(AİHS m. 5, 18, 50)
Başvuru no: 21915/93
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
Başvurucu Lukanov, daha önce Bakanlık, Başkan yardımcılığı ve 1990 yılında Başbakanlık yapmış bir Bulgar vatandaşıdır. Başvurucu, bu davaya konu olan olayların geçtiği sırada Bulgaristan Millet Meclisi üyesidir. Lukanov 2 Ekim 1996 tarihinde evinin yakınında vurularak öldürülmüştür(7).
Başvurucu Moskovaya gitmek üzere 7 Mart 1992de Sofyadan ayrılırken, havaalanı polisi diplomatik pasaportunun iptal edildiğini kendisine bildirmiştir. Ancak iptal kararı kendisine gösterilemediği için Lukanov pasaportunu geri vermeyi reddetmiştir. 11 Mart günü benzer bir olayın meydana gelmesi üzerine Lukanov Yüksek Mahkemeye söz konusu iptal kararı aleyhine dava açmış, ancak Yüksek mahkeme başvuruya konu herhangi bir idari işlem bulunmadığı gerekçesiyle bu davayı reddetmiştir. Lukanov daha sonra hukuka aykırı olarak pasaportunun elinden alınması emri verildiği gerekçesiyle uğradığı manevi zararlar için tazminat davası açmıştır(8).
Bulgaristan Başsavcısı, Lukanovun Ceza Kanununun 203 ve 219(3) maddelerindeki suçları işlediğinden kuşkulandığı için, ceza davası açmak amacıyla 1 Temmuz 1992de Millet Meclisinden izin istemiştir. Başsavcı Lukanovu, Başbakan Yardımcısı bulunduğu 1986-1990 yılları arasında, Bakanlar Kurulunun Nikaragua, Küba, Laos, Kamboyça, Afganistan, Angola ve Yemene 35 buçuk milyon dolar hibe ve kredi olarak verilmesiyle ilgili kararlarına katılmış olmasından kuşkulanmıştır(9).
Millet Meclisi 7 Temmuz 1992 tarihinde Bulgaristan Anayasanın 70. maddesine göre Lukanovun dokunulmazlığını kaldırmış, başvurucu hakkında ceza davası açılmasına ve gözaltına alınıp tutuklanmasına izin vermiştir(10).
9 Temmuz 1992de Başsavcılık Soruşturma Bölümü savcılarından Doychev, başvurucunun dönemin Bakanları ile birlikte zimmete para geçirmek suçu gerekçesiyle hakkında suçlamada bulunmuştur. Savcıya göre Lukanov, resmi görevini ihlal ederek, üçüncü kişilere menfaat sağlamak amacıyla zimmet suçu işlemiş, bu suretle önemli miktarda ekonomik zarara yol açmıştır. Zimmet miktarının yüksekliği nedeniyle işlenen suç ağır bir suçtur. Savcı ayrıca, işlenen suçun topluma karşı bir suç olması, Lukanovun kimliği ve kendisinin mahkeme önüne çıkmasını sağlama gereği gibi sebeplerle, başvurucunun tutuklanmasına karar vermiştir. 9 Temmuz 1992de Lukanov gözaltına alınmış ve Sofyadaki Milli Soruşturma Müdürlüğünde tutulmuştur(11).
Aynı gün başvurucunun avukatı Bulgaristan Yüksek Mahkemesine itirazda bulunarak Lukanovun salıverilmesini istemiştir. Başvurucunun avukatı, tutuklama müzekkeresinde Ceza Usul Kanununun 148(1). fıkrasına aykırı olarak, tutuklama sebeplerinin belirtilmediğini ifade etmiştir. Avukata göre isnat edilen suçun 10 yılı aşan bir ceza öngörmesi, başvurucunun tutuklanmasını kendiliğinden haklı kılmaz; çünkü aynı Kanunun 152(2). fıkrasına göre, kaçma tehlikesi veya yeni suç işleme tehlikesi bulunması gereklidir. Ayrıca başvurucu hakkında alınan kararlar, başvurucunun kimliğine, yani Millet Meclisi üyesi olmasına dayandırılmıştır; oysa bu gerekçe, 147(1). fıkrasında sınırlı sayıda gösterilen sebeplerden hiçbirine girmemektedir(12).
Yüksek Mahkeme 13 Temmuz 1992 tarihinde savcının hazır bulunduğu, fakat başvurucu ve avukatının hazır bulunmadığı bir duruşma yaptıktan sonra bu itirazı reddetmiştir. Yüksek mahkeme bu kararını şu gerekçelere dayandırmıştır: Bir sanığa 10 yıldan fazla hapis cezası öngören bir suç isnat edilmesi halinde, Ceza Usul Kanununun 152(1). fıkrasına göre o sanık tutuklanır; aynı maddenin ikinci fıkrasında öngörülen kaçma tehlikesi ve yeni suç işleme tehlikesi, bu gibi durumlarda aranmaz. Başvurucu, Millet Meclisi üyesi olması sıfatıyla, bir bütün olarak halkı temsil eder. Başvurucunun sahip olduğu bu sıfat nedeniyle, Ceza Usul Kanununun 152(2). fıkrasında belirtilen tehlikeler somutlaşmakta olup, bu tehlikelerin başvurucu bakımından gerçekleşmesi, Millet Meclisi üyesi olmayanlara göre daha yüksek bir ihtimaldir. Ayrıca başvurucunun diplomatik pasaportunun iptali ile ilgili idari işleme karşı yargısal yola başvurmuş olması, Kanunun 152(2). fıkrasında belirtilen türden davranışlarda bulunacağından kaygılanmak için yeterli sebep oluşturmaktadır. Öte yandan Anayasanın 70. maddesine göre, ağır suçlar ve Millet Meclisinin izin verdiği durumlar dışında, Meclis üyeleri hakkında suç isnadında bulunulamaz. Bu hükmün mantıksal ve sistematik yorumuna göre, tutuklama için belirleyici olan şey, fiilin topluma karşı büyük bir tehlike oluşturması ve bu suçu işleyenin özel statüsü, yani Millet Meclisi üyesi olmasıdır(13).
Başvurucu 23 Ağustos 1992de hastaneye yatırılmış ve tedavi görmeye başlamıştır. Başvurucu 4 Eylülde sağlık sebeplerini ileri sürerek salıverilmesini istemiştir. Savcının bu talebi üstü örtülü biçimde reddetmesi nedeniyle, başvurucu 5 Eylül'de Yüksek Mahkemeye başvurmuştur. Yüksek Mahkeme 17 Eylülde bu başvuruyu reddetmiştir. Yüksek Mahkemeye göre başvurucu daha önce tutukluluğu aleyhine itirazda bulunmuş olup, Bulgaristan iç hukuku bir tutukluya ikinci bir itirazda bulunma hakkı vermemektedir(14-16).
Başvurucunun avukatı daha sonra savcıdan Lukanovu salıvermesini talep etmiştir. Savcı, avukat ve başvurucu, 28 Ekimde Lukanovun yattığı Askeri Hastanede bir araya gelmişlerdir. Başvurucu pasaportunun geri alınması kararına karşı yaptığı başvuru nedeniyle tutuklanmasının makul olmadığını belirtmiştir. Başvurucu başka bir pasaporta sahip olmadığını, yeniden suç işleme imkanı bulunmadığını, çünkü böyle bir durumda olmadığını ifade etmiş ve salıverilmesini talep etmiştir. Savcı 2 Kasımda salıverilme talebini reddetmiştir. Savcı bu kararına gerekçe olarak, olayı Savcılığın ele aldığını, başvurucuya dair sağlık raporlarına bakılmaksızın, kendisinin salıverilmesini gerektirecek yeni şartların bulunmadığını belirtmiştir. Başvurucunun avukatına bu kararla ilgili olarak daha önce, 22 Ekimde bilgi verilmiş ve bu karara karşı başvurunun mümkün olmadığı ifade edilmiştir(17).
Başvurucunun avukatı 9 Kasımda savcıdan soruşturmanın sona erdirilmesini istemiştir. Avukata göre soruşturma 8 Temmuzda başlamış, iki aylık yasal sürenin bitmesinden sonra 8 Kasıma kadar iki ay daha uzatılmıştır. Ceza Usul Kanununun 222(3). fıkrasına göre yeni bir uzatma ancak istisnai durumlarda verilebilir; bu olayda ise böyle bir durum yoktur. Üstelik bu dört aylık süre içinde savcı yeni delil toplamamıştır. Avukat ayrıca başvurucu hakkındaki suç isnadlarına da itiraz etmiştir. Avukata göre Bakanlar Kurulu, Anayasaya uygun olarak ortak bir karar almış ve bütçe Millet Meclisı tarafından onaylanmıştır. Tartışma konusu karar, o sırada iktidarda bulunan Hükümet politikasının bir uygulamasıdır; bu fonları idare eden Başbakan Yardımcı olarak Lukanov değil, Hükümetin kendisidir. Ayrıca başvurucunun iddia edilen suçları kendisi veya üçüncü kişilere menfaat temin etmek amacıyla işlediği de tespit edilememiştir (18).
Başvurucunun avukatı 10 Kasımda Lukanovun salıverilmesini savcıdan isterken, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine dayanmıştır. Avukata göre başvurucunun tutukluluğunun sürdürülmesi Sözleşmenin 5(3). fıkrasını ihlal etmektedir; ayrıca Sözleşmenin 5(1)(c) bendine giren bir sebep gösterilmediğinden bu bende aykırı olarak tutulmaktadır. Başvurucunun pasaportunun iptali konusunda yaptığı başvuru nedeniyle tutuklanması ise yersizdir; çünkü başvurucu bu konuda Bulgaristan kanunlarının kendine verdiği yetkiyi kullanmıştır(19).
Savcı, başvurucunun avukatına 10 Kasımdaki talebinin tutukluluk kararını değiştirmek için yeni şartlar bulunmadığı gerekçesiyle reddedildiğini 11 Kasımda sözlü olarak bildirmiştir. Avukat 18 Kasımda, Ceza Usul Kanununun 180. maddesine göre, talebinin yazılı olarak yanıtlanmadığı gerekçesiyle şikayette bulunmuştur. Avukat, başvurucu hakkındaki muhakemenin hiçbir hukuki dayanağı bulunmadığını ve başvurucuya karşı siyasal misilleme oluşturduğunu belirtmiştir. Avukat 10 Kasımdaki talebi hakkında yapılan işlemi 20 Kasımda yazılı olarak istemiş, İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna yapacağı başvuru bakımından bu bilginin önemli olduğunu belirtmiştir. Savcı 25 Kasımda bu isteğe karşılık verdiği yanıtta, 11 Kasımda verdiği kararın 16 Kasımda gönderildiği ve bu kararla ilgili gerekçenin Ceza Usul Kanununun 100. maddesine göre hazırlandığını belirtmiştir(22).
Bulgaristan Millet Meclisi, 7 Temmuzda Lukanovun tutuklanmasına izin veren kararını 29 Aralık 1992de kaldırmıştır. Ertesi gün savcı başvurucunun kefaletle salıverilmesine karar vermiştir(23).
12 Mart 1994 tarihinde Sofya Mahkemesi, hukuka uygun bir karar olmadan gümrük polisinin başvurucunun elinden pasaportu alma teşebbüsü nedeniyle başvurucuya manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Bu karar 9 Şubat 1995 tarihinde Yüksek mahkeme tarafından onanmıştır(24).
II. Konuyla ilgili iç hukuk
A. O tarihte yürürlükte olan 1968 tarihli Bulgaristan Ceza Kanunu hükümleri
Bulgaristan Ceza Kanununun 201-203. maddeleri memurların işlediği zimmet suçlarını düzenlemektedir. Kanunun 201. maddesine göre, memur olmaları sıfatıyla kendilerine verilen veya korumaları veya idare etmeleri için kendilerine bırakılan kamu veya özel fonları zimmetlerine geçiren memurlara, sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Eğer bu suçu işlemek için başkaları ile birlikte bir diğer suç işlenmiş ise, ceza bir yıldan on yıla kadar hapistir. Kanunun 201 ve 202. maddelerdeki fiiller, büyük miktarda kamu fonlarıyla ilgili ise ve işlenen suçun ağır olması halinde, Kanunun 203(1). fıkrasına göre bu suçun cezası 10 yıldan 30 yıla kadar hapistir(25).
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesine sunulan Bulgaristan Yüksek Mahkemesi kararlarına göre, Ceza Kanunun 201. maddesindeki zimmet suçunun oluşabilmesi için, sanığın bu fonları kendine aitmiş gibi, kendisine veya üçüncü kişilere menfaat temin etmek için kullanması gerekir. Sanığın fonları kendisi veya üçüncü kişiler lehine kullanma şartını daha açık duruma getirmek için Millet Meclisinin Ceza Kanununun 201. maddesinde yaptığı değişiklik, Bulgaristan Anayasa Mahkemesinin 1995 tarihli kararıyla iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin görüşüne göre zimmet suçunun kapsamını daraltan böyle bir değişiklik, 1991 tarihli Anayasadaki mülkiyet hakkının korunmasını zayıflatır; bu suçun oluşmasında belirleyici olan şey sanığın kişisel olarak zenginleşmesi değil, bu araçları elinde bulunduran kişinin sanki bunlar kendisine aitmiş gibi kullanması ve bu suretle kamu malının sahiplerine zarar vermesidir. Anayasa Mahkemesi yaptığı bu yorumun Yüksek Mahkemenin 201. maddeye ilişkin yorumu ile aynı çizgide olduğunu belirtmiştir. Hükümetin verdiği bilgiye göre, Hükümetin aldığı ortak bir karara katılması nedeniyle bir Hükümet üyesi hakkında Ceza Kanununun 201 ve 203. maddelerine göre kovuşturma yapıldığına dair tek bir örnek yoktur(26).
B. O tarihte yürürlükte olan 1974 tarihli Bulgaristan Ceza Usul Kanunu hükümleri
Olayın geçtiği tarihte yürürlükte olan Bulgaristan Ceza Usul Kanunun 147(1). fıkrasına göre, bir sanığın kaçmasını veya yeni bir suç işlemesini önlemek veya delilleri karartmasını engellemek için mahkeme gözetimine alınabilir. Tedbirin türü, sanık hakkındaki delil durumuna, sağlığına, aile durumuna, mesleğine ve kendisinin kişiliği hakkında elde edilen diğer bilgilere dayanır(29).
Aynı Kanunun 152(1). fıkrasına göre, kendisine isnat edilen suçların 10 yıllık bir hapis cezasını ve ölüm cezasını gerektirmesi halinde, sanık tutuklanır. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre adaletten kaçmak için sanığın kaçma tehlikesi veya başka bir suç işleme tehlikesi yoksa, tutuklama kararı verilmez. Yine aynı maddenin dördüncü fıkrasına göre, tutuklanan bir kimse tutuklanması aleyhine derhal itirazda bulunabilir; itirazı inceleyen mahkeme üç gün içinde karar verir; bu karar kesindir(30).
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
Başvurucu 1 Eylül 1992 tarihinde İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna yaptığı başvuruda, gözaltına alınmasının ve tutuklanmasının Sözleşmenin 5(1)(c) bendine aykırı olduğunu, çünkü bir suç işlediği hakkında makul bir kuşku bulunmadığını ve hakkındaki tedbirlerin bir suç işlemesini veya kaçmasını engellemek için gerekli olmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca, tutuklu bulunduğu sırada Sözleşmenin 3. maddesine aykırı olarak insanlıkdışı ve aşağılayıcı muameleye tabi tutulduğunu; ayrıca Sözleşmenin 6. maddesine aykırı olarak kendisine Yüksek mahkeme önünde aleni yargılanma hakkı verilmediğini belirtmiştir. Başvurucu bunlara ek olarak, hakkındaki ceza kovuşturmasının, işlendiği tarihte suç oluşturmayan fiillerle ilgili bulunduğu için Sözleşmenin 7. maddesinin de ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucuya göre soruşturmayla ilgili makale yazmasının savcı tarafından yasaklanması da Sözleşmenin 10. maddesindeki ifade özgürlüğüne aykırılık oluştur. Başvurucu son olarak, Sözleşmenin 18. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir(32).
İnsan Hakları Avrupa Komisyonu bu başvuruyu 12 Ocak 1995 tarihinde Sözleşmenin sadece 5(1). fıkrası ile 18. maddesi bakımından kabuledilebilir bulmuş, diğer noktalar bakımından kabuledilemezlik kararı vermiştir. Komisyon 16 Ocak 1966 tarihinde oybirliğiyle, Sözleşmenin 5(1). fıkrasının ihlal edildiği ve 18. madde bakımından ayrı bir sorun doğmadığını belirten raporunu kabul etmiştir(32).
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. Ön tespitler
35. Bu dava Mahkeme tarafından görüldüğü sırada, başvurucu 2 Ekim 1996 tarihinde evinin yakınında vurularak öldürülmüştür (bk. yukarıda parag. 7). Başvurucunun dul eşi ve iki çocuğunun (bk. yukarıda parag. 5) başvurucu namına başvuruyu sürdürmesine bir itirazda bulunulmamıştır. Mahkeme aksine karar vermek için bir sebep görmemiştir (bk. örneğin 15.11.1996 tarihli Ahmet Sadık - Yunanistan kararı, parag. 26).
II. Sözleşmenin 5(1). fıkrasının ihlal iddiası
36. Başvurucu Sözleşmenin 5(1). fıkrasının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Bu fıkranın ilgili hükümleri şöyledir:
Herkes kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahiptir. Aşağıdaki haller dışında ve hukukun öngördüğü bir usule uyulmadıkça, hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
bir kimsenin suç işlediğinden makul kuşku duyulması üzerine veya suç işlemesini engellemek ya da işledikten sonra kaçmasını önlemek için kendisini tutmayı gerektiren makul nedenler bulunması halinde, kendisini kanunen yetkili makamların önüne çıkarmak amacıyla hukuka uygun olarak gözaltına alma veya tutma;
37. Komisyonun da kendisine katıldığı başvurucu, gözaltına alınması ve tutukluluğunun devamı sırasında (bk. yukarıda parag. 9, 11 ve 13) kendisi için ileri sürülen olayların objektif bir gözlemci tarafından, zimmet veya bu tür bir suçun işlenmesini kolaylaştırmak için resmi görevlerin ihlali şeklinde yorumlanamayacağı görüşündedir. Buna göre Sözleşmenin 5(1)(c) bendi anlamında suç işlediğinden makul kuşku bulunmadığı gibi, tutulması suç işlemesini engellemek veya işledikten sonra kaçmasını önlemek için de olamaz.
Başvurucu, kendisinin suçlanmasına ve tutuklanmasına yol açan kararların, o tarihte yürürlükte olan Bulgaristan Anayasası gibi mevzuata uygun olarak, toplu biçimde Hükümet tarafından alınmış olduğunu; söz konusu fon tahsisatının, Millet Meclisi tarafından benimsenen ve daha sonra onaylanan milli bütçeye göre yerine getirildiğini vurgulamıştır. Bu tedbirler sadece o sıradaki hükümetin politikalarına göre değil, ama aynı zamanda Birleşmiş Milletlerin geliştirici yardım konusundaki tavsiye kararlarına da uygundur. Hükümet üyelerinden hiçbir kendilerine veya üçüncü kişilere menfaat sağlamamışlardır; söz konusu paralar tamamen gönderildikleri kurumlar tarafından alınmıştır.
38. Hükümet Komisyon önünde, başvurucunun tutulmasının suç işlediğinden makul kuşku duyulmasına dayandığını ve Bulgaristan hukukuna uygun olduğunu savunmuştur. Gelişme yardımında bulunmak bir suç oluşturmamakla birlikte, gelişme yardım başlığı altında yapılan para transferlerinin, Bulgaristanın ekonomik menfaatlerine zarar veren usulsüz anlaşmalarla alakalı olduğu için isnatlarda bulunulmuştur. Ne var ki Hükümet, bu anlaşmaların ayrıntılarına ilişkin bilgi verebilecek durumda değildir; çünkü böyle bir şey, başvurucu ile diğer sekiz eski Hükümet üyesi hakkında açılmış olan cezai soruşturmanın gizliliğini olumsuz etkileyecektir.
Hükümet Mahkeme önünde, Sözleşmenin 5(1). fıkrasının ihlal edildiğine dair Komisyon görüşünü kabul etmeye hazır olduğunu bildirmiş, aynı zamanda, başvurucunun tutuklanmasından sorumlu olan Başsavcılığın görüşü hakkında (bk. yukarıda parag. 11) Mahkemeye bilgi vermiştir. Hükümet, bu olayda bağımsız adli makamlar olan savcılık ile Yüksek Mahkeme tarafından alınmış tedbirleri değerlendirme yetkisine sahip olmadıklarını ifade etmişlerdir.
39. Başvurucunun şikayetleri hakkında Başsavcılığın görüşleri arasında şu noktalar bulunmaktadır.
Bulgaristan hukukuna göre zimmet suçunun kilit unsurlarından biri, failin bir başka kişinin malıyla sanki kendi malıymış gibi ilgilenmiş olması ve bu suretle mal sahibinin menfaatlerini ihlal etmiş olmasıdır; kendisi için veya üçüncü bir kişi için avantaj elde etmeyi istemiş (bk. yukarıda parag. 26) olup olmaması belirleyici değildir. Bunun yanında bir organın üyeleri, suç oluşturacağını bildikleri ortak kararları ve eylemleri nedeniyle suçlu görülebilirler. Mevcut olayda ortak karar ekonomik kayıplara neden olduğundan, kararları veren kurulun her bir üyesi hakkında cezai soruşturma başlatılmıştır (bk. yukarıda parag. 9). Savcı söz konusu fonların, bütçede masraf olarak gösterildiğine dair bir bilgi bulunmadığı için, hukuka aykırı bir şekilde harcandığına inanmıştır.
Tabi ki Başsavcı o aşamada, suç kastı bulunup bulunmadığını belirleyebilecek durumda değildir. Başsavcı olayın şartlarına ve karmaşıklığına bakarak, bu durumun ancak hazırlık soruşturmaları sırasında anlaşılabileceğini düşünmüştür.
Başvurucunun tutuklanmasına dair müzekkerede açıkça belirtilmemiş olmakla birlikte bu karar, başvurucunun kim olduğu ve işlenen suçun ağırlığı göz önünde tutularak alınmıştır (bk. yukarıda parag. 9 ve 11). Yüksek Mahkeme de, başvurucunun Millet Meclisi üyesi olarak bulunduğu statüye vurgu yapmıştır (bk. yukarıda parag. 13). Bulunduğu konum nedeniyle kullandığı aşırı geniş yetkiler kendisine kaçabilmesi ve başka suçlar işleyebilmesi için büyük imkanlar vermiştir. Dahası, kendisinin toplum içindeki konumu, yurtdışıyla sayısız temasının bulunması ve ilgili makamlardan sürekli pasaportunu geri istemiş olması, tutuklanmasını haklı kılan düşüncelerdir. Yüksek Mahkemenin de söylediği gibi, pasaportunun elinden alınmış olmasına karşı başvurmuş olması, kendisinin Ceza Usul Kanununun 152(2). fıkrası (bk. yukarıda parag. 13) anlamında başka bir suç işleyebileceği şüphesinin haklılığına yol açmıştır.
Başsavcının görüşüne göre tartışma konusu tutuklama, Bulgaristan Anayasası dahil iç hukuka uygun olup, bütünüyle Sözleşmenin 5(1)(c) bendinin sınırları içinde kalmıştır.
40. Mahkeme işin başında, olayları ve başvurucunun şikayetlerinin içinde bulunduğu şartları ancak, Bulgaristanın Sözleşmeyi onayladığı ve Mahkemenin zorunlu yargı yetkisini tanıdığı tarih olan 7 Eylül 1992 tarihinden sonraki dönemle ilgili olmaları koşuluyla inceleme yetkisine sahip olduğunu gözlemlemektedir. Bu durumda Mahkeme, söz konusu muhakemenin bu tarihteki durumunu dikkate alacaktır (bk. örneğin 23.09.1994 tarihli Hokkanen - Finlandiya kararı, parag. 53; ve 08.06.1995 tarihli Yağcı ve Sargın - Türkiye kararı, parag. 40). Mahkeme özellikle, 9 Temmuzda tutuklama müzekkeresinde ve 13 Temmuzda bu kararı onaylayan Yüksek Mahkeme kararında başvurucu hakkında gösterilen ve salıverildiği 30 Aralık 1992 tarihine kadar aynı kalan tutuklama sebeplerini göz önünde tutacaktır (bk. yukarıda parag. 13). Bu nokta Mahkeme önünde tartışma konusu olmamıştır.
Başvurucunun Sözleşmeye göre şikayette bulunmasına yol açan kararları veren makamların bağımsızlığıyla ilgili olarak Hükümetin söylediklerine (bk. yukarıda parag. 38) gelince: Devletin diğer kuruluşlarından olduğu gibi, bu tür makamların tasarruflarından ötürü de Hükümetlerin sorumlu olduğu vurgulanmalıdır. Mahkemenin önündeki bütün davalarda söz konusu olan şey, devletin uluslararası sorumluluğudur (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 10.12.1982 tarihli Foti ve Diğerleri - İtalya kararı, parag. 63). Hükümet, Sözleşmenin 5(1). fıkrasının ihlal edildiğine dair Komisyonun görüşünü kabul etmiş olmakla birlikte, Mahkeme bu meselenin kendisi tarafından incelenmesinin uygun olacağını kabul etmektedir.
41. Sözleşmenin 5(1). fıkrası, özgürlükten yoksun bırakmaya izin verilen sebepleri tüketici bir biçimde sıralamış olup, bu sebepler dar yorumlanmalıdır (bk. örneğin 22.02.1989 tarihli Ciulla - İtalya kararı, parag. 41).
Mahkemeye göre bu davadaki asıl mesele, başvurucunun 7 Eylül ile 30 Aralık 1992 tarihleri arasında tutulmasının, hukukun öngördüğü usule uygun olarak yürütülmüş olup olmadığı dahil, Sözleşmenin 5(1). fıkrası anlamında hukuka uygun olup olmadığıdır. Mahkeme Sözleşmenin burada esas itibarıyla ulusal hukuka göndermede bulunduğunu, fakat aynı zamanda bireyi özgürlüğünden yoksun bırakan bir tedbirin Sözleşmenin 5. maddesinin amacına, yani bireyi keyfiliğe karşı koruma amacına da uygun olmasını gerekli kıldığını (bk. örneğin, 18.12.1986 tarihli Bozano - Fransa kararı, 54 ve 10.06.1996 tarihli Benham - Birleşik Krallık kararı, parag. 40) hatırlatır.
Sözleşmenin 5. maddesinde olduğu gibi Sözleşmenin doğrudan iç hukuka atıfta bulunduğu durumlarda Sözleşmeci Devletlerin iç hukuka uygun davranmaları, Sözleşmeden doğan yükümlülüklerinin bütünleyici bir parçasıdır. Bu nedenle Mahkeme, bu tür bir uygunluğun bulunup bulunmadığını denetlemeye yetkilidir (Sözleşme md. 19). Ancak Mahkemenin bu bağlamdaki görevi, Avrupa koruma sisteminin mantığında bulunan sınırlara tabidir; çünkü iç hukuku yorumlayıp uygulamak, öncelikle ulusal makamların işidir (bk. diğerlerinin arasında, yukarıda geçen Bozano kararı, parag. 58; ve 24.11.1994 tarihli Kemmache (no. 3) - Fransa, kararı, parag. 42).
42. Olaya dönülecek olursa Mahkeme başvurucunun, Bulgaristan Hükümetinin bir üyesi olarak, hakkında suçlamalara yol açan ve gelişmekte olan bazı ülkelere yardım ve kredi verilmesine ilişkin kararlara katıldığının tartışmalı olmadığını gözlemlemektedir.
43. Ne var ki, başvurucunun tutuklanmasını haklı kılmak için dayanılan Ceza Kanununun 201-203 ile 219 ve 282. maddeleri (bk. yukarıda parag. 11 ve 13), bir kimsenin bu tür bir toplu karara katılmakla cezai sorumluluk altına girdiğini belirtmemekte ve hatta ima dahi etmemektedir. Dahası, bu tür kararların Bulgaristan Anayasasına veya mevzuatına, dolayısıyla hukuka aykırı olduğuna, hatta daha özel olarak, bu kararların yetkinin aşılması suretiyle alındığına veya ulusal bütçe ile ilgili kanuna aykırı olduğuna dair hiçbir delil yoktur.
Bu anlatılanların ışığında Mahkeme, başvurucunun soruşturulan eyleminin, söz konusu dönemde Bulgaristan iç hukukuna göre suç oluşturduğuna ikna olmamıştır.
44. Ayrıca, başvurucunun tutuklanmasına dair savcının 9 Temmuz 1992 tarihli kararı ile bu kararı onaylayan Yüksek Mahkemenin 13 Temmuz tarihli kararında, Ceza Kanununun 201-203. maddelerine dayanılmıştır (bk. yukarıda parag. 13 ve 25). Mahkemeye sunulan iç hukuktaki içtihatlardan anlaşıldığına göre, failin kendisine veya üçüncü bir kişiye menfaat sağlamış olması, Ceza Kanununun 201-203. maddelerindeki zimmet suçunun kurucu unsurlarından biridir (bk. yukarıda parag. 26). Ayrıca 9 Temmuz tarihli tutuklama kararında, bu tür bir menfaat sağlayarak görevi kötüye kullanmayı memurlar için özel olarak suç sayan 282. maddeye de dayanılmıştır (bk. yukarıda parag. 9 ve 28).
Ne var ki Mahkemeye, başvurucunun söz konusu fonların tahsisinde kendisine veya üçüncü bir kişiye menfaat sağlamış olabileceğinden makulce kuşkulanıldığını gösterebilecek herhangi bir bilgi veya belge sunulmamıştır (bk. örneğin, 28.10.1994 tarihli Murray - Birleşik Krallık kararı, parag. 51). Bu bağlamda, Komisyon tarafından bazı anlaşmalar tespit edildiğine dair Hükümetin iddiası temelsiz olup, bir daha Mahkeme önünde de ileri sürülmemiştir. Gerçekten de söz konusu fonların ilgili devletler tarafından alınmadığı Sözleşme organları önünde iddia edilmemiştir.
45. Bu koşullarda Mahkeme, incelenen dönemde başvurucunun özgürlüğünden yoksun bırakılmasının, suç işlediğinden makul bir kuşku duyulması üzerine hukuka uygun bir tutma olmadığını tespit etmektedir.
Bu sonuca ulaşan Mahkeme bu tutukluluğun bir kimsenin suç işlemesini engellemek veya suç işledikten sonra kaçmasını önlemek için makulce gerekli olduğu kabul edilen bir tutma olup olmadığını incelemeyi gerekli görmemektedir.
46. Buna göre bu olayda Sözleşmenin 5(1). fıkrası ihlal edilmiştir.
III. Sözleşmenin 18. maddesinin ihlali iddiası
47. Başvurucu Komisyon önünde Sözleşmenin 18. maddesinin de ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bu madde şöyledir:
Yukarıda sözü edilen haklara ve özgürlüklere bu Sözleşmeyle getirilen sınırlamalar, öngörüldükleri amaç dışında kullanılamaz.
48. Komisyon, Sözleşmenin 5(1). fıkrası bakımından yaptığı tespiti dikkate alarak (bk. yukarıda parag. 37), olayda 18. madde bakımından ayrı bir sorun bulunmadığı sonucuna varmıştır. Başvurucu bu konuda da Komisyonun görüşüne katılmıştır.
49. Mahkeme, Sözleşmenin 5(1). fıkrası bakımından vardığı sonuçları akılda tutarak, 18. madde bakımından ayrı bir sorun doğmadığına kabul etmektedir.
IV. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
50. Andrei Lukanov Mahkemeye verdiği dilekçede, Sözleşmenin 50. maddesine göre adil karşılığa hükmedilmesini talep etmiştir. Bu madde şöyledir:
Mahkeme, Sözleşmeci Tarafların resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan tasarrufun tamamen ya da kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğu sonucuna varırsa, ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuku, bu karar veya tasarrufun sonuçlarını kısmen onarmaya imkan veriyorsa ve gerekli gördüğü zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödenmesine hükmedebilir.
A. Manevi tazminat
51. Başvurucu maddi zararları için tazminat istememiş, ancak tutuklanmasının bir sonucu olarak katlandığı maddi ve manevi acılar için bir tazminat verilmesini istemiştir.
52. Hükümet konuyu Mahkemenin takdirine bırakmış, Komisyon temsilcisi ise, 115 gün tutuklu kalan başvurucuya gün başına 1,000 Fransız Frangı olmak üzere toplam 115 bin Frank ödenmesinin yeterli olacağını belirtmiştir.
53. Mahkeme, olayda ihlal tespit edilmiş olmasının yeterli bir adil karşılık oluşturmadığını ve bu nedenle tazminata hükmedilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Hakkaniyet esasına göre takdir eden Mahkeme, başvuruyu takip eden dul eşe ve iki çocuğa 40 bin Frank ödenmesine hükmetmiştir.
B. Ücretler ve masraflar
54. Başvurucu ayrıca, 13 bin 456 Amerikan Doları ve 7 bin 067 Fransız Frangı tutarındaki aşağıdaki ücretler ve masrafların Bulgar Levası olarak kendisine geri ödenmesini istemiştir:
(a) Avukat Loultchevanın davanın Komisyon aşamasındaki çalışmaları için 3,100 Dolar;
(b) Kendisinin ve avukatının Komisyondaki duruşmaya gelmek üzere yolculuk masrafları ile harcamaları için 3,272 Dolar ve 1,660 Frank;
(c) Avukatın davanın Mahkeme önündeki aşaması bakımından yaptığı çalışmaları için 2,000 Dolar;
(d) Mahkeme önündeki yargılama sırasında yazılı ve sözlü çeviri yapan Bay Entchevin yaptığı çalışmaları için 1,800 Dolar;
(e) Bayan Loultcheva ve Bay Entchevin Mahkemedeki duruşmalara katılmak üzere yolculuk ve diğer giderleri için 3,284 Dolar ve 5,467 Frank.
55. Hükümet, ücretler ve masrafların takdirini Mahkemeye bırakmıştır. Komisyon temsilcisi (a) ve (c) bendlerde talep edilen miktarların makul olduğunu ayrıca (d) ve (e) bendlerinde talep edilen ücret ve masrafların da ödenmesi gerektiğini söylemiştir.
56. Mahkeme, talep edilen ücret ve masrafların gerçekten ve gerekli olarak yapılmış olduğuna ve miktarların da makul bulunduğuna ikna olmuştur. Mahkeme kendi içtihatlarına uygun olarak, talep edilen miktarlarının tamamının, başvurucunun dul eşine ve iki çocuğuna ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme faizi
57. Mahkeme gecikme faizi olarak Fransız Frangı bakımından yıllık yüzde dört, Dolar bakımından yüzde beş gecikme faizi ödemesinin uygun olacağını kabul etmektedir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1. Sözleşmenin 5(1). fıkrasının ihlaline;
2. Sözleşmenin 18. maddesi bakımından ayrı bir sorun doğmadığına;
3. Davalı Devletin:
(a) başvurucunun dul eşine ve iki çocuğuna üç ay içinde ödemenin yapıldığı tarihteki kur üzerinden Bulgar Levası olarak:
(i) manevi zararlar için 40,000 Fransız Frangı, ve
(ii) ücretler ve masraflar için 13, 456 Dolar ile 7,067 Frank;
(b) üç aylık sürenin dolmasından itibaren basit faiz olarak
(i) Fransız Frangı ödemeler için yıllık yüzde dört, ve
(ii) Amerikan Doları ödemeler için yıllık yüzde beş faiz
ödemesine,
4. Adil karşılık konusunda diğer taleplerin reddine,
Karar Vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy