(AİHS. m. 10, 11, 14, 19, 27, 44, 46, 48, 11 NOLU PROTOKOL)
Başvuru No: 25390/94
PROSEDÜR
1. Dava, Sözleşmenin önceki 19. Maddesi uyarınca kurulan Mahkemeye, 15 Eylül 1998'de Avrupa İnsan Hakları Komisyonu (Komisyon) tarafından, 21 Eylül 1998'de bir Macaristan vatandaşı olan Laszlo Rekvenyi (başvuru sahibi) tarafından ve 5 Kasım 1998'de ise Macaristan Hükümeti (Hükümet) tarafından, Sözleşmenin önceki 32§1 ve 47. maddelerinde belirlenen üç aylık zaman dilimi içinde gönderilmiştir. Bu dava 25390/94 nolu, Macaristan Cumhuriyeti aleyhine, önceki 25. Madde çerçevesinde Komisyona 20 Nisan 1994 tarihinde, Bay Rekvenyi tarafından sunulmuştur.
Komisyon talebi, Sözleşmenin önceki 44. ve 48. Maddelerine ve Macaristan'ın, Mahkemenin (Madde 46) hükümlerine uyulmasını zorunlu kılmasını kabul ettiğini belirten bildirgeye dayanmaktadır; Başvuru sahibinin başvurusu, Protokol 9 ile değiştirilen şekliyle, Macaristan hükümetinin kabul etmiş olduğu, önceki Madde 48'e dayanmaktadır; Hükümetin başvurusu, önceki Madde 48'e dayanmaktadır. Talep ve başvuruların amacı, davaya konu olan olayların, aleyhine dava açılan Devletin, 14. Madde ile birlikte veya yalnız olarak, Sözleşmenin 10 ve 11. Maddeleri uyarınca kendisine yüklenilen yükümlülükleri ihlal edip etmediği konusunda bir hükme varılmasıdır.
2. Başvuru sahibi, kendisini temsil edecek olan avukatını kendisi tayin etmiştir.
3. Mahkeme Başkanı olarak, Bay R. Bernhardt, Hükümet temsilcisine, başvuru sahibinin avukatına ve Komisyon Delegelerine yazılı olarak
görüşlerini sormuştur. Kayıt Memuru başvuru sahibinin önergesini 30 Kasım 1998'de, Hükümetin cevabını ise 9 Aralık 1998'de almıştır.
4. Başvuru 11 Nolu Protokolle, 1 Kasım 1998'de Madde 5§5'e göre kabul edildikten sonra, dava Mahkemenin Büyük Dairesine gönderilmiştir. Büyük Daireye, Macaristan'ı temsilen seçilen, Hakim A.B. Baka (Sözleşmenin Madde 27§2 ve Mahkeme Tüzüğünün 24§4. Maddesi), Mahkeme Başkanı olarak L. Wildhaber, Mahkeme Başkan Yardımcısı olarak Bayan E. Palm, Bölüm Başkanı olarak Sir Nicolas Bratza, Bölüm Başkanı Yardımcısı olarak M. Fischbach (Sözleşmenin 27§3 ve Tüzük 24§§ 3 ve 5 (a)) alınmışlardır.
5. Mahkemenin daveti üzerine (Tüzük 99), Komisyon, kendi üyelerinden biri olan Bayan M. Hion'u, Büyük Daire huzurunda yapılacak
işlemlerde yer almak üzere görevlendirmiştir.
6. Başkanın kararına uygun olarak, Strazburg'daki İnsan Hakları binasında, 28 Ocak 1999'da, kamuya açık bir duruşma gerçekleştirilmiştir.
OLAYLAR
7. Olayın olduğu esnada, başvuru sahibi bir polis memuru ve aynı zamanda Bağımsız Polis Ticaret Sendikasının da Genel Sekreteridir.
8. 24 Aralık 1993'te, Anayasada yapılan belli değişiklikleri kapsayan 107 Nolu Kanun Macaristan Resmi Gazetesinde yayınlanmıştır. Bu kanun, Anayasanın 40/B§4 Maddesini, 1 Ocak 1994'ten itibaren, silahlı kuvvetler mensuplarını, polis ve emniyet hizmetinde görev yapanları, herhangi bir siyasal partiye katılmalarını ve herhangi bir siyasi faaliyet ile iştigal etmelerini yasaklayacak şekilde değiştirmiştir.
9. 28 Ocak 1998 tarihli bir el ilanında, Milli Emniyet Başkanı, gelen parlamento seçimleriyle alakalı olarak, polis memurlarının siyasi faaliyetlerden uzak durmalarını bildirmiştir. Başkan Anayasanın 40/B§4 Maddesinin 1993, 107 Nolu Kanun ile değiştirildiğine atıfta bulunmuştur. İlanda ayrıca, siyasi faaliyetlerde bulunmak isteyenlerin, polislik görevinden ayrılmak zorunda olduklarını belirtmiştir.
10. 16 Şubat 1994 tarihli ikinci bir ilanda Milli Emniyet Başkanı, Anayasanın 40/B§4 Maddesinin içerdiği yasağın hiçbir istisnasının olmadığını duyurmuştur.
11. 9 Mart 1994' tarihinde ise, Bağımsız Polis Ticaret Sendikası1993, 107 Nolu Kanunla değiştirilen Anayasanın 40/B§4 Maddesinin, polislik görevi icra etmekte olan memurların anayasal haklarının ihlal edildiği, bunun uluslararası hukuk kurallarına aykırı olduğu ve meclis tarafından anayasal olmayan bir şekilde kabul edildiği şikayetiyle Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
12. 11 Nisan 1194'te Anayasa Mahkemesi, kendisinin Anayasanın bir şartını feshetme yetkisine sahip olmadığı gerekçesiyle, yapılan bu şikayeti reddetmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
13. Macaristan Cumhuriyeti Anayasasının konu ile alakalı Maddeleri şunları sağlamaktadır:
Madde 40/B § 4 (1 Ocak 1994'ten beri yürürlükte olduğu haliyle)
"Silahlı kuvvetlerde askeri görevli olanlar, polisler ve sivil ulusal güvenlik hizmetinde görevli bulunanlar, herhangi bir siyasi partiye katılmayacaklar ve herhangi bir siyasi faaliyette bulunmayacaklardır."
Madde 61 § 1 (23 Ekim 1989'ten beri yürürlükte olduğu haliyle)
"Macaristan Cumhuriyetinde yaşayan herkesin, ifade, kamu yararı dahilinde bilgi alma ve verme özgürlüğü hakkına sahiptir."
Madde 78 § 1
"Hükümet, Macaristan Cumhuriyeti Anayasası koşullarının uygulanmasını temin edecektir."
Madde 78 § 2
"Hükümet, Anayasanın uygulanmasında gerekli olan tasarıları Parlamentoya sunacaktır."
14. Halen yürürlükte olan, 1989 tarihli söz konusu 17 Nolu Kanun şunları sağlamaktadır:
Bölüm 1(4)
"Silahlı kuvvetlerde askeri görevli olanların, askerlik hizmetlerini yaparken, tayin olunduklarında veya askeri kariyer görevlerini yerine getirirken imza toplayamazlar..."
Bölüm 2(1)
"Oy vermeye veya seçilmeye yetkin olan vatandaşların ... referanduma katılmaya da hakları vardır..."
15. Halen yürürlükte olan, parlamento seçimleriyle alakalı 1989 tarihli, 34 Nolu Kanun şunları sağlamaktadır:
Bölüm 2(1)
"Macaristan Cumhuriyetindeki seçmenlik yaşına ulaşmış her Macaristan vatandaşı, parlamento seçimlerinde oy kullanma hakkına sahiptir."
Bölüm 2(3)
"Oy verme hakkına sahip ve Macaristan'da süresiz oturma hakkına sahip herkesin seçimlere katılma hakkı vardır."
Bölüm 5(1)
"Her bir seçim bölgesindeki seçmenlerin, (o bölgede) aday ismi sunma hakları vardır."
Bölüm 10(1)
"Seçmenlerin, aday kuponu toplama, seçim programlarını açıklama, adayların tanıtımını yapma ve seçim kampanyası mitinglerini düzenleme hakları mevcuttur."
Bölüm 10(3)
"...silahlı kuvvetlerde hizmet veren kişilerden ... görevlerini yaparken veya atandıkları bir yerde geçici olarak bulundukları sırada ... aday kuponları toplanamaz."
16. 1990 tarihli 55 nolu, Parlamento üyelerinin yasal statüleri hakkındaki, olay sırasında yürürlükte olan kanun şunları sağlamaktadır:
Bölüm 1(1)
"Parlamento seçimlerinde aday olan işçilerin işverenleri ... işçilerine, kendilerini aday olarak kaydettirdikleri andan itibaren, seçimlerin bitimine kadar veya seçildikleri bölgede görevlerini tamamlayıp eski görevlerine dönene kadar, ücretsiz izin vereceklerdir."
Bölüm 1(4) (30 Eylül 1994 tarihine kadar yürürlükte olduğu haliyle)
"1.Bölümün 1. Paragrafı... polislik...dahilinde... hizmet vermekte olan... adaylara uygun şekilde uygulanacaktır."
Bölüm 8(1) (3 Nisan 1997 tarihine kadar yürürlükte olduğu haliyle)
"Parlamentonun bir üyesi ... meclisteki yerini aldığı tarihten itibaren otuz gün içinde, bu göreviyle çelişecek her türlü durumunu sona erdirecektir.."
17. 1990 tarihli, 64 Nolu, yerel yönetim görevlileri ve belediye başkanlarının seçimleri hakkındaki, olay sırasında yürürlükte olan kanun şunları sağlamaktadır:
Bölüm 23(1)
"Seçmenlerin, seçimlerden önceki 35 gün boyunca, seçim programlarını açıklama, adaylar adına konuşmalar yapma veya seçim kampanyası mitingleri düzenleme hakları mevcuttur."
Bölüm 25(1)
"Bir seçim bölgesinde, oy verme hakkını kullanan bir seçmenin, (bu seçim bölgesi için) aday gösterme hakkı mevcuttur..."
18. 1994 tarihli, 34 Nolu, polislik hakkındaki, 1 Kasım 1994'te yürürlüğe giren kanun şunları sağlamaktadır:
Bölüm 2(3)
"Polisler görevlerini, herhangi bir partinin etkisinden uzak bir şekilde yerine getireceklerdir."
Bölüm 7(9)
"Eğer bir polis memuru, parlamento, yerel yönetim veya belediye başkanlığı seçimlerinde aday olmak isterse, bağlı bulunduğu emniyet müdürlüğünü önceden, bu şekildeki niyetinin varlığından haberdar eder. Böyle bir durumda, seçimlerden 60 gün önce başlamak üzere, seçim sonuçlarının ilan edildiği tarihe kadar, polislik görevi askıya alınır."
Bölüm 7(10)
"Polis memurlarının, kendi çıkarlarını koruyan veya temsil eden ve uzmanlık alanlarıyla alakalı profesyonel veya başka örgütlere katılma hakları vardır; Böylesi bir örgüte üyeliklerinden veya bu organizasyondaki faaliyetlerinden dolayı, meslek hayatlarında herhangi bir dezavantaj yaşamayacaklardır. Polis memurları, ilgili emniyet müdürlüğünü, mesleki görevleriyle ilgili olmayan örgütlere, varolan veya olmayı düşündükleri üyelikleri hakkında bilgilendireceklerdir. İlgili emniyet müdürlüğü, polis memurunun böyle bir örgüte üyeliğini, mesleki alanıyla, polis memurluğunun gerektirdiği görevlerle çeliştiği veya emniyet kuvvetlerinin çıkarlarına müdahale ettiği veya tehlikeye düşürdüğü durumlarda, yasaklayabilir. Bu şekildeki bir yasak, bir karar şeklinde olur. Böyle bir karara karşı itirazlar en üst emniyet merciine yapılır. En üst emniyet merciinin, itiraz konusunda alacağı karar, mahkemelerce değiştirilebilir."
19. 10 Ocak 1990 tarihli, 1/1990 nolu, polislerin görevlerini düzenleyen, 30 Mart 1995 tarihine kadar yürürlükte kalan, İçişleri Bakanlığı Kararnamesi şunları sağlamaktadır:
Düzenleme 430
"... emniyet bina ve arazilerinde hiç bir siyasi parti faaliyeti yapılamaz; siyasi partilerle ilgili sorunlar, personel toplantıların da ele alınacaktır."
Düzenleme 432
"Siyasi partilere istisna olarak, polis memurları ... amaçları, polislik hizmetini düzenleyen yasal şart ve kurallarla çelişmediği müddetçe, sosyal örgütler kurma ve devam ettirme (ticaret sendikaları, toplu hareketler, çıkarlarını korumaya yönelik örgütler, dernekler, v.s.) hakkına sahiptirler."
Düzenleme 433
"Polis memurları, yasal bir şekilde kurulmuş ve bir mahkeme tarafından resmen kaydedilmiş, bir siyasi partiyi de içeren, herhangi bir sosyal örgüte katılma hakkına sahiptirler. Polis memurlarının, böyle bir örgüte üyeliklerinden veya siyasi parti ile olan ilişkisinden dolayı herhangi bir avantaj kazanmaları veya mahrumiyete düşmeleri söz konusu olamaz."
Düzenleme 434
"Parti rozetleri veya sembolleri, emniyet bina ve alanlarında sergilenemez. Görevleri başında iken, polis memurlarının siyasi tercihlerini gösteren rozet takmaları yasaktır."
Düzenleme 435
"Polis memurları, İçişleri Bakanlığı tarafından resmen görevlendirilmeleri durumu hariç, siyasi partilerden gelen talepler doğrultusunda, emniyet hizmeti ile ilgili sorularla alakalı olarak, uzman veya danışman olarak faaliyet gösteremezler."
Düzenleme 437
"Emniyete ait bina ve alanlarda, toplanma özgürlüğü hakkının kullanılması, (toplantıyı düzenleyecek olan) herkesin üstünde yer alan müdürün iznine tabiidir."
Düzenleme 438
"Polis memurlarının boş zamanlarında, yasal şekilde örgütlenmiş ... toplantılara (sakin havada geçen toplantı, yürüyüş ve gösteriler gibi) katılma hakkına sahiptirler. Bu tür durumlarda, toplantının polislik göreviyle alakalı çıkarların korunması veya temsil edilmesi amacıyla olması durumları haricinde, polislerin üniformalarını giymeleri yasaktır. Kendilerine kanunen verilen tabanca ve diğer ateşli silahları taşımaları yasaktır. Eğer yaptıkları toplantının hemen dağıtılması emri gelirse,hemen oradan ayrılacaklardır."
Düzenleme 470
"Polis memurları ... basın, radyo veya televizyon kanallarından gelen talep üzerine, yol güvenliği, kamu güvenliği veya belli suçlar hakkında, emniyet sırlarını güvenlice korumak, ispat edilmedikçe suçsuz olma ilkesine dikkat etmek, kişilik haklarına saygılı olmak ve davaların incelenmesi ve araştırılmasında bir önyargıya neden olmamak koşuluyla, beyan verme hakkına sahiptirler..."
Düzenleme 472
"... Polis memurlarının, siyaset, bilim, edebiyat veya spor konularında, önceden bir izin almaları gerekmeksizin, ancak kendi polislik görevlerine ait herhangi bir atıf yapmadan, ders verme - veya bu konularla alakalı radyo ve televizyon programlarına katılma- hakları mevcuttur."
Düzenleme 473
"Polis memurlarının, İçişleri Bakanlığı yayınlarına, izin almaksızın, hizmet kuralları ve resmi sırları gözeterek, beyan verme veya makale yayınlama hakları mevcuttur."
Düzenleme 474
"Polis memurları, önceden alınan izin durumları haricinde, polis faaliyetleri hakkında ders kitapları ve belgesel yayınlamaları yasaktır."
Düzenleme 477
"Polis memurlarının, polislik faaliyetleriyle alakalı olmayan kurgusal (farazi) yazılı eser ... bilim, siyaset veya spor üzerine eser yayınlamak hakkına sahiptirler, ancak bu eserlerde kendi polislik hizmetlerine atıfta bulunamazlar."
Düzenleme 106(5)
"Polis memurlarının, emniyet temsilcileri veya uzmanları mevkisinde iken, basına beyan verme veya radyo veya televizyon programlarına veya filmlere, Milli Emniyet Müdürünün veya yardımcılarından birinin izni olmaksızın katılmaları yasaktır. Bilimsel veya kültürel seminerler verme veya bunlara benzer başka kamu önüne çıkılan durumlarda, yaptıkları emniyet hizmetine atıfta bulunmamaları şartıyla, izin almaları gerekmez."
Düzenleme 106(6)
"Polis memurlarının, polis yayınlarında, hizmet kurallarını ve resmi sırları gözeterek önceden izin almadan, beyan verme ve makale yayınlama hakları vardır."
Düzenleme 106(9)
"Emniyet kuvvetleri mensupları, polis memuru olarak görev yapmakta iken, bulundukları emniyet biriminin başındaki kişinin izni olmaksızın kamuya açık toplantı yapamazlar. Bu tür durumlarda polis memurları siyasi beyanlar vermekten sakınacaklar ve herhangi bir sosyal örgüte karşı tarafsız bir tutum sergileyeceklerdir."
Düzenleme 106(10)
"Polis memurlarının boş zamanlarında, yasal şekilde örgütlenmiş ... toplantılara katılma hakları vardır. Bu tür durumlarda polis memurları üniformalarını giymeyecek ve yasal olarak kendilerine verilen tabanca veya başka ateşli silahı yanlarında taşımayacaklardır. Toplantının dağılması yönünde bir emir geldiğinde, derhal oradan ayrılacaklardır."
KOMİSYON HUZURUNDAKİ İŞLEMLER
21. Bay Laszlo Rekvenyi 20 Nisan 1994'te Komisyon'a başvurmuştur. Kendisi Macaristan Anayasasının 40/B § 4 Maddesinin, Sözleşmenin 10 ve 11. Maddelerinin, 14. Madde ile beraber veya ayrı olarak ele alındığında kendisine sağladığı hakları ihlal ettiğini iddia etmiştir.
22. Komisyon, 11 Nisan 1997'de başvurunun kabul edilebilir olduğunu ilan etmiştir (no. 25390/94). 9 Temmuz 1998 tarihli raporunda, 10. Maddenin (21'e karşı 9 oyla) ihlal edildiği, 11. Maddenin ihlalinin söz konusu olmadığı (25'e karşı 5 oyla); başvuru sahibinin şikayetini, 10. Madde ile bağlantılı olarak okunan 14. Madde gereğince incelenmesine gerek olmadığı (22'ye karşı 8 oyla) yönündeki görüşünü açıklamıştır. Komisyonun görüşünü belirten yazının tam metni ve raporda yer alan dört kısmi muhalif görüş, bu muhakeme sonunda bir ek olarak konulmuştur.1
MAHKEMEYE SUNULAN SON GÖRÜŞLER
23. Başvuru sahibi Mahkemenin, kendisinin sunduğu önergesinde, davalı Devletin, Sözleşmenin 10 ve 11. Maddelerinin, 14. Madde ile birlikte veya yalnız olarak ele alınarak, yüklendiği yükümlülüklerini ihlal ettiği hükmüne varılmasını ve kendisinin 41. Madde gereğince adil bir şekilde tatmin edilmesini talep etmiştir.
Hükümet ise, Mahkemeyi, başvuru sahibinin, Sözleşmenin 14. Madde ile beraber veya ayrı olarak 10 ve 11. Maddelere göre yaptığı şikayetini reddetmeye çağırmıştır.
HUKUKİ BOYUT
I. SÖZLEŞMENİN 10. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
24. Başvuru sahibi, "siyasal faaliyetler" ile ilgili yasağı içeren Macaristan Anayasasının 40/B § 4 Maddesinin, kendisinin ifade özgürlüğü hakkına adaletsiz bir biçimde müdahale manasına geldiği, dolayısıyla, Sözleşmenin 10. Maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Söz konusu 10. Madde şunları sağlamaktadır:
"1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, hiç bir kamu otoritesi müdahalesi olmadan ve herhangi bir (milli) sınır söz konusu olmadan, görüşünde kararlı olmak ve bilgi ve fikir alma ve verme özgürlüğünü de kapsar. Bu Madde, Devletlerin yayın, televizyon ve sinema şirketleri lisansı istemelerine engel teşkil etmez.
2. Bu özgürlüklerin kullanılması belli ödev ve sorumlulukları da kapsadığından, kanun tarafından belirlenen ve demokratik bir toplumda gerekli olan, milli güvenlik, vatan bütünlüğü veya kamu güvenliği durumlarında, anarşi veya suçların önlenmesi, sağlık veya ahlakın korunması, diğer insanların hak veya itibarlarının korunması, milli sır olan bilgilerin verilmesini önlemek veya yargının bağımsızlık ve tarafsızlığını korumak için, formalite, şart, kısıtlama veya cezai müeyyidelere konu teşkil edebilir."
25. Komisyon da, inkar edilmekte olan yasağın belirsiz ve aşırı genel olduğuna ve bu nedenle 10. Maddenin 2. paragrafında geçen "kanun tarafından belirlenen" niteliğine giremeyeceğine hükmederek, başvuru sahibi ile aynı sonuca ulaşmıştır.
Hükümet, başvuru sahibinin 10. Madde kapsamındaki garantilere dayanabileceği konusunda tartışmamış; ayrıca yasağın, başvuru sahibinin bu Madde gereğince sahip olduğu hakları kullanmasına bir müdahale oluşturduğunu inkar da etmemiştir. Bununla birlikte, yine de, müdahalenin 10. Maddenin 2. paragrafına göre haklı olduğu konusunda mukni olduklarını ifade etmişlerdir.
A. 10. Maddenin uygulanabilirliği ve bir müdahalenin varlığı konusu
26. Mahkeme, siyasi bir tabiata sahip faaliyetlerin yapılmasının, siyasi tartışma yapma özgürlüğünün, ifade özgürlüğünün özel bir yönünü oluşturduğundan dolayı,10. Maddenin alanına girdiğini kabul etmektedir. Gerçekten de, siyasi tartışma yapma, demokratik bir toplum kavramının tam da ortasında yer almaktadır (bakınız Lingens). Bundan başka, Sözleşmenin 10. Maddesinde yer alan garantiler askeri personeli ve devlet memurlarını da kapsamaktadır (bakınız Engel ve Diğerleri v. Hollanda). Mahkeme, polis memurları için farklı bir hükme varmaya bir sebep olmadığını düşünmektedir ve bu durum, Mahkemeye çıkanlarca da inkar edilmemiştir.
Diğer yandan, başvuru sahibini siyasi faaliyetlerde bulunmaktan menetmekle uygulanan yasağın, ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına bir müdahale olmadığı konusunda bir iddia da sunulmamıştır. Mahkeme zaten, başvuru sahibinin ifade özgürlüğü hakkına bir müdahale olduğuna hükmetmiştir.
B. Müdahalenin haklı olup olmadığı konusu
27. Böyle bir müdahalenin "kanunca belirlendiği" gösterilemezse, 10. Maddenin ihlali demektir ve bu tür müdahalelerde bir veya daha fazla yasal gaye güdülmesi "demokratik bir toplumda gereklidir".
1."Kanun tarafından belirlenme"
(a) Mahkeme huzuruna çıkanların sunumları
(i)Başvuru sahibi
28. Başvuru sahibi, söz konusu yasağın kabul edilemeyecek kadar genel bir özellikte olduğunu ve keyfi yorumlara açık olduğunu belirtmiştir. Siyasi faaliyetlerle alakalı genel anayasal bir yasağın, siyasi bir özelliğe sahip belli bazı faaliyetlere müsaade eden daha alttaki yasalarla çelişmektedir. "Siyasi faaliyetler" kavramı herhangi bir Macaristan kanununca tam olarak tarif edilmediğinden, belli bir faaliyetin bu yasağın kapsamına girip girmediği daha önceden kestirilememektedir. Bu hukuki durum, 1 Ocak 1994'ten beri herhangi bir kesintiye uğramadan hüküm sürmüştür ve 1994 Polis Sözleşmesi de dahil olmak üzere, herhangi bir alt yasa ile düzeltilmemiştir.
(ii)Hükümet
29. Komisyon huzurunda yapılan işlemlerde, Hükümet 1994 Polis Sözleşmesinin ve 1995 tüzüklerinin, polis memurlarının siyasi faaliyetlerinin sınırlarını, Madde 10 § 2'ye uygun bir şekilde, yeterince belirleyen yasal bir çerçeve oluşturduklarını ileri sürmüştür.
30. Mahkemedeki savunmalarında Hükümet, anayasal sınırlama ile daha alttaki yasaların izin verici durumların arasındaki çelişkiyi Macaristan Anayasasının 78. Maddesine dayandırmış ve bu ikisinin çelişki oluşturmadığını, bilakis birbirini tamamladığını iddia etmiştir. Macaristan yasal sisteminin genel bir uygulaması olarak, anayasanın sağladığı belli şartları tam olarak yorumlayabilmek için, asıl konuyu tamamlayan ve açıklayan alt derecedeki yasalarla beraber okunması gerektiğini belirtmiştir. Çağdaş yasal tekniklerin, yüksek düzey kanunlardaki genel kavramların açıklanmasının alt derecedeki yasalara bırakıldığını açıklamışlardır. Her halükarda da, Anayasa Mahkemesi Anayasa ile diğer yasalar arasındaki çelişkiyi çözecek hükümler verme yetkisine sahiptir.
31. Ayrıca, 1994 Polis Sözleşmesinin ve 1995 tüzüklerinin kabulünden önce ve sonra yürürlükte olan yasalar önceden görebilirlik taleplerini karşıladığını, sonraki iki yasal düzenlemenin sadece zaten yürürlükte olan koşulları yeniden düzenlediğini savunmuştur. Bu nedenle, sorun teşkil eden anayasal kısıtlama "yürürlüğe girmeden önce de her zaman "kanunen belirlenmiş" bir durumdur. 1 Ekim 1994'ten önce de, polis memurlarının, ifade özgürlüğü ile alakalı belli haklarını kullanmalarına her zaman izin verildiği siyasi nitelikteki faaliyetleri düzenleyen şartlar, parlamento seçimleriyle alakalı 1989/34 nolu kanun, Parlamento üyelerinin yasal statüleri hakkındaki 1990/55 nolu Kanun, yerel yönetimler ve belediye başkanlarının seçimi ile ilgili 1990/64 nolu Kanun ve seçme hakkı ile ilgili 1989/17 nolu Kanun ile ve ayrıca 1990 tüzüklerinde düzenlenmiştir.
(iii)Komisyon
32. Hükümet tarafından kendine sunulan ilgili yerel kanunları inceledikten sonra Komisyon, raporunda, 1994 Polis Sözleşmesinin ve 1995 Tüzüklerinin yürürlüğe sadece sırasıyla Ekim 1994 ve Mart 1995'te girdiğini belirtmiştir. Bu nedenle Komisyon, söz konusu kısıtlama uygulamasının ilgili zaman diliminde sadece Anayasanın Madde 40/B § 4'e dayandığı hükmüne varmıştır. Dahası, "siyasi faaliyetler" kavramının belirsiz ve çok genel olduğuna ve Hükümetin bu terimi yorumlamada kullanılabilecek herhangi bir örnek-dava ileri sürmediğine karar vermiştir. O halde, anayasal kısıtlamanın tek başına, başvuru sahibine konu hakkında nasıl bir tavır alması gerektiği konusunda yeterince net ve açık değildir. Komisyon, önceden görebilirliğin karşılanmadığı, yapılan müdahalenin "kanun ile belirlenmiş" olmadığı sonucuna varmıştır.
33. Mahkemeye verdiği sunumlarda Komisyon Delegesi, hükümetin verdiği önergede atıfta bulunduğu çeşitli kanunların, özellikle 1990 Tüzüklerinin Anayasada yapıldığı söylenen değişiklikten önce yürürlüğe girmiş olduğunu açıklamıştır. Burada dayanılabilecek tek yasal düzenlemenin olduğu belirtilmiştir. Sonuç olarak, 1994 Polis Sözleşmesi ve 1995 Tüzükleri yürürlüğe girmesi tarihine kadar, önceden görülebilirlik gereği yasal olarak karşılanmamıştır.
(b) Mahkemenin değerlendirmesi
34. Mahkemenin tam olarak yerleşmiş dava-kanununa göre, "kanunen belirlenmiş olma" ifadesinden çıkan anlam önceden görülebilirliktir (kestirebilme). O halde, bir kural, vatandaşın kendi davranışını tam olarak ayarlayabilmesini sağlayacak açıklıkta, yeterince net bir çerçeve çizilmedikçe "kanun" sayılamaz. Burada vatandaş verilen bir hareketin getireceği makul durum ve sonuçları, belli bir dereceye kadar önceden kestirebilmelidir. Bu sonuçlar kesin olarak görülemeyebilir: yaşanan deneyimler bunun gerçekleşemediğini göstermektedir. Kesinlik her ne kadar çok istenen bir durumsa da, beraberinde aşırı sertliği de getirebilmektedir ve ayrıca kanun değişen durumlara ayak uydurmak da zorundadır. Buna bağlı olarak, baz kanunlar kaçınılmaz olarak, yorumları ve uygulamaları uygulamalarla pekişen, daha az veya daha fazla oranda belirsiz olarak beyan edilmektedir (bakınız Sunday Times v. Birleşik Krallık). Mahkemelere verilen yargılama görevi, bu tür yorumlama şüphelerinin olduğu gibi bırakılmasından yanadır Ulusal yasalarda aranan kesinlik düzeyi -ki bu her durumda kesin olarak sağlanamaz- önemli ölçüde, söz konusu belgenin içeriğine, kapsadığı alana ve muhatap aldığı kişilerin sayı ve statülerine bağlıdır. (bakınız Vogt Hükmü). Anayasal şartların genel yapılarından dolayı, bunlar için aranan kesinlik şartı, diğer yasalar için aranandan daha az ölçüdedir.
35. Mahkeme, Hükümetin Anayasanın Madde 40/B § 4'ün yoruma açık olduğu ve kendinden alttaki başka kanun şartları ve 1990 Tüzükleri ile beraber okunması gerektiği yönündeki bildirisine dikkat çekmiştir. İç hukukun yorumlanması ve uygulanmasını hep hükümet yapa gelmiştir (bakınız Chorrherr v. Avusturya). Başvuru sahibinin, ulusal yasa kıdeminde herhangi bir eksiği ileri sürmesi durumunda Mahkeme, hükümetin başvurduğu ayrıntılı yasal şartların Anayasanın genel sözleriyle çelişmemesi gerektiği görüşündedir. Ayrıca, söz konusu anayasal değişikliğin yapılması, 1990 Tüzüklerinin feshedilmesi sonucunu vermemiştir, bu nedenle de, el ilanları dağıtıldığı sırada yürürlüktedir. Sonuç olarak, olayın olduğu sırada, polis memurlarının belli tür siyasal faaliyetlere katılmalarını kısmen yasaklayıp, kısmen izin veren -ki bu çok az izin verildiği yönündedir-, bir şartlar çerçevesi bulunmaktadır.
36. Bu şartların kelimelerine bakıldığında, Mahkemenin görüşüne göre, arkasından siyasi faaliyetlerin gerektiği davranışlar sergilememenin neredeyse imkansızdır ve hangi hareketin siyaset içerdiği kesin bir netlikle belirlenemez. Buna göre, 1990 tüzüklerinin, potansiyel olarak siyasi yönlere sahip olan, olaysız sakin toplantılara katılma, basına demeç verme, radyo ve televizyon programlarına, yayınlara veya ticaret sendikalarına, polis memurlarının çıkarlarını temsil eden veya koruyan birlik ve benzeri kuruluşlara katılma gibi davranış ve hareketleri sergilemenin şartlarını belirlemesi oldukça makuldür.
37. Mahkeme, belirtilen bu şartların, başvuru sahibinin davranışlarını ona göre düzenleyebilmesini sağlayacak kadar açık olduğuna kani olmuştur. Hatta polis memurlarının hangi hareketin Anayasanın Madde 40/B § 4' ü ile çatışıp çatışmadığı konusunda kesin bir karara varamasalar da, bu hareketi yapmadan önce, bağlı bulundukları üstlerinin görüşlerine başvurabilme veya bir mahkeme kararı ile açıklığın getirilmesini sağlamaları da olasıdır.
38. Bu düşünceler ışığında Mahkeme, müdahalenin, 10. Maddenin 2. paragrafının amaçlarına göre "kanunen belirlenmiş" özellikte olduğuna karar vermiştir.
2. Meşru Amaç
39. Hükümet sorun teşkil eden anayasal şartın, polisin siyasetten arındırılması gayesini güttüğünü ve bu dönem içinde, Macaristan'ın totaliter bir rejimden çoğulcu demokratik bir rejime geçtiğini bildirmiştir. Geçmişteki, polisin iktidardaki partiye olan sadakatine bakılarak, öngörülen kısıtlamanın tamamen ulusal güvenliği ve toplumun emniyetini koruma ve anarşiyi önleme olduğunu ifade etmiştir.
40. Bu konu hakkında ne başvuru sahibi, ne de Komisyon bir fikir sunmamışlardır.
41. Bu davada, polis memurları da dahil olmak üzere, belli kategorideki devlet memurlarına uygulanan, siyasi faaliyetlerden uzak durma yönündeki yükümlülük, ilgili hizmetlerin siyasi etkilerden korunması ve bu şekilde ülkedeki çoğulcu demokrasinin korunması ve sürdürülmesi gayesine matuftur. Mahkeme, sadece Macaristan değil, Sözleşme Devletlerinden bir kısmının da, polislerin siyasi faaliyetlerine belli kısıtlamalar getirdiklerini belirtmiştir. Polis memurları, vatandaşların hareketlerini düzenleyebilen yaptırım güçleriyle donatılmışlardır. Bazı ülkelerde ise, görevlerini yerine getirirken silah taşıyabilme yetkilerine sahiptirler. O halde, toplum bireyleri elbette, polisle alakalı işlerinde, siyasi çelişkilerden tamamen uzak kalan siyaseten tarafsız memurları karşılarında görmeyi beklemeye hakları vardır, yani bunu Ahmet ve diğerlerinin İngiltere aleyhine açtıkları davada net bir şekilde görmek mümkündür (2 Eylül 1998 tarihli hüküm). Mahkemenin görüşüne göre, polisin toplum içindeki hayati görevini güvene almak isteği, polis memurlarının siyasi tarafsızlıklarının aşınmasıyla uyuşmaz ve bu da demokratik prensiplere uymaktadır.
Ülkenin yaşadığı, büyük ölçüde varlığını, polis gücünün iktidar partisine sadakatine borçlu olan totaliter bir rejim tecrübesi olduğundan, Macaristan'da bu gayenin özel tarihi bir önemi vardır (bakınız Mutatis Mutandis).
Buna bağlı olarak Mahkeme, söz konusu kısıtlamanın, 10. Maddenin 2. paragrafının kapsadığı anlam içinde, ulusal güvenliği ve toplum emniyetini koruma ve anarşiye meydan vermeme gibi meşru gayeler takip ettiğine hükmetmiştir.
3. "Demokratik bir toplumda gereklidir"
(a) Genel Prensipler
42. Yukarıda bahsi geçen Vogt davasına (sayfa. 25-26, § 52) verdiği hükümde Mahkeme, 10. Madde ile alakalı temel prensipleri şu şekilde özetlemiştir:
(i) İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun en temel esaslarından birini oluşturduğu gibi, böyle demokratik bir toplumun gelişmesinde ve bireyin kendini tatmin edecek şekilde içindeki potansiyeli kullanabilmesinde de gerekli temel koşullardan biridir. 10. Maddenin 2. paragrafına göre, bu sadece, beğeni ile karşılanan veya hakaret içermeyen bir tarzda olduğu kabul edilen ya da herhangi bir tepkiye sebep olmayan "bilgi" veya "fikirler" değil, aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici ifadeleri de kapsar ki; bütün bunlar çoğulculuğun, hoşgörü ve geniş görüşlülüğün gereklilikleridir ve bunlardan soyutlanmış bir demokrasi düşünülemez. 10. Maddenin kapsamına girdiği şekliyle ifade özgürlüğünün bazı istisnaları mevcuttur, ancak bunlar çok dar anlamda yorumlanmalıdır ve herhangi bir kısıtlamanın gerekliliği kesinlikle tatminkar bir şekilde sağlanmış olmalıdır.
(ii) 10. Maddenin 2. paragrafında geçen "gereklilik" sıfatı, "baskın bir toplumsal gereksinimin" varlığını ima etmektedir. Sözleşmeye katılan devletlerin böyle bir ihtiyacın olup olmadığını değerlendirmeleri konusunda, belli bir takdir alanları bulunmaktadır, ancak bu, hem kanunlara, hem de kanunların uygulanması için alınan, -bağımsız mahkemelerin verdiği bir karar söz konusu olsa dahi- kararlara uyarak, bir Avrupa gözetim ve denetimi ile uyumlu bir şekilde yürütülür. O halde Mahkemenin, bir "kısıtlamanın", 10. Madde ile korunan ifade özgürlüğü ile bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda nihai hükmü verme yetkisine sahiptir.
(iii) Hukuki denetim ve gözetimi yerine getirmede, Mahkemenin üzerine düşen görev, yetkili ulusal otoritelerin yerini almak değil, fakat bu mercilerin takdir yetkilerine göre aldıkları kararları, 10. Maddenin kapsamına göre yeniden gözden geçirmektir. Ancak, bu yapılacak denetimin, davalı devletin takdir yetkisini makul, dikkatli ve iyi niyetli bir şekilde kullanıp kullanmadığını tespit etmekle sınırlı olduğu anlamına da gelmez; Mahkemenin yapması gereken şey, şikayet konusu olan müdahaleyi, davanın bütünlüğü kapsamında inceleyip, bu müdahalenin "güdülen yasal gayeyle orantılı" olup olmadığına ve ulusal otoritelerin bu müdahaleyi haklı göstermek için ileri sürdükleri sebeplerin "dava ile alakalı ve yeterli" olup olmadığına bakmaktır. Bunu yaparken Mahkemenin kendisi, ulusal otoritelerin uyguladıkları standartların 10. Madde kapsamındaki prensiplerle uyum halinde olduğu ve dahası, ulusal otoritelerin, olayla ilgili gerçekleri makul bir şekilde değerlendirerek kararlarını aldığı konusunda tam kanaat getirmiş olmalıdır.
43. Aynı kararda Mahkeme, "bu prensiplerin aynı zamanda devlet memurlarına da uygulandığını" bildirmiştir. Her ne kadar bir Devletin, devlet memurları üzerine, içinde bulundukları statüden dolayı bir takdir görevi yüklemesi yasal olsa da, devlet memurları da sonuç da birer bireydirler ve bu nedenle Sözleşmenin 10. Maddesinin korumasına hak kazanmaktadırlar. O halde, Mahkemeye düşen, her bir davanın kendi özel şartlarını hesaba katarak, bireyin temel düşünce özgürlüğü hakkına hakkı ile demokratik bir Devletin kamu hizmetini düzgün bir şekilde yerine getirilmesini temin etmesi arasında adaletli bir dengenin kurulmuş olup olmadığını açığa kavuşturmaktır. Mahkeme, bu incelemeyi yaparken şunu asla akıldan çıkarmamalıdır; ne zaman devlet memurlarının ifade özgürlükleri söz konusu ise, 10. Maddenin 2. paragrafında belirtilen 'görev ve sorumluluklar' özel bir önem taşır ki, zaten bu maddede ulusal otoritelere, uygulanan müdahalenin, sorun teşkil eden meşru amaçla "orantılı" olup olmadığı konusunda belli bir takdir alanı vermektedir (sayfa 26, paragraf 53). Aynı durum askeri personel (bakınız Engel ve diğerleri davasına verilen hüküm) ve polis memurları (bakınız yukarıdaki 26. paragraf) için de söz konusudur.
(b) Yukarıdaki prensiplerin şimdiki davaya uygulanması
44. Hükümet, Macaristan polis gücünün, demokrasiye dönüldüğü 1989-1990'a kadar olan dönem içinde, uzun bir zaman boyunca (20-30 yıl), iktidar partisinin itaatkar bir aracı olduğu ve parti politikalarının uygulanmasında aktif bir rol aldığı konusunda oldukça emindir. Emniyet gücünün meslek mensuplarının, zaten iktidar partisine sadık ve bağlı olmaları beklenir. Macaristan'ın çoğulcu demokrasiye, kamu yönetiminde herhangi bir genel tasfiye yapılmadan barışçıl ve tedrici yollarla geçmiş olduğu belirtildiğine göre, 'inter-alia'yı, polis gücünü siyasetten arındırmak ve emniyet mensuplarının siyasi faaliyetlerini kısıtlamak, artık toplum tarafından, daha fazla totaliter rejimin destekçileri olarak görülmemelerini, aksine demokratik kurumların bekçileri oldukları fikrini tesis etmek için, gerekliydi.
45. Ne başvuru sahibi, ne de Komisyon bu konu üzerine herhangi bir beyanda bulunmamışlardır.
46. Polisin toplum içindeki rolünü göz önünde bulunduran Mahkeme, siyasi olarak tarafsız bir polis gücüne sahip olma amacı taşımanın, bütün demokratik toplumlar için yasal bir gaye olduğunu kabul etmektedir (bakınız yukarıdaki 41. paragraf). Sözleşmeyi imzalayan bazı devletlerin özel tarihi özelliklerine bakarak, bu devletlerin ulusal otoriteleri, demokrasinin kuvvetlendirilmesini ve korunmasını temin etmek üzere, bu amacı gerçekleştirmek için, polis memurlarının, siyasi faaliyetlere katılma, özellikle de, siyasi tartışmalara girme özgürlüklerini kısıtlayıcı, anayasal tedbirler alınmasını gerekli görebilirler.
Burada, belirlenmesi gereken şey, söz konusu bu davada uygulanmış olan belli kısıtlamaların gerçekten de "demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığı konusudur.
47. Mahkeme, 1949 ile 1989 yılları arasında Macaristan'ın tek parti ile yönetildiğini dikkate almaktadır. Bu partiye üyelik, o dönemde, bireyin rejime bağlılığını gösteren bir davranış olarak algılanmaktaydı. Bu algılama özellikle askeri ve emniyet camiasında daha açık dile getirilmekteydi, çünkü bu iki kanatla parti aldığı kararları uygulamaya dökmekteydi. Bu ise kesinlikle önlenmesi gereken, polisin tarafsızlığı üzerinde hüküm süren çok kötü bir durumdur. Macaristan toplumu, 40 küsur yıldan sonra, ilk kez çok partili seçimlerini 1990'da gerçekleştirerek, ancak 1989'dan sonra çoğulcu demokratik bir düzeni oluşturmada başarılı olabilmiştir. İtiraza konu olan Anayasa değişikliği ise, 1994'te yapılan ikinci parlamento seçimlerden birkaç ay önce yapılmıştır.
48. Bu alanda ulusal otoritelere takdir alanının bırakıldığını hesaba katan Mahkeme, özellikle tarihi temellere bakarak, Macaristan'da, polis gücünü, parti politikalarının doğrudan etkilerinden korumak için alınan ilgili tedbirlerin, demokratik bir toplumda, "baskın bir sosyal gereksinimi" cevaplama gayreti olarak görülmesi gerektiğine karar vermiştir.
49. Başvuru sahibinin ifade özgürlüğünün kısıtlanmasının boyutuna gelince; her ne kadar 40/B maddesinin 4. paragrafındaki sözcükler açık ve net olarak (prima facie) söz konusu olan meselede tamamen siyasi faaliyetlerden menetmeyi gerektirmekteyse de, halbuki ilgili kanunlar incelendiğinde, polis memurlarının da kendi siyasi düşünce ve tercihlerini belirtebilecekleri bazı faaliyetlere katılabileceği görülmektedir. Özellikle, polis hizmetinin yararına bazı kısıtlamalar uygulanırken, aynı zamanda polis memurlarına, seçim programlarını açıklama, adayları tanıtma ve aday gösterme, seçim kampanyası mitinglerini düzenleme, parlamento, yerel yönetimler ve belediye başkanlığı seçimlerinde seçme ve seçilme, referanduma katılma, ticaret sendikalarına, derneklere ve başka örgütlere üye olma, barışçıl toplantılarda yer alma, basına ifade verme, radyo ve televizyon programlarına katılma veya siyaset üzerine eserler basma hakları da verilmektedir (bakınız yukarıdaki 14. ve 20. paragraflar). Bu durumlar dikkate alındığında, başvuru sahibinin şikayetine konu olan kısıtlamanın, başvuru sahibinin ifade özgürlüğünü kullanması üzerinde yaptığı etki alanının aşırı olumsuz olmadığı görülmektedir.
50. Daha önceki kararlarının ışığı altında Mahkeme, meşru amaçları gerçekleştirmek üzere alınan tedbirlerin orantısız olmadığına karar vermiştir. Buna bağlı olarak, başvuru sahibinin ifade özgürlüğüne yapılan, şikayete konu olan kısıtlamanın 10. Maddeyi ihlali içermediğine nihai kararını vermiştir.
II.SÖZLEŞMENİN 11. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
51. Başvuru sahibi, Anayasanın 40/B Maddesinin 4.paragrafında belirlenen bir partiye katılım yasağının, Sözleşmenin 11. Maddesi uyarınca garanti altına alınan dernek kurma özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
52. Hem Komisyon, hem de Hükümet, başvuru sahibinin şikayetine konu olan gerçekliklerin 11. Maddede düzenlenen koruma tedbirlerine göre başvurusunu yapmasına neden olduğunu ve söz konusu yasağın, başvuru sahibinin bu maddeye göre hakkını kullanmasına müdahale teşkil etmek olduğunu kabul etmişlerdir. Ancak yine de, her iki kurum da, yapılan müdahalenin 11. Maddenin 2. paragrafının son cümlesi ile haklı kılındığı görüşüne sahiptirler.
A. Mahkeme önüne çıkanların, müdahalenin yasal olup olmadığı konusundaki sunumları
1. Başvuru sahibi
53. Başvuru sahibi, 1995 Mart'ına kadar yürürlükte kalan 1990 Yönetmeliğinin 433 No'lu tüzüğünün polis memurlarına bir partiye üye olmalarına hak tanırken, Anayasanın 40. Maddesinin 4. paragrafının açıkça bunu yasakladığını iddia etmiştir. 15 ay süren bu durum, çelişkili ve anayasaya aykırı bir durumdur.
Ayrıca, şikayet konusu olan yasağın amaçlarına, Macaristan kanunlarında rastlanmamaktadır. Aslında bu yasağın sadece siyasi çıkarlara hizmet ettiği açıktır, bu nedenle 11. Maddenin 2. paragrafındaki gayeler için "yasal bir amaç" teşkil etmemektedir.
54. Bunlardan başka, 11. Maddenin 2. paragrafının son cümlesinde her ne kadar açıkça "gereklilik" talebine atıf olmasa da, söz konusu kısıtlamanın bu paragrafa göre haklı olabilmesi için, uygulanan kısıtlamanın "demokratik bir toplumda gerekli" olması zorunluluğu vardır ki, bu davada bu şart yerine getirilmemiştir. Macaristan'ın çoğulcu demokrasiye yeni geçmiş olması ve Avrupa Konseyine yeni bir üye olması, müdahalenin haklılığı için gerekli kriterlerin incelenmesinde herhangi bir yumuşamaya sebebiyet vermemesi gerekir, çünkü bu kısıtlama aslında polis memurlarının dernek kurma özgürlüğü hakkını kullanmaları üzerine konan tam bir yasak oluşturmaktadır.
2. Hükümet
55. Hükümet, her halükarda, 11. Maddenin 2. paragrafının 1. cümlesine göre yapılan kısıtlama haklı gösterilemese de, son cümlenin, şikayete konu olan dernek kurma özgürlüğü üzerine konan kısıtlamayı haklı göstermeye yetecek kadar yasal dayanak oluşturduğu görüşünü ileri sürmüştür. Hükümetin görüşüne göre, son cümlede sağlanan gerekçenin tamamıyla 1. cümleden bağımsızdır. Bunun aksini düşünmek halinde ileri sürülen bu gerekçe gereksiz olurdu.
56. 11. Maddenin 2. paragrafının bir kısıtlamanın "hukuki" olmasını belirten son cümlesi kapsamındaki gereklilik konusunda hükümet ilk önce söz konusu meselenin Macaristan Anayasasının bir şartı olduğuna dikkat çekmiştir. Başvuru sahibinin Ocak 1994 ve Mart 1995 tarihleri arasındaki 1190 yönetmeliğinin 433. tüzüğünün itiraz edilen anayasal hükümle çeliştiği konusundaki iddiasına cevap olarak Hükümet, yasalarda olan bu tür belirsizliklerin çözümleneceği makamın Anayasa Mahkemesi olduğunu açıklamıştır.
Hükümet temsilcileri, polisin siyasetten arındırılması isteğinin, keyfi bir şekilde "yasal olmadığının" söylenemeyeceğini belirtmişlerdir. Bu bakımdan, 10. Madde ile alakalı iddialarını tekrarlamışlar ve polis memurlarının siyasal bir partiye üyeliklerinin, yalnızca polisler üzerinde doğrudan herhangi bir siyasi partinin etkisi altında kalmalarına engel olmak amacına ve daha önce de yaşanmış olduğu gibi, bir yandan silahlı kuvvetlerle polis arasında, diğer yandan da siyasi gruplar arasında kurulan kurumsal ilişkilerin kuvvetlendirilmemesi gayesine yönelik olarak önlendiğini belirtmişlerdir. Ayrıca, şikayete konu olan kısıtlamanın, güdülen meşru amaçla orantısız olduğunun söylenemeyeceğini, çünkü polis memurlarının dernek kurma özgürlüğü hakkının, özellikle, 1989 33 Nolu siyasi partiler kanununun kapsamı içinde, siyasi partilerle alakalı olarak kısıtlandığını ifade etmişlerdir.
3. Komisyon
57. Komisyon, sorun teşkil eden yasaklamanın 11. Maddenin 2. paragrafının son cümlesine göre incelenmesi gerektiği görüşündedir. Bu cümlenin amaç için belirttiği "yasal" olma hali, bir kısıtlamanın ulusal kanunlara uygun olması ve keyfilikten uzak olmasının zorunlu olduğu anlamına gelmektedir. Anayasa tarafından belirlendiği şekliyle söz konusu kısıtlama ulusal kanunlarla bağdaşık durumdadır. Keyfiliğe gelince Komisyon, devletlere, kendi ulusal güvenliklerini sağlamada geniş bir takdir alanı verilmesi gerektiğini hatırlatmıştır (bakınız Leander v. İsveç) Macaristan'ın yakın tarihi gerçeklerin ve totaliter bir rejime siyasi olarak sadık bir polis gücünün uzun zaman halkta yarattığı yankıların etkisi altında Komisyon, polisi siyasetten arındırmaya yönelik çabaların keyfi olarak algılanamayacağına karar vermiştir. O halde söz konusu yasak, 11. Maddenin 2. paragrafının ikinci cümlesindeki ifadeden daha geniş bir anlamda "yasal"dır.
B. Mahkemenin Değerlendirmesi
58. 11. Maddenin kendine özgü özerk rolü ve özel başvuru alanı olmasına rağmen, bu davada 10. Maddenin kapsamı altında incelenmelidir.
Mahkemenin önceki hükümlerde de açıkladığı gibi, "10. Madde ile güvence altına alınan, kişisel görüşlerin korunması, 11. Maddenin de kapsamına girdiği şekliyle dernek ve birlik oluşturma özgürlüklerinin amaçlarından birisidir (bakınız Vogt hükmü).
59. 11. Maddenin 2. paragrafının ikinci cümlesi -ki şu anki davaya uygulanabilirliğinde kuşku yoktur- Devletlere, emniyet mensuplarının dernek oluşturma özgürlüğü haklarını kullanmada yalnızca "yasal kısıtlamalar" getirebilme yetkisi tanımaktadır.
Komisyon gibi, Mahkeme de bu cümlede geçen "yasal" ifadesinin, Sözleşmenin başka yerlerde de aynen veya farklı ifadelerle kullandığı hukukilik kavramıyla aynı anlama geldiğini düşünmektedir. 10. Madde ile alakalı olarak hatırlatılan Sözleşmenin hukukilik kavramı, iç hukukla bağdaşma halinden başka, önceden kestirebilme ve genel olarak bir keyfiliğin olmaması gibi iç hukukun niteliksel talepleriyle de bağdaşıyor olmasını gerektirmektedir (bakınız yukarıdaki 34. paragraf).
60. Başvuru sahibinin söz konusu kısıtlamanın iç hukuktaki temeline ait yaptığı eleştiri konusunda Mahkeme, iç hukuk kurallarını yorumlama ve uygulama görevinin, özellikle de şüpheli noktaların giderilmesi hususunda, aslen ulusal otoriteler olduğunu tekrarlamıştır (bakınız SW v. İngiltere davası). Ancak bu davada, polis memurlarının, Anayasadaki hükme göre siyasi partilere katılamama yasağı aslında belirsiz değildir ve bundan dört yıl önce sunulan daha alt derece yasaların altında kaldığı iddiası kuşkuludur. Mahkeme nihai kararında, yasal konumun, başvuru sahibi tarafından davranışlarını nasıl ayarlayacağına ilişkin tam olarak yol gösterecek şekilde açık ve net olduğuna ve bu şekilde önceden kestirebilme gereğinin yerine getirilmiş olduğuna hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca, başvuru sahibinin dernek kurma özgürlüğünü kullanmasına yönelik uygulanan kısıtlamanın keyfiliği konusunda herhangi bir temel olmadığına karar vermiştir. Sonuç olarak, itiraz edilen kısıtlamanın, 11. Maddenin 2. paragrafının kapsamında "yasal" olduğuna hükmedilmiştir.
61. Son olarak, bu davada, şikayete sebep olan müdahalenin 11. Maddenin 2. paragrafına göre ele alınması ve bu paragrafın 1. cümlesinde sayılan yasallık şartlarından hariç tutulması gerekmez. 10. Madde ile alakalı daha önce verilen sebeplerden dolayı (bakınız 41, 46-48. paragraflar) Mahkeme, her halükarda, başvuru sahibinin dernek kurma özgürlüğüne yapılan müdahalenin bu şartları sağladığını düşünmektedir (bakınız Mutatis Mutandis).
62. Özetle, bu müdahale 11. Maddenin 2. paragrafına göre yasal bir müdahaledir. Buna bağlı olarak, 11. Maddenin ihlali de söz konusu değildir.
III.10. MADDE VE 11. MADDELERLE BERABER ELE ALINDIĞINDA SÖZLEŞMENİN 14. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
63. Başvuru sahibi siyasi faaliyetlere katılma ve bir partiye katılma üzerindeki yasağın ayrımcılık olduğunu ileri sürmüştür. Bu iddiasında Sözleşmenin 14. Maddesine dayanmıştır. 14. Maddede şunlar sağlanmaktadır:
64. Başvuru sahibi önergesinde 14. Maddenin 10. Madde ile beraber ele alınması gerektiğine dair bir şey belirtmemiştir.
14. Maddenin 11. Madde ile beraber ele alınması ile alakalı olarak başvuru sahibi, parti üyeliği konusunda, uygulanan yasağın, ister polis memurlarıyla ilgili olsun, isterse devlet memurlarından başka bir grupla alakalı olsun, hiçbir yasal dayanak ve haklılığının olmadığını iddia etmiştir. Partiyle ilintililik konusunun aslında, silahlı kuvvetler ve emniyet mensuplarının görev ve sorumlulukları ile çok az ilgisi olduğunu ileri sürmüştür. Bu nedenle bir partiye katılma imkanlarında izlenen farklı uygulamaların, kabul edilemeyecek şekilde genel bir özelliğe sahip bir yasağa dayandırılamayacağını ileri sürmüştür.
65. Hükümet ise, söz konusu kısıtlamaların sadece polis memurlarına değil, fakat aynı zamanda silahlı kuvvetler mensuplarına, hakimlere, Anayasa Mahkemesi yargıçlarına ve savcılara da uygulandığını ifade etmiştir. Polis memurları ile toplumun diğer vatandaş grupları arasındaki ifade özgürlüğünü kullanma farklılığının, askeri ve sivil hayatın şartları arasında, özellikle silahlı kuvvetler ve emniyet mensuplarına özgü görev ve sorumluluklar açısından var olan farklılıklarla kolayca haklı gösterilebileceğini belirtmiştir.
66. Komisyon başvuru sahibinin şikayetini, 10. Madde ile birlikte olacak şekilde 14. Madde kapsamında ele almayı gerekli görmemiştir.
67. Mahkemenin nihai kararına göre, itiraz edilen kısıtlamalar 10 ve 11. Maddeleri ihlal edecek seviyede olmayışı, 14. Maddenin ihlal edilip edilmediğine dair inceleme yapılmasına engel teşkil etmemektedir. 14. Maddede belirtilen garantinin tamamen bağımsız bir varlığı olmasa da, bu sadece "Sözleşmede belirlenen hak ve özgürlüklerle" alakalıdır.
68. Mahkemenin nihai kararlarında önem taşıyan düşüncelere göre, başvuru sahibinin ifade ve dernek kurma özgürlüğüne yapılan müdahale, 10. Maddenin 2. paragrafı ve 11. Maddenin 2. paragrafı kapsamında, başvuru sahibinin bir polis memuru olmasından dolayı içinde bulunduğu özel statü göz önünde bulundurulduğunda, haklı bir müdahaledir. Bu düşünceler, 14. Maddenin kapsamı için de geçerlidir ve polis memurlarının sıradan vatandaşlarla karşılaştırılabileceği varsayılsa bile, şikayet edilen farklı muamelenin haklılığı konusunda şüphe yoktur. Buna bağlı olarak 14. Maddenin de 10 ve 11. Madde ile bağlantılı bir şekilde ihlali söz konusu değildir.
BU SEBEPLERDEN DOLAYI MAHKEME;
1. Sözleşmenin 10. Maddesinin ihlal edilmediğine oy birliği ile karar vermiştir;
2. Sözleşmenin 11 Maddesinin ihlal edilmediğine, bir oya karşı on altı oyla karar vermiştir;
3. 10 ve 11. Maddelerle beraber ele alınan Sözleşmenin 14. Maddesinin ihlal edilmediğine, oy birliği ile karar vermiştir.
HAKİM FISCHBACH'IN KISMEN KARŞI GÖRÜŞÜ
10. Maddenin ihlal edilmediğine, çoğunluğun görüşüne uygun olarak ben de katılmama rağmen, Sözleşmenin 11. Maddesinin ihlal edildiği konusunda Mahkemenin görüşüne katılamayacağım için üzgünüm.
Sözleşmenin 11. Maddesi hakkındaki travaux preparatoires 'de okuduğum gibi, dernek kurma özgürlüğüne yapılan kısıtlamalar sadece yasadışı olmakla kalmaz, 11. Maddenin 2. paragrafındaki ikinci cümlenin gerektirdiği gibi, bu özgürlüklerin aynı zamanda demokratik bir toplumda gerekli olmalıdır.
Çoğulcu, demokratik bir toplumda, bir siyasi partiye katılım üzerine uygulanan bir yasağı haklı gösterecek, ikna edici hiçbir argümanın olamayacağını görebiliyorum.
Bilakis, komünist rejim altında çekilen acı tecrübelerin, siyasi liderleri, demokratik gelişimin kuvvetlendirilmesi ve geleceğe açık ufuklu ve hoşgörülü bir ruhla hazırlanılması yolunda taptaze bir başlangıç yapılmasında destek olacağını düşünüyorum.
Artık polisler komünist bir partinin hizmeti altında çalışmadıklarına, aksine demokrasiye hizmet ettiklerine göre, düşüncelerin tartışılarak farklı politik düşünceler sayesinde demokratik çoğulculuk konusunda duyarlı bir yaklaşımın oluşması yönünde bir değişimin sağlanması gereklidir.
Polisleri bir politik partiye katılmaktan menetmek, onları, bütün vatandaşların, vatandaşların ve devletin iradesini şekillendirecek şekilde, kamusal işlerle yakından ilgilenmeleri için şahsi düşüncelere ve siyasi eğilimlere sahip olmalarının zorunlu olduğu demokratik bir görev olarak alınmasa da, bir haktan mahrum etmek demektir.
Bir kişinin bir partiye mensup olmakla şahsi kanaatini ortaya koyma hakkının ne zamana ve yere bağlı olmayan bir düşünceleri açıklama özgürlüğü, ne de siyasi kanaatlerle, özellikle halk içinde siyasi liderlerin yaptıkları konusunda yorum yapma ile karıştırılmaması gerektiğini kabul etmekteyim. Bunlar, her zaman bütün devlet memurlarının ve a fortiori (özellikle) emniyet mensuplarının bulundukları görevlerden dolayı sahip olmaları gereken tarafsızlık ve sadakat erdemlerle her zaman bağdaştırılması gereken özgürlüklerdir.
Bu sebepten dolayı, 10. Maddenin ihlal edilmediği yolundaki çoğunluğun görüşüne katılmaktayım.
Ancak, bir partiye katılımın tamamen yasaklanması ve sonuç olarak polislerin bir partinin iç çalışmalarında yer almalarının yasal olarak reddedilmesi bana göre, orantısızdır ve özellikle emniyet mensuplarına da seçme ve seçilme hakkının (burada detaylar anlatılmış) tanınmış olması bu konuda daha fazla bir haksızlık oluşturmaktadır.
Böyle bir hakkın seçimlerde varolması, ancak bir polisin kendi düşüncesine uygun bir siyasi partiyle çalışarak, siyasi bir kariyere başlaması hakkını kullanması için yeterli zamanının olmamasının etkili olabileceği konusunda şüpheliyim.
Full & Egal Universal Law Academy