(AİHS m. 2, 3, 5, 33, 41, 46) (LOIZIDOU - TÜRKİYE DAVASI)
BÜYÜK DAİRE
(Başvuru no. 25781/94)
KARAR (Adil Tazmin)
STRAZBURG
12 Mayıs 2014
İşbu karar nihaidir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Kıbrıs-Türkiye davasında,
Büyük Daire olarak toplanan, aşağıdakilerden oluşan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi:
Başkan, Josep Casadevall,
Yargıçlar,
Françoise Tulkens,
Guido Raimondi,
Nina Vajic,
Mark Villiger,
Corneliu Birsan,
Bostjan M. Zupancic,
Alvina Gyulumyan,
David Thör Björgvinsson,
George Nicolaou,
Andras Sajö,
Mirjana Lazarova Trajkovska,
Ledi Bianku,
Ann Power-Forde,
Işıl Karakaş,
Nebojsa Vucinic,
Paulo Pinto de Albuquerque,
ve Yazı İşleri Müdürü Vekili Michael O'Boyle.
14 Mart 2012, 10 Nisan 2013, 27 Haziran 2013 ve 12 Mart 2014 tarihlerinde gizli olarak müzakere etmiş olup,
12 Mart 2014 tarihinde kabul edilmiş olan aşağıdaki kararı bildirir:
USUL
1. Başvuru, İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi'ne ("Sözleşme") ek 11 No'lu Protokolün yürürlüğe girmesinden önce uygulanan hükümlere uygun olarak, 30 Ağustos 1999 tarihinde Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti ("başvuran Hükümet") ve 11 Eylül 1999 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonu tarafından Mahkemeye iletilmiştir (11 No'lu Protokol'ün 5§4. Maddesi ve Sözleşmenin eski 47. ve 48. Maddeleri).
2. Davanın esaslarına ilişkin işlemler sırasında, 27 Ekim 1999 tarihinde, Mahkeme Başkanı, davadaki bazı ön usul konularını görüşmek amacıyla, başvuran Hükümetin Temsilcisi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin ("davalı Hükümet") Temsilcisi ile bir araya gelmiştir. Temsilciler, Mahkemenin bir ihlal tespit etmesi halinde, taleplerin ele alınması için Sözleşmenin 41. Maddesi uyarınca ayrı bir usulün gerekeceğini kabul etmişlerdir.
3. Mahkeme, 29 Kasım 1999 tarihli bir mektupla, her iki tarafı da aşağıda belirtilen şekilde bilgilendirmiştir:
"Başvuran Hükümetin, davaya ilişkin işlemlerin bu aşamasında, Sözleşmenin 41. Maddesi uyarınca, adil tatmine yönelik herhangi bir talepte bulunması gerekmez. Mahkemenin şikayetlerin esaslarına ilişkin kararlan uyarınca bu konuda ilave bir usul düzenlenecektir."
4. 10 Mayıs 2001 tarihinde verilen bir kararda ("esasa ilişkin karar"), Mahkeme (Büyük Daire), Temmuz ve Ağustos 1974'de kuzey Kıbrıs'daki Türk askeri harekatları, Kıbrıs topraklarının devam etmekte olan bölünmüşlük hali ve "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti"nin ("KKTC") faaliyetlerinin neticesi olarak Sözleşmenin Türkiye tarafından birçok kez ihlal edildiğini tespit etmiştir (Kıbrıs-Türkiye (BD), No. 25781/94, AİHM 2001-IV). Adil tatmine ilişkin olarak, Mahkeme, Sözleşmenin 41. Maddesinin muhtemel uygulanması konusunun karara bağlanmak için hazır olmadığına oybirliğiyle karar vermiş ve bu husustaki değerlendirmesini (mütalaasını) ileri bir tarihe ertelemiştir.
5. Esasa ilişkin kararın uygulanması konusu halihazırda Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi önündedir.
6. Başvuran Hükümet, "Sözleşmenin 41. Maddesinin muhtemel uygulanmasına ilişkin değerlendirmesine kaldığı yerden devam etmesi için Büyük Daireye başvuruda bulunma" niyetini taşıdıklarını 31 Ağustos 2007 tarihinde Mahkemeye bildirmiştir. Başvuran Hükümet, Mahkemenin haklarında Sözleşmenin 2., 3. ve 5. Maddelerinin ihlal edildiğini tespit ettiği kayıp şahıslara ilişkin adil tatmin taleplerini 11 Mart 2010 tarihinde Mahkemeye sunmuştur (bkz. esasa ilişkin kararın hüküm kısmının II. bölümündeki 2., 4. ve 7. bentler ile bunların atıfta bulunduğu ilgili fıkralar). Devam eden ihlallere, özellikle de evler ve Kıbrıslı Rumların emlaki ile ilgili olanlara ilişkin adil tatmin konusunun saklı kaldığını ve muhtemelen daha sonra bu konuya tekrar döneceklerini beyan etmiştir. Hem başvuran hem de davalı Hükümet bunun ardından görüşlerini kayda geçirtmişlerdir.
7. Mahkeme Başkanı, 7 Nisan 2011 tarihinde, Sözleşmenin 41. Maddesinin uygulanmasına ilişkin hükmün verilmesi amacıyla Büyük Dairenin oluşumunu kura çekmek suretiyle belirlemiştir (Mahkeme İç Tüzüğünün 24. ve 75 § 2. Maddeleri). Bu bağlamda, oluşumun tamamlanması için kura çekimi Mahkeme Başkanı tarafından yapılmıştır (Mahkeme İç Tüzüğünün 24 § 2 (e) sayılı Maddesi).
8. Başvuran Hükümet, esasa ilişkin kararın Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından uygulanması usulünü hedefleyen ve esasa ilişkin kararın uygulanmasını kolaylaştırmak amacıyla Mahkemenin belirli adımlar atmasını talep eden, "Kıbrıs Cumhuriyeti adına adil tatmin (41. Madde) başvurusu" başlıklı bir müracaatı 25 Kasım 2011 tarihinde Mahkemeye göndermiştir.
9. Mahkeme, 14 Mart 2012 tarihindeki görüşme ve değerlendirmelerin ardından, 21 Mart 2012 tarihli bir yazıyla, bazı ilave soruları yanıtlamasını ve adil tatmine yönelik taleplerinin nihai halini sunmasını başvuran Hükümetten talep etmiştir. Başvuran Hükümet, cevaben, 18 Haziran 2012 tarihinde, kayıp şahıslara ilişkin olarak Sözleşmenin 41. Maddesi kapsamındaki ilk taleplerinde değişiklik yapmış ve Karpaz yarımadasında anklav içinde ikamet eden Kıbrıslı Rumların (bkz. esasa ilişkin kararın hüküm kısmının IV. bölümündeki 4.,6., 11., 12., 15. ve 19. bentler ile bunların atıfta bulunduğu ilgili fıkralar) insan haklarının ihlallerine (tam olarak, Sözleşmenin 3., 8., 9., 10. ve 13. Maddeleri ile 1 No'lu Protokolün 2. Maddesi) ilişkin olarak yeni adil tatmin taleplerinde bulunmuştur. Davalı Hükümet, 26 Ekim 2012 tarihinde, bahiskonusu taleplere ilişkin görüşlerini sunmuştur.
HUKUK
10. Sözleşmenin 41. Maddesi aşağıda kayıtlı hükmü içerir:
"Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder."
11. Sözleşmenin 46. Maddesinin ilgili bölümleri aşağıda kayıtlı hükümleri içerir:
"1. Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkemenin nihai kararlarına uymayı taahhüt ederler.
2. Mahkemenin nihai kararı, kararın uygulanmasını denetleyecek olan Bakanlar Komitesine gönderilir."
12. Mahkeme İç Tüzüğünün 60. Maddesi aşağıda kayıtlı hükmü içerir:
"1. Mahkemenin başvuranın Sözleşmeyle güvence altına alınmış haklarının ihlal edildiğine karar vermesi durumunda, Sözleşmenin 41. Maddesi uyarınca adil tatmin sonucunu elde etmek isteyen bir başvuranın bu anlamda belirli bir talepte bulunması gerekir.
2. Başvuranın, Daire Başkanı tarafından başka yönde karar verilmediği sürece, bütün taleplerinin detaylarını, davanın esasına ilişkin görüşlerini sunması için belirlenen süre içinde, ilgili her türlü destekleyici belgeler ile birlikte, ayrıntılı olarak yazılmış halde sunması gerekir.
3. Başvuranın bundan önceki fıkralarda belirtilen şartları yerine getirememesi halinde, Daire başvuranın taleplerini tümüyle veya kısmen reddedebilir.
