(AİHS. m. 25, 27, 32, 41, 44, 47, 1 NOLU PROTOKOL, 11 NOLU PROTOKOL)
(Başvuru no. 23638/94)
KARAR
STRAZBOURG
30 Mayıs 2000
Bu hüküm Sözleşmenin 44 § 2 maddesinde öngörülen durumlar dikkate alınarak verilecektir. Bu karar, düzeltilmiş baskı olarak Mahkemenin seçme hüküm ve kararlarının resmi raporlarının bulunduğu nihai şekilde yayınlanacaktır.
Carbonara ve Ventura v. İtalya davasında;
Aşağıdaki heyetten oluşan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (2.Daire) tarafından:
Bay. A.B. Baka, Başkan,
Bay L. Ferrari Bravo,
Bay G. Bonello,
Bayan V. Straznicka,
Bay P. Lorenzen,
Bayan M. Tsatza-Nikolovska,
Bay E. Levitvs, hakimler,
ve Bay E. Friberg, Daire Kayıt memuru,
11 Mayıs 2000 tarihinde dava gizli olarak müzakere edilmiş,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki hüküm verilmiştir:
PROSEDÜR
1 - Dava, Mahkeme'ye Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ("Komisyon") tarafından 3 Kasım 1998, Bayan Elena Carbonara, Bay Pasquuale Carbonara, Bay Agusto Carbonara ve Bay Costantino Ventura ("davacılar") tarafından da 4 Kasım 1998 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesine ("Sözleşme") eklenen, 11 no'lu Protokol'ün yürürlüğe girmesinden önce uygulanan hükümlere uygun olarak gönderilmiştir. Sözleşme madde 32 § 1'den önceki maddelerde ve madde 47'de belirtilen üç aylık süre sınırının dışında bulunan 29 Ocak 1999 tarihinde İtalyan Hükümeti ("Hükümet") davayı Mahkeme'nin önüne getiren bir mektup gönderdi.
2 - Dava, Komisyona Sözleşme'nin önceki 25. maddesi uyarınca dört İtalyan vatandaşı tarafından 25 Mayıs 1994 tarihinde İtalya Cumhuriyeti aleyhine sunulan bir başvurudan (no. 24638/94) kaynaklanmaktadır. Davacılar, huzuru bozmayacak şekilde kullandıkları mülkiyet haklarına haksız bir müdahale olduğunu ileri sürmüşlerdir. Komisyon (Birinci Daire), 22 Ekim 1997 tarihinde başvurunun kabul edildiğini belirtti. Komisyonun 1 Temmuz 1998 tarihli raporunda, oybirliğiyle Sözleşmenin 1 no'lu Protokolünün 1. maddesinin ihlal edildiği ifade edilmiştir.
3 - Davacılar, Mahkeme huzurunda dördüncü davacı sıfatıyla, Bari'de çalışan bir avukat tarafından temsil edilmişlerdir. Hükümet, kendi memuru Bay U. Leanza ve yardımcı memur Bay V. Esposito tarafından temsil edilmiştir.
4 - 14 Ocak 1999 tarihinde Yüksek Heyet üyeleri davanın mahkeme'nin bir dairesinde incelenmesi gerektiğine karar verdiler (Mahkeme İçtüzüğü, Kural 100). Mahkeme Başkanı davayı İkinci Daireye gönderdi. Davanın Komisyon tarafından incelenmesinde görev alan, İtalya tarafından seçilen hakim Bay B. Conforti geri çekildi (Kural 28). Bu nedenle hükümet, onun yerine San Marino tarafından seçilen, hakim Bay L. Ferrari Bravo'yu atadı (Sözleşme madde 27 § 2 ve Kural 29 § 1).
5 - Mahkeme taraflara danışarak, duruşmaya gerek olmadığına karar verdi (Kural 59 § 2 ). Her iki taraf da iki adet dilekçe sundu.
OLAYLAR
I - DAVADAKİ VAKALAR
6 - İlk üç davacı ve dördüncü davacının rahmetli annesi, Noicattaro'da bir tarım arazisine sahiptiler. 1963 tarihinde Noicattaro Şehir Meclisi bitişik arazide bir okul inşaatına başladı. Çalışmalar devam ederken, inşaatı tamamlamak için ilave bir arsaya ihtiyaç olabileceği ortaya çıktı.
7 - 27 Mayıs 1970 tarihinde yayınlanan bir kararla, Bari Vilayet Başkanı hızlandırılmış bir prosedürle Noicattaro Şehir Meclisi'nin kamu menfaati nedeniyle kamulaştırmak islediği, davacılara ait olan 2,649 metrekarelik arazinin zilyetliğini, en fazla iki yıllık bir süre için almasına izin verdi. Arazi tapu siciline bölüm no. 10653, sıra no. 34 ve parsel no. 590. olarak kaydedilmişti.
8 - 30 Haziran 1970 tarihinde, Noicattaro Şehir Meclisi arazinin fiili zilyetliğini aldı ve inşaata başladı.
9 - Dava dosyasına göre, okul 28 Ekim 1972'ye, yani zilyetlik için izin verilen süre dolana kadar tamamlanamadı.
10 - Davacılar arazilerinin resmen kamulaştırılması ve bunun karşılığı olan tazminatı alabilmek için senelerce boş yere beklediklerini söylediler.
11 - Davacılar, 3 Mayıs 1980 tarihinde tebliğ edilen bir müzekkere ile Noicattaro Şehir Meclisi aleyhine Bari Bölge Mahkemesinde tazminat davası açtılar. Diğer iddialarının yanı sıra, resmi bir kamulaştırma gerçekleşmeksizin veya tazminat ödenmeksizin izin verilen süre dolduğundan, yetkili makamların arazilerinin zilyetliğine haksız olarak sahip olduklarını da iddia etmişlerdir.
12 - Davalı meclis özellikle tazminat davasının zamanaşımına tabi olduğunu ileri sürmüştür.
13 - 14 Nisan 1989 tarihinde Bari Bölge Mahkemesi, Meclisin işin ne zaman tamamlandığını belirtmediğinden bahisle, meclis tarafından ileri sürülen tazminat davasının zamanla sınırlı olduğuna ilişkin itirazı reddetti. Bölge mahkemesi Yargıtay'ın inşai-kamulaştırma ile ilgili içtihadına atıfta bulunarak, davacıların mülkiyet hakkının kamu çalışmasının tamamlanmasıyla ortadan kalktığını belirtmiştir. Ancak mülkiyetin devri haksız zilyetliğe dayandığından, davacılar arazinin piyasa fiyatı, yani 26.490.000 İtalyan Lireti (metrekaresine 10.000 liret) üzerinden hesaplanan ve hükmün verildiği tarihteki miktarla birleştirilince 68.900.000 liret olan tutara ilaveten faizin ekleneceği bir tazminata hak kazanmışlardır.
14 - 21 Temmuz 1989 tarihinde Noicattaro Şehir Meclisi kararı temyiz etti. Meclis özellikle davacıların tazminat haklarının zamanaşımına uğradığını ileri sürüyordu.
15 - Bari Temyiz Mahkemesi 14 Kasım 1990 tarihli kararıyla, Noicattaro Şehir Meclisi'nin temyiz talebini kabul etti ve davacıların tazminat haklarının zamanaşımına uğradığını belirtti.
16 - Temyiz Mahkemesi çalışmaların 28 Ekim 1972 tarihinde tamamlandığına karar verdi. Bu tarih, Vilayet Başkanı tarafından verilen çabuklaştırılmış zilyetlik kararında belirtilen iki yıllık sürenin bitiminden sonraki bir tarih olduğundan, arazinin zilyetliğinin bu tarihten sonra haksız hale geldiği ifade edilmiştir. Ancak mahkemeler tarafından geliştirilen inşai-kamulaştırma kuralına göre, Noicattaro Şehir Meclisi arazinin mülkiyetini inşaatın tamamlandığı tarihte kazanmaktadır. Meclis arazinin mülkiyetini haksız olarak kazandığı için, davacıların tazminat istemeye haklan vardır; bununla beraber, somut olayda davacıların tazminat hakları süreyle sınırlıdır zira beş yıllık zamanaşımı süresi çalışmaların tamamlandığı tarihten itibaren başlamaktadır.
17 - 22 Ocak 1992 tarihinde davacılar Yargıtay'da hükmü temyiz ettiler. Davacılar zamanaşımı süresinin geçmişe etkili olarak uygulanmasıyla bağlantı kurularak Yargıtay tarafından 1983 tarihinde oluşturulan inşai-kamulaştırma kuralının da geçmişe etkili olacak şekilde uygulanmasına itiraz ettiler, çünkü bu uygulama Anayasa tarafından güvenceye alınmış olan mülkiyet haklarını ihlal ettiği gibi ayrımcılık yapmama ilkesinin de ihlali niteliğindeydi. 1983'teki uygulamaya göre, arazi sahipleri arazileri üzerindeki haksız işgal süresince mülkiyet hakkına haizdiler. Bu nedenle, tazminat davalarında beş yıllık bir zamanaşımı süresi uygulansa bile, haksız işgalin etkileri daimi olduğundan arazi sahiplerinin istedikleri zaman tazminat talebinde bulunma haklan oluyordu, zira arazinin işgali hala haksızdı. Ancak, 1983'ten sonra yetkililer tarafından arazileri ellerinden alınan maliklerin mülkiyeti çalışmaların tamamlandığı tarihten itibaren kaybetmiş oldukları ve zamanaşımı süresinin bu andan itibaren başladığı kabul edildi. Davacılar, ayrıca Yargıtay'ın bu konudaki kararlarının çelişkili olduğunu öne sürerek beş yıllık zamanaşımı süresinin uygulanmasına karşı çıktılar.
