin aynı suçu defalarca işlemesi karşısında, Pori askeri birliğine getirilmesini sağlamak için kelepçe takılması mazur karşılanabilir.
22. Askeri birlik merkezi yetkilileri de Ombudsmana yaptıkları açıklamada, başvuru sahibinin hapishaneden serbest bırakılır bırakılmaz yakalandığını, bu sırada, başvuru sahibinin askerlik yapmak istemediğine ve askeri polis ile askeri birliğe dönmek istemediğine dair herhangi bir belirti olmadığını belirtmiştir. R'nin, yakalama ve kelepçe emri vermesinin sebebi, başvuru sahibinin daha önceki askerliğe karşı olduğunu belirten davranışları ve bunun tekrar edilme ihtimalinin yüksek olmasıdır. Ayrıca, Ranien'i desteklemek için gelen grubun davranışları da Ranien hakkında alınan tedbirlerin niteliğinin belirlenmesinde etkili olmuştur.
Bununla beraber, askeri birlik merkezi yetkilileri, Ranien'i yakalamayı haklı kılan sebeplerin ve kelepçe takmayı gerektiren sebeplerin oluşmadığını, R'nin olayın şartların değerlendirmede hata yaptığını kabul etmişlerdir. Kelepçe takmayı düzenleyen hükümlere göre, kelepçe, bir şüpheliye saldırgan davranması halinde, sakinleştirmek için, geçici olarak veya kaçma şüphesi bulunması halinde kaçmasını önlemek için takılır. Her ne kadar, başvuru sahibi, askerlik görevini yerine getirmeme suçunu defalarca işlemekten mahkum olmuşsa da ve taraftarları serbest bırakılmasını sağlamak için hapishane çevresinde o anda gösteri yapıyor ise de, başvuru sahibinin olay anında kaçacağını gösteren herhangi bir belirti yoktur.
23. Ombudsman, 23 Mayıs 1994 tarihli kararında, askeri yetkililerin başvuru sahibinin kaçacağından şüphelenmesini gerektiren bir sebep olmadığını belirtmiştir. Ayrıca, daha önceki serbest bırakılma olayları sonrası, başvuru sahibi, kendiliğinden yetkililere teslim olmuştur. Ombudsmana göre, "18 Haziran 1992 tarihinde başvuru sahibinin yakalanması hukuka aykırıdır. Çünkü, Bay Ranien'e, yakalanmadan önce, askerlik görevini veya onun yerine bir kamu hizmetini yerine getirmek istememe fikrini hala koruyup korumadığı sorulmamıştır. Ayrıca, Ombudsman, Ranien'in kelepçelenmesini gerektiren bir durum olmadığını doğrulamıştır. Muhtemelen, R, olayda, kendisine verilen eğitimde yakalanan herkese kelepçe takılması gerektiği söylendiği için kelepçe takmıştır. R'nin davranışının değerlendirilmesinde, tecrübesizliği, birliğinden kendisine verilen emrin çok genel nitelikte olması dikkate alınmalıdır. R, olayda, kendisine verilen emir doğrultusunda hareket ettiğine inanmaktadır. Aslında, Ranien'i adı geçen hapishaneden almak için daha tecrübeli bir görevlinin gönderilmesi gerekir idi. Ancak, olayın şartlan göz önüne alındığında, R'nin aleyhine Ombudsmanın alması gereken bir tedbir söz konusu değildir." Netice olarak, Ombudsman, herhangi bir cezai koğuşturma gereği hissetmemiştir.
24. 20 Şubat 1995 tarihinde, başvuru sahibi, Koemaki Bölge Mahkemesince Askerlik Görevi Kanunu m. 29 gereği, askerlik görevini yerine getirmekten kaçınmaktan dolayı tekrar mahkum olmuştur. Bu madde, askerlik görevini veya alternatif kamu görevini yerine getirmeyi ısrarla red eden ve Ceza Kanunun 45. maddesi gereği cezalandırılmasına rağmen tavrını değiştirmeyen kişilere uygulanmaktadır. Bu maddeye göre, başvuru sahibi 194 gün hapis cezasına çarptırılmıştır. Daha önceki cezalar toplamı 212 gün olduğundan ayrıca yerine getirmesi gereken hapis cezası olmadığına karar verilmiştir.
İLGİLİ İÇ HUKUK
25. 1983 tarihli Askeri Disiplin Kanunu m.16'ya göre, askeri bir suç işleyen veya suç işleme şüphesi altında olan kişi askeri disiplinin sağlanması, muhafaza edilmesi, kamu düzeninin veya güvenliğinin sağlanması amacıyla yakalanabilir.
26. 1889 tarihli Ceza Kanunu madde 8a'ya göre, polislik yetkilerini kullanan bir asker, bir direnme ile karşılaşması halinde durumun gerektirdiği oranda kuvvet kullanabilir.
27. Askeri personel için hazırlanan 1990 tarihli eğitim rehberine göre, bir yerden bir yere taşman şüphelilerin kelepçelenmesi gerekir. Bu rehberin girişinde belirtildiği üzere, bu kural, savaş veya savaş tehlikesi halinde geçerlidir. Buna göre, barış zamanında kullanılan kuvvetin durumun gerektirdiğinden daha fazla olmaması gerekir.
28. Anayasanın 93. maddesine göre, hakları çiğnenen veya bir kamu görevlisinin hukuka aykırı bir davranışı veya kusurundan zarar gören bir kişi kamu görevlisinin cezalandırılmasını ve uğradığı zararın tazmin edilmesini isteme hakkı vardır. Verilen bu zarardan devletin sorumlu olup olmadığı ve zararın ne kadarının, nasıl Devlet tarafından karşılanacağı kanunla belirlenecektir.
29. Ceza Kanunun 10 ve 11. maddeleri gereği, kasten veya kusuru ile mesleki görevini hukuk kurallarının gereği gibi yerine getirmeyerek kişilere zarar veren kamu görevlileri cezalandırılır.
30. Parlemento Ombudsmanın çalışma usulünü düzenleyen kuralların 7.maddesine göre, Parlemento Ombudsmanı bir kamu görevlisi veya kurumu hakkında bir şikayet dilekçesi aldığında şikayet konusu hakkında bir soruşturma başlatır. Eğer, Ombudsman'da, kişi veya kurumun hukuka aykırı bir eylem işlediği şüphesi oluşursa, bu kişi ve kurumu bilgilendirmelidir. Şikayet konusunun, Ombudsmanın sorumlular hakkında getireceği eleştiri sınırlarını aşması ve cezai veya idari bir suç niteliğine bürünmesi halinde, Ombudsman ilgili kişi ve kurum hakkında dava açmalıdır.
31. Haksız yere yakalanan ve tutuklananlara tazminat verilmesine ilişkin 1974 tarihli kanunun 1. maddesi gereği, özgürlüğü 24 saat veya daha fazla haksız yere kısıtlanan kişi Devletten uğradığı zararın tazmini için dava açabilir.
32. Maddi tazminat ödenmesine ilişkin kanuna göre, kendi adına görev yapan kamu görevlilerinin kusur ve hatalarından dolayı uğranılan zarardan dolayı Devlet aleyhine de dava açılabilir.
KOMİSYON ÖNÜNDEKİ İŞLEMLER
33. 11 Kasım 1992 tarihli başvurusunda, Raninen, Sözleşmenin 3. maddesinde yasaklanan anlamda aşağılayıcı muameleye tabi tutulduğu iddiasında bulunmuştur. Başvuru sahibi, başvurusunda, özellikle, işlediği tek bir suçla ilgili olarak, tutuklama, mahkumiyet ve sorgulama sayısını, 18 Haziran 1992 de kelepçelenmesini, tutukluluğu boyunca diğer sanıklardan izole edilerek ayrı bir yerde tutulmasını ve "tanımlanamamış psikolojik bir problemden" dolayı askerlik veya yerine geçen bir kamu görevini yerine getirmeye geçici olarak uygun değil bir kişi olarak sınıflandırılmasını iddiasına gerekçe olarak sunmuştur. Başvuru sahibi, ayrıca, 18 Haziran 1992 de serbest bırakılması sonrası 19 Hazirana kadar gözaltında tutulmasının Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlali olduğu iddiasında bulunmuştur, ilave olarak, başvuru sahibi, 18 Haziranda niçin yakalandığının ve askeri hastaneye götürüldüğünün kendisine açıklanmamasının aynı maddenin 2. fıkrasının ihlalini oluşturduğu iddiasında bulunmuştur. Başvuru sahibine göre, kendisine karşı yürütülen yargılama boyunca 6. maddede korunan adil yargılama hakkının bir çok gereği yerine getirilmemiştir. Aynı suçtan dolayı birden fazla mahkumiyeti de, 7. protokolün 4. maddesinin çiğnenmesi anlamı taşımaktadır. En son olarak, başvuru sahibi, dini inançları gereği askerlik yapmak istemeyip alternatif kamu hizmeti yerine getirenlere verilen ceza ile askerliği ve kamu hizmetini tamamıyla red eden kişilere verilen cezanın karşılaştırıldığında bir ayrımcılığın söz konusu olduğunu, bununda 7. protokolün 4. maddesi bağlamında Sözleşmenin 14. maddesinin ihlalini teşkil ettiği iddiasında bulunmuştur.
34. 7 Mart 1996 tarihinde, Komisyon, başvuru sahibinin başvurusunun kelepçelenme ve 18 ve 19 Haziran 1992 tarihlerindeki özgürlüğünün kısıtlanması ile ilgili kısmını kabul edilebilir bulduğunu açıklamıştır.
35. 24 Ekim 1996 tarihli kararında, Komisyon, Sözleşmenin 3. maddesinin ve 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine karar verirken, bu ihlaller karşısında, 5. maddenin ikinci fıkrasının ve 8.madde kapsamında ayrı bir incelemeye gerek olmadığına karar vermiştir.
MAHKEMEYE SON SUNUMLAR
36. 27 Ağustos 1997 tarihli duruşmada, Hükümet, başvuru sahibinin iç hukuk yollarını tüketmediği itirazını yinelemiş, 3. ve 8. maddelerinin ihlal edilmediğini belirtmiş ve 5. maddenin 1. fıkrasının ihlal edilip edilmediğini Mahkemenin takdirine bırakmıştır.
37. Başvuru sahibi de aynı duruşmada iddialarını tekrar etmiş ve Sözleşmenin 50. maddesine göre kendisine tazminat ödenmesini talep etmiştir.
HUKUKİ BOYUT
I. HÜKÜMETİN ÖN İTİRAZI
38. Hükümet, başvurunun kabul edilirliğinin incelenmesi aşamasında iddia ettiği gibi, başvuru sahibinin Sözleşmenin 26. maddesinin gereğini yerine getirip iç hukuk yollarını tüketmediğini, bu nedenle, Mahkemenin başvuruyu inceleme yetkisinin bulunmadığını iddia etmiştir. Hükümete göre, başvuru sahibi, iç hukukta, sorumlu askeri personel hakkında dava açabileceği gibi dava açılmasını yetkililerden de isteyebilirdi. Ayrıca, uğradığını iddia ettiği zarar hakkında sorumlular veya devlet hakkında tazminat davası açabilirdi.
Hükümet, Ombudsmana başvurunun, 26. madde anlamında tüketilmesi gereken bir iç hukuk yolu olmadığını kabul etmemekle beraber, Ombudsmanın 20 Mayıs 1994 tarihli görüşlerinden (bkz. par.23) başvuru sahibinin iç hukukta kendisine tanınan çözüm yollarına başvurması halinde herhangi bir netice çıkarılamayacağı sonucuna ulaşılamayacağını vurgulamıştır. Hükümete göre, Ombudsmanın bir kişi hakkında dava açılmasını istemesi çok istisnai olarak kullanılmaktadır. Ombudsman kendisine ulaşan şikayetlerin yıllık yaklaşık 200'ünde, ilgililerin kusurunu tespit etmekte ve neticede, genelde, disiplin cezasına hükmetmenin yanında eleştiri niteliği taşıyan bir açıklama veya tavsiye ile yetinmektedir.
39. Başvuru sahibine göre, Anayasanın 93. maddesinden de açıkça anlaşılabileceği gibi bir kamu görevlisinin hukuki sorumluluğunun ortaya konarak tazminat ödemeye zorlanabilmesi için görevi sırasında bir suç işlemesi veya kusurlu olarak hareket ettiğinin ortaya konması gerekir. Bu kural, başvuru sahibinin kendi başvurusunda söz konusu olduğu gibi, 24 saatten az haksız yere özgürlüğün kısıtlanmasından dolayı açılacak tazminat davaları içinde geçerlidir. Kaldı ki, haksız yakalanan ve tutuklananlara tazminat verilmesine ilişkin kanun 24 saatten az haksız hürriyeti tahdit durumları için tazminat talebini kabul etmemektedir (bkz. par.31). Şu ana kadar açılan davalar içerisinde, sorumlu kamu görevlisinin görevi sırasında suç işlediği ortaya konmadan tazminat ödenmesine karar verilen örnek bir dava da yoktur. Başvuru sahibinin iddiasına göre, sorumlular hakkında cezai veya hukuki soruşturma başlatılmış olsa idi dahi, Ombudsmanın askeri yetkililerin eylemlerini kusurlu bulmaması karşısında, bu soruşturmaların pozitif sonuçlanma şansı yoktur.
40. Komisyona göre ise, Ombudsmanın kararının anlamı şudur; her ne kadar olaya kansan yetkililerin eylemleri kınanması gereken nitelikte ise de, cezai soruşturmayı gerektiren bir niteliğe ulaşmamıştır (bkz. par.23). Ayrıca, haksız yakalanan ve tutuklananlara tazminat verilmesine ilişkin kanun gereği 24 saat ve daha fazla haksız olarak hürriyeti sınırlanan kişilere tazminat ödenmesi bir iç hukuk kuralı olarak var olsa da, başvuru sahibinin özgürlüğü 24 saatten az haksız olarak kısıtlanmıştır (bkz. par.31). Bu nedenle, hükümetçe ileri sürülen iç hukuktaki çözüm yollan, başvuru sahibi açısından başarılı bir sonuç doğurma ihtimali taşımamaktadır ve 26. madde anlamında etkili ve yeterli çözüm yolu olarak kabul edilemez. Komisyona göre, Ombudsman bir müessese olarak, askerlik görevinin yerine getirilme şartlarının denetiminde önemli bir rol oynamaktadır ve ulaşılan ilgili askeri yetkililer hakkında hiçbir cezai soruşturması başlatılmasına gerek yoktur sonucu Komisyon için önemlidir. Bu şartlar karşısında, Komisyona göre, başvuru sahibinin sorumlulara karşı cezai soruşturma başlatması karşısında başarı şansı yoktur veya çok azdır.
41. Mahkemeye göre, 26. Maddede öngörülen iç hukuk yollarını tüketme mecburiyeti kuralı, iç hukukta o anda var olan ve ihlal edildiği iddia edilen hakka çözüm üretme noktasında yeterli olan hukuki yol için geçerlidir. Söz konusu hukuki çözüm yollarının, sadece teoride değil uygulamada da kesin, herkese açık ve etkili olması gerekir. Yetersiz ve etkisiz olan iç hukuk yollarının tüketilmesi mecburiyeti yoktur. (Örneğin bkz. Andronicou ve Constantinou v. Kıbrıs, 9.10. 1997 Karan, Reports and Judgments 1997-VI, ss.2094-95)
42. Mahkemeye göre, Ombudsmanın, olayda adı geçen R ve diğer askeri yetkililerden aldığı bilgilere dayanarak, R'nin iyi niyetli davrandığı ve R ve diğer askeri yetkililer hakkında hukuki, idari veya cezai soruşturmaya gerek olmadığı karan karşısında, sorumlular aleyhine, cezai ve hukuki bir çözüm yolunun başvuru sahibinin uğradığını iddia ettiği hak ihlali konusunda başarılı olma şansı gözükmemektedir. Bu durumda, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmesi gerektiği ön itirazı ret edilmelidir.
II. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
A. Sözleşmenin 5. Maddesinin 1. Fıkrası
43. Başvuru sahibine göre, 18 Haziran 1992 gününden 19 Haziran 1992 günü sabahı resmen göz altına alınan ana kadar geçen süre içerisindeki özgürlüğünün kısıtlanması (hapishaneden alınarak Pori askeri birliğine götürülmesi ve hastanede tutulma süreci) Sözleşmenin 5.maddesinin 1. fıkrasının ihlalini oluşturmaktadır.
44. Hükümet, başvuru sahibinin, 18 Haziran 1992 tarihinde serbest bırakılması sonrası Pori askeri birliğine teslim olması gerektiğini hatırlatmakla beraber, iç hukuk kurallarının, askeri polise başvuru sahibini yakalama yetkisi vermediğini kabul etmiştir (bkz. par. 21-23 ve 25). Bununla beraber, hükümete göre, söz konusu tarihteki özgürlük kısıtlaması oldukça kısa sürmüş ve nitelik olarak kişinin özgürlüğüne ciddi bir saldın olarak kabul edilemez. Kaldı ki, Pori askeri birliğine varış sonrası, başvuru sahibi, askeri tesisler içinde bulunan askeri hastaneye kendisi de rızası ile gitmek istemiştir.
45. Komisyona göre, her ne kadar, başvuru sahibinin askeri hastaneye gitmek istediği konusu tartışmalı olmakla birlikte, Ombudsman tarafından da ortaya konduğu gibi, başvuru sahibinin 18 Haziran 1992 günü Hapishaneden Pori askeri birliğine götürülmesi konusunda rızası olmadığı kesindir (bkz.*par.20-23). Başvuru sahibinin rızası eğer var ise, bu rızanın ilk ortaya konduğu an Pori askeri birliğine varış anıdır. Ayrıca, hapishaneden çıktığı gün olan 18 Haziranda, başvuru sahibine, askerlik yapmama fikrinde ısrar edip etmediği sorulmaması karşısında, başvuru sahibinin hala askerlik fikrine karşı olma düşüncesini koruduğunu bilmek mümkün değildir, iç hukukun, o gün, başvuru sahibini yakalama noktasında askeri polise yetki vermediği hususu da açıktır. Bu durumda, Komisyona göre, başvuru sahibinin hapishanede serbest bırakılması anından Pori askeri birliğine götürülmesine kadar geçen süreç içerisinde özgürlüğünün kısıtlanması Finlandiya iç hukukuna ve dolayısı ile Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlalini oluşturur.
Bu sonuç karşısında, başvuru sahibinin göz altına alınmasının 5. maddenin 1. fıkrasından sayılan sebeplerden birisine göre haklı sayılıp sayılmayacağının ve yeniden yakalanma anı olan 19 haziran sabah saat 8.00'a kadar askeri birlik içinde tutulup tutulmadığının ve bu işlemin bu maddeyi ihlal edip etmediğinin araştırılmasına gerek yoktur.
46. Mahkemeye göre, Ombudsman başvuru sahibinin 18 Haziran 1992 günü yakalanmasının hukuka aykırı olduğunu tespit etmiştir. Ombudsmana göre, başvuru sahibinin kaçmasını düşündürecek bir sebep olmadığı gibi yakalama tedbirine başvurmadan önce, askerlik yapmama fikrinde direnip direnmediği sorulmamıştır. Bu nedenle, Mahkemeye göre, başvuru sahibinin sözkonusu tarihte, hapishaneden askeri birliğe götürülmesi iç hukuka ve Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasına aykırıdır.
47. Mahkeme, başvuru sahibinin askeri hastanede rızası dışında tutulduğu kesin olarak ortaya konmadığı için Pori askeri birliğine varış sonrası hastanede tutulmasının sözleşmeye aykırı olduğu hususunda bir görüş belirtmeyi uygun bulmamaktadır.
B. Sözleşmenin 5. Maddesinin 2. fıkrası
48. Başvuru sahibi 18 Haziran 1992 tarihinde niçin yakalandığının kendisine söylenmemesinin Sözleşmenin 5. Maddesinin 2. fıkrasının ihlali olduğu iddiasında bulunmuştur.
49. Hükümet, 18 Haziran günü serbest bırakılma sonrası, başvuru sahibinin aynı suçu tekrar işleyeceği yönünde yeni delil olmaması karşısında, yakalamayı haklı kılan ve başvuru sahibine söylenmesi gereken bir sebebin olmadığını kabul etmiştir.
50. Komisyon, 5. maddenin 1. fıkrasının ihlali karşısında 5. maddenin 2. fıkrasının ayrıca değerlendirmesinin mümkün olmadığına karar vermiştir.
51. Mahkemede, Komisyon gibi, başvuru sahibinin yakalanmasının iç hukuka ve Sözleşmenin 5.maddesinin 1. fıkrasına ihlalinin tespiti karşısında, aynı hususun 5.maddenin 2.fıkrası açısından değerlendirmesinin sözkonusu olmayacağını belirtmiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
52. Başvuru sahibi, hapishaneden askeri birlik içindeki hastaneye götürülürken kelepçelenmesinin (bkz. par. 14-15) Sözleşmenin 3. maddesinde yer alan kötü muamele çeşitlerinden "aşağılayıcı muameleyi" oluşturduğu iddiasında bulunmuştur. Başvuru sahibi, bu işlemin, keyfi ve hukuka aykırı bir özgürlük kısıtlaması sırasında gerçekleşmesinin ayrıca kendisini strese soktuğunu vurgulamıştır. Yakalandığı tarihte veya daha önceki davranışlarının askeri poliste kaçma şüphesi uyandırmasının mümkün olmadığını hatırlatmıştır. Kendisine kelepçe takılmasını gerektiren başka bir sebepte yoktur. Başvuru sahibine göre, kelepçelenmesinin tek sebebi, askerlik veya alternatif kamu hizmetine tekrar direnmesini önlemek için korkutmak ve aşağılamaktır. Bu anlamda, 2 saat kadar süren bir kelepçeleme olayı önemlidir. Bu olaydan, birkaç ay sonra, tanımlanmamış bir psikolojik problemden dolayı askerlik görevini yerine getirmesinin mümkün olmadığı şeklinde hakkında verilen raporda göstermektedir ki, kelepçeleme olayı hukuka aykırı yakalama ile birlikte kendisi üzerinde psikolojik bir zarar meydana getirmiştir.
53. Komisyona göre, 18 Haziran tarihindeki hukuka aykırı yakalama ile kelepçeleme olayının ayrı değerlendirilmesi gerekir. Olayda, kelepçe takılarak başvuru sahibine karşı 2 saat kadar zor kullanılmasını haklı kılan bir sebep yoktur. Kelepçeli olarak kamu oyunun önüne çıkarılması ve kendisini desteklemek için gelen kişilerce görülmesi, başvuru sahibinin saygınlığını ve haysiyetini zedelendiğinden, sözkonusu eylem 3. madde anlamında aşağılayıcı muameledir.
54. Hükümete göre ise, adı geçen eylem, 3. maddenin gerektirdiği minimum ağırlık seviyesine ulaşmamıştır. Olayın şartlarının böyle bir eylemi gerektirip gerektirmediği bir yana, başvuru sahibi, yakalanmasının tabii neticesi olarak bir güvenlik önlemi olarak kelepçelenmiştir. Bu nedenle, başvuru sahibinin kelepçelenmesinin arkasında ne kişiliğine duyulan bir saygısızlık veya kınama ne de aşağılama düşüncesi vardır. Başvuru sahibi bu şekilde kamu oyu önünde teşhir edilmemiş, taraftarları ise başvuru sahibini çok kısa bir süre için sadece askeri araca binme anında görebilmiştir. Ayrıca, kelepçeleme olayı oldukça kısa sürmüştür. Bu işlemin, başvuru sahibinde fiziksel veya ruhsal bir zarar oluşturduğuna dair bir delilde yoktur.
55. Mahkemeye göre, 3. madde, işkence, insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleyi, bu muameleye maruz kalan mağdurun davranışından bağımsız olarak, mutlak olarak yasaklamaktadır. 3. Maddenin koruma alanına girebilmesi için, uygulanan kötü muamelenin belirli bir seviyeye ulaşması gerekir. Muamelenin bu seviyeye ulaşıp ulaşmadığının değerlendirilmesinde, muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkisi ile mağdurun cinsiyeti, yaşı, o anki sağlık durumu gibi faktörlerin dikkate alınması gerekir (örneğin bkz. İrlanda v. UK, 18 Ocak 1978 Kararı, Ser A No 25, par. 162).
Bir muamelenin aşağılayıcı muamele oluşturup oluşturmadığı değerlendirmesinde, ilave olarak, yapılan eylemin mağduru aşağılama, kendisine olan saygısını kaybettirme amacı taşıyıp taşımadığına ve eylemin sonucu mağdurun kişiliğinin negatif etkilenip etkilenmediğine bakılmalıdır (Bkz. Albert ve Le Compte v Belçika, 10.2.1983 Kararı) Bu noktada, eylemin kamu oyu önünde cereyan etmesi dikkate alınması gereken bir faktör olabilir. Bununla beraber, bir eylemin kamu oyu önünde cereyan etmesi eylemin aşağılayıcı muamele sayılmasının bir şartı değildir; Mağdurun eylem neticesi, başkalarının olmasa da kendi gözünde kendisine olan saygısını kaybetmesi yeterlidir (bkz. Tyrer v UK, 25 Nisan 1978 Kararı, Ser A No 26, par.32).
56. Sözkonusu olaydaki muameleye gelince, normal şartlarda, kelepçeleme olayı, yakalamanın hukuka uygun olduğu, durumun zor kullanmayı gerektirmediği, kamu oyu önünde cereyan etmediği ve yakalanan kişinin direnmesinin, kaçma şüphesi veya delilleri karartma tehlikesinin söz konusu olmadığı durumlarda, 3. maddenin kapsam alanında bir muamele değildir.
57. Hükümet tarafından kabul edildiği gibi,söz konusu olayda, kelepçeleme olayı başvuru sahibinin kendi davranışlarının neticesi başvurulan bir tedbir değildir. Eylemi haklı kılan bir sebep söz konusu olmadığı gibi, kelepçeleme, hukuka aykırı bir yakalama sonrası başvurulan bir tedbirdir. Her ne kadar çok kısa bir süre için de olsa, başvuru sahibi, hapishane kapısından çıkıp askeri araca binerken kamu oyu tarafından görülmüştür. Başvuru sahibi de, taraftarları önünde bu şekilde görülmesinden dolayı aşağılandığını iddia etmektedir. Bütün bu faktörler, bir eylemin aşağılayıcı muamele sayılıp sayılmaması gerektiğinin değerlendirilmesinde dikkate alınacak hususlardır.
58. Bununla beraber, Mahkeme, başvuru sahibinin 18 Haziran 1992 de, bu muamele sonucu ruhsal durumunun negatif olarak etkilendiği hususunda ikna, olmamıştır. Olayda var olan deliller, başvuru sahibinin olaydan aylar sonra oluşan tanımlanamayan psikolojik probleminin kelepçe takmanın tabii bir sonucu olduğunu ortaya koymamaktadır. Ayrıca, başvuru sahibi kendisine kelepçe takılmasının arkasında yatan temel sebebin kendisini sadece aşağılamak olduğunu iddia etmemektedir. Ombudsmanın da ortaya koyduğu gibi, askeri görevli R, olayda iyi niyetle ve aldığı eğitim doğrultusunda hareket etmiş olup bunun aksini ortaya koyan bir delilde mevcut değildir. Başvuru sahibi, kelepçe takılmadan dolayı fiziksel olarak da etkilenmemiştir.
59. Bu durumda, Mahkemeye göre, başvuru sahibinin tabi olduğu muamele sonucu çektiği fiziksel veya ruhsal acı 3. maddenin gerektirdiği minimum seviyeye ulaşmamıştır. Bu nedenle, 3. maddenin ihlali sözkonusu değildir.
IV. SÖZLEŞMENİN 8. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
60. Başvuru sahibi tabi olduğu muamelenin aynı zamanda 8. maddenin ihlalini oluşturduğu iddiasında bulunmuştur.
61. Komisyon, 3. maddenin ihlali karşısında, ayrıca 8. madde anlamında değerlendirmenin sözkonusu olamayacağını belirtmiştir.
62. Hükümet, kelepçeleme olayının başvuru sahibinde fiziksel veya ruhsal bir zarar oluşturmadığını, bu nedenle, 8. maddede korunan özel hayatına saygı duyulmasını isteme hakkının ihlalinin gündeme getirilemeyeceğini vurgulamıştır.
63. Mahkemenin içtihat hukukuna göre, "özel hayat" kavramı oldukça geniş olup sınırlayıcı bir şekilde tanımlanamaz; olayın şartlarına göre, kişinin maddi ve manevi bütünlüğünü de içine alır (örneğin bkz. X ve Y v. Hollanda, 26.3.1985 Kararı, Ser. A No 91, par.22 , Niemietz v. Almanya, 16.12 1992 Kararı, Ser A No 215-B, par.29, Costello-Roberts v UK, 25.3 1995 Kararı, Ser A No 247-C, par. 34-36) Bu kavram, kişinin özgürlüğünün kısıtlandığı durumlar içinde geçerlidir. Ayrıca, madde 8,3. madde anlamında ihlal oluşturmaya yetmeyen gözaltı ve tutuklama şartları için de koruma sağlayabilir.
64. Başvuru sahibi, 3. madde için ileri sürdüğü gerekçeleri 8. madde için de ileri sürmektedir. Mahkeme, bu gerekçeleri 3. madde anlamında bir ihlal için yeterli bulmamıştır. Özellikle, kelepçeleme olayının, başvuru sahibinin maddi ve manevi olarak etkilediği ve özel aşağılama amacıyla gerçekleştirildiği hususunda ikna olmamıştır (bkz, par.58). Bu şartlar altında, Mahkeme, olayın, başvuru sahibinin özel hayatını şekillendiren maddi ve manevi bütünlüğü üzerinde negatif bir etki bırakacak müdahale anlamına gelebilecek bir nitelik taşımadığına kanaat getirerek 8.maddenin ihlal edilmediğine karar vermiştir.
V. SÖZLEŞMENİN 50. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Manevi Tazminat
65-66. Başvuru sahibi Sözleşmenin (eski) 50. Maddesine dayanarak, maruz kaldığı endişe ve stresten dolayı 50.000 Finlandiya Markı manevi tazminat talep etmiştir.
67. Sözleşmenin adı geçen maddesinin ihlali kararının verilmesinin tek başına uğranılan manevi zararın karşılanması için yeterli olduğunu ve istenilen miktarın çok fazla olduğu savunmasında bulunmuştur.
68. Komisyonun delegesi bu talebi Mahkemenin takdirine bırakmıştır.
69. Mahkeme, başvuru sahibinin hukuka aykırı olarak özgürlüğünün kısıtlanması ile manevi olarak zarara uğradığını ve bu zararın sadece ihlal kararı ile karşılanmasının mümkün olmadığından bahisle 10.000 Finlandiya Markı manevi tazminata hükmetmiştir.
B. Masraflar ve Harcamalar
73. Mahkeme, harcamalar ve masraflar konusunda, bunların Sözleşmede korunan bir hakkın ihlalinden doğan zararın giderilmesi için gerekli ve makul olup olmadığına bakmaktadır (örneğin bkz, Z. V Finlandiya, 25 Şubat 1997 Karan, Reports 1997-1, s.355).
Mahkemenin bulduğu tek ihlal olan hapishaneden askeri birliği götürülmesi sırasındaki hukuka aykırı özgürlük kısıtlaması olayı ile, başvuru sahibinin Bölge Mahkemesinde ve Komisyon ve Mahkeme önünde davasını takip için ödediği avukat ücreti arasında gereklilik bağını kuramamıştır. Bu bağlamda ödenmesi gereken tek harcama, Avrupa Konseyinin sağladığı 50.000 Finlandiya Markı hukuki yardımdır.
C. Gecikme Faizi
74. Mahkemeye sunulan bilgiye göre, karar tarihinde, Finlandiya'da geçerli olan kanuni gecikme faizi yıllık % 11'dir.
BU SEBEPLERLE, MAHKEME,
1. 3 oya karşı 6 oyla iç hukuk yollarının tüketilmediği ön itirazının reddine,
2. Oybirliği ile, 5.Maddenin 1. Fıkrasının ihlaline,
3. Oybirliği ile, 5. Maddenin 2. Fıkrasının ihlalinin incelenmesine gerek olmadığına,
4. Oybirliği ile, 3. Maddenin ihlal edilmediğine,
5. 2 oya karşı 7 oyla 8. Maddenin ihlal edilmediğine,
6. Oybirliği ile, davalı hükümetin başvuru sahibine, Manevi tazminat olarak, 10.000 Finlandiya Markı, masraflar ve harcamalar için 50.000 Finlandiya Markı, kararın verilme tarihinden itibaren bu miktarların ödenmesine, aksi takdirde, % 11'lik gecikme faizinin uygulanmasına
karar vermiştir.
Yorum
İç hukuka aykırı bir özgürlük kısıtlamasının sözkonusu olduğu hemen hemen her durumda bunun aynı zamanda Sözleşmenin 5. maddesinin 1.fıkrasının ihlalini teşkil etmesi kesindir. Çünkü, yapılan bir özgürlük kısıtlanmasının 5. Maddenin 1.fıkrada sınırlı olarak sayılan sebeplerden birisine göre haklı olup olmadığının değerlendirilmesine geçilmeden önce özgürlüğe getirilen sınırlamanın iç hukuka uygun olması (lawful) olması gerekir. Bu nedenle (Komisyonun ve) Mahkemenin başvuru sahibinin 24 saatten az olan özgürlük kısıtlamasını Sözleşmeye aykırı bulması tabiidir.
Bu davayı önemli kılan temel sebep, PVSK ek madde 6 ve Gözaltı Yönetmeliği m.7'de yakalanan kişiyi etkisiz hale getirmek için kullanılmasına izin verilen vasıtalardan birisi olan kelepçe takma işlemi hakkında Mahkemenin ilk defa bir görüş belirtiyor olmasıdır.
Olayda, başvuru sahibinin iddiasından da anlaşılabileceği gibi, kelepçe takmanın ihlalini gündeme getirebileceği Sözleşmede korunan en yakın hak 3. maddede korunan kötü muamele yasağıdır. Kelepçe takmanın işkence veya insanlık dışı muamele sayılması, normal şartlarda mümkün değildir. Bununla beraber, kelepçe takma, 3. maddede korunan aşağılayıcı muamele sayılma riski taşımaktadır.
Raninen kararı ortaya koymaktadır ki, kelepçe takma eyleminin Sözleşmenin 3. maddesi anlamında aşağılayıcı muamele sayılması da ancak aşağıdaki şartlarda söz konusu olabilir;
1. Kelepçe takma ile kişiye verilen fiziksel ve ruhsal zararın belirli bir seviyeye ulaşması gerekir. Muamelenin bu seviyeye ulaşıp ulaşmadığının değerlendirilmesinde, muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkisi ile mağdurun cinsiyeti, yaşı, o anki sağlık durumu gibi faktörlerin dikkate alınacaktır.
2. Kelepçe takma ile mağduru aşağılama, kendisine olan saygısını kaybettirme amacı taşınması ve eylem sonucu mağdurun kişiliğinin negatif etkilenmesi gerekir. Bu noktada, eylemin kamu oyu önünde cereyan etmesi dikkate alınması gereken bir faktördür. Bununla beraber, kelepçelemenin kamu oyu önünde cereyan etmesi eylemin aşağılayıcı muamele sayılmasının olmazsa olmaz şartı değildir; mağdurun kelepçeleme neticesi, başkaları olmasa da kendi gözünde kendisine olan saygısını kaybetmesi yeterlidir.
3. Kelepçeleme olayına dayanak teşkil eden yakalamanın hukuka aykırı olması gerekir.
4. Kelepçelenmenin, yakalanan kişinin direnmesi, kendisine veya başkasına zarar vermesi ihtimali, kaçma şüphesi veya delilleri karartma tehlikesi gibi haklı bir sebebe dayanmaması gerekir.
Sözkonusu davada, Mahkeme, Komisyonun aksine, 3. ve 4. şartların varlığını tespit ederken 1 .ve 2. şartları varlığı hususunda ikna olmadığı için başvuru sahibinin aşağılayıcı muameleye tabi tutulduğu sonucuna ulaşmamıştır. Bu karar isabetsizdir. Bu kararın anlamı, yakalama hukuka aykırıda olsa da, kelepçe takmayı haklı kılan bir sebep olmasa da, bu eylem kamu oyu önünde gerçekleşmiş olsa da, kişilere kelepçe takılabilir. Bu sonucun kabul edilmesi mümkün değildir.
Yakalamanın hukuka aykırı olması tabi olarak, meşru müdafaa şartları içerisinde, kişilere direnme hakkı verecektir. Kişinin bu direnme hakkının kullanması halinde, kişinin maddi tarar uğrayacağı kesindir. Kanımızca, olayda Mahkeme fiziksel bir zararın oluşmadığını belirterek, kişinin hukuka aykırı bir yakalamaya direnmemesini aleyhine yorumlamış olmaktadır.
Ayrıca, kişinin tabi olduğu eylemin hukuka aykırı olması halinde verilen manevi zararın (aşağılanmanın) tabii olarak oluştuğu varsayılmalıdır. Bunun için kişide ayrıca gözle görülür ruhsal bozukluk oluşmasını beklemek mantıksızdır. Kişinin genç olması, uğranılan muamelenin kısa sürmesinin bu noktada belirleyici olmaması gerekir; Kişinin madden ve manen güçlü bir yapıya sahip olması da, esasen aşağılayıcı olan bir muameleyi hukuka uygun hale getirememelidir.
İlave olarak, başvuru sahibinin direnerek kendi hal ve hareketleri ile kelepçeyi takmayı haklı kılan bir sebebin varlığını haklı kılmaması karşısında, kelepçe takma ile başvuru sahibinin kelepçelenmesindeki amacı o kişiyi kontrol altına almak olarak açıklamak, kolluk görevlilerinin kelepçe takmadaki amacının o kişiyi aşağılamak olmadığı sonucuna ulaşmakta çok kabul edilebilir bir sonuç olarak gözükmemektedir. Kanımızca, kelepçe takmayı haklı kılan bir sebebin yokluğunda, kişinin aşağılandığını, kolluk böyle bir amacı açıkça taşımasa da, otomatik olarak kabul etmek gerekir. Esasen kelepçeyi takmayı haklı kılan bir sebebin yokluğunda kelepçenin iyi niyetle takıldığını açıklamak oldukça zordur ve bu noktada aksi ispat edilmedikçe kötü niyetin varlığı asıl olmalıdır.
Aynı şekilde, Mahkemenin 8.madde açısından olaya yaklaşımı problemlidir. Başvuru sahibi, Mahkemenin de kabul ettiği gibi hapishaneden serbest bırakılması sonrası özgürdür ve tekrar yakalanmasını gerektiren şartlar doğana kadar dilediği gibi hayatını şekillendirebilir. Olayda ise, kişi özgür olması gereken bir anda, 8. Maddenin 2. fıkrasında sayılan özel hayatı kısıtlamayı haklı kılacak bir sebep olmamasına rağmen, kelepçelenerek sadece özgürlüğüne değil özel hayatına da müdahale edilmiştir. Bu nedenle, kanımızca, Mahkemenin, 5. Maddeye ilave olarak, 3. maddeye olmasa bile, 8. Maddenin de ihlaline tereddütsüz karar vermesi gerekirdi.
Mahkeme gerek 3. maddeye gerekse 8. maddeye yaklaşımında, kelepçe takılmaya maruz kalan kişinin aslında, sokaktaki sıradan herhangi bir vatandaş gibi, özgür bir kişi olduğunu unutmuş gözükmektedir. Aslında, 5. maddenin 1. fıkrasının ihlalini bularak yapılan özgürlük kısıtlamasının hukuka aykırı olduğunu saptayarak başvuru sahibine özgür kişi statüsünü sağlayanda Mahkemenin kendisidir. Bu durumda, kanımızca, Komisyonun olay hakkında belirttiği görüşler Mahkemeninkinden çok daha isabetlidir. Mahkeme, bir çok defa yaptığı gibi, zorlama bir karar ile, Komisyonun görüşünden ayrılarak Avrupa İnsan Hakları Anayasasının şekillenmesinde zedelenmesine müsaade etmemesi gereken prestijini bir kez daha tartışma konusu haline getirmiştir.
Kelepçe takmanın gündeme getirebileceği diğer bir hak (veya prensip) ihlali, Sözleşmenin 6. maddesinin 2. fıkrasında korunan herkesin suçluluğu ispat edilene kadar suçsuz sayılmasını ve suçsuz birisi gibi davranılmasını isteme hakkıdır.
Full & Egal Universal Law Academy