4. Başvuranın talepleri, görüşlerinin alınması için, davalı Akit Tarafa iletilecektir.
I. BAŞVURAN HÜKÜMETİN ADİL TATMİN TALEPLERİ
A. Kabul edilebilirlik
1. Başvuran Hükümetin adil tatmin taleplerinin zaman aşımı nedeniyle geçersiz olup olmadığı
a. Tarafların görüşleri
i. Kıbrıs Hükümeti
13. Kıbrıs Hükümeti, adil tatmin taleplerinin ancak 11 Mart 2010 tarihinde, yani, esasa ilişkin kararın verilmesinden yaklaşık dokuz yıl sonra, kayda geçirildiğini kabul etmiştir. Bununla birlikte, 2001 ile 2010 yılları arasındaki eylemsizliklerinin tamamen haklı olduğu kanaatindedir. İlk olarak, Mahkeme, esasa ilişkin kararda, bu konuyu sonuca bağlanmamış halde bırakarak, Sözleşmenin 41. Maddesinin muhtemel uygulanması hususunu süresiz olarak ertelemiştir. Başvuran Hükümet yalnızca, kararın hem öncesinde hem de sonrasında, kendi İç Tüzüğü uyarınca ilave bir usul belirlemesi beklenen Mahkemeden daha fazla bilgi almayı beklemiştir. İkinci olarak, esasa ilişkin kararın verilmesinden sonra, Kıbrıs, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin olağan mekanizması aracılığıyla kararın usulüne uygun olarak yerine getirileceğine dair iyi niyet beklemiştir. Yalnızca birkaç yıl sonra, Türkiye'nin sorunu siyasi yollardan (yani, genel ve belirli önlemlerin kabulü yoluyla) çözmeye isteksiz olduğu açıklık kazandığında, Kıbrıs Hükümeti, adil tatmine hükmedilmesi yoluyla kararın usulüne uygun olarak yerine getirilmesini sağlamak için yeniden Mahkemeye başvurmaktan başka bir seçeneği olmadığını anlamıştır. Özellikle, Demopoulos ve Diğerleri - Türkiye Davasındaki kararın (Karar (BD), No. 46113/99, 3843/02, 13751/02, 13466/03, 10200/04, 14163/04, 19993/04 ve 21819/04, AİHM 2010) birbirinden farklı yorumlarından kaynaklanan içinden çıkılmaz bir durum ortaya çıkmıştır. Türkiye'nin aksine, Kıbrıs Hükümeti, bunun, Türkiye'nin esasa ilişkin karara uymak için kendi yükümlülüklerini yerine getirdiğine dair bir karar olarak yorumlanamayacağı kanaatine varmıştır. Ayrıca, kararın gerektirdiği soruşturma tedbirlerinin alınmadığı Bakanlar Komitesinin ilgili kararlarından ortaya çıkmıştır.
14. Başvuran Hükümet, devletlerarası dava ile çakışan bazı bireysel başvuruların Mahkeme önünde bulunduğunun farkında olarak, bu gibi bireysel taleplere öncelik verilmesi gerektiğini değerlendirmiştir. Bununla birlikte, Varnava ve Diğerleri - Türkiye kararındaki ((BD), No. 16064/90, 16065/90, 16066/90, 16068/90,16069/90,16070/90,16071/90, 16072/90 ve 16073/90, AİHM 2009) "kısa süre önce yeniden oluşturulan süre sınırları" ışığında, 41. Madde kapsamındaki haklarını kaybetmemek için bu talepte bulunmak mecburiyetinde kalmıştır.
15. Kıbrıs Hükümeti, süre faktörünün Mahkemenin adil tatmin taleplerini incelemesini engelleyip engellemediğine ilişkin olarak, uluslararası hukukun ilgili ilkelerinin altı tane, yani, hak düşürücü zamanaşımı, feragat ve zımni icazet, itiraz hakkının düşmesi, kesin hüküm, statükoyu sürdürme görevi ve iyi niyet, olduğunu dikkate almıştır. Başvuran Hükümete göre bunların hiçbiri süre mülahazalarına dayalı olarak davanın reddini haklı çıkarmaz. Başvuran Hükümet'in, yukarıda belirtilen altı ilkenin tümü uyarınca, kullandığı temel savlar aşağıda kayıtlı olanlardır. Öncelikle, esasa ilişkin kararda, Mahkeme, konunun sadece ertelendiğini - dolayısıyla, özellikle süresiz olarak sonuca bağlanmamış halde bırakıldığını açıkça belirtmiştir. Ayrıca, bir haktan feragat açık ve anlaşılır olmalıdır. Bunun varsayım yoluyla anlaşılması mümkün değildir. Kıbrıs, adil tatmin talebinde bulunma hakkından vazgeçtiğini veya feragat ettiğini gösterecek şekilde ne bir ifade ya da zımni beyanda bulunmuş ne de bu yönde hareket etmiştir. Aksine, 2007 yılında, Mahkeme önünde bu hakkını açıkça savunmuş ve hiç kimse buna itiraz etmemiştir. Başvuran Hükümete göre 2007 yılında bu yolu kullanmadığı cihetle itiraz hakkının düştüğü iddiasında bulunma hakkı düşen aslında Türkiye'dir.
16. Kıbrıs Hükümetine göre, gerçekler değişmediğinden ve esasen 2001 yılındakinin aynısı olduğundan ötürü, zamanın geçmesi Türk Hükümetine eldeki kanıtlar bakımından herhangi bir zarar getirmemiştir. Ayrıca, Türkiye, adil tatmin taleplerinin artık sürdürülmeyeceğini makul ve mantıklı bir şekilde bekleyemezdi. Son olarak, 2001 yılında, Mahkeme, tarafların adil tatmin konusundaki nihai kararı beklemeleri ve nihai kararın tarafgir olmaması için iyi niyet ilkesinin tarafları mevcut durumu mümkün olduğunca sürdürmeye mecbur kıldığı yönünde karar vermiştir. Şayet, Türkiye'nin, karara uymayarak, sözkonusu nihai kararın alınmasını engellemesine izin verilmiş olsaydı, bu durum etkililik ilkesine zarar verirdi.
17. Kıbrıs Hükümeti, ayrıca, münferit mağdurların meşru beklentilerini öne sürmüştür. Kıbrıs Hükümeti "Yüksek Akit Taraflar, özel uzlaşma halleri dışında, Sözleşmenin yorum ya da uygulamasından doğan bir anlaşmazlığı, aralarında geçerli bir anlaşma, sözleşme veya bildirgelere dayanarak, başvuru yolu ile, Sözleşmede öngörülenlerin dışında bir yolla çözüme bağlamaktan karşılıklı olarak vazgeçmeyi kabul ederler" hükmünü içeren Sözleşmenin 55. Maddesine atıfta bulunmuştur. Buna göre, her ikisi de Mahkemenin yargılama yetkisini tanıma ve diğer yollarla çözümü hariç tutma konusunda özellikle mutabık kalan iki Devlet arasındaki davalarda mevcut hukuk yollarının reddedilmesi meşru beklenti ilkesinin aksine olacaktır.
ii. Türk Hükümeti
18. Davalı Hükümet, başvuran Hükümetin adil tatmin taleplerinin gecikmiş olduğunu değerlendirmiştir. Ağustos 2007'de Mahkemeye gönderilen yazı dışında, 2001 ile 2010 yılları arasında hiçbir şey olmamış yada çok az şey meydana gelmiştir. Buna göre Sözleşmenin 41. Maddesinin devletlerarası davalarda uygulandığı varsayılsa dahi, başvuran Hükümet, 41. Madde kapsamındaki adil tatmin taleplerinde aşırı gecikme olmamasını şart koşan Mahkeme İç Tüzüğünün 60. Maddesi uyarınca, asgari bir özen gösterme yükümlülüğüne tabidir. Türk Hükümetine göre Başvuran Hükümet, mevcut davada bu gibi kabul edilemez bir gecikmeye neden olmuştur.
19. Türk Hükümeti, Kıbrıs Hükümetinin, davanın esasına ilişkin süreç boyunca, hiçbir adil tatmin talebi başvurusunda bulunmadığını hatırlatmıştır. Başvuran Hükümet, 22 Kasım 1994 tarihli yazılı başvurularında adil tatmin talebinde bulunmamış, bunun yerine, devletlerarası başvurunun "Sözleşmenin 25. Maddesi (şimdiki 34. Madde) kapsamında Türkiye aleyhinde daha önce yapılmış veya gelecekte yapılacak olan bireysel başvurulara zarar vermeden" yapıldığını beyan etmiştir. Bu, aslında Kıbrıs'ın Bakanlar Komitesinin gözetim ve denetim işlevine öncelik vermeyi ve adil tatmin için Mahkemeye başvurmamayı tercih ettiği anlamına gelmekteydi. Onların o tarihteki tercihi buydu, ancak başka türlü bir tercihte de bulunabilirlerdi. Esasen, Sözleşmenin 41. ve 46. Maddeleri farklı amaçları haizdir; ve hiçbir şey Kıbrıs Hükümetinin, Bakanlar Komitesi önündeki gözetim ve denetim davaları ile eşzamanlı olarak, adil tatmin talepleri için vaktinde başvuruda bulunmasını engelleyemezdi. Zaten, esasa ilişkin kararın hemen ardından süreci harekete geçirmek ve Mahkemeden kendi girişimiyle usulü belirlemesini beklememek başvuran Hükümetin kararma bağlıydı. Bu yönde hareket etmeyen Başvuran Hükümet, talebini sürdürmek ve takip etmek için makul bir şekilde yapabilecekleri hiçbir şeyi yapmamıştır; ve onların davranış tarzı mevcut davadaki adil tatmin taleplerinden dolaylı ve kesin olarak vazgeçtikleri şeklinde yorumlanmalıdır.