18 - Yargıtay, sicile 26 Kasım 1993 tarihinde kaydedilen 1 Nisan 1993 tarihli kararıyla davacıların temyiz talebini reddetti. Yargıtay, 22 Kasım 1992 tarihinde tüm dairelerinin zamanaşımı süresinin uygulanabilirliği hususundan ortak görüşe vardığını ve beş yıllık sürenin uygulanmasının kabul edildiğini belirtmek suretiyle, bu husustaki itirazı reddetti. Yargıtay, somut olaydaki inşai-kamulaştırma kuralının ve beş yıllık zamanaşımı süresinin geçmişe etkili olacak şekilde uygulanmasının, davacıların asayişi bozmaksızın mülkiyet haklarından yararlanma haklarını ve ayrımcılık yapmama ilkesini ihlal ettiğinden anayasaya aykırı olduğuna ilişkin itirazı da, bu iddiaların açıkça destekten yoksun olduğu gerekçesiyle reddetti.
II - İLGİLİ ULUSAL KANUN VE UYGULAMA
A - 22 Ekim 1971 tarihli 85 no'lu Kanun
19 - Bu yasa, yetkili makamların kamulaştırmadan önce inşaata başlamasına olanak veren hızlandırılmış kamulaştırma prosedürünü düzenlemektedir. Bir projenin kamu menfaatine olduğu belirtilmiş ve planlar, kabul edilmişse, yetkili makamlar beş yılı aşmayacak sınırlı bir süre için arazinin kamulaştırılmasına olanak veren bir hızlandırılmış zilyetlik kararı verebilirler. Arazinin fiili zilyetliği kararın yayınlanmasından itibaren üç ay içinde ele geçirilmezse, karar zamanaşımına uğrayacaktır. Arazinin zilyetliği ele geçirildikten sonra, resmi kamulaştırma karan alınmalı ve tazminat ödenmelidir.
B. İnşai-kamulaştırma kuralı (occupazione acquisitiva veya accesione invertita)
20 - 1970'lerde, kimi mahalli makamlar arazilerin mülkiyetini ele geçirmek için hızlandırılmış prosedürü kullandılar ancak sonradan kamulaştırma kararı çıkartmayı başaramadılar. İtalyan mahkemeleri, arazinin zilyetliği el değiştirdiği ve üzerinde kamu yararına inşa çalışmalarının yapılacağı taahhüt edildiği için, arazi sahibinin arazinin kullanım hakkını de facto olarak kaybettiği davalarla dolup taştı. Sadece inşa çalışmalarının başlatılmasının malikin arazi üzerindeki mülkiyet hakkını da ortadan kaldırıp kaldırmayacağı sorusu gündeme geldi.
1 - Yargıtay'ın 1464 no'lu 16 Şubat 1983 tarihli kararı
21 - Yargıtay'ın zilyetliği haksız olarak ele geçirilmiş arazi üzerinde kamu yararına inşa çalışmalarına başlanmasının sonuçlarıyla ilgili kararları arasında önemli farklılıklar var. Haksız zilyetlik başlangıçtan itibaren haksız olan, diğer bir deyişle izin verilmemiş olan veya başlangıçta izin verilen ancak sonradan ya yetkini iptali ya da zilyetliğin herhangi bir kamulaştırma emri düzenlenmeksizin izin verilen süreyi aşması sonucu haksız hale gelen zilyetliği ifade etmektedir.
22 - İçtihat hukukundaki bir bakış açısına göre, yetkili makamlar tarafından fiilen hakim olunan arazinin sahibi, kamu yararına işin tamamlanmasından sonra mülkiyeti kaybetmemektedir. Ancak, arazi sahibi arazinin eski haline getirilmesini isteyemez; başvurabileceği tek hukuki çare, haksız zilyetlik nedeniyle tazminat davası açmaktır. Bu davalar için zamanaşımı süresi yoktur zira zilyetliğin hukuka aykırı niteliği devam etmektedir. Yetkili makamlar istedikleri zaman resmi bir kamulaştırma kararını yayınlayabilirler. Bu halde, tazminat davası, kamulaştırma nedeniyle tazminat ile arazinin kullanılamaması nedeniyle uğranılan zarara ilişkin bir ihtilafa dönüşmektedir. Arazinin kullanılamamasından doğan zarar ancak kamulaştırma kararı alınmadan önceki dönem için istenebilir (bakınız, diğer yetkili makamlar arasında, Yargıtay kararları 1982 tarihli karar no. 2341, 1981 tarihli karar no. 4741; ve 1980 tarihli karar no. 6452 ve no. 6308 ).
23 - Bir diğer görüşe göre, arazi sahibi arazinin mülkiyetini kaybetmemektedir ve şayet yetkili makamlar kamu menfaati ile hareket etmemişlerse, eski halin iadesini de talep edebilir.(bakınız, örneğin, Yargıtay kararları, 1980 tarihli karar no. 1578 ve 1976 tarihli karar no. 5679).
24 - Bir üçüncü görüşe göre de, yetkili makamlar tarafından malı elinden alınan malik, arazi geriye dönüşümü olmayacak şekilde değiştirildiği, yani kamu yararına yapılan çalışmaların tamamlandığı andan itibaren mülkiyet hakkını kendiliğinden kaybeder. Malikin tazminat istemeye hakkı vardır (Yargıtay kararları 1979 tarihli karar no.3243).
2- 16 Şubat 1983 tarihli, 1464 no'lu Yargıtay kararı
25 - 16 Şubat 1983 tarihli kararıyla tam heyet halinde oturum yapan mahkeme, içtihat hukuku makamları arasındaki ihtilafı çözümledi ve üçüncü bir çözüm getirdi. Böylelikle mahkeme inşai-kamulaştırma kuralını oluşturdu. Bu kurala göre, arazinin zilyetliği ele geçirildikten sonra kamu menfaatine çalışmalar gerçekleştirilmişse, kamu makamları arazinin mülkiyetini resmi kamulaştırmadan önce kazanıyordu. Zilyetliğin haklı veya haksız oluşu önem teşkil etmemekteydi. Başlangıçtan itibaren izin alınmaksızın arazi üzerinde fiili hakimiyet kurulmuşsa, mülkiyet kamu menfaatine çalışmalar tamamlandığı andan devredilmiş olur.
Baştan izin alınarak zilyetlik ele geçirilmişse, arazi zilyetlik için izin verilen sürenin dolduğu andan devredilmiş olur. Aynı kararda Yargıtay, arazi tapu senedi olmaksızın kazanıldığından, inşai-kamulaştırmada malikin tazminata hakkı olduğunu belirtmiştir. Ancak tazminat otomatik olarak ödenmemektedir: malik tazminat için bir talepte bulunmalıdır. Ayrıca, tazminat hakkı haksız fiillerde uygulanan beş yıllık zamanaşımı süresine tabidir, zamanaşımı arazi geri dönüşümü mümkün olmayacak şekilde değiştirildiği andan itibaren başlar.
3 - 1983 tarihli1464 no'lu Yargıtay kararından sonraki içtihat
(a) Zamanaşımı süresi
26 - Başlangıçta zamanaşımı süresinin uygulanılmayacağı kabul edilmişti çünkü tapu senedi olmaksızın arazinin zilyetliğinin kazanılması devam eden bir haksız fiildi (bakınız, yukarıda fıkra 22) . Yargıtay, 1983, tarihli 1464 no'lu kararında tazminat hakkının beş yıllık bir zamanaşımı süresine tabi olduğunu belirtti (bakınız, yukarıda fıkra 25). Daha sonra, Yargıtay'ın 1. Dairesi on yıllık bir zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğini ifade etti (1991 tarihli karar no. 7952 ve 1992 tarihli 10979). Yargıtay tam heyet halinde toplandığı, 22 Kasım 1992 tarihli oturumunda meseleyi nihai olarak çözümledi ve arazinin geri dönüşümü mümkün olmayacak şekilde değiştirildiği andan itibaren işleyen, beş yıllık bir zamanaşımı süresini kabul etti.
(b) İnşai kamulaştırma ilkesinin uygulanmayacağı haller
27 - İçtihat hukukundaki son gelişmeler göstermektedir ki, kamu yararına inşa çalışmaları yapmak suretiyle arazilerin mülkiyetinin yetkili makamlara devrini sağlayan mekanizma kimi istisnalarla işlemektedir.
28 - Consiglo di Stato 1996 tarihli 874 no'lu kararında, yetkili makamların tekliflerinin ve hızlandırılmış zilyetlik emrinin idare mahkemeleri tarafından iptal edildiği hallerde, inşai kamulaştırmanın söz konusu olmadığını ifade etmiştir, zira aksi ha de mahkeme karan amaçtan yoksun hale gelebilecektir.
29 - Yargıtay tam heyet halinde toplanarak verdiği 1997 tarihli 1907 no'lu kararında, kamulaştırmanın kamu yararına olduğuna yönelik tekliflerinin veya bildirimlerinin başlangıçtan itibaren geçersiz kabul edildiği hallerde, yetkili makamların arazinin mülkiyetini kazanamayacaklarını belirtmiştir.
30 - Yargıtay, tam heyet halinde toplanarak verdiği 1997 tarihli 6515 no'lu kararında idare mahkemelerince, yetkili makamlar tarafından yapılan kamulaştırmanın kamu yararına olduğuna ilişkin bildirimin iptal edilmesi halinde arazinin devrinin söz konusu olmadığını belirtmiştir. Bu gibi durumlarda, bu nedenle inşai kamulaştırma kuralı uygulanmaz. Arazinin mülkiyetini elinde bulunduran malik, restitutio in integrum talebinde bulunabilir. Malik tazminat davası açarsa, restitutio in integrum hakkından feragat edilmesini gerektirir. Beş yıllık zamanaşımı süresi idare mahkemesinin kararı kesinleştiği andan itibaren işlemeye başlar.
31 - Yargıtay'ın Birinci Dairesi 1998 tarihli 148 no'lu kararında, Yargıtay'ın tam heyet olarak verdiği kararı izlemiş ve inşa çalışmalarının kamu yararına olduğuna ilişkin bildirimin başlangıçtan itibaren geçersiz olduğu hallerde, inşai kamulaştırma nedeniyle arazinin devrinin söz konusu olmadığını belirtmiştir.
(c) 1995 tarihli 188 No'lu Anayasa mahkemesi kararı
32 - Anayasa mahkemesine öncelikle inşai-kamulaştırma kuralının anayasaya uygunluğunun tespiti için başvurulmuştur. Mahkeme sadece kanun hükümlerini inceleme yetkisinin bulunduğunu, mahkemelerce oluşturulan kuralları inceleyemeyeceğini belirterek bu hususu incelemeyi reddetmiştir. İkinci olarak, mahkeme Medeni Kanun madde 2043'de haksız fiiller için öngörülen beş yıllık zamanaşımı süresinin tazminat davalarına uygulanmasının anayasaya aykırılık teşkil etmediğini belirtmiştir. Yetkili makamların kendi haksız davranışları neticesinde araziye sahip olmaları anayasaya göre bir sorun yaratmamaktadır, zira kamunun iyiliği için yapılan çalışmaların korunmasındaki kamu yararı bireyin mülkiyet hakkındaki menfaatinden ağır basmaktadır.
(d) İnşai kamulaştırma için öngörülen tazminatın derecesi
33 - Yargıtay'ın inşai kamulaştırmaya ilişkin içtihatlarına göre, tazminat geneldir, yani araziden yoksun kalınmasının sonucunda doğan zararlar, zilyetliğin haksız olarak ele geçirilmesi nedeniyle mülkiyetin kaybedilmesinin karşılığına bağlıdır.
34 - 1992 tarihli Finans Kanunu (1 Temmuz 1992 tarihli 333 no'lu Kararname'de tekrar edilen madde 5) inşai kamulaştırmalarda ödenebilecek tazminat miktarının resmi kamulaştırmalarda ödenecek bedeli aşamayacağını belirterek bu konudaki içtihat hukukunun yerini aldı. Anayasa Mahkemesi 1996 tarihli 369 no'lu kararında, bu hükmün anayasaya aykırı olduğunu ifade etti.
35 - İlgili Kanunun hükmünü değiştirerek anayasaya aykırı bir şekilde beyan edilen, 1996 yıl ve 662 sayılı Finans Kanunu'na göre; 30 Eylül 1996 tarihinden önce yapılan kamulaştırmalara tam bir tazminat verilmesi yönünde bir hüküm kurulamayacaktır. Bu duruma benzer davalarda,148 nolu ve 30 Nisan 1999 sayılı yargılamaya göre; Anayasa Mahkemesi ilgili kanun hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğuna karar verdi. Yine aynı kararda, gayrimenkulden piyasa değerine göre tam bir tazminatın talep edilebilmesinin, sadece kamu menfaatinin olmadığı kamulaştırmalarda da mümkün olabildiğinden bahsedilmiştir.
İlgili Kanuna göre;
I - Devletin ilk itirazı
36 - Devlet, davacıların bu anılan başvuruyu bir daha yapamayacaklarını ve bu bağlamda Mahkemeye başvurarak uygulamanın reddedilmesini talep edemeyeceklerini bildirmektedirler.
37 - Devlet, araziye ait iki parselin Noicattaro otoritelerinden istimlak edildiğini söylemektedir. 21 Nisan 199,7'de gayrimenkulün diğer parselleri için başlatılan işlemlerin sonunda, davacılar Noicattaro Şehir Meclisi ile uzlaşmayı sağlayan anlaşmaya ulaşmışlardır.
38 - Devlet, Parsel numarası 323, 344 ve 590 olarak tescil edilen, Carbonara ve Venture Eyaletlerinde 6.037 metrekare olarak inşa edilecek marketi konu alan ve mülkiyet hakkının devrini amaçlayan uzlaşmayı sağlayan anlaşmanın izahına yöneldi.
39 - Davacılar, uzlaşmanın sadece 6.077 metrekarelik bir arazinin market inşası ile ilgili olan kamulaştırılmasına istinaden devletin uzlaşma tavrına itiraz ettiler. Diğer parsellerle birlikte 590 nolu parselin de 1976'daki 6.077 metrekarelik mülkiyetin alınması talimatında yer almasının yanlışlıkla olduğunu savundular. Davacılar, mahkemeye başvurarak uzlaşmaya varılan anlaşmanın ve 6 Ekim l986 tarihli, market inşasıyla ilgili ihtilafla bağlantılı olan ve Bari Yerel Mahkemesi tarafından atanan bilirkişiye ait raporun tek tek incelenmesini talep ettiler. Ayrıca, uzlaşma anlaşmasının 2.649 metrekarelik alanla ilgili olmadığının Mahkemece incelenmesini de talep ettiler.
40 - Mahkeme taraflar arasında uzlaşmayı sağlayan sözleşme ve 6 Ekim l986 tarihli Bilirkişi Raporu'nu inceledi.
41 - 1986 tarihli Bilirkişi Raporunun 9. ve 10. sayfalarında, bilirkişi gerçekte davacılara ait olan arazinin, üzerinde yapılan değişikliklere göre üç bölüme ayrılması gerektiğini dile getirmiştir.
i) Kamulaştırma yapılmamış birinci bölüm.
ii) Okul yapımı için kullanılmış 2.649 metrekare ve 590 nolu parsel olarak anılan ikinci bölüm.
iii) 16 Eylül l976 tarihinde mülkiyeti alınmış ve üzerinde market ve yol inşa edilerek çevre düzenlemesi de yapılmış olan diğer parseller üçüncü bölüm.
42 - 590 nolu parsel uzlaşmaya varılan anlaşmanın konusuna gerçekten yönlendirilmişse de bu anlaşma ayrıca diğer parsellerle ilgili tazminatın otoritelerce ödeneceğinden de bahsetmektedir.
43 - Bu belgeler dikkatlice okunduğunda, Mahkeme uzlaşmaya varılan anlaşmaya uygun olarak Hükümetin davacılara ne kadar ödendiğinin belirli olmadığını dikkate almıştır.
44 - Sonuç olarak, Hükümetin yapmış olduğu bu ilk itiraz reddedilmelidir.
II -1 NOLU POTOKOLÜN 1. MADDESİ'NİN İHLALİ
45 - Davacılar, 1 Nolu Protokolün l. maddesinin gerektirdiği şartlarla bağdaşmayacak şekilde arazilerinden çıkarıldıkları yolunda şikayetçi olmuşlardır.
Bu maddeye göre;
Her gerçek veya tüzel kişi mülkiyetlerini huzurlu bir şekilde kullanmayı hak etmektedir. Hiç kimse, kanunlarca ve uluslararası genel hukuk kurallarınca düzenlenmiş kamu menfaatlerinin dışında kendi mülkiyetlerinden çıkarılmamalıdır.
A - Mahkeme Öncesi Belgeler
1 - Davacılar
46 - Davacılar, zımni-kamulaştırma kuralına başvurunun bu davada hukuka aykırılık gerekçelerine uymadığının beyan edilmesini mahkemeden talep etmişlerdir.
47 - Onlar, Hukuk normlarının kavramlarına yönelmiş ve İtalyan Hukuk Sisteminde zımni-kamulaştırma kuralının normal olmadığını gözlemlemişlerdir. Bu durum yerel Mahkemelerce "yaşayan hukuk"un ifadesi olarak dikkate alınmıştır. Yine bu durum, kanunlara dayanan hükümlerde aynı etkiyi sağlayamamıştır. Öncelikle, mahkemeleri bağlamamaktadır ve ikinci olarak bu durum anayasa hukukuna uygunluğu açısından tekrar incelenmemiştir.
48 - Davacılar, İçtihat Hukuku'ndaki belirsizlikler ve değişikliklerin, zımni-kamulaştırma kuralının ortaya çıkmasına sebep olduğunu savunmuşlardır. Kendi davalarında da, bu durumla bağlantılı hukuk kurallarının ihlali gerekçesiyle, bu kurala başvurulduğunu yine savunmuşlardır. Kendi söylemlerine göre; kendi mülkiyet haklarının mah-kemelerce ellerinden alınacağının öngörülmesi imkansızdır.
49 - Davacılar, inşai kamulaştırmanın, mülkiyetin fiziki olarak devrini takiben fakat resmi prosedürlerden sonra olmayacak şekilde oluştuğu üzerinde durdular. Davacılar, sorumluluğun arazi sahiplerinde olduğunu, eğer isteselerdi tazminat alabilecek olmalarına, kaldı ki zararlarının tazmininin gerekli olduğuna dikkat çektiler.
50 - Komisyon Raporuna göre; davacılar kamulaştırılan mülklerinde hakkaniyete uygunluk ilkesinin ihlal edildiğini tartışmışlardır.
51 - Sonuç itibariyle, davacılar 1 Nolu Protokolün 1. Maddesinin ihlalinin olup olmadığının saptanmasını Mahkemeden talep etmişlerdir.
2 - Hükümet
52 - Hükümet, Anayasa Mahkemesi'nin 188 nolu ve 1995 tarihli kararına istinaden yaptıkları incelemelerini Komisyondan önce yinelemişlerdir. Hükümet, davacılarca yapılan Şikayete ilişkin durumun 1 nolu Protokol'ün 1.Maddesi ile bağlantılı olduğunu belirtmiştir.
53 - Hükümet, inşai kamulaştırmanın hukuk çerçevesinde, sağlandığını, ancak herhangi bir kanuni dayanağı olmadığını gözlemledi. Prensip olarak inşai kamulaştırma kuralı, İtalyan Pozitif Hukuku çerçevesinde İçtihat Hukukunca yaratıldı. Fakat bu kural kanuni hükümlere benzememekle birlikte mahkemeler bununla bağlı değillerdir.
Hükümet, Komisyonunun görüşlerine itiraz ederek, inşai kamulaştırma kuralının, arazinin mülkiyetinin alındığı tarihte mevcut olmadığını, bu kuralın Yargıtay'ın 1467 nolu, 1983 tarihli kararından önce var olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, kuralın ilgili zamanda çoktan Mahkemelerce kabul edildiğini ileri sürmüştür.
54 - Hükümet, zımni-kamulaştırma ile mülkiyet transferinin hukuka uygunluğu için üç koşulun gerekli olduğunu belirtmiştir. Şöyle ki; çalışmalar kamu menfaati dahilinde olmalı, arazi sahibi kamu menfaati konusunun incelenmesi için mahkemeye başvurma ve tazminat arazinin kamulaştırılması gerekçesiyle ödenmelidir.
55 - Hükümet davacıların Mahkeme kanalıyla sebepsiz olarak zenginleşmeye çalıştıklarını iddia etmişlerdir.
56 - Hükümet son olarak, davacıların Mahkeme'ye yapmış oldukları başvurunun temelsiz olduğunu iddia etmişlerdir.
3 - Komisyon
57 - Komisyon Raporunda, davacılara herhangi bir tazminat ödenmediği anlaşılarak, bu sonuç sebebiyle 1.Protokolün 1. Maddesinin ihlaline dikkat çekildi.
B - 1 Nolu Protokolün 1. Maddesine Uyma
58 - Mahkeme, l Nolu Protokolün l. Maddesinin 3 ayrı kuralının olduğunu yinelemektedir: "Birinci kural, ilgili maddenin birinci paragrafının ilk cümlesinde belirtilmiştir, mülkiyetin huzurlu bir şekilde olması prensibinin doğallığı ve telaffuzudur. İkinci kural ise ikinci cümledir; belli sebeplerden dolayı mülkiyetlerden mahrum kalmak. Üçüncü kural ise, ikinci paragrafta yer almaktadır; sözleşme tarafı olan devletlerin yetkili olduğunu tanır, genel menfaatler göz önünde bulundurularak mülkiyetin kullanımı kontrol eder. Üçüncü ve ikinci kurallar, huzurlu olarak mülkiyet edinmeye hak etme kuralının yorumu ile ilgilidir ve birinci kuralda yer alan genel prensipler ışığında açıklanmalıdır".
1 - Müdahale olduğunda;
59 - Mahkeme, mülkiyetlerden mahrumiyetin açık olduğunu işaret etmektedir.
60 - İkinci kural çerçevesinde, mülkiyetlerden mahrumiyetin olup olmadığını belirlemek için mahkeme, sadece resmi kamulaştırma ya da el koyma olup olmadığını gözlemlemekle yetinmemeli, aynı zamanda görünenin arkasına bakmalı ve şikayet edilen hususun gerçeğini sorgulamalıdır. Sözleşme pratik ve etkin olan hakları garanti etmeyi hedeflediğinden dolayı, bu durumun kamulaştırmanın geçersizliğine yol açıp açmadığının araştırılması zorunludur.
61 - Mahkeme, bu dava ile ilgili olarak Yargıtay'ın vermiş olduğu kararda yer alan inşai-kamulaştırma kuralının, Noicattaro Şehir Meclisi lehine olarak mülkiyet transferi olduğunu işaret etmiş ve bu karar sonucunda da, davacılar kayıplarını tazmin etme olasılığından yoksun kalmışlardı. Bu gibi hallerde, 1.Protokolün l. maddesinin ilk paragrafının 2. cümlesi çerçevesinde Mahkeme Yargıtay'ın kararının davacıları mülkiyetlerinden yoksun bırakmak yönünde olduğunu tespit etmektedir.
62 - 1 nolu Protokolün 1 maddesine uygun bir müdahale ancak "kamu yararı", "Hukuk ve uluslararası hukukun genel prensiplerince sağlanmış şartlara konu olmalı" ve bireylerin temel haklarının korunması ile toplumun genel yararı arasında bir hakkaniyete uygunluk bulunmalıdır. Daha da önemlisi, adil bir dengenin kurulup kurulmadığı hususu, ancak müdahalenin hukukun gereklerini yerine getirildiğini ve keyfi olmadığını gösterdiğinde ortaya çıkmaktadır. Böylelikle, Mahkeme kararını sadece davacıların tazminat almaları bulgusuna dayandırmayı uygun görmemektedir.
2 - Hukuka Aykırılık Şartlarına Uygunluk
63 - Mahkeme, 1 nolu Protokolün 1.maddesinin ilk ve en önemli gereklerinden birinin kamu otoritelerinin, mülkiyet hakkına huzurlu bir şekilde sahip olunmasına yaptıkları müdahalenin hukuka uygun olması gerekliliğini önemle vurgulamaktadır. Demokratik toplumun en temel prensiplerinden biri olan hukukun üstünlüğü, Sözleşmenin tüm maddelerinde mevcut olup, devlet veya diğer kamu otoritelerine yasal düzenlemeler veya kararlara uyma yükümlülüğü getirmektedir.
64 - Mahkeme, inşai kamulaştırma kuralı gibi kıtasal hukuk sisteminde soyut olan bir kararı almayı gerekli görmemiştir. Bu anlamda, hukuka aykırılığın gerekçelerinin, yerel hukukta ulaşılabilir, kesin ve öngörülebilir olduğunu Mahkeme tekrarlamıştır.
65 - Bu bağlamda, Mahkeme inşai-kamulaştırmadaki İçtihat Hukuku'nun, ilgili kuralın aykırı bir şekilde uygulanması yönünde bir gelişim gösterdiğini incelemiştir(bkz paragraf 21-35 arası).
66 - Mahkeme, Yargıtay'ın 1464 numaralı ve 1983 tarihli kararında oluşan kurala göre; her bir inşai kamulaştırmanın hukuka aykırı bir şekilde iktisab edilen mülkleri takip ettiğini not etmiştir. Hukuka aykırılık, en başta var olabilir, eğer mülkiyet edinme salahiyetsizse veya sonradan ortaya çıkmışsa. Mahkeme'nin yetkililerin genelde hukuka aykırı bir durumdan yararlanmalarını engelleyecek, hukuka aykırılığı gerektiren ölçütler ile bağdaşan şartları vardır.
67 - Kamulaştırılan mülk için tazminatın yetkililerce kendiliğinden ödenmediğini; fakat mülk sahiplenin bu durumu beş yıl içinde iddia etmeleri gerektiği belirtilmiştir.
68 - Herhangi bir olayda, Mahkeme yerel hukukun uygulanması ye buna bağlı olarak yapılan işlemlerin Konvansiyonun prensiplerine uygunluğunu araştırmak durumundadır.
69 - Mevcut davada, Mahkeme inşai-kamulaştırma kuralına mutabık kalınarak, Yargıtay davacıların 28 Ekim 1972'den itibaren mülklerinden mahrum edildiklerini kabul etmiştir. Bu mülkiyetin yetkililere transferi böylece hiç bir başlık altında olmayan mülk edinme şeklinde otomatik olarak, kamusal çalışmaların tamamlanmasını takiben ortaya çıkmıştır. Mahkeme bu durumun sadece Yargıtayın kararında yer aldığı, gibi öngörülebilir, olmasına yöneltilemeyeceğini, inşai-kamulaştırma kuralının yürürlükte gibi uygulanmasına dikkat çekmektedir. Bu açıdan, Mahkeme İçtihat Hukuku'nun gelişimine yönelmektedir (bkz. Paragraf 21-31 arası) ve bu sebeple İçtihat Hukuku Mahkemelere yapılan başvurular açısından bağlayıcı değildir (bkz paragraf 53). Sonuç olarak Mahkeme, davacıların 26 Kasım 1972'den bu yana mağdur oldukları konusunda bir kesinlik olmadığını, Yargıtay'ın kararının tescili gerektirmesinde, tespit etmiştir.
70 - İkinci olarak, Mahkeme, 30 Haziran 1972'den bu yana herhangi bir başlık altında olmadan, otomatikman, mülkiyetin yetkililere transferinde, yetkililerin kendilerine hiç bir yarar sağlayamadıklarını incelemektedir.
71 - Bundan öte, Mahkeme Yargıtay'ın beş yıllık zamanaşımını, çalışmaların tamamlanmasından sonraki dönem olarak dikkate aldığını belirtmiştir (28 Ekim 1972).
72 - Mahkeme bu tür yorumların keyfi olarak açıklanabileceğini ve 1 nolu protokolün 1. maddesine aykırı olacağını belirtmiştir.
73 - Bundan Dolayı l nolu Protokolün 1. maddesinin ihlali söz konusudur.
III - ANLAŞMA'NIN 41. MADDESİNE BAŞVURU
74 - Anlaşmanın 41. maddesine göre;
"Eğer Mahkeme Anlaşmanın veya Protokollerin ihlalini tespit ederse ve güçlü olan taraf ile ilgili olarak, İç Hukuk sadece kısmi tazminin yapılmasına müsaade ederse, Mahkeme gerekli ise mağdur olan tarafı memnun edici bir karar vermelidir"
75 - 20 Eylül 1986 tarihli bilirkişi raporunda anılan arazi değerine istinaden 364.790.000 İtalyan Lireti maddi zarar ve 30 Haziran. 1972'den itibaren yürütülecek faiz talep etmişlerdir. Alternatif olarak da, Ekim 1986 tarihli bilirkişi raporunda anılan arazi değerine istinaden 161.589.000 İtalyan Lireti'ni ve 30 Haziran 1972 tarihinden itibaren yürütülecek faizi talep etmişlerdir. Davacılar, Mahkeme gerek gördüğü takdirde tekrardan alınacak bir bilirkişi Raporundaki sonuçları kabul edebileceklerini belirtmişlerdir.
76 - Her bir davacı maddi zarara istinaden 100.000.000 İtalyan Lireti talep etmişlerdir.
77 - Davacılar, Ulusal Mahkemelere başvurudan önce oluşan 163.896.627 ve Komisyon, mahkeme öncesi prosedürler sırasında oluşan masraflarının kendilerine iadesini almaya çalışmışlardır.
78 - Hükümet, bu konu ile ilgili hiç bir mütalaada bulunmamıştır.
79 - Mahkeme, 41. maddeye başvuru konusunun karara hazır olmadığını ve bunun davalı ve davacılar arasındaki anlaşmaya şart olarak konulmasını dikkate almıştır.
TÜM SEBEPLERDEN ÖTÜRÜ, MAHKEME OYBİRLİĞİ İLE KARARA VARMIŞTIR
1 - Hükümetin yapmış olduğu ilk itiraz reddedilir.
2 - Anlaşmanın 1 nolu Protokolü'nün 1. maddesi'nin ihlalinin varlığı kabul eder.
3 - Anlaşmanın 41.maddesine başvurunun sorusunun karara hazır olmadığını kabul eder.
Mahkeme Kurallarından 77/2 ve 3. maddelerine uygun olarak 30 Mayıs 2000 tarihinde Fransızca olarak yazılı şekilde bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy