(AİHS. m. 3, 6, 35, 41 ) (AKDIVAR VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)(MCCANN VE DİĞERLERİ - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (AKSOY - TÜRKİYE DAVASI) (TEKİN VD. - TÜRKİYE DAVASI)
Başvuru No: 25803/94
Hollanda ve Fas vatandaşı olan başvuru sahibi, Selmouni kendisinin gözaltında iken maruz kaldığı kötü muameleden dolayı Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiği iddiasında bulunmuştur. Başvuru sahibi, ayrıca, polis memurları hakkında yapmış olduğu şikayetleri ile ilgili soruşturma işlemlerinin çok yavaş yürütüldüğünü, bunun da, yargılamanın makul bir süre içerisinde bitirilmesini öngören 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlali sayılması gerektiğini iddia etmiştir.
Hükümet, ilk olarak, başvuru sahibinin henüz iç hukuk yollarını tüketmediği itirazında bulunmuştur. Hükümet, ayrıca, yapılan muamelenin İnsanlık dışı ve aşağılayıcı olduğunu kabul etmekle birlikte, işkence olarak nitelenmemesi gerektiğini ileri sürmüştür. Madde 6 ile ilgili olarak da, Hükümet, davanın hukuki yönden kompleks bir dava olmadığını ve davanın gereğinden fazla sürdüğünü kabul etmiştir. Bununla beraber, hükümete göre, iddiaların oldukça ciddi olması ve hakkında dava açılan kişilerin statülerinin önem arz etmesi soruşturmanın ve yargılamanın özel bir şekilde yürütülmesi gereğini ortaya çıkarmış, bu da, neticede davanın uzamasına sebebiyet vermiştir. Sonuçta,
Mahkeme, oybirliğiyle,
1. Fransa Hükümetinin iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğuna dair ilk itirazının reddine,
2. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğine,
3. Davanın makul bir sürede bitirilmemesinden dolayı Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine,
4. Davayı kaybeden Fransız Hükümetinin, başvuru sahibine, 500.000 FRF tazminat ödemesine, 113,364 FRF yargılama giderleri ödemesine,
5. Başvuru sahibi tarafından adil yargılama yapılmadığından dolayı tazminat talebine ilişkin isteğinin reddine, karar vermiştir.
1. Hükümetin ilk itirazı- Madde 35- İç Hukuk Yollarının Tüketilmesi Mecburiyeti
Madde 35 in amacı, hak ihlallerini, Sözleşmenin kurumlarının önüne getirilmeden önce, Sözleşmeyi imza eden Devletlerce düzeltme imkanı sağlamaktır.(Örneğin bkz. Hentrich v. Fransa, 22 Eylül 1994 kararı, Seri A no. 296-A, s. 18, par.33, ve Remli v.Fransa, 23 Nisan 1996 kararı, Raporlar 1996-II, s. 571, par 33). Madde 13 ile sıkı bir yakınlığı olan bu kural, Sözleşmede korunan bir hak ihlal edildiğinde, iç hukukta etkili bir çözüm yolu olduğu varsayımına dayanır. Sözleşme tarafından tesis edilen koruma mekanizması, insan haklarını güvence altına alan milli sistemi tamamlayıcı ve destek olucu bir niteliğe sahiptir.(Bkz. Handyside v. Birleşik Krallık (İngiltere) 07 Aralık 1976 kararı, Seri A no. 24, s. 22, par. 48, ve Akdıvar ve diğerleri v Türkiye, s. 1210, par.65) Mahkemeye çözüm için getirilmesi düşünülen şikayet -öz ve esas itibari ile- öncelikle iç hukukta belirlenen şartlar ve zaman sınırı içerisinde iç hukuk makamlarına iletilmelidir. (Bkz. Cardot v. Fransa 19 Mart 1991 kararı, Seri A no. 200, s. 18, par. 34). (par.74)
Bununla beraber, madde 35'in tüketilmesini istediği iç hukuk çözüm yollarının, ihlali iddia edilen hakla ilgili olmasının yanı sıra kullanılması mümkün ve tatmin edici olması gerekir. Diğer bir ifade ile, bu çözüm yolları yalnızca teoride değil pratikte de mevcut (herkesin kullanımına açık ve etkili) olmalıdır. Çözüm yollarının pratikte de herkesin kullanımına açık ve etkili olduğunu ortaya koyma davalı Devlete düşmektedir. (Bkz.i diğer kararlar yanında, Vernillo v. Fransa, 20 Şubat 1991 kararı, Seri A no. 198, s. 11-12, par. 27; Akdıvar ve diğerleri v. Türkiye, s. 1210, par.66; ve Dalia v. Fransa, 19 Şubat 1998 kararı, Raporlar 1998-I, s. 87-88, par. 38). Buna ilaveten, "uluslararası hukukun kabul ettiği genel ilkelere göre", başvuru sahibini iç hukuk yollarını kullanmaktan muaf tutan özel şartlar olabilir. (bkz. Van Oostenvijck v. Belçika, 6 Kasım 1980 kararı, Seri A no. 40, s. 18-19, par. 36-40). (par.75)
Madde 35, ispat külfetini taraflara dağıtmaktadır, iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia eden Hükümet, başvurunun yapıldığı tarihte, var olan çözüm yolunun hem teoride ve hem de uygulamada etkili ve tatmin edici olduğunu ispat etmek zorundadır. Diğer bir ifade ile, tüketilmesi gereken çözüm yolu, herkes için işler ve yapı itibari ile bir başvuru sahibinin şikayet konusunu giderici ve çözüm üretici olması gerekir. Hükümet bu noktalarda çözüm yolunun tatmin edici olduğunu ispat ettikten sonra, ispat yükü başvuru sahibine geçmektedir, (par.76)
Madde 35 hükmü, her olaya hassas bir şekilde, aşırı formaliteye kaçmaksızın ve esnek bir şekilde uygulanmalıdır. (Bkz. Cardot kararı, s. 18, par. 34). Mahkemeye göre, iç hukuk yollarının tüketilmesi zorunluluğu kuralı, ne mutlak bir kuraldır ne de her olaya otomatik uygulanır; kurala gerçekten uyulup uyulmadığı, her kişisel davanın özel şartlarına göre özel değerlendirilmelidir. (Bkz., Van Oosterwijck kararı s.17-18, par. 35) Bunun anlamı, başka şeyler arasında, Mahkeme, yalnızca Sözleşmeyi imzalayan ilgili Devletin hukuk sisteminde mevcut olan resmi çözüm yollarına başvurulup başvurulmadığı gerçeğini araştırmaz. Aynı zamanda, genel kural ve bu kuralın politik sistem içinde işlerliği ile başvuru sahibinin içinde bulunduğu kişisel şartları araştırır. (Bkz., Akdıvar ve diğerleri v. Türkiye, s. 1211, par. 69). (par.77)
2. Madde 3 - Kötü Muamele Yasağı
Olayla ilgili bilgilerin ortaya çıkarılması ve doğruluğunun ortaya konması birincil olarak Komisyonun görevidir. (Eski madde 28/1 ve madde 31) Mahkemenin yetkisini kullanarak olay hakkındaki değerlendirmeleri kendisinin yapması çok istisnai şartlarda kullanılır. Bununla beraber, Mahkeme, Komisyonun bir olay hakkında ortaya koyduğu bulgularla bağlı olmayıp önündeki bilgi ve belgelere göre kendisi farklı değerlendirmelerde bulunmakta serbesttir. ( Örneğin, bkz. Cruz Varas ve Diğerleri v. İsveç, 20 Mart 1991, Seri A no. 201, s. 29, par. 74; McCann ve Diğerleri v. Birleşik Krallık), 27 Eylül 1995, Seri A no. 324, s. 50, par. 168; ve Aksoy v Türkiye, s. 2272, par. 38). (par.86)
Bir kimse polisçe sağlıklı olarak gözaltına alınır fakat serbest bırakıldığında yaralı olduğu tespit edilir ise, o kişinin nasıl yaralandığı hususunda mantıklı ve kabul edilebilir bir açıklama getirme yükümlülüğü o Devlete aittir. Bu açıklamanın getirilememesi 3. madde ihlalini gündeme getirecektir. (Bu konuda bkz. Tornan v. Fransa, 27 Ağustos 1992 kararı, Seri A no. 241-A, s. 40-41, par. 108-111, ve Ribitsch v. Avusturya, 04 Aralık 1995 kararı, Seri A no. 336, s. 25-26, par. 34). (par.87)
Madde 3, demokratik toplumların en temel değerlerinden birisini içerip korumaktadır. Sözleşmenin bu maddesi, hatta çok zor şartlarda, mesela terörizm ve organize suçlara karşı sürdürülen mücadelede bile, işkence, İnsanlıkdışı ve aşağılayıcı muamele ve cezanın kullanılmasını mutlak olarak yasaklamaktadır. Madde 3, Sözleşmenin ana metninde ve protokollerinde yer alan bir çok maddeden farklı olarak, bir istisna içermediği gibi, bu maddenin bir ulusun varlığını tehdit eden olağanüstü hallerde madde 15/2 gereği askıya alınması da mümkün değil-dir. (Bkz., İrlanda v. Birleşik Krallık kararı s. 65, par. 163; Soering v Birleşik Krallık kararı, s.34-35, par. 88 ve Chahal v Birleşik Krallık kararı, 15 Kasım 1996, Raporlar 1996-V, s. 1855, par. 79). (par.95)
Bir kötü muamelenin işkence sayılıp sayılmaması gerektiği konusunda, Mahkeme, 3. maddede belirtilen işkence ile İnsanlıkdışı ve aşağılayıcı muamele arasındaki bir ayrım yapmakta, yapılan kasti muamelenin işkence sayılması için, muamelenin çok ciddi bir acı verme ve zalimane bir nitelik taşıması özelliklerinin varlığını şart koşmaktadır (bkz., İrlanda v. Birleşik Krallık kararı s. 66-67, par. 167). (par. 96)
26 Haziran 1987'de yürürlüğe giren İşkence ve Başka Zalimane; İnsanlıkdışı veya Onur Kırıcı Davranış ya da Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin (İÖBMS) 1 ve 16. maddelerinde de bu tür bir ayırım görülmektedir, (par. 97)
3. Madde 6-Adil Yargılanma Hakkı
Yargılama süresinin makullüğü, olayın kompleksliği, başvuru sahibinin ve ilgili yetkililerin dava boyunca gösterdiği tutum ve davranışları dikkate alınarak her olayın kendi şartlarına göre özel değerlendirilmelidir. (Bkz., Vernillo kararı, s. 12-13, par. 30; yine bkz. Acguaviva v. Fransa kararı 21 Kasım 1995, ve Seri A no 333-A, s. 15-16, par. 53). (par. 112)
DAVANIN ESASI
PROSEDÜR
1. Başvuru, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu (Komisyon) ve Hollanda Hükümeti tarafından 16 Mart 1998 ve 14 Nisan 1998 tarihlerinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) eski madde 32/1. fıkra ile madde 47 ye göre, Sözleşme madde 19 a göre kurulan Mahkemeye intikal ettirilmiştir. Başvurunun esası, Fransa Cumhuriyeti Hükümetine karşı, Sözleşmenin eski madde 25 hükmüne göre Hollanda ve Fas vatandaşı olan Ahmet SELMOUNI tarafından, 28 Aralık 1992'de Komisyona yapılan 25803/94 sayılı başvurudur.
Komisyonun isteği, Fransa Devletinin Mahkemenin zorunlu yargılama yetkisini tanıdığı (eski madde 46), Sözleşmenin eski maddeleri 44 ve 48'e istinaden yapılmıştır. Hollanda Hükümetinin başvurusu ise, Sözleşmenin eski madde 48'e dayanmaktadır. Mahkemeye başvuru ve Mahkemeden istenilen hususun amacı, hakkında dava açılan Devletin hareketlerinin, Sözleşmenin madde 3 ve madde 6/1. fıkra hükümlerini ihlal edip etmediğini açıklığa kavuşturmaktır.
2. Mahkemenin, Sözleşmenin eski madde 33/3 (d) ye göre yaptığı soruşturmaya cevap olarak başvuru sahibi, başlatılan yargılamaya katılmak ve kendisini bir avukat aracılığıyla temsil ettirmek istediğini belirtmiştir.
3. R. Bernhardt Sözleşmenin eski madde 43 ve 21 hükümlerine göre kurulmuş olan Büyük Daire Başkanı olarak özellikle 11 Nolu Protokolün yürürlüğe girmesinden önceki usul problemleri ile ilgili olarak Fransız Hükümetinin görevlileri, başvuru sahibinin avukatı ve Komisyon delegeleriyle görüş alışverişinde bulunmuştur. Bu müzakere sonucunda Yazı işleri Müdürlüğü başvuru sahibinin 27 Kasım 1998 tarihli talebini, Fransa Hükümeti ile Hollanda Hükümetinin 7 Aralık 1998 tarihli yazılarını işleme almıştır.
4. 11 Nolu Protokolün 1 Kasım 1998'de yürürlüğe girişinden sonra, madde 5/5 fıkrada yer alan şartlara ve devamına göre, başvuru Büyük Daireye aktarılmıştır. Büyük Daire, J.-P. Costa, Fransa Hükümetinin görüşü alındıktan sonra Fransa'yı temsilen, (Sözleşme madde 27/2; ve Mahkemenin Kurallarından madde 24/4'e göre) L. Wildhaber, (Başkan), E. Palm, Mahkemenin Başkan Yardımcısı, M. Fischbach, Daire Başkan Yardımcısından (Sözleşme madde 27/3, Mahkeme Kuralları madde 24/3 ve 5 (a)). Büyük Kurulu tamamlamak için atanan diğer üyeler L. Ferrari Bravo, L. Caflisch, P. Kuris, W. Fuhrmann, K. Jungwiert, M. Zupancic, N. Vajic, J. Hedigan, W. Thomassen, W. Thomassen, T. Panöru, E. Levits ve K. Traja, (Sözleşme madde 24/3 ve Mahkeme Kuralları madde 100/4) oluşmuştur. Sonradan yedek hakimler G. Bonello ve R. Manıste, Palm ve Levits ile yer değişmişlerdir. İleriki aşamalarda davada yer almamışlardır (madde 24/5 (b))
5. Mahkemenin daveti üzerine (Mahkeme Kuralları madde 99'a göre), Komisyon üyelerinden birisi D. Svaby, Büyük Dairedeki yargılamada yer almıştır.
6. Başkanın kararına uygun olarak, duruşma Strazburg'daki İnsan Hakları Binasında 18 Mart 1999'da yapılmıştır. Mahkemede
(a) Fransa Hükümetini temsilen,
J.-P. Dobelle, (Dışişleri Bakanlığı Hukuk İşleri Müdür Yardımcısı)
M. Dubrocard, (Dışişleri Bakanlığı Hukuk İşleri Bölümü, İnsan Hakları Dairesi Müdür Yardımcısı)
F. Doublet, (İçişleri Bakanlığı Medeni Hak ve Özgürlükler ve Hukuk İşleri Bölümü Başkanlığı Karşılaştırmalı Hukuk ve Uluslararası Hukuk Şubesi Başkanı,)
J.-C. Muller, (Adalet Bakanlığı Ceza ve Af işleri Bölümü, Danışman)
(b) Başvuran tarafı temsilen,
M.-A. Canu-Bernard, (Avukat, Paris Barosu)
(c) Komisyonu Temsilen,
D. Svaby, (Üye)
Bulunmuşlardır.
Mahkeme, Svaby, Canu-Bemard ve Dobelle tarafından yapılan açıklamaları dinlemiştir.
OLAYLAR
7. 1942 doğumlu Selmouni, Hollanda ve Fas ülkesi vatandaşıdır ve halen Montmedy (Fransa) cezaevinde yatmaktadır.
A. Şikayetin esası ve şikayet dosyasının içeriği
8. 20 Kasım 1991 de polis, Bobigny yerel Ağır Ceza Mahkemesi, soruşturma hakimi, de Larosiere'nin verdiği bilgiler ışığında düzenlediği arama emri üzerine, uyuşturucu madde kaçakçılığı ile ilgili olarak Geray Tarek, Dominique Keledjian ve Bay Keledjian'nın kız arkadaşını yakalamıştır. Dominique Keledjian kendi rızasıyla gönüllü olarak vermiş olduğu ifadede, elindeki eroinleri Amsterdamda "Gaby" diye bilinen birinden aldığını ve onun bu eroini gizli olarak, Fransa'ya birkaç sefer getirmede kendisine yardım ettiğini söylemiştir. Keledjian, polisin başvuru sahibi Bay Selmouni'yi bulmasına ve tespitine yardımcı olan Amsterdam kaynaklı bir telefon numarasını vermiştir.
9. 25 Kasım 1991 de polis, Bay Selmouni'yi gizli takip sonucu Paris'te bir otelde yakalamıştır. Selmouni, Dominique Keledjian ve kız arkadaşı tarafından teşhis edildikten sonra kendisinin, Dominique Keledjian ile hazır giyim ticareti işleri yaptığını ifade etmiştir. Uyuşturucu kaçakçılığı ile ilgili her türlü münasebetini inkar etmiştir.
10. Selmouni, 25 Kasım 1991 günü saat 20:30'dan, 28 Kasım 1991 günü 19:00'a kadar göz altında kalmıştır. Bobigny'de Seine-Saint-Denis Kriminal Soruşturma Bölümünden ("SDPJ 93") gelen polislerce sorgulanmıştır.
11. Selmouni, ilk olarak, 26 Kasım 1991 günü saat 00.40'dan 01.30'a kadar sonradan şikayetçi olduğu polis memurlarınca sorgulanmıştır. Sorgulandıktan ve tekrar mahkeme nezarethanesine konulduktan sonra Selmouni, baş ağrısı nöbetleri geçirmeye başlamıştır. Nezarethane görevlisi onu saat 03.15'de, Bondy de bulunan Jean Verdier Hastanesi acil servisine götürmüştür. Acil servis bölümü tarafından aşağıda belirtilen incelemeler yapılmıştır,
"26 Kasım 1991 sabaha karşı saat 03.15'de muayene edilen Selmouni, kendisine kötü muamele yapıldığı şikayeti ile servise başvurmuştur. Yapılan muayenede her iki kolunda çeşitli harici çürükler ve yaralar tespit edilmiştir. Yüzün sol tarafında yine çürükler mevcuttur. Boğazının sol yanında çürükler vardır. Başın tepe kısmında morartı izleri bulunmaktadır. Derin nefes almalarda göğüs ağrıları artmaktadır. Nörolojik incelemede herhangi bir anormallik gözlenmemiştir."
12. Sorgu hakimi, 26 Kasım 1991'de gözaltı süresini 48 saat uzatmıştır. Selmouni, aynı gün saat 16.40'tan 17.10'a kadar, saat 19.00'da, saat 20.00'dan 20.15'e kadar ve saat 22.25'den 23.30'a kadar sorguya çekilmiştir. Aynı gün, Selmouni'yi muayene eden Dr Aoustin "Sol göz kapağına doğru, sol kolda ve sırtın aşağı kısmında morartılar ve başta ağrılar" tespit etmiştir.
13. 27 Kasım 1991 günü Selmouni saat 11.00'dan 11.40'a kadar sorgulanmıştır. Aynı gün Dr. Aoustin tarafından tekrar yapılan muayenesinde aşağıdaki notlar düşülmüştür: "Sol göz kapağında, sol kolda ve sırtta aşağı kısımda çürük izleri. Başın tepe kısmında morartı. Bir gün önce hiçbir şey yememiş, şikayetleri sürmektedir."
14. 28 Kasım 1991 de saat 9.30'dan 10.15'e kadar sorgulandıktan sonra Selmouni tekrar Dr. Aoustin tarafından muayene edilmiştir. Verilen raporda şunlara değinilmektedir: "Sol göz kapağında, sol kolda ve sırtta aşağı kısımda çürük izleri. Başın tepe kısmında morartı. Şu an için tedaviye gerek yoktur."
15. 29 Kasım 1991 de saat 11.30'da başvuru sahibi, pratisyen hekim Dr. Edery tarafından muayene edilmiştir. Doktor, Selmouni'nin isteği üzerine başvuru sahibinin saldırıya uğradığı şikayetlerini belirten bir rapor yazmıştır. Rapor şunları içermektedir: "Baş ağrıları, sağ ve sol göz altında, kollarda, sırt kısmında, boğazda, sağ ve sol baldırlarda ve sol dizde morartılar. vücudunun tamamında ağrılar."
16. Aynı gün, başvuru sahibi, sorgu hakiminin önüne çıkarılmıştır ve hakim, başvuru sahibinin, tehlikeli uyuşturucu madde mevzuatına karşı işlenmiş suçlardan dolayı tutuklanmasına karar vermiştir. Sorgu hakiminin karşısına ilk çıkışında, sorgu hakimi kendi inisiyatifini kullanarak, polis nezaretinde iken kötü muameleye maruz kaldığını iddia eden Selmouni ve aynı suçlarla suçlanan, 26 Kasım 1991'de yakalanan bir başka şahıs olan Abdelmajid Madi'yi muayene etmesi için Paris Temyiz Mahkemesinde adli tıp uzmanı olan Dr. Garnier'i görevlendirmiştir.
17. 2 Aralık 1991 günü, başvuru sahibi, Reury-Merogis Cezaevi doktoru Dr. Nicot tarafından muayene edilmiştir. Selmouni'nin isteği üzerine hazırladığı sağlık raporunda, doktor, aşağıdaki tespitlerde bulunmuştur, "...kalça ve baldırlara doğru geniş morartılar ve göz çevresinde ciddi morartılar. Hasta sol gözünde görüş bozuklukları olduğunu söylemektedir."
18 .7 Aralık 1991 de sorgu hakimi tarafından görevlendirilmiş uzman hekim Dr. Gamier, başvuru sahibini hapishanede muayene etmiştir. Başvuru sahibi doktora aşağıdaki açıklamalarda bulunmuştur;
"25 Kasım 1991 günü 09.00 sıralarında sokakta polis tarafından durduruldum. O sırada herhangi bir problem yoktu. Kalmakta olduğum otele götürüldüm. Sivil kıyafetli yaklaşık altı polisten birisi sol şakağıma vurdu. Daha sonra Bobigny Polis Karakoluna götürüldüm. Yaklaşık 10.00 dolaylarında karakolun birinci katına götürüldüm ve yaklaşık sekiz kadar kişi bana vurmaya başladı. Dizlerimin üzerine çökmek zorunda bırakıldım. Bir polis memuru saçlarımdan çekerek beni ayağa kaldırdı. Bir diğer polis memuru ise elinde beyzbol sopasına benzer bir sopayla başıma tekrar tekrar vurdu. Bir diğeri de sırtıma tekme ve yumruk atmaya devam etti. Sorgulama duraklamaksızın bir saat kadar sürdü. Gece muayene edilmek istedim. Baş ve göğüs filmleri çektirdiğim hastaneye götürüldüm. Ertesi gün bir sorgulamanın ardından saat 21.00'de tekrar dövüldüm ve bu saat 02.00'a kadar devam etti. Fleury'ye ulaştığımda bir sağlık muayenesinden geçtim."
19. Doktor, raporunda şunlara yer vermiştir:
- "sol göz kapağı altında 2 cm genişliğinde kan toplanması, neredeyse tamamen iyileşmiş koyu morluk,
- sol göz kirpiklerinin devamında yaklaşık 1 cm. uzunluğunda kalın çizik,
- sağ tarafta kan toplanması, neredeyse tamamen iyileşmiş,
- sol kolda çok sayıda deri soyulması(bunlardan alo tanesi geniştir), neredeyse tamamen iyileşmiş,
- sağ kolda iki S cm uzunluğunda deri soyulması-muhtemelen çizik,
- sağ elin dışında 0,5 cm'lik deri yarası,
- göğsün arka tarafında sağ kürek kemiği üzerinde kan toplanması,
- göğsün sağ kısmında bir kan toplanması,
- sol göğüs üzerinde 10x5 cm genişliğinde şiddetli kan toplanması,
- karın bölgesinde göğüs kafesine yakın yerde 5x3 cm genişliğinde kan oturması,
- karaciğer üstünde morartı, çürük,
- sol memesinin 5 cm. altında göğüs kafesi üstünde kan pıhtılaşması,
- sol koltuk altında 5x3 cm genişliğinde morartı,
- sağ köprücük kemiği bölgesinde morartı,
- sağ baldırda morartı,
- sol baldırda 10x5 cm. genişliğinde morartı,
- sol baldırda (bacağın üst kısmı) önünde 5x1 cm. genişliğinde morartı,
- sağ ayak bileğinde ön kısımda vurmadan kaynaklanan yukarıdan aşağı deri yırtılması, çiziği,
- sağ ayağın arka kısmında şişlik, şişme ve ayağın arka kısmında deri çiziği, çürümesi,
- sağ bacağın ön aşağı kısmında iyileşmeye yüz tutmuş beş tane harici yaralar,
- sol elin dış kısmı (sırtı) iki tarafında iyileşmeye yüz tutmuş deri çürüğü,
- hasta, Fleury'ye getirildiğinde cilt tedavisi için kendisine cilt kremi verildiğini ve ağrılarının dindirmek için de ağrı kesici ilaçlar verildiğim ifade etmiştir,
- başında ve sol göz çukurunda bir yara yoktur."
20. Raporun sonuç kısmı ise şöyledir:
"SONUÇ: Bay Selmouni, polis nezarethanesindeyken kötü muameleye maruz kaldığını belirtmiştir. vücudundaki gözaltında kaldığı zamana denk gelen travmatik yara berelere rastlanmıştır.Bu yaralar iyileşmektedir."
21. Başvuru sahibin hakkında açılan davanın dosyasına bu rapor eklenmiştir. 11 Aralık 1991 de sorgulama hakimi dosyayı Savcılığa yollamıştır.
22. 08 Eylül 1992 tarihli bir emirle sorgulama hakimi başvuru sahibini yargılanmak üzere ceza mahkemesine sevk etmiş ve tutuklanmasını istemiştir.
23. 17 Şubat 1992 günü Bobigny Mahalli Ağır Ceza Mahkemesi Savcılığı ilgili polis memurlarının sorgulanması için Milli Polis Müfettişliğine bilgi vermiştir.
24. Fleury-Merogis Hapishanesinde Milli Polis Müfettişliğinden bir müfettiş tarafından, başvuru sahibinin, 1 Aralık 1992 tarihinde ifadesi alındığında başvuru sahibi aşağıda belirtilen ilk şikayetlerini tekrarlamıştır.
".... 25 Kasım 1991 günü saat yaklaşık 20.30 dolaylarında kalmış olduğum otelin, Paris'teki Gare du Nore yakınlarındaki Terminus Nord, civarında iki veya üç sivil kıyafetli polis tarafından yakalandım. Beni, enseme iki silah namlusu dayayarak bir duvara yaslandırdılar. Yakalanmama karşı koymadım ve mücadele etmedim. Siz bana 27 Kasım 1992 günü sorgulamamda yakalanma sırasında kaçmaya teşebbüs ettiğimi itiraf ettiğimi hatırlatıyorsunuz. Bunu kabul etmiyorum. Bir kere ben, polisçe sorgulanmam sırasında, onlara böyle bir şey söylemedim. Buna ilave olarak düzenlenen tutanağı hiç okumadan imzaladım. Bir polis memuru serbest bırakılırken bana yakalamaya karşı koyduğumu tutanakta bana imzalattığını söyledi. Yakalandığımda yalnızdım ve hemen sonra benim otelde kaldığım odaya götürüldüm ve odam arandı. Benden başka iki polis memuru da oradaydılar.
Onlar odamı ararlarken gruptaki en genç polis memuru, sol yanıma yumruklarla vurdu. Odamı aramayı bitirince Bobigny'de Uyuşturucu Maddeler Araştırma Grubu Merkezine ve birinci veya ikinci katta bir ofise götürdüler. Tüm bana ait şeylerin alındığı vücut aramasına tabi tutulduktan sonra beş polis memuru tarafından yapılan sorgulamam başladı. Onlardan birisi, ki, ekibin amiri gibi görünüyordu, beni diz üstü çökertti ve saçımdan çekmeye başladı, bir diğeri de bu sırada bir beyzbol sopasına benzer bir sopayla kaburgalarıma vuruyordu. Sonra o kişi elindeki sopayla başıma sıklıkla vurmaya başladı. Diğer üç polis memuru, bana yumruklar atarak ve birkaçı ayaklarımın üzerine basarak ve bacaklarımı kıvırarak bu işe aktif olarak katıldılar. Bobigny polis karakoluna, yaklaşık saat 22.00 sıralarında vardığımı hatırlıyorum. Anlattığım muameleler saat 01.00'a kadar devam etti. ilk sorgulamayı müteakiben, nezarete konulduğum binadaki zemin katında bulunan üniformalı bir polise teslim edildim. Almış olduğum darbelerden dolayı başım ve kaburgalarım ağrıyor, sızlıyordu. Durumu oradaki polis memurlarına anlattım ve gece vakti, karakolun bulunduğu bölgedeki bir hastaneye götürüldüm. Fakat hangi hastane olduğunu bilemiyorum. Hastanede muayeneden geçirildim, filmlerim çekildi, sonra tekrar karakola götürüldüm. Fakat bu götürüldüğüm yer ilk götürüldüğüm polis karakolu değildi. Resmi giysili polis memurları bana yeterince nazik davrandı. Ertesi sabah, ikinci kez sorgulanmadan önce, Uyuşturucu Maddeler Araştırma bürosunda, bir doktor tarafından tekrar muayene edildim. Muayene eden doktor, polislerin yaptıkları acımasızca muameleden kaynaklanan iz ve morartılan vücudumda kolaylıkla görebiliyordu. 26 Kasım 1992 de, aynı gün, defalarca, birçok -sayılan üç veya dört idi- polis tarafından tekrar sorgulandım. Sorgulama zamanın sanırım 10.00 idi. O sorgulanmam sırasında saçımdan tutup çektiler, tekmelediler ellerindeki sopalarla vurdular. Aynı günün akşamı, birinci katta daha az personelin bulunduğu bir sırada bana karşı oldukça acımasız olan yaklaşık altı polis memuru tarafından tekrar sorgulanmaya alındım. Yumruklandım, tekmelendim ve cop ve sopalarla dövüldüm. Hepsi de hakaret ve saldırılarını, saat 01.00'a kadar sürdürdüler. Bu kötü muamele sanırım saat 19.00 sıralarında başlamıştı. Beni bir noktadan sonra dışarı çıkarttılar, orası dairenin uzun bir koridoru idi, orada grubun amiri olduğunu sandığım bir polis memuru beni saçımdan yakaladı koridor boyu saçımdan çekerek koşturdu, bu sırada diğer polisler koridorun karşısında idiler, ben oraya varınca hep birlikte tekmeliyorlardı. Sonra beni bir kadının da oturduğu bir odaya aldılar ve yere çömelttiler. O kadına "Bak! Sen şimdi birisinin şarkılar söyleyeceğim işiteceksin" derken aynı zamanda saçımdan çekiyorlardı. Orada yaklaşık on dakika kadar kaldım. Kadının kim olduğunu tanımlayamam, fakat genç birisine benziyordu. Sonra tekrar koridora çıkarıldım, o sırada polis memurlarından birisi penisini çıkarmış, bana doğru söylenerek geliyordu; "Bak buraya, yala bunu!" O sırada ben dizlerimin üstüne çökertilmiştim. Ağzımı kapalı tutarak teklifini reddettim. Çünkü tam o sırada polis memuru, penisini dudaklarıma kadar getirip dayamıştı. Ben reddedince, arkadaşlarından birisinin teklifi Üzerine, polis memuru üzerime işedi. Bu muameleden sonra, bir odaya alındım ve şayet konuşmayacak olursam vücudumu yakacaklarını söyleyerek tehdit ettiler. Bu tekliflerini de reddedince, onlar iki mavi gaz şişesine (tüpüne) bağlı gaz lambasını yaktılar. Yere oturtturdular ve yanan o iki lambayı ayakkabılarımın olmadığı ayaklarımdan yaklaşık bir metre uzağa yerleştirdiler. Bu sırada bana vuruyorlardı. Bu kötü muamelenin ardından, bana enjekte etmekle tehdit ettikleri bir iğne şırıngası çalkaladılar. Onların bu hareketini görünce gömleğimin kolunu yırttım ve "Kolaysa gelin yapın ama yapamayacaksınız" dedim- Tahmin ettiğim gibi onlar da bu tehditlerini gerçekleştirmeye cesaret edemediler. Benim bu reaksiyonum polislerin bana yeni bir şiddet uygulamalarına neden oldu ve tekrar kötü muameleye tabi tutuldum. Polis memurları yaklaşık on beş dakika kadar beni kendi halime bıraktılar, sonra onlardan birisi "Siz Araplar sin-kaf edilmekten hoşlanırsınız." dedi. Beni tutup kaldırdılar, soydular ve onlardan birisi küçük, siyah bir copu anüsüme soktu. Not: Bay Selmouni bu olayı anlatırken ağlamaya başladı. Size bu anlattıklarımın çok ciddi şeyler olduğunu biliyorum fakat bunlar tümüyle gerçektir. Yapılan o kötü muameleden gerçekten acı çektim. O cinsel tacizden sonra tekrar nezarethaneye konuldum. Ertesi gün bir doktor tarafından muayene edildim. O durumumu açıkça gözlemleyebiliyordu. Doktora polislerin bana saldırdıklarını söyledim ve hatta kendisinden polislere bana yaptıktan işkenceyi durdurmalarım söylemesini istedim. Size az önce anlattığım bu şiddet 25-26 Kasım ve 26-27 Kasım 1991 geceleri yapılmıştır. Bundan sonra sorgu hakimine çıkarılana kadar ara sıra tekrar yumruklandım. Sorgu hakimi önüne getirilmeden önce, polisler bana çok kibarca davrandılar, hatta kahve ikram edecek kadar kibarlaştılar. Bana ait eşya ile ilgili tutanakları imzaladığımda, bana ait olan 2.800 Gulden ve bir Dupont marka çakmağımın kaybolduğunu fark ettim. Bu konuyu görevli olduğunu düşündüğüm bir polise söyledim. O, "Kahretsin, yine mi" dedi ve olay orada kapandı. Çakmağın üzerinde A.Z. harfleri yazılı idi. Beni döven altı polis memurunu tanıyabilirim. Her birisinin kötü muamelede nasıl bir rol aldıklarını da anlatabilirim. Grubun amiri polis hafif kel idi. Bana penisini gösteren ve anüsüme sopayı sokan polis memuru, orta boylu ve oldukça zayıf ve 30-35 yaşlarında düz saçlı birisiydi. Sorgu hakiminin huzuruna çıkarılır çıkarılmaz, hakime şunları anlattım: işkenceye maruz kaldım ve birkaç gün sonra da tutukevindeyken muayene edildim. Bununla birlikte aynı gün sorgu hakimi huzuruna çıkarılmadan önce Bobigny mahkemesi nezdinde bir doktor tarafından da muayeneden geçirildim. Bir aydan beri bir avukatım vardı ve ona, polis nezaretindeyken maruz kaldığım muameleleri, anlattım. Tutukevine vardığımda tecavüz ve işkencenin izleri tüm vücudumu kaplamıştı ve şimdi gözlerimde görme sorunu mevcuttur, işkence yapan polislerden şikayetçiyim."
25. Sorgulama kayıtlan işlemlerin bir parçası olarak B.92.016.511/4 kayıt numarasıyla Bobigny Savcılığına 2. Aralık 1992 de gönderilmiştir.
26. Bobigny 13. Ceza Mahkemesi, 7 Aralık 1992 de verdiği kararla başvuru sahibini 15 yıla hapse mahkum etmesinin yanı sıra Fransa topraklarından sürekli sınır dışı edilmesine karar vermiş, ayrıca, gümrük yetkililerinin açtığı davaya dayanarak da diğer suç ortağı ile birlikte müştereken toplam 24 milyon Fransız Frangı para cezasına çarptırmıştır. Paris İstinaf Mahkemesinden verilen 16 Eylül 1993 tarihli bir kararla hapis cezası 13 yıla indirilmekle beraber bidayet mahkemesinin verdiği karardaki diğer hususlar onaylanmıştır. 27 Haziran 1994 tarihli kararında İstinaf Mahkemesi, başvuru sahibinin temyiz talebini reddetmiştir.
27. Bay Selmouni, maruz kaldığı işkencelerden dolayı, tutukluluğu boyunca Hotel-Dieu Hastanesine düzenli aralıklarla tedavi görmüştür.
B. Soruşturma İşlemleri
28. 1 Şubat 1993'de, başvuru sahibi cezai ve hukuki konulan içeren bir şikayette bulunmuştur. Bu şikayetinde, "25-29 Kasım 1991 tarihleri arasında polis memurlarının resmi görevlerini yerlerine getirirlerken gerçekleştirdikleri çeşitli hukuk dışı eylemlerden dolayı sekiz gün iş ve güce engel olucu şekilde kendisine kötü muamelede bulunulduğunu, beysbol sopasıyla dövüldüğünü ve bu nedenle vücudunun muhtelif yerlerinin yaralandığını, cinsel taciz yapıldığını, sol gözünün tam olarak görme yeteneğini yitirmesinden dolayı sürekli sağlığına engel arazların meydana geldiğini, birden fazla kişi tarafından ırza geçme teşebbüsünde bulunulduğunu" belirtmiştir.
29. 22 Şubat 1993 günü B.92.016.5118/4, sayılı yazısıyla Bobigny Savcılığı, müşteki Selmouni'nin şikayeti hakkında bir soruşturma açılmasını istemiştir. Benzeri bir şikayet de aynı sebeple yakalanan diğer sanık Bay Madi tarafından da yapılmıştır. Her ikisi de şikayetlerinde, bilinmeyen bir veya birden çok kişi tarafından işkenceye tutuldukları, savunmasız kişilere (kendilerine) sopayla vurularak yaralandıkları, ahlak dışı davranışlara maruz bırakıldıklarını dile getirmişlerdir. Şikayet, başvuru sahibi tarafından 01 Şubat 1993 tarihinde yapılmış ve 15 Mart 1993 de kayda geçmiştir. Bu başvuruların kayıt numarası B.93.074.6000/9 dur.
30. 27 Nisan 1993 de kendisine davayı araştırma görevi verilen ve davaya el koyan Bobigny yargı çevresi sorgu hakimi Bayan Marj, Polis Teftiş Heyeti Müdürlüğüne yazdığı bir yazı ile gerçeğin araştırılarak ortaya konması için her türlü araştırmanın yapılmasını emretmiştir. Müdüriyetin raporunun en son sunulması tarihi olarak da 15 Haziran 1993 tarihini vermiştir.
31. Sorgu hakimi Bayan Mary'nin isteği Üzerine 09 Haziran 1993 de Dr Garnier, Bay Selmouni'yi, tekrar muayene etmiştir. Doktor, 21 Haziran 1993 de düzenlediği raporunda aşağıdaki müşahedelerde bulunmuştur:
"Bay Selmouni'yi ilk muayene ettiğimde, kendisi polis nezaretine alındığında kötü muameleye maruz kaldığını açıkladı. Muayenesinde, o gün muayene sırasında cinsel tacize maruz kaldığını utandığından dolayı söylemediğini belirtmiştir. Anüs çevresindeki adalelerin muayenesinde, iddia edilen tecavüz olayından uzun bir sürenin geçmiş olması nedeniyle, dediğini doğrulayıcı veya yalanlayıcı türden bir cinsel tacizin olup olmadığını gösterir yara-berelerin olduğuna dair bir tespit yapılamamıştır. Cinsel tacizin varlığını ortaya koyacak gözle görülür bir yara veya bere veya iş gücü veya fonksiyon kaybı olması gerekir. Daha önceki muayenede kaydedilen müşahhas bulgular, bir komplikasyon olmadan iyileşmektedir.
Tümüyle işe Engel Olucu Uygunsuz Durumlar
İlk tıbbi muayenede düzenlenen raporda müşahede edilen ve kaydedilen yaralar; ilk raporumu düzenlediğimde ağır denecek nitelikte yara berelerin olmadığı, (ITTP kriterlerine göre) 5 gün iş ve güce engel nitelikte kan pıhtılaşması ve çürüklerin olduğu müşahede edilmiştir.
Sonuç
Bay Selmouni, kendisi polis nezaretindeyken dövüldüğünü ve cinsel saldırıya maruz kaldığını beyan etmiştir. vücudundaki yaralar (ITTP kriterlerine göre) 5 gün iş ve güce engel oluşturur niteliktedir. Yine hasta, sol gözünün görmesinin fiziki olarak bozulduğunu söylemiştir. Söylediğinin, tecavüzden oluşup oluşmadığının anlaşılabilmesi için bir göz mütehassısı tarafından muayenesinin yapılması gereklidir. Cinsel taciz ve saldırıyla ilgili olarak gözle görülür bir yara ve travmanın olmayışı ve herhangi bir ters durumun bulunmayışı nedeniyle ITTP kurallarına göre istirahatine gerek yoktur."
32. 15 Haziran 1993 tarihinde sorgu haklini, aynı konuda iki taciz şikayetini birleştirerek bir sayı ile işleme koymayı kararlaştırır ve dosyaya B.92.016.5118/4 numarasını verir.
33. Sorgu hakimi Bayan Mary, başvuru sahibinin 14 Mayıs 1993 günü ifadesini alır ve 09 Haziran 1993 günü bir uzmandan bilgiler alınmasını ister. Bu amaçla, tarafları 15 Eylül 1993 tarihinde tıbbi rapor alınması için uzmana gönderir.
34. 7 Temmuz 1993 tarihinde, başvuru sahibi, 29 Kasım ve 02 Aralık 1991 tarihli doktor raporlarından birer nüshayı sorgu hakimliğine gönderir ve şikayetini yineler.
35. Başvuru sahibi, 03 Eylül 1993 tarihinde, Paris Bölgesi İstinaf Mahkemesi 10. Daire Başkanlığına yazdığı bir şikayet mektubunda, -ki İstinaf Mahkemesinin anılan Dairesi şikayetçi hakkında açılmış olan ağır uyuşturucu kaçakçılığı suçundan dolayı, aleyhine verilmiş olan kararı görüşmekte idi- kendisinin polisler tarafından beyzbol sopasına benzeyen uzun-kalın bir sopayla, dövüldüğünü ve polislerden birisinin de cinsel tacizde bulunarak kendi üzerine idrarını yaptığını açıkça ifade etmiştir. Başvuru sahibi, dilekçesinde, yazıyı postalamadan önce, kendisinin polis nezaretinde dövüldüğünü, işkenceye tabi tutulduğunu, cinsel tacize uğradığını, ilgili, Bobigny Ceza Mahkemesi 13. Daire başkanlığına resmen bildirdiğini beyan etmiştir.
36. 08 Ekim 1993 tarihli bir resmi yazıda, Sorgu hakimi Bayan Mary'nin, 27 Nisan 1993 tarihli ve Polis Teftiş Kurulu Müdürlüğünden haklarında şikayetlerde bulunulan polislerle ve olayla ilgili gerçeklerin araştırılmasına ve bu işin 15 Temmuz 1993 e kadar bitirilmesine dair, yazısını tekrarladığı anlaşılmaktadır. Yine aynı Sorgu hakimi Bay Selmouni'nin, Fresnes Hapishanesi Hastanesinde, Fleury-Merogis Hapishanesi ile Hotel-Dieu Hastanelerinde dosyalarda bulunan raporlara el konulmasını emretmiştir.
37. Sorgu hakimi, 02 Aralık 1993 tarihli Polis Teftiş Kurulu Müdürlüğü araştırma raporunu ve buna bağlı delilleri elde ettikten sonra müştekileri (sivil tarafları) tekrar 06 Aralık 1993 günü ifadeye çekmiştir. 26 Ocak 1994 de hukuki yardım programı dahilinde bir hukukçuyu (avukatı), başvuru sahibine resmen temsil etmek üzere atamıştır. 23 Haziran ve 27 Ekim 1994 tarihli mektuplarında avukat, başvuru sahibi ile görüş izni alma konusunda güçlüklerle karşılaştığını başvuru sahibine bildirmiştir.
38. Sivil taraflar, tekrar 10 Şubat 1994 de ifadeye çağrılmışlardır, işkence yaptığı ileri sürülen polislerin kim olduklarının tayin ve tespiti bakımından o gün bir de teşhis, tanıma ve tanıtma işlemi yaptırılmıştır. Bu tanıma ve tanıtmada Bay Selmouni, on polis arasından, kendisine işkence yapan dört polisi tanımış, teşhis etmiştir. Bu polisler; Bay Jean-Bemard Herve, Bay Christophe Staebler, Bay Bruno Gautier ve Bay Patrice Hurault'dır.
39. Sivil tarafların (müdahillerin) teşhis eylediği polisleri işkence yapmakla suçlayan bir yazısı ile sorgu hakimi evrakı (dava dosyasını) 01 Mart 1994 günü Savcılık makamına göndermiştir.
40. Bobigny Savcılığı, dosyayı, Paris Başsavcılığınca Temyize yollanan dava dosyasıyla ilgili, bağlantılı olduğundan, oraya yollamıştır.
41. 27 Nisan 1994 tarihli kararında Temyiz Mahkemesi, davanın Bobigny sorgu hakimliğinden, Versailles yerel Ağır Ceza Mahkemesi hakimliğine, yargının adil sürdürülebilmesi için, naklini kararlaştırmıştır. 21 Haziran 1994 tarihinde Versailles Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı, V. 94.172.0178/3, numara altında yeni bir soruşturma açmıştır. Soruşturma; "yapılan soruşturma sonunda kamu görevlileri tarafından kişiye tecavüz ve işkence yapılması ve bunun sonucu sekiz gün iş ve güçten kalması, müteaddit saldırgan tarafından ya da bunların yardımıyla teşhis edilen polislerin cinsel tecavüzde bulunmaları" suçlarını kapsamaktadır.
42. 2 Haziran 1994 tarihinde dava dosyası, tüm adli soruşturmalar yapılmak üzere, Versaiües Ağır Ceza Mahkemesi Başkan Yardımcısı olan bayan Françoise Carlier-Prigent'e aktarılmıştır.
43. 8 Ağustos 1994 tarihinde sorgu hakimi, Bay Selmouni'ye ait ve Polis Müfettişi tarafından mühürlenerek ve kendi raporuna ekli olarak gönderilen iki adet doktor raporunun (dosyasının) aslının gönderilmesini istemiştir, istenilen belgeler mühürlü olarak Bayan Hakim Mary'ye 12 Nisan 1995 de gönderilmiştir.
44. 19 Eylül 1995 tarihinde Bay Selmouni, Hotel-Dieu Hastanesinde sol gözünden ameliyat edilmiştir.
45. 22 Eylül 1995 tarihli bir emirle sorgu hakimi, Bay Selmouni'yi muayene etmek üzere bir göz hastalıkları uzmanını, Dr. Biard'ı, görevlendirmiştir.
46. 5 Ocak 1996 tarihinde tıp uzmanına, raporunu tamamlamak üzere, süre uzatması verilmiş, süresi uzatılmıştır. Tıp uzmanı raporunu 18 Ocak 1996 da tamamlamıştır. Raporunda aşağıdaki bulgulara yer vermektedir:
"1. Bay Selmouni'nin Eylül 1995'de göz ameliyatından beri görme özelliği gerilemektedir. Fakat bu gerilemenin ne kadarının 25 Kasım 1991 ile Eylül 1995 sonuna kadar olan zaman dilimine ait olduğunu tam olarak belirlemek zordur.
2. Hakkında şikayette bulunulan tecavüz, sol yüzünün şakak ve göz çukuruna vurulan yumruk, gözün yaralanmasına, olumsuz etkilenmesine sebep olabilir. Fakat görmenin azalmasının ortaya çıkardığı problem dışında, ne göz ön odak kısmında, göz üzerinde bir işaret bulunabilmiş, ne de şikayet edilen retinada damar çatlaması ve kan pıhtılaşması gibi görme bozukluğundan yapılan şikayet ile bağlantı kurulabilecek bir iz bulunabilmiştir. Bununla birlikte her iki gözde yakını düzgün ve net görebilme özelliğinin kaybına neden olucu dejenerasyon (bozulma) izleri bulunmuştur."
47. 6 Şubat 1996 tarihli doktor raporu, Bay Selmouni'nin kendisine tecavüz olayına ait delilere de değinmektedir. Selmouni, haklarında dava açılan ve teşhis ettiği dört polisten de söz ediyordu. 7 Mart 1996'daki duruşmada diğer sivil taraf, müşteki Bay Madi'den de deliller dinlendi. Madi, adı Bay Alexis Leclercq olan beşinci bir polis memurundan da bahsediyordu.
48. 2 Mayıs 1996 tarihli bir resmi yazıda, Sorgu hakimi, Adli Soruşturmalar Kısmı Müdürlüğünden (CID) başvuru sahibinin şikayette bulunup dava açtığı polislerin ad ve adreslerini istiyordu. Müdürlük, bu yazıyı 23 Mayıs 1996 da cevapladı.
49. 21 Ekim 1996 da sorgu hakimliği, beş polise resmen tebligatta bulunarak, haklarında işkence yapmaktan soruşturma açıldığını bildirmiştir.
50. Bay Selmouni ve Bay Madi tarafından haklarında dava açılması istenilen beş polis memuru Bay Herve, Bay Staebler, Bay Gautier, Bay Leclercq ve Bay Hurault, ilk duruşmalarının yapıldığı 10, 24 ve 31 Ocak, 28 Şubat ve 7 Mart 1997 tarihlerinde sorgulandılar. Hepsi de kamu görevlisi olarak kamu görevini ifa sırasında işkencede bulunmaktan, kötü davranmaktan, 8 gün iş ve güce mani derecede müessir fiil işlemekten, ayrıca Bay Herve, Bay Staebler, Bay Gautier ve Bay Hurault'in cinsel tecavüz suçlamasından sorgulandılar.
51. 24 Nisan 1998 tarihindeki sorgulamalarında, ithamları inkar eden polisler, Bay Selmouni yakalandığında kendilerine mukavemette bulunulduğunu ve Selmouni'nin vücudunda oluşan yara ve berelerin bu mukavemet sonucu olduğunu söyler. Bunun üzerine, sorgu hakimi, Dr. Gamier'i tıbbi muayene için uzman olarak tayin eder ve Bay Selmouni'yi tepeden tırnağa, muayene ederek ve hakkında verilmiş tüm raporları inceleyerek, sonunda, vücutta meydana gelen yara ve berelerin Bay Selmouni'nin 25 Kasım 1991'de takriben saat 20.30 da yakalandığında meydana gelen bir boğuşma, bir mücadele şuasında mı yoksa müştekilerin dediği gibi bir işkence sırasındamı meydana geldiği konusunda kanaatini eklemesini ister.
52. Aynı gün, başvuru sahibi, soruşturmanın derinleştirilmesi için, tanıkların yüzleştirilmesi, uğradığı maddi ve manevi zararın tespiti için ek doktor incelemesi, kötü muameleye tabi tutulduğu karakollarda sorgu hakiminin niceleme yapması gibi bazı taleplerde bulunmuştur. 7 Mayıs 1998 tarihli kararı ile, sorgu hakimi, söz konusu taleplerin çoğunun zaten yerine getirildiği gerekçesi ile bu istekleri ret eder.
53. 4 Haziran 1998 de başvur sahibi ile dört polis memurları arasında yüzleştirme olur. Başvuru sahibi, onların nezareti altındayken hangisinin nasıl, ne tür işkencede bulunduğunu açıklar.
54. Uzman doktor Dr Gamier'ın 3 Temmuz 1998 tarihli raporuna göre,"tıbbi dosyanın tetkikinden şu ortaya çıkmaktadır ki, başvuru sahibini muayene eden doktorlar, kişinin polis nezaretindeyken vücudunda ilerlemiş derecede yara-bere izleri, ekimozlar bulmuşlardır. Bu yaraların bir kısmı başvuru sahibinin polis tarafından 25 Kasım 1991 de takriben saat 20.30 da yakalandığında meydana gelen bir boğuşma, sırasında meydana gelmiş olabilir. Nitekim Adli Sorgulama Kısmı Müdürlüğü de bunu ifade etmektedir. Fakat bir kısım yaralar ki, özellikle alt organlarda, baldır ve bacak nahiyelerinde, ki, bunlar ilk muayenede görülmez, kesinlikle kişinin yakalanmasından sonraki aşamada meydana gelmiş olmalıdır ve bunlar, hastanın beyanlarını doğrular niteliktedir. Hasta tarafından ifade edilen anüsten tecavüz girişimiyle ilgili olarak, tecavüzün Üzerinden 1,5 yıl sonra 9 Haziran 1998 de yapılan ve sonucu negatif olan testte elde edilen bulgular ise ne böyle bir tecavüz ve tacizin olduğunu ne de olmadığını doğrulamaktadır."
55.25 Ağustos 1998 de sorgu hakimi, Bay Selmouni'ye gönderdiği notta soruşturmanın bittiğini ve 15 Eylül 1998 de dosyanın Savcılık makamına gönderildiğini bildirmiştir.
56. 19 Ekim 1998 tarihli iddianamesinde, savcı, sorgu hakiminin yargılamada nasıl bir prosedür izlemesi gerektiğini belirtmiştir. Savcının iddiasına göre,
".... Polislerin, haklarında isnat olunan suçu inkarları, şüphelideki (müştekideki) yara berenin yakalama sırasındaki mücadelede veya sorgulama sırasındaki direniş sırasında meydana gelmiştir iddiasından başka bir şeye veya bir muayene raporuna dayandırılmamaktadır. Ahmet Selmouni ve Abdülmacid Madi tarafından yapılan beyanlarda herhangi bir değişikliğin ya da çelişkinin olmayışı, beyanlarını dikkate almayı gerektirmektedir. Bunun da ötesinde, onların beyanlarını tıbbi bulgular da doğrulamakta, beyanlar, doktor raporu ile örtüşmektedir. Bu nedenle de beş polis memuru hakkında isnat edilen ve işlendiği iddia edilen fiillerin yargılama merciince ele alınıp hakikatin araştırılması talep olunur...."
57. 21 Ekim 1998 tarihli bir emirle (ihzar müzekkeresiyle) sorgu hakimi, beş polis memurunu, Versailles Ceza Mahkemesinde yargılanmasını talep eder. Bay Selmouni'nin iddiaları ile ilgili olarak, mahkeme hakimi dört polis memurunu hep birlikte taciz, fiili saldın, sekiz günden az iş ve güce mani şekilde kişiye işkencede bulunma, müessir fiil ikaı, beyana zorlama suçlarından yargılanmak üzere mahkemeye celbeder.
58. Yargılama, 5 Şubat 1999 günü Versailles (Asliye) Ceza Mahkemesinde başlar. Duruşmanın başında başvuru sahibi, bu mahkemenin bu davaya bakamayacağına, davaya bakma yetkisinin Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğunu bu nedenle davanın oraya gönderilmesine dair talep ve itirazı olur. Davacı, cinsel tacizin ırza geçme olarak nitelendirilmesi gerektiğini, uğradığı saldırılar nedeniyle vücudunda kalıcı sakatlıklar meydana geldiğini, yani görme bozukluğunun oluştuğunu, gördüğü kötü muamelenin de işkence olarak sınıflandırılması gerektiğini ifade eder. Mahkeme başvuru sahibinin itirazını ret eder. Yargılamanın sonunda Savcı, "Bay Herve'nin dört yıl hapis cezasına, Bay Staebler, Bay Hurault ve Bay Gautier'in de üçer yıla mahkum edilmesini talep eder. Ceza Mahkemesi kararını 25 Mart 1999'da açıklar.
59. 25 Mart 1999 da verilen kararda Versailles Ceza Mahkemesi, Bay Selmouni tarafından mahkemenin yetkisine ilişkin ileri sürdüğü hususları, aşağıdaki gerekçelerle ret eder:
(a) Cinsel saldırının ırza geçme olarak nitelenmesi hakkında
"....Mamafih mahkeme şu sonuca varmıştır ki, ne doktor raporları ve ne de tıbbi bulgular başvuru sahibinin ırzına geçildiğini doğrulamaktadır. Ayrıca Bay Selmouni kendisine tecavüzde bulunduğunu ileri sürdüğü polis memurunu da tam teşhis edememiştir. Bu durumlara nazaran kendisine yapılan saldın bir zorla ırza geçme olarak nitelendirilemez."
(b) Haksız taciz ve saldırının daimi maluliyete neden olması nitelemesine gelince:
"....Mahkeme, Dr Biard tarafından hazırlanmış olan uzman raporunun, meydana gelen saldın fiilleriyle Selmouni'nin gözündeki sürekli görme kusurunun meydana gelmesi arasında bir illiyet bağının olduğunu ortaya koymadığını gözlemlemiştir. Bu nedenle, Selmouni'nin bu iddiasını da haklı görmek mümkün değildir."
(c) Yapılan kötü muamelenin işkence olarak nitelenmesi gereğine gelince;
"....Bu gerçeklerden hareketle, söz konusu kötü muamele, suçun istenildiği zamanda uygulamada olan önceki Ceza Kanunundaki kurallara göre, işkence olarak nitelendirilemez. Bay Ahmet Selmouni üzerinde ika edilen ve edildiğini ileri sürdüğü fiiller sadece haksız fiil ve efrada kötü muamele (barbarlık) türü bir suç olarak söylenebilir. Yoksa fiil öncesi ya da fiil sırasında ika edilmiş bir işkence olarak nitelenemez. Bu nedenlerledir ki, Mahkeme dava konusu hareketleri görev başında bir işkence suçu olarak kabul etmemektedir..."
60. Polis memurlarının, bu davada suçlu olup olmadıklarının tayin ve tespiti konusuna gelince, Ceza Mahkemesi şuna dikkat çekmiştir, "Birbiri ile çelişen iki argüman mahkemeye sunulmuştur." Mahkeme kendisine polis memurlarınca sunulan bazı açıklamaları sırası ile değerlendirmeyi uygun bulmuştur Mahkemeye göre, başvuru sahibinin maruz kaldığı yaraların polis nezareti öncesi veya polis nezaretinde bulunma sırasında kısa bir zaman içerisinde oluştuğu var sayılırsa, var olan yara ve berelerin çokluğu, bu yaraların yakalamaya karşı sivil tarafların direnmeleri nedeniyle meydana geldiğini açıklamaya yeterli değildir. Yine mahkeme şu kanıya da varmıştır, müştekilerin beyanları arasında "belirsizlikler ve çelişkilerin obuası" söylediklerinin inandırıcı olmadığını gösterecektir. Fakat, genellikle "Müştekilerin ileri sürdükleri fiiller ile bunun ika ediliş zamanı arasında bir tutarsızlık mevcut değildir."
Hatta bu açıdan, müştekiler ayrıntıya varan güçlü deliller göstermektedir.
61. Versailles Ceza Mahkemesi, soruşturma sonucu toplanılan deliller ile yargılama sırasında ortaya konulan delilleri değerlendirerek, iddia ve isnat edilen olayların, gerçekte mağdurların tanımladığı tarzda vuku bulduğuna karar vererek polis memurlarını işlendiği iddia edilen suçlardan dolayı mahkum etmiştir. Mahkeme kendisini "ceza hukuku kurallarını başkalarına da bir ders, bir örnek olsun diye uygulamakla bağımlı hissetmiş" ve sanıklardan Bay Hurault, Bay Gautier ve Bay Staebler'i üçer yıl hapis cezasına mahkum etmiştir. Dördüncü polis memuru ile ilgili olarak da mahkeme şu karar varmıştır; "....Polis memurları grubunun sorumlu amiri olarak, Bernard Herve, kendi emrinde ve kontrolünde olup biten ve uygulanan kötü muameleden sorumlu kişidir. Ayrıca, müştekilerin karakola getirilişinden sonra, o kişilerin saçlarından tutup çekmesi ve bilfiil tacizde bulunması ile de bu işkence suçuna bilfiil katılmış olmaktadır. Müşteki-mağdurlar, bu kişiyi olay zamanı soruşturmanın amiri olarak tereddütsüz tanıyıp teşhis etmişlerdir. Bu nedenlerledir ki, Mahkeme, Bemard Herve'i, yaptığı eylemlerin çok daha ağır, tehlikeli oluş nedeniyle hakkında daha ağır bir ceza ile, dört yıl hapis cezası ile cezalandırılmasını düşünüp kararlaştırmıştır. Bay B. Herve halen yetkili bir kamu görevlisi olduğundan, kamu yön etimi politikası gereği, hakkında verilen bu ceza derhal uygulanıp infaz edilmelidir. Bu sebepledir ki, Mahkeme Bay Herve hakkında yakalama müzekkeresi çıkarmıştır."
62. Versailles Ceza Mahkemesi, sanıklar hakkında açılmış olan kamu davasına, Bay Selmouni'nin mağdur-müdahil olarak katılmasına dair talebinin kabulü ne karar vermiştir. Kararda, Bay Selmouni'nin müdahale dilekçesinde, maruz kaldığı zararın miktarını belirtmediği, ancak bu zararların tazmini için hukuk mahkemelerine başvurma hakkının saklı tutulmasını talep ettiği belirtilmiştir.
63. Polis memurları mahkeme kararını temyiz etmişlerdir.
64. Versailles İstinaf Mahkemesi 8 Nisan 1999 tarihli kararında, Bay Herve" tarafından yapılan tahliye talebini, aşağıdaki gerekçelerle reddetmiştir:
".... sorgulamada, adli polis olarak, Cumhuriyetin kurallarının uygulanmasından sorumlu kişiler olarak istisnai bir durum ve yapıya sahip iseler de bu yetkilerini aşmadan dolayı Mahkemede sanık olarak yargılanmışlardır. Yargılamanın sonunda kamu düzenini koruyup kollamada önyargılı ve kuralları ağır ihlal edici şekilde hareket etmişlerdir..."
65. 20 ve 21 Mayıs 1999 tarihlerinde sanıklar dinlenildikten sonra 01 Temmuz 1999 tarihli bir kararda Bay Herve tahliye edilmiştir. Versailles İstinaf Mahkemesi, görev ifası sırasında ağır tecavüz ve kötü muamelede bulunmak suçundan yargılanan sanıklar aleyhindeki delilleri zayıf gördüğü için bu suçtan sorumlu tutmamıştır. Fakat mahkeme bunları "silah ve sopayla tehdit ve tecavüz suçundan ve Bay Selmouni'yi sekiz günden az bir süre iş ve gücünden alıkoyacak derecede yaralama, Bay Madi ile ilgili davada da sekiz günden fazla iş ve gücüne mani olur derecede yaralamadan dolayı, polislerin görevi sırasında ve hukuki herhangi bir sebep olmadan bu suçlan işlemekten suçlu bulmuştur." Sonunda Mahkeme, Bay Herv6'yi on sekiz ay hapis cezasına çarptırmış ve bu cezasının on beş ayını tecil etmiştir. Bay Gautier ve Bay Staebler ise, on beş aya mahkum edilmişler ve cezalan tecil edilmiştir. Bay Hurault ise on iki aya mahkum edilmiş ve cezası tecil edilmiştir, İstinaf Mahkemesi kararında, beyan ettiği dayanaklar yanında aşağıdaki sebepleri de belirtmiştir:
"Suçla ilgili Olarak
Haksız Saldırı İle İlgili Olarak
Bir kısım yasal yetkilerle (güçlerle) donatılmış adli polis memuru, uyuşturucu madde suçlarını takiple görevli polisten daha fazla güvenilir bir sınıftır. Mamafih bu kaziye ve bu kanaat zayıflamış ve anlamsız bir hale dönüşmüştür. Şöyle ki, mağdurların beyanları, tıbbi bulgularla ve raporlardan ibaret olan harici delillerle desteklenmiştir. Hatta, duruşmalar sırasında, polislerin güvenilirliğinin değişkenlik arz etmesi, dava üzerinde daha da fazla kuşkular uyandırmıştır. Polisler lehine sunulan deliller şayet delil olarak ibraz edilebilmişse, bunlar olaya bakan mahkemede çürütülmüştür. Polislerce düzenlenen tutanaklar, raporlar gerçeği yansıtmamaktadır.
Tıbbi Bulgularla ilgili Olarak
Davacı taraflarca (müştekilerce) ileri sürülen iddialar, belirli tıbbi bulgularla desteklenmiştir. İlk olarak Selmouni ile ilgili olarak, top uzmanı Profesor Dr. Garnier, 05 Mayıs 1998 tarihli raporunda şunlara değinmiştir, Selmouni, polis nezaretindeyken kendisini tıbbi muayeneden geçiren doktorların tamamı, onun sol kolunda, sol göz çukurunda, başı tepe kısmında ve sırt kısmında darbelerden mütevellit çürükler, morartılar bulmuştur. 29 Kasım 1991'deki muayenede vücudun alt organlarında daha fazla yaralar tespit edilmiştir. Selmouni'nin 07 Aralık 1991 tarihindeki tıbbi muayenesinde, doktor, daha önceki bulgulara ilave olarak kalçalarında, sağ bacak kaval kemiğinde de yara-bereler, ekimozlar bulmuştur. Polis nezaretinde kaldığı sürede Bay Selmouni'nin vücudundaki yaralar kesintisiz şekilde artmıştır.
Sol göz kapağındaki bir santimetre uzunluğundaki morartı ve çürük ve çizik sürmektedir. 29 Kasım 1991 de Dr. Edery tarafından sol ve sağ göz çukurlarında yaralar bulunmuştur. Ve sonra 2 Aralık 1991 Dr. Nicot, göz çukuru kenarlarında morartılar olduğunu Selmouni'nin beyanı üzerine belirtmiş, tanımlanmıştır.
Selmouni'nin 7 Aralık 1991 deki beyanı üzerine yapılan muayenede boyun bölgesinin sağ ve sol taraflarında ve karın bölgesinde vurmadan, itip-kakışmadan mütevellit kan pıhtılaşmaları, morartılar tespit edilmiştir.
Doktorlar Aoustin ve Edery'in raporlarında belirtildiği üzere, tıpkı Bay Selmouni'nin açıkladığı gibi, vücudun değişik yerlerinde ve baş bölgesinde ağrılar tespit edilmiştir. Selmouni'nin açıklamalarına göre, saçından tutulup sağa sola çekilmiş ve başına beysbol sopasına benzer bir büyük sopayla tekrar, tekrar vurulmuştur.
Baldırında ve bacaklarında ancak sopayla vurma sonucu meydana gelebilecek morartılar bulunmuştur. Bay Selmouni'nin, açıkladığı üzere vurma ve tekmeleme sonucu vücudun alt kısımlarında ve bacak kaval kemiklerinde morartılar, doku bozulmaları bulunmuştur. Basit bir bakış sonucu yapılan muayene ve müşahede ile, vücuttaki yara ve bereler Selmouni'nin tanımladığı türden sopaya benzer bir şeyle vurmanın sonucu meydana gelmiştir.
Bay Madi ile ilgili olarak, tıbbi raporlara ve uzmanın tıbbi açıklamalarına göre, VIIcuttaki yaralar güç ve sopa kullanmakla oluşmuştur. Daha da ilerisi, uzmanın beyanı ve tespitine göre, olayın meydana gelişi ile doktor muayenesine çıkarılış arasında geçen zaman içerisinde iyileşmiş olan başka küçük yara-berelere de rastlanmıştır. Bu bulgular, başa ve vücudun sair yerlerine sopayla vurulmuş olmasını açık bir şekilde doğrulamaktadır. Kareye benzer geniş bir yaranın sağ yanda, üç ayrı morartının sol yanda oluşu, mağdurun açıkladığı türden bir sopayla dövüldüğünü açıkça göstermektedir.
Sanıkların Savunmaları ile ilgili Olarak
Sanık polislerin, müştekilerin vücudunda bulunan yara-berelerin nasıl meydana gelmiş olacağı konusunda verdikleri bilgiler tümüyle kabul edilebilirlikten uzaktır. Bunun da ötesinde diğerlerinin verdikleri açıklamalar da birbirini tutmamaktadır. Mesela, Jean-Bernard Herve daha önce şu açıklamada bulunmuştur. Dosyada mevcut 57. sıradaki belgeye göre, Herve, önce Selmouni'yi yakalamada yardımcı olduğunu belirtmişken, daha sonraki açıklamasında Selmouni'nin caddede yakalandığı sırada otelde olduğunu söylemiştir.
Sanıklar, kendilerine karşı yapılan suç isnatlarının önceden planlandığını ve uydurma olduğunu ısrarla vurgulamışlardır. Bununla beraber, soruşturmanın ve sorgulamanın sürdüğü yedi yıl boyunca bunu ispatlayıcı herhangi bir delil bulunmuş değildir. Söz konusu olayda müştekilerin menfaatlerinin de aynı olduğu söylenemez. Onlar tarafından sürekli biçimde ileri sürülen kötü muameleye maruz kalma iddiaları birbirlerini desteklemektedir. Ayrıca hatırlatılmalıdır ki, Selmouni, uyuşturucu kaçakçılığı ile ilgili hakkında yürütülen soruşturmada hemen hemen avukatın hukuki yardımından hiç yararlandırılmamıştır. Bu arada şunu da belirtmek önemlidir ki, polis nezaretine daha önceleri hiç alınmamış olan bay Madi ve Selmouni, önceki tecrübelerinden de yararlanarak böyle tümüyle düzmece bir senaryo üretme yapmış, hikaye uydurmuş olamazlar.
Bay Selmouni'nin sırf kalmış olduğu otelin yakınında yakalanmış olması, yakalama sırasındaki mücadele anında oluşmuş olsa bile, vücutta oluşan yaraların ciddiliğini açıklayamaz. Dosyadan görüldüğü kadarıyla, kişi yakaladıktan sonra polisler hemen olayla ilgilenmeye başlamışlar, yakalanan kişi veya kendilerinin üzerlerinde herhangi bir yara veya bere izi oluştuğuna dair bir kayıt tutmadıkları gibi bu hususta bir doktor raporu da almamışlardır.
Bay Madi ile ilgili olarak, polis bilgi kayıtlarında yer alan "Madi isteyerek ve bile bile kafasını duvara ve raflara çarptı ve bundan dolayı yaralandı", ifadeleri tıbbi muayeneler sonucu elde edilen bulgularla doğrulanmamaktadır. Uzmanın açıklamasına göre, bu türden yaralar olayın vuku bulduğu zamanda meydana gelmesi normal fakat, yakalama sonrası meydana gelmesi anormaldir.
Bir bütün olarak konu ele alındığında, bu bulgular ve durumlar Mahkemeyi şu konuda ikna etmektedir; yakalama sırasında direniş iddiası, yakalananların Üzerinde bulunan ekimozların, yara-bere ve kanamaların vücutta bulunduğu yerleri ve ağırlığı karşısında sanık polislerce uydurulmuştur.
Polis Kayıtlarının Güvenilirliği ile ilgili Olarak
SDPJ 93 kısmından polis memurları, bilhassa Jean-Bernard Herve mahkemede şunu kabul etmiştir: Bay Selmouni ve Madi polis nezaretindeyken düzenlenmiş olan muhtelif tutanaklar, düzenleyenlerin kimler olduğu hakkında inandırıcı olmayan bilgiler içermektedir. Bunun herhangi bir mantıki açıklaması da Mahkemeye sunulmuş değildir. Mesela Hurault bir tutanak (tutanak no: 114) düzenlemiştir ki, araştırmayla ilgili bu tutanak Gonesse'de 26 Kasımda 17.30 dan 18.55 e kadardır ve bu rapor 18.45 de kaydedilmiştir. Denilebilir ki, raporun düzenlendiği zamanda kaydı yapılmıştır. 158 kayıt numaralı bir diğer raporda Madi'nin yakalama sırasında direndiğinden söz edilmektedir. Jean-Bernard Herve mahkemeye şunu da demiştir; Madi'yi sakinleştirmek için kendisi devreye girmiştir.
Sorgulamacı ve araştırmacılar tarafından düzenlenen belgelerin tamamen kabul edilemezliği bu konuda son derecede önemlidir, yargılama sistemini tam anlamıyla işlemesi güvenilir belgelere bağlı ve dayalıdır. Bu belgeler de tecrübeli polislerin ya da yardımcılarının (yani adli kolluğun) düzenledikleri raporlara dayanan belgelerdir.
Yukarıdan beri anlatılanlardan ortaya çıkan görüşte, davalıların itham edildiği gaddarca muamele ve merhametsizlik aşikar bir durumdur. Muhakeme makamı, yargılama sırasında polislerin yalnızca kendi hareket tarzlarındaki gerçekleri gizlemeye çalışmanın dışında başka bir şey yapmadığı sonucuna varmıştır.
Hapis Cezasıyla İlgili Olarak
Davalıların suçlu bulundukları fiiller gerçekten son derecede ağır istisnai suçlardan birisidir. Ve onların 3 Ağustos 1995 de yayımlanan affın şartlarından yararlanmalarını istisna edici bir durumdur. Sanıklar, kişiyi küçük düşürücü kötü muamelelerin failleri olarak kabul edilmelidir. Fransa Cumhuriyetinin kanunlarını uygulamak ve kanun hakimiyetin sağlamakla sorumlu tutulan tecrübeli polis memurlarınca işlenen bu fiiller sebebiyle onlar kesinlikle cezalandırılmalıdır. Öyle ki, görevleri başındayken bu tarz bir tavır ve hareket, mağdurların kişiliğinin hiçe sayılması, aşağılanması, yolsuzlukları ve bu denli tehlikeli davranışları asla onaylanamaz, haklı çıkarılamaz.
Mamafih taciz fiillerinin ağırlığı noktasından, eğer mağdurlara karşı yapıldığı ileri sürülen cinsel taciz suçu varsa bu diğer taciz fiilleriyle kıyaslanamaz. Mağdurlar üzerinde icra edilen fiiller önceden düzenlenmiş bir plan sonucu olarak yapılmamıştır. Davanın taraflarınca ileri sürülen iddia ve savunmalarda, davalılar hakkında daha önce adli veya idari türden herhangi bir evrakın bulunmayışı nedeniyledir ki, Mahkeme şu karara varmıştır, sanıkların fiillerinin durumları açıklandığı üzere, hapis cezasının uzunluğu söz konusudur. Bunlara ayrıca idari türden cezanın verilmesi, disiplin soruşturmasının sonuçlarına göre kendi üst amirlerinin takdirine bağlıdır. Bu davada sonuç olarak cezalarda indirim yapılmış, sanıklar hakkında verilen hapis cezası tecil edilmiştir. Yalnızca sorumluluğu aşikar ve ağır olan Bay Herve için bu tecil söz konusu değildir. Çünkü onun sorumluluğu ağır ve kendisi resmen o zamanlarda görevli amir gözükmektedir.
KOMİSYON ÖNÜNDEKİ USULİ İŞLEMLER
66. Bay Selmouni, Komisyonuna 28 Aralık 1992 de başvurmuştur. Başvurusunda, kendisine karşı işlenilen suçta madde 3 ve madde 6 fıkra 1'in ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
67. Komisyon, başvuruyu 25 Kasım 1996'da kabule değer bulmuştur (no.25803/94). Komisyon, hazırladığı 11 Aralık 1997 tarihli raporu ile (Sözleşmenin 1998 değişikliği öncesi madde 31e göre) başvuruyu kabul edilebilir bulmuştur. Komisyon oybirliğiyle burada (başvuru konusu davada) madde 3 ve madde 6 fıkra 1'in ihlaline dair görüşünü açıklamıştır. Komisyonun görüşlerinin tam metni bu karara ek olarak yeniden çoğaltılmıştır.
MAHMEMEYE SON SUNUMLAR
68. Hükümet yaptığı savunmasında, Mahkemeden, başvuru sahiplerinin Madde 3'ün ihlali ile ilgili olarak ileri sürdükleri iddiaların, iç hukuk yollarını tüketmemiş olduklarından, reddine karar verilmesini istemiştir. Bir diğer husus olarak da, polis memurlarının görevi sebebiyle işlemiş oldukları ve suçlandıktan hususların bir işkence olarak nitelenmemesini talep etmiştir. Fransız Hükümeti yargılamanın gereğinden fazla uzamasının madde 6/1'in ihlali niteliği taşıyabileceğini kabul etmiştir.
69. Başvuru sahibi Mahkemeden madde 3 ve madde 6/1'in ihlal edildiğinin kararlaştırılmasını ve ayrıca madde 41 gereği uğradığı zararın tazminini istemiştir.
HUKUKİ BOYUT
I. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
70. Başvuru sahibi, kendisinin polis nezaretinde iken maruz kaldığı kötü muamelelerin, madde 3 ün ihlali olduğunu belirterek şikayette bulunmuştur. Madde şöyledir.
"Hiç kimseye işkence veya İnsanlıkdışı veya onur kinci bir davranış ya da ceza uygulanamaz."
A. Hükümetin İlk İtirazları
71. Fransız Hükümetinin burada sunduğu hususlar daha önce Komisyonda sunulan hususların aynısıdır. Bu konuda hükümetin itirazı, başvuru sahibinin henüz iç hukuk yollarını bitirmeden Mahkemeye gitmiş olmasıdır ki, buna göre madde 3'e dayanan şikayet, yerinde değildir.
Yine Fransız Hükümeti şunu da bildirmiştir ki, polisler hakkında açılmış olan ceza davasına müdahil olarak katılma talebi, uğranılan zararın giderilmesi için iç hukukta var ve yeterli olan bir kanun yoludur. Ayrıca, burada şu husus da belirtilmelidir ki, Fransa'da 25 Kasım 1996'da Komisyonunun başvuruyu kabule değer görüşünden bu yana, başvuru sahiplerinin ileri sürdüğü konularda, ciddi ilerlemeler kaydedilmiştir. Mamafih, söz konusu olayda, başvuru sahibinin.iç hukuk yollarını tüketmekten muaf tutulmasını gerektiren "özel şartlar" oluşmamıştır. (Bu konuda bkz. Akdıvar ve Diğerleri v.Türkiye, 16 Eylül 1996, 1996-IV).
Yine Fransız Hükümeti, Hükümetin bu davada "tümüyle pasif* kaldığı da ileri sürülemez savunmasında bulunmuştur. Çünkü, Bobigny Savcılık makamının soruşturma emri üzerine idari soruşturma başlatılmış ve daha sonra 2 Şubat 1993 tarihli yazısı ile de sanıklar hakkında adli bir soruşturma da açılmıştır. Hükümet, ayrıca, her ne kadar sorgulama usulünün işleyiş tarzının, olması gerektiği gibi belirli bir uyum içerisinde olmadığını ve olayın özel olarak hassasiyet arz eden noktalarında gerektiği gibi olayın üzerine gidilmiş olmadığını kabul etmekle birlikte, nihayetinde polis memurlarının Versailles Ceza Mahkemesinde yargılanmış olduğunu hatırlatmıştır. Hükümet, burada şuna da değinmektedir, Eğer polis memurlarının suçluluğu onaylanırsa, başvuru sahibi, davanın müdahili, sivil tarafı olarak, maruz kaldığı zararları, mahkemeden isteyebilir. Bu noktadan hareketle, başvuru sahibinin ceza yargılamasına katılması, Sözleşmesinin anlamı ve ruhu içerisinde "etkisiz" bir çözüm yolu olarak addedilemez.
Hükümet ayrıca şunu da ileri sürmüştür, şu anda derdest dava, Komisyonun davayı kabul kararında referansta bulunduğu Mitap ve Müftüoğlu v. Türkiye davası ile (Başvuru numaralan. 15530/89 ve 15531/89, karar tarihi 10 Ekim 1991, Decisions and Reports (DR) sayı 72, s. 169) Tornası v. Fransa (Başvuru numaraları 12850/87, karar tarihi 13 Mart 1990, DR sayı 64, s. 128) ve Ringeisen v. Avusturya (Karar tarihi 16 Temmuz 1971, Karar seri A no. 13) davalarından farklıdır. Ki, bu davaların her birisinde, iç hukuk yollarının son aşamasına, Komisyona başvurmadan çok az önce ulaşıldığı hususu kabul edilmiştir. Komisyon, bu davada sadece kendi mutad içtihat hukukunu izlememekle kalmamış, aynı zamanda, Mitap ve Müftüoğlu davasının 3. madde ihlali iddiası ile ilgili olmayıp yargılamanın makul sürede bitirilmemesi iddiası ile ilgili olduğunu unutmuş gözükmektedir.
Hükümete göre, başvuru sahibinin şikayetinin incelenme işleminin gereğinden fazla uzun sürmesi, söz konusu çözüm yolunun "etkisiz" olduğu anlamına gelmez. Haklarında şikayette bulunulan polis memurları milli makamlar önünde yaptıklarının hesabını vermekte olduktan gerçeği değerlendirmeye alınmalıdır. Bu nedenle, Mahkeme huzuruna getirilen bu başvuru iç hukuk yollan tüketilmeden yapılan erken bir başvurudur.
72. Başvuru sahibi ise, iç hukuk yollarının tüketilmesi zorunluluğunun yerine getirildiği savunmasında bulunmuştur. Başvuru sahibi, 1 Andık 1992 de yapmış olduğu mülakatta Milli Polis Teftiş Kumluna şikayette bulunduğunu bildirdiğini, Bobigny yargılama çevresi (ağır ceza mahkemesi) savcılığının soruşturma açmaması üzerine, 1 Şubat 1993 de sorgulama yedek hakimine ilettiği isteminde soruşturma açması ve açılacak ceza koğuşturmasına müşteki-müdahil olarak katılmak için müracaatta bulunduğunu bildirir. Bu başvuru, resmen 15 Mart 1993 tarihinde kaydedilmiştir. Bundan sonra da, iç hukuk yollarını kullanarak bir şey elde edemeyeceğini anladığını ileri sürmüştür. Başvuru sahibi, başvurusuna Aksoy v. Türkiye davasında verilen kararı örnek göstererek,(Karar tarihi 18 Aralık 1996, Raporlar 1996-VI) Mahkemenin "çözüm yollarının etkisiz olması ve işler olmaması halinde iç hukuk yollarının tüketilmesi mecburiyeti yoktur" içtihadının kendi davası için geçerli olduğu iddiasında bulunmuştur.
73. Komisyon, Bay Selmouni'nin madde 35'in gereklerinin yerine getirdiği kanaatine varmıştır. Komisyon, başvuru sahibinin maruz kaldığı ağır muamelelerle ve olayın vuku bulduğu günden bu zamana kadar geçen sürenin uzunluğu dikkate alındığında, Fransız yetkililerinin, iddiaların araştırılarak sonuçlandırılması için gerekli olan olumlu adımlan atmadığı sonucuna ulaşmıştır.
74. Mahkemeye göre, madde 35'in amacı, hak ihlallerini, Sözleşmenin kurumlarının önüne getirilmeden önce, Sözleşmeyi imza eden Devletlerce, iç hukukta, düzeltme imkanı sağlamaktır.(Örneğin bkz. Hentrich v. Fransa, 22 Eylül 1994 kararı, Seri A no. 296-A, s. 18, par.33, ve Remli v.Fransa, 23 Nisan 1996 Kararı, Raporlar 1996-11, s. 571, par 33). Sonuç olarak Devletler uluslararası organlardan önce, kendi davranışlarının cevabını hazırlamalıdır, sorunlarını kendi hukuk sistemi ve kuralları aracılığıyla tam ve doğru olarak çözmelidir. Madde 13 ile sıkı bir yakınlığı olan bu kural, Sözleşmede korunan bir hak ihlal edildiğinde, iç hukukta etkili bir çözüm yolu olduğu varsayımına dayanır. Sözleşme tarafından tesis edilen koruma mekanizması, insan haklarım güvence altına alan milli sistemi tamamlayıcı ve destek olucu bir niteliğe sahiptir.(Bkz. Handyside v. Birleşik Krallık 1 Aralık 1976 kararı, Seri A no. 24, s. 22, par. 48, ve Akdıvar ve diğerleri v. Türkiye, s. 1210, par.65) Mahkemeye çözüm için getirilmesi düşünülen şikayet -öz ve esas itibari ile- öncelikle iç hukukta belirlenen şartlar ve zaman sının içerisinde iç hukuk makamlarına iletilmelidir. (Bkz. Cardot v. Fransa 19 Mart 1991 kararı, Seri A no. 200, s. 18, par. 34).
75. Bununla beraber, madde 35'in tüketilmesini istediği iç hukuk çözüm yollarının, ihlali iddia edilen hakla ilgili olmasının yanı sıra kullanılması mümkün ve tatmin edici olması gerekir. Diğer bir ifade ile, bu çözüm yollan yalnızca teoride değil pratikte de mevcut (herkesin kullanımına açık ve etkili) olmalıdır. Çözüm yollarının pratikte de herkesin kullanımına açık ve etkili olduğunu ortaya koyma davalı Devlete düşmektedir. (Bkz., diğer kararlar yanında, Vemillo v. Fransa, 20 Şubat 1991 kararı, Seri A no. 198, s. 11-12, par. 27; Akdıvar ve diğerleri v. Türkiye, s. 1210, par.66; ve Dalia v. Fransa,l9 Şubat 1998 kararı, Raporlar 1998-1, s. 87-88, par. 38). Buna ilaveten, "uluslararası hukukun kabul ettiği genel ilkelere göre", başvuru sahibinin iç hukuk yollarını kullanmaktan muaf tutan özel şartlar olabilir (bkz. Van Oostenvijck v. Belçika, 6 Kasım 1980 kararı, Seri A no. 40, s. 18-19, par. 36-40).
76. Madde 35, ispat külfetini taraflara dağıtmaktadır, iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia eden Hükümet, başvurunun yapıldığı tarihte, var olan çözüm yolunun hem teoride ve hem de uygulamada etkili ve tatmin edici olduğunu ispat etmek zorundadır. Diğer bir ifade ile, tüketilmesi gereken çözüm yolu, herkes için işler ve yapı itibari ile bir başvuru sahibinin şikayet konusunu giderici ve çözüm üretici olması gerekir. Hükümet bu noktalarda çözüm yolunun tatmin edici olduğunu ispat ettikten sonra, ispat yükü başvuru sahibine geçmektedir, Başvuru sahibi, iddia edilen iç hukuk yolunun aslında tüketildiğini veya olayın mahiyetine göre etkisiz ve yetersiz olduğunu veya bazı özel sebeplerin bu iç hukuk yollarını tüketme mecburiyetini ortadan kaldırttığını ispat etmesi gerekir.(Bkz. Akdıvar ve Diğerleri v. Türkiye, s. 1211, par. 68). Devlet adına yetki kullanan kişilerin başkalarına zarar vermeleri veya ciddi kötü muamelede bulunduğu iddiaları karşısında, ulusal yetkililerin, örneğin, herhangi bir işlem yapmayarak veya mağdura gerekli hukuki yardımı sağlamayarak, tamamı ile pasif kalması, bu anlamda bir sebep olabilir. Böyle bir durumda ispat yükü tekrar yön değiştirerek Hükümete geçmektedir; hükümet, böyle bir dununda, bu kadar ciddi iddialar karşısında ne gibi tedbirler aldığını ortaya koymak zorundadır. (Ibid.)
77. Mahkemeye göre, m.35 hükmü, her olaya hassas bir şekilde, aşırı formaliteye kaçmaksızın ve esnek bir şekilde uygulanmalıdır. (Bkz. Cardot kararı, s. 18, par. 34). Mahkemeye göre, iç hukuk yollarının tüketilmesi zorunluluğu kuralı, ne mutlak bir kuraldır ne de her olaya otomatik uygulanır, kurala gerçekten uyulup uyulmadığı, her kişisel davanın özel şartlarına göre özel değerlendirilmelidir. (Bkz. yukarıda anılan Van Oosterwijck kararı s. 17-18, par. 35) Bunun anlamı, başka şeyler arasında, Mahkeme, yalnızca Sözleşmeyi imzalayan ilgili Devletin hukuk sisteminde mevcut olan resmi çözüm yollarına başvurulup başvurulmadığı gerçeğini araştırmaz. Aynı zamanda, genel kural ve bu kuralın politik sistem içinde işlerliği ile başvuru sahibinin içinde bulunduğu kişisel şartlan araştırır. (Bkz. yukarıda anılan Akdıvar ve diğerleri v.Türkiye, s. 1211, par. 69).
78. Mahkemeye göre, başvuru sahibinin 29 Kasım 1991'de, polis nezaretinden serbest bırakılışından kısa bir süre sonra, Bay Selmouni'ye isnat olunan suçu araştıran sorgu hakimi, onun hakkında uzman bir hekim raporu istemiştir (Bkz. yukarıda par. 16) ve bu iddia ile ilgili ilk soruşturma yetkili bir savcı tarafından yürütülmüştür. (Bkz., yukarıdaki par. 25). Bununla beraber, tüm soruşturma boyunca, şikayetin işleme konulusundan nerede ise bir yıl sonra başvuru sahibinin ifadesine başvurulmuştur.(Bkz. yukarıdaki par. 24). Ve yine, başvuru sahibi, 1 Şubat 1993 yılında, ceza davasına müdahil olarak katılma talebini de içeren cezai bir şikayette bulunana kadar iddialar hakkında adli bir soruşturma başlatılması emri verilmemiştir.(Bkz. yukarıdaki par.28-29).
Mahkemeye göre, davada, dikkate almayı değer daha birçok gecikme bulunmaktadır. 07 Aralık 1991 de ilk doktor raporu alınışından (bkz. yukarıda par.18), başvuru sahibinin polis müfettişi tarafından ifadeye .çağrılması arasında nerede ise bir yıl geçmiştir. (Bkz. yukarıda par. 24) O işlemden sonra da, adli soruşturmanın başlatılması (bkz. yukarıda par.29) ile polislerin başvuru sahibi tarafından teşhis işlemi (bkz. yukarıda par. 38) arasında nerede ise yine bir yıl geçmiştir. Polislerin teşhisi işleminden sonra ve haklarında kamu davası açılana kadar da iki sene sekiz ay geçmiştir. (Bkz. yukarıda par. 50) Mahkeme de Komisyon gibi, şunu gözlemlemiştir ki, başvuru sahibi tarafından sanık polislerin teşhisine rağmen olayın vukua gelişinden tam beş yıl gibi bir zaman geçmiş ve de hiç kimse hakkında dava açılmamıştır. Bunun da ötesinde, sanık polislerin teşhisi işlemi üzerinden beş yıl (bkz. yukarıda par. 58), gözaltı olayının vukua geldiği tarihten bu yana yedi yıl geçmesine rağmen polisler bir ceza mahkemesi önüne çıkmamışlardır.
79. Mahkemenin görüşüne göre, söz konusu olayda, problem, aslında iddialarla ilgili bir soruşturmanın var olup olmadığı ile ilgili değildir; Açıkça görülmektedir ki bir soruşturma başlatılmıştır. Problem, açılan soruşturmanın hassas bir şekilde yürütülüp yürütülmediğinde, yetkililerin sorumluları teşhis etme, ortaya çıkarma ve haklarında gereğini yapma azim ve kararlılığında olup olmadığında, yani, soruşturmanın "etkili" yürütülüp yürütülmediğinde düğümlenmektedir.Bu husus, özellikle, 3. veya 2. madde kapsamında "tartışılabilir bir iddia (an arguable claim)" ortaya atıldığında daha da önem arz eder, bu durumda, etkili çözüm yolu, devletin sorumluları bulma ve cezalandırma adına tam ve etkili bir soruşturma yürütmesini gerektirir. (Diğer kararlar arasında, ayrıca, bkz., yukarıda belirtilen Aksoy kararı, s. 2287, par. 98; Assenov ve diğerleri v. Bulgaristan, 28 Ekim 1998 kararı, Raporlar 1998-VIII, s. 3290, par. 102; ve Soering v. Birleşik Krallık, 1 Temmuz 1989, Seri A no. 161, s. 34-35, par. 88) Mahkemeye göre, yetkililerin de farkında olduktan doktor raporlarından da anlaşılacağı gibi, Selmouni'nin şikayetlerinin konusu, hem içerik hem de hakkında şikayette bulunulan kişilerin statüsünün ciddiyeti dikkate alındığında "tartışılabilir bir iddia" ortaya koymaktadır.
80. Bu hususlar dikkate alındığında, Mahkeme tıpkı Komisyon gibi düşünmekte, hükümetin sözünü ettiği çözüm yollarının etkililiğini gösteren olumlu herhangi bir önlem almadığı kanaatini taşımaktadır.
81. Bu nedenle, Hükümetin dayandığı, başvuru sahibinin müdahil olarak katılma dileğini de belirten cezai işlem başlatılması hakkındaki şikayeti, çözüm yolu olarak, "etkili" ve "yeterli" olduğu konusundaki açıklamalarının tatmin edici olmadığı da göz önüne alındığında, söz konusu çözüm yolu, söz konusu olayda, iddialar hakkında başvuru sahibi için çözüm üretmekten uzaktır. Bununla beraber, bu çözüm yolunun etkisizliği bu dava için geçerlidir; müdahil olarak katılma dileğini de belirten cezai işlem başlatılması hakkındaki bir şikayet başka olaylarda göz altında iken kötü muamele iddiaları için etkili bir çözüm yolu olabilir. Bu nedenlerle, Mahkeme, Fransa Hükümetinin davada henüz iç hukuk yolları tüketilmemiştir savunmasını kabule değer bulmamıştır.
B. Şikayetin Hukuken Değerlendirilmesi
1. Olayları Mahkemenin Değerlendirmesi
82. Başvuru sahibi başvurusunda farklı kötü muamele çeşitlerine maruz kaldığı konusunda şikayette bulunmuştur. Bu muameleler, defalarca yumruklanma, tekmelenme, değişik aletlerle vurulma gibi müessir fiilleri, bir bayan önünde zorla yere diz çökertilme ve o genç bayana hitaben "Bak sen şimdi birisinin söyleyeceği sarkılan dinleyeceksin" şeklindeki tehditkar sözler söylenmesini; bir polis memurunun penisim çıkararak, mağdurun üzerine işemeden önce "Bak buraya, bunu ağzına al ve yala!" diye konuşmayı, gaz lambası ile yakma ve vücuduna yabancı madde şırınga edilme tehditlerini içermektedir. Yine başvuru sahibi, önce "Siz Araplar sin-kaf edilmekten hoşlanırsınız." sözlerine muhatap olduktan sonra büyük bir copun anüsüne sokulduğu şikayetinde bulunmuştur. Yine, başvuru sahibi, tüm soruşturmalar boyunca iddialarını hiç değiştirmeden hep aynı şeyleri söylemesinin, doktor raporları ve kendisini muayene eden uzman doktorların söyledikleri ile kendisine gözaltında iken yapıldığını söyledikleri arasında illiyet bağının bulunmasının iddialarının doğruluğunun en büyük delili olduğunu hatırlatmıştır.
83. Komisyon, bağımsız hekimlerce düzenlenen tıbbi belgelerin ve raporların vücutta meydana gelen birçok yara-berelerin varlığını ve bunların ağırlık derecesini ispatlamış olduğunu kabul etmiştir.
84. Hollanda Hükümeti, Komisyonun olayları tahlilinde hem fikir olup Komisyonla aynı görüşü paylaşmaktadır.
85. Şikayet hakkında, Fransız Hükümeti, alternatif bir savunma yaparak, işlendiği iddia edilen suçlara hakkında ulusal mahkemelerin henüz son kararını vermediğini hatırlatmıştır. Hükümete göre, Sözleşmenin 6 maddesinin 2. fıkrasına göre, polis memurlarının suçluluğu ispat edilene kadar suçsuz sayılması gerekir.
86. Mahkemenin 1 Kasım 1998 öncesi yerleşmiş içtihadına göre, olayla ilgili bilgilerin ortaya çıkarılması ve doğruluğunun ortaya konması birincil olarak Komisyonun görevidir. (Eski madde 28/1 ve madde 31) Mahkemenin yetkisini kullanarak olay hakkındaki değerlendirmeleri kendisinin yapması çok istisnai şartlarda kullanılır. Bununla beraber, Mahkeme, Komisyonun bir olay hakkında ortaya koyduğu bulgularla bağlı olmayıp önündeki bilgi ve belgelere göre kendisi farklı değerlendirmelerde bulunmakta serbesttir. (Örneğin, bkz.,Cruz Varas ve Diğerleri v. İsveç, 20 Mart 1991, Seri A no. 201, s. 29, par. 74; McCann ve Diğerleri v. Birleşik Krallık, 27 Eylül 1995, Seri A no. 324, s. 50, par. 168; ve yukarıda zikredilen Aksoy v Türkiye, s. 2272, par. 38)
87. Mahkemeye göre, bir kimse polisçe sağlıklı olarak gözaltına alınır fakat serbest bırakıldığında yaralı olduğu tespit edilir ise, o kişinin nasıl yaralandığı hususunda mantıklı ve kabul edilebilir bir açıklama getirme yükümlülüğü o Devlete aittir. Bu açıklamanın getirilmemesi 3. madde ihlalini gündeme getirecektir. (Bu konuda bkz. Tornası v. Fransa, 27 Ağustos 1992 kararı, Seri A no. 241-A, s. 40-41, par. 108-111, ve Ribitsch v. Avusturya, 04 Aralık 1995 kararı, Seri A no. 336, s. 25-26, par. 34)
Başvuru sahibi cezai şikayeti ve açılmış olan ceza davasına müdahil olarak katılma istemi ile şikayetini polis memurlarına yöneltmiştir (bkz. yukarıda par. 28) ve polis memurlarının suçlu olup olmadığı noktasında karar verme yetkisi sadece Fransız mahkemelerinin yetkisi dahilindedir, iç hukukta ulaşılan sonuç ne olursa olsun, polis memurlarının mahkum olmaları veya beraat etmeleri davalı devletin Sözleşme nezdindeki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. (Bkz. yukarıda zikredilen Ribitsch kararı) Bu nedenle, Bay Selmouni'nin vücudundaki yaraların nasıl oluştuğunu mantıklı bir şekilde açıklama yükümlülüğü Devlete aittir.
88. Söz konusu olayda, Mahkeme, var olan delilleri inceledikten sonra, esas itibarı ile, Komisyon taralından ortaya konan gerçekleri kabul etmektedir. Mahkemeye göre, Komisyon önünde, başvuru sahibi, iddialarını birbirini destekleyen yeterli derecede güçlü ve net delillerle şüpheye mahal bırakmayacak şekilde ispat etmiştir.(Bkz. İrlanda v. Birleşik Krallık 18 Ocak 1978 kararı, Seri A no. 25, s. 64-65, par. 161, ve Aydın v. Türkiye, 25 Eylül 1997 kararı, Raporlar 1997-VI, s. 1889, par. 73). Müşahhas ve uygun, tatmin edici bilgiler içeren çeşitli tıbbi raporların dosyada mevcudiyeti ve başvuru sahibi üzerindeki yaraların neden meydana geldiğinin makul biçimde açıklanamaması, Fransa Hükümetinin açıklamalarının ikna edici olmayışı, Komisyonun vardığı sonucu doğrulamaktadır. Bununla beraber, Mahkemenin olaya yaklaşımı, Komisyonunkinden farklıdır:
Mahkeme, Komisyondan farklı olarak, Bay Selmouni'nin iddiaları arasında yer alan fakat doktor raporlan ile desteklenmeyen iddialarla alakalı bir değerlendirme yapılması gerekir. Bu noktada, Hükümet savunmasında, esas olarak başvurunun kabul edilebilirliği üzerine konsantre olmakla birlikte, iddiaların ciddiliği ve bu iddiaların 3. madde çerçevesinde nasıl sınıflandırılması gerektiği hususunda da görüş belirtmektedir. Hükümet belirttiği görüşünde, Dr Garnier'in ikinci raporuna (bkz. yukarıda par. 31) ve göz hastalıktan uzmanı Dr Biard'ın raporuna (bkz. yukarıda par. 46) dayanarak iddia edilen kötü muamelenin ağırlık boyutunu tartışmaya açmaktadır. Bu nedenle, söylenebilir ki, Hükümet aslında varlığı iddia edilen kötü muameleyi inkar etmemekte, kötü muamelenin boyutunun nasıl nitelenmesi gereği üzerinde durmaktadır. Aslında, bir yönü ile, ırza geçme-tecavüz ve görme yeteneğini kaybetme iddialarının Ceza Mahkemesince (bkz. yukarıda par. 59-61) ve cinsel taciz iddialarının da Versailles İstinaf Mahkemesince kabul edilmesi (bkz. yukarıda par. 65), bu iddiaların doğruluğunun bu mahkemelerce kabul edildiği anlamına gelir.
89. Bu nedenle, Mahkeme, başvuru sahibinin, Mahkemeye sunduğu kötü muamele ile ilgili iddiaların bir kısmının doğruluğunu ortaya konmuş olarak kabul eder.
90. Bununla beraber, Mahkemenin nazarında, Bay Selmouni'nin ırza geçme-tecavüz iddiaları, doktor raporu ile doğruluğunu tespit etme açısından çok geç dile getirildiğinden (bkz. yukarıda par. 54), ispatlanmış olarak kabul edilemez. Aynı şekilde, başvuru sahibinin görme yeteneğini kaybettiği ile ilgili iddiası ile gözaltında geçen olaylar arasında illiyet bağı doktor raporları ile ortaya konamamıştır (bkz. yukarıda par. 46)
2. Hakkında Şikayette Bulunulan Kötü Muamelenin Ağırlık Boyutu
91. Başvuru sahibi, madde 3 ün uygulanmasını gerektirici kötü muamelenin ulaşması gereken ağırlık sınırını ifade eden delilleri sunmuştur. Başvuru sahibi, polis memurlarının kötü muamele etmesinin altında yatan sebebin itiraf elde etmek olduğunu iddia etmiştir. Başvuru sahibine göre, yakalanması esnasındaki üst araması ve kaldığı otelin aranması neticesinde hiçbir delil bulunamamasına rağmen, polis memurları kendisinin suçlu olduğuna inanmaktadır, 49 yaşında, herhangi bir mahkumiyeti olmayan ve daha önce hiç göz altına alınmamış ve uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı yönündeki bütün suçlamaları başından beri ret eden birisini polis soruşturma konusu yapmıştır. Bütün gün ve daha da önemlisi bütün gece devamlı sorgulayarak, polisler, kendisine, bilerek kötü muamele yapmışlardır. Başvuru sahibi, kendisinin hem fiziksel hem de psikolojik olarak kötü muameleye tabi tutulduğunu iddia etmiştir. Başvuru sahibine göre, bu tip polis uygulamalarının varlığı yetkililerce çok iyi bilinmektedir. Bilgi ve itiraf elde etmeyi amaçlayan bu tür muameleler önceden hazırlığı, eğitimi ve bilinçli ve kasti hareketi gerektirir. Olayda ortaya konan gerçekler ışığında, kendisine yapılan muamelenin ağırlığı ve acımasızlığı, yapılanları 3. madde anlamında işkence olarak nitelenmesini gerektirir.
92. Komisyon, başvuru sahibine yapılan saldın ve tecavüzlerin, vücutta gerçekten yara-berelere neden olduğuna ve aşın derecede fiziksel ve psikolojik acıya yol açtığı kanaatine varmıştır. Yine, Komisyona göre, kötü muamele bilgi ve ikrar elde etmek4f in kasıtlı olarak yapılmıştır. Komisyonun görüşüne göre, bu tür kötü muamele, bir veya birden çok devlet memuru tarafından yapılmış ve doktor raporlan da bunu doğrulamıştır. Bu muamele, başlı başına, öteki iddia edilen suçların -özellikle ırza geçme suçunun- varlığı nazara alınmadan, zalimane türden ağır bir muameledir ve ancak işkence olarak nitelenebilir.
93. Hollanda Hükümeti, Sözleşmenin maddeleri ışığında Komisyonun olayları ele alıp değerlendirmesi ve vardığı sonuçlar konusunda aynı görüşü paylaşmaktadır.
94. Fransa Hükümeti, Dr. Garnier'in 7 Aralık 1991tarihli raporunda belirttiği yara-berelerin Komisyon tarafından "ciddi" oluşuna dair hükmü ile yine Dr. Garnier tarafından daha sonra düzenlenen raporda yara-berelerin "ciddi olmadığına" dair kanaati arasında bir çelişki olduğunu hatırlatmıştır. Yine Fransa Hükümeti, göz mütehassısının, başvuru sahibinin kendisinde meydana geldiğini ileri sürdüğü görme bozukluğu ile kendisine yapılan kötü muamele arasında bir illiyet bağının olmadığı şeklinde sonuçlanan raporu da ibraz etmiştir.
Hükümete göre, her halükarda, Mahkemenin içtihat hukuku hatırlanacak olursa, (bkz. yukarıda anılan İrlanda v Birleşik Krallık, Tornası v Fransa ve Aydın v Türkiye kararları), olayın şartlan göz önüne alındığında, polis memurlarınca uygulandığı iddia edilen kötü muamele madde 3 anlamında işkence boyutuna ulaşmamıştır.
95. Mahkemeye göre ise madde 3, demokratik toplumların en temel değerlerinden birisini içerip korumaktadır. Sözleşmenin bu maddesi, hatta çok zor şartlarda, mesela terörizm ve organize suçlara karşı sürdürülen mücadelede bile, işkence, İnsanlıkdışı ve aşağılayıcı muamele ve cezanın kullanılmasını mutlak olarak yasaklamaktadır. Madde 3, Sözleşmenin ana metninde ve protokollerinde yer alan bir çok maddeden farklı olarak, bir istisna içermediği gibi, bu maddenin bir ulusun varlığını tehdit eden olağan üstü hallerde madde 15/2 gereği askıya alınması da mümkün değildir.(Bkz., yukarıda anılan İrlanda v. Birleşik Krallık kararı s. 65, par. 163; yukarıda anılan Soering v Birleşik Krallık kararı, s. 34-35, par. 88; ve Chahal v Birleşik Krallık kararı, 15 Kasım 1996, Raporlar 1996-V, s. 1855, par. 79).
96. Bir kötü muamelenin işkence sayılıp sayılmaması gerektiği konusunda Mahkeme, 3. maddede belirtilen işkence ile İnsanlıkdışı ve aşağılayıcı muamele arasındaki bir ayrım yapmakta, yapılan kasti muamelenin işkence sayılması için muamelede çok ciddi bir acı verme ve zalimane bir nitelik taşıma özelliklerinin varlığını şart koşmaktadır (bkz. yukarıda geçen İrlanda v. Birleşik Krallık kararı s. 66-67, par. 167).
97. 26 Haziran 1987 de yürürlüğe giren işkence ve Başka Zalimane, İnsanlıkdışı veya Onur Kırıcı Davranış ya da Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin (İÖBMS) 1 ve 16. maddelerinde de bu tür bir ayırım görülmektedir.
Madde 1
"1. Bu Sözleşmenin amaçlan bakımından, "işkence", bir kimseye kendisinden veya üçüncü bir kişiden bilgi ya da bir itiraf sağlamak, kendisinin veya üçüncü bir kişinin işlediği veya işlediğinden kuşku duyulan bir eylemden ötürü onu cezalandırmak, kendisine veya üçüncü bir kişiye gözdağı vermek ya da onları zorlamak amacıyla veya herhangi bir ayrımcılığa dayalı bir nedenle bir resmi görevli ya da resmi sıfatla davranan bir başkası tarafından onun kışkırtması ya da oluru ya da izniyle bilerek maddi veya manevi ağır acı vermek veya eziyette bulunmaktır. Niteliği gereği veya geçici olarak salt yasal yaptırımlardan doğan acı veya eziyet işkence sayılmaz...."
Madde 16, paragraf 1
"1.Taraf her devlet, yargı yetkisi içinde bulunan bir ülkede, bir resmi görevli veya resmi sıfatla davranan bir başkası tarafından ya da onun kışkırtması ya da oluru ya da kabulüyle işlenmesi durumunda 1. maddede tanımlanmış işkence ölçüsünde olmayan başka zalimce, İnsanlıkdışı veya onur kinci davranış ya da cezayı da önlemeyi üstlenir, özellikle, 10,11,12 ve 13. maddelerde yer alan yükümlülüklerini; işkenceye ilişkin hükümleri öteki zalimce, İnsanlıkdışı veya onur kinci davranış ya da cezaya ilişkin sayacak biçimde uygular."
98. Mahkemenin bulgularına göre, değişik doktor raporlarında yer alan yaralanma kayıtlan (bkz. par. 11-15 ve 17-20) ve başvuru sahibinin gözaltında iken kötü muameleye tabi tutulduğuna dair ifadeleri (bkz. yukarıda par. 18 ve 24) başvuru sahibinin fiziksel ve şüphesiz (her ne kadar, maalesef, söz konusu olayların olmasından sonra Selmouni'nin psikolojik durumunu tespit için bir psikologca muayenesi talep edilmemişse de) psikolojik acı çektiğini göstermektedir. Yine olayların akışı göstermektedir ki, kötü muamele, kasten, başvuru sahibine işlendiğinden şüphelenilen suç hakkında bilgi almak amacı ile uygulanmıştır. Dosyaya ek olarak sunulan doktor raporları polis memurlarının görevleri sırasında sayısız şiddet uyguladıklarını göstermektedir.
99. Şikayete konu olan fiiller başvuru sahibinde korku ve belirsizlik oluşturma, başkalarının önünde aşağılama ve fiziksel ve psikolojik direnme gücünü ortadan kaldırmaya sebep olma gücüne sahiptir. Mahkeme, bu nedenle, söz konusu olayda, yapılan muameleyi İnsanlıkdışı ve aşağılayıcı muamele olarak nitelenmesine yetecek elementlerin varlığına inanmaktadır, (bkz. yukarıda anılan, İrlanda v. Birleşik Krallık kararı s.66-67, par. 167 ve yine yukarıda zikredilen Tomasi v. Fransa kararı, s. 42, par. 115) Her halükarda, Mahkemeye göre, gözaltına alınarak özgürlüğü kısıtlanan bir kişiye, kendi hal ve hareketlerinin gerekli kılmadığı fiziksel bir gücün kullanılması, insan onurunu zedeleyici ve alçaltıcı olup 3. Maddenin ihlali anlamına gelir (bkz. yukarıda anılan Ribitsch kararı, s. 26, par. 38, ve Tekin v. Türkiye kararı, 09 Haziran 1998, Raporlar 1998-IV, s. 1517-18, par. 53).
100. Söz konusu olayda, Bay Selmouni'ye uygulanan muamelenin verdiği "ağrı veya acının" işkencenin Önlenmesine Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesi nin 1. Maddesinde kast edildiği anlamda "ağır" sayılıp sayılmayacağı konusunda ise, Mahkeme, "ağırlık" kavramının, 3. Maddenin bir olaya uygulanabilmesi için gerekli olan "minimum ağırlık" kavramı gibi sübjektif bir kavram olduğuna, muamelenin, süresi, kişi üzerindeki fiziksel ve psikolojik etkisi, mağdurun cinsiyeti, yaşı, ve sağlık durumu gibi, olayın özelliklerine göre farklılık arz edeceğine inanmaktadır.
101. Mahkeme daha önceleri ele aldığı bazı davalarda olayda uygulanan muameleyi işkence olarak nitelemiştir, (bkz. yukarıda geçen Aksoy kararı, s. 2279, par. 64, ve yine yukarıda geçen Aydın kararı s.1891-1892, par. 83-84 ve 86) Bununla beraber, Sözleşmenin "içinde bulunulan günün şartlarına göre yorumlanması gereken yaşayan bir doküman" olduğu gerçeği hatırlandığında (başka kararlarla birlikte, şu kararlara bkz., Tyrer v. Birleşik Krallık kararı, 25 Nisan 1978, Seri A no. 26, s. 15-16, par. 31; yukarıda geçen Soering v. Birleşik Krallık kararı, s. 40, par. 102; ve Loizidou v. Türkiye kararı, 23 Mart 1995, Seri A no. 310, s. 26-27, par. 71), geçmişte "işkence" kabul edilmeyip "İnsanlıkdışı veya aşağılayıcı muamele" olarak nitelenen bazı fiiller gelecekte farklı tanımlanabilir. Mahkemeye göre, kişi hak ve özgürlüklerinin korunmasında benimsenmesi gereken standartların oldukça yüksek olması gerekir ve demokratik toplumun temel değerlerinin çiğnenmesi karşısında oldukça sağlam bir tavır sergilenmelidir.
102. Mahkeme, Bay Selmouni'nin vücuduna bir çok defa vurularak vücutta pek çok yara-bere ve morartıların meydana getirildiğine inanmaktadır. Ayrıca, vücuda vurulan her darbe vücutta otomatik olarak iz bırakmamaktadır. Bununla beraber, Dr. Garnier'in hazırladığı 7 Aralık 1991 tarihli rapor (bkz. yukarıda geçen par. 18-20) kullanılan şiddet sonucu Selmouni'nin vücudunun tamamının yara izleri ile dolu olduğunu ortaya koymaktadır
103. Mahkemeye göre, başvuru sahibi bir polis tarafından saçlarından tutulup sürüklenmiştir, iki ucuna polisler yerleştirilmiş uzun bir koridor boyunca tek ayak üzerinde koşuşturulmuştur. Genç bir kadının önünde yere çökertilmiştir, biri o bayana "Bak sen şimdi birilerinin şarkı söylediğini işiteceksin" demiştir. Sonra bir polis memuru, Selmouni'ye penisini göstermiş, onun üzerine idrar yapmadan önce, "Hey bunu yala" demiştir. Sonra bu kişi yanan bir lambayla yakılma ve sonra da kaim bir iğne şırınga ile vücuduna zararlı madde enjekte edilmeyle tehdit edilmiştir (bkz. yukarıda par. 24). Yukarıda anılan bu hareketlerin şiddet içeren mahiyeti bir yana, Mahkemeye göre, anılan hareketler, kişinin içinde bulunduğu şartlar ne olursa olsun, aşağılayıcı ve çirkindir.
104. Mahkemeye göre, ayrıca, sözü edilen kötü muameleler, her ne kadar mazeret olarak ileri sürülemeyecek olsa da, tansiyonun yükselmesi veya duyguların kontrol edilmemesinden kaynaklanan bir anlık, gözaltındaki belirli bir zaman dilimi ile sınırlı kalmamıştır. Selmouni'nin birkaç gün süren sorgulaması boyunca defalarca kötü muameleye tabi tutulduğu sabittir (bkz. yukarıda par. 11-14).
105. Bu şartlar altında, başvuru sahibinin tabi tutulduğu fiziksel ve psikolojik şiddet, bir bütün olarak düşünüldüğünde, 3. Madde anlamında "ağır" bir acı ve ağrıya sebep olduğu sonucuna ulaşılabilir. Bu zalimane ve ciddi muamele 3. Madde anlamında işkence olarak nitelenmelidir.
3. Sonuç
106. Bu nedenle, Sözleşmenin 3. Maddesinin ihlali söz konusudur.
II. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
107. Başvuru sahibinin iddiasına göre, polis memurları hakkında yapılan şikayetlerle ilgili yürütülen soruşturma işlemleri, aşağıda ilgili bölümleri verilen, Sözleşme madde 6/1 hükmünün gerektirdiği makul bir süre içerisinde sonlandırılmamıştır,
"Medeni hak ve yükümlülükleri veya hakkında herhangi bir suçlama karara bağlanırken herkesin, ...bir mahkeme tarafından makul bir süre içinde ....bir yargılanmaya hakkı vardır...."
A. Gözönünde tutulması gereken süre
108. Başvuru sahibi, makul sürenin hesaplanmasında, sürenin başlangıcı olarak, gözaltında geçirdiği sureyi müteakiben sorgu hakiminin karşısına çıkartıldığı gün olan 29 Kasım 1991'de, en geç ise Bobigny sorgu hakiminin uzman hekim raporunun savcılığa gönderilmesi emrini verdiği 11 Aralık 1991 gününün esas alınması gerektiğini ileri sürmüştür. Başvuru sahibi, sorgu hakiminin bir uzman atanması yetkisini kullanmasından itibaren yasal olarak dosyanın adli mercilerle ilgili olduğunu ileri sürmüştür. Başvuru sahibine göre, işkencenin Önlenmesine Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin 12. Maddesi uyarınca nerede olursa olsun işkence yapıldığına dair kabul edilebilir bir durumun ortaya çıkmasıyla, ilgili yetkililerin etkili bir soruşturma düzenlemeleri zorunluluğu başlar. Başvuru sahibi, ayrıca, 1 Aralık 1992 tarihli şikayetinin, gayet açık ve tartışmasız olduğunu söylemiştir. Bu sebeple, şikayetinin kayıt tarihi ve davaya müdahil olarak katılmak için yapmış olduğu başvuru tarihlerinin, işlemlerin başlama tarihi olarak kabul edilemeyeceğini ileri sürmüştür.
109. Hükümet, kendi açısından, işlemlerin, adli şikayetin ve sorgu hakimine davaya müdahil olarak katılma başvurusunun yapıldığı 15 Mart 1993'de başladığını iddia etmektedir.
110. Komisyon, işlemlerin başvuru sahibinin şikayetinin kaydedildiği 15 Mart 1993 tarihine kadar başlamadığını düşünmektedir.
111. Mahkeme, Sözleşme madde 6/1'de bahsedilen "makul süre" gerekliliği bağlamında ele alınan işlemler esnasında göz önünde bulundurulması gereken zamanın başvuru sahibinin Ulusal Polis Müfettişliğinde 1 Aralık 1992'de bir polis memuru tarafından ifadesi alınırken (bkz.,yukarıdaki 24. paragraf) yapmış olduğu şikayetle başladığını düşünmektedir. Mahkeme bu tip basit bir adli şikayetin Fransız kanunlarınca kabul edilen bir hukuk yolu olduğunu ve savcının 2 Aralık 1992 tarihinde, bir görevlinin kendisine mülakatın tutanaklarının iletilmesiyle (bkz., yukarıdaki 25. paragraf) başvuru sahibinin şikayetinden haberdar edildiğini belirtmiştir, iddia edilen suçlamaların yapısına ve fevkalade ciddiliğine binaen, Mahkeme, başlama noktasının başvuru sahibinin adli şikayette bulunduğu ve hukuk sürecine müdahil olarak (bkz. yukarıdaki 28. paragraf ve yukarıda bahsedilen Tomasi kararı, sayfa 20 ve 43, sırasıyla 46 ve 124. paragraflar) katılma isteği başvurusunda bulunduğu 1 Şubat 1993'ün veya şikayet tarihinin veya başvurunun kayıt edildiği tarihin kabul edilemeyeceğini düşünmektedir.
Yargılamanın Uzunluğunun Makul Kabul Edilebilirliği
112. Yargılama süresinin makullüğü, Mahkeme içtihatlarında ortaya konduğu gibi, olayın kompleksliği, başvuru sahibinin ve ilgili yetkililerin dava boyunca sergilemiş olduğu tutum ve davranışları dikkate alınarak her olayın kendi şartlarına göre özel değerlendirilmelidir. (Bu konuda bkz. yukarıda anılan Vernillo kararına, s. 12-13, par. 30; yine bkz. Acquaviva v. Fransa kararı 21 Kasım 1995, ve Seri A no 333-A, s. 15-16, par. 53)
1. Mahkeme Önündeki Argümanlar
113. Başvuru sahibine göre, yargılamanın bu kadar uzun sürmesi, tek başına, ne kendi tutum ve davranıştan ile ne de davanın kompleksliği ile açıklanabilir. Adli yetkililerin tutum ve davranışları ile ilgili olarak da, başvuru sahibi iki zaman dilimi arasında ayrım yapmıştır. 29 Kasım 1991 den 27 Nisan 1994 e kadar olan dönem içerisinde, eğer Ulusal Polis Teftiş Kısmında bir polis görevlisi huzurunda kendisinin sorgulamaya alınması işlemi çok uzatılmış ve yargılamanın bir başka mahkemeye aktarılması talebi yapılmamış olmasaydı, yetkililerin oldukça hassas davrandığı söylenebilirdi, ikinci dönem olan 27 Nisan 1994 den bu zamana kadar geçen zaman dilimi içerisinde ise, iddia edilen hususların önemine ve aciliyetine rağmen, adli yetkililer, soruşturmanın ve yargılamanın gerekli hızda yürütülmesi ile ilgili olarak hassas davranmamışlardır.
114. Hükümet vermiş olduğu cevapta, davanın hukuki yönden kompleks bir dava olmadığını kabul etmekle beraber, iddiaların oldukça ciddi olması, hakkın da dava açılan kişilerin statülerinin önem arz etmesi soruşturmanın özel bir şekilde yürütülmesi gereğini ortaya çıkarmış, bu da neticede, davanın uzamasına sebebiyet vermiştir. Bu davada, "yargılanmanın daha hassas gerçekleşmesi (proper administration of justice)" için, davanın bir başka mahkemeye aktarılması gerekli görülmüştür. (Bkz. Boddaertile v. Belçika kararı, 12 Ekim 1992, Seri No: 235-D) Fransa Hükümeti, Komisyon gibi başvuru sahibinin tutum ve davranışlarından kaynaklanan bir uzamanın olmadığını düşünmektedir.
Adli mercilerle ilgili olarak, Hükümet, Bobigny sorgu hakiminin sorgulama dosyasını kamu davası açılmak üzere Savcılığa yolladığı tarih olan 1 Mart 1994 yılına kadar geçen süre içerisinde soruşturmanın herhangi bir ara verilmeden sürdürüldüğünü iddia etmiştir Davanın başka bir mahkemede görülmek üzere bekletildiği aşamada da yetkililerin oldukça hassas davrandıkları söylenebilir. Hükümet, 22 Haziran 1994 den sonra, Versailles yargılama bölgesinden bir sorgu hakiminin bu işin soruşturulması için atanmasından sonra dava ile ilgili olarak bir gecikmenin olduğunu kabul ermektedir. Fakat bu gecikme, yalnızca sorgu hakiminden kaynaklanmamıştır.
Fransa Hükümeti, soruşturmaların ve yargılamanın bir bütün olarak gereğinden fazla uzadığını tartışmaya açmamakla beraber, isnat edilen iddiaların ağırlığının soruşturma boyunca yetkililerin hassas davranmasını gerektirmiş, bunun da davanın uzamasını beraberinde getirdiği tezini ileri sürmüştür.
115. Komisyona göre, her ne kadar iddialar ağır, isnat ve ithamlar ciddi, haklarında dava açılan polis memurlarının konumlan ve statüleri önemli ise de davanın kendisi karmaşık değildir. Başvuru sahibinin davayı uzatan herhangi bir tutum ve davranışı yoktur. Yargılama makamlarının söz konusu zaman dilimi içerisinde olayı değerlendirmeleri farklı olmuştur, Bir taraftan Versailles yargılama bölgesine bir sorgulama hakiminin tayin edildiği 22 Haziran 1994 e kadar soruşturma oldukça hassa yürütülürken, diğer taraftan, atanan Versailles sorgu hakiminin davaya bakması ile başlayan ikinci dönemde, iddiaların ciddiyetine ve iddia edilen olayların başladığı tarihten o zamana kadar geçen süreye rağmen, yetkililer hassas bir soruşturmanın yürütülebilmesi için gerekli pozitif tedbirleri almamışlardır.
2. Mahkemenin değerlendirmesi
(a) Davanın karmaşıklığı ve başvuru sahibinin tutumu
116. Mahkeme bu noktada başvuru sahibiyle aynı görüştedir. Ne dava karmaşık bir davadır ne de başvuru sahibinin tutumlu işin uzamasına neden olmuştur.
(b) Yargılama Mercilerinin Tutumları
117. Mahkemeye göre, hala temyiz aşamasında devam eden, olayın oluşundan bugüne kadar altı yıl yedi ay gibi bir zaman geçmiştir. 3 Madde ile ilgili değerlendirmede belirtildiği gibi, bir kişinin bir maddenin ihlali ile ilgili "tartışılabilir bir iddia" ileri sürmesi halinde, devletin, sorumluları bulmaya ve cezalandırma niteliğine sahip tam ve etkili bir soruşturma başlatarak, etkili çözüm yolunu işletmesi gerekir. (Bkz. yukarıda par. 79)
Hükümetin olayın ciddi olduğunu kabul etmesi bir yana, soruşturma için harcanan süre, bir bütün olarak, gereğinden fazla sürmüştür (bkz. yukarıda par. 114). Mahkemenin 3. Madde ile ilgili başvurunun kabul edilebilirlik değerlendirmelerinde belirtildiği gibi (bkz. yukarıda par. 78), adli mercilerden kaynaklanan bazı gecikmeler olmuştur ve bu gecikmeler bu madde ile ilgili şikayetin de yerinde ve doğru olduğunu göstermektedir.
(c) Sonuç
118. Tüm deliller göz önüne alındığında, madde 6/1 de yer alan "makul süre"aşılmış ve madde 6/1 ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
119. Sözleşme, madde 41 şöyledir,
"Mahkeme işbu Sözleşme veya Protokollerin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Taraf Devletin iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa. Mahkeme, gerektiği, takdirde, hakkaniyete uygun bir surette zarar gören tarafın tatminine hükmeder."
A. Maddi ve Manevi Zarar
120. Başvuru sahibi, uğradığı şahsi zarar için 750 bin Fransız Frangı (FRF) tazminat istemiştir. Bu miktar, gözaltında iken ika edilen müessir fiillerden ortaya çıkan genel maddi zararları ve başvuru sahibinin hala düzelmeyen gözünün görme kapasitesinin etkilenmesini kapsamaktadır. Ayrıca kötü muameleden, yargılamanın uzamasından ve cezasının infazı için Hollanda'ya naklinin imkansızlığından kaynaklanan manevi zararlar için de 1.500.000 FRF, tazminat istemiştir.
121. Fransız hükümeti, madde 3 ve madde 6'nın ihlali iddiasıyla ilgili olarak verilen zararların ayrılmasının mümkün olmadığını ve yargılamanın hala ulusal makamlar önünde sürdüğünü hatırlatarak, madde 41'in işletilmesinin kabul edilir olmadığını iddia etmiştir.
122. Komisyon üyesi bu konuda herhangi bir mütalaada bulunmamıştır.
123. Mahkemeye göre, daha öncede vurgulandığı gibi, başvuru sahibi ırza geçme-tecavüz iddiası ile göz rahatsızlığının, uğradığı kötü muamelenin sonucu oluştuğu iddiasını ispat edememiştir (bkz. par. 90). Bununla beraber, başvuru sahibinin, uğradığı kötü muamele sonunda, 5 gün iş ve gücüne mani olunmuş (bkz. yukarıda par. 31), vücudunda yara-bereler ve ekimozlar oluşmuş, maddi tazminat yanında manevi tazminatı gerektirici durumları tespit edilmiştir. Buna göre, Bay Selmouni'nin mağduru olduğu ciddi Sözleşme madde ihlalleri karşısında şahsi maddi ve manevi zarar verilmesi söz konusudur. Bu zarar karşılığı, Mahkeme, başvuru sahibine 500.000 FRF tazminat ödenmesini kararlaştırmıştır.
B. Hollanda'ya Nakil İstemine Gelince
124. Başvuru sahibi cezasının geri kalan kısmını çekmek üzere Hollanda cezaevlerine naklini istemiştir.
125. Hollanda Hükümeti, her iki devletin Suçluların İadesi ile ilgili Sözleşmeye taraf olmasına dayanarak ve dava şartlarını göz önünde bulundurarak başvuru sahibinin talebini desteklemiştir.
126. Mahkemeye göre, madde 41 hükmü, Sözleşmeye taraf bir devlet hakkında bu şekilde bir karar verme yetkisi vermemektedir (bkz. Saidi v. Fransa, 20 Eylül 1993, Seri A No: 261-C, s. 57, par. 47, ve yukarıda anılan Kemli kararı, s. 575, par. 54).
C. Ücretler ve Masraflar
127. Başvuru sahibi, kendisini temsil ücreti olarak belgelendirdiği 203.814 FRF masraf istemiştir. Bu masrafların dökümünü şu şekilde yapmıştır: 90,450 FRF Versailles mahkemesinde yargılama sırasında, 113,364 FRF da Sözleşme Kurumları önündeki işlemleri sırasında harcamıştır. Kendisine bir miktar hukuki parasal yardım (adli müzaharet) da Komisyon ve Mahkeme tarafından yapılmıştır.
128. Fransa Hükümeti, Mahkemenin, başvuru sorunu konusunda, madde 41'e göre karar vermesi için erken olduğunu ileri sürmüştür.
129. Komisyon bu konuda herhangi bir görüş bildirmemiştir.
130. Mahkeme, başvuru sahibinin, Komisyon ve Mahkeme huzurunda harcadığı maliyetler ve masraflar için, 113,364 FRF tutarındaki masrafları makul ve kabul edilir bulmuştur.
D. Gecikme Faizi
131. Mahkemece elde edilebilen bilgilere göre, Mahkeme kararının verildiği tarihte Fransa'da uygulanan resmi faiz oranı %3.47 dür.
E. Davada hükmedilen tazminat miktarının davanın ekinden ayrı tutulması talebi
132. Başvuru sahibi kendisine karşı sürdürülen davada diğer arkadaşlarıyla birlikte müştereken ve müteselsilen ödemeye mahkum edildikleri, gümrük ceza sı olan 12 milyon FRF konusuna da değinmiştir. Buna göre başvuru sahibi Mahkemeden, vereceği kararda bunun ayrı olarak belirlenmesini ve madde 41 hükmüne göre verilecek tazminat kararında bu miktarın daha önce hakkında açılan davadan ayrışık tutulmasını talep etmiştir.
133. Mahkemeye göre, madde 41'e göre ödenecek tazminatın sabittir ve Mahkemenin kararı üzerine bu miktarın başvuru sahibine Fransız hükümetince ödenmesi gerekir. Sözleşmenin bir maddesinin ihlalinden dolayı mahkum olan bir Devletin bu tazminatı ödemeyerek o kişinin o Devlete daha önce olan borcundan düşülmesi kabul edilemez. Bunun kabul edilmesi, 41.Maddenin amacını ortadan kaldırmak anlamına gelecektir. Bununla beraber, Mahkeme, bu konuda karar vermeye yetkili değildir. (Bkz. diğer kararlar arasında Philis v. Yunanistan, 27 Ağustos 1991, Seri A no. 209, s. 27, par.. 79; Allenet de Ribemont v. Fransa, 1 Ağustos 1996, Raporlar 1996-III, s. 910, par. 18-19). Bu sebepledir ki, bu talep Fransa Hükümet yetkililerinin takdirine bırakılmıştır.
BU SEBEPLERLE MAHKEME OYBİRLİĞİYLE
1. Fransa Hükümetinin iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğuna dair ilk itirazlarının reddine,
2. Sözleşmenin 3. Maddesinin ihlal edilmiş olduğuna,
3. Davanın makul bir sürede bitirilmesi ilkesinin ihlalinden dolayı Sözleşmenin 6. Maddesinin in ihlal edilmiş olduğuna,
4. Davayı kaybeden Devletin başvuru sahibine üç ay içerisinde 500.000 FRF maddi ve manevi zararları için tazminat ödemesine, 113,364 FRF yargılama giderleri ödemesine ve bu tazminat miktarına yıllık adi faiz haddi %3,47 üzerinden kararın verildiği tarihten itibaren yukarıda geçen üç ay için tüm tazminat ödenene kadar faiz ödenmesine,
5.Başvuru sahibi tarafından adil yargılama yapılmadığından tazminat talebine ilişkin isteğinin reddine,
karar vermiştir.
Yorum (1)(*)
Oldukça uzun ve ayrıntılı olarak yazılmış bu kararda, terim yerinde ise her şey "kılı kırk yararcasına" ele alınıp incelenip sonuca ulaşılmıştır. Burada gerek davalı gerekse davacı (müşteki-mağdur) açısından gerekse usul hukuku açısından şu temel hususlara değinilebilir:
Davacı çifte vatandaşlığa sahiptir (Hollanda ve Fas). Davalı taraf Fransa Hükümetidir. Davanın konusu işkence ve zalimane muamele sonucu maddi ve manevi tazminat istemi, yargılamanın uzaması nedeniyle maruz kalman hak kaybının giderilmesi talepleridir.
Öncelikle olayda, iddia ve savunmayı ispata yarayan tüm belgelerin bir değerlendirilmesi yapılmakta, özetleri çıkarılmaktadır.
Temelde işkence ve zalimane muamelede bulunma iddiası olduğundan dosya içeriğinde yer alan tüm raporlar ve karakol işlemleri, zaman ve yer itibariyle değerlendirilmektedir. Mevcut belgelere göre, iddialar büyük ölçüde sübut bulmuştur. Ancak "şüpheden sanık istifade eder", "şüphe sanık lehine yorumlanır" kurallarının bir uygulaması olarak, gerek anüsten ırza geçme,, gerekse görme bozukluğunun, işkenceden kaynaklanıp kaynaklanmadığı, meydana gelip gelmediği konulan doktor raporlarında tam sübut bulmadığından bu ağır ithamlardan Fransa Hükümeti kurtulmuştur. Ne var ki, ülkedeki insanların hak ihlallerine maruz kalması konularındaki talep ve iddialarını da Fransa Hükümeti vaktinde araştırıp görevini yerine getirmediğinden, memurların yavaş davranması veya farklı makamların olaya el koyması, olayın kompleksliği savunmaları, Hükümet için kurtuluş yolu kabul edilmemektedir. AİHM, Devlet yönetimini bir bütün olarak kabul etmektedir.
Mahkeme şunu da vurgulamaktadır; olay ne kadar tehlikeli boyutta olursa olsun, içinde yaşanılan durum olağanüstü hal ya da sıkıyönetim zamanı olursa olsun bu durumların hiçbirisi işkencenin kullanımına hak verdiremez.
Kararda ne gibi hareketin işkence ve zalimane muamele, kötü davranma sayılacağı sorusuna da cevap verilmektedir; kavramların izafi olduğu, kişinin yaşı, sağlık durumu, cinsiyeti, işkencede kullanılan aletler, işkence yapanın ya da yapanların durumu ve sayılan, zamanı vb. etkenlere, şartlara göre eylemler İHAS ve işkenceyi ÖBMS kapsamına girebilip girememektedir. Objektif bir ölçüt konulamamaktadır.
Yargılama süresinin başlangıcı olarak işlemlerin savcılık aşamasında ilk başladığı zaman kabul edilmekte ve buna göre makul bir sürede yargılamanın bitirilip bitirilmediği üzerinde durulmaktadır. Bu bakımdandır ki, hem davalı hem de davacı taraf süre hesabında Savcılık işlemlerine özen göstermek zorundadırlar.
Mahkeme polis ve sorgu hakimliği tutanaklarına önem vermekte, bunların İnandırıcılığı üzerinde özenle durmaktadır, araştırmalarda bulunmaktadır.
Adli işlemlerin; yakalama, arama ve el koyma gibi işlemelerin hukukun genel ilke ve kuralları çerçevesinde yürütülmediğinin araştırılması da taraflar için önem arz eden bir diğer konudur. Çünkü bu işlemler de güvence altına alınan insan haklarını ihlalle yakından ilgili ve ilintili sayılmaktadır.
İç hukuk kurallarına uyulup uyulmadığı, varsa -ki, burada vardır- iki Devlet arasındaki sözleşmelere uyulup uyulmadığı da ele alınmaktadır ki, Fransa Hükümeti Suçluların iadesi sözleşmesi hükümlerine uymamıştır.
Makul sürenin belirlenmesinde Mahkeme her iki tarafın iddia ve savunmaları yanında kendisi de bizzat olayın içeriğine, kompleksliğine göre hareket etmektedir. Olayın basit fakat değişik merciler arasında gidiş gelişini komplekslik olarak kabul etmemektedir. Nitekim burada durum öyledir. O nedenle başvuru sahibinin, davalı hükümetin makul süreyi aştığı iddiası, yerinde bulunmuştur.
İç hukuk yollarının tüketilmesi koşulu da bir diğer araştırılan konudur. Davalı hükümet olayı bir başka dava ile ilintilendirerek henüz iç hukuk yollarının tüketilmediği savunmasında bulunmuştur. Mahkeme ise işkence ve zalimane muamelelerde bulunma olayı ile başka olayı ya da memurların yargılanmasının sürmesi olayını, iç hukuk yollarının tüketilmesinde haklı bir sebep kabul etmemiştir.
Yerel mahkemenin tatmin edici bir karar vermeyişi de yine üzerinde durulan önemli bir konudur. Burada da görüldüğü üzere, insan haklarının ihlalinin söz konusu olduğu yerlerde, "Ben yaptım oldu.", "Ne kaybettin de ne arıyorsun." mantığı sönmemektedir. Binaenaleyh onarıcı adalet sisteminin yaygınlaştığı bu asırda, Mahkeme, başvuru sahibinin, davalı tarafın, ceza mahkemelerinde müdahale dilekçelerine tatmin edici bir çözüm bulamayışını, sanık memurların temelde suçlu bulunmalarını da haklı bir iddia olarak kabul etmiştir.
Sonuç olarak gerçekten vicdanları tatmin eden ve adaletin kılı kırk yararca-sına dağıtıldığını gösteren, sık sık önceki kararlarına -emsal kararlara- yollamalar da içeren takdire değer, bir uzun karardır. Belirtildiği üzere başvuru sahibi olarak ya da davalı durumdaki bir Hükümet (Devlet) olarak kazanmak ya da kaybetmemek için nelere özen gösterilmesi gerektiği, önümüzdeki bu karardan da rahatlıkla çıkarılabilir.
(*) Yorumlayan, Prof. Dr. Ali Şafak, Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi
Yorum (2):(*)
Kararda ihlal edildiği iddia edilen iki hak söz konusudur; 3. Madde kapsamında işkence yasağı ve 6. Madde kapsamında, işkence yapan kişilerin yargılamasının gereğinden uzun sürmesinden dolayı adil yargılama hakkının ihlali. Mahkeme, her iki hak ihlali açısından, bilinen içtihatlarını tekrar etmiş bunları olaya uygulamıştır.
Bununla beraber, bu karar ilk defa bir Batı Avrupa ülkesinin işkenceyi bir sorgulama metodu olarak kullanmasından dolayı mahkum olması açısından önemlidir(**) ve Le Figaro, bu kararı okuyucularına "Fransa için aşağılayıcı bir muamele" başlığı ile duyurmuştur (30 Temmuz 1999).
Bilindiği üzere, AIHS m.3, 3 kötü muamele çeşidini yasaklamaktadır; aşağılayıcı muamele, İnsanlıkdışı muamele ve işkence. Bunlardan en ağır olanı, şüphesiz işkencedir ve bu karar Avrupa 'da işkencenin artık bir sorgulama metodu olarak kullanılmadığı veya varsa bile işkencenin psikolojik boyutlu olduğu düşüncesinin sonudur.
Bir başvuru sahibinin Sözleşmenin 3. Maddesinin koruma alanından faydalanabilmesi için iki şartı vardır;
(1) iddiaların doktor raporu ile ispat edilmesi
(2) Yapılan kötü muamelenin belirli bir seviyeye ulaşması gerekir.
Söz konusu davada, başvuru sahibi kötü muamele iddialarının ırza geçme ve gözünün görme kabiliyetinin kaybedilmesi kısmı dışındakileri ispat etmiş ve doktor raporları bu muameleleri, bir bütün olarak, belirli bir ağırlık seviyesine ulaştığını ortaya koymuştur. Mahkemeyi, olayı işkence seviyesinde görmeye iten sebepler özellikle, kötü muamelenin birkaç gün sürmesi ve yara-berelerin bütün vücudu kapsayarak vücutta morluklar oluşturmasıdır.
Olayda dikkati çeken hususlardan birisi de, başvuru sahibinin her gün doktor tarafından muayene edilmesine ve doktorların kötü muamele izlerini raporlarında belirtmesine rağmen polislerin bir sonraki sorgulamada kötü muameleye devam etmeleridir. Polislerin, kişinin doktor muayenesine götürüleceğini bile bile kötü muameleye devam etmelerini anlamak zor gözükmektedir. Polislerin bu cesareti, bu olayın Fransa için istisna bir olay olmadığı, sistemin kötü muameleyi bir şekilde talere ettiği izlenimi vermektedir. Nitekim, Uluslararası Medeni ve Siyasi haklar Sözleşmesi çerçevesinde, 1997 yılında, Fransa hakkındaki hazırlanan üçüncü periyodik rapor(***), iki Uluslararası Af Örgütü Raporu(****) ve Avrupa işkenceyi Önleme Komitesinin 1996 tarihli raporu(*****), maalesef, Fransa'da işkence ve diğer bazı kötü muamele çeşitlerinin yaygın olarak kullanıldığını göstermektedir.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi söz konusu raporunda, kolluk kuvvetlerinin, şüphelilere ve özellikle yabancılara ve göçmenlere, yaptığı kötü muamelelerin sayısı ve ağırlık boyutu konusunda ciddi endişe duyduğunu belirtmektedir(Supra no.3, par.16). Aynı raporda, şüphelilerin şikayetlerini araştıran bağımsız bir komitenin bulunmadığı ve sistemin aktörlerinin, kötü muamele iddialarını görmemelikten gelerek veya ciddi araştırmayarak kötü muamelenin kullanılmasına gizli destek verdiği de vurgulanmaktadır(Supra no.3, par.12, 16).
Uluslararası Af Örgütü de, raporunda, Avrupa kökenli olmayan bir çok gence polis tarafından gerçekleştirdiği kötü muamele ve ırza geçme örnekleri vermektedir(Supra no.4, s.15).
işkenceyi Önleme Komitesi de benzer şekilde, raporunda, mülakat yaptıkları kişilerin önemli bir kısmının poliste iken kötü muamele gördüklerini söylediklerini belirtmektedir(Supra no.5, par.11). Şikayetler özellikle, Afrika orijinli kişilerin bulunduğu, Paris, Marsilya ve Montpellier bölgesinde odaklaşmaktadır(Supra no.5, par.19).
Komitenin diğer bir tespiti oldukça enteresandır; Komiteye göre, dava dosyasında yer alan şüphelilere ciddi kötü muamele yapıldığını gösteren raporlar olmasına rağmen kötü muamele yapanlar hakkında her zaman bir işlem yapılmamaktadır(Supra no.5, par.24). Bu bulgu, aslında, yukarıda işaret edilen, doktor raporu alınacak olmasına rağmen polisin kötü muamele yapmaya devam etme rahatlığının sebebini açıklamaktadır
Mahkemenin yerleşmiş ve bu olayda da tekrar edilen içtihadına göre, bir kimse polisçe sağlıklı olarak gözaltına alınır fakat serbest bırakıldığında yaralı olduğu tespit edilir ise, o kişinin nasıl yaralandığı hususunda mantıklı ve kabul edilebilir bir açıklama getirme yükümlülüğü o Devlete aittir. Bu açıklamanın getirilememesi 3. madde ihlalini gündeme getirecektir. Bu içtihat, gözaltına alınan kişinin, karakola veya gözaltı birimine götürmeden önce, o anki durumunu tespit için ve son durumunu tespit için de serbest bırakılmadan önce tekrar doktora götürülmesini gerektiren 1998 tarihli gözaltı yönetmeliğinin 10. Maddesinin ne kadar yerinde bir yenilik olduğunu göstermektedir. (Gözaltı sürecinde, en az iki defa doktor raporu alınmasını kaynakların kötüye kullanılması olarak görenlere ithaf olunur)
Bu kararın bir diğer önemli özelliği, Akdıvar v Türkiye davasında ortaya konan iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının istisnaları ile ilgili prensiplerini diğer ülkelere de uygulandığını görmektir.
Mahkeme bu olayda da, "bu kurala gerçekten uyulup uyulmadığı, her kişisel davanın özel şartlarına göre özel değerlendirilmelidir" hükmünü tekrar etmektedir. Bunun anlamı, Mahkeme, bir olayda, yalnızca Sözleşmeyi imzalayan ilgili Devletin hukuk sisteminde mevcut olan resmi çözüm yollarına başvurulup başvurulmadığı gerçeğini araştırmaz; Aynı zamanda, genel kural ve bu kuralın politik sistem içinde işlerliği ile başvuru sahibinin içinde bulunduğu kişisel şartlan da araştırarak bir değerlendirme yapar.
Tüketilmesi gereken iç hukuk çözüm yolunun kullanılması mümkün ve tatmin edici olması gerekir. Diğer bir ifade ile, bu çözüm yollan yalnızca teoride değil pratikte de mevcut (herkesin kullanımına açık ve etkili) olmalıdır. Çözüm yollarının pratikte de herkesin kullanımına açık ve etkili olduğunu ortaya koyma yükümlülüğü ise davalı Devlete düşmektedir, iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia eden Hükümet, başvurunun yapıldığı tarihte, var olan çözüm yolunun hem teoride ve hem de uygulamada etkili ve tatmin edici olduğunu ispat etmek zorundadır. Diğer bir ifade ile, tüketilmesi gereken çözüm yolu, herkes için işler ve yapı itibari ile bir başvuru sahibinin şikayet konusunu giderici ve çözüm üretici olması gerekir. Ayrıca, "uluslararası hukukun kabul eylediği genel ilkelere göre", başvuru sahibini iç hukuk yollarını kullanmaktan muaf tutan özel şartlar olabilir.
(*)Kararı yorumlayan, Yard.Doç.Dr. M.Bedri ERYILMAZ, Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi
(**) İşkenceden dolayı mahkum olan diğer Avrupa ülkesi Türkiye'dir (bkz. Aksoy v Türkiye, Aydın v Türkiye). Mahkeme daha önceki kararlarında (örneğin Bkz.,Tomasi v Fransa, İrlanda v Birleşik Krallık, Tyrer v Birleşik Krallık, gibi), bir Batı Avrupa ülkesini sadece insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yapmaktan dolayı mahkum etmiştir.
(***) UN Doç. CCPR/C/79/Add.80,4 August 1997
(****)Amnesty International, "France, Excessive Fotce: A summary of Amnesty International's Concems About Shootings and II-treatment", London, Nisan 1998 ve "France, Excessive Force: Shootings, Killings and Alleged III-treatment by Law Engorcement Officers", London, Ekim 1994
(*****)CPT, Rapport au Gouvernement de la Republique Française relatif a la visite effectueee par le Committee Eurpoeen pour la prevention de la torture et de peines ou traitements inhumains ou degradants, France du 6 au 18 Octobre 19% (Report to the French Government conceming the visit of the European Committee for the Prevention of Torture and Inhuman ör Dedrading Treatment and Punishment in Farnce from 6 to 18 October 1996, Council of Europe, Strasbourg, 14 Mayıs 1998
Full & Egal Universal Law Academy