20. Davalı Hükümet, ayrıca, adil tatmin taleplerinin, ancak Büyük Dairenin, 34. Madde kapsamında yapılan bir dizi bireysel başvuruya ilişkin olarak, yukarıda bahsedilen, Varnava ve Diğerleri - Türkiye davasındaki kararını vermesinin ardından Mahkemeye yöneltildiği, ve Kıbrıs Hükümeti tarafından başlangıçta talep edilen meblağların her bir davada 12.000 Avro (EUR) olduğu ve bunun Varnava ve Diğerleri davasındaki bireysel başvuranların her birine ödenmesi karara bağlanan kesin para miktarı olduğu gerçeğine dikkati çekmiştir. Bu, bireysel başvuranların başarı şansını sınırlandıran Varnava ve Diğerleri davasındaki Mahkeme kararının başvuran Hükümet için bir tehlike çanı tesiri yaptığı ve başvuran Hükümeti Mahkeme önüne geri gelmeye yönelttiği anlamına gelmektedir. Ancak, Türk Hükümeti, gerek iyi niyet ilkesinin gerekse kesin hüküm (res judicata) kuralına saygının bu konunun Kıbrıs Hükümeti tarafından şimdi tekrar gündeme getirilmesini imkansız kılması gerektiğini, ve tüm adil tatmin taleplerinin, mevcut devletlerarası dava yoluyla değil, bu tür bireysel başvurular (Varnava ve Diğerleri gibi) yoluyla yapılması gerektiğini düşünmektedir.
21. Türk Hükümeti, esasa ilişkin kararın verilmesinden bu yana Birleşmiş Milletler Kayıp Şahıslar Komitesi önemli ölçüde gelişme gösterdiği için, 41. Maddenin uygulanmasının haksızlık olacağı görüşündedir. Kıbrıs Hükümetinin iddialarının aksine, kurbanların cesetlerinin yerlerinin keşfedilmesi ve kimliklerinin saptanmasında kayda değer bir ilerleme sağlanmıştır - ve bu husus Mahkeme tarafından açıkça kabul edilmiştir (bkz. Charalambous ve Diğerleri - Türkiye (karar), no. 46744/07 ve diğerleri, 3 Nisan 2012). Bu nedenle, "kayıp şahıslar" sorunu giderek "ölü şahıslar" sorunu halini almakta ve Mahkeme'nin Brecknell-Birleşik Krallık davasındaki kararına (no. 32457/04, 27 Kasım 2007) göre, bu durum önemli ölçüde yeni zaman sınırları ile usule ilişkin yeni yükümlülükler oluşturmaktadır. Böylece, bir yandan, Bakanlar Komitesi önündeki kararların denetimi devam ederken, diğer yandan, kayıp şahısların yakınlarının meşru çıkarlarını korumak amacıyla usule ilişkin yükümlülüğün Brecknell kuralı uyarınca yeniden hayata geçirilmesini beklemeleri gerekmektedir.
22. Türk Hükümeti, Sözleşmenin süresi sınırlı belirli hükümlerinin (Varnava ve Diğerleri davasında yorumlandığı şekilde) uluslararası hukukun genel ilkelerinden daha öncelikli olması gerektiğini ısrarla vurgulamıştır. Daha açık biçimde, 34. Madde kapsamındaki bir bireysel başvuru yoluyla ileri sürülmüş olsalardı zamanaşımına uğramış olacak taleplerin, devletlerarası bir başvuru yoluyla öne sürülmesi mümkün değildir. Esasa ilişkin karardan yaklaşık dokuz yıl sonra yapılan bir adil tatmin başvurusu yoluyla halen zamanaşımına uğramış durumda olan bireysel talepler yeniden canlandırıldığı takdirde, bu durum Türkiye açısından çok büyük bir haksız zarar oluşturacaktır.
b. Mahkemenin değerlendirmesi
23. Mahkeme, Sözleşme hükümlerinin bir boşluk içinde yorumlanamayacağı ve uygulanamayacağını yinelemektedir. Bir insan hakları belgesi olarak belirli niteliğine rağmen, Sözleşme uluslararası kamu hukukunun ilgili norm ve ilkelerine uygun olarak ve özellikle 23 Mayıs 1969 tarihli Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi ("Viyana Sözleşmesi") ışığında yorumlanmalıdır. Nitekim, Mahkeme hiçbir zaman Sözleşmenin hükümlerini burada korunan hak ve özgürlüklerin yorumlanmasında tek çerçeve referans olarak değerlendirmemiştir. Aksine, Akit Taraflar arasındaki yürürlükteki uluslararası hukukun ilgili esas ve ilkeleri göz önünde bulundurmalıdır (bkz. diğerleri arasında 18 Aralık 1996 tarihli Loizidou-Türkiye davası, §43, Raporlar 1996-VI; Al-Adsani-Birleşik Krallık davası (BD), no. 35763/97, §55, AİHM 2001-XI; Bosphorus Hava Yolları Turizm ve Ticaret Anonim Şirketi-İrlanda davası (BD) no. 45036/98, §50, AİHM 2005-VI; Demir ve Baykara-Türkiye davası (BD), no. 34503/97, §67, AİHM 2008 ve Viyana Sözleşmesi'nin 31. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi.
24. Mahkeme, uluslararası hukukun prensipte başvuru sahibi Hükümetin devletlerarası bir anlaşmazlıkta yasal kesinliği destekleme ve davalı Hükümetin meşru çıkarlarına orantısız zarar vermemek için gecikmeden hareket etme yükümlülüğünü tanıdığını kabul etmektedir. Bu şekilde, Nauru'daki Bazı Fosfat Arazileri davasında (Nauru Avustralya'ya karşı, Ön İtirazlar, 1992, UAD Rep. 240), Uluslararası Adalet Divanı şu kararı vermiştir:
"32. Mahkeme, yürürlükteki herhangi bir antlaşma hükmünün yokluğunda bile davacı Devletten kaynaklanan bir gecikmenin başvuruyu kabul edilemez hale getirebildiğini kabul etmektedir. Ancak Mahkeme, uluslararası hukukun bu açıdan herhangi bir zaman sınırlaması tanımadığını belirtmektedir. Bu nedenle, her bir davanın koşulları ışığında zamanın geçmesinin bir başvuruyu kabul edilemez kılıp kılmadığını Mahkeme belirleyecektir.
.
36. ...Mahkeme, şimdiye kadar atılan adımlar da dahil olmak üzere Avustralya ve Nauru arasındaki ilişkilerin doğası göz önüne alındığında, Nauru'nun başvurusunun zamanın geçmesiyle kabul edilemez kılınmadığını düşünmektedir. Ancak, Nauru'nun gecikmesinin gerçeklerin ortaya çıkarılması ve uygulanabilir hukukun içeriğinin belirlenmesi açısından Avustralya'ya hiçbir şekilde zarar vermemesini zamanla Mahkeme sağlayacaktır."
24. Öncelikle Mahkeme mevcut başvurunun, 1994'te, 11 No'lu Protokolün (yukarıdaki 1. paragraf) yürürlüğe girmesinden önceki sistem kapsamında Avrupa İnsan Haklan Komisyonu'na yapıldığını hatırlatır. O zamanki Komisyon'un Usul Kuralları kapsamında, ne devletlerarası bir davadaki başvuru sahibi Hükümetin ne de bireysel başvuru sahibi kişinin başvuru formlarında adil tatmin talepleri hakkında genel bir bildirim yapma zorunluluğu bulunmaktaydı. Mahkeme ayrıca her iki Hükümete gönderdiği 29 Kasım 1999 tarihli mektubunda, başvuru sahibi Hükümet'e açık bir şekilde esasa ilişkin aşamada (yukarıdaki 3. paragraf) Sözleşmenin 41. Maddesi kapsamında herhangi bir adil tatmin talebinde bulunmaması talimatını vermiş olduğunu tekrarlar; Hükümetin böyle bir talepte bulunmaması bu nedenle anlaşılabilir bir durumdur. Mahkeme ayrıca 10 Mayıs 2001 tarihli kararında "Sözleşmenin 41. Maddesinin olası uygulanması konusunun karara hazır olmadığına ve bu nedenle değerlendirmenin ertelendiğine" hükmetmiştir (işlevsel bölümün 8. kısmı). Taraflara, adil tatmin taleplerini sunmaları için herhangi bir zaman sınırlaması konulmamıştır (yukarıdaki 2. ila 4. paragraflar). Mahkeme, zaman sınırlamasının olmamasına rağmen, Kıbrıs Hükümetinin adil tatmin taleplerini 11 Mart 2010'dan önce sunmamış olmasının Nauru davasında belirtilen temel kıstaslar uyarınca kabul edilemez olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceğini belirlemek zorundadır.
26. Mahkeme durumun böyle olmadığını düşünmektedir. İlk olarak, Uluslararası Adalet Divanı tarafından incelenen Nauru davasından farklı olarak, dava konusu gecikme devletlerarası başvurunun yapılmasından önce değil, bu Mahkemenin davanın esası hakkındaki kararı ile Bakanlar Komitesi tarafından bu kararın uygulanmasının devam eden denetimi arasında gerçekleşmiştir. Davanın bu aşamasında her iki Hükümetin de olası bir adil tatmin hükmüyle ilgili konunun ileride başka gelişmelerin öngörülmesinden dolayı sürüncemede kaldığına inanmaya hakları vardı. Ayrıca, adil tatmin konusu, davanın esasına ilişkin işlemler boyunca tekrar edilmiştir (yukarıdaki 2. ve 3. paragraf). Esasa ilişkin kararda, olası bir adil tatmin hükmünün ertelenmesi Mahkemenin bu konunun gelecekte uygun bir zamanda yeniden incelenmesi olasılığını açık ve net bir biçimde hariç tutmadığı anlamına gelir. Bu nedenle taraflardan hiçbiri, bu meselenin ele alınmayacağını veya zamanın geçmesiyle ortadan kalkacağını veya hükümsüz kılınacağını bekleyemezdi. Son olarak, Kıbrıs Hükümetinin haklı olarak belirttiği gibi kendileri hiç bir zaman adil tatmin taleplerinden vazgeçtiklerini gösteren doğrudan veya dolaylı bir açıklama yapmamışlardır; öte yandan, 31 Ağustos 2007 tarihli mektupları bu hakkı açık ve tartışmasız olarak yeniden teyit ettiklerinin göstergesi olarak görülmelidir. Bu koşullarda, davalı Hükümetin, başvuru sahibi Hükümetin taleplerinin incelenmesinin yeniden başlatılmasının kendi meşru çıkarları için zararlı olacağı yönündeki iddiasının haklı bir gerekçesi yoktur çünkü davalı Hükümet'in bu konunun bir aşamada Mahkemeye intikal edeceğini öngörmesi gerekmekteydi. Yukarıda bahsi geçen Nauru kararı ışığında Mahkeme, bu bağlamda "zarar vermeme" unsurunun, başta ve öncelikli olarak davalı Hükümetin usule ilişkin çıkarlarına bağlı olduğunun ("gerçeklerin ortaya çıkması ve yürürlükteki hukukun içeriğinin belirlenmesi") ve böyle bir zararın ortaya çıkmasının muhtemel olduğunu ikna edici bir şekilde kanıtlama görevinin davalı Hükümete ait olduğunu düşünmektedir. Ancak, Mahkeme mevcut davada böyle bir kanıt görmemiştir.
27. Türk Hükümetinin, Bakanlar Komitesi önündeki denetleme sürecine atıfta bulunması nedeniyle Mahkeme, kararlarındaki bir ihlal bulgularının özünde beyan niteliği taşıdığını ve Sözleşmenin 46. Maddesiyle, Yüksek Sözleşmeci Tarafların taraf oldukları herhangi bir davada, nihai kararlarına uymayı taahhüt ettiğini, icranın Bakanlar Komitesi tarafından denetlendiğini yineler (Verein gegen Tierfabriken Schweiz (VgT)- İsviçre (No. 2) (BD), No. 32772/02, § 61, AİHM 2009). Bu açıdan, bir yandan Devletler üzerinde bağlayıcılığı bulunan Sözleşmenin nihai hükümlerinin (46. Maddenin 1. Fıkrası ile birlikte işletilen 19. Madde) ihlalini tespit etmeye ve yeri geldiğinde adil tatmine hükmetmeye (41. Madde) yetkili olan Mahkemeye sunulan davalar ve diğer yandan Bakanlar Komitesinin sorumluluğu altındaki kararların icrasını denetleme mekanizması (46. Maddenin 2. fıkrası) birbiriyle karıştırılmamalıdır. Taraf Devlet 46. Madde kapsamında, yalnızca Mahkeme tarafından adil tatmin olarak hükmedilen toplam meblağı ödemekle değil, mümkün olduğunca Sözleşme ihlal edilmemiş olsaydı başvuranın şu an içinde olacağı duruma getirme amacıyla zararları telafi etmekle ve Mahkeme tarafından tespit edilen ihlali gidermeye yönelik olarak iç hukuki düzenlemelerinde ayrı ayrı ve/veya yerine göre genel tedbirleri almakla yükümlüdür (a.y.,§ 85). Birbirleriyle bağlantılı olsalar da, özel ve/veya genel tedbirlerin alınması yükümlülüğü ile adil tatminin ödenmesi, telafinin iki farklı şeklidir ve tedbirlerin alınması hiç bir şekilde adil tatminin ödenmesini engellemez.
28. Bakanlar Komitesi nezdindeki denetimle ilgili olarak 2001 ile 2010 yılları arasındaki gelişmelere gelince, Mahkeme, bu gelişmeleri hiç kuşkusuz başvuran Hükümetin adil tatmin talebinin esasını değerlendirirken dikkate alınmasının yerinde olacağını değerlendirmektedir. Ancak bu gelişmeler Mahkemenin bu talebi incelemesini engellemez.
29. Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme Kıbrıs Hükümetinin adil tatmin taleplerini gecikmiş olarak değerlendirmek ya da kabul edilemez ilan etmek için geçerli bir sebep görmemektedir. Bu nedenle Türk Hükümetinin itirazı reddedilmiştir.
30. Aynı zamanda Mahkeme 14 Mart 2012'de başvuran Hükümeti adil tatmin taleplerinin "nihai" şeklini sunmaya davet ettiğini ve söz konusu Hükümetin 18 Haziran 2012 tarihinde sunduğu görüşün gerçekten de nihai olarak görülmesi gerektiğini yineler. Sonuç olarak Mahkeme, mevcut Kararın konunun değerlendirilmesini sonuçlandırdığı kanaatindedir.
2. Sözleşmenin 41. maddesinin mevcut davaya uygulanabilirliği
a. Tarafların görüşleri
i. Kıbrıs Hükümeti
31. Başvuran Hükümet, Sözleşmenin 41. maddesinin genel olarak Devletlerarası davalara ve özellikle de mevcut davaya uygulanabilir olduğunu iddia etmiştir. Her şeyden önce, 41. maddenin tam metninin bireysel davalarla devletlerarası davalar arasında hiçbir ayrım yapmadığını; devletlerarası davaların açıkça adil tatmin maddesi kapsamının dışında tutulmadığına işaret etmiştir. Ayrıca Sözleşme tarafından korunan bireysel hakların etkililik ilkesine atıfta bulunmuştur. Başvuran Hükümet, bu kuralın Mahkemenin içtihadında tanımlanan diğer iki ilkesi ışığında incelenmesini önermiştir: bir tarafta 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesinde düzenlenen kural ve ilkelere uygun olarak yorumlanması gereken uluslararası kamu hukukunun bir aracı olarak Sözleşmenin statüsü ve diğer tarafta bir uluslararası insan hakları belgesi olarak Sözleşmenin muayyen hedef ve amacı. Kıbrıs Hükümetine göre, bu ilkeler özellikle Sözleşmeyi uygulamanın etkili bir yolu olmasını sağlayan ve Akit Tarafları Mahkemenin hükümlerini yadsımamaya teşvik eden 41. madde uyarınca Mahkemenin adil tatmin hükmü verme yetkisiyle bağlantılıdır. Başka bir ifadeyle, 41. madde; gerek 34. madde uyarınca bireysel davalarda gerekse 33. madde uyarınca devletlerarası davalarda kendi Kararlarına uygunluğu sağlamak için Mahkemenin tasarrufunda bulunan önemli bir araç olarak yorumlanmalıdır.
32. Başvuran Hükümet ayrıca Sözleşmenin 32. maddesinin 1. fıkrasına atıfta bulunmuştur. Buna göre "Mahkemenin yargı yetkisi, 33., 34., 46. ve 47. maddelerde belirlenen koşullar uyarınca kendisine sunulan, bu Sözleşmenin ve Protokollerin yorumu ve uygulanmasına ilişkin tüm sorunları kapsar". Başvuran Hükümete göre bu dört madde 32. maddenin 1. fıkrasıyla birlikte kendine özgü bir sistemin bir parçası gibi görülmelidir: 33., 34., 46. ve 47. maddeler bir davanın Mahkeme huzuruna gelebileceği farklı yollar tesis eder ancak Mahkeme için farklı yargı alanları ve türleri tesis etmez. Bir Devlete karşı yapılan bir başvuru Mahkemenin önüne nasıl gelirse gelsin, Mahkemenin yargı yetkisi aynı kalır ve adil tatmin hükmü verme yetkisini kapsar. Aksini düşünmek için geçerli bir sebep yoktur çünkü ihlali söz konusu insan hakları aynıdır ve konu muhtemelen bireysel bir davadan daha da ciddidir; ayrıca Sözleşmeyi hazırlayanlar 41. maddenin metninde açıkça adil tatmin hükmü verme yetkisi konusunda bir kısıtlama getirmemişlerdir ve son olarak bu hükmün (veya 33. maddenin) tam mantığından kaynaklanan zımni bir kısıtlama olduğuna dair bir emare yoktur. Bu nedenle Mahkemenin, bireysel başvuru yoluyla önüne gelen davalara nazaran devletlerarası başvuru yoluyla önüne gelen davalara ilişkin daha az yetkiye sahip olduğu söylenemez.
33. Kıbrıs Hükümetine göre, Mahkemenin kendisi 41. maddeyi daima zımnen devletlerarası başvurularda da uygulanabilir olarak görmüştür ve bu hem Mahkeme iç Tüzüğüne hem de Mahkemenin İçtihadına aksettirilmiştir. Bu bakımdan, devletlerarası bir davada başvuran Hükümetin "iddia edilen mağdur tarafın veya tarafların adına Sözleşmenin 41. maddesi uyarınca yapılan tüm adli tazmin taleplerinin genel bir emaresini" gösteren bir başvuru sunmak zorunda olduğu 46. maddenin (e) fıkrasından ve bireysel ve devletlerarası başvurular arasında fark gözetmeyen İç Tüzüğün 60. maddesi ve 75. maddesinin 1. fıkrasından alıntı yapmıştır.
34. Mahkemenin içtihadına gelince, Kıbrıs Hükümeti Mahkemenin adil tatmin talebi maddesinin devletlerarası davalara uygulandığını zımnen fakat açıkça kabul ettiği kanaatine varmıştır. Bu nedenle Mahkeme, İrlanda -Birleşik Krallık (18 Ocak 1978, § 244-246, Series A No. 25) kararında eski 50. maddeyi uygulanamaz ilan etmek yerine sadece bunu "uygulamaya gerek olmadığına" kanaat getirmiştir. Aynı şekilde, mevcut davada Mahkeme adil tatmini reddetmek yerine sadece bu hususun değerlendirilmesini ertelemiştir.
35. Son olarak, başvuran Hükümet Mahkemenin 41. madde uyarınca takdir yetkisine sahip olduğunu belirtmiştir. Buna göre hem Mahkemenin içtihadında hem de hukuk doktrininde, devletlerarası bir başvuru dahil herhangi bir davada Mahkeme adil tatmine hükmettiğinde 41. maddenin uygulamasının tamamıyla Mahkemenin takdirinde bir husus olduğu daima vurgulanmıştır. Mevcut davada, Kıbrıs Hükümetinin adil tatmin talebi bir devlet olarak Kıbrıs'ın maddi zararlarının tazmini talebi değil, gerçekleştiği halihazırda tespit edilmiş olan ihlaller nedeniyle mağdur vatandaşlarına adil tatmine hükmedilmesi talebidir.
ii. Türk Hükümeti
36. Türk Hükümeti, genel bir kural olarak, 41. maddenin devletlerarası davalara uygulanmadığını değerlendirmektedir. Öncelikle, esasa ilişkin kararın yürürlükte olan bölümü, zımni de olsa, adil tatmin maddesinin devletlerarası davalarda uygulanabilirliğinin tanınması olarak yorumlanamaz. Kararda, Mahkeme 41. Maddeye ilişkin sadece "muhtemel" bir başvurudan bahsedilmiştir. Ayrıca, davalı Hükümet Sözleşmenin 41. maddesinin uluslararası sorumluluk hukuku, diplomatik koruma hukuku ve insan haklarının uluslararası alanda korunması ilkelerinin genel çerçevesinde incelemeyi önermiştir. Esasen 33. madde diplomatik korumanın klasik mantığına (doğrudan bir devletlerarası sorumluluk) uygun iken, 34. madde bu mantıktan bir ayrılma teşkil eder: bireyler, bireysel başvurular yoluyla, kabahatli olduğu iddia edilen Devlete karşı doğrudan başvuruda bulunabilir ve kendi ulusal devletlerinin diplomatik koruması olmaksızın adil tatmin talebinde bulunabilirler. Türk Hükümeti için bu tanımlama, belki istisnai olarak ihlalin başvuran Taraf Devlet bakımından doğrudan bir zarara sebep olduğu durumlar haricinde, Sözleşmenin 41. maddesinin devletlerarası davalara uygulanamayacağı sonucunu doğurur. Diğer bir ifadeyle, 41. maddenin kapsamı, ilke olarak bireysel başvuru mekanizmasıyla sınırlıdır.
37. Davalı Hükümetin 41. maddenin devletlerarası davalara uygulanamayacağı yönündeki diğer bir gerekçesi, bu tür davaların başvuranın kişisel menfaati yönünde açılan davalar olmamasıdır. Bu çerçevede, Türk Hükümeti, devletlerarası davada başvuran Devletin kendisinin veya vatandaşlarının haklarını savunmadığına, bunun yerine Avrupa'nın kamu düzenini savunduğuna ilişkin Avrupa İnsan Hakları Komisyonunun içtihadına atıfta bulunmuştur (bakınız Avusturya-İtalya, No. 788/60, 11 Ocak 1961 tarihli karar, Yıllık 4, s. 116). Esasında, devletlerarası başvurular, süregiden Sözleşme ihlallerine neden olan resmi tutumları şikayet etmeyi amaçlar. Devletlerarası başvurular tanım gereği bireysel başvurulardan daha kapsamlı olmalı; bireysel ihlaller yerine sistemik hatalara ilişkin olmalıdır. Bu bağlamda, ihlalin tespiti, devletlerarası başvuruda bulunmanın başlı başına amacını teşkil eder. Öte yandan, her bireysel başvuran Sözleşmenin 34. maddesine göre kendi başvurusunu Mahkemeye sunma ve adil tatmin kazanma fırsatına sahiptir; bu sebeple çok farklı amaçlara sahip bu iki süreci karıştırmak yanlış olur.
38. Mahkemenin içtihadına atıfta bulunarak, davalı hükümet adil tatminin, fiziksel ve ya psikolojik travma, ağrı ve acı, sıkıntı, endişe, hayal kırıklığı, adaletsizlik veya aşağılama duyguları, uzun süreli belirsizlik, hayatın kesintiye uğraması vb. durumları içermesi anlamına geldiğini düşünmektedir. Bu faktörler sadece bireysel başvuranın, diğer bir deyişle gerçek kişinin ıstıraplarına mahsustur ve devletlerarası bir davada hiçbir anlamı yoktur. Davalı Hükümet, Mahkeme İç Tüzüğünün 60. Maddesinin 1. fıkrasında cansızlar için kullanılan ingilizce "its" zamiri yerine erkek veya kadın kişiler için kullanılan "his" ve "her" zamirlerinin kullanılmasının bu kuralın devletleri değil, yalnız bireyleri ilgilendirdiğini gösterdiğini belirtmiştir.
b. Mahkemenin değerlendirmesi
39. Mahkeme şimdiye kadar devletlerarası bir davada adil tatmin kuralının uygulanabilirliği ile ilgilenmek durumunda kaldığı tek davanın yukarıda anılan İrlanda - İngiltere davası olduğunu anımsatır. Sözkonusu davada Mahkeme, başvuran Hükümetin "maddi tazminatın doğası gereği, Mahkemeyi Sözleşmenin ihlalinin her bireysel mağduruna adil tatmine hükmetmeye davet etmediğini..." açıkça beyan ettiği için bu kuralın (Sözleşmenin eski 50. maddesi) uygulanmasını gerekli bulmamıştır.
40. Mahkeme adil tatmin kuralının (Sözleşmenin 41. maddesi veya eski 50. maddesi) genel mantığının, kaleme alanlar tarafından amaçlandığı gibi, doğrudan Devlet sorumluluğuna ilişkin uluslararası kamu hukuku ilkelerinden geldiğini ve bu bağlamda yorumlanması gerektiğini yineler. Bu durum, Sözleşmeye Hazırlık Çalışmaları sırasında aşağıdaki şekilde teyit edilmiştir:
"...bu hüküm, bir Devlet tarafından bir yükümlülüğün ihlal edilmesiyle ilişkili olan halihazır uluslararası hukukla uyum içindedir. Bu bakımdan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatları, mevcut uluslararası hukuka göre hiçbir yeni veya aykırı unsur getirmeyecektir..." (16 Mart 1950 tarihinde uzmanlar komitesi tarafından Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'ne sunulan rapor (Belge CM/WP 1(50)15)).
41. Uluslararası hukukun, bir antlaşma yükümlülüğünün bir devlet tarafından ihlal edilmesine ilişkin en önemli ilkesi "yükümlülüğün ihlal edilmesinin, zararı uygun biçimde karşılama zorunluluğunu içermesi" ilkesidir (bakınız Chorzaw'daki Fabrika (Yargı Yetkisi) davasında Uluslararası Daimi Adalet Divanı'nın Kararı, Karar No. 8, 1927, PCIJ, A Serisi, No. 9, s. 21). Sözleşmenin kendine özgü niteliğine rağmen, 41. maddenin genel mantığı, "zarar görmüş Devlete, uluslararası açıdan haksız bir eylemde bulunan Devletten yol açtığı hasar için tazminat alma hakkı tanınması, uluslararası hukukun köklü bir kuralıdır" ifadesine göre, esasında uluslararası kamu hukukunda zararı karşılamanın mantığından farklı değildir (bakınız Uluslararası Adalet Divanı'nın Gabcikovo-Nagymaros Projesi Kararı (Macaristan-Slovakya), ICJ Raporları 1997, s. 81, § 152). Bir Devletin sorumluluğunun olduğunun iddia edilmesine istinaden, yargı yetkisi olan uluslararası bir mahkeme veya heyetin, bu yargı yetkisinin bir yönü olarak, yaşanan zarar için tazminat hükmü verme gücüne sahip olması, aynı derecede yerleşik bir içtihattır (bakınız Uluslararası Adalet Divanı'nın Balıkçılık Yetki Alanı Kararı (Almanya Federal Cumhuriyeti-İzlanda), Esas, UAD Raporları, 1974, s. 203-205, §§ 71-76).
42. Bu koşullar altında, uluslararası hukukun genel kural ve ilkeleri doğrultusunda ve 41. maddenin özel kanun olarak muayyen mahiyetini göz önüne alarak Mahkeme, bu hükmü devletlerarası başvuruları kapsamı dışında bırakacak şekilde dar ve kısıtlayıcı biçimde yorumlayamaz. Aksine, bu şekilde bir yorum, "zarar gören tarafın (Fransızca -"la partie lesee") hakkaniyete uygun bir surette tatminini" öngören 41. maddenin lafzından anlaşılır; küçük harf "t" ile yazılmış "taraf Mahkeme önündeki davalardaki gerçek taraflardan biri olarak anlaşılır. Davalı Hükümetin İç Tüzüğün 60 § 1 maddesinin (yukarıdaki 12 ve 38. fıkralar) yürürlükteki lafzına atfı bu bağlamda geçerli addedilemez. Esasen, Sözleşmenin kendisiyle karşılaştırıldığında hiyerarşik olarak daha düşük değerde olan bu norm, pratikte bu hüküm kapsamında Mahkeme tarafından hükmedilen tüm adil tatminlerin şu ana kadar doğrudan bireysel başvuranlara yapıldığı gerçeğini yansıtır.
43. Böylelikle Mahkeme, Sözleşmenin 41. maddesinin devletlerarası davalarda da uygulanacağını dikkate alır. Fakat başvuran Hükümete yönelik adil tatmin hükmü vermenin haklılığı; başvuran Hükümet tarafından yapılan şikayetin türü, ihlal mağduru kişilerin teşhisi, bununla beraber başvurunun esas amacı, ki bu amaç Mahkemeye yapılan ilk başvurudan ayrılabilir, göz önünde bulundurularak Mahkeme tarafından değerlendirilir ve her dava için münferiden karar verilir. Mahkeme, Sözleşmenin 33.maddesi kapsamında önüne getirilen başvurunun farklı amaçları hedefleyen farklı türde şikayetler ihtiva edebileceğini kabul eder. Bu tür durumlarda, şikayete ilişkin olarak adil tatmin hükmü verilip verilmemesinin haklılığını tespit etmek için her bir şikayet ayrı ayrı ele alınır.
44. Dolayısıyla, örneğin başvuru sahibi bir Akit Taraf, diğer bir Akit Taraftaki genel hususlardan (sistemle ilgili problemler ve eksiklikler, idari uygulamalar vb.) şikayetçi olabilir. Bu tür durumlarda, başvuran Hükümetin asıl amacı, Sözleşme kapsamındaki kolektif sorumluluk çerçevesinde Avrupa'nın toplum düzenini korumaktır. Bu koşulda, başvuran Hükümet adil tatmini talep etse bile, 41. madde uyarınca adil tatmine hükmedilmesi uygun olmayabilir.
45. Ayrıca, başvuran Devletin, diğer bir Akit Tarafın kendi vatandaşlarına (ve diğer mağdurlara) yönelik temel insan haklarının ihlalini öne sürdüğü devletlerarası bir başka şikayet kategorisi de mevcuttur. Esasen bu tür başvurular, sadece Sözleşmenin 34. maddesi kapsamında yapılan bireysel başvurulara değil, aynı zamanda "bir Devletin, diplomatik yollarla veya barışçıl çözümlerle bir başka Devletten söz konusu Devletin vatandaşı olan gerçek veya tüzel bir kişiye karşı uluslararası haksız bir fiilinden kaynaklanan zararından dolayı sorumluluğunu yerine getirmesini talep etme" (Diplomatik Korumaya İlişkin Taslak Maddelerin 1. maddesi, 2006, bkz. Genel Kurul Resmi Kayıtları, Altmış Birinci Oturum, Ek No. 10(A/6/10), ayrıca Diallo davasında Uluslararası Adalet Divanı Kararı (Gine-Kongo Demokratik Cumhuriyeti) (Ön İtirazlar), UAD Rap. 2007, s.599§ 39) olarak belirtilen diplomatik koruma bağlamında açılan davalara da büyük ölçüde benzemektedir. Eğer Mahkeme bu tür bir davayı onayıp Sözleşmenin ihlalini saptarsa davanın özel koşullarını ve yukarıda belirtilen kıstasları (bkz. 43. fıkra) göz önünde tutarak adil tatmine hükmetmeyi uygun bulabilir.
47. Fakat Sözleşmenin mahiyeti gereği, Sözleşmede düzenlenen bir veya birkaç hakkın ihlalinden dolayı doğrudan veya dolaylı olarak zarara uğrayan ve mağdur olanın Devlet değil kişi olduğu, her zaman göz önünde tutulmalıdır. Dolayısıyla, eğer devletlerarası bir davada adil tatmin hükmü verilirse, bu her zaman mağdur olan kişilerin lehine olmalıdır. Bu bağlamda, Mahkeme, Diplomatik Korumaya ilişkin yukarıda bahsi geçen maddelerden 19. maddenin "sorumlu Devletten zarara karşılık olarak elde edilen tazminatın, makul kesintilerden sonra zarar gören kişiye transfer edilmesini (a.g.e)" tavsiye ettiğini dikkate alır. İlaveten, yukarıda bahsi geçen Diallo davasında Uluslararası Adalet Divanı "Sayın Diallo'nun diplomatik korunması hususunda (başvuran Devlete) ödenmesine hükmedilen tutarın Sayın Diallo'nun zararının tazmin etmesini amaçladığını" açık bir şekilde belirtmiştir (bkz. Diallo (Gine-Kongo Demokratik Cumhuriyeti) (Tazminat), UAD Rap. 2012, § 57).
47. Mevcut davada Mahkeme, Kıbrıs Hükümetinin 1.456 kayıp şahıs ve Karpaz yarımadasında anklav içindeki Kıbrıslı Rum halkından oluşan yeterince kesin ve nesnel olarak tespit edilebilen iki grup insanın Sözleşmeden doğan haklarının ihlaline bağlı olarak adil tatmin talebinde bulunmuş olduğunu göz önünde bulundurmaktadır. Diğer bir deyişle, yukarıda 45. fıkrada belirtildiği üzere Devletin haklarının ihlali nedeniyle Devletin tazminine değil, mağdur olan kişilerin tazminine yönelik olarak adil tatmin talep edilmektedir. Bu koşullarda ve şu ana kadar kayıp şahıs ve Karpaz'da ikamet edenler konusunda Mahkeme, başvuran Hükümetin Sözleşmenin 41. maddesi kapsamında talepte bulunma hakkına sahip olduğunu ve söz konusu davada adil tatmin hükmü verilmesinin haklı bulunabileceğini değerlendirir.
B. Kıbrıs Hükümetinin adil tatmin talepleri
1. Tarafların görüşleri
a. Kayıp şahıslara yönelik iddialar
i. Kıbrıs Hükümeti
48. Kıbrıs Hükümeti, yukarıda bahsi geçen Varnava vd. ile Karefyllides vd- Türkiye (karar No. 45503/99, 1 Aralık 2009) davalarının sonucunu göz önüne alarak, "aile fertlerinin kaybolmasıyla ilgili devam eden ihlallere yönelik bireysel taleplerde bulunanların (yetkililerce daha fazla inceleme önlemleri alınmasını sağlayacak yeni yükümlülükler doğuran bir kanıt veya bilgi olmadığı sürece) yeni kabuledilebilirlik kararlarından dolayı Mahkemede dava açamayacağıın artık belli olduğunu" beyan etmiştir. Başvuran Hükümet, esasa ilişkin kararda § 119' da bahsi geçen 1.485 kayıp şahıstan bazılarının hariç tutulması gerektiğini kabul etmiştir. İlk olarak dokuz kayıp şahıs daha önceden Varnava davasındaki bireysel başvurulara konu olmuştur. İkincisi yirmi sekiz kişinin cesedi mezarlarından çıkarılmış ve kimlikleri tespit edilmiştir. Fakat bu kişilerin Türkiye'nin harekatı sonucunda öldüğü saptanmamıştır; dolayısıyla bu kişilere yönelik olarak hiçbir talepte bulunulamaz. Diğer yandan, başvuran Hükümet, kayıp şahısların mevcut listesinin, Türk tarafının daha önce bu listenin geçerliliğine itiraz etmediği cihetle doğru olduğunda ısrar etmiştir. Dolayısıyla, 1.456 şahıs için adil tatmin istenmektedir.
49. Kıbrıs Hükümeti ilk görüşünde her bir kayıp şahıs başına 12.000 avro talep etmiştir. Bu tutar Varnava vd.-Türkiye davasında Mahkeme tarafından ödenmesine hükmedilen tutara tekabül etmektedir. Görüşlerinin son versiyonunda bu taleplerinden vazgeçip yerine Mahkemeden "adalet ilkesi doğrultusunda standart bir oranda" adil tatmin talep etmişlerdir. Bu bağlamda Kıbrıs Hükümeti Varnava davasında ödenmesine hükmedilen 12.000 avro tutarının yakın zamandaki diğer benzer davalardaki oldukça yüksek tutarlara tekabül etmediğini dikkate almıştır. Kıbrıs Hükümetine göre Adil tatmin tutarları Mahkeme tarafından Kıbrıs Hükümetine verilmelidir; böylece Kıbrıs Hükümeti bu tutarı bireysel mağdurların, yani kayıp şahısların aile fertlerine dağıtacaktır.
ii. Türk Hükümeti
50. Türk Hükümeti Mahkemenin esasa ilişkin Kararında kayıp şahıs sayısına ilişkin herhangi bir özel tespitte bulunmadığını savunmuştur. Dolayısıyla başvuran Hükümetin kimliği belirlenmemiş lehtarlar adına varsayımsal taleplerde bulunmasını meşru bulmamıştır. Kayıp şahısların yakınları, yukarıda bahsi geçen Brecknell-Birleşik Krallık davasında belirtilen esaslara göre usule ilişkin yükümlülüklerin yeniden başlatılmasını beklemelidir. Zamanın geçmesinden dolayı muhtemel lehtarların sayısı değişmiş; bazılarının hukuki menfaati ortadan kalkmış vs. olabilir. İlaveten net bir zarar hesabı yapmak zordur. Bu durum esasa ilişkin Karardan beri dokuz yıl boyunca işlem yapılmadığından daha da ciddileşmiştir, bunun sorumluluğu Türkiye'ye yüklenemez.
b. Karpaz Yarımadası Sakinlerine İlişkin İddialar
i. Kıbrıs Hükümeti
51. Kıbrıs Hükümeti 18 Haziran 2012 tarihli görüşünde sadece kayıp şahıslara yönelik olarak değil; aynı zamanda Büyük Daire tarafından tespit edilen Karpaz yarımadasındaki Kıbrıslı Rumların insan hakları ihlalleri nedeniyle de adil tatmin talep etmiştir. Bu yeni iddialar tam olarak Mahkeme tarafından tespit edilen Sözleşmenin 3., 8., 9., 10. ve 13. maddelerinin ve 1 No'lu Protokolün 2. maddesinin ihlali ile ilgiliydi. Kıbrıs Hükümeti bu yeni iddiaların 1 No'lu Protokolün 1. maddesi kapsamındaki mülkiyet haklarının ihlalini ilgilendirmediğini vurgulamıştır.
52. Bu bağlamda, Kıbrıs Hükümeti aşağıdaki taleplerde bulunmuştur:
"Karpaz sakinlerinin (yukarıda belirtildiği üzere) sadece haklarından mahrum kaldıkları tek bir ihlalin mağduru olmadığını, ancak yıllarca Devlet tarafından desteklenen ırka dayalı birçok ihlalin mağduru olduğunu dikkate alarak yukarıdaki ölçütler doğrultusunda kişi başına 50.000 pounddan az olmayacak makul bir manevi tazminata hükmedilmesi önerilmiştir. Mahkemenin, Türkiye'nin eylemlerinin Karpaz toplum bireylerinin onuruna saygı kavramını ihlal ettiği ve küçük düşürdüğü hükmüne vardığı hatırlatılmalıdır.
(1) Mahkeme, Türkiye'nin Temmuz 1974 ile Büyük Dairenin Mayıs 2001'deki Karar tarihi arasında Karpaz yarımadasında ikamet eden her Kıbrıslı Rum basma 50.000 pound ödemesine hükmetmelidir (bu durumda Kıbrıs, tutarları mağdurlara ya da onların mirasçılarına dağıtacaktır...);
(2) Mukimlerin sayısı Mahkeme kararından itibaren 6 ay içinde taraflar arasında kararlaştırılmalı ve anlaşmazlık durumunda mukimlerin ve mirasçılarının sayısı ve ikametleri hakkında yazılı kanıt veya görüşler temelinde Mahkeme Başkanı tarafından çözümlenmelidir."
ii. Türk Hükümeti
53. Türk Hükümeti ilk olarak Kıbrıs Hükümetinin talebini esasa ilişkin Kararın verilmesinden sonra on bir yıldan fazla sürede öne sürdüğünü vurgulamaktadır. İlaveten Kıbrıs Hükümeti muhtemel lehtarların sayısını belirlemek için çaba göstermemiştir. Son olarak Komisyonun raporunda sadece başvuru tarihinden önceki altı aylık süre zarfında gerçekleştiği iddia edilen ihlalleri inceleyebildiğim kararlaştırmış olmasına karşın başvuran Hükümetin iddiaları 1974'e dayanmaktadır.
54. Türk Hükümeti ayrıca Karpaz'daki yaşam koşullarının iyileştiğini ve "KKTC'de Kuzeyde yaşayan Kıbrıslı Rumlara açık işleyen bir mahkeme sisteminin de mevcut olduğunu açıklamıştır.
55. Türk Hükümetine göre 41.madde adil tatmin hakkı kazandırmaz ve (bizatihi bu hükmün metninde takdir yetkisi söz konusudur. Söz konusu dava bağlamında Mahkeme, Bakanlar Komitesi huzurunda devam eden yürütme sürecini göz önüne almalıdır. Son olarak, Sözleşme cezai tazminat hakkını güvence altına almaz; Mahkeme sürekli olarak bu talepleri reddetmiştir. Bu davada, davalı Hükümet Mahkemenin esasa ilişkin Karardaki ihlal tespitinin yeterli bir tatmin sağladığına karar vermesi gerektiği kanaatindedir.
2. Mahkemenin değerlendirmesi
56. Mahkeme, herhangi bir devletlerarası davada verilen tazminat hükmü bakımından da yerinde olan, Varnava vd. davasında verdiği genel hükmü yinelemiştir:
"Mahkeme maddi olmayan veya manevi zarara ilişkin olarak açık bir hükmün bulunmadığım gözlemlemiştir. Adil tatmine hükmetme hususunda Mahkemenin yaklaşımı davadan davaya gelişmekte, başvuranın bariz fiziksel veya psikolojik travma, acı veya ıstırap, sıkıntı, endişe, kızgınlık, haksızlık veya aşağılanma duygusu, uzun süreli belirsizlik, hayatı aksatıcı olay veya gerçek fırsat kaybından mağdur olduğu durumlar (...) ile başvuranın, Akit Devleti bağlayan bir kararda, toplum önünde haklı çıkarılmasının etkili bir tazminat biçimi olduğu durumları birbirinden ayırmıştır. Hukuk, usul ve uygulamaların Sözleşmenin standartlarını yerine getirmediği birçok davada böyle bir hüküm meseleyi yoluna koymak için yeterlidir... Fakat, bazı durumlarda ihlalin etkisinin başvuranın manevi refahım ciddi ölçüde etkileyen ve böylece daha fazlasını gerektirecek bir nitelikte ve derecede olabileceği göz önüne alınır. Böyle unsurlar bir hesaplama veya net bir nicelleştirme sürecine konu olamaz. Ayrıca Mahkemenin özel hukuka konu taraflar arasında zararı karşılayan tazminatların ve kusurların paylaştırılmasına yönelik olarak haksız muamele için başvurulan yerel mahkemeye benzer bir görevi yoktur. Mahkemenin yol gösterici ilkesi; sadece başvuranın durumunu değil ihlalin gerçekleştiği genel bağlamı da içeren tüm dava koşullarında neyin adil, hakkaniyete uygun ve makul olduğunun nesnel bir değerlendirmesini ve esnekliği de içine alan eşitlik ilkesidir. Mahkemenin manevi tazminata ilişkin ödeme hükümleri manevi zararın temel insan hakları ihlali sonucu oluştuğu ve geniş anlamda zararın şiddetine göre verildiği gerçeğini yansıtmaya yöneliktir; ayrıca bu hükümler Akit Tarafa mali rahatlık sağlamak veya Akit Taraf hesabına iyi niyetli olarak zenginleştirme amacını gütmez ve gütmemelidir.
Mahkeme ayrıca "başvuranların onlarca yıl belirsizliğe tahammül ettiğini, ki bu durumun onları derinden etkilemiş olduğunu" vurgulamıştır (aynı karar, § 225).
57. Bu hususlara Mahkeme yalnızca, esasa ilişkin kararda tespit edildiği üzere Sözleşmenin 3., 8., 9., 10. ve 13. maddeleri ile 1 No'lu Protokolün 2. maddesi uyarınca hakları ihlal edilen Karpaz sakinlerinin müzmin çaresizlik, sıkıntı ve endişe hisleri hakkında şüphe olmadığını ekleyebilir.
58. Davanın tüm ilgili koşulları göz önüne alındığında ve hakkaniyet temelinde değerlendirmesi yapıldığında, Mahkeme, söz konusu miktarlara uygulanabilecek her türlü vergi eklenmek üzere, kayıp şahısların hayatta olan yakınlarının uğradığı manevi zarar için 30.000.000 Avro ve Karpaz yarımadasındaki anklavın sakinlerinin uğradığı manevi zarar için 60.000.000 Avro tutarında Kıbrıs Hükümetine ödeme yapılmasının makul olacağı kanaatindedir. Söz konusu tutarlar, bu iki başlık altında esasa ilişkin kararda tespit edilen ihlallerin bireysel mağdurlarına başvuran Hükümet tarafından dağıtılacaktır (bkz. gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra, Uluslararası Adalet Divanının yukarıda bahsi geçen Diallo (Tazminat) davası Kararı).
59. Ayrıca Mahkeme, Sözleşmenin 46 § 2. maddesi uyarınca Mahkeme Kararlarının uygulanmasının denetlenmesinin Bakanlar Komitesinin görevi olduğunu hatırlatır. Mahkeme davanın belirli koşullarında, yukarıda anılan tutarların bireysel mağdurlara dağıtılması için etkili bir mekanizma kurulmasının Bakanlar Komitesi denetiminde Kıbrıs Hükümetine bırakılması gerektiği kanaatindedir. Dağıtım, davalı Hükümetin ödemeyi yaptığı tarihten itibaren on sekiz ay içinde veya Bakanlar Komitesinin uygun gördüğü herhangi bir süre içerisinde gerçekleştirilmelidir.
C. Gecikme faizi
60. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal borç faizi oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
II. KIBRIS HÜKÜMETİNİN "TESPİT KARARI" BAŞVURUSU
61. 25 Kasım 2011 tarihli başvurusunda Kıbrıs Hükümeti, Mahkemenin aşağıdaki "tespit kararını" kabul etmesini talep etmiştir:
"i) Türkiye'nin 46. madde uyarınca Kıbrıslı Rumların Kıbrıs'ın kuzeyindeki evlerinin ve mülkiyetlerinin yasa dışı bir şekilde satışı ve kullanımına izin vermekten, buna dahil olmaktan veya bunu kabul etmekten veya herhangi bir şekilde bu suça ortak olmaktan kaçınarak Kıbrıs - Türkiye Kararına uyması gerekmektedir;
(ii) Mahkemenin Demopoulos başvurusundaki kabul edilebilirliğe ilişkin kararı, 46. maddeden doğan söz konusu yükümlülüğü ortadan kaldırmaz."
62. Mahkeme, davalı Devletin 46. madde ve dolayısıyla uluslararası yükümlülükler uyarınca esasa ilişkin Karara uymakla yükümlü olduğunu değerlendirir. Davalı Devletin yukarıda anılan hüküm uyarınca yasal yükümlülüğünü yerine getireceği yolu seçmekte özgür olduğuna ve Mahkeme Kararlarının uygulanmasının denetiminin Bakanlar Komitesinin sorumluluğunda olduğuna ilişkin genel ilkeyi tekrar teyit eder.
63. Mahkeme, davalı Hükümetin her halükarda, esasa ilişkin Kararın ilgili hükümlerine resmi olarak bağlı olduğunun açık olduğu için Sözleşme uyarınca başvuran Hükümet tarafından talep edildiği şekilde bir "tespit kararı" verme yetkisi olup olmadığı hususunun incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir. Kıbrıslı Rum mülkiyet sahiplerinin Kıbrıs'ın kuzeyindeki mülkiyetlerine erişim ve kontrol etme, kullanma ve sahip olma ile mülkiyet haklarına müdahaleden ötürü her türlü tazminattan mahrum bırakılmaları nedeniyle Mahkemenin, 1 No'lu Protokolün 1. maddesinin devam eden ihlali olduğuna karar verdiği bu bağlamda hatırlatılmaktadır (esasa ilişkin kararın hüküm bölümünün III. kısmının 4. maddesi). Dolayısıyla Sözleşme uyarınca bağlayıcı olan ve henüz uyulmamış olan bu hükmün davalı Hükümet tarafından tam olarak hayata geçirildiğinden emin olmak Bakanlar Komitesinin görevidir. Mahkemenin görüşüne göre bu tür bir hayata geçirme, Kıbrıslı Rumların evlerinin ve mülkiyetlerinin yasa dışı bir şekilde satılması veya kullanılmasına ilişkin muhtemel izin, dahil olma, kabul etme veya herhangi bir şekilde suça ortak olma ile uyumlu olamaz. Ayrıca yukarıda anılan Demopoulos vs. davasında Mahkemenin vermiş olduğu, bireyler tarafından yapılan mülkiyet ihlali ile ilgili başvuruların iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedileceği yönündeki karar, Türkiye'nin devletlerarası davadaki esasa ilişkin kararın hüküm kısmının III. bölümünü yerine getirmesi meselesini tek başına ortadan kaldırmaz.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK MAHKEME,
1. Bire karşı on altı oyla, 10 Mayıs 2001 tarihli esasa ilişkin kararın açıklanmasından itibaren sürenin geçmesinin, başvuran Hükümetin adil tatmin taleplerini kabul edilemez kılmadığına karar vermiştir,
2. Bire karşı on altı oyla, kayıp şahıslarla ilgili olarak 41. maddenin mevcut davaya uygulanabileceğine karar vermiştir.
3. İkiye karşı on beş oyla, Karpaz yarımadasındaki anklavda yaşayan Kıbrıslı Rum halkı ile ilgili olarak 41. maddenin mevcut davaya uygulanabileceğine karar vermiştir,
4. İkiye karşı on beş oyla,
(a) Davalı Hükümetin, kayıp şahısların yakınlarının uğradığı manevi zarar için, üç ay içinde başvuran Hükümete uygulanabilecek her türlü vergiyi eklenmek suretiyle, 30.000.000 Avro (otuz milyon Avro) ödemesine;
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal borç faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
(c) yukarıdaki miktarın başvuran Hükümet tarafından Bakanlar Komitesi gözetiminde ödeme tarihinden itibaren on sekiz ay içerisinde ya da Bakanlar Komitesi tarafından uygun görülen başka bir süre içerisinde bireysel mağdurlara paylaştırılmasına karar vermiştir,
5. İkiye karşı on beş oyla,
(a) davalı hükümetin başvuran Hükümete üç ay içerisinde Karpaz Yarımadasında anklavda yaşayan Kıbrıslı Rum halkının manevi zararı için, uygulanabilecek her türlü vergiyi eklenmek suretiyle, 60.000.000 Avro (altmış milyon Avro) ödemesine;
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal borç faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
(c) yukarıdaki miktarın başvuran Hükümet tarafından Bakanlar Komitesinin denetiminde, ödeme tarihinden itibaren on sekiz ay içerisinde veya Bakanlar Komitesi tarafından uygun görülecek herhangi başka bir süre içerisinde bireysel mağdurlara dağıtılmasına karar vermiştir.
Karar İngilizce ve Fransızca dillerinde hazırlanmış olup 12 Mayıs 2014'te Strazburg'da İnsan Hakları Binasında yapılan kamuya açık duruşmada açıklanmıştır.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy